Mehmet Baransu’nun Tutuklanması Üzerine… (2 Mart)

Başlatan bozadi, 03 Mart 2015, 01:16:15

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

02 Mart 2015

Mehmet Baransu'nun Tutuklanması Üzerine...*


Yasemin Çongar




Mehmet Baransu elde ettiği belgeleri haber yaptı ve haber yapılmak üzere gazetesiyle, o dönemde benim de aralarında olduğum Taraf yazı işleri yönetimindeki kişilerle paylaştı.
 
Bahse konu olan haberler bir darbe hazırlığı yapıldığını gösteren belgelere dayanmaktaydı ve bu belgeler Taraf'ın o günkü yönetimince gazeteye yansıyan haberler dışında çoğaltılmadı, paylaşılmadı, gazete bürosu dışına çıkarılmadı ve bir süre sonra da devletin talebi üzerine belgelerin asılları Baransu tarafından savcılık makamına tutanakla teslim edildi.
 
Şimdi Baransu neyle suçlanıyor?
 
Şu ya da bu nedenle Baransu'ya kızanlar bu sorunun gerçek cevabından uzak duruyorlar; bir gazetecinin tutuklanmasına gerekçe yapılan asıl konuyu ya gözardı ediyor, ya da açıkça veya zımnen onaylıyorlar.
 
Baransu'nun "sahte belge" hazırladığı iddiası da, "askeri casusluk" yaptığı iddiası da rahatça telaffuz edilebiliyor.
 
Bir gazeteci elindeki belgelerde "sahtecilik" yapsa ya da bu belgelerin "sahte" olabileceğini düşünse, bunları kendi eliyle devlete teslim eder mi?
 
Bir gazetecinin amacı askeri sırları başka ülkelere satmak olsa, yani casusluk yapsa, bunu o sırlarla ilgili haberi gazetesinin manşetinden duyurarak, elindeki belgeleri de kendi devletine teslim ederek yapar mı?
 
Baransu'nun tutuklanma gerekçesi ise, öyle anlaşılıyor ki, bu dedikodularla ilgili değil.
 
Baransu, TCK 327. maddesinde düzenlenen "devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri temin etmek"le suçlanıyor.
 
Şimdi biz, darbe hazırlıklarının yasal bir iş olduğunu, devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gerektiğini mi kabul etmeliyiz?
 
Gazetecilerin, toplumun bilgilenme hakkını gözardı ederek, devlet içindeki yasadışı faaliyetlerle ilgili bilgi ve belgelerden uzak durmasını, bunları haberleştirmemesini mi savunmalıyız?
 
Bu gazetecilikten vazgeçmek değil midir? Anayasa'nın 28. maddesinden, Basın Kanunu'nun 3. maddesinden vazgeçmek değil midir?
 
Baransu'nun tutuklanma gerekçesi, TCK 327 kapsamında, "Balyoz" davasına konu olan belgelerin "gizliliğini," dolaylı olarak da "gerçekliğini" teyid ediyor.
 
Oysa ortada bu belgelerin bir bölümünün üzerinde oynanmış olabileceği ya da farklı tarihlerde oluşturulmuş olabileceği iddiası var. Bu iddia sonuna kadar soruşturulmalı, gerçek ortaya çıkarılmalıdır.
 
Peki, bu soruşturmanın öncelikle TSK içinde yürütülmesi gerekmez mi?
 
Baransu'nun elde ettiği belgeler ordu dışından kimsenin bilemeyeceği ayrıntıda personel bilgileri, askeri sicil numaraları vs. içeriyor. Üstelik, bu belgelerin birer kopyası da Gölcük Donanma Komutanlığı'ndan çıktı.
 
Devletin ve özelde de TSK'nın işe bu durumu açıklayarak başlaması gerekmez mi?
 
Devlet, kendi kurumlarının içinden çıkan, kendi mahkemelerinde bir davaya konu olan belgelerin ve -- eğer varsa -- bu belgelerdeki tahrifatın kaynağını kendi içinde aramalıdır.
 
Balyoz haberlerini yayınlayan gazetenin eski bir yöneticisi ve o haberlerde imzası olan biri olarak, bu konudaki gerçeğin ortaya çıkmasını tüm kalbimle  istiyorum.
 
O haberlere kaynaklık eden belgeleri okuyup, ses kayıtlarını dinlediğimde, 2003 yılında 1. Ordu Komutanlığı'nda bir darbe planlaması yapıldığı kanaatine varmıştım. Bugün yine aynı kanaatteyim.
 
Kendilerinin de reddetmedikleri ses kayıtlarında komutanların neler dediğine kulak vermeniz, yapılanın hükümeti devirmeye dönük bir plan olduğunu anlamanız için yeterli.
 
Dönemin Genelkurmay Başkanı'nın, Kara Kuvvetleri Komutanı'nın 1. Ordu'da yaşananlara ilişkin anlatımları da kayıtlarda, kitaplarda.
 
Eğer darbeciliği görmezden gelmek için özel bir çaba içinde değilseniz, bizzat komutanlarca gerçekliğine itiraz edilmeyen belgelerde de darbe hazırlıklarını görebilirsiniz.
 
Tabii, bu gerçek, "Balyoz" davasına konu olan belgelerin bazılarında tahrifat olması ihtimalinin vahametini ortadan kaldırmıyor.
 
Böyle bir tahrifatın yapılmış olması, darbecilikle yüzleşme fırsatının heba edilmesine, bu ülkede darbelerin bir daha asla yaşanmaması yolundaki çok önemli bir hukuk sürecinin gölgelenmesine yol açar.

"Balyoz" davası, birçok kişi gibi bana da kurunun yanında yaşın, darbecilerin yanında masumların da yandığı izlenimini verdi. Bundan büyük bir mağduriyet, bundan büyük bir adaletsizlik olamaz.
 
Öte yandan, eğer belgelerde darbe suçunun "yokmuş" varsayılmasına yol açacak bir tahrifat yapılmışsa, darbeciliğe karşı hukuksal mücadele açısından, adaletin yerini bulması ve gerçeğin ortaya çıkması açısından etkisi yıllarca sürecek bir toplumsal mağduriyet yaşayacağız.
 
Darbeleri ve darbecileri aklama meraklıları buna aldırmayacaklardır; onlar  "Balyoz sahte" deyip konuyu kapatmak isteyebilirler, şimdi Baransu'nun o belgeleri temin etmekle suçlanmasına sevinebilirler.
 
Adaletin yerini bulmasını, gerçeğin ortaya çıkmasını samimiyetle isteyenler ise, bizlerin gerçekliğine kani olarak haber yaptığımız "Balyoz" belgeleriyle ilgili soruları artık esas muhatabına, devletin kurumlarına, orduya sormalılar.
 
Gerçeğin ortaya çıkması kimlerin faaliyetinin "darbecilik," kimlerin faaliyetinin "sahtecilik," kimlerinkinin "gazetecilik" olduğunu gözler önüne serecektir.
 
Biz gazetecilik yaptık.

Kaynak: t24.com.tr

bozadi

#1
Ahmet Altan'lı ve Yasemin Çongar'lı Taraf Gazetesine ve pek çok yazarına şahsen büyük bir saygı duydum, halen de aynı saygı ve sevgiyi duyuyorum. Mehmet Baransu'ya da özel bir hayranlık beslememe neden olan şey, derin bazı karanlıklara cesurca neşter atmasıydı. Yalnız Baransu'nun Fethullahçı bir kimliğe veya eğilime sahip olduğuna veya olabileceğine dair göstergeleri (biraz geç de olsa) fark ettikten sonra bu durum beni biraz rahatsız etti. Eğer özellikle de AKP'nin veya genel olarak geleneksel devlet ve ordu yönetiminin derin bazı karanlık yönlerini ifşa edici haberleri Fethullahçı bir eğilimle yaptıysa, bu durum biraz üzüntü verici olur. Haberlerin değerine birşey olmaz ama bence Baransu'nun kendi değerine gölge düşürür. Fethullahçı olmayı ona yakıştırmam ama o kendine yakıştırıyorsa da yapacak birşey yok. Bu meselenin hala net olmayan bazı yönleri var benim için, fazla da araştıramadım. Ama şahsi görüşümü ifade etmek isterim. Baransu da başta olmak üzere, o dönemki Taraf gazetesi TSK'nın derin karanlık ve şeytani yönünü, PKK'yla olan danışıklı dövüşlerini çok etkili bir şekilde ortaya koyan pek çok habere imza attılar. Elbette burada TSK derken, sanki TSK'nın ele avuca gelir istikrarlı bir şahsi kimliği varmış da o kimlik/şahıs o şeytani işleri yapmış gibi bir durum değil bu. Tüm kurumlar gibi TSK da son derece şizofrenik bir yapıya sahip. Bir elinin yaptığını öbür eli bilmez. Bir yerinden tutup birşeyin hesabını soramazsınız. Şizofreninin meydana getirilmesinin ve derinleştirilmesinin amacı zaten hesap sordurmamaktır. Hesap sorma işinin üzerine ısrarla gittiğinizde de TSK'nın olduğu halde bulunmasını temin eden perde arkasındaki faşist güçlerin baskı ve işkencelerine maruz kalmaya, linç edilme tehdidiyle karşılaşmaya başlarsınız. Bu durum TSK için de, PKK için de, sayısız başka resmi ve gayrıresmi kurum ve ideoloji için de aynen geçerlidir. Hepsinin şeytani yönünün ardındaki karanlık güç aynı global karanlık güçtür.

Baransu'nun özellikle Uludere/Roboski katliamının MİT bağlantısına dair haberi çok cesurca ve etkileyiciydi. MİT'in global faşist güçler için ne kadar etkili bir oyuncak olduğunu gösteren sayısız delillerden biri oldu o haber. Devlet/AKP olayın MİT'le ilişkisiz olduğu yalanında ısrar ettikçe Baransu resmi yazışma kayıtlarıyla kanıtları ortaya koydu. Evet, Global Faşistlerin kontrolündeki MİT'in kasıtlı ve ısrarlı yönlendirmesiyle, o katliam yanlışlıkla değil, içeriği ve koşulları gayet iyi bilinerek ve isteyerek yapılmıştı. Şeytanın kendi devletimiz, ordumuz, istihbarat kurumumuz üzerinden tepemize indirdiği sayısız darbelerin ne ilki, ne de sonuncusuydu.

bozadi

#2
3 Mart 2015

Cumhuriyet'e yazdı... Ahmet Altan meydan okudu


Mehmet Baransu'nun tutuklanıması üzerine 'Kumpas suçlaması' nedeniyle görüşlerini sorduğumuz Taraf gazetesinin eski Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Altan bir yazıyla cevap verdi. Balyoz iddialarının gündeme getirildiği dönemde gazetenin yayın yönetmeni olan Altan, Balyoz'la ilgili sorularına cevap istedi. İşte Ahmet Altan'ın yazısı...





Bizim Mehmet Baransu'nun evini basmışlar, on saat aramışlar, gözaltına almışlar, sonra da mahkemeye sevk edip tutuklamışlar.

Niye yapmışlar bütün bunları, neymiş suçu?

"Suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, devletin güvenliğine ilişkin belgeleri yok etmek, devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etmek, devletin gizli kalması gereken bilgilerini açıklamak."

Örgüt kurmuş ama şimdilik "örgütün diğer üyelerini" saptayamamışlar.

Bir bavul dolusu belgeyi savcılığa teslim ettiği halde "devletin güvenliğine ilişkin belgeleri" yok ettiğini söylüyorlar, ne kadar belge vardı ki Baransu yok etti?

En çok da Balyoz darbe planından "devletin güvenliğine ilişkin bilgi" ve "devletin gizli kalması gereken bilgileri" diye söz etmelerine bayıldım.

Ne zamandan beri darbe planları "devletin güvenliğine ilişkin belge" ve "devletin gizli kalması gereken bilgileri" olarak niteleniyor?

Ne zamandan beri olacak, hırsızlarla darbeciler hukuktan kurtulmak için kol kola girdiğinden beri...

Hırsızlık yaparken yakalanan bir iktidar, paçasını kurtarabilmek için hırsızlıktan da büyük suçlar işlemeye başlayınca, gidip darbecilere sığınmaya karar verdi.

Ellerinde planlarıyla ortaya çıkan darbeciler de, dizleri korkudan titreye titreye, hırsız olduklarını açıkça bildikleri adamların arkasına utanmadan saklandılar...

Birlikte onların suçlarını ortaya çıkaranları suçlu ilan etmeye çalışıyorlar.

 

'Çoluk çocuğu bırakın'

Önce işi bir netleştirelim.

Ben Taraf gazetesinin kurucularından biriyim, o gazeteyi beş yıl yönettim, Balyoz darbe planlarının basılmasına ben karar verdim.

O planları bin defa önüme getirseler bin defa da basarım.

Darbecilerin zorbalığından da, hırsızların zorbalığından da nefret ederim.

Bu duygum hiç değişmedi, hiç değişmeyecek.

Onun için çeşitli insanların isimlerini ortada dolaştırarak, Baransu'yu tutuklayarak meselenin etrafında dolaşmaktan vazgeçin.

Yasemin Çongar'ı, Baransu'yu, şimdi itirafçı olmuş çoluk çocuğu bir kenara bırakın.

O itirafçılar kendilerinin "kullanışlı aptal" olduklarını söyledikten sonra bizim de "kullanışlı aptal" olduğumuzu söylüyorlarmış.

O zavallı çocuklar, birkaç kuruş için bir hırsız çetesinin oda hizmetçiliğine soyundukları için hayat onlara alçaklıkla aptallıktan başka seçenek bırakmadı.

Daha yaşları kırka varmadan, alçaklıklarını itiraf etmemek için aptal olduklarını söylemek zorunda kaldılar.

Aptal olduklarını kabul etmezlerse, alçak olduklarını söylemek zorunda kalacaklar çünkü.

Zavallı çocuklar.

Onlarla uğraşmayın, onlar zaten sizin adamınız olmuş.

O haberi basan, o haberi basmaya karar veren, Balyoz'un bir darbe hazırlığı olduğundan bir an bile kuşku duymayan adam benim.

Hadi gelin bir konuşalım bakalım, Balyoz planları "devletin gizli kalması gereken" bilgisi miymiş?

 

'Donanmadaki belge aynı'

Bana gelirken uğramanız gereken bir yer var. Genelkurmay Başkanlığı.

Yayınladığımız belgeler, Gölcük Donanma Komutanlığı İstihbarat Dairesi Başkanlığı'ndan çıktı.

Birebir aynı belgeler.

Şimdi o belgelerin "sahte" olduğunu söyleyen hiç kimse gidip de Genelkurmay Başkanlığı'na, "O belgeler sizin Donanma istihbaratın merkezinden nasıl çıktı" diye sormuyor.

Resmi bir kuruluşta bulunan, resmi belgeler onlar.

O belgelerin sahte olduğunu mu söylüyorsunuz?

O zaman, o "sahte" belgeler Donanma'nın istihbarat merkezinde ne arıyordu diye soracaksınız.

Bütün subayların sicil numaralarını, görev yerlerini gösteren bavul dolusu belgeyi Donanma İstihbarat Merkezi'ne kim yerleştirdi?

İstihbarat merkezi bu, halk plajı değil.

Parolası, şifresi, kamerası, muhafızı, kayıt defteri olması gerek.

Nerede kayıtlar? Nerede kamera görüntüleri?

Kim koydu onları oraya?

Neden Genelkurmay beş yıldan beri bu konuda tek bir açıklama bile yapmıyor?

Neden "sahte" olduğu iddia edilen "resmi" belgeleri istihbarat merkezine koyanları açıklamıyor, yakalamıyor, suçlamıyor?

Eğer Genelkurmay, kendi Donanma istihbaratına "bir bavul dolusu" belgeyi koyanı bulmaktan acizse, siz zaten o orduyu lağvedin gitsin... Ordu falan değil o.

Ya da o belgeler gerçek ve bizzat askerler tarafından oraya saklandı.

Şimdi bana bunu bir açıklayın önce.

Darbeci kayınpederini aklayabilmek için kıvranıp duran damada da, "askeri vesayetin" yıkılmasında onurlu bir rolü bulunanlardan nefret eden "askerci" gazetecilere de şu soruyu sormak isterim:

Neden aklınıza bu soruyu Genelkurmay'a sormak hiç gelmedi?

Neden hiç gelmiyor?

Neden o belgelerin Donanma İstihbarat Merkezi'nden çıktığından bir kere bile söz etmiyorsunuz?

Çünkü darbeciliğin ortaya çıkmasından ödünüz patlıyor.

Hırsız bir iktidarın zaaflarından yararlanarak darbeciliği aklamaya çalışıyorsunuz.

Tabii ki darbecilerle ve hırsızlarla işim böyle bir soruyla bitmiyor.

Bir adam var, adı Yalçın Akdoğan, şimdiki işi Başbakan Yardımcılığı.

Bu rezilliği, "Ordumuza kumpas kuruldu" diyerek o başlattı.

Bugüne kadar da hiçbir savcı ona "Bu kumpas hakkında ne biliyorsun" diye sormadı.

Eğer bir kumpas varsa, Başbakan Yardımcısı bunun bilgilerine ve belgelerine sahipse, bunu derhal adalete ulaştırmak zorunda.

Açıklasın bakalım şu "kumpasın" belgelerini.

Eğer elinde bir belge yoksa, o zaman da bir davanın seyrini değiştirmekten muradının ne olduğunu, neden yalan söylediğini, iftira attığını bir anlatsın.

"Askerci" gazetecilerin aklına bu konu da hiç gelmiyor nedense.

Şimdi gelelim şu Balyoz Darbe Planları'na.

Bir kere şunu söyleyeyim, başka hiçbir belge olmasaydı bile sadece oradaki generallerin "resmi" konuşma bantlarını dinleseydim, gene onları "darbe" hazırlığı olarak yayınlardım.

Herkese soruyorum, bizzat darbe komutanının emriyle kayda alınan o konuşmaları dinlediniz mi?

 

'Yalçın Akdoğan'a soru'

Yalçın Akdoğan'a da soruyorum, dinledin mi o konuşmaları?

Adamlar neyi hazırladıklarını zaten o konuşmalarda açıkça anlatıyorlar.

Şimdi o konuşmaları tümüyle unutup, bulunan diğer belgelerle ilgili olarak "belgeler sahte" diye ortada dolaşanlar var.

Araya sahte belgeler karıştı mı karışmadı mı, o sorunun cevabını verecek bir yazılım uzmanlığına sahip değilim.

Ama Namık Çınar'ın defalarca sorduğu bir soruyu, "belgeler sahte" diyenlere bir daha sormak istiyorum.

O belgeler "sahte" ise "gerçekleri" nerede? Nerede gerçek belgeler?

"Zaten hiç belge yoktu" demeye hazırlanan kurnaz hırsızlarla, kurnaz darbecilere ve kurnaz "askercilere" de cevap vermeleri gereken bir soru soracağım.

 

'Engin Alan'ın sözleri'

Korgeneral Engin Alan'ın o seminerdeki konuşmasını dinlediniz mi ya da okudunuz mu?

Ben size o konuşmanın bir bölümünü hatırlatayım:

"Birlikler tamam. İstanbul üzerine çöküyoruz. Yönetime el koyuyoruz. Belediye başkanları, kamu kurumunda çalışanlar değiştirilecek. Tutuklanacaklar.

Sert müdahale olacak. Acıma bilmem ne yapmak yok, tepeleme var. İsrail örneğinde olduğu gibi sert müdahale olacak.

Rejim aleyhtarı dernek, gazeteler, yurtlar, kuruluşların listesi dosyada ve perdede."

Şimdi söyleyin bakalım, "sahte" olmayan listedeki "rejim aleyhtarları" kimler?

Nerede o gerçek liste?

Benim gördüğüm listenin tepesinde karde - şimin adı yazıyordu.

Sizin "gerçek" listenizin üstünde kimlerin adı vardı?

Kimleri tutuklayacak, vuracak, öldürecektiniz?

O spor salonlarına, futbol sahalarına kimleri dolduracaktınız?

Bütün hırsızlara, darbecilere, askercilere söylüyorum:

Bunlara cevap verin, sonra isterseniz size daha başka sorular da sorarım.

"Balyoz darbe planı değildi" ha, "ordumuza kumpas kuruldu" ha...

"Devletin gizli kalması gereken belgeleri" ha...

Bütün suçları işleyip şimdi bir de devletin gücünü elinize geçirdiniz diye, o suçları ortaya çıkaranları suçlamaya kalkıyorsunuz.

Balyoz, bir darbe planıydı.

O planları ben yayınladım.

Ben buradayım.

Ne konuşacaksanız benimle konuşun.

Ve bana sorular sormadan önce, benim sorduğum sorulara cevap verin.

Verebilirseniz tabii...

Kaynak: cumhuriyet.com.tr