Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

dalga 8

Başlatan beyrutkapı, 08 Eylül 2013, 18:27:17

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

beyrutkapı

dalga kitabının 8. bölümünde laura şöyle bir şeyden bahsediyor:
 ''Karşılaştığımız bir diğer önemli konu ise "çekim." Kasyopyalılar KH (Kendine Hizmet) modunun çekimin toplanmasının bir yansıması olduğunu ve BH (Başkalarına Hizmet) modunun da çekimin yayılmasının bir yansıması olduğunu söyledi. Bu ne anlama geliyor ve ne gibi alt yansımaları kastediliyor olabilir?''
bu konu benim hayli kafamı kurcaladı. elbette sıralayacağım düşünceler yanlış olabilir ve başka düşüncelere yada düzeltmelere sonuna kadar açık olduğumu belirtmek isterim.
benim anladığım ve bilebildiğim kadarıyla evrende her şeyin temelini oluşturan şey çekim. belki tüm evren için tek bir kuram söz konusu olduğunda bunun temeli çekim kuvveti olmak zorunda gibi geliyor bana.
özellikle bizim boyutum açından bakıldığında çekim-antiçekim, madde-antimadde ve bizim kavramlarımızda işin içine girdiğinde ışık-karanlık, iyilik-kötülük vs...
bizim ilizyonumuzda dualizm herşeyin birliğini anlamamızı engelleyen önemli bir etken. tüm ''bir'' oluş açısından, bizim kültürümüzdeki kavramla vahdet-i vücut açısından elbette tüm bunlar aynı gücün farklı  tezahürleri...
peki, aslında bizim ilizyonumuz açısından bakıldığında aslında tüm bu dualizmin kökeninde lauranın deyişiyle çekimin toplanması ve çekimin yayılması ekseninde; güneş çekimin yayılması, karadelikler çekimin toplanması örneğini oluştururmu acaba? ve dolayısıyla güneş için başkalarına hizmet, karadelikler için kendine hizmet örneğini verebilir miyiz? acaba bu olgular, aslında karşılıklı dengede bir evrenin bizim gözümüzden dualizm olarak algılanması mıdır? sorular ve sorular....
 

bozadi

#1
Foruma hoşgeldin sevgili beyrutkapı. Katılımından, sorularını, fikirlerini ve eleştirilerini paylaşmandan memnuniyet duydum. Teşekkür ederim.

Kasyopyalılar çekim konusuyla ilgili önemli bazı açıklamalarda bulunuyor. Çekimin tüm gerçeklikleri birbirine bağlayan bir yaşam gücü olduğunu söylüyorlar. Tabi sezgisel bazı tahminlerimizin ötesinde "çekim" konusunda bildiklerimiz, bilmediklerimizden çok daha az muhtemelen.

Dualizmle ilgili sorularını ve yorumlarını incelediğimde, bu kavramın sana pek sıcak gelmediğini algılıyorum. Dualizmi birliğin anlaşılması ve deneyimlenmesi önünde bir engel olarak görüyorsun belki de. Yanlış anlıyorsam gerekli düzeltmeleri yap lütfen ama "dualizm varsa birlik olamaz, birlik varsa dualizm olamaz" gibi bir görüşle yaklaşıyorsun konuya.

Konuya %100 hakimmiş gibi görmüyor ve hissetmiyorum kendimi ama konuyla ilgili bildiğim veya bildiğimi düşündüğüm birkaç hususu vurgulamak istiyorum. Tartışmanın seyrinde umarım konuyla ilgili muhtemel eksik veya yanlış bilgilerimi de keşfederim.

Laura veya arkadaşları celselerde falanca meselenin doğrusu şu mu, yoksa şu mu gibisinden bir sorduklarında, Kasyopyalılar pek çok durumda ilginç bir şekilde "her ikisi" cevabını veriyorlar ve bu tür ikilemlerle karşılaştığımızda denklemin her iki tarafının aynı anda var olabileceğini veya doğru olabileceğini düşünmemiz gerektiğini ima ediyorlar. Örneğin bir celsede "Tanrı kendisi hakkında tamamen bilinçli mi?" veya buna benzer bir soru sorulmuştu ve cevap "Evet ve hayır" şeklindeydi. Yine pek çok benzer "falanca meselenin gerçeği şu mu yoksa şu mu?" sorusuna "her ikisi" şeklinde cevapların verildiği pek çok durum oldu.

Bu bağlamda, birlik ve düalitenin aynı anda var olabileceği ihtimali üzerinde düşünmemiz gerekir belki de. Eğer tüm varoluş seviyelerinde mutlak birlik söz konusu olsaydı, farklı varoluş seviyeleri de olmazdı. Sen ve ben olmazdık. Biz ve melekler olmazdı. Hiçbir ayrı kişilik, hiçbir ayrı nesne, hiçbir ayrı "şey" olmazdı. Deneyim diye birşey olmazdı. Seçim diye birşey olmazdı. Bizim mutlak birlik diye birşeyin var olduğunu söylememiz bile aynı anda bir çeşit ayrılığın da söz konusu olmasını zorunlu kılıyor. Varoluşun hangi seviyesinde bulunduğumuza bağlı olarak, yani varoluşsal farkındalık düzeyimize bağlı olarak, ikiliğin, ayrılığın var olduğu rahatlıkla söylenebilir. Varoluşun belirli bir seviyesinde mutlak varlıktan başka hiçbir şey yok belki de: 7. yoğunluk. Ama biz 3. yoğunluktayız. Düalitenin ortasındayız. Seni ve tüm sevdiklerini esir etmek veya yok etmek isteyen çok negatif bir varlıkla karşılaştığını düşün. Ona "Nasılsa herşey bir, madem istiyorsun, yap" der misin? Kurtuluş Savaşında düşman yurdunu işgal etmiş, karşı koyanı öldürüyor. Meşru müdafada bulunmaz mısın? Direnmez misin? "Hayır!" demez misin? Eğer tüm varoluşta mutlak birlikten başka hiçbir şey olmasaydı, "Hayır" diye bir cevaba da asla yer olamazdı. Özgür iradenin var olması, seçim diye birşeyin var olması, kabul etmek veya etmemek diye birşeyin var olması, düalitenin doğal gerçekliğini ve gerekliliğini ortaya koyuyor. Bir insanla bir hayvan hem birdir, hem de değildir. Aynı şekilde bir cisim ile bir insan, hem birdir, hem de değildir. Düalite var demek, birlik yok demek değil. İkisi de var. Yalnızca bir tanesinin var olması gerektiğini düşünmek, "lineer düşünce" denen şeyin bir etkisi olabilir, ki bu hepimiz için o veya bu şekilde geçerli bir sorun. Atomda negatif yük de var, pozitif yük de var, nötr bir parça da var. Hepsi toplamda atomu oluşturuyor. Birlik olmasaydı ikilik olmazdı ve ikilik olmasaydı da birlik olmazdı. Siyah olmasaydı beyaz, beyaz olmasaydı siyah olmazdı. İyilik olmasaydı kötülük, kötülük olmasaydı iyilik olmazdı. Varlık olmasaydı yokluk, yokluk olmasaydı varlık olmazdı. Vs. Kutuplar birbirinin varlığını besliyor/gerektiriyor.

Düalite hayatımızda neden önemli? Çünkü herkes iyilik sevmiyor, herkes iyiliğe yönelmiyor. Kötülüğü seven, ona yönelen de var. Dünyayı tam kontrolleri altına almaya çalışan ve halen milyarlarca insanın yaşam koşullarını çok kötü noktalara sürükleyen, insanları, halkları parçalayan, katleden, işkence eden faşist global güruh gibi. İnsanlar bilinçli olarak kötülüğü seven, isteyen ve yapan kişilerin veya varlıkların bilincine iyice varmalı, çünkü pozitiflik güdülerini, varlıklarını ve sevdiklerini aktif bir şekilde savunmaya yönelmeleri gerektiğini anlamadıkça, negatifliğe/kötülüğe güçlü bir şekilde yönelen diğerlerine av olacakları gerçeğiyle yüzleşmek zorundalar. Aslında "zorunda" değiller elbette. Hissiyatımı yansıtıyorum yalnızca. Nihai seçeneklerinin farkına varmalarını isterim ve işbirliği yapmak isterim. Herkesin seçimi kendisine kalmış yine de.

Ben konuya böyle yaklaşıyorum. Senin açıklamalarına, eleştirilerine, sorularına bağlı olarak düşüncelerimi gözden geçirebilirim.

beyrutkapı

#2
açıklamaların ve düşüncelerin için teşekkür ederim kardeşim. ayrıca konuyu yanlış bir başlıkta açtığımı da gördüm. bunun içinde teşekkürler.
düalizm konusunda fikirlerine katılıyorum. elbette seçim diye bir şeyin olması için düalizm önemli bir açıklama. ayrıca pozitif veya negatif bakış arasında insanın nerede konumlanacağı elbette çok önemli. elbette negatif güçlere karşı kişinin uyanık olması ve kendini buna göre eğitmesi-bilinçlenmesi son derece önemli. kaldı ki sürekli üzerinde durulan ''farkındalık'' kavramı bu yüzden hayati öneme sahip. bu konularda fikir birliğine vardığımız söylenebilir.
benim sorularım naçizane kendi bilebildiğimce, tüm bu kavramların bir şekilde zaten bizim için bilimsel olarak hala bilinmez olan konulara uygulanıp uygulanmamaya yönelik daha çok. düalizme dayanan boyutumuz konusunda bir sorunum yok. ama kendimi iyi ve doğru ifade edemedim herhalde.
mesela kendine hizmetin karadeliklerle bir ilişkisi olabilir mi? yada güneşin başkalarına hizmetle? böyle bir bakış açısı geliştirebilir miyiz? yada bunlar zaman kaybı olan varsayımlar mı?
sevgili bozadi, benimki sadece bir anlama çabası. belki boyutumuzun odağı olan düalizmi daha iyi kavramak içinde bulunduğumuz ilüzyon konusunda bizi daha derin bir anlayışa götürebilir.
gösterdiğin ilgi ve dikkat için teşekkürler
 

bozadi

#3
İlk mesajında BH'nin güneşle ve KH'nin de karadeliklerle ilişkilendirilme olasılığına dair sorunu görüp bununla ilgili fikrimi de mutlaka paylaşmak istediğim halde, cevabı hazırlama sırasında bu konudaki fikirlerimi paylaşmayı unutmuşum.

Aslında bu benim de çok ilgimi çekmiş bir benzetme. Yani evet, ben de öyle düşünüyorum. Hatta Güneş'in mutlak (%100) BH, karadeliklerin ise mutlak (%100) KH'yi temsil ettiğine inanıyorum. Yani Güneş "mutlak varlığı", karadelikler ise "mutlak yokluğu" temsil ediyor bana göre. Kasyopyalılar karadelikleri tüm KH enerjilerinin son durağı olarak tanımlamıştı bir celsede. Güneş ise mutlak vericiliği ile hakikaten BH'nin en mutlak hali olmaya çok güzel bir örnek bence.

Konuları bilimsel kavramlarla / konularla ilişkilendirme motivasyonun güzel. Keşke çekim konusunda daha fazla bilgim olsaydı da bilimsel anlamdaki çekim konusuyla bağlantılara dair fikirlerimi, spekülasyonlarımı tartışabilseydim. Varsa seninkileri ve diğer arkadaşlarınkini duymak isterim.

Düalizmi daha iyi anlamak, içinde bulunduğumuz ilüzyonda ilerleme kaydedip bir sonraki varoluş seviyesine ilerlememize yardımcı olacaktır inancındayım ben de. Ve bu konuları açmandan, sorularını, görüşlerini paylaşmandan çok memnuniyet duydum dediğim gibi ve umarım bir şekilde konuşmaya, tartışmaya devam edebiliriz. Birbirimizin bilgi ve farkındalığına katkıda bulunup giderek daha fazla dayanışma içinde olabilmemizi dilerim.

beyrutkapı

#4
koca ve harikulade bir birliğin, küçücükte olsa, hem tamamlayıcı ve aynı hemde ayrı ve eşsiz bir parçası olduğunu bilmek güzel. buradan hareketle beraber tartışıp kafa yormak bence de çok önemli. bu hem bilginin neden paylaştıkça arttığının hemde insanın sadece kendisiyle tartışmasının bir kendi üzerine kapanma, yani kısır döngüye ve tuzaklara açık olduğunun açıklaması gibi geliyor bana. oysa günün ışığı gibi, olabildiğince dışa doğru açılmalı bilinç.
buradaki tartışmaları ve düşünceleri uzun zamandır okuyorum. kasyopya celseleri ile tanışmak benim için tam bir dönüşüm oldu diyebilirim. bu nedenle bu foruma emeği geçen herkese sonsuz teşekkürler.
 

isiklidusler

#5
geri dönüşüm kutusu; bununla iligii biraz düşünmüştüm karadelikerl üzerine/düşünmüştük;
ve birde sanırım hard disk'in "0" -sıfır yazması;
sıfır-zifir;
fiziksel silme; sıfır yazma; silinen alanın boş kalması; üzerine veri yazılırsa silinmesi;


 

isiklidusler

#6
hey hey; postunuza yazmağa gelmişken aklımıza geldi-geliverdi; bu post -(suf)anlamına gelir sanıyorum ki;

very simply importnant
(çağrışım-düşünce-sunu; iç döküm; kendi öğrenme-gelişim envanteri-çıkarımı)
very simply importnant
(çağrışım-düşünce-sunu; iç döküm; kendi öğrenme-gelişim envanteri-çıkarımı)

birileri birilerinin yaptığını sildiğinde bu karadelik olur;
ve birileri kendi yaptığını sildiğinde bu da karedelik olur;

birileri yenilerini yazdığında bu yerine yazma/üstüne yazma ve yeniden yazma olur;
yazılan şeyler yeniyse yeni yazma olur;eskiler yeniden daha düzgün yazılıyora eskileri daha düzgün ve özenli yazma olur, geliştirerek yazma olur;

birileri birilerinin yazdığını (sildiğinde-düzelttiğinde) özensiz diye; ya da başka sebeplerle;  aslında o  kendi değiştirmemiştir, düzeltmemiştir; başka biri onun yerine yapmıştır;
bunların hepsi karadelik olur;

sayfa baki, defter çok, uzaya uçuşur yazılanlar ve silenenler;
kimse onları bi araya toplayamaz bi daha
ki toplamaya da gerek yoktur;
yenisini yazmak ve kaybetmek en iyisidir bazen (belki)
düşüncede tutma öğrenilir defterde değil -yazılacakları;
Yazılabilecek hiç bi şeyin aslında kaçmadığı ve kaçmayacağı/aslında kaybolmayacağı öğrenilir

(yani uzaya uçuşanlar tekrar geri toplanıp yazılamazlar- (aynı şeylerden aynı şeyler-eski içerikin ve materyalin maddenin aynısı-buna gerke yoktur)
 o parçalar bulunamazlar-tozlar ve seller her yerdeler, ) (Ki aynılarına ihtiyaç yoktur, kalem vardır yine ve defter- Yazan özne sağlamdır ve vardır ki ölümsüzdür o zaten aslı-doğası) - bir

kişilikte bırakın silen silsin-kendini; kimse kimseyi silmez; silemez;
Kendini silen çok siler-siler durur, Yerine kendi yazar; kendin yazan; Okuyan insan okur, Okumayan başka şeyler; işler yapar;

Silinenler de aslında silinmiş ya da kaybedilmiş değildir;
Bazen çok kızarız biri sildiğinde ya da kendimiz kaybettiğimizde-bozduğunda, bazen kendimiz siler/bozar sonra yeniden arar ve üzülebiliriz de;
Bazı şeyler kırılır ve bazıları ise kırıp yapmak içindir zaten;

daha bu defterde yazılmamış çook boş sayfa var ve yüzüstü çok süründün ayağa kalk sakarya;
 yukarda tel yoksa-yukarda gökyüzü; gökyüzüne mi akar nehir bilmiyorum ama denize akmalı ve maçka da evet denize akar; öyle diyor şair; şarkı;

eski kaynaklar akıp/okunup duruyorsa hep birileri hep eskileri aynıları arayıp duruyorsa birileri yenilerini yazmıyordur/ yazmıyor demektir;
ellerinde tuutlmaynarlı nbüyümesi gerekiyor yada büyüme zamanı gelmiş demektir; ya da yalnız başına kendi ayakta durmayı öğrenmelidir artık çünkü yürünecek-koşacak çok yol var;
Kimi kollarından tutunarak kimi koltuklara tutunarak yürür başlar ama yürür ve yol alır; Kuş uçmalıdır ve düşerek öğrenmelidir-ağaçtan atlayarak, Balıklar belki yüzmeyi öğrenmez ama balık doğar;

ve tüm bunlar karadeliktir; Evet kardeliklere yazılmışsa karadeliktir; Kağıtlara yazılmışsa karadeliktir; Hafızalara yazılmışsa kardeliktir; Ruha yazılmışsa (ya da çıkmaz kazınmışsa) bilme/öğrenmedir;

bütün bilgiyi bir kaynakta aramak ;eskiler bütün bilgiyi içeren bir kaynak yazmamış demektir; bu da aslında biz ler de ne yazacağız ki o zaman demektir;;
ve tüm bunlar karadeliktir, her şey karadeliktir; Okuma yazma bir günde öğrenlmez ama öğrenilir ve öğrenilince de öğrenilir ve bi daha gerektirmez;

bi tıkaç tıkanır ya da yamanır mı delik? belki de doğal çıkış değili ve çıkması gereken-ve çıkması gerekenin;
yutmaz bişeyi çünkü nereye yutacak; yokluğa mı kendi yokluğuna mı_?

şimdi mutlak olarak yokoldu ya da geri dönüşümsüz olarak silindi ve kurtarılamıyor
-veriler;
nereye gitti ve silindi;

ölmüş bir ben bile gelecekten mutlak olarak silindi; (ya da bu tartışalabilir uzun uzun;)

ve aslında tüm bu örnek-örnekleme bir ölçüde karma içinde benzer yorumlanabilir; geliştirilip/genişletilebilir;
kavrayış edinielbilir-geliştibilir bi şeydir; hazır-açık-basit; Tüm cevaplar bi yerdedir yad a sizdedir;
Siz yapmamışsanız siz yapmnamışsınızdır ve izlersiniz;

Öğrenme ile taşınan bilgi-bilme kaybolmaz ve yitmez? değil mi? İsterseniz tartışalım; Hangi yazamadığıznı yada yeniden yazamadığınız/yazamayacağınız yapamadığınız öğrenme var;
Suyun bilgisi su yapar ve yeniden su yapar; Kaybolmuş bir suya ihtiyaç yoktur; Suyun bilgisi bir kağıtta olmalı değil;
şeker gibi eriyen bilgide  homeopatik bi şeyler olsun umarım-tatlandırıcı yapay bi şey değil;)

böyle benim kavrayışım ya da yakın;
ve böyle sunmaktan hoşlanıyor değilim;
karedelikler yutsun beni emi!