Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

Ergenekon Davası ve Alakalı Bazı Hususlar (Yorumum)

Başlatan bozadi, 10 Mayıs 2012, 23:24:13

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen albatros

İlginç, bu mesajın kaynağı neresi? tutuklamalar bizim ergenekon tutuklamaları olmasın sakın :) Ben her mesaja temkinli yaklaşıyorum artık at izi it izine karıştı. Mesela kasyopyalılar 4. boyutta bizi 4. boyut kendine hizmetin karşılayacağından da bahsetmişti...

Bu forumun futbol taraftarlığı çekişmelerine benzer kıt siyasi tartışmalara açılması iyi olmaz. Ama başta Kasyopya celseleri olmak üzere, forumda esas alınan bilgi kaynaklarının tuttuğu ışığa dayalı olarak, ergenekon olaylarının olası temellerine dair bazı görüşlerimi paylaşmak isterim.

Ordumuz içinde daima bu ülkeye ihanet halinde olmuş karanlık kişi ve gruplar bulunmuştur ve hala da bulunduğuna şüphe yoktur. TSK'nın İsrail ve ABD ile olan göbek bağı ilişkileri de bu bağlamda son derece "anlamlıdır." TSK sonuçta bu ülkenin, bizim ordumuzdur ama geçmişten beri içinde kirli/karanlık çevreler son derece etkin olmuş, ülkenin kaderini feci şekillerde olumsuz biçimlerde etkilemişlerdir.

Silah gücü kolaylıkla faşist emellere kullandırılabilmektedir ve ordumuzun faşizanlık geçmişi de oldukça belirgindir kör olmayan gözler için. Sonuçta yine de bu ordu hala bizim ordumuzdur ve sadece KH güdülerinden mümkün olduğunca arındırılmaya ihtiyaç duymaktadır.

Elbette karanlık güçler sadece ordular üzerinden hareket etmez. Her alana sirayet ederler. Buna din alanı özellikle dahildir. Bu forumun "laikçi/orduculara" karşı "dinciler" şeklinde kısır ve karanlık bir tartışma döngüsüne sokulmasına izin vermem. İki tarafın da hem aydınlık hem de karanlık tarafını görmeye gönlü ve aklı yetenler tartışabilir ancak doğru dürüst bunu.

Bu ülkede hem din, hem de ordu alanında karanlıkların etkisi çok güçlü olmuştur, tıpkı diğer tüm alanlarda olduğu gibi. KH tüm hayatımızda mevcut. En temelde aynı karanlık, senin, benim, her birimizin içinde mevcuttur. Herhangi birşeydeki KH'liği tartışırken, kendimizdekini de tartışıyoruz. Eğer insanlığın övünülebilecek bir geçmişi olsaydı şimdi bu hallerde olmazdı.

O sebeple bu forumu asla ve asla "laikçi/orduculara karşı dinciler", yani biraz dar ama popüler ifadelerinden biriyle "CHP zihniyetine karşı AKP zihniyeti" şeklinde karanlık bir kısırdöngüye sokamam. BH kutuplaşmamıza faydadan çok zararı olur. O yüzden bu tür tek taraflı bir zihniyetle olaya yaklaşan herhangi birinin forumla bağı fazla uzun süremez.

Ordu kavramı başlı başına faşizan bir kavram gibi görünse de bu doğru değildir. Orduya/savaşa her an ihtiyaç duyulabilir. BH-KH güçleri arasındaki ilişkilerin savaşsal yönü buna dayanaktır. Ra özellikle 4. yoğunlukta BH-KH güçleri arasında sürekli bir savaşın varlığına atıfta bulunur. Pleiadesliler de öyle ve Kasyopyalılar da öyle.

Barışı/dengeyi/korunmayı sağlamak için bir mücadele/direnç/savaş gücüne her zaman ihtiyaç olabilir. Kurtuluş Savaşı bunun en güzel örneğidir.

Elbette bu durum orduların kirlenemeyeceği gibi bir anlama gelmiyor kesinlikle ve diğer tüm ordular gibi TSK'nın da geçmişinde pek çok şiddetli KH kutuplaşması denebilecek, ülke halkı için trajik sonuçlar doğuran pek çok karanlık gelişme yaşanmıştır. Darbeler ve toplu halk kesimleri kıyımları bunların başında gelir.

KH güçleri elbette din boyutunda da son derece verimli, belki en az askeri boyutta olduğu kadar verimli çalışmalar yapmayı başarmıştır ve bu konu din konusunun özüne kadar gider ve dinin ne anlama geldiği, bize ne öğretmeye çalıştığının tartışmasına iner. Ama konunun problemli yönünün temeli, insanı tanrıdan aşırı derecede yalıtan ve tanrıyı faşizan bir güç olarak hissettirmeye (kertişler?) ve böylece kendi KH'liklerine mazaret yaratmaya çalışagelen karanlık güçlerle ilgili olmuştur. Askeri çevrelere sızan KH hangi KH'yse, dini çevrelere ve diğer tüm çevrelere sızan KH de aynı ve tek KH'dir. Ve yine bu çevrelerde sadece KH eğilimliler bulunmaz, BH eğilimler de bulunur. Askeri gücün de, dinsel gücün de pozitif versiyonları olabilir ve vardır doğal olarak. O yüzden, insanların çıkıp tartışmayı yukarıda örneklendirdiğim dar/karanlık çıkmazlara sürüklemesine izin verilemez. Her iki yandaki hem iyi, hem de kötü şeyleri görmeye istekli olmadan, tek yanlı bir şekilde körlemesine tartışılamaz.


Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen albatros

Ben de öyle düşünüyorum fakat şu an son tutuklamalar hariç, içeride bulunan askerker amerikancılığa karşı ve ulusalcı-milli çizgideki askerlerdir...Zaten amerika tarafından tertiplenen bu tezgahın aksi şekilde ceyran etmesi beklenemezdi. Ben de bu forumun siyasi tartışmalarla uzamasını istemem ama bazen bazı mesajların bile altında belli misyonerlik faaliyeti bulmam mümkün olabiliyor. Mesela en son kryon mesajı yayınladı biri forumda, onun altına yazdığım mesajı okursanız ne demek istediğim daha net anlaşılır...

Amerikancılığa karşı olmak için darbeciliğe, postalcılığa da karşı olmak gerekir. Birkaç istisna dışında, TSK tarihi boyunca ABD ve İsrail'in açık ve örtülü komutları dışına çıkmamış, halkın kursağından kesilen büyük paraları ABD ve İsrail'in cüzdanına rahatça boşaltmıştır (yerli üretimleri bastırarak!!!). Tüm TSK'yı saran bu ve benzer kapkara lekeler ortada dururken, "içerideki" komutanların "Amerikan-karşıtlığı", "ulusalcılığı" bir Amerikan-İsrail tertibinden başka birşey olamaz bence.

Bu forum Ra, Pleiades, Kasyopya bilgilerine dayalı albatros. Ve bu forumdaki tartışmaları ve bu tartışmaların hayat deneyimlerimizle bağlantılarını tartışırken, öncelikle bağımsız birer birey olmak çok önemlidir. "Ergenekon" olaylarında ortadaki kıt siyasi çekişmenin tarafı olmak, bağımsız bir birey olma konusunda pek iyi şeyler düşündürmüyor bence.

Bu sitede tavsiye edilen ve dikkat edilen şey "BH"nin tarafı olmaktır. KH'nin faaliyetlerini incelerken de, bunu herhangi bir tartışma konusunu oluşturan karşıt görünümlü bireyler veya kurumların tümüne uygulamak gerekir. Ordunun karanlıklarını görmek istemeden sadece AKP'nin veya Tayyip Erdoğan'ın karanlık yanlarına konsantre olma tavrının, bu forumun tavrı açısından tasvip edilebilir birşey olduğunu sanmıyorum.



Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen albatros

Bozadi , belirttiğin durum benim aşırı şekilde TSK ya olan sempatimden kaynaklanıyor. Bu durum bazen objektif düşünmeme engel olabilir bu konuda. Yazdıkların için benim ekleyecek çok cümlelerim var elbet ama , burada çok hassas bir dönemdeyiz forumunuza üye olur olmaz siyasi ağırlıklı düşüncelerle burayı boğmak istemem. Bence bu konuya şimdilik bir nokta koyalım, gelişmelere göre belki daha sonra tekrar ele alırız bu konuyu ...

TSK'ya olan "aşırı" sempatin, farkındalık ve objektiflik düzeyin konusunda pek iyi şeyler çağrıştırmıyor bana albatros. Aynı şeyi Tayyip Erdoğan/AKP'ye "aşırı" sempati duyan herhangi biri için de düşüneceğimden emin olabilirsin.


AKP'nin siyasette son derece başarılı bir parti olduğuna, önceki pek çok iktidarla karşılaştırıldığında ülke yönetimine azımsanamayacak bir istikrar getirdiğine ve önemli ve başarılı pek çok icraatı bulunduğuna şüphe yok kanaatimce. O kadar büyük anormalliklere alıştık ki ülke tarihinde, AKP'nin bazı koşulları normalleştirci icraatları birer devrim olarak bile görülebilir.

Lakin aynı AKP ile ilgili çok ciddi bazı endişeler olduğunu da görmemek mümkün değil. Kadrolaşma tarzı şeyleri çok ciddi bir sorun olarak görmüyorum bile. Ben başbakan Erdoğan zatında AKP'nin karanlık global güçlerin yönlendirmelerine uygun hareket tarzları konusunda endişeliyim.

Basit (ama belki de gayet ciddi) bir örnek olarak füze kalkanı projesine bu kadar kolay bir şekilde onay verilmeyebilirdi. Halkın nabzı tutulmalıydı.

Erdoğan'ın daha önce Büyük Ortadoğu Projesi diye ifade edilen son derece şüpheli bir planın bölge yöneticilerinden biri olma konusunda sergilediği heveslilik de pek hoş bir izlenim yaratmamıştı.

Erdoğan bir yandan Halk'ın iradesine önemle vurgu yaptığı halde, halkın iradesine bakmadan şüpheli şeylere kalkışabiliyor gibi görünüyor.

HES'ler konusundaki problemler dizisi tüm ateşiyle devam ediyor. AKP/Erdoğan bu tür konularda nedense global güçlere selam durup kendi halkına karşı copa sarılan son derece tiksindirici bir tavır sergileyegeldi sıkça. Bu tür onursuzca tutumlara bir an önce son verilmeli, ülkenin doğasının, kaynaklarının ve halk vicdanının yağmalanmasına müsaade edilmemeli, global şeytanlar sevindirilmemelidir.

Suriye'deki sürece müdahale konusundaki aşırı istekliliğin arka planında emperyalist dünya güçlerinin bölgedeki istikrarsızlaştırma planlarının da bir etkisi olduğunu sezmemek imkansız. CIA ajanlarının Suriye'deki karışıklıkları provoke edişiyle ilgili önemli veriler mevcut ve bunlarla ilgili işaret ve kanıtlara dair haber ve bilgiler de aktarabiliriz. Erdoğan/AKP bir yandan İsrail'in insanlık dışı eylemlerine şiddetle karşı gelirken, diğer yandan ABD/İsrail derin devletlerinin arzuları/emirleri dışına fazla çıkmama çabası var. Evet, zor bir durum ama zor diye karaya ak diyemeyiz, dememeliyiz.

Kısacası Erdoğan/AKP Türkiye'deki 'Ergenekon' karşısında çok önemli ve değerli bir karşı duruş sergiledi ama sanıyorum ki yerel ergenekonun global ahtapotun kollarından yalnızca bir tanesi olduğunu ve durumun sanılandan çok daha derin ve büyük olduğunu anlayınca feci bir şoka/korkuya uğradı ve bu sefer hem ulusal, hem de bölgesel düzeyde pek çok şiddetli negatif sapmalar gösteriyor. Yani yerel ergenekona karşı şahlanıp onun ata-babası olan global ergenekona selam durma olayı oldu/oluyor. Bu durum AKP/Erdoğan için çok ciddi bir sınav. Hepimiz için de öyle.

Ben AKP/Erdoğan hükümetinin istikrarlı/başarılı yönlerinin artmasını, hem yerel hem de küresel politikalarda daha bağımsız, kişilikli, cesur ve ülke halkının yüreğine sinen eylemlerde bulunmasını isterim. Ümitsiz değilim. Halk yıkıcı değil, yapıcı şekilde yeterince baskı yaparsa, Erdoğan/AKP de icraatlarını giderek çok daha insancıl ve onurlu şekilde ilerletebilir. AKP'ye karşı tümsel/körlemesine bir karşı duruş sergileyenlerle aynı tarafta değilim kesinlikle. Sanıyorum ki, AKP/Erdoğan'a karşı programlanmışçasına robotik bir tarzda karşı çıkanların da bu iktidarın yapıcı yönlerini azaltıcı pek çok etkileri vardır. Yani kızıyor gibi göründükleri karanlıklara doğrudan katkıda bulunan yönleri var. Umarım ki herşey sevgili ülkemizin giderek arınmasına, iyileşmesine, güzelleşmesine vesile olur.


***


Taraf gazetesini beğeniyorum ve çok takdir ediyorum. Bu ülkenin ordusu adına bu ülkeye sürekli ihanet halinde olan karanlıkları ifşa etme konusunda paha biçilmez bir emek ve duruş sergiledi ve bunu yapmaya da devam ediyor. Ahmet Altan, Mehmet Baransu, Emre Uslu ve diğer çeşitli Taraf yazarlarını genel olarak çok beğeniyor, takdir ediyorum. Duruşlarını alkışlıyorum.

1 Mayıs 1977'de Taksim'de 1 Mayıs kutlamaları sırasında meydana gelen kanlı olayla ilgili olarak, Taraf yazarlarından Halil Berktay'ın yorumlarının etkisiyle tartışmalar meydana geldi son günlerde. Berktay o olayın sanıldığı gibi karanlık derin-devlet güçleri tarafından değil, solcuların kendi içindeki karanlık odaklarca gerçekleştirildiğini iddia ediyor anladığım kadarıyla. Ben bu görüşe genel itibariyle katılmıyorum. Olayın meydana geliş biçimi ve çeşitli tanıklıklar, gerçekten de işin arkasında, pek çok benzer başka olaylarda olduğu gibi, yerel ve global karanlık derin-devlet unsurlarının olduğuna işaret ediyor.

Berktay'ın yazılarını pek takip edemedim doğrusu şimdiye kadar. Ve 1 Mayıs 1977'de Taksim'de meydana gelen olaylarla ilgili olarak getirdiği sert eleştiriyi makul bulmuyorum ama işin ciddi bazı "ama"ları olduğunu da düşünüyorum.

Bazı soruların cevapları her zaman çok kesin bir şekilde "evet" veya "hayır" değildir. Karanlık güçler hayatın her alanına sızdıkları gibi, Sol içine de son derece etkili bir şekilde sızmışlardır. Bu sızmalar sadece klasik ajan-provokatörlük düzeyinde değil, üstü örtülü güçlü KH eğilimleri olan pek çok "Solcu" birey üzerinden de gerçekleşmiştir.

Solcuların kendi aralarında sonu gelmez uyuşmazlıkları, anlaşmazlıkları ve hatta faşizme varan iç mücadeleleri olmuştur daima. Solculuğun ne anlama geldiği ne kavramsal ne de eylemsel düzeyde asla tatmin edici bir netlik bulmamıştır. Buna Sağ ve Sağcılık da dahildir. Aynı şey hayatın pek çok başka alanında da geçerlidir.

Netice itibariyle, genel olarak, kendini "Solcu" olarak tanımlayan kitleler içinde Sol'a yönelik özeleştiri, analiz her zaman son derece eksik olmuş, sapla samanın karıştırılmasına ve bunun son derece trajik sonuçlar doğurmasına büyük ölçüde seyirci kalınmıştır.

KH güçleri hem dışarıdan hem içeriden Sağ'a da, Sol'a da o kadar sızmışlardır ki, pek çok insan için Sağcılığın ve Solculuğun itibari değeri feci şekilde düşüş yaşamıştır doğal olarak. Belki bu enkarnasyonum içinde Alevi-Sol kültür içine doğmuş biri olarak bazı önyargılarımın da etkisi olabilir ama ben bu ülkede Sol'un herşeye rağmen karanlık güçlere direnç gösterme konusunda yeri doldurulmaz bir emeği olduğuna inanıyorum. Ve yine bununla birlikte, Sol'un kendi iç dejenerasyonlarını gözlemlemeye, özeleştiri yapmaya feci şekilde ihtiyaç duyduğunu da düşünüyorum. Ben şahsi tutumum itibariyle Sağ veya Sol'la ifade edemem kendimi. Ama ülkenin hikayesi, geçmişi, siyasi gündemi ve kendi aidiyet bağlarım itibariyle, elde ettiğim en iyi sezgi ve bilgilere göre yorumlarımı paylaşmaktan memnuniyet duyuyorum. Bildiğimi, gördüğümü, sezdiğimi paylaşmayı bir görev biliyorum.

Ordu bu ülkedeki en "güçlü" sosyo-ekonomik-siyasi kurumdur ve özellikle de Türkiye gibi bir ülkenin ordusunun durumu, o ülkenin genel durumu konusunda çok şey ortaya koyabilir ve Cumhuriyet tarihi boyunca ordumuzda malesef karanlık güçlerin çok büyük bir komuta gücü olmuş, ordumuz içindeki güçlü karanlık odaklar bu ordunun bu ülke halkının aleyhine sayısız karanlık eylemler gerçekleştirmede bir araç olarak kullanılmasına olanak yaratmıştır.

Bugün en bariz problemlerden biri PKK konusudur. TSK, içindeki karanlık unsurların özellikle güçlü olduğu bir dönemde özellikle JİTEM yoluyla Kürt halkına karşı son derece faşizan eylemlerde bulunmuş ve Kürt halkını bu ülkeye düşman etmek, zorla dağa çıkarmak ve "ülkeyi zorla böldürmek" için elinden geleni en iyi şekilde yapmıştır ve şüphesiz bunu en çok zorlayan yerel karanlıkların ardında ABD ve İsrail'in, CIA ve MOSSAD'ın (nihayetinde İlüminati ve 4KH) bulunduğunu anlamamak için ya aptal ya da aşırı umursamaz olmak gerekir. Yani TSK, ABD ve İsrail derin devletlerinin (aslında karanlık tek dünya devleti) yürüttüğü bir projenin içinde, Türkiye'nin bölünmesi, parçalanması, kan dökülmesi, düşmanlık, husumet doğması ve bunun sürekli şiddetlenmesi için, TSK'nın özellikle JİTEM kanadı üzerinden güneydoğudaki Kürt halkına karşı terör estirmiş, onları bu ülkenin düşmanı yapmaya çalışmış ve PKK'nın doğuşu için zemin hazırlamıştır.

JİTEM'in gündeydoğuda terör estirdiği yıllarda PKK'nın pek çok Kürt için son derece doğal ve hatta onurlu bir meşru müdafa olanağı/seçeneği olarak işlev görmüş olması da hiç şaşırtıcı değildir. Ve aynı şekilde, olayın Türk tarafında, pek çok insanın, zorla düşman yapılmaya çalışılan Kürt ayrılıkçılara karşı intikam yeminleri içinde bilenmesi de CIA ve MOSSAD (ilüminati/derin dünya devleti) için büyük birer sevinç ve övünç sebebi olmuş olsa gerek.

Aynı TSK'nın söz konusu karanlık güçlere azımsanamayacak bir araç olarak kullanılmak suretiyle, PKK'yı bitirmeye çalışıyormuş gibi görünüp onu sürekli beslemesi ve giderek kirlenmesi için elinden gelen herşeyi yapması da şaşırtıcı olmamıştır gören gözler, anlayan dimağlar için.

Bugün hala bize aynı oyun seyrettiriliyor ve insanlar hala bu kirli oyunun tarafı olmaya çok meraklı görünüyorlar.

Taraf Gazetesi, karanlık tek dünya devletinin bir elini TSK'ya, diğer elini PKK'ya geçirip ellerini birbirine çarpması ve halkı da arada ezmesi şeklindeki bu kirli oyunun ifşa edilmesi için çok büyük ve saygın bir emek harcamıştır ve hala da harcıyor.

Pek çok Solcu bu ülkede ordunun sıkça halka dönen silahlarına karşı en cesur duruşları sergilemiş, bu konuda kanlarıyla bedel ödeyerek halka, en azından halkın içinde özgür bir şekilde pozitif düşünebilecek insanlara örnek olmuşlardır. Lakin Sol zaman içinde pek çok dejenerasyona da maruz kalmıştır. Geçmişte yaşanan trajediler, ezici baskılar, darbeler, işkenceler, çeşitli karanlık faaliyetler Sol'u çok yıpratmıştır.

Bugün Taraf gazetesi, karanlık güçlerin özellikle TSK içindeki unsurları üzerinden yürütmeye çalıştıkları faaliyetler karşısında en örnek alınacak cesur ve yapıcı Solculuk örneklerinden biri bence. Ve hatta, kendini Solcu olarak tanımlayan pek çok kişi ve kurumun aksine, Sağ değerlere de sırt dönmeyip bir denge, bir sentez oluşturma konusunda önemli bir olanağa işaret ettiğini düşünüyorum. Taraf dini, muhafazakar değerleri, bu değerleri temel almak isteyenleri dışlayıcı bir tutum sergilemedi. Ama Sol'da bu konu her zaman problemli olmuştur.

Kısacası, Berktay'ın söz konusu olayla ilgili görüşünü benimsemesem de, Solcuların kendilerini, kendi içlerindeki dejenerasyonları ve faşizan ayrılıkçılıklarını eleştirmeye olan ihtiyaçlarını hatra getirmesi bakımından değerli bir etki yapmasını dilerim herşeye rağmen.

Son olarak, TSK'nın içindeki aşırı bazı karanlık unsurların baskı altına alınmasında AKP'nin çok büyük bir etkisi olduğunu düşünüyorum ve bu konuda AKP'yi gönülden takdir ediyorum. Lakin, daha önce de tartışıldığı gibi, aynı AKP başka yollarla aynı global karanlık güçlere bir araç olma riski içinde görünüyor.

Bugün Suriye'de meydana gelen patlamalarda CIA-MOSSAD, yani derin dünya devleti uzantılarının o bölgeyi istikrarsızlaştırma, dengesizleştirme çabalarının etkisini görmemek mümkün mü? Erdoğan Suriye'ye çatmayı maharet belleyeceğine, komşumuzu baskı altına almaya çalışan, bu yüzden sürekli ülkeyi kargayaşa sürükleyen ABD ve İsrail derin devletlerinin (ve onlar dahil tüm derin devletleri yöneten tek dünya devletinin) tuzağını görse çok iyi olacak. Yoksa bile bile lades mi? Herşey seçimlerden ibaret.

(Forumun diğer bir köşesinde, oradaki konunun gelişebilmesi için, üyelerden diğer forum bölümlerindeki faaliyetleri bir süreliğine sınırlandırmalarını, hatta durdurmalarını rica etmiştim. Bu ricamı özür dileyerek geri çekiyorum.)

bozadi

#1
Dünkü Radikal'i okurken, Orhan Kemal Cengiz'in köşe yazısı dikkatimi çekti.

Ergenekon bitti mi?

 [/size]

Ergenekon'u ve dava açıldıktan sonra Ergenekon'a yönelik olarak yaratılan bulanık algıyı İngilizcedeki bir deyimin çok iyi karşıladığını düşünüyorum: Elusive obvious. 'Elusive' elle tutulamayan, elden kayıp giden, 'obvious' da bariz demek. Yani apaçık ortada ama elle tutamıyorsunuz, bir yandan çok somut ama öbür taraftan da çok muğlak.

Silahlar, cephanelikler, planlar, programlar, hiçbir şey ama hiçbir şey belli bir kesimin böyle bir 'yapının' varlığına 'inanması' için yeterli olmadı. Sanki bu silahlar, cephanelikler, tarihi darbelerle, kitlesel kıyımlarla, suikastlarla, aydınlatılamamış binlerce cinayetle dolu bir ülke olan Türkiye'de değil de bir demokrasi ve insan hakları cennetinde bulunuyordu...

Bakın, Malatya Zirve Yayınevi katliamına ilişkin ikinci iddianame çıkalı on gün oldu. Bu iddianameye ilişkin kaç tane haber, makale, analiz okudunuz? Bu iddianamede, ordunun Hıristiyanları izlemek için birimler kurduğu, yetiştirdiği adamlarını Hıristiyanların içine soktuğu, bunlardan birisinin Hıristiyan topluluk içinde liderlik konumuna kadar yükseldiği ve ardından gelen ikinci bir emirle tekrar 'Müslüman' olup Hıristiyanlara karşı büyük bir linç kampanyası başlattığı anlatılıyor. Bu kampanyada Diyanet İşleri'nden tutun da gazetecilere, işadamlarına, ilahiyat profesörlerine kadar oldukça geniş bir kesimden destek aldığı aktarılıyor. Sadece misyoner paranoyasının değil, aynı zamanda Santoro, Dink cinayetleri ve Malatya katliamlarının ordunun içindeki belli bir birim tarafından koordine edildiği iddia ediliyor. Ve hatta, geçmişte işlenmiş olan Kışlalı, Mumcu, Üçok vd. gibi siyasi suikastların yine aynı birim tarafından ve yine toplumu manipüle etmek için işlendiği öne sürülüyor.

Benim görebildiğirn kadarıyla, bütün bu okkalı lafları eden iddianame de aslında sadece resmin küçük bir bölümünü ortaya koyabiliyor. Çünkü her şeyi muhtemelen sadece bir hücrenin başı olan bir 'itirafçının' anlatımlarından dinliyoruz. Onun görebildiği kadarını görüyoruz 'büyük resmin' ucundan iyi tutsak belki de çorap söküğü gibi gerisi gelecek... Ama medya büyük bir sessizlikle geçiştiriyor bu iddianameyi, yine sanki 'hayali' şeylerden bahsediliyormuş muamelesi yapılıyor...

Ben bu iddianameyi ve Malatya katliamı davasındaki gelişmeleri köşemde yazmaya devam edeceğim. Ama bu vesileyle birkaç soru sormak istiyorum. Bugün geldiğimiz nokta itibariyle biz, JİTEM'i, Özel Harp Dairesi'ni, bu son Malatya iddianamesiyle ortaya çıkan TUSHAD'ı, darbeleri, siyasi suikastları ve daha pek çok melaneti üreten devlet aklı ve yapısını köklü bir şekilde dönüştürebildik mi yoksa sadece 'köşeye mi' sıkıştırdık? Yani bütün bunları üreten 'mekanizmalar' geri döndürülemez bir şekilde hasar gördü mü yoksa 'virüs' bünyede bir şekilde yaşamaya devam mı ediyor? Yarın uygun koşullar oluştuğunda, tekrar silbaştan aynı yere geri dönmeyeceğimizin bir garantisi var mı?

Soruları formüle etme biçimim, benim yanıtlarımın neler olduğunu da gösteriyor sanırım. Ben 'derin devlet' denen yapının, sadece 'sopayla' (davalar yoluyla) köşeye sıkıştırıldığını, gerekli hiçbir reform yapılmadığı için de o köşeden çıktığı anda çok kolaylıkla eski cesaretine ve gücüne dönebileceğini düşünüyorum.

Geçmişte meydana gelen suikastlar, kitlesel kıyımlar, provokasyonlar büyük oranda aydınlatılmadıkça; 'kozmik oda' geçmişimizdeki bütün bu kanlı olaylar bakımından kapsamlı bir şekilde elden geçirilmedikçe, jandarmanın bütünüyle ortadan kaldırılması veya kapsamlı bir şekilde yeniden yapılandırılması gerçekleştirilmedikçe, harcamalar dahil, askerin iç işleyişi tam anlamıyla siyasi iradenin otoritesi altına girmediği sürece, her an her şeyin geriye dönme ihtimali vardır.

Ben bu köşede 'Özel Yetkili Mahkemeler'in kaldırılması gerektiğini, bu mahkemelerin olağanüstü yargı mantığının bir ürünü olduğunu yazdım. Ancak bunun, kapsamlı bir hukuk reformu çerçevesinde yapılması gerektiğini de belirttim. Savcılık mekanizmasının güçlendirilmesi - gibi öneriler getirdim bu reformlar çerçevesinde.

Yazıyı yazdığım sırada ÖYM'lere ilişkin reform paketinin detayları henüz tam olarak netleşmemişti. Ama net olan bir şey var, o da bu değişikliklerin ciddi bir şekilde kafa yorarak, her şeyin önünün arkasının hesaplanarak yapılmadığı. Sadece günü kurtarmaya yönelik tepkiler olduğu... Halbuki iyi düşünülmüş reformlarla bütün ihtiyaçları aynı anda karşılayacak adımlar atılabilir, Şu anda hükümet de Ergenekon'un tamamiyle bittiği gibi bir zehaba kapılmış görünüyor.[/font=Century Gothic]