Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

Nusra'dan ÖSO-İsrail İşbirliğine Dair İfşaat (16 Ağustos)

Başlatan bozadi, 16 Ağustos 2014, 19:00:52

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

16 Ağustos 2014

Nusra'dan ÖSO-İsrail işbirliğine dair ifşaat


El Kaide'nin Suriye kolu olarak bilinen Nusra Cephesi, ele geçirdiği bir ÖSO komutanının İsrail'le işbirliği yaptıklarına dair itiraflarını yayımladı.




Nusra Cephesi tarafından bir sosyal paylaşım sitesinde yayımlanan görüntülerde ele geçirilen ÖSO komutanın 5 kez İsrail'e gittiğini söylediği bildiriliyor.

Nusra Cephesi Şer'i Kurulu tarafından görüntüleri yayımlanan Şerif Saffuri adlı militanın Dera'da Özgür Suriye Ordusu'na (ÖSO) bağlı Harameyn-i  Şerifeyn Tugaylarının komutanı olduğu bildirildi.

Yayımlanan videoda İsrail'le yaptıkları işbirliğini anlatan ÖSO Komutanı, beş kez İsrail'e gittiğini ve İsrailli subaylarla görüştüğünü açıklıyor.

Yaralı ÖSO militanlarının tedavisi karşılığında İsrail'le işbirliği yaptıklarını belirten ÖSO Komutanı Saffuri, İsraillilerden roketler ve hafif silahlar aldıklarını söyledi.

Saffuri, İsraillilerin kendilerine sıhhi ve lojistik yardım yaptıklarını kendilerinin de buna karşılık Golan'daki İsrail sınırına hiç kimseyi yaklaştırmadıklarını ifade etti.

Kaynak: ydh.com.tr

bozadi

31 Temmuz 2014

'Snowden: IŞİD lideri Ebubekir el-Bağdadi Arap değil Yahudi'dir


"İsrail fitneye karışmadığı için onlara dokunmuyoruz" diyen IŞİD militanlarının lideri Ebubekir el-Bağdadi'nin gerçek kimliği açıklandı.




Eski CIA ve NSA çalışanı Edward Snowden, terörist IŞİD lideri Ebubekir el-Bağdadi'nin Arap değil Yahudi olduğunu ve asıl adının Shimon Eilot olduğunu açıkladı.

Snowden; ABD, İngiltere ve İsrail, IŞİD'i "Hornet's nest" (Eşekarısı Kovanı,) adını verdikleri bir strateji dahilinde geliştirdiklerini söyledi.

Snowden daha önce de; İngiliz, Amerikan istihbarat servisleri ve MOSSAD'ın Irak Şam İslam Devleti'ni yaratmak için birlikte çalıştığını belirtmişti.

Snowden ayrıca, Yahudi devletini korumanın tek yolunun, İsrail sınırlarına yakın bir düşman yaratmak olduğunu da ifade etmişti.

Kaynak: abna.ir

bozadi

31 Temmuz 2014

Hep ihanet (1)


Hüsnü Mahalli




İsrail devletinin kurulduğu 1948 yılından bu yana Filistin halkı Müslüman ve özellikle Arap ülke yönetimlerinin ihanetine uğradı, uğruyor. Bu yönetimler her zaman Filistin davasını kendi iç ve dış politikalarının propaganda malzemesi olarak kullandılar..

Filistin halkı bu ihanetlerin bedelini çok ağır ödedi, ödüyor. Filistin halkının yönetimleri de zaman zaman bu ihanetlerin parçası oldu. Bölgesel denklemlerin taraf ve kurbanı olan Filistinli gruplar az savaşmadı kendi aralarında.

Çok gerilere gitmeyelim.

Halit Meşal 1996'da Hamas liderliğine seçildi. 25 Eylül 1997'de MOSSAD zamanda Başbakan olan Netanyahu'nun emri ile Amman'da ikamet eden Meşal'i zehirledi. Zehirleyenler yakalanınca Ürdün Kralı Hüseyin Netanyahu'dan panzehiri istedi. Vermeyince Başkan Clinton devreye girdi ve Meşal kurtuldu. Ancak iki yıl sonra aynı Kral ABD'nin ricası ile Meşal'ı kovdu. O da babasına darbe yaparak iktidara gelen, gelir gelmez rezil Elcezire'yi kuran ve ABD'ye iki büyük üs veren Katar Emiri Hamed'in yanına gitti. Meşal burada bir kaç ay dayandı ve kendisini buyur eden Hafız Esad'ın yanına gitti

.

Hamas çok hızlı bir şekilde güçlenmeye başladı. Çünkü diğer Filistinli gruplar gibi o da İran ve Lübnan Hizbullah'ının desteğini almaya başlamıştı. Bu durum ABD işbirlikçisi Arap yönetimlerini çok kızdırmıştı. Başta Suudi Arabistan, Mısır ve Ürdün olmak üzere Arap yönetimlerinin büyük bölümü 'Alevi' Esad'ın korumasındaki radikal Sünni Meşal ve Hamas'a karşı plan üzerine plan yapıyordu. ABD ve AB ise Şam'a heyetler göndererek Hafız Esad'a ve sonrasında Beşşar Esad'a 'Hamas'ı Şam'dan kov bizden ne dilersen dile' diyordu. Esadlar ise her seferinde 'İsrail işgal ettiği Filistin, Suriye ve Lübnan topraklarından çekilsin ve bağımsız Filistin devleti kurulsun o zaman Hamas diye bir konu kalmaz' diyordu. Yahudi lobilerinin etkisinde kalan ABD ve AB ülkeleri ise her zaman İsrail'den yana tavır aldılar.

O sıralar Erdoğan ve AKP henüz ortalarda yoktu.

Ama asıl sürpriz Ocak 2006'da yaşandı. İşgal altındaki Filistin topraklarında yapılan seçimlerde İslamcı Hamas parlamento çoğunluğunu elde etti. Batı'nın teşviki ile seçime son anda katılan Hamas'ın bu zaferi herkesi şaşkına çevirmişti. Bazıları da bu zafer ile Hamas'ın radikal çizgisinden vazgeçerek siyasal bir harekete dönüşebileceğini düşünüyordu.

Örneğin 13 Şubat 2006'da Meşal'ı Ankara'da misafir eden AKP'liler gibi.

Örneğin aynı günlerde Meşal'ı Moskova'ya davet eden Ruslar gibi.

Ama birçok iç ve dış karmaşık nedenden dolayı olmadı.

Olmayınca ABD, AB ve onların bölgesel işbirlikçileri çok kızdı.

İsrail Temmuz 2006'da Hamas'a destek veren Lübnan Hizbullah'ına saldırdı.

Bu savaşta büyük yenilgi alan İsrail Aralık 2008'de Gazze'den intikam almaya kalkıştı.

Her iki savaşta Sünni Mısır, Ürdün, Suudi Arabistan dolaylı da olsa İsrail'in yanında yer aldı.

'İslamcı' ve Sünni Erdoğan-Gül İkilisi Sünni Hamas ve Şii Hizbullah'ın hamisi Alevi Esad'ın yakın dostu idi. İsrail ile Suriye'yi barıştırmak çabasında Başbakan Olmert'ten kazık yiyen Erdoğan bildik 'one minute' tavrı ile intikam almaya kalkıştı.

Katar Şeyhi Hamed ise Suudilerin bölgesel rolünü kapmak için ikili oynuyordu.

Bütün bu süre içinde Filistin halkı öncesinde olduğu gibi bölgesel ve uluslararası pazarlıkların vazgeçilmez bir malzemesi olarak çok acı çekiyordu.

Sonra 'Arap Baharı' denilen oyun sahnelendi.

Mısır, Tunus, Libya ve Fas'ta Müslüman Kardeşler iktidara taşındı.

Müslüman Kardeşler kökenli AKP yönetimindeki Ankara çok sevinmişti.

2004-2010 döneminde Alevi Esad, Şii İran ve Irak, Lübnan Hizbullah ve diğer Sünni ülkeler ile dostluk ilişkileri geliştirerek bölgesel model olma yolunda önemli adımlar atan Erdoğan bu kez yalnızca Sünnilere model ve lider olma hevesine kapılmıştı.

'Büyük Patron' ABD bundan çok hoşlanmıştı.

Laik cumhuriyetin ürünü olan Türk İslamının özgün modeli olan AKP Arap İslamcılarını yola getirecekti.

Herkes Batı ve İsrail dostu olacaktı.

Ama ortada bir sorun vardı : Alevi Esad ve onu destekleyen Şii İran, Irak ve Hizbullah ..

Erdoğan ve bölgesel Sünni müttefikleri bu mezhepsel söylemi çok sevmişti.

El ele verip Hamas yönetimine ' Sünnileri öldüren Esad'ın yanından ayrılın' denildi.

Meşal ve ekibini kandırmak zor değildi.

Ortada Erdoğan'ın Osmanlı karizması ve Katar Şeyhi'nin paraları vardı.

Üstelik Kahire'de Mübarek değil Müslüman Kardeş Mursi cumhurbaşkanı koltuğunda oturuyordu.

O da başlangıçta İsrail'e sıcak dostluk mesajları gönderip Gazze ile olan gizli tünelleri yıktı ama daha sonra Hamas'a el altından yardım etmeye başladı. Bu ve benzeri yardım ve desteği Erdoğan ve Şeyh Hamed'den alan Meşal, Mısır üzerinden ilk kez Gazze'ye gitti. Meşal İstanbul üzerinden Gazze'ye uçarken yüzlerce Hamas militan'ı Esad yönetimine karşı savaşmaya başlamıştı bile. Bazılar ise İsrail'e karşı yapamadıklarını Suriye halkına karşı yapmaya başlamıştı : İntihar saldırıları..

Ama plan istenildiği gibi işlemiyordu.

Neden ve nasıl onu da yarına bırakalım.


Kaynak: yurtgazetesi.com.tr

bozadi

1 Ağustos 2014

Hep ihanet (2)


Hüsnü Mahalli




Dünyada benzeri olmayan bölgesel ve uluslararası bir saldırı ile karşı karşıya kalmasına rağmen iktidarını koruyan Esad, başta Erdoğan olmak üzere bölgesel ve uluslararası ülke liderlerinin planlarını bozdu.

Esad direnince tümü Sünni olan Tunus'taki İslamcılar çuvalladı, Libyalı Sünni İslamcılar birbirini boğazlamaya başladı, Sünni Sisi Sünni Müslüman Kardeş Mursi'yi devirdi, Yemen'de Sünni Kaide'ciler Sünni iktidara karşı saldırılarını yoğunlaştırdı ve son olarak Suriye'de Esad'a karşı savaşan Sünni IŞİD, Nusra ve ÖSO militanları birbirlerinin kafalarını kesmeye başladı.

Erdoğan Arap ve Müslüman dünyanın lideri olamadı.

Erdoğan'ın bölgede bir tek dostu kaldı : Bol paralı Vahabi mezhepli Katar Emiri.


Hamas ise ortada kaldı.

Çünkü İsrail ile normalleşme sürecini başlatan Ankara onunla ilgilenmez oldu.

Katar Şeyhi ise Yahudi lobilerinin baskısı ile para musluklarını kıstı.

Sisi, Mursi'nin müttefiki Hamas'a karşı savaş başlattı.

Önce Rafah Sınır Kapısı kapatıldı sonra Hamas terör listesine alındı.

Sisi'ye destek veren Suudi Kral Abdullah; IŞİD, Kaide, Nusra ve Müslüman Kardeşleri terörist ilan etti.

Suudi Kral ve Sisi'nin kararı ile Hamas artık terörist bir örgüt olmuştu.

Suudi Arabistan ve Mısır İsrail'in çizgisine gelmişti.

Bu suçlamadan Erdoğan yönetiminde Türkiye de payını alıyordu.

Çünkü Erdoğan Hamas'a destek veriyor ve Müslüman Kardeşler düşmanı Sisi yönetimindeki Mısır ile kavgalı. Erdoğan dostu Katar Emiri'ni ise hiç kimse sevmiyordu.

Durumu giderek kötüleşen Hamas Suriye ve İran ile barışmanın yollarını aramaya başladı.


Hamas'ın Esad'dan yüz bulamadığını gören Netanyahu 1997'nin anılarına dönerek Meşal ve ekibinden kurtulmaya karar verdi. İsrail aynı zamanda her tarafa yerleştirdiği hava savunma sistemini denemek istiyordu. Batı Şeria'da karanlık bir şekilde kaçırılan üç İsrailli gencin ölümünü bahane eden Netanyahu 8 Temmuz'da Gazze'ye saldırma kararı aldı.

Zamanlama süper.

'Arap Baharı' sonrasında Arap ve Müslüman ülkelerin bazıları hem birbirleri ile kavgalı hem de kendi içlerinde iç savaş yaşıyorlar.

Dünya ise palavradan da olsa IŞİD'in karanlık Musul işgalini konuşuyordu.

İsrail Gazze'ye saldırınca Hıristiyan dünya IŞİD'in Irak ve Suriye'de yıkıp yaktığı kiliseleri bile görmemezlikten geldi.

Filistin halkı bir kez daha bölgesel ve uluslararası tezgah ve ihanetlerin kurbanı olmuştu.

Batı ile ilişkisini düzeltmek isteyen İran kendisinden beklenen tepkiyi göstermiyor..

Hamas'ın ihanetine uğrayan Esad kendi derdinde.

Sisi yönetiminde Mısır ve müttefiki Arap yönetimler Hamas'a ders verilmesinden memnun.

IŞİD ' Allah bize İsraillileri değil, Alevi ve Şiileri öldürün dedi' modunda.

Hamas'ın Suriye savaşında destek verdiği Nusra, ÖSO ve benzeri gruplar sessiz.

Çünkü onların yaralılarını İsrail tedavi ediyor.

Katar ise her zaman olduğu gibi ortalığı karıştırmak için ikili oynuyor.

Yakında mutlaka Türkiye'ye kazık atar. Genetik bir alışkanlık.

AKP yönetiminde Türkiye ise bildiği en iyi işi yapıyor : Yüksek sesle bağırmak.

Türkiye son üç yılda Müslüman Esad'a karşı yaptığının binde birini Siyonist Yahudi Netanyahu'ya karşı yapsaydı belki de bugün İsrail yok olmuştu.

İş bununla da kalmadı.

Mısırlılar, İsrailliler ve Suudiler Filistinlilerin ölümünden Erdoğan'ı sorumlu tutuyor.

Onlara göre ' Erdoğan ve Katar Şeyhi bölgesel rollerini kaybetmemek için Hamas'ı savaşa sürükledi ve ilk günlerde sağlanan ateşkesi kabul etmemesi için baskı yaptılar'.

Filistin'de ölen çocuklar kimin umurunda!

Gazze'de yıkılan evler, akan kan ve yaşanan bunca acı olsa olsa Arap ve Müslüman liderlerin propaganda malzemesi olabilir.

Ne kadar rezil bir durum.

Siyonizme inanmış ve kendini bir Yahudi din devleti ilan eden İsrail'in Filistinliler ile tek bir derdi var : Kudüs

Kudüs'ü sahiplenen Filistinliler aslında dünyadaki tüm Müslümanların davasını savunuyor.

Kudüs Müslümanların ilk Kıble'sidir.

Yalnızca ilk Kıble'ye değil bu Kıble'nin tüm inanç değerlerine ihanet edenlerin başka Kıble'ye secde etmesi çok normal.

Zavallı Filistinlilerin bu basit gerçeği bile duyup görmesine izin verilmiyor.

Her tarafta gürültü var.

Müslüman ülke liderleri en iyi bildikleri şeyi yapıyorlar:

Palavradan bağırmak.

İsrail ise bu zavallıların haline bakarak eğleniyor.

Ne kadar da iğrenç ve aşağılayıcı bir durum.

İhanet, her şeyi İslam adına yaptığını söyleyenlerin genetik kodlarında var.

Örnek mi ?

IŞİD, ona destek verenler ve onun gibi düşünenler.

Elbette başkaları da var!

Kaynak: yurtgazetesi.com.tr

bozadi

3 Ekim 2011

Suudi Arabistan'ın ve Vahhabiliğin kurucuları kripto Musevi çıktı!





ABD'nin Ortadoğu'daki en önemli müttefiklerinden biri olan Suudi Arabistan ile ilgili tarihi kayıtlar ilginç bir gerçeği ortaya çıkarıyor. Kayıtlar Suudi Arabistan'ın resmi mezhebi (gayriresmi de denilebilir)  kurucusu Muhammed bin Abdulvehab'ın Sabetaycı olduğunu gösteriyor. İşin ilginci bu resmi kayıtların dışındaki birçok kaynak da benzer sonuca ulaşıyor. İşte  detaylar:

Saddam Hüseyin döneminde Irak istihbaratının hazırladığı ve savaştan sonra ABD'nin açıkladığı  "Vahhabilik Tehlikesi ve Kökeni" adlı raporda Suudi Arabistan'ın Sabetaycı bir lider tarafından kurulduğunun altı çiziliyor. Bu tutanaklardan başka Vahhabilik mezhebini ve Suudi Arabistan'ın kökenini araştıran pekçok kişi de benzer sonuçlara ulaşıyor. Irak İstihbarat Servisi raporlarında Vahhabilik mezhebinin Batı'nın çıkarlarına hizmet etmek ve İslamı zayıflatmak için çalıştığı iddia ediliyor.

Rapora göre 18. yüzyılda Ortadoğu'ya gönderilen bir İngiliz ajan olan Hamprey, Suudi Arabistan devleti ve Vahhabilik mezhebinin kurucusu olan Muhammed bin Abdulvehab ile temasa geçer. O dönemde Osmanlı İmparatorluğu'na bağlı olan bölgedeki Araplar, İngiltere'nin desteğini alan Abdülvehab ve onun etkilediği Suud ailesinin lideri  önderliğinde ayaklanırlar.

Bu ayaklanma bastırılır, Vahhabiliği benimseyen Suud ailesi daha sonra birkaç kez daha Osmanlı'ya karşı ayaklanmanın başını çeker ve  yine İngiltere'nin desteğiyle 1926 yılında Suud ailesinden Abdülaziz bin Suud Hicaz Kralı olarak taç giyer, ülke 1932 yılında da Suudi Arabistan olur.  Abdülvehab'ın kurduğu  Vahhabizm böylece Suudi Arabistan'ın resmi mezhebi haline gelir. Suudi Arabistan'ın şimdiki Kralı Abdullah bin Abdulaziz, Suud sülelasinden gelmektedir.

Sözkonusu istihbarat raporunda  Suud ailesinin köklerinin ve  Abdulvehab'ın kendisinin Türkiye'den göç etmiş kripto Yahudiler oldukları müteakip kereler tekrarlanıyor.

Osmanlı İmparatorluğu döneminde  Amiral Eyüp Sabri Paşa'nın yazdığı bir rapor da sanki Irak İstihbarat Servisi'nin iddialarının esin kaynağı  niteliğindedir.  Eyüp Sabri Paşa, Vahhabizm'in kurucusu Abdulvehab ve Suud ailesinin Yahudi olduklarını raporu aracılığıyla Padişah'a iletmiş.

Uzman tarihçi Prof. Dr. Mustafa Turan da Sabetaycılar ile ilgili yaptığı araştırmada, Muhammed bin Abdülvehab'ın Yahudi kökenli olduğunu belirtiyor. Turan'a göre, Abdulvehab'ın dedesi Süleyman Bursa'daki Sabetaycı Yahudi cemiyetine bağlıydı ve asıl adı da Shulman'dı. Daha sonra Şam'a yerleşen Süleyman, Müslümanlığı din olarak kabul eder ancak büyücü olduğu gerekçesiyle Şam'dan sürülür. Mısır'a kaçan Süleyman, burada da dışlanır ve Hicaz'a gider. Abdülvehab, işte bu evlilikten doğar.

Arap yazar Nasır El-Said de bu iddialara ek olarak Suud ailesinin Abdülvehab'ın ve kendilerinin soy ağaçlarının saklanması için  Kahire 1943 yılında yüklü bir para ödediklerini ileri sürer. Yazara göre Suudlar'ın Hz. Muhammed'in soyundan geldiklerine ilişkin iddialar da bu esnada kurgulanır.

Birçok farklı kaynak ve kişinin kaleme aldığı yazılarda tek bir ortak nokta bulunuyor. O da Suudi Arabistan'ın kurucularının Yahudi kökenli oldukları.

Suudi Arabistan'ın ABD ve İsrail'e bağımlı bir şekilde hareket etmesinin altında bu gerçek yatıyor olabilir mi?



Kaynak: jöntürk.com

bozadi

27 Mart 2008

Vehhabiliğin kurucusu Bursalı bir Yahudi mi


AMERİKAN Washington Post gazetesi, ABD Savunma Bakanlığı'nın Saddam Hüseyin dönemi arşivleri üzerinde yaptığı askeri istihbarat çalışması sırasında elde edilen bir belgeye ulaştı. Buna göre, Vehhabiliğin kurucusu olan Şeyh Muhammed bin Abdülvahhab'ın dedesi, Bursalı bir Yahudi'ydi.



Gazetenin köşe yazarlarından Al Kamen, Pentagon'un Saddam dönemine ait olan ve kamyonlarca yer tutan arşiv belgelerinden önemli bulunanları İngilizce'ye tercüme ettirerek, beş ciltte bir araya getirdiğini hatırlattı. Al Kamen, El Kaide ile Saddam arasında "fiili bir bağ" bulunamasa da, ideolojik bağa ilişkin ilginç bir detayın bu belgelerde ortaya çıktığını, ancak medya tarafından atlandığını savundu.

Tercüme edilen Irak istihbarat raporlarına göre, Şeyh Abdülvahhab'ın dedesinin adı Süleyman değil, Şulman'dı. 16. yüzyılda Bursa'da yaşayan Yahudi bir tüccar olan Şulman, daha sonra Şam'a taşındı, sakal bıraktı, Müslüman sarığı sardı; ancak büyücü olduğu suçlamasıyla bu Osmanlı şehrinden kovuldu.

Amerikan Bilimadamları Federasyonu (FAS), Vehhabi inancından etkilenen ve birçoğu Suudi Arabistan'da eğitim gören Iraklı direnişçilere karşı yeni stratejiler geliştirmek isteyen ABD Genelkurmayı için hazırlanan 50 sayfalık arşiv analizinin, "birçok insanda bilinç sıçraması yarattığını" bildirdi.

Vehhabilik nedir

Osmanlı'ya karşı kurulmuştu


12'inci yüzyılda yaşayan İbn-i Teymiyye'nin öğretilerine dayanan ve İslam'ın en köktendinci yorumlarından biri sayılan Vehhabilik, bir Hanbeli imamı olan Muhammed bin Abdülvahhab tarafından 17'inci yüzyılda kuruldu. İngiliz ajanı olduğu iddia edilen Abdülvahhab, bugünkü Suudi hanedanının atasıydı. Anadolu'nun ılımlı İslam anlayışına karşı kurulan Vehhabilik, Osmanlı'ya karşı başlatılan Arap isyanlarının da ideolojisini oluşturdu. Vehhabilik, bugün de, selefilik ile birlikte El Kaide'nin bağlı olduğu aşırı dinci iki akımdan biri olarak görülüyor.


Kaynak: hurriyet.com.tr

Arulnool

Bozadi emeğine sağlık. Oldukça bilgilendiriciydi.
Anlamak isterken, hoş gördüm yargıları...

bozadi

Eyvallah Arulnool. Bu haberlerle ben de resmin pek çok parçasını daha iyi bir araya getirebiliyorum.

bozadi

17 Ağustos 2014

Edward Snowden'den bomba iddia


ABD Ulusal Güvenlik Dairesi eski çalışanı Edward Snowden ilginç bir iddiada bulundu.





Gizli bilgileri sızdırdığı için kaçarak Rusya'ya sığınan ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı ve ABD ulusal güvenlik dairesi eski çalışanı Edward Snowden, IŞİD ile ilgili çarpıcı bir iddia ortaya attı. Snowden, Irak'ta kaosa neden olan IŞİD'in arkasında ABD, İngiltere ve İsrail istihbaratı olduğunu ileri sürdü.

"IŞİD İSRAİL'İN GÜVENLİĞİNİ SAĞLIYOR"

IŞİD'in bölgede İsrail'in güvenliğini tesis ettiğini söyleyen Snowden'a göre ABD, İngiltere ve İsrail istihbaratları dünyadaki bütün terörü "eşek arısı yuvası" adlı bir strateji ile bir araya getirmeye çalışıyor.

Eski ajan Snowden, İsrail'i korumak için, Ortadoğu'da İsrail'e karşı olan grupların kendi içlerinde savaştırıldığını ileri sürdü.

BAĞDADİ'NİN SENATÖR MC CAİN'LE OLDUĞU İDDİA EDİLEN FOTOĞRAF

Snowden'ın açıklamaları büyük yankı uyandırdı. Çünkü daha önce de IŞİD Lideri Ebubekir El Bağdadi'nin bir yıl boyunca MOSSAD tarafından yoğun bir askeri eğitim, dini kurslar ve konuşma becerisi kursları aldığı iddia edilmişti.
Ayrıca Bağdadi'nin Washington'daki bir görüşmede eski senatör John MC Cain ile aynı fotoğraf karesinde yer aldığı ileri sürülmüştü.











Kaynak: sabah.com.tr

bozadi

Çok büyük bir haber. Ve Sabah gazetesinin böyle bir haberi yayınlayabilmesi ve genel olarak çeşitli haberlerinde IŞİD'i terör örgütü olarak niteleyebilmesi güzel birşey. Çünkü aşırı derecede taraflı bir şekilde desteklediği Tayyip/AKP aynı şeyi yapamıyor. IŞİD'e terör örgütü diyemiyor. Tıpkı Suudi Arabistan ve Katar ve benzer bazı ülkeler gibi sadık bir şekilde hizmetkarlığını yaptıkları ABD terör devleti dahi IŞİD'e (göz boyama amaçlı da olsa) saldırılar yaptığı halde, Tayyip/AKP IŞİD'in kan dondurucu terör faaliyetlerine karşı harekete geçmiyor. Hele ki onlarca esirimiz hala onların elindeyken! Kendi ülkemizde askerlerimizi öldürmüş olmalarına rağmen! Neden acaba? Bu şeytanları diğer Vahabi devletlerle birlikte kendi elleriyle besleyip büyüttükleri için olabilir mi? Ülkeyi Kaide, Nusra, ÖSO ve IŞİD terör örgütlerinin lojistik, sağlık ve konaklama tesislerine çevirdikleri için? Mezhepçilik hastalığı bu kadar egemen olmuş vücutlarına! Muaviyenin, Yezidin lanetli davasını güdüyorlar hala. Şeytana hizmet ediyorlar ve şeytana yakışır bir şekilde de kendilerini olduklarının zıddı gibi göstermeye yırtınıyorlar! Dinleri de, imanları de gerçek sevgiye değil, nefrete, intikama, yok ediciliğe dayalı. Bu yüzden diğer Vahabi felsefesini güden Arap devletleri gibi ABD-İsrail ikilisine karşı itaatlerini sürdürürken Müslüman Suriye'ye var güçleriyle saldırdılar ve oradaki terör örgütlerini tüm imkanlarıyla desteklediler.

Bildiğimiz dünyanın sonuna yaklaşırken, İslam tiyatrosunun başlangıcındaki oyunların özel bir şovla tekrar sahnelenmesi çok manidar aslında. IŞİD gibi bir Vahabi Sünnici terör örgütünün çıkıp Muaviye'nin Yezit'in yarım kalan işini tamamlamaya soyunması ve tıpkı aynı soysuzluğa yenik düştüğü için yok olup giden Osmanlı Devleti gibi AKP'nin de şimdi bu şeytani davayı üstlenmesi çok manidar. Hesap mutlaka kapanacaktır. Hak olan mutlaka kazanacaktır. İslam, Şiilik-Sünnilik, tüm etiketler de nihayetinde yok olacaktır. Çünkü varoluşta bir asılları yoktur. Dava sadece İyilik ile Kötülük, Sevgi ile Nefret arasındaki mücadeledir. Bu gezegende pozitiflik mi yoksa negatiflik mi hakim olacak, onun belirlenme sürecidir. İnsanlık büyük bir sınava maruz bırakılıyor, seçime zorlanıyor. Gerçekten de bu gezegende artık bir karara ihtiyaç var.

Bildiğimiz dünya yıkılırken, binlerce yıllık davaların tekrar tekrar gündeme gelmesi de ondan. Nihai hesap kesim sürecine girdik. AKP şeytan, diğer partiler melek değil. Tüm siyaset her zaman şeytanın kontrolü altındaydı ve partiler şeytanın kuklası olmaktan başka birşey yapamazlardı. Şeytanın egemenliğinde, şeytanın oyun koşullarıyla oynayıp şeytana karşı gelemezsiniz. Tüm ideolojiler yozlaşmıştır, başlangıçta iyi birşey olsalar veya öyle görünseler bile. Tüm etiketlerden kurtulmamız gerekecek. Alevi-Sünni... Türk-Kürt-Ermeni... Müslüman-Yahudi-Hıristiyan-Ateist... Sadece bir yanda Sevgi/Varlık yolu ile diğer yanda Nefret/Yokluk yolu var. Ve bunları feci şekilde karıştırılmış, birbiri içine geçmiş şekilde yaşıyoruz. Bu anormallikler elimizi kolumuzu bağlayan birer bağ oldu.

Dünya ilüzyonu yıkılırken, bizler de seçime zorlanıyoruz ve iyi ki de zorlanıyoruz.