Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü
avatar_gerçek tosun paşa

İran’da Son Durum: Rejim, Sokak ve Küresel Baskı Arasında Derinleşen Kriz

Başlatan gerçek tosun paşa, 12 Ocak 2026, 15:12:49

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

gerçek tosun paşa

İran'da Son Durum: Rejim, Sokak ve Küresel Baskı Arasında Derinleşen Kriz

Dünya gündeminde İran şu anda en kırılgan ve en tehlikeli başlıklardan biri olarak öne çıkıyor. Bunun nedeni yalnızca dış politikada yaşanan gelişmeler değil; asıl belirleyici olan, İran'ın içeride ve dışarıda aynı anda baskı altında olması. İran dosyası bugün, bir devletin hem sokakta hem de uluslararası sistemde aynı anda sıkışmasının net bir örneğini sunuyor.

Dış cephede, özellikle Amerika ve İsrail hattında İran'a yönelik sert senaryoların yeniden konuşulmaya başlandığı görülüyor. ABD'de bazı çevrelerde İran'a karşı askeri seçeneklerin masaya yatırıldığı, bu konuda çeşitli planların değerlendirildiği iddiaları gündeme geliyor. İsrail'le yapılan temaslar, İran'ın nükleer kapasitesi ve bölgedeki askeri varlığı üzerinden yürüyen güvenlik tartışmaları, tansiyonun kolay kolay düşmeyeceğini gösteriyor.

İran ise bu baskıya karşı yalnız olmadığını göstermek istiyor. Çin ve Rusya başta olmak üzere BRICS ülkeleriyle olan ilişkiler, Batı'ya karşı alternatif bir blok söylemiyle öne çıkarılıyor. Dolar dışı ticaret, altın ve yerel para birimleri üzerinden yürütülen ekonomik ilişkiler, İran'ın yaptırımlar karşısında ayakta kalma stratejisinin önemli parçaları olarak sunuluyor. Ancak bu küresel denge arayışı, içerideki kırılganlığı örtmeye yetmiyor.

Asıl kritik tablo İran'ın iç dinamiklerinde ortaya çıkıyor. Ülkede ekonomik kriz derinleşmiş durumda. Yüksek enflasyon, işsizlik ve para biriminin ciddi değer kaybı, halkın günlük hayatını doğrudan etkiliyor. Bu ekonomik baskı, sokakta karşılığını protestolar ve gösterilerle buluyor.İran halkı daha önce 2019 ve 2022'de büyük dalgalar halinde sokağa çıkmıştı ve bugün yaşananlar bu sürecin tamamen sona ermediğini gösteriyor.

Gösterilerin hâlâ devam ettiği, zaman zaman şiddetinin azalıp zaman zaman yeniden arttığı ifade ediliyor. Ölü sayıları konusunda ciddi bir belirsizlik var. Farklı kaynaklar farklı rakamlar veriyor; kimi yüz altmışlı sayılardan bahsederken, kimi iki yüzün üzerinde can kaybı olduğunu söylüyor. Aynı şekilde tutuklu sayılarıyla ilgili de çelişkili bilgiler var. Yüzlerce kişinin gözaltına alındığı, çok sayıda insanın cezaevine gönderildiği dile getiriliyor. Bu tablo, İran'da bilginin ne kadar kontrollü aktarıldığını da gösteriyor.

İran yönetimi bu protestoları yalnızca ekonomik ya da sosyal bir tepki olarak okumuyor. Resmî söylemde, gösterilerin arkasında dış güçlerin olduğu, özellikle ABD ve İsrail'in İran'ı içeriden karıştırmak istediği vurgusu öne çıkıyor. Bu söylem, rejim açısından sert güvenlik önlemlerini meşrulaştıran temel argümanlardan biri haline gelmiş durumda.

Bu noktada Devrim Muhafızları'nın rolü belirleyici. İran'da Devrim Muhafızları yalnızca askeri bir güç değil; aynı zamanda ekonomik, siyasi ve ideolojik bir yapı. Sokaktaki hareketlere karşı rejimin verdiği tepki büyük ölçüde bu yapı üzerinden şekilleniyor. Protestolar büyüdükçe, Devrim Muhafızları'nın sahadaki ağırlığı ve görünürlüğü de artıyor. Bu durum, halk ile devlet arasındaki mesafenin daha da açılmasına neden oluyor.

Ortaya çıkan tablo net: İran bir yandan dışarıdan kuşatılmış hissediyor, diğer yandan içeride ciddi bir meşruiyet ve güven krizi yaşıyor. Dış tehdit algısı, içerideki baskıyı artırmak için kullanılırken; içerideki huzursuzluk da dış müdahale senaryolarını daha "makul" gösteren bir zemin oluşturuyor. Bu iki alan birbirini besleyen bir kısır döngüye dönüşmüş durumda.

İran'da önümüzdeki dönemde daha büyük ve daha yaygın toplumsal hareketlerin yaşanması ihtimalini göz ardı edemeyiz. Bu sürecin nerede duracağı, rejimin ne kadar sertleşeceği ya da ne ölçüde taviz vereceği belirsizliğini koruyor. Ancak görünen şu ki, İran meselesi artık kısa vadeli bir kriz değil; uzun soluklu ve çok katmanlı bir kırılma hattına dönüşmüş durumda.

İran Bu Süreci Nereye Taşıyabilir?

Mevcut tabloya bakıldığında İran'ın önünde kısa vadede rahatlatıcı bir çıkış yolu görünmüyor. Aksine, hem iç dinamikler hem de dış baskılar, ülkeyi daha sert ve daha kırılgan bir döneme doğru itiyor. Önümüzdeki süreçte İran'da yaşanacak gelişmelerin birkaç ana eksen üzerinden şekillenmesi muhtemel.

İlk olarak, toplumsal hareketlerin tamamen sona ermesi beklenmemeli. Ekonomik koşullarda radikal bir iyileşme olmadığı sürece, protestoların dalgalar halinde yeniden ortaya çıkması olası görünüyor. Gösteriler kısa süreli bastırılsa bile, bu durum toplumsal öfkenin ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Aksine, bastırılan her dalga bir sonraki hareketin daha sert ve daha örgütlü olmasına zemin hazırlıyor.

İkinci olarak, rejimin refleksi daha güvenlikçi bir çizgiye kayabilir. Devrim Muhafızları'nın iç siyasetteki ağırlığının artması, İran'da sivil alanın daha da daralmasına yol açabilir. Bu durum kısa vadede rejime kontrol alanı kazandırsa da, uzun vadede rejim ile halk arasındaki kopuşu derinleştirme riski taşıyor. Devletin güvenlik üzerinden kurduğu denge, kalıcı bir istikrar üretmekte zorlanabilir.

Üçüncü olarak, dış baskı ve iç kriz birbirini beslemeye devam edecek. İçeride yaşanan her istikrarsızlık, dış müdahale senaryolarını daha fazla gündeme getirirken; dış tehdit söylemi de içerideki baskıyı meşrulaştırmak için kullanılacak. Bu kısır döngü kırılmadığı sürece İran, sürekli bir "olağanüstü hal psikolojisi" içinde yönetilen bir ülke görünümünden çıkamayabilir.

Son olarak, İran'ın Çin ve Rusya eksenli blok siyaseti kısa vadede rejime nefes aldırsa bile, toplumsal meşruiyet sorununu tek başına çözme kapasitesine sahip değil. Ekonomik ilişkiler ve jeopolitik destek, sokaktaki memnuniyetsizliği ortadan kaldırmadığı sürece, İran dosyası hem bölgesel hem de küresel ölçekte risk üretmeye devam edecek.

Özetle, İran için önümüzdeki dönem "ani bir çöküşten" ziyade, kontrollü ama uzun süreli bir gerilim sürecine işaret ediyor. Bu gerilimin hangi noktada kırılacağı ise rejimin sertliği kadar, toplumun sabrının ne kadar daha zorlanabileceğine bağlı olacak.


Kas.ların da geçmiş celselerde sıkça bahsettiği gibi "KH düzeninin çıldırdığı, kutuplaşmanın büyük bir hızla daha belirgin hale geleceği" bu dönemi canlı olarak izliyoruz.



bozadi

Trump'ın İsrail yönetimiyle ciddi şekilde çelişmesi sonrası derin devletin sopasını hissetmesiyle birlikte İsrail'in en önde gelen destekçisi gibi icraatlerde bulunması, bir yandan onun üzerindeki baskıları azaltırken, bir yandan da İsrail'in kendi sonunu getirme sürecini hızlandırması bakımından her anlamda Trump'ın işine geliyor sanırım. İran yönetimine yönelik "bitirici" bir hamleye kalkışılması halinde İran İsrail'e yönelik bitirici bir hamle yapma imkanı bulur mu bilmiyorum ama bunu İran yapamasa bile, İran engelini ortadan kaldıran bir İsrail'in Filistin'i ve hatta çevresini tamamen kontrolü altına alma konusunda gözünü iyice karartması sanırım önlenemez bir durum olacağı için, bölgede Türkiye dahil birden fazla devlet İsrail'e açık ve net bir askeri müdahalede bulunur ve öyle bir müdahale ya hemen, ya da çok geçmeden İsrail'in sonu olur diye düşünüyorum.


gerçek tosun paşa

Daha öncede yine İran-İsrail konusunda belirttiğim gibi iki ülkenin birbirini düşman göstererek propaganda malzemesi haline çevirdiğini düşünüyorum.

İran'da ki protestolar bence hem İran hükümeti hem de ABD-İsrail tarafından kendi çıkarları doğrultusunda kullanılıyor.
Ben gerçekten ciddi manada bir "devrim" olacağını düşünmüyorum. Olay İran'a müdahaleye gelince kalabalıklar dağılacaktır. ABD bombardımanı sonrası da İran halkı birlik olmuş İsrail nefreti körüklenmişti. Bunu sanırım akıllarında tutuyorlardır.

İran için de bu durum bir nevi stres atma, bazı basiretsizlikleri dış mihraklara bağlamak için fırsat bence.
Yakında İsrail seçimi öncesi İran bombalanır gibime geliyor. Netanyahu bu fırsatı kaçırmaz. Kendi oy potansiyelini canlandırır. İran da mağduru oynayarak kendi iç güvenliğini sağlamlaştırır.

gerçek tosun paşa

Alıntı yapılan: bozadi - 12 Ocak 2026, 22:18:44 bölgede Türkiye dahil birden fazla devlet İsrail'e açık ve net bir askeri müdahalede bulunur ve öyle bir müdahale ya hemen, ya da çok geçmeden İsrail'in sonu olur diye düşünüyorum.

Türkiye'nin Suudiler ve Pakilerle yaptığı askeri anlaşma zaten burada bir "tehlike" durumu olarak yorumlanıyor.

https://gazeteoksijen.com/dunya/forbes-turkiyenin-katilmak-uzere-oldugu-ittifaki-inceledi-natodan-kopus-mu-degilse-ne-262368



 

bozadi

Trump yönetimi ile Netanyahu yönetimi arasındaki gerilim en çıplak seviyelerinden birine ulaştı. Trump açıkça "Ben olmasam İsrail diye bir devlet kalmazdı" diye İsrail'in yatıp kalkıp kendisine dua etmesi gerektiğini söylerken, Netanyahu yönetimi İran'la yapılan barış anlaşması için Trump'a "Biz senin anlaşmanı takmayız" diye açıkça meydan okuyor (ABD derin devletinin kendi tarafında olduğuna da güvenerek). ABD başkan yardımcısı Vance de "Her sorunda gözü dönmüş bir şekilde tüm çevrenizde katliamlara girişiyorsunuz" gibi bir lafla İsrail'e fena dokundurmuş. İsrail'in korunması için ABD halkının cebinden deli gibi para akıtıldığını da hatırlatıyorlar ve sabrın bir sınırı olduğunu ima ediyorlar. İsrail çok kadersel bir noktada. ABD derin devletinin bile engelleyemeyeceği şeyler olabilir. Papağan gibi tekrarlayıp duruyorum ve yine tekrarlayacağım. İsrail kendi sonunu getirmeye çok yakın görünüyor. Ha, bana kalırsa hiçbir devlet de ebedi olamaz çünkü 4. yoğunlukta "devlet" diye bir kavram olacağını sanmıyorum (yanılıyor da olabilirim) ama yine de bazı devletlerin yokoluşu daha erken ve daha "ibretlik" bir şekilde gerçekleşecek sanırım.