ASTROLOJİ GEZEGEN DİZİLİMLERİ VE ETKİLERİ

Başlatan Gülay, 06 Nisan 2009, 03:55:44

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Gülay

#15
MAYA TAKVİMİ VE 2010 BÜYÜK GEÇİŞ

 
Tüm büyük dinler, sistemlerin ve uygarlıkların çöküşleri ile ilgili büyük mitlere ve önemli efsanelere sahiptir. Bunlardan en önemlileri İslamiyet'in Kutsal Kitabında ve Hıristiyanlığın İncilinde yazan bazı uygarlıkların Tanrı tarafından azdıkları ve çeşitli şekillerde sapkınlıklara daldıkları için, yok ediliş hikayeleridir. Bu hikayenin benzerlerini Brahmanizm'in Upanişad destanlarında görürüz. Eski çağlarda, bildiğimiz tarihin dışında da bir şeyler olduğu, yapılan arkeolojik çalışmalarda da görülmektedir. Dev Mısır piramitleri İngiltere'deki Stonehenge, Kamboçyadaki Angkor ve daha niceleri zamanın başlangıcının ve devamının bildiğimiz tarihten çok daha eskilere dayandığını bizlere gösteriyor. Bazı araştırmacılara göre, Mısır piramitlerinin yapım yılı M.Ö 10,500 olabilir. Biz yazıyı, M.Ö 4000'ler civarı bulurken, bir başka uygarlık 10,500'lerde dev mimari yapılar yapıyor ise, o zaman bizim yazıyı bulduğumuz tarihin gerçekliği ile ilgili modern arkeolojik gözlemlerde anlaşılamadık ve alışılmadık şeyler var demektir. Mısır ile ilgili göksel tarihlemenin 10,500 ile olan bağını incelemek için Robert Bauval ve Adrian Gilbert'ın 1994 yılında hazırladıkları "Orion Mystery" isimli kitap ile Graham Hancock 'un araştırmalarına bakabilirler.

Yazımın ismi "Sonun başlangıcı". Biraz can sıkıcı biliyorum. Fakat, tüm umutlu bekleyişlere rağmen çabaların azlığı nedeni ile insanlık, herkesi hırpalayacak bir sona doğru gitmekte. Dünyanın manyetosferi gittikçe zayıflamakta. İnsanoğlu önümüzdeki yüzyıldan itibaren, aciz olduğu doğa karşısında, doğa güçlerini ne kadar anlamaya çalışsa da yetersizliğini fazlası ile görecek. Kapitalist sistemin veya hangi "İzm" olursa olsun, ille de bir İzm'in peşinde koşan insanlık, hala futbol maçlarının , iç çamaşırlarının veya borsa kazançlarının peşinde ilkel bir şekilde düşüne dursun, yaşadığımız dünya çok ama çok ciddi büyük bir değişim geçiriyor.

Ortalama 5 milyar yaşında olan dünyamız, kim bilir bu değişimi kaç kere yaşadı. Bilmediğimiz tarih, dinler ve efsaneler ile gelen anlatılar bu değişim ve tarih ile ilgili de pek çok bilgiyi içeriyor. Biz görmek, duymak istemiyoruz. Geçmişin bilgilerine direniyoruz. Araştırmayan ve düşünmeyen bir 19 yüzyıl geçirdik. Araştıranlar, üretenler ve yaratanlar çeşitli dogmatik düşüncelerin baskısı ile yok edilmeye çalışıldı. Siyasi güç, her zaman toprak sahibinin veya parası olanının elinde olan bir dönem yaşadı. Kısacası ruhumuzu kaybettik. 19 yüzyıl boyunca birbirimizi yedik. Birinci ve İkinci Dünya Savaşı -ki bu bence tek bir savaşın iki ayrı yönüdür- kaybedilen insan sayısı 20. Yüzyıl haricinde 19 yüzyıl boyunca doğan insan sayısından fazla. 150 milyona yakın insan ya öldü, ya sakat kaldı ya da çalışma kamplarında insan değillermiş gibi yakıldı,yok edildi,imha edildi. Medeni değiliz. Olduğumuzu iddia ediyoruz. Zannediyoruz. Nasıl olduğu şaibeli olarak son yüzyıl içinde inanılmaz teknolojik keşifler yaptık. 2. Dünya savaşından sonra, o kadar hızlandık ki, dedelerimizin gaz yağı ile ilkokulu okuduğu dönemlerden sonra şimdi çocuklarımız internet kullanıyor, büyüklerimiz kara trenleri hatırlarken, bizler çok gelişmiş, konuşarak yolu tarif eden otomobiller ile seyahat ediyoruz. 1900'lerin başında uçak seyahati bir hayal iken, şu anda hava yolu şirketlerinin çığırtkanlıkları ile, yapmış oldukları indirimler sayesinde komik ücretlere uzun mesafelere seyahatler yapabiliyoruz. Gökyüzünde demir kuşlar uçuyor. Her gün evimizdeki iletişim cihazı televizyonumuz yüzlerce kanal ile bize bilgi aktarıyor. İnternet 6 yaşındaki çocuğun rahatlıkla kullanabileceği bir hale geldi. Teknolojik olarak ilerideyiz. Ama uygarlaşmıyoruz.

Uzun zamandan beri 21 Aralık 2012 ile ilgili araştırmalar yapmaktayım. Beni yakından takip edenler bunu çok iyi bilir. Hiçbir zaman bir kehanetin altında astrolojik ve sosyal gerçeklikler yok ise, bunu çok fazla önemsemedim. Galaksi dizilimi, dünyanın yok foton kuşağına yaklaşımı, pleides takım yıldızına doğru yaptığımız yolculuk, inanın bunlar bana deli saçması geliyor. Çağımızın bilim ile bilimdışı arasında belli noktalarda kalmış filozoflarının yapmış olduğu felaket çılgınlıkları.

Ancaaaak, bir gerçek var ki, şu mayaların 21 Aralık 2012' de olacak kehaneti ve Nostradamus'un söylenceleri. Çoğunluğunuz bilir mi bilmiyorum; Nostradamus'un dörtlükleri hiçbir bilim insanın reddedemeyeceği kadar açıklıkla gerçekleşmektedir. İstatistiki ve matematiksel tüm çürütme çalışmaları , Nostradamus'un kehanetleri üzerinde işlememekte ve bu kehanetlerin nasıl yapıldığına dair bilimsel çalışmalar bile yapılmaktadır. Michel de Nostredame, çağını aşmış ünlü bir hekim, filozof ve benim gibi klasik tekniklerle uğraşan Astrologlar için ise, büyük bir Astrolog'tur. Michel de Nostredame; büyücü veya bir kısım insanların söylediği gibi görünmez varlıklardan haber alan, bedensiz varlıklar ile görüşen biri değil, büyükbabasından öğrenmiş olduğu kabalistik Astrolojik teknikleri çok doğru kullanabilen , artık biz batı Astrologlarını n erişmesinin neredeyse imkansız olduğu sabit yıldız ve gökyüzü derece tablolarının ana dili gibi bilen, ve astrolojinin varoluş sebebinin,Tanrı sal ilhamı yeryüzüne yaymak olduğuna inanan inançlı ve çağımızın en büyük Astrologu idi.

O, 3000'li yıllara kadar devam edecek olan dünya uygarlığının 2000'li yılların başlarından itibaren çok büyük bir buhran geçireceğini de öngörmüştür. 21 Aralık 2012 hakkında ve Maya kehanetleri zamanın sonu veya yaradılış ile ilgili çalışmalar yaparken, yıllar önce İngiltere'de birlikte çalıştığım ve bugünlere gelmeme sebebiyet veren , hocam Nicholas'ın birkaç sözünü hatırlatmak isterim. "Büyük felaketler veya büyük değişimlerden önce önemli bir Ay ve Güneş tutulması olur. Ay ve Güneş tutulmaları sosyal toplum içinde çok büyük değişimlerin olacağı dönemleri gösterir Sevgili Oğuzhan" demişti. 90'lı yılların başı idi. 19 yaşın vermiş olduğu gençlik ve delilik ile Güneş ve Ay tutulmalarının önümüzdeki dönemlerdeki etkilerini hesaplamaya çalışmıştım. 1999 yılında oluşacak olan Güneş tutulmasının çok ciddi felaketlere sebebiyet vereceğini ise 4 yıl önceden söylemiştim. Bunlar o zamanlar yazıldı,duyuruldu. Her neyse, 21 Aralık 2012'ye gelirsek, öncesinde ve sonrasında çok önemli bir tutulma döngüsü görünmemekte.

21 Aralık 2012'nin hemen öncesinde Haziran ayında oluşacak olan Venüs tutulumu 2012 ve sonrasında oluşacak olan olayları da tam anlamı ile ifade etmiyor. O zaman Maya takvimi ile Miladi takvim arasında bir farkın olabileceğini düşündüm kendimce. Ve gerçekten beni haklı çıkaracak şeylerde buldum. 21 Aralık 2010'da Mayaların yaşadığı Guatemala ve Meksika'nın güneyi civarında çok net görünecek bir Ay tutulmasının olacaktı. Sonrasında bu anlamda internette yaptığım araştırmalarda Cotterell gibi ciddi astrofizikçilerin aslında Maya ve Miladi takvim arasında iki yıllık fark olabileceğini yazdıklarını hayretle gördüm. Tabii ki bir ben düşünecek değildim bu mantığı. Ve o sırada hocam Nicholas'ın büyük felaketlerden önce önemli Ay ve Güneş tutulmaları olur" sözü yeniden aklıma geldi.

 

Evet sevgili okuyucular hepimizin 21 Aralık 2012'de beklediği Maya kehanetlerindeki asıl tarih bence 21 Aralık 2010'dur.

 

Mayalar, tüm bu çalışmalarını Güneş ve Ay'ın gökyüzündeki konumlarına göre yapmışlardır. Kehanetlerini kullanırken, Güneş'in manyetik fırtınalarının yoğun olduğu dönemleri hesapladıkları da bilinmektedir. Tabii ki Maya'lar, bizim şu anki uygarlığa ve teknolojiye bakış açımıza göre çok daha farklı, daha özel bir takvim, farklı bir hayat görüşü, teknoloji ve uygarlık biçimine sahiptiler. Şimdi gökyüzünden tam anlamı ile uzaklaşan biz insanoğlu, bu bilgileri yalnızca belli dönemlerde ve basite indirgenmiş bir şekilde kullanmaya çalışıyoruz. Onlar, hatta bizim ilkel diye nitelendirdiğimiz uygar toplumlar, evrendeki her parçanın bir bütünü temsil ettiğini ve evrendeki materyaller arasındaki ilişkilerin olaylara sebebiyet verdiğini açıkça bilmekteydiler. Sümer'de de bu böyledir, eski Arap toplumlarında da, Türk toplumlarında da. Gökyüzü ile uğraşmayan tek bir toplum yoktur eski çağlarda.

Eski uygarlıklar gökyüzünde nadir görünen, tekrarlayan bazı görünümlerin dünya ve doğa üzerindeki etkilerini ve değişimlerini de fark etmiştir. Ayın 28 günlük döngülerinin tüm canlılarda üreme ile ilgili bir zamanlamaya sebebiyet verdiğini, Venüs'ün gökyüzündeki pozisyonunun insanın dişi cinsi dahil tüm dişilerde hamileliğin başlangıcı ve sonlanması ile ilgisi olduğunu ifade eden yüzlerce eski parşömen vardır. Biz profesyoneller biliriz ki çoğunlukla da bu eski kadim zamanlardan kalan parşömenlerden kalan yazılar şaşırtıcı bir derecede işe yaramaktadır.

Meteorolojik çalışmalar ve gözlemler gibi, ciddi Astrolojik gözlemler ve Güneş sistemimizdeki hareketler ile, sosyal bağıntılar arasındaki hareketliliği de çözebiliriz. Dolunay dönemlerinde kalp krizi , kriminal davranışlar ve intiharların , diğer günlere göre çok daha fazla olduğu bilinmektedir. Hatta gelişmiş batı ülkeleri İngiltere, İsveç, Finlandiya gibi ülkelerde Acil servisler ve Polis, dolunay günleri çoğunlukla izinleri kaldırır veya güvenliği daha da fazlası ile ön plana çıkartır. Nedeni bilimsel istatistikler ile çözülememiştir. Ama sonuçlar bellidir. Biz Astrologlar için ise, hangi dolunayların daha tehlikeli olduğunu görmek son derece basittir.

 

Sonun başlangıcı demiştim. 21 Aralık 2010'da Guatemala üzerinde oluşacak olan Ay tutulması , Astroloji'de, insanlığın çok önemli ağır bir sınav ve değişim dönemine girmesini göstermesi açısından önemlidir. İkizler burcunun son derecesinde oluşacak olan tutulma, astrolojik anlamda anaretik yani ölümcül derecededir. Bu derece daha ziyade yıkım, şiddetli değişim ve büyük dönüşüm dönemlerini gösterir.

Tutulma esnasında Ay'ın İkizler burcunda, Güneş'in Yay burcunda, Mars ile Plüton'un neredeyse Oğlak burcunda kavuşum halinde görünmesi, Mayalar için felaketleri ve büyük yıkımları gösteren Venüs gezegeninin, ölüm, yer altı kaynakları, depremler ve yıkım ile ilgili Akrep burcundaki hareketi, Uranüs'ün Jüpiter'in Balık burcundaki kavuşumu ve bu tutulmanın büyük koruyucu diye nitelendirilen Jüpiter'e, insansal egoları temsil eden Güneş ile kare yapması, dünya üzerinde doğal felaketlerin gittikçe artacağını temsil etmektedir. Uranüs'ün Balık burcunda, dünya üzerinde suları temsil eden Neptün ile karşılıklı ağırlama pozisyonunda olmasının ve Uranüs'ün bu ağırlama esnasında Ay ve Güneş'e yıkıcı bir açıda bulunmasının ana etkisi global tayfun anlamına gelir. Deniz yüzeyinde kabarmalar, global fırtınalarda artış, tufana varacak yağmurların hızla artması, tabi bunun sonucunda büyük deniz ve hatta uçak kazaları.

Dünya üzerinde manyetik alanda gittikçe artan zayıflamalar ve düzensizlikler, Güneşin manyetik alanında dengesizlikler ve büyük Güneş fırtınalarının başlangıcı ile birlikte, Merkür ve Uranüs arasındaki gökyüzündeki ayrı kare pozisyon, teknolojik cihazlarda olabilecek arızalar, Mars-Plüton kavuşumu ise buna rağmen insanların kaşınması, savaş, ve çatışmalardır. Bu arada Uranüs'ün ciddi depremlere sebebiyet verdiğini, Plüton'un ve Mars'ın volkan ve yanardağ faaliyetleri ile ilgili olduğunu bildirmekte fayda var. Saygı duydum. Binlerce yıl önceki Mayalı meslektaşlarımın bizler gibi teknolojiyi kullanmadan, bu kadar karışık görünümlü hesaplamaları yapmaları, sahip oldukları matematiksel bilgiye ve onu kullanma şekillerine, bu bilgiyi sosyal anlamda yorumlamaları na saygı duydum.

Anaretik derecelerde olan tutulmalar bir dönemin bitişini, bir yüzyılı, bir miladı, yeni bir milad ile, yüzyılın başlamasını da temsil ederler. Bu gökyüzü görünümü dünya ananın bu değişim süreci içinde biz çocuklarını büyütürken, geçirmiş olduğu süreçlerden çok daha farklı bir sürece girdiğini gösteriyor.

21 Aralık 2010'dan itibaren buzulların erimesi veya şehirlerde tayfun sel ve deprem gibi, kavramlar ile birlikte grip enfeksiyonları na ve ölümcül salgınlara sebebiyet vermesi, inanın ki çok bilindik şeyler olacak. Eee hadi hala borsa ile uğraşalım, hisse senetlerinden paralar kazanmaya çalışalım. Beyaz gömlekli arkadaşları zengin edelim. İş toplantılarında önemli kararlar alalım. Rating kaygılı diziler yayınlayalım. İnsanları çeşitli kandırmacalar ile uyutmaya devam edelim. Gazetelerin arkasına çıplak kadın resimleri koyalım. Kedi nankördür diyelim sonra da birbirimize olan sevgisizliğimizi ve nankörlüğümüzü hayvanlara yansıtalım. Fakirlerin haklarını yiyelim, siyah filmli jiplerimizle patronculuk taslayalım.

Mahatma Gandi ne güzel söylemiş. "Basit yaşa ki başkaları da var olabilsin"

İnsanın uygarlaştığı ama ahlaksızlaştığı bir dönem içindeyiz. Sevgilisini kıskançlık uğruna kesenler, 18 yıl boyunca bir çocuğa sapıkça tecavüz edenler, bebeklerini genel evlere satanlar, cahillik , bilgisizlik ve erdemsizlik . Eskiler ne demiş; bazılarımız para ve güç peşinde koşar, bazılarımız şöhret şan, bazılarımız iktidar ve güç. Bazılarımız ise bunları sadece seyreder ve eğlenir. Dünya insanı ne kadar inançlı gibi görünse de ben diyim Tanrısal, siz diyin doğa olaylarından kaynaklanan ciddi ve büyük olmak üzere bir sınav yaşayacak. Belki bir gün yeni mitolojik hikayelerde uygarlığımızın sapkınlığı ve yok oluşu insanlara ibret için anlatılacak. Tıpkı eskiden olduğu gibi... Anlamak isteyene tarihte,mitolojide ve din kitaplarında büyük dersler var. Ama sadece anlamak isteyene...

 

Saygılarımla,
Astroloji Uzmanı Oğuzhan Ceyhan

 

Gülay

#16
Otuzlu ve Kırklı yaşlar 
 
Hayatımızın değişik dönemlerinde gezegen döngüleri iş başındadır. Zamanın, olgunlaşmanın yöneticisi Satürn 30 yaş civarında kendi yerine döndüğünde, hatta bir yıl öncesinde, hayatımıza ilişkin önemli değerlendirmeler yaparız. Yetişkinliğe geçişte, yaklaşık 14,15 yaşlarında da Satürn yine haritamızda bulunduğu yerin karşısından geçerken artık kendi kişiliğimizin sınırlarını fark etmişizdir ancak 29-30 yaş geçişinde yaşananlar, hayata bir çıpa atmak konusunda önemli bir olgunlaşma testine tabii tutarlar. Halkalı gezegen Satürn, gerçeklerin, sınırların ve toplum içindeki sorumlulukların sembolüdür. Pek çoğumuz bu dönemde, hayatta ne yapacağımıza dair derin bir değerlendirmede bulunuruz. Bildiğiniz gibi bu sürece Satürn dönüşü de adı verilmektedir. Satürn dönüşünde, "eyvah otuz yaşına geldim" paniği ve sanki bir işe, kariyere sahip olamamanın ya da kendimizi yaptığımız işe uygun görmemenin, tatmin olamamanın getirdiği derin sıkıntı ve sorgular yaşanır. Bu çok doğal bir süreçtir ve 30 yaşın ardından, hayatın öyle ya da böyle yeni bir açılım getirdiğini ve bizim de toplum içinde bir yer edinmeye çalıştığımız yıllar gelir. Bir kariyer yapmak , iş sahibi olmak, evlenmek, aile kurmak, bunlar topluma bir şekilde entegre olmanın gereken koşulları olarak görülür.

Hayatımızın en yaratıcı ancak bir yandan da en kırılgan zamanlarından birisi de, 40-45 yaş aralığıdır. Astrolojik olarak bu dönemde, özellikle 42 yaş civarında, büyük gezegen döngüleri aynı anda kapımızı çalarlar. Bu zaman aralığında, Satürn, tıpkı 14,15 yaşlarında olduğu gibi doğum haritamızda bulunduğu yerin bir kez daha karşısından geçer. Ancak bu dönemde, ergenliğin değil, olgunluğun getirdiği yeni taşkınlıklar içine gireriz. Zira bu yaşlarda kendimizi çok daha iyi tanır, anlar, kendimizle olgun bir diyaloga girebiliriz. Kişiler bu dönemde, derin dönüşümler yaşarlar ve toplumsal rollerini yeniden sorgularlar. Uranüs'ün de kendi konumuna karşı geldiği, Neptün'ün yine kendi konumuna kare açı yaptığı bu yıllarda, kişiler kariyer değişikliğine gidebilirler, toplumun onlara bir kalıp olarak sunduğu modelleri reddederek ya da terk ederek, kendi bireyselliklerini çok daha açık bir biçimde yaşamaya başlarlar. Bu dönemde boşanmalar, yepyeni bir hayat biçimi geliştirme çabaları çok fazla yaşanır. Bu yaşlarda aynı zamanda son derece yaratıcıyızdır, hem yeteri kadar olgun ve kendimizin, sınırlarımızın farkında, hem de fiziksel açıdan rekabet edebilecek bir durumdayız.

Astroloji kendimizi ve hayatımızda boyunca karşımıza çıkan döngüleri, krizleri ve yenilenmeleri, açık ve zarif biçimde ortaya koyar. Eğer haritamızdaki gezegen konumlarının ne anlama geldiği daha derinlikli biçimde görmek istiyorsak, böyle kritik zamanlarda verdiğimiz kararlara ve seçimlerimize bakmalıyız.

 
 
Web: www.hakankirkoglu.com
 

Gülay

#17
Pozitif Astroloji 
 
Bir Kuantum evreninde yaşıyoruz. Bu dünyaya geldiğimiz andaki gezegen konumları evrenle nasıl konumlandığımızı göstermekte. Hepimiz onun parçalarıyız. Aynı zamanda her canlı hatta belki de cansız gibi bir bilinç taşıyoruz. Bu bilinci ne küçümsemeli, ne de abartmalıyız. Çünkü kişi olarak karşılaştığımız sorunlar, krizler bize hayatın çok daha farklı olabileceği de gösterebilir. Üç yıl önceki siz değilsiniz, 7 yıl sonraki siz de, şimdiki bilincinizden çok daha farklı bir aşamaya sahip olacak. Bu kaçınılmaz durum, hayat hakkında kesin yargılardan kaçınmamız gerektiğini anlatıyor. Bir astrolog da haritayı yorumlarken, kişinin önünü kapatıcı, korku salıcı sözlerden uzak durmalı. Evet hayatımızın geri döndürülemeyen mevsimleri var. Kendi başımıza, yaz mevsimine yeniden geri getiremeyiz. Ancak hayat hep biraz da kürek çekmek değil midir ? Akıntıya karşı durmak, hayatı anlamamak, değişmeden kalmayı istemektir. Böyle zamanlarda üst üste darbeler alırız ve uyandırılmaya çalışırız. Kuşkusuz bu kaptan olarak ne kadar öngörü sahibi olduğumuza bağlıdır.

Kimi kişiler vardır, akışta kalmaktan zorlanmazlar, tıpkı bir balık gibi, oradan oraya kıvrılabilirler. Kuşkusuz dayanıklılık ve ilkeli olmak en güzel erdemlerden birisidir. Ancak dayanıklılığı, sağlamlılığı ataletle, hareketsizlikle karıştırmamak gerek. Astroloji bize hayatımızın dalgalarını gösterir. Kimi zaman büyük bir fırtına bizi alaşağı eder ve sanki boğulacağımızı, hayat karşısında çaresiz kaldığımızı, hiçbir şey yapamadığımızı hissederiz. Gelecek hakkındaki düşüncelerimiz, beklentilerimiz, umut ve korkularımız, ancak içinde bulunduğumuz durumun, bilinç seviyesinin çerçevesi içindedir. İşte Astroloji bize "şimdi" anında bile, hayatımızın sürekli bir değişim içinde olduğunu, yenileneceğimiz hakkında şeyler söyler.  Sadece "şimdiye" dayalı bakış açımızın sınırları içinde kaldığımız sürece, neler yaşadığımızı anlayamayız. Halbuki Astrolojinin sunduğu kuşbakışı hayatımızı kavrayabilirsek ve bu değişen koşullarda aslında rastlantıların olmadığını, tam tersine bizi yoğuran, test eden ve olgunlaştıran bir süreç olduğunu farkedebilirsek, korkularımızı üstümüzden atabilir, kendimizi bir balık gibi, akışın içine bırakabiliriz.

Bırakmak, anlamak, keşfetmek

Astroloji bir bırakabilme, kavrayış ve evrensel temaları anlama sanatıdır. İçinde doğanın matematiği, mantıkın geometrisi ve bize gizli gibi gözüken, hayatın tüm yüzleri vardır.  Hayatımızın evreleri yavaş yavaş açılırken, geriye bakarak özümüze nasıl döndüğümüzü görebiliriz. Pozitif bir Astroloji, korkular, endişeler üzerine, ya da olayları kontrol etmek üzere değil, yaşamak, anlamak ve hayatımızın gizlerini aralamak üzerinedir. Astroloji öğrenenler ve konuyla yakından ilgilenenler,aslında  bu giz perdesini sürekli açma uğraşısındadır. Belki ilk aşamada sadece bir merakla başlasalar da, ileri de bu merakın çok daha derin bir arayışa dönüştüğünü görebilirler. Kendimizi sınırlayan katı tanımlara değil, içinde yaşadığımız süreci anlamaya yönelik bir Astrolojinin farkındalığı içinde olmalıyız.

 
 
Web: www.hakankirkoglu.com
 

Gülay

#18
SATRUN TERAZİ BURCUNDA



29 Ekim 2009'da Satürn Terazi burcuna geçiş yapıyor ve bu burca giriş yapmakla, Dünya horoskopunun eksenlerine de giriş yapmış olacak aynı zamanda. Peki Dünya horoskopunun ana eksenleri derken neyi kastediyoruz?

Astrolojide, yeryüzü ile gökyüzü arasındaki bağlantımızı oluşturan iki büyük çember vardır. Bunlar ekliptik ve ekvatordur. Birinci çember olan ekliptik, uzayda hareket ederken Güneş'imizin takip ettiği yol olarak bilinen çemberdir. Güneş sistemimizin merkezindedir ve yaşamın kaynağıdır. Güneş ile ilişkimiz, Mevsimsel Zodyak'ın temelini oluşturan ekliptiği meydana getirir. Bu yüzden ekliptik, bizi İlahi Güç'e bağlayan çember olarak görülür. Her yıl ilkbaharın ilk günü, dünyanın ekliptiğinin gökyüzü ekvatorunu kesmesi ile yaşanır ve bu kesişimin merkezinde bulunan 0o Koç, her türlü başlangıcın ilk adımı, yeni bir doğum dönemi ve yeni bir gelişim zamanı olarak görülür. İkinci çember olan ekvator ise bizi Dünya'ya bağlar. Ekliptiğin çapını eğip Dünya üzerine getirecek olursak bu çember ekvator çemberini iki noktada keser. Bu iki kesişim noktası arasında bir çizgi, daha sonra da bu çizginin orta noktasından dikey bir ikinci çizgi çizecek olursak madde dünyasının ana eksenlerini çizmiş oluruz. Dört ana yön olarak da bilinen madde dünyasının ana eksenleri,  gerçekliğimizin dayandığı Dünya'nın horoskopunun ana hatlarını belirler ve dünyasal deneyimlerimizle bağlantılıdır. 

Bu dört ana yönü oluşturan eksenlerin başlangıç noktası 0o Koç, yani Koç Noktası olarak adlandırılır. Mevsimsel 0o Koç, biri ikincil hareketin gerçekleştiği ekliptik düzlemi, diğeri ise birincil hareketin gerçekleştiği ekvator düzlemi olan, iki temel düzlemin kesişim noktasını gösterir. Bu yüzden de çok önemli bir referans noktasıdır. Koç Noktası bizim dış sosyal ilişkilerimizi, kolektif üzerinde nasıl bir etki bıraktığımızı gösterir. Bu etki, noktaya açı yapan gezegenin doğasına göre şekillenir ve görünür sonuçlar doğurur. Bu gezegenin doğasındaki etkiler, hayatımızda sübjektiflikten, gerçekliğe dönüşmeye başlar. Astrologlar kitlesel konulara bakmak istediklerinde Koç Noktası'na bakarlar. Bu noktanın transitleri ve açıları kendini kitlesel değişiklikler olarak gösterir. 

Satürn Terazi burcuna geçiş yapmasıyla birlikte Koç Noktası'na karşıt açısını aynı dereceden etkinleşmiş olacak ve bu tetikleme, Satürn Terazi'de her ne kadar bir kısım ilerlese de, 2 Ağustos 2010'a kadar yaklaşık 10 ay sürecek.  Satürn, gezegen sisteminin devriye polisi gibidir. Bir şeyler düzenden çıktığında sert bir transit yapar ve ondan saklanmak mümkün değildir. İsteseniz de istemeseniz de, dürüstçe yüzleşmeniz gerekir. Satürn devredeyken, gerçeklik ve doğruluk kavramları çok önemli olur. Sorumluluklarını yerine getirmelidir. Aksi takdirde Satürn'ün temizleme özelliğiyle karşı karşıya kalırız ve sonuçlara katlanırız. Satürn aynı zamanda eski paradigmanın da temsilcisidir ve onu korumak, olduğu gibi kalmasını sağlamak için gerekli dayanıklılığı gösterir.

Terazi, bilinçli bir şekilde başkalarıyla eşitlikçi ilişkiler kurmakla ve dengeyi sağlamakla ilişkilendirilen bir burçtur ve Satürn bu burçta yücelmekte, güçlenmektedir. Satürn'ün Dünya horoskopunun ana eksenlerinde, ufuk çizgisinde gözükmesiyle birlikte, artık yeni bir döngü başlar ve önemli kararlar almamız gerekir. Gereken kararları ne kadar sağlam ve gerçekçi verirsek, ileride o kadar başarılı olacağız demektir. Bu geçiş, hayatımıza adeta yeniden şekil vermekte olacağımızı göstermektedir. Hayatımızı, yaşayış şeklimizi gözden geçirme ve zorunlu bir değerlendirme, ciddi düşünmek gereken; daha fazla disiplin ve sorumluluk alacağımız bir dönemde olduğumuzu anlatmaktadır. Hayatla mücadele daha gerçekçi bazda başlıyor demektir. Bu bir anlamda, gerçekte ne istediğimizi sorgulayacağımız da bir dönemdir aynı zamanda. Kendimizi nasıl tanımlamak istediğimizi belirleme zamanıdır. Yenilenmeye ve organize olmaya gereksinim olacağını göstermektedir. Satürn bu alanda almamız gereken sorumlulukları ve hayat derslerini ortaya çıkaracaktır.

Satürn'ün, 29 Ekim 2009'da Terazi burcuna giriş yapması ve bu Koç Noktası'na doksan derecelik açısının kesinleşmesinin hemen ardından, Plüton ile doksan derecelik açısının etkinleşmeye başlaması, bu tarih civarından itibaren politik çalkalanmalar riskinin artmaya başladığını gösteriyor. Bu sert etkiler Uranüs'ün ateşli bir burç olan Koç'a giriş yapmasıyla, 2010 yaz aylarında daha da artacak. Bu bağlamda, 2009 sonları ile 2010 ilkbahar ayları arasındaki tarihler oldukça hareketli ve gergin geçecek gibi gözüküyor. Satürn 21 Temmuz 2010'dan itibaren, artık tamamen Terazi burcunda hareket etmeye başlayacak ve Koç Noktası'nı yeniden tetikleyecek. Dolayısıyla 2010 yaz ayları, oldukça kritik zamanlar olarak dikkat çekiyor. T-kare açı kalıbının yaratması muhtemel olumsuzluklar, bu dönemden itibaren etkinleşmeye başlayacak. Terazi burcunun ilk derecesi, sosyal anlamda diğer insanlarla olan etkileşimimizin, iç dünyamızdan dışa, diğer insanlara doğru yönelişi ifade edilir. Satürn'ün bu derecenin üzerinde olması aslında, ilişkilerin kalıcılığı ve adalet sistemi adına olumludur. Fakat noktanın aynı anda Uranüs ve Plüton tarafından tetikleniyor olması, beklenen adaletin sağlanmaması halinde, toplum içi ilişkilerin gerginleşme riskini arttırıyor.

2010-2011 yılları, eski düzenin korunmaya çalışılacağı son dönemler olacak. Çünkü çok fazla Satürn doğasında etki hakim olacak. Plüton Oğlak burcunda ve Satürn de yüceldiği Terazi burcunda güçlü konumda olacaklar. Ama gerek Plüton'un, gerekse Uranüs'ün Satürn'e sert açıları, varolan düzenin değişmesi gerektiğini gösteriyor. Eski yapıları korumak hiç de kolay olmayacak. Hatta bir aşamadan sonra mümkün de olmayacak. Artık geri dönülemez değişimlere doğru ilerlendiği, açıkça anlaşılacak.

Satürn ve Plüton 2001 yılındaki karşıtlıklarının ardından, 2009 yılı sonlarında karelerinin kesinleşmeye başlaması, 2010 yılında da, 2001 yılına benzer olayların tekrar yaşanabileceğine de işaret ediyor. Terör tekrar sıcak yüzünü gösterebilir. Amerika, tekrar saldırı alabilir. Bir başka ihtimal olarak, Rusya ile ABD arasında soğuk savaş rüzgarları esebilir. Soğuk savaş döneminde olduğu gibi, yine casuslar ortaya çıkabilir ve komplo teorileri ortaya atılabilir. Nitekim soğuk savaş döneminde de yine, Satürn-Plüton açısal irtibat sağlıyorlardı.

Satürn'ün Uranüs ile karşıtlığının 2010 yılı içerisinde öncü burçlara geçerek daha da etkinleşecek olması, piyasalarda yaşanan finanssal huzursuzlukların ekonomik depresyona dönüşmesine, devletlerin güttükleri politikaları değiştirmeye başlamasına ve birbirleriyle ilişkilerinin gerginleşebileceğini gösteriyor. Derin bir resesyona düşme ve hatta bunun ekonomik depresyona dönüşme riski çok belirgin gözüküyor.

Öner Döşer

26 Ekim 2009, Pazartesi
 
 

Gülay

#19
Hangi hayatınızı yaşıyorsunuz ? 
 
Belki siz de benim gibi, hayatınızın farklı versiyonlarının nasıl olabileceğini hayal etmişsinizdir. Eğer hayatınızın kritik aşamalarında yaptığınız seçimleri, verdiğiniz kararları düşünürseniz, şimdi çok daha farklı bir hayat yaşıyor olabilirdiniz. Hakketiğimizi yaşıyoruz ancak en istediğimizi yaşadığımızı söyleyebilir miyiz ? Hayatın labirenti içinde değişik yol ayrımlarına gelince nasıl davranırız ?  Yeni yollara girerken, ne umar, neler buluruz ? Böyle zamanlarda ve belki de hayatımızı aniden etkileyen, farkında bile olamadığımız, hiç beklenmedik anlarda içimizdeki sesle daha etkin bir diyaloga girmemiz gerekir. Hayattan neler istediğimiz, aslında ne "olmak" istediğimizle yakından ilgilidir. Bu yönde yapabileceklerimizi, içsel enerjimizi, iç sesimizi daha iyi tanıyarak yapabiliriz.

Hayatımızın belirli dönemlerinde, önemli döngüler içinde büyümemiz, olgunlaşmamız yönünde testlerle karşılaşarız. Büyümek için risk almamız, o alıştığımız hayatın aslında hep de istediğimiz gibi gitmeyeceğini farketmemiz ve kendimize itiraf etmemiz, değişimin değişmeyen tek şey olduğunu anlamamız, bizi olası hayatların en iyisine yönlendirecektir. Gelecekteki seni bulabilmek için, filozof Herakleitos'un dediği gibi, aynı nehirde bir kez daha yıkanamayacağımız gerçeğini içselleştirmemiz gerekir. Tüm bu değişim süreçlerinde kendi kendimizi dürüst biçimde bilebilmek, anlamak için Astroloji gibi kozmik bir aynanın yardımı çok şey kazandırabilir.

Olası hayatlar

Astroloji konusunda çarpık bilgilere sahip çoğu kişi, Astroloji'nin bize kesin, değiştirelemez bir gelecek tasarladığını sanır. Halbuki, Astroloji bize olası hayatlarımız konusunda bir menü sunar. Bu menüden hoşumuza giden seçenekleri doğru biçimde elde edebilmek için hepimizin evrensel gerçeklerle yüzleşmesi söz konusudur. Her şeyin, her hayatın bir bedeli ve sorumluluğu vardır. Eğer kendimizi tanıma yolunda dürüst davranır ve kendimizi keşfetme sürecine girebilirsek, çok daha tatminkar bir hayat yaşarız. İşte tam da bu yönden, Satürn hayatımızdaki gerçekleri, sorumlulukları ve bizi biz yapan sınırları çeker. Sınırlama olmadan büyümeden de söz edemeyiz. Sorumluluk aldığımız sürece büyüyebiliriz. Hayat piyangodan çektiğimiz bir bilet değildir, eninde sonunda bunun farkına vararız.

Kendi eksiklerimizi görebilmek, bu yönde adım atmak ve değişime inanmak, sahip olduğumuz yetenekleri anlamamız ve somutlaştırabilmemiz açısından en güzel erdemdir. Bizler kendimizi en iyi biçimde kavradıkça, bu yönde alabileceğimiz sorumluluklarla kendimize en iyi olası hayatı da yaratmış oluruz. Önümüzdeki 2,5 yıl boyunca Terazi burcunda kalacak olan Satürn şimdi bu gerçeklerin ilişkiler, denge ve uyum içinde ifade bulacağını gösteriyor. İlişkiler, anlaşmalar, evlilik ya da ortaklıklar bizim için yeni bir büyüme yolu olacak.