Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

ABD Türkiye'yi uyardı: "Rusya ve İran size fayda getirmez" (29.11.2017)

Başlatan bozadi, 29 Kasım 2017, 16:51:33

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

29 Kasım 2017

ABD Türkiye'yi uyardı: Rusya ve İran size fayda getirmez


Washington merkezli Wilson Center adlı düşünce kuruluşunda düzenlenen panele katılan Tillerson, Amerikan dış politikasından Türk-Amerikan ilişkilerine kadar birçok konuda açıklama yaptı.




Türkiye'nin önemli bir müttefik olduğuna işaret eden Tillerson, "Bir NATO müttefikimiz olarak Türkiye'den, ittifakın ortak savunmasını öncelemesini istiyoruz. İran ve Rusya, Batı toplumlarının sağlayabileceği ekonomik ve siyasi faydaları Türk toplumuna sunamaz." değerlendirmesini yaptı.

İran'a gözdağı

Suriye'de Cenevre süreci merkezli bir müzakere sürecine öncelik verdiklerini vurgulayan Tillerson, Beşşar Esed'in bu ülkenin geleceğinde rolünün olmadığı şeklindeki pozisyonlarını bir kez daha yinelediklerini dile getirdi.

Suriye ve Irak'ta İran'ın "bozucu" etki yapmaya devam ettiğini savunan Tillerson, "Tahran'a karşı Avrupa ülkelerinin de desteğini beklediklerine" dikkati çekti.

Tillerson, "Avrupalı ortaklarımızdan, İran'ın zararlı adımlarına karşı bizimle beraber durmalarını istiyoruz. İran rejimi Batılı ilkelerle uyumsuzdur. Ne ABD ne de Avrupa, kucağında bir başka Kuzey Kore tehdidi bulmak ister." diye konuştu.

Ukrayna bağlamında Rusya'nın politikalarını eleştiren Tillerson, "Avrupalı dostlarımız ile son dönemde dirilen Rusya tehdidinin farkındayız. Bundan dolayı ABD, Avrupa'daki savunma ve caydırıcılık taahhütlerini güçlendirmiştir." ifadesini kullandı.

Öte yandan Tillerson, tüm anlaşmazlıklara rağmen Suriye'de belli alanlarda Rusya ile çalışabileceklerini, özellikle terörle mücadelede ortak çıkar alanlarının olduğunu sözlerine ekledi.

ABD Dışişleri Bakanlığının bütçe kesintisine uğramasını da değerlendiren Tillerson, konunun medyada abartıldığı düzeyde olmadığını, ellerindeki imkanların işlerini yapmak için yeterli olduğunu kaydetti.


Kaynak: Medya Faresi


bozadi

Güler misin, ağlar mısın...

gerçek tosun paşa

Bozadi bu işler fena kafa yoracak. Bu saatten sonra ne ekonomi ne siyasi gerilim rahatlar. Hala ABD ve NATO bağımlı siyasetin tek yol olduğunu düşünen çok ciddi bir kesim var. Aynı muhafazakar taban gibi onlar da anti akp duruşuyla gözleri dönmüş durumda. İleride İslamda yer bulan ve milli irade içinde sağlam yeri bulunan anti-rus çu görüşlerde körüklenecektir.

Astre

Sanki siz fayda getiriyorsunuz da..
 

bozadi

Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Astre

Sanki siz fayda getiriyorsunuz da..
On yıllardır tüm dünya insanlığının kanının emilmesi işlerini bizzat yürütüyorlar. Bunlara en büyük muhalefeti gösteren Rusya ve İran'ı "şeytan" gibi göstermeye çalışıyorlar, sanki dünyada kendilerinden büyük bir şeytan varmış gibi!..

bozadi

Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen gerçek tosun paşa

Bozadi bu işler fena kafa yoracak. Bu saatten sonra ne ekonomi ne siyasi gerilim rahatlar. Hala ABD ve NATO bağımlı siyasetin tek yol olduğunu düşünen çok ciddi bir kesim var. Aynı muhafazakar taban gibi onlar da anti akp duruşuyla gözleri dönmüş durumda. İleride İslamda yer bulan ve milli irade içinde sağlam yeri bulunan anti-rus çu görüşlerde körüklenecektir.
Aynen, NATO'dan (ve NATO'nun temsil ettiği güçlerden) kopma konusunda ciddi çekinceleri olanlar var. Tüm kesimlerde. Bu çekinceyi duyanların hepsi aynı gerekçeye dayanmıyor olabilir tabi ki ama çoğunluğu ya bilgi ve vicdan açısından yeterince gelişmemiş ya da NATO düzeninde "büyük çıkarları" olduğu için çekince duyuyordur.

Bugün "İslamcı" denen kitlenin ciddi bir kısmı da Amerikancılığa gayet yatkındır aslında. "Moskof gavuru" bahane, Amerikaya Allah muamelesi yapıp kulluk-köpeklik etmek şahane... Hem de bu Amerika onyıllardır Müslüman alemine resmen düzenli olarak tecavüz ve işkence ettiği halde. Şekilsel dinciliğin militan savunucularının çoğu "ahlak düşmanı" esasen. Dinci kılığıyla dini var güçleriyle yozlaştırıyorlar.

Erdoğan'ın kendisi de şimdiye kadar gayet yoz ve yiyici bir portre çizmiş olsa da, aslında Erdoğan'ın böyle olmasının çok büyük de bir avantajı oldu, çünkü Dinci Siyaset aktivistlerinin azımsanamayacak bir kısmı da yozluk ve yiyicilik konusunda yüksek performanslı olduğundan, Erdoğan'ın militan bir şekilde desteklenmesinde büyük bir payları var. Ama işin garibi Erdoğan giderek onların çıkarlarıyla da ciddi şekilde zıtlaşıyor. İşte, Batıya rest çekmeler ve "Moskof Gavuru Rusya" ve "Şii Şeytan İran"la olan işbirliği gelişimleri, senin de işaret ettiğin gibi, Milli İrade içinde önemli bir yerleri olan azılı Rus ve/veya İran karşıtlarını ciddi şekilde huylandırıyor aslında muhtemelen.

Erdoğan sadece muhalefetin değil, kendi destek camiasının tüm bölümleriyle de farklı zamanlarda ciddi uyuşmazlıklar ve çıkar çatışmaları içine düşüyor. Erdoğan AKP'si bu ülkedeki tüm eski kırmızı çizgileri ciddi şekilde sulandırdı aslında. MHP gibi bir anaakım partisinin kabak gibi ikiye bölünüp birbirine düşmesi de aynı sürecin bir parçası. Erdoğan AKP'si tüm kesimlerde kendi içinde ciddi sorgulamalara neden oluyor. Daha doğrusu bence "hayat" Erdoğan AKP'sini bu konuda çok verimli bir şekilde kullanıyor. Ben genel durumu/sonucu ve gidişatı nispeten olumlu buluyorum. Sahteliklerin yıkılmasına yardımcı oluyor bu. En nihayetinde tüm kesimler parçalana parçalana geriye saf bir şekilde ya BH'ye, ya KH'ye meyledenler kalacak. Yani tüm sahte ayrımlar eriyip yok olacak ve işin çıplak gerçeğiyle karşı karşıya kalacağız. O zaman şucu bucu kalmayacak, temel olarak sadece BH ve KH eğilimleri. 3. yoğunluğun nihai işlevi bu. Temel eğilimin tespiti ve güçlendirilmesi fırsatları.

bigsenfoni

Bu madde/güc/para bağîmlilarinin kiclarina Mustafa Kemal'den sonra  tekme vurucak adamın piyasaya cikmasininin zamani geldi artik....

Blöfe bak, tespih salla...
DENEYİMİNE DAYALI OLMAYAN HER ŞEYİ SADECE BİR VARSAYIM OLARAK KABUL ET  OSHO


Kalbiniz temiz,gözünüz acik olsun.

bozadi

30 Kasım 2017

AB'den açıklama: Gülen hareketini terör örgütü olarak görmüyoruz


Avrupa Birliği (AB) Terörle Mücadele Koordinatörü Gilles de Kerchove, AB'nin, Türkiye'nin Gülen hareketinin terör örgütü olduğu görüşünü paylaşmadığını söyledi.




Avrupa Birliği (AB) Terörle Mücadele Koordinatörü Gilles de Kerchove, Gülen Cemaati'ne ilişkin ilginç bir açıklama yaptı.

Reuters'in haberine göre, Cemaati terör örgütü olarak görmediklerini belirten Kerchove, AB'nin bu duruşunu değiştirmesi için somut kanıtlar sunulması gerektiğini belirtti ve "FETÖ konusunda... biz bunu bir terör örgütü olarak görmüyoruz ve AB'nin yakın zamanda bu görüşünü değiştireceğini de düşünmüyorum" dedi.

Kerchove "Bir telefon uygulaması indirmek gibi dolaylı kanıtlara değil, darbe girişimiyle bağlantılı olduklarını gösteren somut, maddi kanıtlara ihtiyacımız var" diye konuştu.

Kaynak: soL

bozadi

Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen bigsenfoni

Bu madde/güc/para bağîmlilarinin kiclarina Mustafa Kemal'den sonra  tekme vurucak adamın piyasaya cikmasininin zamani geldi artik....
Erdoğan'ın o doğrultuda ilerlemekte olduğunu ümit ediyorum.

bozadi

01 Aralık 2017

Kim "NATO'suz yapamayız" diyorsa bizi pirelendiriyor


Mustafa Önsel yazdı...




Pire haşaratını özellikle gençler görmemiştir. Aslında benim emsallerimin de çoğu için de geçerlidir bu durum. Ancak sanırım herkes bu küçük ama bir o kadar da haşarı yaratığın ismini duymuştur. Ben bu küçük yaratığın birkaç özelliğinden bahsedeceğim.

Pire, büyüklüğü en fazla 10 mm olan bir haşarattır. Bu küçücük bedene rağmen insan ya da hayvan ne olursa olsun çok rahatsız edici bir ısırma yeteneğine sahiptir. Pirenin ısırdığı canlılar devamlı kaşınmak durumunda kalırlar...

BU İŞTEN PİRELENİYORUM

Pire ile ilgili çeşitli sözler, benzetmeler, deyimler mevcuttur. Sanırım ısırığından dolayı kaşındırmasına farklı bir anlam yüklenerek huylanmak anlamında "pirelenmek" sözü de bunlardan biridir.

Bir işten huylanıyor, kötü bir şeyden şüpheleniyorsanız, "Bu işten pireleniyorum" arkadaş dersiniz.

Pirenin bir başka özelliği de büyüklüğünün yaklaşık 300 katı sıçrayan bir rekortmen oluşudur. Yani sevgili pire hayvanı 30 cm kadar sıçrayabiliyor. Ne yetenek değil mi?

Pire üzerine, bizim olmasa da yabancıların çeşitli çalışmaları, araştırmaları, deneyleri söz konusudur.

Bu deneylerden birin anlatayım.

ÖĞRENİLMİŞ ÇARESİZLİK

Bir pireyi alıp 20 cm.lik boyundaki bir şişeye koyup ağzını kapatıyorlar. 30 cm zıplayabilen pirecik, her zıpladığında 20 cm.lik şişenin kapağına vurup iniyor aşağıya. Belirli bir zaman süresinde devam ediyor bu deney.

Sonrasında pireyi şişeden çıkartıyorlar. Pire için engel yoktur. Artık eskisi gibi 30 cm.ye kadar sıçramasına bir mani durum kalmamıştır. Ancak o 20 cm'ye şartlanmıştır. O günden sonra 21 cm bile sıçrayamaz. Buna kısaca "öğrenilmiş çaresizlik" diyoruz.

Konuyla ilgili maymunlar üzerinde de bir deney yapılmıştır.

***

"MANDA VE HİMAYE KABUL EDİLEMEZ"

19 Mayıs 1919 Mustafa Kemal Samsun'a çıkar. Sonrası herkesin malumu bir seri toplantılar yapar. Hepsi birbirinin tamamlayıcısı toplantılardır. Ben birini yazıma konu edeceğim. Bu, Erzurum Kongresidir. O toplantıda alınan kararlardan da bir tanesinden bahsedeceğim. O madde, "Manda ve himaye kabul edilemez"dir.

Bu kararın alındığı zaman ülkede, komutanlığını Kazım Karabekir'in yaptığı kolordudan başka hemen hemen düzenli bir birlik yoktur. Ülkenin başkenti olan İstanbul işgal altındadır. Yunanlar İzmir'i işgal etmiş, Ege bölgesinde yakıp yıkarak, sivil halkı katlederek ilerlemektedir. Ülkenin diğer bölgeleri de büyük bölümüyle işgal altındadır. Halk açlık ve sefaletle boğuşmakta, savaştan bıkmış vaziyettedir.

Yani bakıldığında oldukça olumsuz ve umutsuz bir durum söz konusudur. İşte bu şartlarda alınır yukarıda belirttiğim, "Manda ve himaye kabul edilemez" kararı.

O zamanlar Amerikan veya İngiliz mandası isteyenler de vardır. Hatta bir kısmı Mustafa Kemal'in arkadaşlarıdır.

Tarih öğrenirken bize ne kadar kötü tanıttılar onları. Mandayı, himayeyi savunmak vatan hainliği gibiydi. Halide Edip Adıvar'ın yani meşhur Süleymaniye nutkunu okuyan o asil kadının Amerikan mandasını savunduğunu ilk öğrendiğimde ne kadar üzülmüştüm.

Hâlbuki onlar ülkeyi bir bütün halinde kurtarmanın derdindeydiler. Herkes kurtuluş için çare arıyordu. Önlerinde hiçbir örnek yoktu. O zamanki mandacılar da hain olduklarından değil -en azından bir kısmı- geçici bir kurtuluş olarak görüyorlardı bunu.

Ama bu kadar olumsuz, ölüm kalım mücadelesi içerisinde bile Mustafa Kemal, arkadaşlarıyla Erzurum'da bu kararı alıyor. Allah'tan böylesi bir lidere sahip olmuşuz da o cendereden çıkabilmişiz...

***

KENDİNE GÜVEN SIFIR

Şimdi öyle mi? En azından önümüzde Mustafa Kemal ve arkadaşlarının bıraktığı böylesi bir örnek var...

Birileri bu şartlarda manda ve himaye isteyen olursa, onlara dünkü manda isteyenler kadar masum bakılabilir mi?

Hele bazıları var ki, hem Atatürk'ü, hem Atatürkçülüğü kimseye bırakmaz hem de mandacılar gibi düşünür. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu?

Sosyal medyada görmüştüm, NATO'nun tutumunu eleştiren birine bir başkası şöyle diyor; "Hadi NATO'dan çıkalım ama nereye gireceğiz?" Kendine güven sıfır.

Bir öğrenilmiş çaresizlik hastalığına tutulmuş herkes. Tıpkı 30 cm zıplayabilen pirenin 20 cm'lik şişeye konulup bir süre orada tutulduktan sonra artık 20 cm'yi geçememesi gibi.

***

PKK'YA AÇIK DESTEK DE DEĞİL MİDİR?

NATO'dan ABD'yi çıkartsak, NATO kalır mı? Kalmaz! O zaman NATO yerine rahatlıkla ABD diyebiliriz değil mi?

Peki, yetkililerinin ifadelerine göre, ABD'nin Suriye'deki kara gücünü kim oluşturuyor? PKK'nın Suriye kolu PYD. Bu kapsamda ona binlerce TIR silah gönderdi. Siyaseten söylenenleri bir tarafa bırakın bu aynı zamanda PKK'ya açık destek de değil midir?

PKK yıllardır ne yaptı ülkemizde? On binlerce insanın can kaybına, ülkemizin hesaplanabilir 150 milyar dolardan fazla ekonomik kaybına sebep oldu.

Ya FETÖ?

FETÖ'nün lideri nerede? ABD'de.

FETÖ'yü kim besliyor, destekliyor? Çok açık ki ABD... Zaten tersini söylemek aptallara has olur.

FETÖ'nün ülkeye verdiği zarar nedir? Sayılamayacak kadar çok. Ayrı bir yazı konusu, hatta kitap yazılır üzerine. Ama tarih boyunca hiçbir örgütün veremediği, veremeyeceği kadar maddi ve manevi kaybı söz konusudur ülkenin.

FETÖ'nün sadece 15 Temmuz'da ülkeye verdiği zarar yeter. Sadece bunu ABD hanesine yazmamız bile yeterlidir.

KOCAMAN BİR ÖRNEK: ATATÜRK

Her şeye rağmen, o gece yaşananlar çok açık biçimde FETÖ'nün işi olmasına rağmen bu melanet örgütün liderini vermemek nasıl bir şeydir?

Hangi onuruna düşkün millet bunu kabul edebilir?

Tüm olan bitene rağmen hala NATO'yu eleştirmeyen, -dolayısıyla ABD'yi- dahası bağlılık beyan edenlerin tutumlarını nasıl açıklayabiliriz?

Bu durumda bazılarının "Ne yapalım zorunluluktan. Başka türlü bizimle kedinin fareyle oynadığı gibi oynarlar" dediğini duyar gibiyim. Sonra başta askeri sahada ciddi sorunlar yaşayacağımızı ifade edeceklerdir.

Bunun tedbirini almak yönetmeye talip olanın görevidir. Bir başka ülkeye teslim olacaksanız neden siz yönetiyorsunuz ki?

Bakın kocaman bir örnek var önünüzde: Atatürk...

Yukarıda temas ettim, o günler bugünlerden çok daha zordu, zorluydu...

Mustafa Kemal'in, arkadaşlarıyla o zor şartlarda gerçekleştirdiği Erzurum Kongresinde aldığı, "Manda ve himaye kabul edilemezdir" kararını, şapkanızı önünüze koyun ve o zamanın şartlarıyla birlikte bir daha değerlendirin!

Önderlik budur! Duruş, kararlılık uluslararası ilişkilerde olmazsa olmazdır. Diğer türlü sadece günü kurtarır her geçen gün geleceğinizi kaybedersiniz.

Nitekim NATO'ya bağlandıktan, daha doğru ifadeyle ABD ile daha yakın ilişkiye girdiğimiz andan sonrasının bizi getirdiği yerden kocaman bir dram çıkar. Bu dramda tarihin en eski milletlerinden olan Türklerin güneşe bırakılmış tereyağı gibi eridiğini, kimliksizleştiğini görebilirsiniz...

***

AĞLAMANIN ANLAMI NE?

Peki, bütün bunlar ortadayken nedir bu "NATO'suz yapamayız, ABD olmazsa yaşayamayız" diye ağlamanın, zırlamanın, feryat figan etmenin anlamı? Zaten bu çaresizliği, omurgasızlığı gören NATO, daha doğrusu ABD, yüklendikçe yükleniyor, abandıkça abanıyor.

Adeta şamar oğlanına döndük! Onurumuz ayaklar altına alındı.

ABD, yaklaşık 100 yıldır bölgemizde, 65 yıldır da NATO üyesiyiz. Şimdi en kestirmeden soruyorum, NATO'ya girdik gireli burnumuz b.ktan çıktı mı? Huzurlu bir dönemimiz oldu mu hiç? Kaotik ortamın olmadığı bir zaman dilimi gördünüz mü?

Bir önceki yazımda ABD/NATO'nun Türkiye ile tarihsel süreçte yaşadıklarını yazdım...

Getirdikleri ile götürdüklerini bir terazinin iki ayrı kefesine koysak; götürdükleri, getirdiklerinin kaç mislidir ortada... Kıyasa bile gerek yok. Kimliğimizi kaybediyoruz kimliğimizi. Kişiliğimizi çalıyorlar kişiliğimizi. Omurgamızı yok ediyorlar omurgamızı...

Bunlardan pek anlamadıysanız daha anlaşılabilir bir örnek vereyim. NATO'ya girmeden, "ABD'siz ölürüz biteriz" demezden önce bu ülke uçak üretiyordu uçak. Masal gibi geldi değil mi? Sonra onu üretmekten vazgeçtik, bugün saman ithal etmeye başladık saman.

Gördünüz mü ekonomik kalkınmayı? Hadi oradan, palavra anlatmayın sömürge kafalı aydın müsveddeleri... Şu son örneğe verecek cevabınız varsa alalım. Bazılarınız için kimliğin, kişiliğin, omurganın önemli olmadığını biliyorum...

***

HEP BERABER GÖRECEĞİZ

Uzatmadan...

Sahi bunca olan bitene, tarihi yaşanmışlıklara rağmen müstemleke kafalı yarı aydınlar bir tarafa da, "NATO'suz yapamayız" diyen siyasiler, hiç mi görmezsiniz bunca şeyi. Ama bilin ki artık Türkiye'de yabancılara yaslanarak, ona buna el açarak çıkış olmadığı, siyaseten başarılı olunamayacağı açıktır.

Artık bu tür bağımsızlık karşıtı yaklaşımların tutmayacağı, eski klasik politik yaklaşımlarla bir yere varılamayacağı ortadır.

Sonuç olarak kim ne kadar güzel şeyler söylerse söylesin, iyi şeyler, hayırlı şeyler yapacağını ifade ederse etsin, eğer NATO, ABD, AB veya bir başka oluşuma kesin bağlılık ifadesinde bulunuyorsa artık bizi "pirelendirecektir!"

Bundan sonra bağımsız politikalar uygulayacağına inanılanların, politik arenada öne çıkacağı bir döneme giriyoruz...

Kim bizi "pirelendiriyorsa", kim "öğrenilmiş çaresizlik" girdabına kapılmışsa millet olarak onunla işimiz olmayacaktır. Eski yaklaşımlarla olumlu sonuç alacaklarını zannedenler kısa bir süre sonra yanıldıklarını anlayacaklardır...

Hep beraber göreceğiz...

Anlatabildim mi bilmiyorum...

Kaynak: OdaTV


fidelista

Küresel konsorsiyumun dümeninden çıkacağız ve bu durum bir nevi örnek teşkil edecek kopuşların devamı gelir  diye bayağı tedirginler .Konsorsiyumun getirdiği adamlar sonra yoldan çıkarsa genelde yok ediyorlar ama Türkiye biraz farklı olabilir büyük ülke ve tecrübeleri var bu adamların yapmayacağı yada yapmadığı şey yok maalesef.Dünyayı bunların elinden ancak küresel bir doğal felaket kurtabilir gibi geliyor.