Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

Ceyhan Mumcu\'dan bir tespit

Başlatan maiterya, 23 Haziran 2015, 23:35:53

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

maiterya

Rahmetli Uğur Mumcu'nun kardeşi Ceyhan Mumcu'dan bir tespit.

http://i.hizliresim.com/QAozOk.jpg
 

bozadi

#1
Evet, ABD konunun "son derece" içinde şüphesiz ama bundan daha da dikkat çekici olan şey, Uğur Mumcu'nun PKK'nın MİT'le, yani "devletimizle" yakın bağlantılarını tespit ediyor olmasıydı.

bozadi

#2
25 Ocak 2010

Öcalan-MİT İlişkisini Araştırıyordu


Uğur Mumcu'nun kızı: Babam öldürülmeden önce Öcalan-MİT ilişkisini araştırıyordu




Uğur Mumcu'nun 17'nci ölüm yıldönümünde konuşan kızı Özge Mumcu, babasının öldürülmeden önce teröristbaşı Öcalan'ın MİT'le bağlantısını araştırdığını vurguluyor. Siyasi cinayetlerde herkesin hedef olabileceğine dikkat çeken Mumcu, "Cinayeti konjonktürel olarak uygun olduğunda taşeron örgüte verirsin, o da öldürür." ifadelerini kullanıyor.     

ERMENİ KİMLİĞİ

Gazeteci Uğur Mumcu'nun kızı Özge Mumcu, babasının öldürülmeden önce Öcalan'ın MİT'le bağlantısını araştırdığını söyledi. Babasının öldürülmese bir gün sonra Baki Tuğ'la randevusu olduğunu belirten Mumcu, "Yıllar geçtikçe babamın gerçeğe ne kadar yaklaştığını anladım. Muhtemelen Apo'nun MİT ajanı olduğuna dair bir belgenin izine ulaşmıştı. Bu belgeyi aradığını da biliyordum. Üzerine hiç gidilmedi." diye konuşuyor. 90'lı yıllarda başlayan suikastların ideolojik kavgayı körüklediğini vurgulayan Mumcu sözlerini şöyle sürdürüyor: "Bunların çoğu da siyasal İslam kökenli örgütlerin öldürdüğü söylenen cinayetlerdi. O konjonktürde bunu kullanmak işlerine gelirse bunu kullanırlar. Hrant Dink suikastında da Ermeni kimliği üzerinden bir şey kurmak isterlerse onu kullanırlar. Çünkü bunlar büyük infial yaratacak eylemlerdir ve toplumu parçalayacak eylemlerdir. Bu kimlerin işine yarar ona bakmak lazım." ifadelerini kullanıyor. Uğur Mumcu'nun oğlu Özgür Mumcu da kısa bir süre önce, "Bu cinayeti kontrgerillanın işlediğini duysam şaşırmam. Ama ben bu cinayetin bir İslamcı operasyonu olduğuna inanmıyorum." demişti.

KÜRT KİMLİĞİ OLUR

Babasının 17'nci ölüm yıldönümünde Vatan Gazetesi'ne konuşan Özge Mumcu çarpıcı açıklamalarda bulundu. Babasının ulaştığı gerçekleri engellemek için herhangi bir örgütün kullanılmış olabileceğini aktarıyor. "Kürt kimlikli olur, siyasal İslam kimlikli olur ya da öldüren siyasi bir ideolojiye sahipmiş gibi gözükebilir." diyen Mumcu, siyasi ideolojiye sahip olup olmamasından ziyade cinayet emrini kimin verdiğiyle ilgilendiğini anlatıyor.

Siyasi cinayetlerde herkesin hedef olabileceğini dile getiren Mumcu, "Cinayeti konjonktürel olarak uygun olduğunda taşeron örgüte verirsin, o da öldürür. Kimin yaptığının bir önemi var ama kimin yaptırdığı daha önemli." ifadelerini kullanıyor.

MUMCU, ÖLÜM YILDÖNÜMÜNDE ANILDI

Gazeteci-yazar Uğur Mumcu, ölümünün 17. yıldönümünde kabri başında törenle anıldı. Evinin önünde bombalı saldırı sonucunda yaşamını yitiren Mumcu'nun Cebeci Asri Mezarlığı'ndaki kabri başında düzenlenen törene, eşi Güldal Mumcu, kızı Özge Mumcu, oğlu Özgür Mumcu, Genel Sekreteri Önder Sav ile partinin merkez ve ilçe teşkilatı üyeleri, bazı sivil toplum kuruluşları temsilcileri ve vatandaşlar katıldı. Katılımcılar, "Vurulduk Ey Halkım, Unutma Bizi", "Korkmadan Öldük Ey Halkım, Unutma Bizi", "Unutmadık, Unutmayacağız" yazılı dövizler taşıdı, Mumcu'nun kabrine kırmızı karanfil bıraktılar ve mum yaktılar.     

Kaynak: ensonhaber.com

bozadi

#3
Yani ABD "kötü", Türkiye "iyi" diye birşey yok. Bizim devletimiz de pek çok başka devlet gibi global faşizme, İlüminati'ye maşa olageldi ve olmaya devam ediyor. Devlet ve ordu yapımız öteden beri kendi halkına işkence etme konusunda pek çok başka ülkeyi solladı geçti. Bunun AKP hükümeti görüntüsü altında yapılmasıyla CHP veya başka bir parti hükümeti görüntüsü altında yapılmasının hiçbir farkı yok. Tepedeki şeytan aynı şeytan. Kullandığı veya öne çıkardığı araçlar zamana ve koşullara göre değişiyor.

Aynı şekilde, PKK "kötü" de bizim devletimiz ve ordumuz "iyi" diye de birşey yok. Bizim devletimiz ve ordumuz da sayısız terörist faaliyette bulundu ve hala da bulunmaya devam ediyor. Sürekli katledildiğimiz ve işkence gördüğümüz yetmiyormuş gibi bir de aptalca ideoloji oyunlarıyla ("savaş oyunları" diyorlar) birbirimize düşürülüyoruz. Evet, ayrım yok değildir vardır ama görülecektir ki bu ayrım nihayette sadece BH eğilimi ile KH eğilimi arasındadır. Ve bence tekrar tekrar hatırlamak ve hatırlatmak gerekir ki ülkemizin devleti ve ordusu KH düzenine ve güçlerine (faşizme, kötülüğe) PKK'dan daha az hizmet etmemiştir. Artık uyanmamız gerekiyor.

Scyth

#4
Katılıyorum. Kötünün iyisini aramakta doğal bir süreç aynı zamanda. Beterin beteri var demişler.
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

bozadi

#5
Evet, "kötünün iyisi", bunun belirli bir geçerliliği var ama "ölümle korkutup sıtmaya razı etmek" tehlikesiyle de bağlantılı bu, değil mi? Bunu çok yaşadık ve hala yaşıyoruz. PKK kötü derken, evet, iyiden ziyade kötü, ama o PKK'yı global faşist güçlerin güdümünde bizzat kendi devletimizin besleyip büyüttüğünün farkındalığı olmadan söyleniyorsa bu, kendimizi ve birbirimizi kandırmaya devam edeceğiz demektir. Bu da akan kanın, çekilen acıların, işkencelerin devam edeceği anlamına gelir. Sadece Kürt meselesi bağlamında değil bu, pek çok başka mesele için de geçerli.

Devlet denen mekanizma yoluyla halka edilen sayısız (ve devam eden) tecavüzleri görmezden gelip bir de üstüne "devletimiz çok yaşa", "canım sana feda olsun" naraları atmak şeytanın ekmeğine yağ sürmekten başka birşey değil. "Devlet düşmanı" olmayı da savunmuyorum ama artık kendimize düşman olmaya bir son vermek gerektiğine inanıyorum. Devleti ele geçiren şeytanı besleyen, yaşatan, semirten biziz. Bunu da en çok ideoloji bataklığında yapıyoruz. PKK'ya karşı Devlet, Kürtçülüğe karşı Türklük, Dinciliğe karşı Laiklik... Şeytan bizi ne güzel yiyor.

Scyth

#6
Şu gerçekle  yüzleşelim mevcut şartlarda asla aradığımız yönetimi bulamayacağız. Arayışımızın temelinde değişim var bu da insan eliyle olacak bir şey değil. Resim göründüğü kadar karanlık olmayan gri noktalarada sahip o noktalarda birer hava baloncuğu gibi; nefeslenebilirsiniz. Nihayetinde hepsi boş kaçınılmaz olana doğru adım adım ilerlediğimizi görüyorsunuz.
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

maiterya

#7
Tabiki bir çok karanlık olayın içinde olduğu gibi bu cinayette Mit in en azından bilgisi vardır.
mitin,ordunun,devletin içindeki bir kanadın karanlık işler çevirmesi gerçektir ama devlet eline silahı alıp uyuşturucu tacirliği ile kendi halkından tehditle para toplayıp çocuklarını kaçıran karanlık bir örgütle bir tutulabilirmi.? Tüm devleti böyle karanlık olarak yorumlamak tüm kürtleri pkk lı teröristlerle eş tutmaktan bir farkı yoktur ve tabiki doğru değildir.
 

bozadi

#8
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen maiterya

devlet eline silahı alıp uyuşturucu tacirliği ile kendi halkından tehditle para toplayıp çocuklarını kaçıran karanlık bir örgütle bir tutulabilirmi.?
Bu sorunun yanıtını da teşkil eden düşüncemi belirtmiştim. Çok sevgili devletimiz yoluyla halka veya halklara verilen zararın boyutu, tek başına PKK'nın boyunun yetmeyeceği kadar büyük zararlardır. Elbette, arada bir "nitelik" farkı var. Yani "bir tutup tutmamak" derken, biri büyük bir "ülke/devlet", diğeri nispeten küçük bir silahlı ve/veya terör örgütü. Bu bakımdan PKK'nın bu ülke toplumuna devlet kadar zarar verememiş olması normaldir ama tabi PKK da kendi boyuna göre epeyce büyük tahribata neden olmuştur. Her iki yapının da çok büyük ölçüde aynı global faşistlerin, yani aynı Şeytanın kontrol ve güdümü altında olduğunu hatırlamakta yarar var.

Devlet mekanizması ile "halk" veya "millet" aynı şey değil. "Devlet makinesi", global şeytanların halka/millete işkence ve katliamlar yoluyla baskı ve kontrol uygulamadaki en büyük araçlarıdır. Normalde devlet ille de böyle olacak diye birşey yok aslında. Normalde bizim evrim seviyemiz için gayet doğal ve gerekli bir mekanizma ama dünya genelinde şeytani güçler egemen olduğu için de devlet denen mekanizma onların en büyük baskı ve kontrol aracı haline geldi. Devlet ile Halk kesinlikle aynı şey değil. Elbette bir ilişki ve etkileşim ve nispi ve kaçınılmaz bir ortaklık var ama halkın veya halkların devlet üzerindeki kontrol gücü ile global şeytanların devlet üzerindeki kontrol gücü karşılaştırılacak olduğunda, global şeytanların kontrol gücünün çok ama çok daha fazla olduğu görülecektir. "Egemenliğin" doğal bir sonucu bu.

"Devletçi" tutumların otomatikmen negatif olduğu gibi bir zannım yok. Çünkü devletin kontrolü konusunda global şeytanlarla halkın/milletin nispeten pozitif eğilimli kesimleri arasında bir mücadele var. Yani nispeten pozitif diyebileceğimiz bireyler, gruplar, kesimler de devlet üzerindeki şeytani egemenliği azaltıp devleti gerçekten halka/millete pozitif bir şekilde hizmet eder hale getirmek için mücadele ediyorlar. Bu mücadele de gayet doğal ve gereklidir. Çünkü devlet dediğimiz şey içinde bulunduğumuz koşullarda halen azımsanamayacak oranda doğal ve gereklidir. Ama 4. yoğunluk frekansları egemen oldukça devletin (en azından şu anda anladığımız şekliyle) anlam ve önemi de zayıflayacaktır diye düşünüyorum.

PKK denen örgütün bir terör örgütü haline gelmesini bizzat bizim devletimiz/ordumuz sağlamıştır. Karanlık uzuvları yoluyla Kürtlere öylesine istikrarlı, ısrarlı ve sistematik bir şekilde baskı, işkence ve katliamlar uygulandı ki, onları zorla düşman yapmak, onları zorla dağa çıkarmak ve zorla bir terör örgütü haline getirmek için, global şeytanların baskı ve güdümü altında bizim devletimizin ve ordumuzun bazı uzuvları bu görevi layıkıyla yerine getirdiler. Halkın veya halkların tamamen pozitif eğilimli olduğunu iddia eden yok (ne Türklerin, ne Kürtlerin, ne de başka herhangi bir halkın/milletin) ama devletin bir katalizör olarak KH güdülerini provoke etmedeki rolü dikkate alınacak olduğunda, devletin bir şeytanlık merkezi haline geldiğini görmemek için ciddi bir hipnoz etkisi altında olmak gerekir. Sadece Türkçülük-Kürtçülük meselesinde değil, mümkün olan her tür ayrımın düşmancıl bir ayrım haline getirilmesinde global faşistlerin "nişanesi" olan yöntem bu. Ortadoğu ayrımların, farklılıkların "kanlı düşmanlıklar" haline getirilmesinin canlı sineması haline geldi. Bizim ülkemiz de küçük bir Ortadoğu olageldi. Devlet dediğimiz mekanizma üzerinde büyük bir kontrol gücüne sahip olan global şeytanlar Sağcı-Solcu, Alevi-Sünni, Laik-Dinci, Türk-Kürt, Türk-Ermeni, Türk-Rum vs her tür ayrımı kanlı kavgalara dönüştürmede devleti o kadar verimli bir şekilde kullanmıştır ki, şeytana devletten daha fazla hizmet etmiş başka bir mekanizma yoktur.

Devlet sonuçta yalnızca bir araç ama fazlasıyla büyük bir araç ve büyük ölçüde de şeytani güçlerin kontrolü altında. Ve Global Şeytani güçlerin devlet üzerinden yapmaya çalıştığı ve gayet verimli bir şekilde yapageldiği başlıca şey, etnisite, milliyet, din, mezhep, siyasi tutum başta olmak üzere mümkün olan her yolla insanlar arasındaki ayrımları son derece yapay şekillerde kanlı mücadelelere dönüştürmektir.

Kendi devletimizin pek çok başka devlet gibi Kocaman Bir Terör Örgütü olarak faaliyet gösteregelmiş olmasını gözden kaçıracak şekilde "KAHROLSUN PKK"cılık oynamak global faşistlerin amacına gayet uygun belki de. Çünkü bu hiçbir şeyi çözmeye hizmet etmediği gibi daha fazla çözümsüzlük yaratmaya çok güzel hizmet ediyor muhtemelen. Eğer devlet/ordu güçlerimizin Kürtlere en yoğun şekilde işkence ve katliamlar uyguladığı, aileni, akrabalarını, hayatını böcek gibi ezip aşağıladığı süreçleri yaşamış bir Kürt olsaydın, o şeytani güçlere karşı silahlı bir güçle karşı koyan ve bunda belirli bir başarı elde eden PKK senin için varlığınla, onurunla bir tuttuğun bir "Din" haline gelebilirdi kolayca. Şüphesiz PKK bir yandan böyle bir amaca hizmet ederken bir yandan da karşısında varlık sebebi bulduğu faşist güçlerle aynı yatağa girdi zaman içinde ve "şirketleşti". Tabanında belki samimi idealist duygularla bunun bir parçası olan ama yönetimi sorgulamasına veya yönetime katılmasına izin verilmeyen pek çokları da bu şizofrenik yapıya hizmet etti bir şekilde. Nasıl sen bizim şizofrenik devletimizin şeytani yönlerini sorgulamaya isteksiz kalıp iyi/doğru/soylu/erdemli olduğunu düşündüğün yanlarına hizmet etmeye çalışıyorsan, tamamen aynı hissiyatla aynı şeyleri PKK için hisseden pek çokları olabileceğini göz önünde bulundurmak gerekiyor. Evet, bence de PKK bir terör örgütüdür. Yani kendi bakış açımdan o şizofren yapının şimdiye kadar gözlemlediğim, hissettiğim çeşitli yönlerine baktıktan sonra iyiden ziyade kötüye hizmet ettiğini düşünüyorum. Bunun mutlak doğru olup olmadığını bilmiyorum ama şu anda algım/inancım bu yönde. Ama O kültürün veya o kabusun içinde doğup büyüyüp yaşamış olsaydım belki de PKK'nın pek çok kötü yanına rağmen kötüden ziyade iyiye hizmet ettiğini düşünürdüm.

maiterya

#9
MİT-PKK ilişkisi

Nam-ı diğer; "Pilot Necati"...
Adını kiminiz bilirsiniz; Necati Kaya.
Ağrı doğumluydu; doğum tarihi resmi belgelerde 1956 gözükse de doğru olmadığı söylendi hep. Çünkü, 1976'da Abdullah Öcalan'ın "sağ kolu" olarak Ankara'da bulunduğunda "en az 26-27 yaşındaydı" deniyor.
"Pilot Necati" bir efsane; kim olduğu konusunda kesinlik yok. "Askerlikten atılma" deniyor. "Pilotluk" hava kuvvetleri personeli olduğundan mı geliyor, kesinlik yok!
PKK'nın kuruluşuna giden kimi toplantıların 1977 yılında Ankara Dikmen'deki evinde yapıldığı biliniyor.
"Sabiha Gökçen'i kaçıralım" gibi terör eylemleri teklifi/ önerisi yaptığı biliniyor.
Neyse...
12 Eylül 1980 askeri darbesinden hemen önce Öcalan, Suriye'ye kaçınca bu "Pilot Necati" kayıplara karıştı. Ve...
Tarih: 9 Eylül 1982.
Antalya Antbirlik'e bağlı ilaçlama uçağı yüksek gerilim hatlarına çarpıp yanarak düştü.
Pilotu Necati Kaya hemen öldü.
Allah... Allah...
Öcalan'ın "sağ kolu" olarak bilinen "Pilot Necati"ye 12 Eylül darbecileri dokunmamış/cezaevine göndermemişti demek! Niye?
Sahi kimdi bu "Pilot Necati"?
Öcalan "Devrimin Dili ve Eylemi" kitabında "Pilot Necati"nin MİT görevlisi olduğunu yazdı.
Uğur Mumcu "Kürt Dosyası" eserinde "Pilot Necati" vasıtasıyla MİT'in "Öcalan'ı beslediğini" yazdı. Vs...
"Pilot Necati" tartışmaları hiç bitmedi...
Ergenekon kumpası sürecinde adı yine gündeme getirildi. Gizli tanık Galip'e göre, "Pilot Necati" yaşıyordu ve Ergenekon Terör Örgütü'nün liderlerindendi!
Kudretli savcı Zekeriya Öz boş durur mu; "Pilot Necati"nin Ankara Karşıyaka Mezarlığı'ndaki mezarını açtırdı.
Sonuç... "Pilot Necati" ölüydü!
İşte...
Ölümünün üzerinden 30 yıl geçtikten sonra "Pilot Necati"yi Ergenekon savcılarının gündeme getirmesi bugün yaşadığımız şehit acılarının sebeplerinden biridir.
Nasıl mı?..
Ajanlar deşifre edildi

Adı, İrfan Dündar...
Türkiye'ye getirildiği 1999'dan itibaren Öcalan'ın avukatlığını yaptı. Avukatlıktan ziyade İmralı-Kandil haberleşmesini sağladı.
Tarih: 22 Kasım 2011.
Avukat İrfan Dündar KCK operasyonunda gözaltına alındı.
Elinde Kalaşnikof silahla çekilmiş İrfan Dündar fotoğrafını Cemaatci savcılar, Cemaat gazetelerine servis etti. O dönem ilişki içinde oldukları Nagehan Alçı gibi yandaşlar ekranlara çıkıp "Öcalan'ın avukatı Kandil'de" diye fotoğrafı gösterdi.
Üç gün sonra İrfan Dündar serbest bırakıldı!
Bırakılma nedeni şuydu:
Öcalan'ın avukatı MİT ajanıydı.
Keza...
KCK operasyonunda gözaltına alınan aralarında AFP (Ajans France Press) muhabiri Mustafa Özer gibi isimlerin MİT için çalıştıkları ortaya çıktı.
Cemaat'in MİT ajanı PKK'lıları ortaya sermesinin nedeni 2 ay sonra ortaya çıktı...
Tarih: 7 Şubat 2012.
Oslo'da PKK-MİT görüşmelerini sızdıran; PKK içindeki MİT ajanlarına operasyon düzenleyerek ortaya çıkaran Cemaat, MİT'e operasyon yaptı.
Cemaat, TSK'dan sonra MİT'i de ele geçirmek istiyordu.
Başardı mı? Hayır.
Ama...
Bu operasyon yani "Cemaat'in MİT'i ele geçirme"operasyonu bugün neye mal olmaktadır?
Bu soru üzerinde hiç durulmuyor. Oysa...
– "Pilot Necati" örneğinde olduğu gibi- kuruluşundan itibaren örgüt içinde bulunan MİT ajanlarını Cemaat'in açığa çıkarması; görülüyor ki bugün PKK ile yapılan mücadeleyi tökezletiyor. Güvenlik güçleri istihbarat toplayamıyor.
Bu gerçek ortada iken...
Cemaat'in Bugün TV'sine çıkan Mehmet Altan pişkin pişkin, "bu kadar olaylar yaşanıyor, devletin hiç mi istihbaratı yok" dedi!
Sanki Cemaat'le birlikte neler yaptıklarını unutmuş görünüyorlar!
Biz unutmadık. Örneğin...
Kayıp cihazlar

Bugün...
PKK terörü bu derece azgınlaştı ise, bunda başta Erdoğan olmak üzere Cemaat ve Mehmet Altan gibi liboşların büyük katkısı oldu.
Taraf gazetesinin dünkü manşeti şuydu:
"Askeri İstihbaratı Çökertmişler."
Şöyle diyordu Taraf:
"...(GES), daha çok PKK'lıların iletişimlerinin izlenmesinde kullanılıyordu. Telsiz konuşmaları ve telsiz sinyalleri, uzman ekipler tarafından analiz edilerek, PKK'nın eylem hazırlığı yapıp yapmadığı belirleniyordu. Yine bu bilgiler ışığında, top atışları ve bombalama işlemleri gerçekleştiriliyordu. GES'in MİT'e devredilmesi ile birlikte, Genelkurmay'ın teknik takip gücü de gitti."
Hadi yaa!..
Kim yaptı bunu?..
Bunun olması için Ergenekon-Balyoz sürecinde kim yalan haberlere imza attı?
Örneğin, 2008 Şubat'ında GES Komutanı Tuğgeneral Münir Erten'e ait olduğu öne sürülen ve 2 gün sonra Kuzey Irak'a başlatılacak sınır ötesi harekât ile ilgili bir telefon konuşmasının kaydını kim dinledi; kim internette ve Taraf gazetesinde yayınlattı?
Ayrıntıya girmeyeyim...
Bakınız...
"İstanbul Askeri Casusluk, Fuhuş ve Şantaj" davası kapsamında, Ekim 2010'da GES Komutanlığı'nda polisler "arama" başlattı. Birçok bilgisayara el konulurken, GES'te görevli bazı askerlere "casus" suçlaması yöneltildi. Ve sonra...
Tarih: 2 Ocak 2012.
Cemaatçi Bugün gazetesi "müjdeyi" verdi; GES Komutanlığı tüm ekibi ve teçhizatı ile birlikte MİT'e devredilmişti.
Bir ay sonra Cemaat, MİT'i ele geçirme operasyonuna başladı!
Demem o ki:
Cemaatçiler, liboşlar ve AKP'liler dün içiçeydiniz.
Bugün şehit kanlarının dökülmesinden hepiniz sorumlusunuz.
TV ekranlarına çıkıp "nerde bu istihbarat" diye sormayınız; devletin çivisini sizler çıkardınız. Hangisini yazayım:
2011 yılından beri devletin envanterinde olan 11 mobil dinleme aracı bugün kayıp!
Biliyoruz ki... Cemaat bunlarla hepimizi takip etti, görüntü aldı, dinledi. Kendine operasyon başlayınca imha etti!
Evet... Bu ülkeye düşmanlıklarınızın hangi örneğini vereyim.
Biraz onurunuz...
Biraz vicdanınız...
Ve biraz bu topraklara bağlılığınız varsa....
Artık susunuz

Soner Yalçın Sözcü
 

bozadi

#10
16 Temmuz 2010

'Heronlar çok iyi tespit yapıyor'


2 Havacı subayın heronların düşürülmesi veya yanlış koordinat verilmesi için çalıştığı belirlendi.





PKK'lı teröristlerle irtibatlı havacı bir subayın görüştüğü üst rütbeli bir subaya "kendi adamlarımız" dediği, teröristlere çok zayiat verdirdiği gerekçesiyle Heronlar'ın düşürülmesi ya da koordinatlarının değiştirilmesini istediği iddia edildi.

Bugün gazetesinin haberindeki iddiaya göre; isimleri tespit edilen iki subaya açılan soruşturma karartıldı. Bugün'ün haberinde, hâlâ görevde olan subaylarla ilgili aynı birlikte görev yapan askeri personelden komutanlarına "Bu hainlere tahammül etmeye devam ettikçe inancımız sarsılmakta" diyerek şikâyet mektupları geldiği belirtildi.

'Heronlar çok iyi tespit yapıyor'

İddiaya göre, skandal görüşme 2007'de yaşandı. 10 Ekim 2007'de Ankara'daki 388 XX X6 nolu sabit telefondan bir GSM numarasını arayan subay, heronların çok iyi tespit yaptığını, "PKK elemanı olan kendi adamlarının çok zayiat verdiğini" aktardı. Heronlar'ın düşürülmesini ya da koordinatlarının değiştirilmesini isteyen subaya karşı tarafın bir çaresine bakacakları cevabını verdiği öne sürüldü.

Habere göre, skandal konuşmayı tespit eden Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) gereğinin yapılması için konuyu Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na iletti. Kara Kuvvetleri Komutanı (o dönem İlker Başbuğ) 28 Ekim 2007'de olayla ilgili soruşturma emri verdi. Soruşturmayla görevlendirilen Askeri Savcı Naci Dalkılıç, Jandarma ve Emniyet kriminal vasıtasıyla konuşmayı yapan iki havacı subayın kimliklerini tespit etti. Zayiat veren PKK'lılar için "kendi adamlarımız" dedikleri öne sürülen ve Heronlar'ın düşürülmesi ya da koordinatlarının değiştirilmesini istediği iddia edilen kişinin Hava Pilot Üsteğmen F. Ç., karşı taraftan "bir çaresine bakarız" diyen kişinin de Hava Pilot Yarbay S.Ç. olduğu iddia edildi.

'Karargâh evleri' dosyasıyla birleştirilmedi

Skandal konuşmayı yapan subayların Hava Kuvvetleri Askeri Savcılığı'nda devam eden İP / Karargah Evleri soruşturmasında adlarının geçmesi nedeniyle davanın bu dosya üzerinden devam etmesi için 9 Eylül 2008 tarih ve 2008/2-1 sayı ile yetkisizlik kararı verilerek dava dosyası Hava Kuvvetleri Askeri Savcılığı'na gönderildi. Dosyanın takibatı Hava Kuvvetleri Askeri Savcılığı'ndaki 2008/339 nolu İP/Karargah Evleri dosyasını yürüten Hava Hakim Albay Ahmet Zeki Üçok'a verildi. Üçok, Heron dosyasını Karargâh Evleri dosyasıyla birleştirmedi.

Bir gece nezarette tuttu

Bugün'ün haberine göre, dosyanın geldiğini 23 Eylül 2008'de Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na bildiren Üçok, dosyayı birleştirmeden 2008/204 esas nosu ile ayrı bir dosya olarak devam ettirdi. Üçok'un, dosyada sadece Hava Pilot Üsteğmen F. Ç.'yi şüpheli olarak dinlediği ve bir gün nezarete alıp tutuklamaya sevk etmeden bıraktığı iddia edildi. Üçok'un, F. Ç.'ye "bir çaresine bakarız" diyen Yarbay S. Ç.'yi ise şüpheli sıfatıyla değil, tanık sıfatıyla dinleyip hakkında işlem yapmadığı öğrenildi.

Genelkurmay dosyaya bakacak

Üçok'un "sahte çürük raporu çetesi" soruşturmasından tutuklanması üzerine Hava Kuvvetleri Askeri Savcılığı'na atanan Hâkim Albay Hakan Özbek dosyadaki sanıklardan birinin amiral olması ihtimaline binaen soruşturmayı yürütecek merciin Genelkurmay Askeri Savcılığı olduğunu belirterek görevsizlik kararı verdi. Hava Kuvvetleri Askeri Savcılığı'nın yetkisizlik kararında amiral şüphelinin kim olduğu belirtilmediği gerekçesiyle dosyayı alan Genelkurmay Askeri Savcısı Hâkim Binbaşı Yaşar Yüce de Nisan 2010'da yetkisizlik kararı verdi. Ortada kalan dosya, ihtilafın çözümü için Milli Savunma Bakanlığı Adalet İşleri Başkanlığı'na gönderildi. MSB Adalet İşleri Başkanlığı, dosyaya bakmakla görevli yerin Genelkurmay Askeri Savcılığı olduğu kararını verdi.

MİT belgesi bilgisayardan çıktı

Bilgisayarında Karargâh Evleri yapılanmasıyla ilgili MİT belgesi bulunan Yarbay S.Ç.'nin "açıklanması yasaklanmış bilgiyi temin etmek" suçunu işlediği iddiasıyla tutuklandığı öne sürüldü. Hava Kuvvetleri Askeri Savcılığı'nın 30 Mart 2003 tarih ve 2010/954-129 esas nolu davasından yargılanan Yarbay Ç., tutukluluğuna itiraz etti. İtirazı değerlendiren Genelkurmay Askeri Mahkemesi Hakimi Albay  ise Yarbay Ç.'nin tahliyesine karar verdi.

Subaydan komutana şikâyet mektubu

Havacı subayların "ihanet" konuşmaları görev yaptıkları askeri birliklerde rahatsızlığa neden oldu. "Sayın Komutanım" diyerek üstlerine mektup yazan bir askeri personelin "PKK'lı olan Hava Pilot Üsteğmen F. Ç. birliğimizde bir huzursuzluk sebebidir" ifadesini kullandığı iddia edildi.

Kaynak: t24.com.tr

bozadi

#11
Global Şeytanlar devletimizi, ordumuzu oyuncak gibi kullanabiliyorlar pek çok zaman.