Aşk, Nefret, Korku, Ahlak, Kişilik gibi kavramlar hakkında

Başlatan Anhora, 20 Kasım 2014, 21:15:02

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Anhora

Aşk, Nefret, Korku, Ahlak, Kişilik gibi kavramların ilahi bilince ne gibi katkısının olduğu hakkında da konuşmak istiyorum.

Mesela, neden korkarız? Neden sığınma ihtiyacı güderiz? Neden mutlu olduğumuzda açılma, mutsuz olduğumuzda kapanma ihtiyacı güderiz? Neden aşk bu yoğunluk seviyelerindeki en önemli güçmüş gibi geliyor? Ve kişilikler egoyla birlikte parçalanacaksa inşa etmek neye yarar? Diğer insanlar için mi oluşturuyoruz bunları? Aslında biz olan diğer insanlar için.. ?
Ad vitam æternam

isiklidusler

Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Anhora

Aşk, Nefret, Korku, Ahlak, Kişilik gibi kavramların ilahi bilince ne gibi katkısının olduğu hakkında da konuşmak istiyorum.

Mesela, neden korkarız? Neden sığınma ihtiyacı güderiz? Neden mutlu olduğumuzda açılma, mutsuz olduğumuzda kapanma ihtiyacı güderiz? Neden aşk bu yoğunluk seviyelerindeki en önemli güçmüş gibi geliyor? Ve kişilikler egoyla birlikte parçalanacaksa inşa etmek neye yarar? Diğer insanlar için mi oluşturuyoruz bunları? Aslında biz olan diğer insanlar için.. ?

yine kendimce ama bi ölçüde celselerle ve celselerden edindiğim bakış açısı ile yorumlamayı deneyeceğim;
tabi ki eksiktir/yavandır ya da yanlıştır da dediklerim ama olsun ben kendimce;

"varolan her şey derslerdir" - celselerden
ya da ö öğrenmeye ilişkindir, (öğrenmeye ilişkin kurgulardır/yapılardır gibi)
ve keşfetmeye o halde,
varolan her şey; ve her biçim ifade-şey (her ne olursa)
veri; ve veri oluşturuyor her şey; (ya da bilgi ve bilgi içeriyor gibi düşünelim;) izlemek ve gözlemlemek için-düşünmek için; yorumlamak için; Sonuç olarakta bilgi ve öğrenme, Belki de devinimin kendisi bu; Tüm bu şeyler bilginin ya da özyapının ifadesi ve çeşitliliği içinde ortaya çıkmış durumlar ve biçimler o halde;

Bilgi kelimesinin anlamı, anlamın sınırsızlığı üzerine altıncı his ile düşünmek üzerine bir ifadesi var celselerin;

bu durumda duygunun- duygu olarak ne kattığı (kime ne kattığı) katacağı nasıl yorumlanır bilmiyorum;

ve duygulanım; Duygulanım ne bilmiyoruz-nasıl oluşuyor-
yani ruhun duyguları ya da eksik bi anlatımla öze ilişkin olan;

Bunun dışında fiziksel duygular-kimyasallar ya da hormonlar olarak tanımlanıyor celselerde ve bunlar fizik yansımalar ve fizik yapıya ilişkin,

varlığın (varolanın ya da tüm bu şeyin/zekanın) kendine özgü bi duyuşu-özuyuşu, yani varolması gereği kendinde olan/değişmeyen bi duygudurumu var mı bilmiyoruz; Belki de sevgi tanımlaması buna yakın olabilir;

aşk karmaşık lütfen girmeyelim lütfen celseleri tarayın demek istedim;
 aşk muhtemeln cinsellik ve seksle ilişkilendiriliyor ve yorumlaması güç ve celselerde de çok-sık ve fazla yorumlanan bi konu değil,

aşk değil fizikselliği deneyimleme ihtiyacı ve bunun ortaya çıkardığı fiziksellik arzunun yansıması gibi yorumlanacaktır sanırım;
 

isiklidusler

ben şurdan gitmek istiyorum izniniz olursa ve katılırsanız;
bir örnek ya da deneme;
bi sanal zeka ya da hatta robot tasarladığınızı ve tasarladığımızı düşünelim;
(ya da daha ileri gidersek, teknoloji ve bilim çok gelişti de genetik bi yapı hatta fizik beden benzeri tasarladık;)
belki birde bu açıdan düşünülmeli
hissetmesini isteyeceksiniz neden?

ahlak sahibi olsun, ahlak ve erdem geliştirebilsin diye mi?
, öğrenebilsin daha fazla öğrenebilsin ve gelişebilsin diye mi? (-duygusal gelişim-duygusal öğrenme ve duygusal zeka gibi kavramlar girebilir belki işin içine;)
ya da fiziksel olarak bi travmaya ya da benzerini yaşadığında iç-savunma-içgüdü vb. tepki ve refleks ve korunma refleksi ve güdüsü taşıyabilsin/geliştirebilsin diye mi?
fizik bedenine olanları ve bir ölçüde de dışarıda olanları bir ölçüde hissedebilmeli diye mi?

kabaca yorumlanırsa sanırım hissetmeye ilişkin tüm bunlar;
his ve hissetme kavramının yorumlanması gerekir belki de? üzerien derince düşünülmesi;

ya da örneğin daha somut bir biçimde insan değilde hayvan duygularını inceleyelim; korunma refleksi hayatta kalma güdüsü gibi;
karşı atalet geliştiriyor belki ve özsavunma güdüsü;
(şöyle yorumlayalım, Belki de tüm bunlar geliştiriyor ya da zorlaştırıyor ve öğrenmeyi artırıyor ve yükseltiyor gibi; Çünkü tehlike olmazsa savunma olmaz;)
Devinim atalet geliştirir ve yenilik/çeşitlilik getirmez gibi yorumlayalım ya da başka bi bakış açısında;)

"Zorluklar eğlencelidir; Aklın sınırı nerde sence?" - celselerden, ve
"Uygun bakış açısıyla bakıldığında tehlike coşkuya dönüşür" - yine celselerden

o halde daha fazla öğrenmek için-eğlenmek için ya da coşku için olmalı tüm bunlar; ve bilince de bunları getirmli/katmalı sanırım;

ama sanırım duygu konusu incelendiğinde-üzerine düşünüldüğünde - manipülasyon(gen manipülasyonu ve genetik manipülasyon-duygusal manipülasyon) ve programlama gibi kavramlar da işin içine girecek ve bu konuların taranması ve belki üzerine düşünülemesi de gerekecek,
 

isiklidusler

şöyle bi yorumlama getirmeyi deneyelim;
fiziksellik daha sert/katı ve zor koşullu ve geçişmeyen ise ve eterik varoluş daha uçuşkan sıvı/akışkan ve geçişken ise,
fizikselliğe neden ihtiyaç ya da arzu duyulur?
sanırım daha fazla hissetmek için;
sanırım daha derin ya da yoğun-sert hissetmek için;
kırılmayı-bükülmeyi ve çarpmayı hissetmek-duymak için,
ya da hissetmeyi öğrenmek-öğretmek ve geliştirmk için bir başlangıç;

aşkta tüm bunların içinde (yada içinde bir yerde) ama karmaşık (galiba), siz karar verin;

bizim anladığımız kadarıyla celselerden;
 bizim anladığımız ve yaşadığımız ve tanımladığımız haliyle aşk (değiştirilmiş olan) bi eğlence-haz-oyalanma-oyalama-uyuma şeysi gibi; Bi arayışı-gelişimi ve bilgi barındırmayı içermiyor belki, Salt haz ve kendine hizmet belki, Bireysel varoluşunu tatmin, bi eş arama-  tamamlanma ihtiyacının yansıları belki bilmiyoruz,

celselerden bir alıntı; Laura optimal yakıt almaktan/tüketmekten bahsediyor yeme ile ilgili, Yani ihtiyaç için yemek; İhtiyacı giderecek en doğru besini optimal tüketmek; Zevk ve haz için tüketmek değil bunun gibi;
Gelen yanıtta şöyle "Bazıları bu ilüzyonu sürdürmek için yiyor" bunun gibi bilmiyorum şöyle desek ne olur; "Bazıları bu ilüzyonu sürdürmek için aşk arıyor/ ya da yaşıyor" demek; biraz tuhaf oldu galiba;

yine celselerden; düşüş ya da maddeyi ve fiziksel varoluşu deneyimleme arzusu ve birlikten kopmaya ilişkin galiba (neden-nasıl-niye gibi) bir soru yanılmıyorsam
yani insanlar-insanlık ya da ruh grubu neden düştü neden birlikten koptu ve bu dünyada gibi bir soru;
"kendi için zevk;" yanıtı geliyor;
ve başka bir yerde yine "başlangıçta sizi bu karmaşanın içine atan şey seksti" yanıtı var celseler de;
belki de tüm bunlar (bir araya getirilip) düşünülmeli ve yorumlanmalı;
zevk ve hazza ilişkin olmalı tüm bunlar belki de; değilse ne bilmiyorum;
 

isiklidusler

yine cinsellikle ilgili bir konuda; şu yanıt geliyor;
"burada anahtar kelime/kavram sahip olmak; Bir çiçeğin yanından geçiyorsanız ve ona sahip olmak istemiyorsanız;" gibi bir yorum;

 aşkla ilgili olarak yorum için eklenmel isanırım; Çünkü aşk (sınırlı olarak başka şeyleri yansıtsa ve içerse bile) aslında fizikselliğe olan arzunun bir yansıması ve güçlü bir yansıması ise;
ve aşk bu düzlemde en önemli/güç konulardan biri ise sanırım bu da vurgulanmalı)

aşk seçiyor; tür seçiyor-cins seçiyor-özne seçiyor; biçim seçiyor; (ve kurgulanmış bir özne arıyor ya da kusursuz-istenilen özne) ve kendine seçiyor, ve diğer şeyler;
sahip olmak için mi? bilmiyoruz; Sanırım paylaşmak ve çoğaltmak için değil ama bu yanlış ve eksik bir yorum olur galiba;
 

Scyth

Deneyimlenen duyguların çoğunluğunun sebebi hormanal. Bu yükten biraz sıyrıldığınızda gerçek duyguları daha çok deneyimliyorsunuz. Her zaman etrafınızda olan bitenlere  yeni bir gözle bakmak gibi.
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

Anhora

Sevgili isiklidusler, verdiğin cevaplar için teşekkür ederim. Ancak bazen anlamakta güçlük çekiyorum. Bir ifadeyi anlatmaya çalışırken onu bitirip diğerini anlatmaya geçersen daha iyi olur. Aksi halde bazıları havada kalıyor.

Hissetme üzerinden gidiyorsun. Çok enteresan bir şekilde kafamda bir şey cereyan etti.

Bu fiziksel doğanın bize kattığı şey hissetmekse;

-Daha önce bilgi vardı.

-Daha sonra bu bilgiyi deneyimlemek yani hissetmek oluştu.

Tüm bunları öğrenmek ve bunlardan sonra da farklı oluşları öğrenmek için bu serüveni sürdürüyor olabiliriz.

Bildiğini bilmek, yani kendini bilmek bütün varoluşun gizemi burada yatıyor.

Alıntı YapBaşlangıçta sizi bu karmaşanın içine atan şey seksti.

Açık değil mi? Seks nedir? + ile -'nin birleşimi. Zıtlığın birleşimi. Belki de unuttuğumuz şey budur. Zıtlığın birleşiminden doğan aşktır. Ve birliğe ulaşmamız için gereken şey de budur.

Alıntı YapDeneyimlenen duyguların çoğunluğunun sebebi hormanal. Bu yükten biraz sıyrıldığınızda gerçek duyguları daha çok deneyimliyorsunuz. Her zaman etrafınızda olan bitenlere yeni bir gözle bakmak gibi.

Evet bence de öyle. Bu yoğunlukta hormanlar bizim duygularımızı etkiliyorlar. Ve bu yoğunlukta aslında bireysellik yoğunluğu olduğuna göre, egoyu aşmak için bu duygulardan sıyrılmamız mı gerekiyor? Yoksa bu duyguları kabullenmeli miyiz?
Ad vitam æternam

Scyth

Bedenin tetikledikleri yerine ruha hitap eden duygular fiziksel dünyanın sahteleğinden sıyrılıp deneyimlediğiniz anlar.
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

bozadi

Egonun yok olması ile birlikte "kişiliklerin de yok olması" gerekeceğini düşünmedim hiç. Kişilik dediğimiz şeyin egonun zorunlu bir sonucu olması gerekmiyor bence. Ego (eğer şu anda "ego"dan aynı şeyi anlıyorsak) neredeyse kesin bir şekilde negatif birşey. Kişilik dediğimiz zaman ise hem pozitiflik, hem de negatiflik potansiyeli söz konusu gibi görünüyor bana. Kişilik "bireyselliğe" ilişkin birşey. Bireylerin kişilikleri var. Kendilerine özgü tutum ve davranış kalıpları var. Yani "farklılıkları" var ama bu ille de negatif bir anlama gelmiyor. Sanırım "kişilikler" ve "bireysel farklılıklar" konusunun negatiflik ile kesiştiği alan, kişiliklerin negatif bir şekilde çatışmasıdır. Ortak amaçlar doğrultusunda işbirliği yapamamak, temel bir uyum geliştirememek, gönülden kabul edilen bir birlik sağlayamamaktır.

BH ve KH kutupsallıkları, yine hem kişilik meselesinde, hem aşk meselesinde, hem korku meselesinde, yani Anhora arkadaşımızın bu başlığı açarken temas ettiği pek çok hususla ilgili soru ve sorunların faydalı bir şekilde analiz edilmesine, çözümlenmesine en büyük katkıyı ve kolaylığı sağlayacak bir temadır.

Bilinçli ve iradeli bir şekilde BH yönünde kutupsallaşma gösteren bireylerin kişilikleri birbirinden ne kadar farklı ve hatta bazı durumlarda uyumsuz olursa olsun, o bireyler BH kutupsallaşması rotasında birbirleriyle olan farklılıklarının ilişkilerine ve işbirliklerine zarar verecek bir duruma gelmesine müsaade etmezler. Birlikte olmamaya veya birlikteliklerini ciddi oranda sınırlamaya bile karar verseler bunu temelde saygı-sevgi çerçevesinde yaparlar. Tabi bu tutum, BH kutupsallaşması bilincinin egemen/belirleyici olması ölçüsündedir. Çünkü hiçbirimiz püripak BH güdüleriyle hareket etmiyoruz her zaman. Hem BH, hem KH güdülerine sahibiz ve bunların bir karışımını deneyimliyoruz. Hepimizin BH yönleri de var, KH yönleri de. O yüzden tartışmalarımızda, yorumlarımızda, açıklamalarımızda bu gerçeği daima göz önünde bulundurmamız gerekir. Sanki sırf BH veya sırf KH'ymişiz gibi bir fikirle hareket etmemiz uzun vadede verimli sonuçlar sağlamayacaktır. Çünkü gerçek değildir, gerçekçi değildir. Evet, amaç ya BH ya KH yolunda mutlak ve kesintisiz irade geliştirmektir ama henüz o derecede kesin bir şekilde BH veya KH kutuplaşmışlığı geliştirmiş değiliz. Yani hiçbirimiz kesin bir şekilde "iyi" veya "kötü" değiliz.

"Kötü" derken ille ahlaki bir yargılama tonunda söylemiyorum bunu. Teknik bir anlamda söylüyorum biraz da. Yani kararlı, iradeli bir şekilde KH kutupsallaşması göstermek demek bu. O kutupsallaşmayı gösteren kişi kendini "kötü" diye tanımlamaz. Doğru bildiğini yapar. Yapması gerektiğine inandığı şeyi yapar. Ama bizler, KH denen kutupsallaşmanın "kötülük" diye ifade ettiğimiz şeyle yakından bağlantılı olduğunu biliriz bir şekilde. Örneğin birisi, "sen benim dinimi/inancımı kabul etmiyorsun" veya "benim dinimi/inancımı benim kabul ettiğim şekilde kabul etmiyorsun" diyerek başka insanların yaşam hakkını hiçe sayıyorsa, o insanları vahşi bir şekilde "cezalandırıyorsa", oradaki tutum açık ve net bir şekilde bir KH tutumudur ve "kötü" bir tutumdur. Elbette KH kutupsallığı her durumda "ahlaki kötülük" eylemlerine dönüşmek zorunda değildir ama o kadar çok durumda dönüşür ki, KH kutupsallığında kötülüğün bir "istisna" veya "tesadüf" değil, bir "kural" ve "karar/irade" olduğu sonucuna varmak gerekir.

"Korku" konusu da BH-KH kutupsallığı temelinde doyurucu bir şekilde anlaşılabilir, analiz edilebilir ve ifade edilebilir. BH kutuplaşması deneyiminde korkular giderek azalır ve nihayetinde biter. Korku bildiğimiz gibi çoğu durumda ego ile yakından bağlantılıdır. Sürekli olarak varlığının veya çıkarlarının tehdit altında olduğu şeklinde derin bir düşünce kalıbıyla ilişkilidir. Korkuların çoğu, bence, KH-BH arasında savrulma sürecinde ortaya çıkar. BH varlıkları veya BH yönünde güçlü bir kutuplaşma geliştirmekte olan bireyler/varlıklar güçlü bir korku deneyimlemez, çünkü varlığının ve çıkarlarının tehdit altında olduğunu düşünmez.

Adanmış veya adanmakta olan KH varlıkları da muhtemelen bizim anladığımız şekilde tezahür eden bir korku deneyimlemezler bence, çünkü her iki kutuplaşma türündeki irade de, bir çeşit ışığın (amacın) sezilip ona doğru güçlü bir çekim hissedilmesinin sonucu ortaya çıkar. Evet, KH kutuplaşması egoya dayalıdır. Ama çok iradeli, güçlü, "nitelikli" bir ego, amacı doğrultusunda ilerlerken/yükselirken, amacına (yani tüm varoluşu kontrol altına alabileceği bir güce bireysel olarak sahip olmaya) o kadar konsantre olur ki, onun varlığının ve çıkarlarının tehdit altında olduğuna dair egosal korkusu, diğer duygu ve düşüncelerinden ayrı olarak seçilip gözlemlenebilen bir tepki değil, giderek varlığının bütününe yayılan ve varlığından ayırt edilemeyen bir ton haline gelir. Yani o belirgin bir şekilde korkmaz ama biz onun tüm davranışlarının ve varlığının özünde bir çeşit korku ve nefret duygusunun egemen olduğu sonucuna varabiliriz.

Korkunun en belirgin tezahürlerinin neden KH veya BH kutuplaşması sonrasında değil, öncesinde, yani henüz seçim süreci devam ederken meydana geldiğine dair birkaç fikrim: Aslında bu çok açıktır. KH ve BH tamamen zıt realitelerdir. Ya birini seçersin, ya diğerini. Kısavadede istisnalar olabilse de, uzun vadede bu iki yolun ortası yoktur. Ve seçimden sonra deneyimleyeceklerin de 180 derece zıttır. Cennet ve Cehennem diye tasvir edilenler kadar zıt bir durum. İnsanlık her ikisini de tadıyor. Bazen KH'ye yaklaşıyor, bazen BH'ye. Ve tadışlarında, ikisinin ne kadar ciddi bir şekilde zıt realiteler olduğunu da gözlemliyor. Dünyadaki sosyo-ekonomik-siyasi-askeri-dini örüntüde bir KH düzeni hakim. Ve insanların BH yönünde kutuplaşmaması için binlerce yıldır çok ciddi bir şekilde KH koşullarını egemen kılmaya çalışıyorlar dünyada. Savaşlar, adaletsizlikler, işkenceler, katliamlar... Bunlar hayatımızın neredeyse tanımı haline geldi. İnsanlıkta, en azından azımsanamayacak bir bölümünde güçlü BH eğilimleri de var. Dolayısıyla negatifliklere karşı azımsanamayacak bir direnç de var. Ve o direnci kırmak için, adanmış ve adanmakta olan KH güçleri insanlığa yönelik baskı ve işkencelerini daha da tırmandırıyorlar. Kısacası, iki taraf arasında çok ciddi bir mücadele, bir savaş var. En büyük korku ve gerileme neden olan şey, bu iki kutup (iki "kader") arasında, yani cennet ile cehennem arasında sürüklenip durma korkusudur. Çünkü bu yollardan hangisini seçerseniz seçin, korkularınız azalacaktır. Korkutucu olan şey "yolsuz" kalmaktır. "Niteliksiz" kalmaktır. "Boşlukta" kalmaktır.

Benim hem zaman zaman kendimde, hem de çevremde korkuyla ilgili gözlemlediğim durumlardan biri şudur: BH eğilimleriniz KH eğilimlerinizden daha güçlü. Yani BH kutuplaşması olanaklarıyla karşılaştığınızda o kutbiyete gösterdiğiniz istek, KH kutuplaşması olanaklarıyla karşılaştığınızda o kutbiyete gösterdiğiniz istekten çok daha güçlü. Ama içinde yaşadığınız ortam "nötr" bir ortam değil. Az önce belirttiğim şekilde bir KH egemenliği söz konusu içinde yaşadığımız düzende. Bunun sonucu: KH kutuplaşması olanaklarına, BH kutuplaşması olanaklarına rastladığınızdan çok daha sık rastlıyorsunuz. Resmen KH kutuplaşması olanakları "bombardımanına" maruz bırakılıyorsunuz. Bunun tesadüfle açıklanabilecek birşey olmadığını anlamanız zor olmuyor. Yani kısacası, BH yönünde kutuplaşılmasından hiç hoşlanmayan bir gücün nefesini her an ensenizde hissediyorsunuz. Evinizde, sokağınızda, mahallenizde, okulunuzda, işyerinizde... Her yerde. Adı yeterince net bir şekilde konmamış, adeta görünmeyen bir güç, huzuru, güveni, neşeyi, iyiliği cezalandırıyor. Nefret ediyor bunlardan ve bunları paramparça edecek, en acılı şekilde cezalandıracak bir düzen kurmuş size. Devlet, din, siyaset, ordu, meslek hayatı... Nereye giderseniz gidin, düzenden kaçamıyorsunuz. Çok uzun bir zamandır her yerde o kadar güçlü bir şekilde kök salmış ki, ondan kaçış yok. Öyle ki, insanların geneli o düzenin birer hizmetçisi olmuş adeta. Ruhları parçalayıcı o düzeni sorgulamıyorlar ve o düzenin bakım, onarım, sürdürme işlerini yapan birer robot gibi yaşıyorlar çoğu durumda. İyilikten bahsediliyor, sevgiden bahsediliyor, neşeden, sevinçten, huzurdan bahsediliyor, ama bunların adı, kendilerinden daha fazla mevcut. Olağanüstü bir sahtelik egemen. Sahte mutluluklar, sahte sevinçler, sahte huzurlar, sahte sevgiler... Gerçekliği katleden, onu bambaşka ve rezil bir şeye dönüştüren bir güç var hayatımızda.

Kalkıp neredeyse tüm hayatımızın bir sahtelikten ibaret olduğunu, birilerinin bizimle kedinin fareyle oynadığı gibi oynadığını ve bizim de buna "hayat" dediğimizi etrafınızdakilerle paylaşma cesaretini bulabilmeniz kolay değil. Ve hatta bunu kendinize dahi itiraf etme cesaretini kolay kolay bulamıyorsunuz. Dayatılan oyunu kabullenmek zorunda kalıyorsunuz. Oyunu oynamak zorunda hissediyorsunuz, çünkü çoğunluk bunu kabullenmiş durumda. Global bir "mahalle baskısı" var üzerinizde. Düzeni sorguladığınızda tüm dünya, hatta tüm "hayat" karşınıza dikiliyor ve sizi linç etmeye hazırlanıyor gibi. Etrafta açıkça kötü olanları bulmak kolay değil, ama "gerektiğinde" herhangi bir insan veya insan grubu düzenin birer temsilcisi olarak size düzenin yaptırımlarını uygulayabilecek gibi görünüyor. Dehşet verici...

Korkuyu iliklerinize kadar hissediyorsunuz. Nasıl birşeyin içinde olduğunuzu anlıyorsunuz. Ve üstelik onun dışını göremiyorsunuz bile. Görebildiğiniz heryer o düzenin, o kutunun içi...

Ama nasıl oluyorsa, zaman zaman sahte değil, gerçek BH'yle karşılaşıyorsunuz. Samimi, gerçek bir sevgi, saygı, neşe, sevinç, huzur... Bunu deneyimlediğiniz anlar, adeta içinde bulunduğunuz düzenin deliklerinden içeri sızan ruhsal bir güneş ışığı gibi dönüştürüyor düzenin realitesini. Adeta başka bir boyutta, başka bir gerçekliktesiniz şimdi. Korkular, dehşetler, işkenceler azalıyor ve hatta yitiyor. Bir kabustan uyanmış gibisiniz. O frekansı, o gerçekliği asla bırakmak istemiyorsunuz. Ama o yine de yavaş yavaş azalıyor ve sonunda bitiyor. Bu sefer de kapkaranlık bir realitede, geçici olarak güzel bir rüya görüp şimdi tekrar uyanmış gibisiniz... İşte, korku derken, BH yönünde istek ve çaba göstermenize rağmen, güçlü bir KH'liğin gelip size musallat olması, sizi "avlaması" korkusu bu biraz da. "Düzenin" dikkatini sizin üzerinizde odaklaması korkusu. Ona yalnız ve aciz bir şekilde yakalanma korkusu. Gerçeklik duygunuzun paramparça edilmesi korkusu. Şizofreni, yani bölünme korkusu. BH ile KH normalde son derece uzlaşmaz birşey. Ama düzen insanlığa kendini kabul ettirebilmek, onu aldatarak onu kendi istediği frekanslara sürükleyebilmek için KH ile BH'nin bazı karışımlarını ayarlayarak sunuyor insanlara. Adalet gibi görünen adaletsizlikler, sevgi gibi görünen sevgisizlikler, mutluluk görünümlü mutsuzluklar, güven gibi görünen güvensizlikler... Aldatmalar... KH güçleri insanlığın BH yönünün direncini kırmak için, bir yandan ona alenen işkence ederken, bir yandan da çeşitli rüşvetler teklif ediyor direncini kırmak için.

Çok uzadı. Kısacası, BH-KH kutupsallığı realitesi farkındalığını geliştirerek, tüm soru ve sorunları nispi olarak çok daha kısa sürede, çok daha isabetli bir şekilde analiz edebileceğimize inanıyorum.

isiklidusler

Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Anhora


Hissetme üzerinden gidiyorsun. Çok enteresan bir şekilde kafamda bir şey cereyan etti.
Bu fiziksel doğanın bize kattığı şey hissetmekse;
-Daha önce bilgi vardı.
-Daha sonra bu bilgiyi deneyimlemek yani hissetmek oluştu.
Tüm bunları öğrenmek ve bunlardan sonra da farklı oluşları öğrenmek için bu serüveni sürdürüyor olabiliriz.

Bildiğini bilmek, yani kendini bilmek bütün varoluşun gizemi burada yatıyor.

hissetmek doğanın kattığı demeyelim; varlıkı'ın (ya da tüm bu şeyin-bütünün- ve bizim bi parçamız olarak hissetmek-genel olarak his kavramı-kökensel)
burada hissetme daha fazla dokunsal-dokunmak üzerine; bunun dışında içsel duygular tabi var,
bunu düşündüm ben;
farklı kurgular oluşturdum; Örneğin birlik olmak nedir diye hep sordum sordum; boşlukta yalın bi zeka-dalga-ses olmak; Ya da altıncı seviye olmak, hayal kurdum;
uygulamalar/denemeler/düşünmeler geliştirdim/demedim; (yazdım da bunların bi çoğunu)
kendimi bi boşluğa koydum-engin bi boşluğa; bi dalga yaydım ve ses yaydım, onu hissetmeyi denedim; Kendimi oymuş gibi düşünmeyi denedim; farklı şekillerde;

Varoluşta bulunduğumuz yer-alan-seviye bizim anlayışımızla yukarı yükselen bi basamaksa; yukarıda daha fazlasını yapacak/görecek olmalıyız, Ve onun için öncel öğrenme ve gelişim biriktiriyor olmalıyız; Örneğin altıncı seviye de evren yaratacaksak;
ama burada fark ne? bunu sordum ben; örneğin belki altıncı seviyede bi patlamanın-dalganın ve sesin kendisi olunabiliyordur; bilmiyorum tabi; Ama burada da bazı şeyler gözlemliyoruz ve hissediyoruz-bunları yorumladım;

Alıntı YapBaşlangıçta sizi bu karmaşanın içine atan şey seksti.

Açık değil mi? Seks nedir? + ile -'nin birleşimi. Zıtlığın birleşimi. Belki de unuttuğumuz şey budur. Zıtlığın birleşiminden doğan aşktır. Ve birliğe ulaşmamız için gereken şey de budur.

ben böyle yorumlamıyorum, Açıkçası yorumlayamıyorum da; düşünüyorum ve bi sonuç yok; Tam olarak ne demek isytiyorlar; İyi bi şey değil galiba;
birliğe ulaşmak için gereken aşk gibi yorum yok celselerde tam aksine Tao ile ilgili bi yorum var;
BH ve seks'le iligili bi soru ve yorum var; BH 'a ilerlemek için sekse karşı bakışla igili bi soruya  "Seksten tamamen uzak oluş" yanıtı gelir;

+ ve - ve zıtlığın birleşimi mi?
ben şöyle bakmayı denerim; fiziksel bedenleriz ve ve birbirimize dokunarak haz-mutluluk üretmeyi deniyoruz; Tasarısı-doğası gereği haz üreten üreme(cinsellik) faaliyetini farklı bi işlevle sürdürüyoruz ve buan yoğunlaşıyoruz ona farklı bi anlam yüklüyoruz- (Nerdeyse tüm hayvanlar dönemsel ve üreme için seks yapıyor-bu bir zevk faaliyeti değil onlar için;)
aşk ve seks ne birbirine kadar bağımlı ve bağımsız bunu sorguluyorum ben?
aşk objektif bi duyguysa ( örneğin herkese kızılır/kızılabilir-herkesten nefret edilebilir- ) ama herkes aşık olunmaz;
demek ki ortada aşk diye bi duygu yok;
aşk yoğun ve güçlü bi çekim mi? bu çekim neler içeriyor; şehvet-arzu-sahip olma arzusu; neler örneğin; bağımlılık-çok isteme;
aşk diye bi şey var mı ve ne? demek istedim ben?


 

isiklidusler

örneğin nefret üzerine kendi düşünmelerimi ifade edeyim ve ordan gidelim_ siz de deneyin (isterseniz;)
örneğin nefret neler içeriyor olabilir; (düşündüm-çağrışımlar)
güçlü bi itme-
hoşnutsuzluk ifade etme;
olmamasını isteme; varlığının belki ama bilmiyorum; yani onun varlığını tehdit ya da reddetme gibi;
incinmesini ve zarar görmesini isteme;
başına kötü şeyler gelmesini isteme,

(şimdi sanırım nefretin olumsuz duygular düşünceler- yayan/yansıtan bi doğası olduğunu gördük gibi;)

(tabi ki oluşması doğaldır ve doğal olabilir,
 kişi karşı tehdit ya da olumsuz durumlar yansıtmışsa ve yansıtıyorsa bunun sebebi olmalıdır)

nefret yerine şu (aşağıdaki tepkilerin oluştuğunu düşünelim kişi de;)
kişinin bu yaptığını görmesini-anlamasını isteme; (sizin gibi acı çekmesi-size eşit/aynı duruma düşmesi- öğrenmesi)
acı çekmesini-dürüst bi acı çekmesini ve yaptığını anlaması/gidermesini isteme;
-kendini geliştirmesi ve bunu gidermesi )(kişiyi düşünme ve başkalarını da düşünme)
bunu başkalarına da yapmaması ve ifade etmemesi düşüncesi-(başkalarını da koruma güdüsü)
kendini incinenin/(sizin ya da nefret yansıtanın) yerine koyması ve anlamasını dileme/isteme; (empati bekleme-kurma; eşitlik isteği)
 
ya da bunların dışında  onu anlamayı deneme ve güçlüce anlamayı deneme ve güçlü bi umursamama;

bu duyguların -düşüncelerin adı ne olurdu?

şimdi yeniden yorumlayalım;
nefret bir savunma bile olabilir; nefretin sebebi bir saldırı-(duygusal/fiziksel vb. saldırı) bile olabilir,
nefret kişiye yönelen bir saldırya yönelmiş güçlü bir geribildirim(etki-tepki) ve karşılık bie olabilir;

süreğen nefret ve kin?
bunu düşündüğümde ben de güçlü bir öfke ve kızgınlık çağrışımı yapıyor;

--
nefret;
giderilememiş acı, haksızlık, karşılık bulşmamış adalet; güçsüzlük ve toplum karşısında aşağılanma-kendini koruyamma-sahipsizlik-hakkını arayamama- bulamama-koruyamama ve karşılık verememe gibi uzayan çağrışımlar içeriyor gibi duruyor;
eşitsizlik ve incinme gibi;
Bu orantısız güç ya da güç kullanımının ya da zayıflığın doğurduğu şeyler gibi;

--
bunun dışında bireysel duygular var; çekememezlik-haset vb. dediğimiz; gibi şeyler;
öykünme içeriyor olabilir bunlar ,sahip olamama- aynılarına/aynı imkanlara sahip olamama ve öykünme;
kişiyi beğenmeme ve onaylamama/davranışı ve tavrı beğenmeme ve onaylamama;
kişiyle ilgili yaşanmış hoşnutsuzluklar olabilir,  uzayıp gider;
--

bi örneklemeydi sadece benim ki; bi deneme; bunun gibi,

sonuçta (nefret)
varlığını onaylamama-
durumu, olguyu onaylamama;
-ceza görmesini bekleme-
hak bulmasını bekleme (-incinme-incitme,)
belki de birilerinin bunu düzeltmesini/gidermesini bekleme;
-kötülük üretme;
kişinin acı çekmesini isteme/bekleme; kötü durumlara düşmesini isteme-bekleme;
(belki de bunlara tanık olma) gibi duygular/güdüler içeriyor gibi; ve kökeninde
derinlemesine incelerseniz göreceksiniz;

buradan şimdi bir yorum yaparsak;
saf haliyle nefret ya da nefret gibi bir duyguya ulaşabilir miyiz? ya da nedir?
ya da bize ne ifade ediyor olabilir?
neler oluşturuyor/doğuruyor olabilir (eğer düşünce yaratıyorsa ve tüm gerçeklik duygu/düşüncelerse)
ya da başka sorular ve düşünceler-siz bilirsiniz;
 

Anhora

Hala seksi, haz verici ya da KH kapısına çıkan bir şey olarak görüyorsunuz. Aslında bir bilgi transferi. Öğrendiklerini aktarmak.
Ad vitam æternam

Scyth

Bir öğrenme ortamı hazırladığına hiç şüphe yok. Tanrı bunu dizayn ederken acaba ne düşünüyordu!?
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

Scyth

Sonsuz yaratıcının çarpık bir mizahi anlayışı olduğunu düşünüyorum.
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

isiklidusler

Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Anhora

Hala seksi, haz verici ya da KH kapısına çıkan bir şey olarak görüyorsunuz. Aslında bir bilgi transferi. Öğrendiklerini aktarmak.

aaaa, bu başka, ne diyeceğimi bilemedim;
hiç bilemedim- düşündüm yazmadım-yazdım sildim;

bunu tartışabiliriz ama nereye varacak-varır;
evet bunu bize bu celseler dedi, dedi ama biz de sorguladık-düşündük,
bunu derseniz bilmem ne olur? anlaşamadım; anlatamadım;
bu kanıya nasıl vardınız- bun unası ledindiniz diyebiliri mama bilmiyoru mne olur? yanıtlar mısınız? ve oradan nereye gideriz, bilmiyorum;

hayır, tartıştığımız bu içerikse biraz daha iyi bir incelemeyi/bakınmayı-anlamayı hak ediyor (gerektiyor) ya da bunun gibi bi şey;  bunu dediğim için kusura bakmayın ama çok hava da kaldı-kalır sözler;