Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

Gercek Sevgi

Başlatan Tsunami, 22 Mayıs 2009, 01:51:24

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Tsunami

GERÇEK SEVGİ

Arthur, Merlin 'in yanından ayrılmadan önce çok karamsarlaştı. Nerdeyse on beş yaşındaydı ama diğer insanları çok az görmüştü. "Onlara katılacağın için üzgün müsün ?" diye sordu Merlin. "Her şeyden önce sen de onlardan birisin."

Arthur uzaklara baktı. "Hüzünlüyüm ama sebebi bu değil."

"Peki ne öyleyse?"

"Sana bir şey sormak istiyorum ama nasıl soracağımı veya sorsam mı sormasam mı bilmiyorum."

"Durma"

Arthur kararsız bir şekilde baktı. "Bana öğrettiğin dersler hakkında değil.Ama her şeyden çok bilmek istediğim bir şey, yani bana söyler misin acaba..."Boğazı düğümlendi ve durdu.

"Belki de aşık olmanın nasıl bir şey olduğunu öğrenmek istiyorsun?"

Arthur kafa sallayarak onayladı. Merlin 'in önsezisi ile kurtulmuş olmaktan mutluydu. Yaşlı büyücü bir süre düşündü ve "Her şeyden önce unutma ki gerçekten önemli bir şey sordun.

Aşk hakkında sözlerle anlatılamayacak bir şey vardır, ama önce benimle gel" dedi.

Arthur 'u öğle güneşinin parladığı bir açıklığa götürdü. Merlin 'in elinde güneşe doğru tuttuğu, yanan bir mum belirdi. "Yanıp yanmadığını görebiliyor musun ?" diye sordu. "Hayır" dedi Arthur. Güneş o kadar parlaktı ki mumun alevi görünmüyordu. "Ama bak" dedi Merlin. Bir pamuk parçasını muma yaklaştırdı ve pamuk hemen yanıverdi.

"Bunun aşkla ne ilgisi var?" diye sordu Arthur, ama Merlin yanıtlamadı. Sadece yılan otunun çiçeğini alıp suyundan iki damla Arthur 'un parmaklarına sıktı. "Tadına bak" dedi.

Arthur yüzünü ekşitti. "Çok acı" dedi.

Merlin çocuğu göle götürüp ellerini yıkamasını söyledi. "Şimdi suyun tadına bak" dedi. "Acılık kaldı mı?"

"Hayır" dedi Arthur. "Ama bunun aşkla ne ilgisi var?" Merlin yine karşılık vermedi ve çocuğu ormanın daha da derinlerine götürdü. "Şimdi kıpırdamadan otur" dedi sessizce. Arthur söyleneni yaptı. Biraz ileriden bir fare açıklığa fırladı, ama daha hareket edemeden bir kartal fareyi kaptı ve avıyla birlikte yüksek sarp kayalıklardaki yuvasına uçtu.

Arthur şaşkınlıkla, "Ama bana aşktan bahsedeceğini söylemiştin. Tüm bu gösterdiklerinin aşkla ne ilgisi var?" dedi.

"Dinle" dedi ustası. "Güneşe tutulduğunda görünmeyen mum gibi egon da aşkın dayanılmaz gücünde eriyecek. Gölün suyuyla yıkandığında kaybolan acılık gibi, hayatının acılığı da aşkla karıştığında en berrak sular kadar tatlı olacak. Ve kartalın avını yakalaması gibi kendine verdiğin önem de, seni içine alan aşkın gözünde bir pırıltıdan ibaret kalacak."

Sevginin gücü, saflığın gücüdür. Sevgi kelimesi bir çok şekillerde kullanılır ama o, büyücü için kutsal bir kelimedir, çünkü onun için sevgi, "tüm kötülükleri yok ederek sadece asil ve gerçek olanı bırakan" demektir. "Korktuğun sürece gerçekten sevemezsin" diye uyardı Merlin. "Öfkelendiğin sürece gerçekten sevemezsin. Bencil egon var olduğu sürece gerçekten sevemezsin.

"Peki o zaman nasıl sevebilirim ki?" dedi Arthur,korku öfke ve bencilliğin sıkça deneyimlediği şeyler olduğunu bilerek.

"İşte işin gizemli kısmı burası" diye yanıtladı Merlin. "Saflıktan ne kadar uzak olursan ol, sevgi seni arayacak ve sen sevene kadar seninle uğraşacak."

Sevgi, kötülükleri ortadan kaldırmak için hep işbaşındadır. Sevgisiz insan diye bir şey yoktur ; yalnızca, sevginin gücünü hissedemeyen insanlar vardır. Görünmeyen ve ebedi olan sevgi, duygu ve heyecandan öte bir şeydir ; o, hazdan ve hatta bir vecd halinden de ötedir. Büyücünün gözünde o, soluduğumuz hava, her hücredeki devinimdir. Sevgi evrensel kaynağından herşeye nüfuz eder. O, mutlak güçtür. Çünkü zor kullanmadan herşeyi kendine çeker. Sevgi, acı çekilirken bile, zihin ve ego 'dan uzaklarda görevini yapar. Sevgi ile kıyaslandığında diğer tüm güç çeşitleri zayıftır.

"Sen bir kral kadar güçlü müsün?" diye Merlin 'e sordu Arthur. "Bir kralın güçlü olduğunu nerden çıkarıyorsun?" diye karşılık verdi Merlin. "Krala gücü, her zaman ayaklanıp bu gücü geri alabilecek halkı tarafından verilir. Bu yüzden tüm krallar korku içinde yaşar ; bilirler ki sahip oldukları herşey ödünç alınmıştır. Ülkenin en fakir kişisi bile kraldan daha zengindir ; ta ki kral, gücünü bırakıp sevgiye teslim olana kadar."

"Hayattaki gerçek güç içten gelir. Dünyayı sadece içten gelen sevginin ışığında görmek, zedelenmez bir huzurda korkusuz yaşamaktır."

Sevgi ile ilgili, insanların dikkatinden kaçan birçok sır vardır. Sevilmek için önce sevmeniz gerekir. Birisinin sizi koşulsuz olarak sevdiğinden emin olmak istiyorsanız, onu koşulsuz sevmeniz gerekir. Birini sevmeyi öğrenmek için önce kendinizi sevmeniz gerekir. Bunların çoğu açık gibi görünüyor. Peki o zaman niye böyle yapmıyoruz?

Büyücünün cevabı şudur: Sevgi ortaya çıkarılmalıdır ; onu reçine gibi gizleyen öfke, korku ve bencillik katmanları soyulmalıdır. Tamamıyla sevgi dolu bir hayat için şu anda sahip olduğunuz hayatı saflaştırın. Sevgiye yaklaşmanın doğru ve yanlış bir yolu yoktur. "Ümitsizce sevgiyi arayan bir insan" dedi Merlin, "ümitsizce suyu arayan balığı hatırlatır." Yaşam çok sevgisiz gibi görünebilir, ama insanı sevgiden yoksun bırakan "dışarıdaki dünya" değil, onu algılayanın gözleridir.

Sevgiyi hayatınızın değişmez ve tam bir parçası haline getirmek istiyorsanız, önce şu an sevgi dediğiniz şeyi yeniden tanımlamanız gerekir. Çoğumuz sevgiyi birine duyulan çekim, önemsendiğimizi hissettiren bir beslenme kaynağı, haz ve keyif, güçlü bir his veya heyecan olarak düşünürüz. Her ne kadar bunlar sevginin birer yönüyse de, büyücü bunların en iyi ihtimalle tam olmadığını söyleyecektir.

"Ölümlülerin tarif ettiği sevgi, zayıflayıp yok olmaya mahkumdur" dedi Merlin. "Sizin sevgi dediğiniz şey gelir ve gider. Bir arzu objesinden diğerine atlar. Arzularınız reddedildiğinde çabucak nefrete döner. Gerçek sevgi değişmez. Onun bir objeyle ilgisi yoktur ve başka bir duyguya dönüşmez, çünkü en başta o, bir duygu değildir."

Tüm sahte sevgileri terkettiğinizde geriye ne kalır? Yanıtı kendini kabullenmeyle ortaya çıkmaya başlar. İçsel bir güç olan sevgi önce içinizde, yine kendinize yöneltilmiş olarak belirir. "Ölümlüler sevgi için huzursuz ve endişeli bir şekilde telaşlanıp dururlar" dedi Merlin. "Sevdiklerine sahip olamazlarsa öleceklerini zannederler. Ama gerçek sevgi sizi huzursuz etmez, çünkü onun ifade edilmeye ihtiyacı yoktur. En sevilen kişi bile sizin bir parçanızdır. Başkasından alacağınızı zannettiğiniz sevgi, farkındalığınızdaki bir sınırlılığın belirtisidir.Büyücü için tüm sevgiler benlikten gelir.

"Bu, kulağa çok bencilce geliyor" diye itiraz etti Arthur. "Benliği ego ile karıştırıyorsun, ama gerçekte benlik ruhtur" diye yanıtladı Merlin. Bencillik ise sahiplenmek, kontrol etmek ve hakim olmak isteyen ego 'dan kaynaklanır. Ego, "Seni seviyorum, çünkü sen benimsin" dediğinde sevgiden değil, üstünlük kurma ve sahiplenmekten bahseder. Gerçekten sevmeyi öğrenenler ilk önce bencilliği bırakmışlardır. İşte bundan sonra çok değişik bir deneyim başlar.

"Peki bu nasıl bir şeydir?" diye sordu Arthur. "Bunu hiç bilebilecek miyim?" "Bir gün bu huzursuzca telaşın bittiğinde, ufak bir ışık göreceksin kalbinde. İlk önce bir kıvılcım büyüklüğünde olacak, sonra bir mum alevi ve nihayet cayır cayır yanan bir ateş.

Sonra uyanacaksın ve bu ateş güneşi, ayı ve yıldızları kaplayacak. İşte o anda evrende sevgiden başka bir şey kalmayacak, ama yine de bunların hepsi kalbinde olacak.

DEEPAK CHOPRA - Büyücünün Yolu

 

 

ivrin

#1
Sevgili Tsunami, bu değerli paylaşımın için sana sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum, bu tarifler hep verilir ve başka zamanlarda söylediklerimiz de işte hep bir yolla ispatlanır, adeta başka yolu yok gibidir. O yüzden teşekkürü borç bildim. Saygılarımla ışık dostu..
 

Tsunami

#2
"İşte işin gizemli kısmı burası" diye yanıtladı Merlin. "Saflıktan ne kadar uzak olursan ol, sevgi seni arayacak ve sen sevene kadar seninle uğraşacak."

Iste sevgili ivrin, bütün hayatimizi bu cümle özetlemiyor mu:))Sevgi bizi aryor ve biz sevene kadar bizimle ugrasiyor:)) Sevmeyi ögrenene kadar binlerce defa canimiz yaniyor, iste bütün olan bite de bu :))
 

Gülay

#3
evet,sevgili tsunami

hikayenin teması tespit ettiğin bu nokta zaten, emeğine sağlık:)))
 

ivrin

#4
Bence uğraşmıyor onurlandırıyor sevgili Tsunami, sevgi varlığımız biz "O" olana kadar, onunla tek olana kadar, her fırsatta bizi onurlandırıyor:)

Biz istediğimiz kadar egosal seçimler ve kararlarla kendimize ve çevremize acı yaratalım, istediğimiz kadar direnip egosal alanımızla ön planda olalım -sevgi olan- asli varlığımız bizi onurlandırmaya devam ediyor:)o yüzden hep teslimiyetten bahsederdim (kendime ve kabulde olan her varlığa) o yüzden "güvendeyiz" kelimesini çok fazla kullanırım. O yüzden "akış"ta kalınmalı derim hep ama ne kadar dinlerim bu dediklerimi(!) asırlardır derim de bir arpa boyu ilerleyemem insanlık olarak.
 

ivrin

#5
Ve alkış tutarım aktarımlarına özümseseler de özümsemeseler de, sonra bir bakarım ki ben alkış tuttukça yollarından alıkoymuşum:( Bilmek lazım belki de her ruhun kendi sevgi yükselişinin sorumluluğu sadece kendi özünde, diğer türlüsü boy gösterisinden ibaretmiş "ben bunu biliyorum" demekmiş(!)
 

Tsunami

#6
Evet Gülay , hikayenin can damarina bastik, degil mi dostum :))

Ve ivrin, bir gün basaracagiz dostum, basaracagimiza inanmasak bu yolculuga cikmazdik, öyle degil mi:))

Ben Tsunami olarak, bir gün bildiklerimin hepsini "olacagim". O güne kadar, cevremde yarattigim ve varligima yasattigim her türlü olumlu ve olumsuz duyguyu sahipleniyor ve kutsuyorum, cünkü bu benim ögrenme yolum...Bunu yaparken gözardi etmemem gereken bir sey var ki, digerlerinin de yollarinin en az benim kadar kutsamayi hakediyor oldugu. Her zaman anda kalabiliyor muyum, elbette hayir, her zaman bu bilgelik yasantilarimi aydinlatiyor mu, elbette hayir...

Amma velakin, ÖGRENIYORUM:))
 

ivrin

#7
Ruh birliğinde ise iniş çıkışlara yer yok, hele hele acı yaratmaya! Söz bile yetermiş sevgi varlık olana, sevgi varlık bilirmiş sorumluluğun yalnızca kendisinde olduğunu. Uzun sözün kısası bir olanda tek gerçek yatıyor, gerisi ise egoları tatminle dolu biz dizi süsleme:)Bir gün bir büyüğüm demişti ki "hadi öğretin birbirinize haddiniz olmadan, hadi pataklayın birbirinizi ya da pohpohlayın egolarınızı ama asla öğrenemeyeceksiniz. Ne zaman ki öğretmekten vazgeçeceksiniz ya da vermekten, işte o zaman sevgiyi bileceksiniz. Hadi hırpalayın ruhlarınızı o egonuzun görkemli ışıltılı ihtişamı ile, acaba hanginiz daha berraksınız ve kime ispatlama çabasındasınız. "OL"maksa sevgili küçüğüm o yalnızca senin elinde ve senin sorumluluğunda. Hırpalama artık öğrenmek adına diğer ruhları, varsa cesaretin kapan gönül kafesine sadece ona söyle" işte böyle. Saygıyla anıyorum şimdi ve söylüyorum gönül kafesime yükselişimden ya da düşüşümden sadece ben sorumluyum, ve artık tellallığa lüzum kalmamıştır.
 

ivrin

#8
Kanaatkarlığımız haykırıyor, günah işlerken bile gösterdiğimiz cimriliğimiz haykırıyor yüksek nidalarla. Fırtınalara ve yıldırımlara ise kapalıyız, nerede bizi savuracak o içsel yıldırımlarımız? Bizi Aşılayacak cinnetimiz nerede? Öğrettiler asırlardır üstinsan olmayı bize işte 0, bu yıldırımdı; O, bu cinnettim! 

Tellallığa ise paydos dedi İvrin, bir ışık doğdu içinde; durmadan dalicesine arayanların hırpalamalarına ve hırpalanmalarına ihtiyacı yoktu artık. Yol arkadaşı içindeydi! Sözleri bitti bu noktada ve ışık doğdu: yoldaşı içindeydi ona hitap etmeliydi! Ne bir sürü ne de bir sürünün köpeği ya da çobanı olmalıydı artık! Oturduğu sandığı açtı İvrin, içindeki hazineyi ise ancak o bilebilirdi. Çobanlara ise "haydut" dedi o'da Zerdüşt gibi.
 
 

Alemtac

#9
EVRENSEL SEVGİ
Evrensel sevgi maddeden değil, ruhtan doğar. Bu aşamaya gelebilmemiz için, almadan vermeyi öğrenmek zorundayız. Çünkü Evrensel Sevgiye ancak, hizmetle, almadan vermekle varılır. Hizmet, ruhun yegane değer ölçüsüdür. Balzac "Sevgi meleklerin hayatıdır" demiş. Demek ki, Evrensel Sevgi insanın kendi kendini aşmasıdır. Kainattaki her şey bize verilmiştir, bizim içindir. Yeter ki biz, toplum olarak o cömert vericinin karşısında iyi bir alıcı olalım.

Evrensel sevgiye varış yolu merhaleler halindedir. Geçici gönül ilişkileri, sevgi denemeleri, fedakarlıklar, merhamet, hoşgörü, bize bu hazırlık devresi içerisinde olduğumuzu belirtir. Bunlar, bu dönemin işaretleridir. İşte bu yüzden bilinçli bir evlilik, maddesiyle, duygularıyla, olaylarıyla beliren, ilahi bir birliğe, oluşuma iştirak etmektir, katkıda bulunmaktır. Evrensel sevgiye hazırlık döneminin bir unsuru da merhamettir, vicdanlı olmaktır. Ancak buradaki merhamet, sabır, şefkat, hoşgörü ve fedakarlığı içerecek şekilde geniş anlamlıdır.



MAKUL VİCDAN SEVİYESİ VE SEVGİ
Dünyamız insanının açık şuurla sevgisinin muhatabını seçebilmesi imkansızdır. Çünkü dünya insanının sevgisi hislerinden doğar, aklıyla büyür ve vicdanıyla olgunlaşır. Bilinçli bir kademe olan makul vicdan ise, insanı dünyada ulaşması gereken en ideal, en yüksek nihai
seviyedir, sevgilerin en yücesini ve en gerçeğini tattırıp, yaşatarak, insan varlığına dünyayı terk ettirir. Çünkü sevgi, insanın kendi kendini aşmasıdır.



SEVGİYE METAPSİŞİK BİR BAKIŞ
Sevgi evrende bulunan bir güçtür. Bunun bir kudret tarzında oluşu, sevginin her şeyi ve her yeri kaplamasıyla alakalıdır. Bu güç sınırlı bir güç değildir. Bu güç varlıkların dışında mevcut olan ve tüm varlıkları kendi bünyesi içine alan ve varlıkların kendi tekamül düzeyine göre yorumlanan,tezahür ettiren bir güçtür.

Sevgi ilahi bir özelliğe sahiptir. Her şeyin temelinde sevgi vardır. Bu evrensel çekim yasası insanda sevgi şeklinde tezahür eder. "Seviyorum, sevmiyorum" "hoşlanıyorum, hoşlanmıyorum" sözleri tamamen rölatif kavramlardır. Bu tamamen kişilerin yaşam devreleriyle ilgili kavramlardır. Bunlar, şuur düzeyinin sonuçlarıdır, yorumlarıdır. Böylece insanlar arasında farklı seviyelerde sevgi örnekleri, anlayışları ortaya çıkar. Bunun sebebi, insanın algıladığı sevgi gücüne karşı gösterdiği dirençtir. Aslında bu etki, sevgi enerjisi, her yere güneş ışığı gibi aynı şekilde dağılır. Hepimiz biliyoruz ki, elektrik akımının bir demirden geçişi ile, altından, platinden geçişi arasında çok fark vardır. Madenler asallaştıkça kayıplar azalır, geçirgenlik gücü artar. Kayıplar giderek sıfıra yaklaşır.

"Komşunu seveceksin" bir direnç örneğidir. "Herkesi seveceksin" ifadesi, bakırdan gümüşe, altına geçiş gibi daha genişlemiştir. "İnsanlar kardeştirler" ifadesi, tüm dirençlerin kalkmasını anlatır. İşte varlığın direnci, azaldıkça, sevgiyi çekme kabiliyeti de artar.

Sevmek evrensel bir mecburiyettir. Hiç bir varlık bunun dışına çıkamaz. Bu bir gerekliliktir. İnsan yaratılışı itibarı ile bunun dışında hareket edemez. İnsanların haklarına saygı göstermek, onların tekamüllerine engel olmayıp, yardımcı olmak, hoşgörülü ve sabırlı olmak; hepsi sevginin tezahürüdür. Eğer biz bunları yapamıyor, tamamen çıkarcı bir sevginin içinde kalıyorsak, ki insanlık bugün bu durumdadır, kendimizi tanıdığımız ve iyi yolda olduğumuz pek söylenemez.



SEVGİSİ ARTMIŞ BİR İNSAN NASIL OLUR?
Bu kişilerin davranışları pozitifleşir, özverili olur, düşünce ve davranışları vericidir.
Almadan vermeyi öğrenmiştir.İç güzelliğini dışarı yansıtma uygulamasındadır. Kendi kendine enerji üretmeyi öğrenmektedir. Kendi kendine yeten, verici bir varlık durumundadır. Bu insan, yardımsever, hoşgörülü, merhametli ve adildir. Kişisel etkileme gücü artmıştır.
Pozitif enerji yayını olduğundan, pozitif düşüncelerinden ötürü kişilerde sakin bir etki uyandırır, rahatlatır. Aydınlatıcı, sakinleştirici, ümit ve cesaret verici, teselli ve sevgi dağıtıcı bir rol oynar. Bunlar psişik tezahürlerdir. Bu kişiler eğer sürekli toplum içerisinde bulunuyorsa, başkalarına antipatik geldiklerini görmek mümkün değildir. Bu insanda genişlemiş bir varlık sevgisi doğar. Yani artık insan farkı gözetmeksizin, cinsiyet, inanç farkı gözetmez. Kendisinde mistik bazı tezahürler ortaya çıkar. Sufiyane bir deyimle, Tanrısal bir cezbeye girer.



SEVGİYİ 3 ŞEKİLDE İNCELEMEK
1) Aldığı kadar vermeyenler : Bunlar bencil ve çıkarcı sevgi uygularlar, dirençleri çoktur.
2) Aldığı kadar verenler : Bunlar sevgi tacirleridir. Orta dirençli varlıklardır. Ne alırlarsa onu verirler. Hiç almazlarsa, hiç vermezler yani Al gülüm ver gülüm diyenler.
3) Aldığından fazlasını verenler : Bunlar dirençleri çok azalmış varlıklardır. Kendileri sevgi enerjisi üretebilirler.

Onsuz yapamadığımız, onunla gülüp ağladığımız sevgi.

Her yaşta üzerimizde etkisi bir başka olan sevgi.

Çocukluk yaşlarımızda yoksun kaldığımız zaman, ileri yaşlarda pek çok psikolojik rahatsızlıklara, bunalımlara neden olan sevgi.

Hakkında pek çok filmler çevrilen, şiirler yazılan, uğruna canlar feda edilen sevgi.

Özetle sevgi, Spiritualizmin ve diğer inisiyatik öğretiler dışında daha çok duygusal bir etki olarak ele alınmıştır.

Sevgiyi neye göre sınıflandıracağız?
Sevgi bir enerjidir.
Sevgi enerjisinin cezbedilişi, kullanılması, kişinin idrak düzeyine göredir.

Neden sevemeyiz? Sevgimiz neden sınırlıdır?
Bunlara cevap veremezsek, sevgiyi anlayamayız.

Tekamülün bir amacıda, sevgi enerjisini bünyemizden daha çok geçirmektir. Başka bir ifade ile, sevemeyişimizin bir nedeni de, evrensel sevgi enerjisini bünyemizden yeteri kadar geçirememektir. Sevgi enerjisini kullanabilen bir varlık, kozmik tesirlerin bünyesine adapte olmasına elverişli bir zemin hazırlar. Toplu halde yaşamanın bir anlamı, Kainatı saran sevgi enerjisini tezahür ettirmek, ona işlerlik kazandırmaktır. Ancak bu şuurlanma ile mümkün olur. Şuurlanmak, varlığın yanılgıdan kurtulması demektir.



SEVGİSİZLİK
Bütün evreni dıştan içe doğru saran sevgi enerjisi, varlıklar tarafından çeşitli şekillerde tezahür ettirilmektedir. Buna rağmen, günlük yaşamımızda insanların birbirlerini sevmediklerini gözlemlemekteyiz. Peki insanlar neden birbirini sevemez? Bu güçsüzlük, bu negatif durum neden ortaya çıkıyor?

Sebeplerden birisi otomatik yaşamaktır. Otomatik yaşam, hayatı kurulu bir düzen halinde, belli bir programı aynen tekrarlayan bir sistem gibidir. Gurdjieff'e göre insan kendini tanımayan ve kontrol edemeyen bir makinedir. Davranışları ve cevapları mekaniktir. Elimiz yandığı zaman elimizi geri çekmemiz, taş atıldığı zaman başımızı eğmemiz birer mekanik tepkidir. Aynı şekilde, şartlanmış olduğu bir fikri benimseyerek refleks tarzında karşılıklar verir. Tıpkı bitki köklerinin suya yada rutubetli yere doğru kendiliğinden yönelmesi gibi. İnsan da, "sev seni seveni" gibi otomatik ifadelerde bulunur. Otomatik insanın sevgisi bedensel ve duygusal tatminlerden ibarettir. Otomatik replikler bünyemizde dirençler oluşturur ve bu yüzden de sevemeyiz.

İkinci sebep dış tesirlerdir. Çağımız insanını dış tesirlerin yönettiğini açıkça görebiliriz. Tıpkı rüzgara yakalanmış bir yaprağın salınımlar yapmasına benziyoruz. Ailenin ve toplumun baskılı şartlandırmaları bir takım akli kontroller de gelişimimize engel olmaktadır. Gelişemediğimiz içinde sevgi enerjisini bünyemize alamıyoruz.

Dış tesirler arasında toplumsal gelenek ve görenekler, moda, dinler, radyo, TV ve yayınlar yoluyla yapılan reklamlar da bulunmaktadır. Tüm bu mekanik sistemler insanı maddesel rahatlık ve mutluluk peşinde koşturur, doğallık ilkesinden alıkoyar.

Toplum, insanın neyi sevip sevmemesi gerektiği konusunda onun adına karar verir hale gelmiştir. Bu durum kendimizi tanımamıza, dolayısıyla kendimizde mevcut birtakım enerjetik akışların doğal bir şekilde hareket etmesine engel olmaktadır. Bu engelleniş ise sevgi ile hareket etmemize veya bir sevgi düşüncesinin zihnimizde oluşmasına imkan vermemektedir.

Bir diğer direnç kaynağı da duygusallıktır. İnsan mantıklı ve muhakemeli hareket yerine, duygusal hareket etmeye meyillidir. Duygularımız bizi daha fazla kontrol altında tutar. Duygusallığımızla övünür ve sevgide duygusallık payının ne kadar çok olduğunu anlatmaya çalışırız. Halbuki duygusallık bir sevgi tezahürü değildir. Duygusallıkta sevmek, ilgilenmek, şefkat ve acıma, birlik "ben ve o biriz" fikri bulunmaz. Çünkü bu konulara duygusal olarak yaklaştığımızda, başka bir duygusal durum bunları hemen sarsıp yıkabilir. Beyaz olarak düşündüğümüz bir nokta duygu değişimi yaşadığımızda siyaha dönüşebilir, sevgi zannettiğimiz şeyde nefrete. Tatmine ve almaya dayanan duygusal sevgi, kararsız ve değişken bir sevgidir. Duygusal sevgiye duygusal tatmin demek daha doğrudur. Çünkü beraberinde bencillik, kıskançlık, alınganlık, öfke ve nefreti de getirir.

Sevmemize engel bir diğer unsur benliklerimizdir. Evde, sokakta, iş yerinde, okulda gerçek ben'imiz değil, hepsi duygularıyla ve çıkarlarıyla davranan çok sayıda ben'lerimiz bizi yönetir. Kendimizi değiştirip bulunduğumuz ortamın gerektirdiği düşünce ve şekil düzeyine getiririz. Her bir ben'in belirli bir rolü vardır ve küçük ben'lerin sevgisi de küçüktür. Küçük çıkarlara ve tatminlere dayanır ve bunun gerçek sevgiyle uzaktan yakından ilişkisi yoktur.

İnsan bünyesinden sevgi enerjisinin geçişine engel oluşturan en büyük etken, olumsuz duygu ve düşüncelerdir. Çünkü insanın içinde kin, nefret, kıskançlık, kibir, alınganlık, vesvese, şüphecilik, korku, hatta aşırı hayranlık ve özenme olunca sevgi tezahür etmez. Olumsuz duygu ve düşüncelerin kaynağı korkudur. Bu sadece fizyolojik değil, ayrıca yaşayış düzenindeki herhangi bir değişikliğe karşı olan korkuları da kapsar. Bazı insanlar ölümden korkmaz ama mahrum olmaktan korkar. Elbisesinin olmaması, arkadaşlarının terk etmesi, aç kalması, hor görülmesi, bulunduğu mevkiden düşmesi gibi... Bu korkular da sevgi akışının bünyemizden geçişine engeldir. Günümüzde, herhangi bir yerde bir insanla göz göze gelmek, merhabalaşmak, hatır sormak bile bir korku haline gelmiştir. "Acaba bunun arkasından bir şey mi çıkacak?", "Benden çıkar mı umuyor?" gibi türlü şeyler düşünürüz. Çünkü korkular güvensizliği de yaratır.

Sevgiye engel olan bir diğer etken de özdeşleşmeler, eş koşmalardır. Çağımız insanının en büyük zaafı, kendi öz varlığı dışındaki objelerle kendini bir tutması, özdeşleşmesidir. Böyle biri kendi varlığını unutmuştur. Özdeşleştiği objeyle sevinir, onunla üzülür. Örneğin; tuttuğu takım kazanırsa kendi kazanmış, kaybetmişse kendi kaybetmiş gibi olur. Eş koşmalar çoğu kez gelişmemize engel olur ve hayatı çekilmez kılar. Kişinin, kendisini "Sevdiği ev, çiçek, köpek, sevgili, bankadaki para, giydiği elbisesi, oturduğu makam koltuğu, iktidarı..." gibi görmesi bir putperestliktir. Bunların hepsi belli bir zaman süreci içinde hareket etmek zorunda olan olgulardan ibarettir. Eş koşmanın daralmış yoğun ilgisi sevgi değil, o obje üzerinde hegemonya kurmaktır.

BENCİLLİK
Benciller dikenleri karşılıklı birbirine batan kirpiler gibidir. Bir toplumda herkes birbirinden sorumlu, herkes birbirine ve topluma borçludur. Gerçek insanlığın şartlarından birincisi İlahi düzene saygı duymak, ikincisi başkalarını sevmek onları düşünmek, üçüncüsü topluma bir şeyler verebilmek için çalışmak, bilgisini artırmak ve kendini yükseltmektir.

Bir kimse herhangi bir kişiyi yürekten ve gözleri yaşararak sevebiliyorsa o sevgiden Allah sevgisine geçmesi kolaydır çünkü onun eserini seven onu sevmektedir. Örneğin; caddede karşıdan karşıya geçmek isteyen bir yaya dakikalarca bekler hiç bir araç ona yol vermez. Birisi insafa gelip yol verecek olsa arkadan gelen araçlar niye duruyorsun manasında korna çalmaya başlarlar aynı ruh hali yayalarda da vardır. Hiç düşünmeden aracın önüne atlar o dursun diyerek caddeyi rastgele yerlerden geçmeye kalkarlar. Vasıtadakiler yayalara, yayalar da vasıtadakilere kızarlar. Öyle bir bencillik yarışı başlamıştır ki menfaatine dokunan feryadı basar.

Yaradan'a ve onun düzenine saygı duyan kişi kendisinin o düzenin bir parçası olduğunu bilir ve o düzenin diğer parçaları olan diğer insanlara sevgi, saygı ve yardımın gerekliliğini de kolayca idrak eder. Önce senin ve sizlerin dileği ve çıkarı olsun diyen kişi topluma karşı borcunu en iyi şekilde ödemeye başlamış demektir. Böyle bir davranış "hayır senin dediğin değil, benim dediğim olacak" tarzındaki çatışmaları da peşinen önlemiş olur. Önce senin dileğin olsun diyen karşısındakinin gönlünü kolaylıkla fetheder. Onu da aynı güzel davranışa yöneltmiş olur. Önce sen diyenler bir toplumda çoğalınca orada aç, yoksul, işsiz kalmaz, kavga dövüş son bulur.

Her şeyi sahiplenmek yani bencillik bilgisizliktir. Çocuklar terbiye ve eğitimle bilgisizlikten yavaş yavaş kurtulurlar. Çocuklarını eğitmeyen onun bencilliğine, her şeyi almasına bağırarak, ağlayarak her şeyi sahiplenmesine engel olmayan ebeveynler çocuğun gelişmesini geciktirmekte ve zorlaştırmaktadırlar. Çocukken sevgi ile, açıklayarak, çocuğu överek o davranışın yanlışlığı çok kolay öğretilebilir. Örneğin çocuğa denebilir ki "sen iyi bir çocuksun, kimseye haksızlık yapamazsın, o senin değil başkası sana verirse alabilirsin" . Bunu kızmadan, dövmeden ama çok kesin bir dille söyleyin. Haksız ağlamalarına taviz vermeyin, kesinlikle yumuşamayın. Çocuk anlamaz demeyin çünkü onlar her şeyi biliyorlar.

Sevgi övgü ile doğar, övgü ile gelişir. Ancak maalesef birbirini sevmeye başlayan kişiler bu sevginin kendi kendine gelişeceğini ve devam edeceğini zannedip hiç bir gayret göstermezler hatta kendi sevgimizin devamı da sevdiğimiz kişileri övmemize bağlıdır çünkü övdüğünüz kişinin sevilmeye layık olduğunu bir iç yargı ile düşünür ve kabul edersiniz. Yerdiğiniz ve kötülediğiniz kişinin de artık sevginize layık olmadığını düşünmeye başlarsınız. Övgü aslında kendini ikinci planda tutabilmenin ifadesidir. Herkese samimi övgüler yapabilen kişiler nefsini yenmiş, benliklerinden kurtulmaya başlamış, gönlü herkese karşı sevgi dolu olan kişilerdir.

Seni seviyorum demek bunu içtenlikle söylemek büyük bir övgüdür. Karşımızdakinin sevgimize layık olduğunu ve çok değerli olduğunu ifade eder. "Kendini sevmeyen bir insan başkalarını da sevemez". Sevgi, iyilik ve hizmet tohumları ekenler elbette sevgi, iyilik ve hizmet mahsullerini toplayacaklardır kanun budur ne ekilirse o biçilecektir.



KISKANÇLIK
Kıskançlığın temelinde 3 büyük gerilik yatar. Egoistlik, bilgisizlik ve sevgisizlik. Aslında kıskançlık kıskananı da, kıskanılanı da huzursuz eden bir ruh halidir.

Gerçek sevgide kendinden çok sevdiğini düşünmek vardır. Gerçek sevgide sencillik esastır. Gerçek sevgide gönül aydınlık ve açıktır buram buram iyilik ve sevgi kokar. Öyle bir sevgiye ulaşan üstün insan olur. O sevgiye varan herkesi sevgilisi olarak sevmeye başlar. İşte böyle bir insan hiç kimseyi kıskanmaz. Tam tersi en ufak bir başarıya sevinir, alkış tutar.

Kıskanç kişi sevgi yönünden geridir, ilkel kalmıştır kıskançlık ismine uygun bir biçimde kalbin bir kıskaç arasında sıkılmasına benzer. Kıskançlığı ortadan kaldırmamız için öncelikle kıskançlığın normal bir şey olmadığını, bir hastalık ve gerilik olduğunu kabul etmek gerekir. Bunu kabul ettikten sonra kendi değerlerimizi araştırmamız, kendi üstünlüklerimizi görüp, bunları kendimize sesli olarak tekrar tekrar söyleyerek benimsetmemiz gerekir yani kendi kendimize olumlu telkinler yapmalıyız. Sonra kendimizi ele alıp kendi hata ve yanlışlarımızla savaşa gelir sıra. En son olarak da bilgimizi artırmaya, fedakarlığımızı ve sencilliğimizi arttırmaya gönlümüzdeki sevgiyi arttırmaya, kendimizi zorlamamıza sıra gelir. Bunlar zamanla, sabırla yürütülen bir çaba ister. Bu çabaları geciktirmemiz sadece işimizi güçleştirir, yolumuzu uzatır, sıkıntılarımızı arttırır.

Beşer varlığı olarak en büyük vazifelerimizden biri sevgi enerjisini kullanıp dağıtmaktır. Sevgi yapıcı bir enerjidir, var oluş enerjisidir. Sevgi enerjisini bünyemizden geçiremediğimiz sürece sağlıklı bir bedenimiz de olamaz. Hastalıkların büyük bir kısmı kozmik dengeye ulaşamamamızdan ileri geliyor. Sevgi eş koşmayla değil tam tersine terk ile olur. Terk; her şeye ve herkese karşı aklı ve vicdanı kullanarak davranmak, yerinde ve zamanında hareket etmektir. Sevmek tekel altına almak değil, sevilenin özgürce gelişmesine imkan sağlamaktır.

Yaşamın en büyük dramı insanların yok olması değil, sevmekten vazgeçmeleridir. Kendinde bir şeyi bağışlamamışsan, başkasını nasıl bağışlayacaksın?

Bütün kainat birbirine sevgi ile bağlanmış,

sevgini vermesini öğren,
çünkü gönlün anlasın ki hepsine yer varmış,

sevgisiz insandan,

dünya unutma ki korkarmış.

(Mevlana)

ALINTIDIR.

 

Alemtac

#10
Kendine Dost Olmak Dostu bulmak önce kendine dost olmaktan geçer. Bir yerlerde o sonsuzluğa sahip olan arkadaşı arıyorsanız, size CANINIM diye hitap eden, o sonsuz olanın kelamını hatırlayın...

Yüreğimizdeki, kin, öfke, hırs, fesatlık ve çirkinlikleri kendimizin yarattığını ve yaratılan bunca karanlığa sahip çıkarak hem kendimize zulüm etmeye devam ettiğimizi, hem de aynı zamanda bunların var olmasına bu dünyada izin verenin biz olduğunu ve en yakınlarımızı dahi bu sonsuz sevgiden, candan mahrum bıraktığımızı bilelim...

Ama eşzamanda, yaşananlarla birlikte biriktirmiş olduğumuz sıkıntılarımızı, üzüntülerimizi, bizim hayal kırıklıklarımızla birlikte şekillendirdiğimiz o "karanlık" dünyamızı ve onların başkahramanlarını, aydınlık olana çevirme kudretine sahibiz.. Asıl bunu bilelim... Başkası hakkında edindiğiniz hükümlerinize dikkat edin, duanız o kadar güçlüdür ki hüküm yerini bulur, siz bilmeseniz de... Peki, neden çevirmeli? Çünkü herkes farkında değil koşulsuz sevmenin güzelliğini... Bu muazzam gücün kendi yüreğinde olduğunu bilmez her bir insan! Ve bu gücün yüreklerde nasıl deprem yarattığını, nefretin ve yaşadıklarının acısını çıkarma, intikam dolu benlik savaşlarının ancak bu güç karsısında eriyebileceğini deneyimlememiştir henüz... Acı diye tanımladıklarını yok edebileceğine inanmamıştır henüz. Ve yüreklerin böyle saflığa erişebileceğinin herkes farkında değildir elbet... Çünkü görmemiştir herkes sevgiyi... Kendini savaşın ortasında bulmuş ufak bir çocuğa sevgiden "bahsederseniz", görmediği bir şeyin varlığına inanmasını sağlayamazsınız. Bu ister yaşadığı aile içindeki savaşı olsun, isterse yaşanılan dünya savaşlarına şahit olan bir çocuk olsun... Ne bir tokatın sebebini, ne de bir silahın kurşununu ona açıklayamazsınız. Ona insanların hırs ve hükmetme arzusu yüzünden katliama elçi olduklarını söyleyemezsiniz. Var olana küsmüş bir yüreğe dost olmayı bilemedikten sonra, aşkın adıyla çok avuturuz daha kendimizi.

Bunun için yaşadığımız onca içsel savaşlarımızın sahibi olmayı bırakıp, yaşamın efendisiymiş gibi davranmaktan vazgeçip, yüreğimizin efendisi olalım. Cennet bahçelerinden her bir yüreğe, özel bir yer ayıralım. Çünkü yaşam dediğin zaten seninle var! Sen olmasan ne evren olurdu ortada görünen, ne de aşk olurdu kendini sana bildiren... Kendinizden yola çıkarak her bir yüreğin, tek bir yürek olduğunu bilirseniz, size "başkası" tarafından verilen "negatif" bir tepkinin veya yaşanılan bir kavganın ana kaynağını bilir, ve yüreğinizdeki sonsuz cömertliği açığa çıkarmanın yolunu bulursunuz, yine onu aşka çeviren, aşkla yıkayan siz olursunuz. Çünkü bir "başkası" asla yoktur bu evrende, her bir yürek, her bir suret, sizin canınızın bir yansıması ve canınızdaki candır. Canınızdır! Başkalarını hor görmek, kendinizden bihaber olduğunuz içindir, tanımlayan olmasa tanımlanan da olmaz... Hiçliği kendimizde bulacak kadar varız biz. Sonsuzluğa sahip olan dostun kendiniz olduğunu bilin, kendinizden kendinize olan zulüm perdelerini yırtın artık!

=Erdal Didar=
 

Scyth

#11
"Saflıktan ne kadar uzak olursan ol, sevgi seni arayacak ve sen sevene kadar seninle uğraşacak."  Bu kısmı çok beğedim....
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.