avatar_fidelista

Ekrem İmamoğlu gözaltı kararı

Başlatan fidelista, 19 Mart 2025, 10:46:30

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

benguonat

Alıntı yapılan: bozadi - 23 Mart 2025, 13:18:48 Suçlamalar ciddi. İmamoğlu'nun ve ekibinin masum olduğunu düşünmüyorum şahsen. İktidardakilerin benzer suçlar işlemiş veya işliyor olmaları muhalefeti masum kılmıyor. Yaptıkları işleri hukuka ne ölçüde uygun yaptıkları da değil asıl derdim. Egosallığı aşamamış ve aşamıyor olmaları. Gerçek bir olgunluk, siyaset üstü bir tavır görülmüyor. Büyük ölçüde egolar çatışmasından ibaret mesele. Tellioğulları ile Seferoğulları çatışıyor.

"İktidar kötülüğü, muhalefet (İmamoğlu vs) iyiliği temsil ediyor" gibi bir durum yok ortada. Toplumun bazı kesimleri sanki böyle bir durum varmış gibi, fanatik futbol taraftarları gibi, birbirlerini yemek istercesine nefret ve cinnet çığlıkları atabilirler. Ama bu forumun temelini oluşturan ruhsal bilgi kaynaklarının işaret ettiği büyük resim açısından bakıldığında, fanatik biçimde taraflardan biriyle özdeşleşip karşı tarafı kötülemeyi, şeytanlaştırmayı meslek gibi benimsemek iyi bir işaret değil bence.

Herşey dönüp dolaşıp kendimizdeki egoyu teşhis ve tedavi etme meselesine geliyor. Bu konuda sahip olduğumuz blokajların neden olduğu öfke dış dünyadaki birşeylere yansıtılıyor. Kendimizdeki bilinç sorunlarını çözmek potansiyel olarak tamamen bizim elimizde. Çeşitli nedenlerle bu içsel konuda yeterince ilerleme göstermediğimizde ve bundan kaynaklı olumsuzluklar giderek derinleştiğinde, dış dünyada birilerini suçlama eğilimi artıyor muhtemelen. AKP-CHP kapışmasının fanatik futbol taraftarlığı çatışmalarına çok benzer yönleri olduğunu düşünüyorum. Ülkenin durumu, ekonomi, hak-hukuk, şu bu... tamamen değil ama büyük ölçüde bahane.



Katılıyorum. Eskiden bir mimarlık ofisinde çalıştığım için belediyeler ile işimiz oluyordu ve benim de bazı duyduklarım var. "Yönetimin değişmesi için oyumuzu verdik ama gene bazı usülsüzlükler olmadan iş halledemiyoruz" anlamında bir şeydi. Birinci elden şahit olmadığımdan kesin bir şey iddia edemiyorum. Bu ve bunun gibi yanlışlıklar her partide, her yerde var. Toplumun içine işlemiş. Karşının hatalarından bahsederken aynı hatayı yapmak hoş değil. Fanatizm de bizi kendi hatalarımıza karşı kör ediyor. Gerçi hiç açık vermesek bile iftira atacaklar/attılar orası ayrı konu.

Bence şu anki durum kendi kötü karmalarımızı temizlemek için bir fırsat. Ben Atatürk'ün ismini kullanıp hatalara karışan insanlar görmek istemiyorum. Allah'ın ismini kullanıp hatalara karışan insanlar da görmek istemiyorum. Bu kavramları bulandıracak, fanatizm ve nefret oluşturacak insanlar görmek istemiyorum. Atatürk'ün vizyonu böyle toplum oluşturmak değildi. Fanatizm hiç değildi. Toplum olarak kendimizi nefret-öfke ekseninden çıkararak sağlıklı düşünmemiz lazım.

bozadi

#61
Alıntı yapılan: benguonat - 24 Mart 2025, 12:19:25 Katılıyorum. Eskiden bir mimarlık ofisinde çalıştığım için belediyeler ile işimiz oluyordu ve benim de bazı duyduklarım var. "Yönetimin değişmesi için oyumuzu verdik ama gene bazı usülsüzlükler olmadan iş halledemiyoruz" anlamında bir şeydi. Birinci elden şahit olmadığımdan kesin bir şey iddia edemiyorum. Bu ve bunun gibi yanlışlıklar her partide, her yerde var. Toplumun içine işlemiş. Karşının hatalarından bahsederken aynı hatayı yapmak hoş değil. Fanatizm de bizi kendi hatalarımıza karşı kör ediyor.
Güzel tespitler. "Karşı" tarafı kesintisiz bir şekilde kötülemeye, şeytanlaştırmaya yönelik eğilim, karşıdan önce bu taraftaki bazı sorunlara işaret ediyor muhtemelen. Kendi problemlerini, blokajlarını çözememenin öfkesiyle "günah keçileri" aranıyor ve kolayca bulunuyor. Siyaset konusunda olsun, bambaşka konularda olsun, bu eğilimi zaman zaman kendimde de teşhis ediyorum.

Alıntı yapılan: benguonat - 24 Mart 2025, 12:19:25 Bence şu anki durum kendi kötü karmalarımızı temizlemek için bir fırsat. Ben Atatürk'ün ismini kullanıp hatalara karışan insanlar görmek istemiyorum. Allah'ın ismini kullanıp hatalara karışan insanlar da görmek istemiyorum. Bu kavramları bulandıracak, fanatizm ve nefret oluşturacak insanlar görmek istemiyorum. Atatürk'ün vizyonu böyle toplum oluşturmak değildi. Fanatizm hiç değildi. Toplum olarak kendimizi nefret-öfke ekseninden çıkararak sağlıklı düşünmemiz lazım.

Toplumun gidişatı üzerinde güçlü bir etki yapmamız pek mümkün görünmüyor ama zaten temel olarak toplumdan değil, kendimizden sorumluyuz. Örneğin ölüp ruhsal yuvamıza (5. yoğunluğa) döndüğümüzde, orada yapılan enkarnasyon değerlendirmesinin bireysel doğası dikkat çekiyor.

Toplumsal olumsuz koşullara duyulan öfke nispeten yüzeysel kaldığı sürece, yani dış dünyada ne olursa olsun kişi benliğinin/bilincinin derinliklerinde bir yerde herşeyin bir şekilde yolunda olduğunu, bunun sadece bir ilüzyon olduğunu, adaletin, birliğin, sevginin her zaman mevcut ve hakim olduğunu sezebildiği, buna az-çok güvenebildiği sürece, çok derin bir varoluşsal hastalık veya blokaj deneyimlenmez muhtemelen. Ama kişi dünya hayatıyla aşırı özdeşleştiğinde, hırs, arzu veya korku gibi nedenlerle kendini bu oyuna fazla kaptırdığında, yaşanan ve/veya algılanan şiddetli olumsuz koşullara duyulan öfke giderek daha derinlere işlemeye başlıyor ve varoluşun tamamına yönelik derin bir güvensizlik ve yıkıcı bir öfke hakim olmaya başlıyor.

Dünyaya kazık çakmıyoruz (çok şükür!), hayat veya enkarnasyon dediğimiz şey çok kısa. Ve "öbür tarafla" ilgili anlatılan şeylerin çoğu aynı gerçekliğe işaret ediyor: Varoluşla, sonsuzlukla ilgili korkulacak, endişe edilecek hiçbir şey yok. Biz varoluşun kiracısı, kölesi, mağduru veya değersiz bir parçası değiliz, varlığın birer parçası ve ta kendisiyiz. Varlık birdir ve hiç şüphesiz biz oyuz, tıpkı var olan diğer herşey gibi. Bunun bilgisi, sezgisi, duygusu, deneyimi kendi varlığımızın özünde mevcut. Öbür tarafta bunu hatırlayınca rahatlıyoruz ama derslerin devamı için dünya hayatına dönünce, sürecin bir noktasında yine dünyevi hayatla ilgili arzu ve korkulara kendimizi fazla kaptırmaya başlıyoruz.

Hem dünyevi hem dünyadışı biçimlerde bir sürü negatifliklere maruz kalıyor olmamıza rağmen huzura, sevince, sonsuz bilince ve sevgiye erişmek asla imkansız değil. Burası temel olarak ruhsal, spiritüel bir forum olduğuna göre normalde en çok bunun üzerinde duruyor olmamız gerekirdi ama K'ların deyişiyle 3Y (dünyevi, fiziksel) düşünüşe olan aşırı eğilimimiz bunu zorlaştırıyor. Dünya ilüzyonuna aidiyet düzeyimizi sorgulamamız gerektiğine inanıyorum. Kıyamet sürecinin tırmanan kaosu da buna yardımcı olacak muhtemelen. Ama en büyük fırtınalar gelmeden ne kadar bilinçli hazırlık yapabilirsek, yıkım/dönüşüm sürecini o ölçüde kendi lehimize kullanabiliriz. Dalganın altında ezilmek yerine üstünde sörf yapıyor olmamız bizim elimizde, başkasının değil.

bozadi

#62
Bu forumda esas alınan Ra-Kasyopya kozmolojisine göre, tüm ihtiyacımız BH alemine doğru ilerlemek, yani BH kutuplaşmamızı giderek artırarak BH alemiyle bağlarımızı giderek güçlendirmek ve sonunda geçişi yapmak. BH dediğimiz şey kendi varlık özümüz bana göre. "Yahu neden sevgiyle, kardeşçe, tam bir dayanışma halinde yaşamıyoruz ki?" dememize neden olan özsel farkındalık. Zaman zaman özümüzle az çok bilinçli bağlantılar kuruyoruz ama genellikle çok kopuk kalıyoruz.

Toplumsal, siyasi, ekonomik vs. koşullardaki negatiflikler elbette bazı bakımlardan BH kutuplaşmasını zorlaştırabilir ama koşullar ne olursa olsun, kişi isterse bundan çok daha olumsuz koşullarda bile pozitif kutuplaşmasını artırabilir. Bu forumun temel işlevinin de bu doğrultuda olması ümit edilir. Bunda henüz pek başarılı değiliz ama tırmanan kaosa paralel olarak giderek "ilginçleşecek" olan önümüzdeki zamanların inşallah en azından belirli bir kısmında bu forum üzerinden iletişim imkanı devam ettiği sürece, bu doğrultuda birbirimizin bilinçsel uyanışına katkıda bulunabileceğimizi umalım.

gerçek tosun paşa

Alıntı yapılan: bozadi - 24 Mart 2025, 13:42:52 Bunda henüz pek başarılı değiliz ama tırmanan kaosa paralel olarak giderek "ilginçleşecek" olan önümüzdeki zamanların inşallah en azından belirli bir kısmında bu forum üzerinde iletişim imkanı devam ettiği sürece, bu doğrultuda birbirimizin bilinçsel uyanışına katkıda bulunabileceğimizi umalım.

Aslında katılım gösterip paylaşılan her fikirde az-çok bir bilinçsel kazanım "ağ kurma" yoluyla kazanılıyor olabilir. Tabi senin söylediğin uyanış çok daha derin bir farkındalıkla ilgili biliyorum. Ben de dileğine katılıyorum. Umarım bunun hoş bir katkısı olur.
 

gerçek tosun paşa

#64

bozadi

#65
Deutsche Welle bariz biçimde Erdoğan karşıtı bir politikaya sahip gibi göründü bana, son birkaç yılda rast geldiğim haberlerin neredeyse tümü itibariyle. Aynı şekilde Rusya ve Putin konusunda da kararlı biçimde "karşıt" bir pozisyona sahip görünüyor. Bu durum bu medya organının tüm haberlerini veya tüm yorumlarını değersiz kılmıyor ama dikkatli yaklaşmakta fayda var. Benim İmamoğlu aleyhine alıntıladığım son haberlerin çoğu da "yandaş" medyadandı, dolayısıyla onların Erdoğan konusundaki objektifliği de son derece tartışılır elbette.

Perinçek / Ulusal Kanal da bazı bakımlardan "yandaş" gibi görünebilir ama tam olarak öyle olduğu iddia edilemez bence. Örneğin NATO ve Filistin gibi konularda iktidarın moralini çok bozacak, çok şiddetli eleştiriler, ağır suçlamalar yöneltiyorlar. Ama İmamoğlu yönetimine karşı başlatılan soruşturma/suçlama sürecini destekliyorlar ve ben onların bu konudaki tavırlarını makul buluyorum.

Seçimlere daha 3 yıl var sanırım, ve bu süre İmamoğlu'yla ilgili suçlamaların ne ölçüde doğru veya ciddi olduğuyla ilgili önemli bazı somutlaşmaların (en azından bu forumda kendi bakış açımızdan) olması için yeterli bir süre gibi görünüyor. İmamoğlu belli ki Erdoğan için iyi (dişli) bir rakip. Gözaltına alındığından beri söylemlerinde savaşçı karakterinden hiç taviz vermedi, tüm gücüyle meydan okudu. Nitekim üstteki videoda alıntılandığı gibi, Erdoğan'ın ekonomik ve siyasi yükseliş geçmişini tamamen kirli/uyduruk, kendisininkini tamamen temiz/asil olarak tanımlıyor.

İmamoğlu ayrıca üniversite diplomasının iptaliyle ilgili olarak "bundan sonra kimsenin hiçbir hakkı/mülkiyeti güvence altında değildir" gibisinden oldukça agresif bir ithamda bulunmuştu. Ben bu iddiayı çok abartılı bulduğumu belirtmek isterim. Sanki daha önce herşey çok (veya makul düzeyde) güvendeydi de, beyefendinin diploması iptal olunca "HERKESİN TÜM HAKLARI" o andan itibaren tehlikle altına giriverdi bir anda. İmamoğlu'nu kötü veya negatif eğilimli biri olarak görmüyorum, hatta Erdoğan karşısında en güçlü muhalif liderlerden biri olarak güzel bir dengeleyici güç olabilir ama İmamoğlu'nun Erdoğan'ı alt etmesini istemek için güçlü bir neden bulamıyorum kendi açımdan. Özellikle de global batılı faşist egemenlerin Erdoğan'ı devirmek için İmamoğlu'nun başarılı olmasını arzuladıkları apaçık ortadayken. Belli başlı muhalif unsurların tümü NATO'cu ve Rus karşıtı bir zihniyete sahip. "Atatürk'ün partisi CHP" için son derece utanç verici bir durum. Batılı faşistlerin Rusya'ya diz çökertmek için çevirdikleri onca şeytanlığı görmezden gel, PKK'nın, FETÖ'nün ağababası olan ve tüm dünyanın kanını emen güç sanki Batılı şeytanlar değilmiş de Rusya'ymış gibi NATO'culuğu savun, sonra da Erdoğan yönetimini devirmek için yürüttüğün isyana katılmamı bekle... Muhalefetin varlığını değerli buluyorum, hatta iktidarı daha da fazla sıkıştırabilecek şekilde birleşip güçlenmelerini isterim ama devletin kontrolünü ellerine geçirmelerini hiç istemem çünkü global güçlerin güdümüne girecekleri ayan beyan ortada. Aksini düşündürecek hiçbir somut söylemlerini duymuyorum. Zaten muhalefetin kendi içinde de bir birlik/beraberlik yok. Yamalı bohça. Erdoğan yönetimi tarafından pataklanıp durdukça akılları biraz başlarına geliyor, birlik-beraberlikleri bir parça artıyor. Siyaset yapmayı azaltıp tüm varlıklarını halkın refahına adamak için neyi bekliyorlar acaba? Bunun için ille iktidara gelmeleri gerekmez. İşte bölük pörçük muhalefet unsurlarının kendi aralarında da kavgalı çok sayıda eğreti parçadan oluşmasının ve bu durumun devam etmesinin en büyük nedenlerinden biri bu bence: Gerçek bir birlik-beraberlik kurarlarsa, o zaman siyasi ideolojik söylemleri azaltıp kendilerini somut biçimde hizmete adamaları gerekir. Ve bunu yapabilecek olgunlukta görünmüyorlar. Yani varlıklarını hizmete (başkalarına / bütüne hizmete) adayacak bir olgunlukta değiller. O yüzden kendi aralarında uzlaşmaz nitelikte çok başlı bir mevcudiyet işlerine geliyor, çünkü hesap sorulabilirlikleri azalıyor. Hangi baştan neyin hesabını soracaksın? Tüm başlar topu bir diğerine atıyor. İktidar bunlara kıyasla daha tek vücut. İktidar harika/sorunsuz değil elbette ama muhalefetin zayıf/çürük yanlarını ifşa etmesi ve değişime/gelişime zorlaması bakımından çok değerli bence. Ama aynı şekilde muhalefetin güçlenip iktidarın karanlık taraflarının üzerine gitmesi de önemli bir gereklilik.


bozadi

#66

Böyle tiplerin bu protestoları var güçleriyle desteklemesi, protestoların tamamen "kötü niyetli" olduğu anlamına gelmek zorunda değil elbette ama egemen global güçlerin Erdoğan'dan hiç hoşlanmadıklarının sayısız kanıtlarına yenilerini ekler.

Tıpkı Trump hükümetinin durumunda olduğu gibi, Erdoğan iktidarı egemen global sülükler karşısında henüz Putin Rusya'sı kadar güçlü olmadığı için, bazı bakımlardan çirkin bir görüntü arz eden tavizler vermek zorunda kalıyor; örneğin PKK'nın ve FETÖ'nün ardındaki güçlerin NATO'nun ardındakilerle aynı ve bir olduğunu çok iyi bildiği halde onlarla "ittifak" portreleri içine giriyor. "BOP projesi eşbaşkanlığı" meselesi de bunun bir örneğiydi. Fethullah kılavuzluğunda ilerleyen bir süreçti ama Erdoğan Batılı şeytanların Türkiye'deki en güçlü aparatlarından biri olan Fethullah'ın kıçına tekmeyi bastı bir şekilde. Üstelik Rusya'yla olan restleşme sürecinde desteğine başvurduğu NATO'nun aslında ne kadar korkak olduğunu anladıktan sonra bu sefer Rusya'yla ilişkilerini giderek güçlendirmeye başlamak suretiyle Batılı şeytanları iyice çıldırtmaya başladı. Birkaç ay sonra da Fethullah imzalı darbe girişimi oldu zaten. Ve celselerde bu darbe girişiminin Batılı şeytanların planları doğrultusunda yapıldığı açıkça söylendi. Kasyopyalılardan hiç haberi olmayan çok sayıda insan da bu gerçeğin son derece farkında.

Erdoğan yönetiminin harika bir yönetim olduğunu iddia etmiyorum ama Batı kuklası olmayı ya zaten arzulayan ya da buna engel olamayacak kadar zayıf olan belli başlı muhalif unsurlara kıyasla, Erdoğan yönetimi çok enteresan bir şekilde Atatürk'ün şanlı mirasına daha uygun bir karakter sergiliyor.

Bakmayın AKP'nin ülkeyi şeriatçılığa, gericiliğe sürüklemeye çalıştığı iddialarına. Sadece Atatürk zamanından beri değil, Osmanlı'nın son dönemlerinden beri Batının bazı gelişmiş niteliklerine öykünme başlamıştı. Erdoğan'ın sadece ekonomik çıkarlar nedeniyle değil, aynı zamanda neredeyse tüm dünyanın imrendiği Avrupa medeniyet sahnesinin saygın bir parçası olma isteğiyle de Avrupa Birliği'ne girme arzusu duyduğu sır değil. Pek çoğu egemen güçlerin kuklası durumunda olmasına rağmen Batılı liderlerle aynı "Avrupa Ailesi" karesinde yer almaktan memnuniyet duyduğu apaçık ortada. Dolayısıyla Erdoğan yönetiminin Avrupa medeniyetine düşman olduğu, Türkiye'yi daha fazla Ortadoğululaştırmaya çalıştığı iddia edilemez bence. Ama evet, Osmanlı mirası ve güçlü İslami eğilimler nedeniyle Ortadoğu milletleri (en azından ezici Sünni çoğunluk) arasında da söz sahibi olmaya, desteklenmeye çok önem veriyor, buna da yatırım yapıyor.

Türkiye'de İslamcılık Atatürkçülükten çok daha yaygın bir inanç ve ideoloji. Bundan birleştirici bir güç olarak yararlanılmak istemesi çok garip değil. "Ama Erdoğan yönetimi Atatürkçüleri yok etmeye çalışıyor" iddiası doğru değil. Erdoğan daha ziyade kendisine açık, net ve kararlı biçimde DÜŞMAN olanlara benzer bir düşmanlık sergiliyor. Erdoğan başta çırağı durumunda olmaktan memnun gibi göründüğü Fethullah'ı şutlamayı nasıl bildiyse, ideolojik (mahallesel) önyargıları nedeniyle başta tamamen karşıymış gibi göründüğü Atatürkçü bazı değerlerle de azımsanamayacak ölçüde barışmayı bildi bence. Bazı temel konularda Atatürk'ün hakkını vermeyi bildi. Atatürkçü olacak kadar değil elbette ve olmak zorunda da değil. Benim görebildiğim kadarıyla AKP yönetimi Atatürkçülere kategorik olarak düşmanlık yapmıyor, sadece kendisine mutlak biçimde düşmanlık hukukuyla bakanlara aynı hukukla cevap veriyor.

Tüm bunları "Erdoğan harika, kusursuz" demek için söylemiyorum. Ama "Erdoğan düşmanlığı"nın azımsanamayacak bir kısmında çok ciddi önyargılar, hatalı değerlendirmeler, aceleci yargılamalar var.

gerçek tosun paşa

Alıntı yapılan: bozadi - 25 Mart 2025, 20:38:28 Böyle tiplerin bu protestoları var güçleriyle desteklemesi, protestoların tamamen "kötü niyetli" olduğu anlamına gelmek zorunda değil elbette ama egemen global güçlerin Erdoğan'dan hiç hoşlanmadıklarının sayısız kanıtlarına yenilerini ekler.

Avrupa da Rusya da yakından izliyor ama kendi içlerinde yoğun bir enerji harcadıkları için doğrudan güçlü bir istihbarat hamlesi çekeceklerini sanmıyorum kısa vadede. Fakat bu gösteriler ve protestolar uzarsa iş değişir. Provakasyonlara çok dikkat etmek gerekir. Keza mülteciler ve radikal dini örgütler aracılığıyla ülkede milli şuur üzerine bir operasyon çekildiği de oldukça net görünüyor.

Batı son derece analitiktir, rasyonelisttir. İsimler ve söyledikleri üzerinden değil yönelimlere verebilecekleri etkiler ve potansiyel kazanımları üzerine hareket eder. Dolayısıyla ben hala iktidar üzerinde çok net bir kararları olmaktan ziyade kendi kazanımları doğrultusunda siyasi ve istihbarat hamlelerine devam ettiklerini düşünüyorum.

Olası bir iktidar değişikliğinde de yine aynı şekilde hareket edeceklerdir. Şahsen bu konuda senin kadar karamsar değilim. Eğer iktidar değişirse, gelen kişi NATO ve batı kaynaklarını sorgusuz sualsiz kabul etmeyecektir. Tarafsızlık politikası öyle ya da böyle devam edecektir diye düşünüyorum. Bu tablonun tersi yabancı sermayenin artık sadece faiz üzerinden para işletmekten ziyade gerçekten yatırım yapmaları amacıyla denenebilir.

Ülkenin acil olarak adalet ve liyakat portresi çizmesi çok ama çok mühim görünüyor. Halkın ekonomik olarak nefes alması lazım. Yerli sermaye bile hızla kaçıyor.

bozadi

#68

CHP Genel Başkanı Özgür Özel ve Dilek İmamoğlu'nun Türkiye'yi Batı'ya şikayetlerinin ardından, Ekrem İmamoğlu da ABD merkezli New York Times'a yazdı.

https://www.aydinlik.com.tr/haber/imamoglundan-abd-ve-avrupa-sitem-sessizligi-kulaklari-sagir-ediyor-517434

Özgür Özel utanç verici ama hiç şaşırtıcı olmayan bir şekilde geçenlerde çok sembolik bir şekilde Batı medyasının en karanlık iki uzvu olan CNN ve BBC'ye verdiği demeçlerde "Bizi niye yalnız bırakıyorsunuz?" diye ağladı.

Dilek İmamoğlu da yine bir diğer önde gelen Batılı propaganda aracı olan meşhur Economist dergisi üzerinden benzer bir serzenişte bulunmuş. Dilek İmamoğlu'nun özgürlük ve demokrasi isyanını temsil eden bir figür olarak önümüzdeki zamanlarda öne çıkarılma senaryosuna dair görüşler var.

Ve nihayet Ekrem İmamoğlu'nun kendisi de New York Times gazetesine dökmüş içini:

Alıntı YapKontrolsüz diktatörler çağı, demokrasiye inananların da en az muhalifleri kadar sesli, güçlü ve acımasız olmalarını gerektiriyor.
Geçenlerde İmamoğlu'na yönelik "Türkiye'nin Zelenski'si" diye bir tabir duymuştum, bu benzetmeyi kafamda hemen bir yere oturtamamıştım ama ilgimi çekmişti. İmamoğlu'nun Amerikan basınına gönderdiği mektupta söylediği yukarıdaki cümleden sonra, evet, şimdi cuk diye oturdu Zelenski benzetmesi.

gerçek tosun paşa

Alıntı yapılan: bozadi - 28 Mart 2025, 12:57:20
CHP Genel Başkanı Özgür Özel ve Dilek İmamoğlu'nun Türkiye'yi Batı'ya şikayetlerinin ardından, Ekrem İmamoğlu da ABD merkezli New York Times'a yazdı.

https://www.aydinlik.com.tr/haber/imamoglundan-abd-ve-avrupa-sitem-sessizligi-kulaklari-sagir-ediyor-517434

Özgür Özel utanç verici ama hiç şaşırtıcı olmayan bir şekilde geçenlerde çok sembolik bir şekilde Batı medyasının en karanlık iki uzvu olan CNN ve BBC'ye verdiği demeçlerde "Bizi niye yalnız bırakıyorsunuz?" diye ağladı.

Dilek İmamoğlu da yine bir diğer önde gelen Batılı propaganda aracı olan meşhur Economist dergisi üzerinden benzer bir serzenişte bulunmuş. Dilek İmamoğlu'nun özgürlük ve demokrasi isyanını temsil eden bir figür olarak önümüzdeki zamanlarda öne çıkarılma senaryosuna dair görüşler var.

Ve nihayet Ekrem İmamoğlu'nun kendisi de New York Times gazetesine dökmüş içini:

Alıntı YapKontrolsüz diktatörler çağı, demokrasiye inananların da en az muhalifleri kadar sesli, güçlü ve acımasız olmalarını gerektiriyor.
Geçenlerde İmamoğlu'na yönelik "Türkiye'nin Zelenski'si" diye bir tabir duymuştum, bu benzetmeyi kafamda hemen bir yere oturtamamıştım ama ilgimi çekmişti. İmamoğlu'nun Amerikan basınına gönderdiği mektupta söylediği yukarıdaki cümleden sonra, evet, şimdi cuk diye oturdu Zelenski benzetmesi.



bozadi

#70

Müthiş bir analiz bence:


bozadi

#71
Rahmetli Uğur Mumcu'nun avukat abisi Vatan Partili Ceyhan Mumcu, Özgür Özel'in Batılı güçlerden müdahale dilenmesini sert eleştirdi:

"Bunu söyleyen bir kişinin çıkıp biz Mustafa Kemal'in askerleriyiz demeye hakkı yok."


Haber videosunun içindeki şu açıklama da çok dikkat çekici:

Alıntı YapBu arada daha önce Amerika Birleşik Devletleri ve İngiliz basınına Türkiye'nin iç meselelerini tartışma konusu yapan Özel'in yeni durağı Almanya merkezli Deutsche Welle oldu. Röportajda Atlantik sisteminin saldırganlığıyla mücadele eden liderleri hedef aldı. Özel "Erdoğan'ın dostları Putin, Orban, Modi gibi dünyanın otokrat liderleri birbirlerini desteklemeye devam ediyor." ifadelerini kullandı
Buyur bakalım. Putin'i şeytanlaştırma çabası yetmedi, Avrupa'da sağduyunun nadir seslerinden biri olan Orban gibi bir ismi ve yine Batı'nın tüm baskılarına rağmen Rusya'ya düşmanlık etmeyi kabul etmeyen Hindistan lideri Modi'yi de karalamaya çalışıyor. Yani global şeytanların faaliyetlerini meşrulaştırırken, dünyada o şeytanlarla mücadele eden, en azından ciddi bir direnç gösteren liderlere bok atıyor resmen. Ve bunu Atatürk'ün partisinin lideri olarak yapıyor. Özgür Özel global şeytanların çıraklığına soyunmuş. Atatürk'e nasıl ihanet edilir sorusuna cevap niteliğinde....

Gezi olaylarında olduğu gibi, şu anda devam eden ve çok ciddi düzeylere tırmanma ihtimali bulunan gösterilerin de bazı meşru yanları olduğuna inanıyorum. Daha önce belirttiğim gibi AKP-MHP iktidarının çok beğendiğim ve muhalefete üstün tuttuğum önemli bazı iyi yanları var ama ekonomi başta olmak üzere ciddi bazı yönetim beceriksizlikleri nedeniyle tepkilerim de var.

İmamoğlu'nun masum olduğunu düşünmüyorum kesinlikle ama zaten sokak protestolarının tek veya hatta en önemli sebebinin İmamoğlu olduğunu da sanmıyorum. "Asıl mesele İmamoğlu değil" diye sıkça dillendiriliyor zaten. Gençleri boş ver, yetişkin nüfusta bile ciddi patlama potansiyelleri var dünyanın gidişatına ve hükümetin ekonomi başta olmak üzere bazı kötü yönetim şekillerine tepki olarak.

Bu gösteriler hükümeti/iktidarı ciddi şekilde sarsacak düzeylere ulaşsa bile, benim gözümde bu CHP'nin veya İmamoğlu'nun haklılığı, dürüstlüğü vs anlamına gelmeyecek. Daha ziyade zaten var olan bir toplumsal tepki patlaması ihtiyacının bahanesi olmuş olurlar. Ve gösteriler Erdoğan iktidarının düşmesine veya değişmesine bile neden olsa, CHP'nin başa geçebileceği veya ülkeyi doğru düzgün yönetebileceğine inancım sıfır. Diyorum ya, daha şimdiden rezil söylemler almış başını gidiyor.

Çok büyük toplumsal patlamalar olsa bile, bu CHP'nin bir başarısı anlamına gelmez bana göre. Siyasi anlamda bu işin kazananı olmaz. Umulur ki siyaset ötesi toplumsal bir uyanış ve dayanışmaya vesile olacak şeyler yaşanır.

Dionysos

Sağlıcakla kalın, keyifli forumlar

https://masmaviningolgesi.blogspot.com

bozadi

#73
Alıntı yapılan: Dionysos - 01 Nisan 2025, 11:05:14 https://x.com /etkiIihaber/status/1906978451686396019
Levent Gültekin boş adam değil, çok yetenekli, bilgili, sağlam bir tartışmacı ve eleştirmen. Ama Erdoğan konusunda "feci şekilde" TARAF olduğu için, tarafsızlıktan, objektiflikten feci şekilde koptuğu durumlar da oluyor. Yani siyasi tarafgirlik (düşmanlık) Levent Gültekin'in algı ve yargıları üzerinde çok çarpıtıcı etkiler yapıyor. Adam çok bariz biçimde Erdoğan karşıtı/düşmanı. Yani aynen senin durumunda olduğu gibi. Bu durum objektifliği, tarafsızlığı çok zorlaştıran bir faktör.

Yukarıdaki tweet örneğinde, "Devletin elinde toplumun 'vay be' diyebileceği şeyler olduğunu düşündüm. Dedikodudan ibaret." ifadesi çok manidar. Hukuk toplumun 'vay be' deyip dememesine göre çalışan birşey değil. Hukuksuzluk hukuksuzluktur, yolsuzluk yolsuzluktur ve İmamoğlu ve ekibinin hukuksuzluklara, yolsuzluklara bulaştığına dair ciddi suçlamalar var, buna dair tüm kanıtlar henüz ortaya dökülmüş değil. Gizlilik kararlarına rağmen ortada dolaşan bazı ses kayıtları vs var. Soruşturmalar belirli bir aşamaya ulaştıktan sonra, iddialara dayanak olarak öne sürülen kanıtlar da paylaşılacaktır ve o zaman o kanıtların ciddiyet düzeyini değerlendirme, tartışma şansımız olur. Şu anda bu konuda çok kesin birşey söylemek mümkün görünmüyor. Ben hükümetin ve onun baskılarından etkilenmemesi mümkün görünmeyen yargının İmamoğlu ve ekibine yönelik operasyonlarının hakka-hukuka tamamen uygun olduğunu düşünmüyorum elbette ama tamamen boş/temelsiz olduğuna da inanmıyorum.

Ben İmamoğlu'nun ne avukatı, ne de düşmanıyım. İktidar aleyhine yapılan gösterilerin İmamoğlu'nun haklılığından veya haksızlığından ziyade halkın ekonomi başta olmak üzere pek çok konudaki şikayetlerinden kaynaklı bir patlama ihtiyacıyla ilgili olduğunu algılıyorum ve Batılı faşist güçlerin ilhamı ve yardımıyla hükümeti zorla/şiddetle devirme çabasına dönüşmemesini dilemekle birlikte, hükümetin ekonomi başta olmak üzere politikalarını gözden geçirmeye zorlanması açısından faydalı yönleri olabileceğini düşünüyorum bu protestoların. Çünkü halkın asıl derdi İmamoğlu'nun hukuken veya vicdanen masum olup olmaması değil.

Daha önce konusu geçtiği gibi, CHP başta olmak üzere belli başlı muhalif unsurların Batılı faşist güçlerin taraftarlığını / yancılığını yapıp Rusya ve müttefiklerine karşı düşmanlık sergileme eğilimi, beni ciddi şekilde rahatsız ediyor. Erdoğan iktidarının elbette çok ciddi sorunları olmakla birlikte, global siyasette Rusya'nın da ilhamı ve yardımıyla İlüminati'nin güdümünden giderek çıkması, bağımsızlaşması gibi bir durum var. Bizzat K'ların da ifade ettiği gibi, 15 Temmuz darbe girişiminde tam da bu nedenle Erdoğan devrilmeye çalışıldı ama şükür ki beceremediler.

İmamoğlu'na yönelik operasyonlardan sonra Özgür Özel ve İmamoğlu'nun CNN, BBC ve Deutsche Welle gibi İlüminati'nin medyadaki amiral gemileri yoluyla egemen faşist güçlerden Erdoğan'a "müdahale" etmelerini istemeleri çok manidardı. Ve tabi Özgür Özel'in bunu yaparken Putin'i, Orban'ı, Modi'yi, yani global şeytanlara en çok direnç gösteren ülke liderlerini hususen şeytanlaştırma çabası dikkatlerden kaçmadı. Aynı şekilde İmamoğlu'nun Batılı şeytanlardan Erdoğan'a karşı "acımasız" olmalarını istemesi de öyle. Burada tartışmaya yer bırakmayacak düzeyde Atatürk'e bizzat CHP üzerinden yapılan derin bir ihanetin resmi duruyor karşımızda.

Dolayısıyla CHP'nin masumiyetten çok uzak olduğu apaçık ortadadır bana göre. İktidarın masumiyet abidesi olduğunu da düşünmüyorum elbette. İki tarafın da olumlu ve olumsuz tarafları var.

Ben aile ve akrabalarının ezici çoğunluğu CHP'ye oy veren, Sol görüşlü bir çevreden geliyorum. İktidarın ideolojik eğilimleriyle pek uyumlu değilimdir. Kendimi kültürel ve siyasi olarak iktidar değil muhalefet kesimlerine (özellikle CHP ve TKP) yakın hissediyorum. Daha önce belirttiğim gibi son dönemde Vatan Partisi'ne sempatim çok arttı. İşte bu noktada "iğneyi başkasına, çuvaldızı kendine batırma" ilkesinin önemi geliyor aklıma. Muhalefetin karanlık/hastalıklı yanlarının ifşası, müzmin mağlup muhalefet modundan kurtulabilmesi için kritik öneme sahip, diye düşünüyorum.

İktidardan şikayet etmeye çok hevesliyiz ama kendi kendimize ettiğimiz kötülüklerin muhasebesini yapmaya hiç hevesli görünmüyoruz.