Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

Doğu Akdeniz’de Türkiye’ye karşı hamle hazırlığı (21.12.2019)

Başlatan bozadi, 25 Aralık 2019, 13:02:24

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

21 Aralık 2019

Doğu Akdeniz'de Türkiye'ye karşı hamle hazırlığı


Güney Kıbrıs Rum Kesimi, Mısır, Yunanistan ve İsrail'in Türkiye'nin Libya ile imzaladığı deniz yetki alanları mutabakatına karşı ortak eylem planı üzerinde çalıştığı ve somut adımların yakında duyurulacağı bildirildi...




Güney Kıbrıs Rum Kesimi, Mısır, Yunanistan ve İsrail'in Türkiye'nin Libya ile imzaladığı deniz yetki alanları mutabakatına karşı ortak eylem planı üzerinde çalıştığı ve somut adımların yakında duyurulacağı bildirildi.

AB üyesi Güney Kıbrıs'ın Cumhurbaşkanı Nikos Anastasiadis, Türkiye'nin Libya ile imzaladığı "Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası"na karşı ortak diplomatik adımlar için Mısır, İsrail, Yunanistan ve Lübnan liderleriyle birlikte çalıştıklarını söyledi.

Bu ülkelerle atılacak ortak adımın askeri seçenek içermediğini belirten Anastasiadis, diplomatik düzlemde "yasa dışı" mutabakatın ortaya koyduğu hedefleri boşa çıkarmayı amaçlayan ortak bir çabanın söz konusu olduğunu söyledi.

Türkiye ile Libya arasında 27 Kasım'da imzalanan mutabakatın Arap ülkeleri, AB ülkeleri ve diğer ülkeler tarafından da kınandığına dikkat çeken Anastasiadis, atılacak somut ortak adımlarla ilgili açıklamanın kısa süre içinde yapılacağını söyledi.

İSRAİL'DEN BORU HATTI ÇIKIŞI

DW Türkçe'nin haberine göre diğer yandan Güney Kıbrıs Rum Kesimi Hükümet Sözcüsü Kiryakos Kusios Cuma günü yaptığı açıklamada, İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu ile Anastasiadis'in bir telefon görüşmesi gerçekleştirdiğini ve Netanyahu'nun görüşmede, İsrail, Rum Kesimi ve Yunanistan'ın doğalgaz boru hattı çalışmalarına başlanması için bir an önce anlaşma imzalamasını önerdiğini kaydetti.

Yunanistan, Türkiye'nin mutabakatla Girit adası ve On İki Adanın yakınındaki bölgede hak iddia ettiğini belirterek Birleşmiş Milletler'e (BM) şikayet başvurusunda bulunmuştu.

Bu bölgenin kendi kıta sahanlığı içinde bulunduğunu savunan Türkiye, geçen hafta mutabakatın tescil için BM'ye gönderildiğini açıklamıştı. Yunanistan Türkiye'nin adımının BM Deniz Hukuku Sözleşmesini ihlal ettiğini savunuyor. Türkiye ise bu anlaşmaya taraf değil.

Kaynak: OdaTV


bozadi

Akdeniz'deki doğal kaynak arama rekabeti çok enteresan gelişmelere yol açtı ve çok daha büyüklerine gebe gibi görünüyor.

Kaddafi'nin devrilmesi sonucu ağır bir kaos ve iç savaş sürecine giren Libya'da yönetimi ele geçirmeye çalışan Hafter ve Sarraj tarafları arasında rekabet var. AKP hükümetinin uzun zamandır Libya'daki iç savaş sürecine müdahaleleri olduğuna, Hafter'e karşı mücadele ettiğine dair haberler duyuluyordu. Durum iyice ayyuka çıkmış.

İşin tuhaf yönü, Hafter'i ABD müttefiklerine ek olarak Rusya da destekliyor! Gerçi Rusya'nın Hafter'e doğrudan veya dolaylı olarak sunduğu destek ve bunun üzerine Hafter'in Rusya'yla işbirliğini güçlendirme eğilimleri nedeniyle ABD'nin Hafter'e yaklaşımında biraz belirsizlik yaşadığına dair bir-iki şey okudum ama sonuçta durumda büyük bir değişiklik yok. Yani anladığım kadarıyla ABD ve Rusya, Hafter'i kendi tarafına çekme konusunda bir rekabet içinde.

Yalnız, konuyla ilgili haberlere yeterince bakmamış olmama rağmen, şu anda Sarraj'ı desteklediği bilinen başlıca iki ülkenin Türkiye ve Katar olduğu şeklinde bir izlenim edindim. Yani oldukça tuhaf bir durum söz konusu. Türkiye ve Katar Hafter'e karşı Sarraj'a olan yatırımları konusunda kaybetmeye adeta mahkum bir pozisyonda gibi görünüyor, eğer mevcut rekabet değişmeden tırmanmaya devam ederse.

Üstelik Libya'daki rekabet, Türkiye ile Rusya arasındaki ilişkiyi de geren bir nitelikte kaçınılmaz olarak. Yani Libya'daki sürecin gidişatı Türkiye-Rusya ilişkilerini ciddi şekilde etkileyecek gibi görünüyor. Nasıl ilerleyeceği oldukça merak uyandıran bir tablo var gibi.

Akdeniz'de yakıt kaynağı arama konusunda zaten Türkiye karşısında birleşmekte olan Yunanistan ve İsrail ve onları destekleyecek bir dünya dolusu ülke var ve Libya'daki siyasi/askeri durum, Türkiye'nin Akdeniz'de kaynak arama mücadelesinin gidişatını da birinci dereceden etkileyecek birşey.

Taraf tutma çabası göstermeden dışarıdan kaba bir bakışla, bu gidişatın Türkiye'yi sadece Libya'da değil, Doğu Akdeniz'de de rezil edeceği gibi bir görüntü algılıyorum.

Bu gidişatın değişmesi için ancak Libya'da Sarraj'ın Hafter karşısında güçlü bir halk desteğiyle açık ve net bir üstünlük elde etmesi, hatta onu tamamen yenmesi gerekir. Ama hiç de öyle olacakmış gibi görünmüyor. Hem de Türkiye'nin Sarraj'a askeri destek verme konusunda anlaşma yapmış olmasına rağmen. Çünkü belirttiğim gibi Sarraj'ı Türkiye ve Katar'dan başka destekleyen yok diye biliyorum. Ama Hafter'i hem ABD ve müttefikleri, hem de Rusya gibi bir ülke doğrudan veya dolaylı olarak destekliyor! ABD ve Rusya'nın şu veya bu ölçüde aynı tarafta birleştiği bir durumda karşı tarafın ne şansı olabilir ki?!

Peki Rusya neden Hafter'i destekliyor? Bu konuda fazla değil, yalnızca bir-iki kısa haber okudum ama şu an için anladığım kadarıyla Hafter rahmetli Kaddafi'yle uyumlu bir çizgideymiş, yani sağdan ziyade sola yakın denebilecek bir çizgide sanırım ve cihatçılara, cihatçılığa iyi gözle bakmıyor muhtemelen. Rusya bu nedenle Hafter'i destekliyor. Ve Türkiye'nin, daha doğrusu AKP hükümetinin Sarraj'ı desteklemesi de tam olarak aynı nedenle. Yani anladığım kadarıyla Sarraj cihatçılarla daha uyumlu bir çizgide, cihatçıların onu desteklediği söyleniyor ve hatta Ortadoğu'dan bazı cihatçı terörist grupların Hafter'e karşı mücadele için Libya'ya getirildiği söyleniyor.

Yani Erdoğan'ın/AKP'nin Libya'da Hafter'den nefret edip Sarraj'ı tüm gücüyle desteklemesinin nedeni, Suriye meselesinde sosyalist denebilecek Esad'dan nefret edip cihatçıları destekleme nedeniyle aynı. Ve Erdoğan'ın Kaddafi'nin devrilmesi konusunda Batılı faşist güçlere verdiği destek meselesi var. Hatta Kaddafi kısa sürede devrildi diye gaza gelip Esad'ın da aynı kolaylıkla indirileceğini sanma durumları olmuştu. Ama Rusya'nın müdahalesi hem Batılı faşistlerin, hem de Erdoğan'ın duvara toslamasına neden oldu.

Üstelik Erdoğan nasıl Esad'a karşı faşist saldırılar başlamadan çok kısa süre öncesine kadar Esad'a "kardeşim" dediği halde batılı faşistlerin cihatçı piyonlar yoluyla saldırısı başlar başlamaz Esad'ın düşmanı oluverdiyse, aynı şey Kaddafi meselesinde de meydana geldi. Erdoğan'ın ve/veya bazı akıl hocalarının Sosyalist Müslüman Esad'a karşı Batılı faşistlerin şeriatçı/cihatçı kılıklı terörist piyonlarını desteklemek suretiyle ettikleri ihanetin bedeli nasıl ağır olduysa, yine çok bariz bir şekilde ihanet edilen Kaddafi'nin laneti de üzerlerine çökebilir. Ben Erdoğan'ın uğradığı bu rezaletlerin aslında daha büyük, daha derin bir "öğrenme" sürecinin parçası olduğunu düşünüyorum. Erdoğan cehaleti nedeniyle bu kadar ucuz senaryoların ve rezaletlerin parçası oldu ama bunun hem ülkemiz ve hem de tüm İslam alemi için çok önemli bazı öğretici, uyandırıcı, arındırıcı fonksiyonları olduğu ve olacağı için Erdoğan'ın bunları yaşamasını ve yaşatmasını istedi sanki hayat.

Erdoğan yaptığı o seçimleri aslında tam olarak kendi özgür iradesiyle yapmadı; bilgisi etrafındaki pek çoklarından çok noksan olduğu için, toplumda veya kendi mahallesinde ağır basan eğilimlere göre hareket etti, o mahallenin seçimlerine oynadı. Elbette mahallesinin seçimini kendi şahsi tercihi olarak kabul ettiği için, bir anlamda da kendi tercihi olmuş oldu ama fark şu ki, Erdoğan Suriye'de aldığı sonuçtan ve dersten sonra mahallesiyle, daha doğrusu mahallesindeki "FETÖ'cülerle" (Batılı faşistlerin Türkiye İslam toplumundaki truva atları) arası açıldı. FETÖ'nün Erdoğan'ın en yakınındaki isimleri Gül, Davutoğlu ve diğerleri AKP'den tasfiye sürecine sokuldu. Bu durum mahallede hiç alışık olunmadık birşeydi, Erdoğan resmen bir devrim yapıyordu. Yani, evet, Erdoğan bilgi noksanları nedeniyle mahallesinin alışılmış siyasetinin en çirkin noktalarını bile güzel birşeymiş gibi görüp uygulamaya koymaktan çekinmedi ama aldığı sonuçlardan ve derslereden sonra o çirkinliklerin, rezaletlerin farkına varıp müsebbiplerine karşı sağlam bir mücadele ortaya koymaktan da çekinmedi. Erdoğan'ı mahallesinde farklı ve değerli kılan bu işte bence. Mahallede ciddi bir arınma süreci başlattı Erdoğan. CHP'nin bile ittifak ilişkisine girmeye sıcak gözle bakmadığı Rusya'yla Erdoğan AKP'si sıcak ilişki kurdu, düşünsenize! Bu devrim değil de nedir. Erdoğan bu ülke, bu devlet için yapılabilecek en Solcu, en Sosyalist bazı adımları da atıyor aslında. Bunu "Sağ kötüdür, Sol iyidir" gibi bir denklem anlamında söylemiyorum, ikisinin de iyi ve kötü yanları vardır muhakkak. Ama Putin Rusyası'yla ilişkilerimizin hızla iyileşmesini, iyi anlamda bir "Solumsu" gelişme olarak görüyorum. Erdoğan mahallesindeki en güçlü eğilimlerin etkisiyle İslam alemindeki Solculardan (Esad, Kaddafi) nefret etti ama Esad'a yenildikten sonra, bu yenilginin mimarı, komünizmin anavatanı ve Batılı faşistlerle dirsek teması halindeki (doğrudan veya dolaylı FETÖ'cü) Müslümanların ölümüne nefret ettikleri Rusya'yla ittifaka girdi!

Batılı faşistler bu yüzden nefret ediyorlar Erdoğan'dan. Evet, Erdoğan yeni, taze bir ruh olduğu için henüz piyasada neler döndüğü konusunda çok bilgisi yok, daha doğrusu yoktu ama yavaşça da olsa oluyor; gelişmeler ve derslerle birlikte bazı temel bilgileri etrafındaki sözde (ve karanlık) bilgelerden çok daha iyi, çok daha ahlaklı bir şekilde otturttu yerine, oturtmaya devam ediyor. Evet, Erdoğan belki hala ciddi bilgi eksikliklerinin etkisiyle bir sürü "hatalı" görünen şeyler yapıyor ama aslında bunlar da muhtemelen Erdoğan'ın ve onun sayesinde mahallesinin ve dolaylı olarak tüm ülkenin ve başka milletlerin uyanışına, arınmasına katkıda bulunacak etkiler yapacaktır diye tahmin ediyor, umuyorum.


bozadi

Batılı faşistlerle işbirliği içinde olmak doğrudan veya dolaylı FETÖ'cülere özgü birşey değil elbette. Feto nasıl İslamcılığın Amerikan-İsrail politikalarına uygun pozisyonlar alan bir versiyonunu egemen kılmaya çalıştıysa, CHP de çok uzun zamandır Atatürkçülüğün aynı global faşist politikalara uygun bir versiyonunu egemen kılmaya çalıştı. MHP de yakın geçmişe kadar Amerikan-İsrail politikalarına uygun, Alevi-Solcu kanına susamış, nifak tırmandırıcı bir Türkçülük / Türk-İslamcılık versiyonunu egemen kılmaya çalıştı, şu veya bu ölçüde. TSK'nın yakın geçmişe kadar faşist Amerikan-İsrail ortaklığıyla olan ahlaksız ittifakından duyduğu gurur, İslamcı çevrelerden ziyade Türkçü ve Atatürkçü çevrelerin utanması, mücadele etmesi gereken birşeydi aslında. Aynı TSK'nın o global faşistler tarafından ülkemizde tırmandırılmaya çalışılan Sağcı-Solcu, Alevi-Sünni, Türk-Kürt nifaklarını vs. engellemeye çalışacak yere NATO ve diğer Amerikan üsleriyle olan karanlık bağlar yoluyla bu nifakları tırmandıracak şekilde kendini defalarca şeytana kullandırmış olması da öyle.

Çok şükür ki AKP ve MHP çeşitli sorunlu yönlerine rağmen bir şekilde bu FETÖ-sponsorlu aşağılık, onursuz, omurgasız duruma ve gidişata karşı cephe almaya başladı. Bu konuda, bu dönüşümde özellikle Erdoğan'ın ve Bahçeli'nin çok takdire değer bir rolü olduğuna inanıyorum.

Kılıçdaroğlu'nun da CHP'yi benzer bir lanetten arındırma, onu halka tepeden bakan, Atatürkçü (anti-emperyalist) görünümlü kripto Amerikan-İsrail mandacısı, elitist ve faşizan bir anlayıştan gerçek bir halk partisine dönüştürme konusunda önemli adımlar attığına inanıyorum. CHP'de Kılıçdaroğlu'ndan en çok nefret edenler ya o şeytani hipnozun bozulmasından "çıkarları" bozulanlardır, ya da doğrudan bir çıkarları olmadığı halde o hipnoza çok alışmış, gafletleriyle yüzleşme konusunda henüz yeterli bilince ve yüreğe sahip olmadıkları için bunun yerine Kılıçdaroğlu'nu yeterince Atatürkçü olmamakla ve AKP'yi iktidardan indirememekle suçlamayı tercih ederek gerçeği çarpıtmaya çalışanlardır.

Gaia

Habere eklediğin yorumların oldukça objektif ve düşünmeye iten türden. Kafa açıcı... Teşekkürler paylaşım ve ekstra aktarımların için.

Erdoğan'ın hareket alanının kısıtlandırılması için oldukça büyük bir çaba var. Gerek yeni parti çabaları olsun, gerek halk içindeki negatif aurayı besleyen programlamalar olsun oldukça zorlayıcı bir hayat planı var. Açıkcası kendi adıma 'onun yerinde olmak istemezdim.' şu dönemlerde. Siyaset altı kaygan bir zemin. Bu zeminde düşmeden yürümekte ayrı bir sanat işi...

bozadi

Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Gaia

Habere eklediğin yorumların oldukça objektif ve düşünmeye iten türden. Kafa açıcı... Teşekkürler paylaşım ve ekstra aktarımların için.

Erdoğan'ın hareket alanının kısıtlandırılması için oldukça büyük bir çaba var. Gerek yeni parti çabaları olsun, gerek halk içindeki negatif aurayı besleyen programlamalar olsun oldukça zorlayıcı bir hayat planı var. Açıkcası kendi adıma 'onun yerinde olmak istemezdim.' şu dönemlerde. Siyaset altı kaygan bir zemin. Bu zeminde düşmeden yürümekte ayrı bir sanat işi...
Konuyla ilgili yorumlarımı isabetli ve faydalı bulmana sevindim Gaia, teşekkür ederim :)

Evet, Erdoğan'ı zor durumda bırakan şeylerden biri hem Fetöcülerin, hem de hizmet ettikleri global faşistlerin Erdoğan'ın ayağını kaydırmak için ellerinden geleni yapıyor olmaları. Oldukça zorlu, stresli koşullarda çalışıyor. Rusya'yla ve Çin'le arayı iyi tutmaya çalışması da Fetöcüler başta olmak üzere kendi destek tabanının azımsanamayacak bir kısmının tepkisini çekiyor. Erdoğan bir anlamda kendi tabanının azımsanamayacak bir kısmına "rağmen" birşeyler yapıyor.

Suriye'de yapılan (ama yapılmasının çeşitli bakımlardan hayırlı sonuçlar da doğurduğuna inandığım) hatanın Libya'da tekrarlanma ihtimalinin yüksek görünmesi mevzusu var şimdi, bakalım gerçekten öyle mi olacak. Öyle de olsa, Erdoğan nasıl Suriye'de kaybetmesine neden olan Rusya'yla ittifak ilişkisine girebildiyse, umuyorum ki Libya'da ve belki Akdeniz'de alacağı sonuçlardan ve derslerden de devrimsel, pozitif kararlarla çıkar.

Belki de bu sefer Rusya Erdoğan'ın Libya'da bataklığa saplanmadan çıkması için bir yol bulur. Erdoğan'ın şu anda en beğendiğim tavrı, Akdeniz'deki petrol/doğalgaz arayışında ABD'nin, Avrupa'nın, Rumların, İsrail'in ve Suudilerin baskılarına, meydan okumalarına ve hatta kısmen Rusya'nın bazı "endişelerine" rağmen bu mücadeleden vazgeçmiyor olması. Bunu çok takdir ediyorum çünkü Yunanistan ve Kıbrıs Rum Yönetiminin son dönemlerde gerçekten fazlasıyla şımarık davranışları olduğunu düşünüyorum, hem adalar meselesinde, hem de Akdeniz'deki kaynak arayışı sürecinde. Şimdi İsrail'i ve dolayısıyla ABD'yi ve Avrupa'yı da arkalarına almışlar ve Erdoğan tüm baskılara adeta meydan okuyarak Akdeniz'den kaynak çıkarma, gelir sağlama hakkımızı cesurca zorluyor gibi görünüyor, umarım bundan vazgeçmez. Libya konusunda ciddi şüphelerim var ama Akdeniz'deki doğal kaynak arama hakkı konusunda devlet olarak tavrımızın son derece isabetli olduğuna inanıyorum. Hele ki Rumlara ve arkalarına aldıkları büyük güçlere rağmen bunu yapabiliyor olmamız büyük bir gurur sebebi bence. Deniz kuvvetlerimizin de bu konuda önemli, sağlam, gurur duyulacak bir tavır sergilediğini algılıyorum ve memnuniyet duyuyorum.

Erdoğan'ın ve ordumuzun Akdeniz petrolü veya doğalgazı konusundaki cesur tavrının sebeplerinden biri Rusya'nın da bölgede faaliyetleri olması olabilir gibi geliyor bana. Yani sadece biz olsak Rumlar ve arkalarındaki güçler ciddi bir askeri tehdit yaratabilirmiş de Rusya'nın müdahil olması durumunda işin içinden çıkılmaz hale gelebileceğinden çekindikleri için şimdilik fazla birşeye kalkışamıyor olabilirlermiş gibi geliyor bana. Başka ne gibi faktörler var bu konuda bilmiyorum, umarım öğrenirim.

Geçen gün bizim savaş gemilerinin KKTC karasularına izinsiz giren bir İsrail araştırma gemisini bölgeden uzaklaştırdığı ve bundan bir süre sonra da İsrail jetlerinin bizim gemiler üzerinden taciz uçuşu yaptığına dair bir-iki habere rastlamıştım. Enteresan gelişmeler olabilir.

Erdoğan zaman zaman çok zikzak yapıyor, çok ileri ve geri adımlar atıyor ama ne olursa olsun bundan sonra ABD'nin, İsrail'in, Suudilerin ve müttefiklerinin faşist baskılarına boyun eğmeyecek gibi geliyor bana. Ama Akdeniz örneğinde epeyce ciddi bir çıkış yaptık ve işler epeyce ciddileşebilir. Eğer bu konuda karşılaşabileceğimiz global tehdit "çok ciddi" bir noktaya ulaşırsa Erdoğan nasıl bir yol izlemeyi düşünecek çok merak ediyorum. İyimser düşünmeye çalıştığımda Rusya, Çin ve müttefikleriyle stratejik ilişkilerimizi geliştirmeye zorlayabilir bu durum. O süreci hızlandırabilir. Özellikle Suudi rejiminin bize karşı tutumlarına duyulan ve artacak olan nefret nedeniyle, Erdoğan Ortadoğu'da İran, Esad Suriyesi ve Irak gibi ülkelerle samimi işbirliğine, Sünni-Şii dayanışmasına öncülük ederek Suudi yönetimini ve müttefiklerini ciddi baskı altına alabilir. Ortadoğu'da İslamcılık adına devrimsel bazı pozitif gelişmeler olabilir.

Kötü ihtimalle Rusya'yla gelişen iyi ilişkileri kesip ABD-İsrail-Suudi eksenine ciddi tavizler verip onlara yanaşabilir belki ama buna nedense pek ihtimal vermiyorum veya vermek istemiyorum. Zikzaklar olsa da artık öyle bir yöne gideceğini sanmıyorum Erdoğan'ın. Ama zorlaşan yaşam şartları ve şiddetli ekonomik, siyasi, askeri baskılar Erdoğan'ın iç siyasette elini ne kadar güçlendirir, ne kadar zayıflatır, onu görmemiz gerekecek. Benim ümidim CHP'nin / Kılıçdaroğlu'nun vicdanlı bir karar alarak, bu konuda Erdoğan'a körü körüne muhalefet etmek yerine, ülkemizin maruz kaldığı ve kalabileceği global faşist baskılar karşısında direnç ve savunma konusunda Erdoğan'la samimi işbirliğine yönelmesi, diğer muhalif kesimleri de aynı şeyi yapmaya teşvik etmesidir.

Kılıçdaroğlu Erdoğan'a karşı ne kadar şiddetle muhalefet etse de, daha önce "Türkiye İttifakı" konusunda nispeten olumlu bir tavır almıştı. Bu olursa, CHP yönetiminin ve tabanının bir kısmı ayak direyecek olsa da, tabanın genelinin bu tavrı destekleyeceğini, ülkenin bekası konusunda particiliği bir kenara bırakıp gerçek bir ulusal dayanışma eğilimi göstereceğini tahmin ediyorum.

Particilik ve tüm ideolojiler eninde sonunda aşılmak zorunda. İnsanların insanlıktan başka şeye ihtiyacı yok. İslam veya başka herhangi bir dini veya siyasi ideoloji ancak bu doğal, evrensel ilkeye hizmet edebildiği ölçüde değerlidir.

bozadi

Bu arada ABD ve müttefikleri Libya'da Hafter'i desteklemeye ne zaman, nasıl karar verdi, bilmiyorum ve çok merak ediyorum. Çünkü cihatçı İslam'a geçit vermeyen Solcu Kaddafi'yi deviren onlar. Ondan sonra cihatçıların ülkeyi kaosa sürüklemesine imkan yaratan onlar. Peki bu durumda özellikle Sarraj'la karşılaştırıldığında Kaddafi çizgisine yakın olduğu izlenimini edindiğim Hafter'i neden destekledi Batılı faşistler? Bunu araştırmaya çalışacağım, ama şu an aklıma gelen muhtemel sebeplerden birini paylaşayım. Erdoğan Solcu Müslüman Lider Kaddafi'nin devrilmesine olumlu bakıyordu ve Kaddafi'nin öldürülmesinden sonra da Libya'daki durumla "yakından ilgilendi" sanırım. Çünkü Libya'daki bazı güçlerin Türkiye'yi ve özel olarak da Erdoğan'ı Libya'nın içişlerine müdahaleyle suçladıklarına, Türkiye'den gelen silah dolu gemilere el koyduklarına dair haberler çıkıyordu. İşte sanıyorum ki Erdoğan Libya'da Kaddafi sonrası şekillenecek düzenin kendi dini ve siyasi anlayışına uygun olması için yoğun çaba harcadı, belki kendi şahsi inisiyatifiyle, belki de ona akıl hocalığı yapan birilerinin etkisiyle. Ve bana öyle geliyor ki Erdoğan Mısırlı Sisi'yle olan rekabetinin de etkisiyle Libya'da Mursici / Müslüman Kardeşler'ci birilerinin egemen olmasını istedi. En olmadı, Kaddafi gibi Solcu/Laik Müslüman bir liderin veya grubun egemen olmasındansa, Batılı faşistlerin "cihatçı" piyonlarına yatırım yapmayı göze aldı. Sarraj Müslüman Kardeşler üyesi olmadığını söylese de, o çizgide yürümesi için destek görüyor gibi görünüyor, özellikle Türkiye ve Katar tarafından. Ve Mısır Cumhurbaşkanı Sisi ve yine Suudi Arabistan nedense Müslüman Kardeşlerden hoşlanmıyor. Sanırım Müslüman Kardeşler her ne kadar yobazlıkla ve hatta cihatçı terör destekçiliğiyle suçlansalar da (bu suçlamaların ciddi bir isabetliliği olabileceğini düşünüyorum şahsen), ABD-İsrail-Suudi ittifakının beklentilerine uygun olmayan davranışları da var sanırım, bunu araştırmayı düşünüyorum.

Sonuç olarak, Batılı şeytanların Kaddafi'yi devirdikten sonra Libya'da oluşan iç savaşta Kaddafi çizgisiyle uyumlu sayılabilecek birini desteklemeleri ve kendi besledikleri cihatçılardan ve muhtemelen Müslüman Kardeşlerden destek gören Sarraj'ı desteklememeleri biraz tuhaf görünmekle birlikte, bunun sebebi Türkiye ve Katar'ın en başından beri Sarraj'a yatırım yapmaya karar vermiş olması olabilir. Suudiler ve Sisi Müslüman Kardeşlerden hoşlanmadıkları için Sarraj'ın rakibi Hafter'i desteklemeye karar vermiş olabilirler ve bu durum da ABD'nin ve diğer müttefiklerin kararlarını etkilemiş olabilir.

Erdoğan ve Katar, Müslüman Kardeşlere yoğun yatırım yapma çabasında nedense.

Konuyla ilgili algı ve bilgilerimde gelişmeler olursa paylaşacağım.

JCA

Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen JCA

"İdlib'te rejim ihlallerinin arttığını görüyoruz. Rusya tarafına sert bir mesaj gönderdik"

İbrahim Kalın demiş. Haydaa.
 

bona fide

https://www.youtube.com/watch?v=ghKMdr7LhHM

Cem Gürdeniz Türkiye ve Libya'nın Doğu Akdenizdeki Anlaşmasını Değerlendirdi | Libya Mutabakatı

hızı 1.50 yapın desemde sıkılmanıza imkan yok. böyle omurgalı stratejist konusunda uzman insanlarla
bu ülke kimsenin uşağı olmazdı sağ olsun var olsun bi yandanda endişe ediyorum başına bişey gelmesin

erdoğanın tunusa gitmesine hadi hayırlısı tunuslada bu deniz sınırı anlaşmasını yapar diye beklentim var
 

bozadi

Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen bona fide

https://www.youtube.com/watch?v=ghKMdr7LhHM

Cem Gürdeniz Türkiye ve Libya'nın Doğu Akdenizdeki Anlaşmasını Değerlendirdi | Libya Mutabakatı

hızı 1.50 yapın desemde sıkılmanıza imkan yok. böyle omurgalı stratejist konusunda uzman insanlarla
bu ülke kimsenin uşağı olmazdı sağ olsun var olsun bi yandanda endişe ediyorum başına bişey gelmesin

erdoğanın tunusa gitmesine hadi hayırlısı tunuslada bu deniz sınırı anlaşmasını yapar diye beklentim var

Teşekkürler bona fide. Cem Gürdeniz'i genel itibariyle beğeniyorum ama Haluk Tatar'ın konuyla ilgili açıklamasını daha fazla beğendim:


Hafter'in CIA ajanı olduğunu söylüyor, bunu yeni duyuyorum. ABD desteklediğine göre bir bağlantısı olmalı zaten ama daha önce de belirttiğim gibi, Hafter'in Rusya'yla bağlantılarında da gelişmeler olduğu için ABD'nin Hafter'e olan desteği konusunda belirsizlik yaşadığını okumuştum. Bakalım gidişat nasıl olacak.




bona fide

bozadi, haluk beyde guzel analiz yapmış bende sana teşekkur ederim eklediğin için şuanki durumda libyada nato veya diğer devletler değil onlara bağlı terör grupları gayriresmi paralı askerlerı haftere destek veriyor burdan türkiyede aynı stratejiyi yapabilir asker olmasada silah techizat gönderimi var gerçi en azından denemeli ve fakat erdoğan resmi yollarlardan meclis oylamasından bahsediyor bu riskli kanal projeside bu gün abdullatif şener, abd suriyeye yonelik operasyonlardan sonra geçtiğimiz ekim ayında turkıyeye yaptırımlar adına oluşturduğu yasa tasarısında erdoğanın malvarlığının araştırılmasıda var 3 ay içinde, erdoğan gündemi meşgul edip dikkatleri ordan çekmek için bu konuyla kaos yaratıyor diyordu bence kaosun amacı bölgede rant oluşturmak bölge kıymetlendi kanal olmasa dahi o bölgede büyük lüks yerleşim merkezi kurulacak kanal olsa ancak kano geçer şekilde aksini denizciler imkan dahilinde görmuyor ha gösterılen maketten farklı bi çalışma olacaksa onu bilemem haluk beyın dediği gibi o parayı sondaja harcasın ne gezer aradıkları bölgede ne gaz ne petrol var dıyordu bi jeo bilmem kim. bizimkilerin maksat aradık bulamadık olacak abd ye rusyaya gık edemiyrlar ıdlıpten kaçanlar yıne sınırda rusya bombalıyor hani barış pınarı harekatı ne oldu.
 

gerçek tosun paşa

hepiniz çok güzel noktaları yakalamışsınız. Bozadi emeğin için çok teşekkürler. Doğu Akdeniz konusunda ülkemizin önemli atılımları olacağına eminim. Yani artık bu atılımlar %100 milli bir reaksiyonla mı gelişir yoksa bir derin yapılanmanın yansıması olarak mı gün yüzüne çıkacaktır emin değilim. İçimden bir ses Rus destekli bir Doğu Akdeniz politikasını uygulayacağımızı söylüyor. Bu politika kısa vadede, orta ve uzun vadede oluşturulacak stratejilerle belirlenecektir. Muhtemelen Kıbrıs üzerinde (Kıbrısın merkez alındığı) bir sahne kurulumu izleyeceğiz. Artık aktis uluslararası siyasette daha fazla rol aldığımız bir evreye geçiyoruz. Tabii bu sadece Türkiye'nin başına gelen bir durumla sınırlı değil.

Yukarıda bahsettiğim konuyu özel olarak zihninizin bir köşesinde tutmanız konusunda ricada bulunuyorum. Ön görüm olayların tam da bu noktada kopacağı yönünde. Halihazırda mevcut süre gelen ve gündemi de meşgul eden Yunanistan - Türkiye siyasi gerilimleri Doğu Akdeniz bölgesi üzerinde bilinçli olarak canlandırılarak gerilimin yönünü değiştirmeye çalışılacak. Rusyanın burada çok net bir planı var ve bu planlama ülkemizin gerekli mercileriyle anlaşılarak uygulamaya konulacak diye düşünüyorum.

Çok daha basit açıklamaya çalışacağım; Orta Doğu'da gerilimler sürekli artıp azalan bir grafikte. ABD ve Global kan emici abiler bir türlü istediği gelişmeleri yakalayamadıkları gibi hem popolarına kurşun yediler hem kendi topuklarına sıktılar. Fakat bu durum elbette bölgede BATI güçlerini bitirmiş, bitirebilecek ya da onların bölgeden tamamen ayrılmasını sağlayacak düzeyde değil. (elbette değil) Yani iki kutbun bölgede (sadece bölgeyle sınırlı) ortak bir kazanç elde etmesi ya da bölgede istediklerini uygulayabilmeleri mümkün değil. Türkiye'nin yaptığı operasyonlarla da işler giderek karışmış durumda. Bu durum bizim için bir nebze kazanç haline dönüşmüş gibi görünse bile gün yüzüne çıkmayan bir çok detay mevcut.

Tam bu noktada Orta ve Doğu Akdeniz meselesi Orta Doğu üzerine bahaneler türeten ve oraya odaklanmış vampirleri şaşırtmak ve saf dışı kalabilecekleri noktalar yaratabilmek için bir geçiş kapısı halini aldı.

Petrol arama çalışmalarını gayet meşru şekilde götüren Türkiye özellikle Rumlar ve İsrail üzerinde bir baskı yarattı. Akdenize kıyısı olan ülkelerin siyasal durumlarını Kıbrıs ve Ege Adaları muhabbetlerini hiç işin içine katmıyorum bile.

Yunanlıların üstüne ne kadar ve hangi zaman aralığında gideceğiz hep birlikte görelim. (Onların bizim üstümüze geliyor gibi görünmesini de gözden kaçırmadan)

Sonrasında yeni çıkan aktörler ve bölgede kartların tekrardan dağıtılmasına kadar oldukça enteresan gelişmeler yaşayacağız.