PKK Yandaşları Okmeydanı\'nda Halk Otobüsünü Yaktı (7 Haziran)

Başlatan bozadi, 08 Haziran 2014, 03:15:16

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

07 Haziran 2014

PKK Yandaşları Okmeydanı'nda Halk Otobüsünü Yaktı


Okmeydanı'nda PKK yandaşlarının ateşe verdiği otobüs cayır cayır yanarken, çevredeki vatandaşlar olayı korku dolu gözlerle izledi.




Okmeydanı'nda PKK yandaşları, bir halk otobüsüne molotof bombası atarak yaktı. Otobüs alev alev yanarken kopan elektrik kabloları da patladı.

VATANDAŞLAR KORKU DOLU GÖZLERLE İZLEDİ

Olay saat 21.30 sıralarında Şarkkahvesi ışıklarda meydana geldi. İddiaya göre yüzleri maskeli PKK yandaşları, bir halk otobüsünün önünü kesti. Otobüse molotof bombası atan örgüt yandaşları ara sokaklara kaçtı. Alev topuna dönen otobüs, dakikalar içinde kül oldu. Otobüsün yandığı alanda kopan bir elektrik kablosu da patlayarak etrafa kıvılcımlar yaydı. Çevredeki vatandaşlar olayı korku dolu gözlerle izledi. Polis ekipleri yolu kapatarak güvenlik önlemi aldı.

İTFAİYE UZUN SÜRE GELEMEDİ

Güvenlik gerekçesiyle olay yerine itfaiye ekipleri uzun süre gelemedi. Akrep diye tabir edilen zırhlı araçlar eşliğinde dakikalar sonra olay yerine gelen itfaiye araçları yanan otobüse müdahale ederek söndürdü.

Kaynak: haberler.com

bozadi

Türkiye'deki Kürtler üzerinde siyasi/ideolojik bir komuta gücüne sahip olmaya çalışan KCK/PKK/BDP grubunun yöneticileri (veya yöneticilerinin bir kısmı) tarafından bir düğmeye basılmış gibi görünüyor. Sosyo-kültürel olarak Kürdistan diye adlandırılabilecek bölgede ve İstanbul başta olmak üzere çeşitli şehirlerde ciddi provokasyon olaylarına şahitlik ettik ve ediyoruz ve görünüşe göre süreç tırmandırılacak.

Tüm kurumlar ve insanların genelinde egemen olan şizofrenik parçalılık halinin Türkiye'deki Kürt hareketinde de söz konusu olduğundan şüphe etmiyorum. Hatta, Kürt hareketindeki bölünmüşlüğün, eşgüdümsüzlüğün, kaosun ve provokasyonlara fazlasıyla açıklık halinin en tehlikeli, en trajik sonuçlara gebe olduğunu ve olabileceğini düşünüyorum. Kürtler için de, diğerleri için de.

Uzak (bkz. Jitem yılları) ve yakın (bkz. Uludere Katliamı) geçmişte bu devletin faşizan uzuvları yoluyla Kürt halkına çok ağır, çok vahşi şekillerde işkence edildiğine şüphe yoktur. Gerçekten, global faşistler bu devletin derin kolları yoluyla Kürt halkını bu ülkeye düşman etmek, ayrılıkçı hareketi, nefreti, kanı, vahşeti doruklara çıkarmak için çok büyük bir emek harcadılar ve ciddi bir başarı da elde ettiler ama yine de Kürtlerin genelini ayrılıkçı bir harekete sevk edemediler şaşırtıcı bir şekilde. Kürtlerin geneli özerk veya tam bağımsız bir Kürdistan kurulmasının aradıkları gerçek bir çözüm olmayacağını biliyor, seziyor. Ortadoğu'nun nasıl global şeytanların, ABD'nin, İsrail'in, CIA'nın, MOSSAD'ın, onların güdümündeki çeşitli İslami görünümlü terörist grupların cirit attığı bir bölge olduğunu çok iyi gözlemliyorlar.

PKK'nın Kürt halkının genel refahı, içsel birliği, dirliği için faaliyet gösteren, bütüncül bir örgüt olmadığını da çok iyi gözlemleyegeldi Kürt halkının büyük bir bölümü. Etrafta gördüğümüz hemen hemen tüm kurumlarda olduğu gibi PKK da şizofrenik derecede kompartmantalize edilmiş bir ucubeydi her zaman. Tam olarak ne olduğu, neye hizmet ettiği hiçbir zaman net olmadı. Hiçbir zaman açıkça ve kesin olarak Kürt halkının iyiliğine, huzuruna, birliğine, dirliğine hizmet etmedi. Öyle parçaları, öyle grupları, öyle bireyleri mutlaka olmuştur. Marazi şizofrenik çorbada bir çeşni olarak. Kurumların bu ne üdüğü belirsiz, psikopatik hallerinden en çok yararlananlar, bu durumdan en çok nemalananlar da uluslararası faşist grup oldu tabi. Karaktersizliği norm haline, genel "karakter" haline getiriyorlar. Ve yarattıkları ucubelerle kaos ve yıkım yaratıyorlar. TSK ile PKK arasında trajedik bir başarı düzeyiyle oynatılan danışıklı dövüş de bu ülkenin tüm halklarına eziyet etmede çok verimli bir şekilde kullanıldı ve kullanılmaya devam edebiliyor hala!

Tayyip bir ara TSK'yı gerçekten etkili bir şekilde kullanıp PKK karşısında azımsanamayacak bir üstünlük sağladı ama Tayyip/AKP yozlaştıkça, ve MİT adlı şizofrenik psikopat global faşizm maşası da bu süreçte etkin ve çift taraflı bir şekilde kullanıldıkça, ayrılıkçı ve yıkıcı Kürt hareketi provokasyonları azaltılacak yerde özellikle tırmandırılmaya çalışılıyor son aylarda. Tayyip giderek daha koşar adım negatifliğe, faşizme yönelen karakteriyle, tüm toplum kesimlerini provoke edip yarattığı puslu havada kendisini desteklemeyen, kendisine tapmayan herkesin ezilen/yenilen tarafta olacağını ima ediyor. Provokasyona, kaosa, yıkıcılığa fazlasıyla açık olan ayrılıkçı Kürt hareketi yöneticilerinin de canına minnet Tayyip'in bu giderek sapan, marjinalleşen halleri.

Kürt hareketinin ne olduğu, ne istediği belli olan bir yönetimi bulunmadığı için, bu konuda insancıl bir uzlaşmaya varılması nedense Kürt liderler dahil ilgili tüm taraflarca sürekli imkansızlaştırıldığı için, meydana gelen olayları çıkıp adam gibi yorumlayacak, doğruyu-yanlışı ayıracak, eleştiriyi ve özeleştiriyi hakkıyla yapacak, Kürt halkına gerçek rehberlik ve öncülük sunacak istikrarlı bir kişi/grup da bulunmuyor Kürtler arasında. En azından sahnede sesi duyulabilenler arasında. Saldım çayıra mevlam kayıra. Pek çok başka kurumun / hareketin durumunda olduğu gibi ucube bir yaratıkla karşı karşıyayız. Gerçekten vicdanlı, iyiliksever bir şekilde halka örnek olmak isteyen, rehberlik etmek isteyen birileri varsa da sesleri çok kolay boğulabiliyor her zaman.

İşte, aşina olunduğu gibi çıkıyor bir grup provokatör, orayı burayı yakıyor. Açık bir şekilde provokatif, terörist eylemler yapılıyor Kürtler adına, PKK adına, KCK adına. Kürt hareketinin en diplomatik vitrini olan BDP bile çıkıp bu olayları kötülemiyor, telin etmiyor. Evet, bu tür şeyleri yapanların bir kısmının MİT ve başka provokatörler olması da son derece mümkündür ve buna dair çeşitli kanıtlar daha önce ortaya dökülmüştü ama öyleyse de BDP başta olmak üzere Kürtçülerin çıkıp bu olayları ifşa etmede de herkesten önde hareket etmesi, durumu hassasiyetle takip edip dezenformasyonları ifşa etme çabası göstermesi gerekir. Öyle birşey de yok. Çünkü ortada gerçek bir hareket de yok. Gerçek bir yönetim de yok. Şizofrenik derecede bölünmüş, son derece çok başlı, kaotik bir durum söz konusu. Gerçek bir hareket, gerçek bir yönetim olmadığı için, bol bol demagoji yapıldığı halde çıkıp kendi adına hareket eden provokatörleri kontrol altına almaları da mümkün değil, böyle birşeye çok fazla istekleri de yok. Çünkü negatif durum zaten kabul edilmiş. Gerçekten yürekli ve vicdanlı, istikrarlı bir yönetim söz konusu değil. Ne istediğini, ne yaptığını bilen, halk tarafından kesin olarak rehber alınan bir kurum veya grup yok. Paramparça! Ve global faşizmin yönlendirmelerine, provokasyonlarına, terörüne son derece açık! O yüzden de kendini yönetici ilan edenler çıkıp olayları, durumları, kişileri, grupları sahiplenemiyorlar! Susuyorlar! Ve bu karanlık ve aşağılık oyunun devam etmesine müsaade etmekten veya bunu bizzat isteyip bundan nemalanmaya çalışmaktan başka yolları da yok!

Dileğim, diğer tüm gruplar ve hareketler için olduğu gibi bu hareket içinde de hakkın, vicdanın, adaletin, eşitliğin, iyiliğin taraftarı olanların daima güçlenmesi ve başka gruplardaki muadilleriyle işbirliği ve dayanışma içine girebilmeleridir.

(Not: Sosyal-siyasi konularda paylaştığım görüşlerim şahsi görüşlerimdir. Forumun veya tüm forum üyelerin görüşü budur veya bu olmalıdır veya mutlak gerçekler olarak görülmelidir diye bir beklentim yok. Şahsen doğru olduğuna inandığım şeyleri ifade ediyorum yalnızca.)