Zaman Yazarlarının MİT Polemiği (30 Ekim)

Başlatan bozadi, 30 Ekim 2013, 20:23:48

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

30.10.2013

Zaman yazarlarının MİT polemiği: Devlete tutuklu kalanlar!


MİT Müsteşarı Hakan Fidan hakkında yabancı medyada yayınlanan makalelerle başlayan tartışma Zaman gazetesinin iki yazarı arasında polemik yarattı. Mümtaz'er Türköne'nin, 'Temsil ettiğiniz bir değeriniz yok' satırlarına İhsan Dağı bugün yanıt verdi[/b]




MİT Müsteşarı Hakan Fidan hakkında New York Times ve Washington Post gazetelerinde yayınlanan makalelerle başlayan tartışma Zaman gazetesinin iki yazarı arasında 'muhatap' ve 'değer' polemiği yarattı. Türköne'nin önceki gün yayınlanan, 'Liberaller MİT'İ sevmez mi?' başlıklı yazısına bugün İhsan Dağı, 'Tamam MİT'i sevmeyen ölsün başlıklı bir yanıt verdi. "Sorumun muhatabı İhsan Dağı" diyerek başladığı yazısında Dağı'ya şöyle seslenmişti:

"Muhafazakâr-İslâmcı çevrelerce bir istihbarat örgütünün bu kadar sorgusuz sualsiz savunulması"nı "ilginç" bulan sevgili dostumuzun ve onun gibi millî sorunlar karşısında tarafsız kalmayı "liberal duruş" zannedenlerin durumu daha tuhaf değil mi? Üstelik Dağı'nın "bir istihbarat örgütü" dediği, Barış Süreci'ni kotaran ve sürdüren siyasî aklın etkili bir şekilde işleyen aparatı; yani başında Hakan Fidan'ın bulunduğu MİT. Ben de dâhil eli kalem tutanların sahip çıkmasının sebebi ise bir başka istihbarat örgütünün, dolayısıyla bir başka devletin kamu diplomasisi operasyonuna maruz kalması.

Mesele aslında "istihbarat örgütü" meselesi değil, doğrudan bizim liberallerimize özgü devlet algısına dair bir çarpıklık. İhsan Dağı, muhafazakârları -iktidara sahip oldukları için- "devlete söz söyletmemek"le itham ederken, aslında hem bizim dışımızda hem de bir düşman olarak kalması gereken bir "canavar"dan söz ediyor. Bizim dışımızda, hep mesafeli durmamız ve şerrinden emin olmamız gereken bir hasım. Kestirmeden liberal olmak için devlet düşmanı olmanız lâzım. Öyle ki, muhafazakârları bile devlete mesafeli tutma ve sınırı geçtikleri zaman ikaz etme hakkınız ve yetkiniz var.
...
Temsil ettiğiniz bir değeriniz, bir tercihiniz, bir idealiniz yok. Sizin istihbarat örgütünüz, yabancı istihbarat örgütleriyle aynı kümeste kapışınca kimden yana olmanız gerekiyor? Acaba hangi tilki haklı? Üstelik liberaller dışında kendisini tavuk yerine koyan yok. Bülent Arınç haklı: Âşık olmak lazım. Seveceğiniz, değer vereceğiniz, emek harcayacağınız bir varlığınız olmalı. Aşk iki insanın birbirine değil, aynı şeye bakmasıdır. 

Dağı'nın bugün yayınlanan, "Tamam, MİT'i sevmeyen ölsün!" başlıklı yazısı ise şöyle:


'Muhatabım İhsan Dağı' demiş, sevgili Mümtaz'er Türköne önceki günkü yazısında. Emin değilim bundan ama tamam, olsun.

Öncelikle, Türköne'nin eleştirdiği yazımın esasını, ana fikrini MİT tartışması oluşturmuyor; daha genel bir 'muhafazakârlar-devlet ilişkisi' eleştirisi yapıyorum.

Dediğim de özetle şu: Özünde 'sivil bir çevre' hareketi olan muhafazakârların kendilerini devletle özdeşleştirmeleri onların 'sivilliğini', devletin de 'demokratikleşmesini' zora sokar. Devletle muhafazakârların aralarında 'mesafe' ve 'eleştirellik'in kalmaması, son dönemde değişimin ana dinamiklerinden biri olan muhafazakârları hızla devletçi ve statükocu bir konuma doğru sürüklüyor, onları toplumsal dinamikleri temsil eden sivil yapısından uzaklaştırıyor.

Bu analizin üzerine 'devlet düşmanlığı' iması ve 'MİT'ten mi, yabancı istihbarat örgütlerinden mi yanasın?' sorgusu hiç de özleyerek hatırlamadığımız dönemlerin dilini ve üslubunu hatırlatıyor.

'Devlet düşmanı' olmadığımızın ölçütü 'MİT'i sevmekse, sadece liberallerin değil, pek çok kişinin işi zor. Kafasına dayanan istihbarat silahıyla bile MİT'e ilan-ı aşk etmeyeceklere ne yapacaksınız?

Akla gelen en büyük suç 'devlet düşmanı' demek. Ama buna çok alıştık; üstelik sadece liberallere değil, İslamcılara da, dindarlara da, Kürtlere de devlet düşmanı denildi bu ülkede.

En kötücül düşmanlık türünün 'devlet' düşmanlığı olduğu, 'devletle mesafeyi muhafaza etmek gerek' diyenlerin 'devlet düşmanı' olarak nitelendiği bir ülkede 'devlet meselesi'nin ne derece kavurucu, yakıcı, tüketici bir hal aldığı ortadadır.

Türköne ile 'millî duruş' yarıştıracak değilim. Millî duruş beklentisinin siyasal ve toplumsal 'işlevi'ni en az benim kadar biliyordur. Kürt sorununda millî duruş, Kıbrıs'ta, Ermeni meselesinde millî duruş, anarşiye, İslamcılara karşı millî duruş, AK Parti 'ye karşı millî duruş, AK Parti için millî duruş... Bu halktan 'millî duruş' istenmeyen bir 'millî sorun' kaldı mı Allah aşkına?

Devletin, otoritenin, hem de 'gizli' bir otoritenin 'yüceltilmesi' demokrasi için pek hayırhah bir netice vermez. Demokrasi devleti sorgulayabilenlerin, hesaba çekebilenlerin, eleştirebilenlerin elde edebilecekleri bir rejimin adıdır. Devleti dokunulmaz sananlar demokrasi inşa edemezler.

Barış sürecini yürüten 'siyasî akıl'la da, onun 'aparatı'yla da sorunum olmaz. Bu önemli işe girişmeleri onları hem bu konuda hem de diğer konularda eleştirilemez de yapmaz.

'Muhafazakârları ikaz etme hakkı ve yetkisi' var sanıyor demiş üstad. Kimseye parmak salladığım yok. Kendisi ne yapıyorsa bu köşede ben de aynısını yapıyorum. Muhafazakârların 'demokratikleştirici' bir güç olarak kalmasının şartlarını 'tartışıyorum'.

Derdimiz demokrasi ise demokrasi devletle kendini özdeşleştirenler ülkesinde kurulamaz. Devlet 'bizim' ise 'sorgusuz sualsiz' savunmanın da devlet dâhil kimseye faydası olmaz.

Kamusal otoriteyi kullananların meşruiyetlerini 'siz'den almasıyla 'siz'in devlet olmanız çok farklıdır. 'Devlet biziz' deyip özdeşlik kurduğunuzda 'siz' kalmazsınız zaten; 'siz' devletin olursunuz.

'Devlet var olabilmek, varlığını sürdürebilmek ve çıkarlarını koruyabilmek için demokratik olmak zorunda' demiş Türköne. Hayır, 'zorunda' değil. Demokratik olmadan var olan, varlığını sürdüren, çıkarlarını koruyan o kadar çok devlet var(dı) ki... Toplumun, toplum içindeki grupların (bunların içinde elbette muhafazakârların da) aldıkları tutum devleti demokratik olmaya 'zorlar'. Türköne'nin cevap yazdığı yazımın bağlamı bu; kendilerini devletle özdeşleştiren muhafazakârlar böyle bir demokratik yapıyı inşa etme işlevlerini yerine getiremezler.

Bırakın bizimki gibi topallayan bir demokrasiyi, demokrasinin beşiği ülkelerde bile iktidar kendini devletle özdeşleştirmeyenler tarafından 'gözetlenir', 'denetlenir', 'eleştirilir'.

Son husus; kime sesleniyor Türköne 'bir değeriniz, bir tercihiniz, bir idealiniz yok' derken, bilmiyorum. Çünkü benim var; dün de vardı, bugün de var. Onlar için yaşıyor ve yazıyorum. Ancak, 'devletten üstün' değerlerin olduğunu devlete tutuklu kalanların anlamalarını da beklemiyorum.

Kaynak: radikal.com.tr

bozadi

#1
14.06.2013

İHSAN DAĞI'DAN MİT'E FİŞLEME SORUSU
 


"MİT bildiğim kadarıyla yasası gereği 'dış istihbarat' işiyle meşgul olması gereken bir kurum. Niye kendi vatandaşlarının peşinde öyleyse? Yoksa tüm vatandaşlarını 'yabancı örgüt ve odakların' muhtemel işbirlikçisi olarak mı görüyor?"
 
[/b]




Taraf Gazetesi'nin ortaya çıkardığı MİT'in halkı fişlemek için bazı devlet kurumları ile yaptığı gizli protokol ile MİT'e İran Devrim Muhafızları Ordusu ve Muhaberat gibi çok geniş yetkiler tanıyan yeni yasa taslağı kamuoyu tarafından tartışılmaya devam ediyor.

MİT'le protokol yapan kurumlardan birisi olan PTT sözkonusu protokolü doğrulamıştı. İhsan Dağı bugünkü yazısında, "Bu haber doğruysa mesele 'özel hayatın mahremiyeti' ve 'kişisel bilgilerin korunması' ilkelerinin açıkça ihlali anlamına geliyor" diyerek anayasanın ihlal edildiğine dikkat çekti.

Dağı, "MİT bildiğim kadarıyla yasası gereği 'dış istihbarat' işiyle meşgul olması gereken bir kurum. Niye kendi vatandaşlarının peşinde öyleyse? Yoksa tüm vatandaşlarını 'yabancı örgüt ve odakların' muhtemel işbirlikçisi olarak mı görüyor?" diye sordu?

İşte İhsan Dağı'nın MİT'le ilgili analizi;

Pek aldıran yok ama MİT'le ilgili Taraf gazetesinde son günlerde çıkan haberler son derece önemli. Bunların gerçek olmamasını diliyorum; gerçekse eğer kaygılanmamak elde değil.

PTT, MİT'LE PROTOKOL YAPTIĞINI DOĞRULADI

Önce iddialar; Taraf'ın haberine göre THY, Milli Eğitim Bakanlığı, PTT, Tapu ve Kadastro gibi bazı özel ve kamu kurumları çalışan, hizmet alan, hizmet alanların aileleri hakkındaki özel bilgileri 'gizli protokoller' gereği MİT'e aktarıyormuş. Örneğin MEB'le yapıldığı iddia edilen protokol tüm MEB personelinin, öğrencilerin ve velilerinin özel bilgilerini MİT'le paylaşmayı öngörüyormuş. PTT'de yapılan tüm işlemlerin bilgileri ve THY ile yapılan tüm uçuş bilgileri web sistemi üzerinden sürekli olarak MİT'in erişimine açılmış. Mahkeme kararı olmadan vatandaşları 'potansiyel suçlu' veya belki de 'potansiyel muhalif' diye 'fişlemek' akıl dışı bir uygulama eğer doğruysa.


Habere Gitmek İçin Resme Tıklayın



MİT AÇIKLAMASINDA PROTOKOLLER İNKAR EDİLMİYOR
 
MİT iddialar üzerine bir açıklama yaptı. Açıklama, iddialar hakkında hiçbir somut cevap içermiyor. Genel olarak 'fişleme' iddialarını reddetmekle birlikte sözü edilen kurumlarla 'kişisel verilerin paylaşımı'nı içeren 'protokoller' yapıldığı inkâr edilmiyor. Anladığım kadarıyla MİT kamu ve hatta özel kurum ve kuruluşlarla yaptığı protokoller üzerinden vatandaşların 'özel bilgileri'ne anında ulaşabiliyor, fakat bunu 'fişleme' olarak nitelemiyor. Doğru mu? MİT açıklamasından benim anladığım bu. Yani, bu protokoller var ve kişisel veriler MİT'le paylaşılıyor. Zaten PTT de bunu doğruladı.
 
Ancak anlamadığım şu; MİT bildiğim kadarıyla yasası gereği 'dış istihbarat' işiyle meşgul olması gereken bir kurum. Niye kendi vatandaşlarının peşinde öyleyse? Yoksa tüm vatandaşlarını 'yabancı örgüt ve odakların' muhtemel işbirlikçisi olarak mı görüyor? Eminim bu meseleyi 'güvenlik' üzerinden 'meşrulaştırmak' isteyenler olacaktır. Güvenlik her zaman iyi bir 'şal'dır, gerçekleri örtmek ve özgürlükleri kısıtlamak isteyenler için. 'Eski Türkiye'yi yönetenlerin de en sevdikleri ve kullandıkları mazeretti güvenlik. Sorumuz; hâlâ mı?


Habere Gitmek İçin Resme Tıklayın



ANAYASAYA AYKIRI
Bu haber doğruysa mesele 'özel hayatın mahremiyeti' ve 'kişisel bilgilerin korunması' ilkelerinin açıkça ihlali anlamına geliyor. Bunlar tüm demokratik ülkelerde 'anayasa' tarafından korunan temel haklar. Bizim kötü anayasamız bile bu hakları koruyor. İşte madde 20: 'Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.... Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir.' Devletin her yerde gözünün kulağının olduğu, yurttaşların özel hayatlarının izlendiği bir ülkede yaşamak ister misiniz? Devlete, otoriteye 'özel'inizi emanet eder misiniz?

Bunun yanı sıra bir de MİT'e ilişkin yeni bir yasa tasarısı iddiası var. Yine Taraf'ın haberi. Esas olarak dış istihbarat üzerinde yetkili olan MİT'e bu taslak ile 'muhtemel iç tehdit odaklarına karşı her türlü istihbari ve operasyonel faaliyetlerde bulunmak' yetkisi verilecekmiş. MİT ayrıca 'iç ve dış tehdit' odaklarına karşı psikolojik hareket çalışmaları' yapabilecekmiş. Üst kademe bürokratlar da hakkında MİT 'güvenlik soruşturması' yapıldıktan sonra atanabilecekmiş. Mahkeme kararları olmadan 'her türlü sinyal istihbaratını toplamak,' yani telefonları dinlemek, telefon sinyalleri üzerinden yer tespiti yapmak da MİT'in yetkisinde olacakmış. Dahası, taslağa göre MİT mensupları kolluk kuvvetlerine tanınmış hak ve yetkileri kullanabilecekmiş.

Size söyleyeyim; vesayet rejiminin Milli Güvenlik Konseyi bu kadar güçlü değildi. Hükümete yönelik 'otoriterlik' eleştirilerinin yoğunlaştığı bir dönemde bir de MİT'in toplumu tümüyle denetleyici mekanizmalarla donatıldığı haberleri kaygı verici. Zaten hükümet özel hayata ve tercihlere 'makro düzeyde' karıştığı için eleştiriliyorken devletin özel hayata 'mikro düzeyde' müdahale etme imkânlarını ve araçlarını artıran düzenlemeler çok yanlış.

Kaynak: aktifhaber.com