Haberler:

Yeni celse yayınlandı! 25 Temmuz 2026🎉

Ana Menü

DENGE

Başlatan beyrutkapı, 06 Şubat 2017, 05:17:09

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

#30
Atilla Oral'ın bu mektuba kaynaklık eden kitabında, söz konusu mektubun orijinal sayfaları ve günümüz Türkçesindeki karşılıklarının gösterildiği sayfaları içeren bir PDF dosyası: https://millicumhuriyet.files.wordpress.com/2013/01/mkemalinelyazisiylaayethakkindakifikri.pdf

gerçek tosun paşa

#31
Atatürk'ün bu düşüncesine çok şaşırdım doğrusu. Adamın üst yoğunluk bir özel görev insanı olduğunu hep düşünmüştüm. Teşekkür ederim Bozadi.

bozadi

#32
Mektupta geçen şu ifadeye dikkat:

Alıntı Yap
...mevhum denecek kadar hiç olan İsa'yı yaratan apotrlar...


"Mevhum" kelimesi "sahte, sanal, gerçek olmayan" anlamlarına geliyor. "Apotr" ise "havari" anlamına geliyor. Yani Atatürk burada tarihsel kayıtlar itibariyle İsa'nın varlığını doğrulayan birşey olmadığını, İsa'nın "havari" denen kişilerce yaratıldığını/uydurulduğunu söylemiş resmen! Ne kadar ilginç!

Ve Hıristiyanlığın kuruluş dönemi kaynakları incelendiğinde, İsa'dan ziyade Havari Pavlus'un adının geçtiğini iddia eden pek çok kaynak var.

bozadi

#33
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen gerçek tosun paşa

Atatürk'ün bu düşüncesine çok şaşırdım doğrusu. Adamın üst yoğunluk bir özel görev insanı olduğunu hep düşünmüştüm. Teşekkür ederim Bozadi.
Ben de çok şaşırdım gtp! :) Ve Atatürk'ün de bir BH gezgin varlığı olduğundan şüphe duymuyorum kendi adıma.

Atatürk burada İslam'ın Türkler üzerindeki etkilerinin olumsuz bazı yönlerine dikkat çekme gereği duymuş. Çok çeşitli dini kavram ve anlayışlara ve şahsiyetlere "giydirmiş".

Muhammed'in yerinde olmak istemeyeceğim gibi Atatürk'ün de yerinde olmak istemezdim doğrusu. Birbirlerininkine son derece zıt misyonları varmış gibi görünse de ve Atatürk'ün bu mektuptaki eleştirilerinin niteliğine rağmen, bu görüntünün aldatıcı olduğunu düşünüyorum. Ben ikisinin de BH gezgini olduğuna ve ikisinin de kendi koşulları içinde son derece zorlu ve belalı işlerle uğraşmak zorunda kaldığına inanıyorum. Toplumları dönüştürmek "deveye hendek atlatmaktan" zordur ve hatta çoğu zaman imkansızdır, onu anlayabilir insan bu tarihsel hikayelerden belki de.

Bildiğiniz gibi Atatürk bazı durumlarda İslam'a son derece olumlu referanslarda bulunurken, bazı durumlarda İslam'ın ve belki genel olarak dinlerin insanlar üzerindeki olumsuz bazı tesirlerine dair sert eleştiriler yapmış. "Çelişkili" beyanlarda bulunduğu iddia edilebilir kolayca belki ama bu meselenin göründüğü kadar basit olmadığını düşünüyorum. Atatürk'ün de asıl derdi "ideoloji" değildi bence, aksine, insanların zihinlerini tüm ideolojik prangalardan arındırmayı ümit etti belki de. Ama bunun ciddi ölçüdeki imkansızlığıyla karşılaştığı bazı durumlarda da alternatif, dengeleyici, güçlendirici, özgürleştirici bir ideoloji yaratmak istedi belki de. Atatürk'ün "Türklük ideolojisi" diye tanımlanabilecek ideolojiye yönelik çabalarının, İslami ideolojinin olumsuz bazı yönlerine karşı bir dengeleyici etkisi olmasını ümit ettiği anlaşılıyor veya ben öyle anlıyorum. Ama Kurtuluş Savaşı zaferi nedeniyle Atatürk'ten nefret eden bir yığın emperyalist güç vardı ve etrafında da onu kısknanan, nefret eden kişiler çoktu muhtemelen. Hilafeti yıktığı için zaten toplumun önemli bir kısmının zihninde bir "şeytan" haline gelmiş veya getirilmişti. Sonuçta tüm bu olumsuz koşullar, Kertişlere veya bir şekilde üst düzey KH güçlerine, Atatürk'ün moralini epeyce bozup onu hem bedensel hem de ruhsal olarak ciddi oranlarda yıpratmak için epeyce imkan yarattı diye düşünüyorum. İslam konusu başlarda olmak üzere bazı konularda çelişkili denebilecek beyanlarda ve eylemlerde bulunmasının, toplumsal bazda karşı karşıya kaldığı zorlu durumlarla yakından bağlantılı olduğunu sanıyorum. Aynı şekilde Güneş-Dil teorisinde belirgin bir aşırılık olduğu anlaşılıyor. Atatürk'ün sağlığına yönelik sabotajlar yapıldığına dair de önemli iddialar var bildiğiniz gibi. Sonuç olarak ömrünün özellikle son yıllarında Atatürk'ün pek çok bakımdan ciddi baskılar, cendereler içinde kaldığını, bu nedenle K'ların Musa'yla ilgili anlattığına benzer şekilde Atatürk'ün bir ciddi bir ruhsal yıpranma ve yozlaşma deneyimlediğini düşünüyorum kendi adıma. Ama her zaman vurguladığım gibi, bu düşüncem, Atatürk'ün büyüklüğüne dair inancımı ve duyduğum büyük saygı ve sevgiyi ortadan kaldırmıyor. "Hatasız/mükemmel" değildi ve bu mümkün de değildi zaten. Kendilerince haklı nedenlerle aksini düşünen pek çok kişi olabilecek olsa da, en nihayetinde son derece pozitif bir misyonla dünyaya gelmiş, çok büyük işler başarmış biri bence. Muhammed için de aynı şeyi düşünüyorum.

gerçek tosun paşa

#34
Bozadi harika anlatmış ve alıntılamışsın. Atatürk'ün fazla realist bir tavrı var. Herhangi bir ideolojiye yapışmadığı gibi her ideolojiye adapte olacakmış gibi fazla şeffaf bir yapısı var. Her zaman gerekli olan neyse o yapılmalıdır ilkesine sadık kalmış biri ve bir şeylerin gerçekten insanların yararına olması gerektiğini önemsiyor. Monoteist dinler hakkında ki görüşleriyle fazla eleştiri alan biri aynı zamanda. Çok fazla kararlı ve öngörü seviyesi çok yüksek. Adam yönetimi muazzam bir lider. Bu özellikler sebebiyle BH özel görevlendirilmiş bir gezgin olabileceği üzerinde çok ciddi olarak düşünüyorum seninle aynı şekilde.