Hüseyin Vodinalı'dan etkileyici bir gündem değerlendirmesi (30 Kasım)

Başlatan bozadi, 01 Aralık 2016, 18:18:27

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

30 Kasım 2016

Erdoğan'ın o çıkışına "Bir çuval inciri berbat etmek" deyimi hafif kalır


Yarın (1 Aralık'ta) Rusya Dışişleri Bakanı SergeyLavrov gelirken Erdoğan'ın sözlerine bakın: "Fırat Kalkanı harekatının amacı 'Devlet terörü estiren zalim Esed'in hükümdarlığına son vermektir"




Yarın (1 Aralık'ta) Rusya Dışişleri Bakanı SergeyLavrov gelirken Erdoğan'ın sözlerine bakın: 

"Fırat Kalkanı harekatının amacı 'Devlet terörü estiren zalim Esed'in hükümdarlığına son vermektir"

'Bir çuval inciri berbat etmek' deyimi hafif kalır. Daha çok 'iki cami arasında binamaz kalmak' deyimi bu duruma oturuyor.

FETÖ, IŞİD, PKK tripodu ile Türkiye'nin başına türlü türlü belalar saran ABD, AB ve İsrail'e karşı Rusya ve Çin ile yakınlaşma, ŞİÖ'ye girme hazırlığındaki bir ülke, nasıl yalnız kalırım, nasıl acze düşerim, nasıl Osmanlı'nın sonuna benzerim diye bir çare arasa ancak bunu bulabilirdi.

Türkiye, bugün eğer Suriye'de bir operasyon yapabiliyorsa bu tamamen Rusya ile düzelen (Suriye ile de düzelme sinyalleri veren) yeni durumun sonucudur.

Ve bunun mütemmim cüzü de, Suriye yönetimi ile yani Esad ile ilişki kurmak ve ortak strateji geliştirmektir. Ki bildiğimiz kadarıyla Şam ile bu tür diyaloglar da başlamıştı.

El Bab ve Mümbiç'e başka türlü giremezsin.

Rusya ve Suriye, Halep'i 20 Ocak'tan önce kurtaracak, bu belirlenmiş bir tarih.

Trump'ın görevi devralmasından önce yani.

Bu, şu demek; Suriye artık, en başta ABD olmak üzere düşmanlarını yeniyor.

Esad, gelecekteki Suriye tablosunu Türkiye'nin tutumuna göre belirleyecek.

Eğer Türkiye, Suriye'ye düşmanlığı sürdürürse, Esad Türkiye sınırlarında bir PKK/PYD oluşumuna göz yumabilir.

Eğer Ankara ile Şam anlaşırsa böyle bir şey olmaz.

Esed'i devireceğim deyip, terörist ÖSO'cularla hareket edip bunlara şehit filan derseniz bu iş yatar.

Erdoğan'a yanıt,Rusya parlamentosu üst kanadı Federasyon Konseyi Enformasyon Politikası Komisyonu Başkanı Aleksey Puşkov'dan geldi.

Puşkov, Türk ordusunun Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad'ı devirmesinin 'imkansız' olduğunu söyledi.

Rus siyasetçi Erdoğan'ın bu sözleri iç politikaya yönelik sarf etmiş olabileceği manasına gelen ifadeler kullandı.

Ancak söz ağızdan bir kez çıkar, çıktı mı da geri girmez.

Cumhurbaşkanı'nın bu sözleri Moskova'da akılları bulandırmış olmalı.

Hele de Türk askerlerine Suriye'deki hava saldırısı sonrası Putin ile iki kez görüşmüş ve bu saldırının Suriye veya Rusya'dan gelmediğine ikna olmuş iken.

Şimdi Lavrov yarın geldiğinde, asıl gündeme geçilmeden bu sözlerin yarattığı sisin dağılması beklenecek.

Suriye'de iki askerimiz IŞİD tarafından kaçırılmış durumda.

El Bab'da 3 askerimizin şehit olduğu saldırının PKK/YPG'yi destekleyen ve de İncirlik'tek kalkan İHA'lar tarafından yapıldığı iddiaları da aydınlatılmayı bekliyor.

Peki böyle bir noktada neden yeniden Esed söylemi sandıktan çıktı?

Benim bu konuda birkaç fikrim var aslında.

TEHDİTLER Mİ DAYATTI?

1-Ekonomik kriz mi geri adım attırdı? Doların bir anda füze gibi 3 buçuk liraya dayanması Türkiye'yi allak bullak etti. Bunu daha büyük bir krizin kapısını açacak bir kriz uyarısı olarak algılayan Erdoğan, başkanlık planlarının da tehlikeye gireceğini anladı. O yüzden yine (ABD'nin 2011'de suflesini verdiği) Esad'ı devirme söylemine geri döndü. Bir bakıma, Atlantik sistemine "benden o kadar da korkmanıza gerek yok" mesajı verdi.

2-Barzani faktörü. AKP kuruluşundan bu yana Kuzey Irak'taki Barzanistan'ın hamiliğini yaptı. Bu klasik bir ABD politikasıydı. Hatta bu sayede, Oslo'yla başlayan süreçte PKK'ya olmadık tavizler verildi, terörün başımıza pislemesinin yolu açıldı.

Bölgede 2. İsrail konumundaki Barzanistan'ın Irak'a karşı savunulması ve himayesi, ardından da başkanlık anayasa değişikliğindeki federalizme açılan pencereyle birlikte Türkiye ile birleşmesi. Yani Lozan'da "kaybedilen" ecdat toprakları (Kerkük ve Musul gibi) bu yöntemle geri alınmış olacak. Yani hem başkan olacaksın, hem de vatanın toprağını büyüten lider olarak anılacaksın. Tabii bu olmayacak bir hayal sadece. Bu tuzak bizi ancak toprak kaybına götürür, Barzani'nin içinden bir anda PKK çıkar. Amed, Dersim filan diye Güneydoğu'yu da alır götürür. Ama hala devam eden Lozan'ı kötüleme, Esad'ı devirme ve Musul'u alma söylemleri bu kandırmacanın sürdüğünü gösteriyor. Aslında bu tuzak, ABD'nin Türkiye ile Irak ve İran'ı kapıştırma tuzağı. Tuzağa gelindiğini de görüyoruz.

3-FETÖ ile mücadelede acziyet ve referandum için 330 korkusuyla, FETÖ'nün AKP'deki asıl ayağını görmezden gelmek. Partinin yanı sıra, Askere ve MİT'e güvensizlik var. Türkiye'nin NATO'dan çıkıp ŞİÖ'ye girmesi öyle kolay değil ama elzem. İşte bunun için Yalçın Küçük "NATO'dan çıkılırsa darbe olur" ifadesini kullanıyor. AKP, Erbakan'ı bitirmek için ABD – İsrail tarafından oluşturulmuş bir projeydi. Kökeni de zaten Sovyet etkisine karşı dincileri kullanmayı hedefleyen Süper NATO'cu "Yeşil Kuşak" politikasına dayalı. İsmail Kahraman mesela bunun en somut bir temsilcisi. Bu kesimler, tarikat ve cemaatler tarafından oluşturulan tabanlarıyla, şeyhleri ve hocaefendileriyle hep Atlantik sistemine bağımlıdır. Devlet Bahçeli de öyledir. Bakın ne diyor "ne AB, ne ŞİÖ, aslolan Türkçülük Turancılık". Ama "kahrolsun FETÖ'cü, PKK destekçisi, IŞİD'çi ABD ve NATO" demiyor asla, diyemez çünkü o da NATO tipi bir siyasetçidir. Yani Türkiye'deki NATO'cu, Amerikancı sistem sadece FETÖ'den ibaret değil, çok daha geniş kesimleri kapsıyor. AKP'nin ilk dönemindeki üçlü koalisyona bakın, orada Atlantik sistemini göreceksiniz. Dolayısıyla ŞİÖ'ye girme olayı, öyle basit ve hemen uygulanabilir bir iş değil. Sadece Rusya ile uçak krizi sonrası barışma sürecinde bir darbe girişimi yaşandı bu ülkede. Bakın, ABD'ye posta koyan ve Çin-Rusya'ya yanaşan Filipinler Devlet Başkanı Duterte'ye kim saldırdı? Evet bildiniz ABD'nin maşası IŞİD.

Bu sebeplerin bir tanesi veya iki tanesi olduğu gibi, üçü birden de etkili olmuş da olabilir.

Dikkat ederseniz, 3 olasılıkta da başkanlık planları asıl faktör. Başkanlık, Türkiye'nin beka riskine kadar varan yakıcı sorunlarıyla mücadeleyi engelleyen, ABD'nin ekmeğine yağ sürecek bir gündem. Ve işte bunun sonuçlarını görüyoruz. Esad Halep'te ilerlerken, siz onu devirmek için mi harekete geçeceksiniz? Musul'u (Barzani ile birlikte) almaya kalkışıp İran ile mi savaşacaksınız? Rusya cepte keklik filan değil ha, bak Ermenistan ile ortak kuvvet kuruyor dibimizde.

Başkanlık işinden çok daha önce, darbenin asıl aktörleri ortaya çıkarılmalı, gerekli tedbirler alınmalı ve bölgesel ittifak ve güvenlik için gerekli adımlar atılmalıdır. AB'ye haddi bildirilip, bir an önce NATO'dan çıkılıp, ŞİÖ'ye girilmelidir.

Aksi takdirde çok geç olacak.


Hüseyin Vodinalı
Odatv.com

Kaynak: odatv


bozadi

1 Aralık 2016

Erdoğan, 'Esad çıkışı'nı geri aldı:
 Hedef, herhangi bir ülke veya kişi değil


Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, ağustos ayında başlatılan 'Fırat Kalkanı' operasyonunun hedefinin bir kişi ya da ülke olmadığını söyleyerek, konuyla ilgili daha önceki sözlerini düzeltti.





'Suriye'de zalim Esed'in hükümranlığına son vermek için oraya girdik' demişti

Erdoğan daha önce Suriye konusunda BM Güvenlik Konseyi'nin bir adım atamadığını kaydederek, "Bizim Suriye'nin topraklarında gözümüz yok. Mesele toprağın gerçek sahipleri topraklarına sahip olsunlar, bunu sağlamak için. Yani orada bir adaletin tesisi için varız. Devlet terörü estiren zalim Esed'in hükümranlığına son vermek için biz oraya girdik, başka bir şey için değil" demişti.

Rusya izahat istemişti

Konuyla ilgili açıklama yapan Kremlin Sözcüsü Dimitri Peskov ise Erdoğan'ın açıklamalarının kendileri için 'sürpriz' diye niteleyerek, izahat istemişti: "Bu çok ciddi bir açıklama ve hem önceki açıklamalardan hem de bizim mevcut duruma yönelik anlayışımızdan farklılık gösteriyor. Türk ortaklarımızın bununla ilgili bize bir açıklama sunacağını ümit ediyoruz."

'Sözlerimi kimse başka yere çekmesin'

Bugün 'Ak Saray' olarak da bilinen Cumhurbaşkanlığı sarayında konuya değinen Erdoğan, Türkiye'nin Suriye ve Irak politikalarının Batı'yı rahatsız ettiğini savunarak, "Suriye'nin Irak'ın geleceği bunların umurunda değil. Petrol var mı, var, onun için oradalar. Hemen yanı başımızda DEAŞ, PYD/YPG gibi terör örgütlerinin cirit attığı yerler oluşmasına izin veremeyiz" diye konuştu.

Batı'nın Türkiye'nin terörle mücadelesini engellemeye çalıştığını öne süren Erdoğan, "Fırat Kalkanı'nın hedefi de herhangi bir ülke veya kişi değil sadece terör örgütleridir. Kimsenin şüphesi olmasın, kimse de başka yere çekmesin" dedi.
 
Kaynak: Diken


gerçek tosun paşa

hani bir tabir  vardır halk içinde "geri fites" diye. :) başka bir ülkede böyle örneği görülemez zaten. ya insan ne garip bir canlı herşeye rıza oluşturabiliyor herşeyi meşru kılabiliyor.

Scyth

Diplomaside dikkatli bir dil kullanılmalı yoksa fırsatlar kaçar yalnız kalır insan.
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

bozadi

4 Aralık 2016

Kılıçdaroğlu ile Bahçeli nerede buluşuyor


İki adet muhalefet partisinin lideri, farklı açılardan da olsa Şanghay İşbirliği Örgütü karşıtlığında birleşiyor.




MHP Lideri Devlet Bahçeli: "Biz AB'ye muhtaç olmadığımız gibi Şanghay meraklısı da değiliz. Türk'üz, Türkçüyüz, Turan'ın sevda ve hedefindeyiz. Ne Avrupa Birliği ne Şanghay İşbirliği; biz diyoruz ki sonuna kadar Türk birliği" (29 Kasım 2016)

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu: "Avrupa Türkiye'den vazgeçemez, ama Türkiye de Avrupa'dan vazgeçemez. Osmanlı aslında bir Avrupa devletidir. Batı uygarlığının bir parçasıdır. O açıdan biz batı uygarlığının bir parçasıyız. Yüzümüz hep Batı'ya dönüktü. Şangay Beşlisi... Dikta yönetimlerinin olduğu bir sürece Türkiye'yi mi sürükleyecekler? Bir kişi bile kalsak buna izin vermeyiz. Türkiye'yi, yönünü çevirdiği uygar dünyadan kimse alıkoyamaz". (25 Kasım 2016)

İki adet muhalefet partisinin lideri, farklı açılardan da olsa Şanghay İşbirliği Örgütü karşıtlığında birleşiyor.

Hatta bunlardan Bahçeli, artık resmen AKP/Saray destekçisi olmasına rağmen, ŞİÖ'ye karşı çıkma cüretini de gösterebiliyor. E ne de olsa SüperNATO destekli özel harp dairesi komando geleneğinden geliyor.

TESEV kurucularından Kılıçdaroğlu da, ŞİÖ'ye ilk "kurşunu" atan Kemal Derviş'in asistanı Selin Sayek Böke'nin söylemini daha güçlü ifadelerle sürdürüyor.

HDP/PKK zaten Sam Amca'nın askerleri. Kürdistan kuracak amcası onlara.

Demek ki Atlantik bağları çok güçlü bizim muhalefette.

2. Dünya savaşından sonra Hitler'in çizmelerini giyen ABD, NATO ve Aralık 1980'de imzalanan Savunma ve Ekonomik İşbirliği anlaşmalarıyla (Kısa adı SEİA) Türkiye'yi kukla gibi oynattı.

İsmet Paşa'nın komprador tüccar ve toprak ağalarına tavizleri sonucu, 1952'de NATO'ya girdik belimiz doğrulmadı.

Kore'de askerimizin kırdırılması, 6-7 Eylül olayları, 2 tane askeri darbe, 12 Eylül'e giden yolda onlarca terör provakasyonu, IŞİD, El Nusra, ÖSO, PKK'ya verilen destekler, Ermeni terörüne destekler, AB kapısına Türkiye'nin bağlanıp sağılması, Türkiye'ye nükleer başlıklı füze yerleştirip SSCB'ye yem etme girişimleri, Ege ve Kıbrıs'ta hep aleyhte oyunlar, çuval olayı, Muavenet'in ve Eşref Bitlis'in vurulması, BOP eşbaşkanlığı, Irak, Libya ve Suriye'nin mahvı, Türk solunun ve aydın kesimin iğfali, tarikatlara verilen destekler, Atatürk düşmanlığının kurumsallaştırılması, teknoloji, bilim ve eğitimin gerici politikacılar eliyle sakatlanması, tarım ve hayvancılığın bitirilmesi...

Say say bitmez. 

Ve fakat, Türkiye'de sözde iktidara talip olan muhalefet partileri, Batı boyunduruğuna aşıklar, cellatları ile flört ediyorlar, onlardan çare bekliyorlar.

Bakınız, bizzat AKP bir ABD projesi olarak iktidara getirildi.

Amerikancı liberal merkez sağı, solu alayı destekledi o zaman. FETÖ tam olarak arkaladı. Bir de diğer tarikatlar, Nakşibendiler ve Erbakan'ın ABD karşıtlığından sonuç alamayan tüm cemaatler.

Dış politikada, ABD ve İsrail ne derse o oluyordu. Son anda, kıl payı çıkamayan Irak tezkeresini hatırlayın, Kıbrıs'ı satacak olan Annan Planı, Ergenekon ve Balyoz tertipleri ve Atatürkçü kesimin tamamen düşman konuma sokulması.

AB ile tam uyum ve PKK ile çözüm süreci denen ihanet günleri.

Ha, ne oldu da AKP ile ABD'nin arası bozuldu?

Tayyip Erdoğan'ın iktidarı, ABD'nin istediği gibi Abdullah Gül ve ekibine bırakmaması, üzerine bir de başkanlık sevdasına düşmesi sonucu bozuldu.

Amerika'nın birebir maşası FETÖ operasyonlara başladı ve bunu bir darbe girişimine kadar götürdü.

Gül, Davutoğlu, Arınç ve diğer eski AKP'li yöneticiler, RTE ile ayrı düştü.

Batı, RTE'yi devirmek için tüm gücüyle hücuma geçti.

Bazılarının küçümseme tonuyla "Şangay Beşlisi" dediği Şanghay İşbirliği Örgütü gündeme damgasını vurdu.

Aslında 1995'ten beri Avrasya'yı savunan bendeniz, ŞİÖ'nün bir şekilde kendini dayatacağını biliyordum.

Türkiye'nin artık Batı'dan alabileceği bir şey kalmadı. Batı, Türkiye'den topraklarının önemli bir kısmını ve denizlerini, üzerine ek olarak Kıbrıs'ı istiyor. Batı, Türkiye'de sağlıklı bir demokrasi kurulmasını istemiyor, öyle bir şey isteseydi, yıllarca gerici ve bölücüleri desteklemez, Atatürk'ü düşman olarak görmezdi.

BAHÇELİ VE KILIÇDAROĞLU'NUN AÇMAZI

Batı, Türkiye'de Batılı bir demokrasi istemiyor ama gözü kara yeni bir Saddam, Kaddafi, Esad da istemiyor.

RTE'ye bunları devirtti, şimdi RTE'nin de onların ardından gittiğini görünce onu da devirtmeye çalışıyor.

Şanghay İşbirliği Örgütü'nün ne olduğunu ve ne olmadığını defalarca yazdım tekrarlamayacağım.

Sadece Bahçeli ve Kılıçdaroğlu'na yanıt babından bir şeyler söyleyeceğim.

Turancı ve Türkçüyüm diye geçinen bir adam, neden ŞİÖ'ye karşı olur?

"Esir Türkleri" kurtarma edebiyatı bitti, artık Türki Cumhuriyetler bağımsız ülkeler.

Çin'deki sözde masum "Müslüman Uygurlar" dedikleri, IŞİD'e katılan teröristler, Urumçi'ye bir gitse Bahçeli görse asıl Uygurları, Çin isteyen tüm heyetleri götürüyor oraya.

Şanghay İşbirliği Örgütü üyelerine bakıyoruz: Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan var. İran da girecek bu sene. E, Turan dediğin yer orası zaten.

Çin ve Rusya'da milyonlarca Türk kökenli var.

Türkçüyüm diye geçinen bir şahsiyet, içi Türk dolu bir örgüte düşman gibi bakıyor.

Kemal beye gelirsek, Deniz Baykal'ı yeterince "Batı dostu" bulmadığı için bir kasetle tasfiye eden ABD, İsveç İpekyolu Enstitüsü'nün 2009'daki raporundaki senaryoya uygun olarak 2010'da bu koltuğa en Batı dostu CHP lideri olarak onu oturttu.

Bana göre fazlasıyla Batı dostu olan Baykal'ı bile beğenmeyen Batı'nın Kemal beyden beklentisi büyüktü anlaşılan, ve hala koltuğunda oturduğuna göre beklentiler karşılanıyor gibi.

ŞİÖ karşıtı bu muhalefet ikilisine, Abdullah Gül, Ahmet Davutoğlu ve Bülent Arınç'ı da ekleyin.

Aslına bakarsanız, ben AKP'de ŞİÖ'ye gerçekten taraf olan Erdoğan'dan başkası olduğunu da pek sanmıyorum.

Ama taban farklı.

HALK ŞİÖ'YÜ DESTEKLİYOR

AKP'nin yaptırdığı son ankette Türkiye'nin AB sürecini tek taraflı durdurmasına destek oranı yüzde 56,6 çıktı.

Anketlere genelde güvensizim ama bu rakamın az bile olduğunu düşünüyorum.

Asıl sürpriz ŞİÖ anketinde ortaya çıktı.

Siyasi gündem araştırması yapan AREDA Araştırma Şirketi'nin Türkiye Kasım-2016 Siyasal Gündem Araştırması sonuçlarına göre, Türk halkının yüzde 76'sı ŞİÖ içinde olunmasından yana.

Katılımcıların yüzde 82'si AB'nin tavrını olumsuz bulduklarını belirtti. Türkiye'nin Avrupa Birliğine üyeliği yolundaki sürecini ve bunu devam ettirmesini gereksiz bulanların oranı ise yüzde 68 oldu.

Yine aynı anket sonuçlarına göre, katılımcıların yüzde 82'si özellikle 15 Temmuz sonrası normalleşen Türkiye-Rusya ilişkilerinin sürdürülebilir ve yeni işbirliği potansiyeline sahip olduğu düşüncesinde.

Görünen o ki, muhalefet liderleri Titanic'in güvertesinde keman çalmaya devam ediyor.

'Dolar 4 lira olursa iktidara gelir miyiz?' hesabı yapanlara Rusya'yı incelemelerini öneriyorum, bakın Putin'e karşı 2014'te uygulanan benzer bir ekonomik saldırıda ruble bir yılda yarı yarıya değer yitirdi ama Putin'e kamuoyu desteği azalmadı arttı. 

Cumhuriyet tarihinde Türkiye'de her devalüasyon hükümeti götürmüştür, bu doğru ama bu kez durum biraz farklı.

O hükümet götüren sistemin kendisi de güçsüz bir konumda ve Türkiye, başarısız darbe girişimiyle birlikte bir savaş konumu almış durumda.

İşte bu noktada Şanghay İşbirliği Örgütü'ne kamuoyunun yüzde 76'lık desteği anlaşılabilir bir şey oluyor.

İktidara gizemli şekillerde payanda olmayı başarmış cici muhalefet ise tarihsel rolünü yine iyi oynayıp, Şanghay trenini ıskalıyor.

Hüseyin Vodinalı
Odatv.com
 
Kaynak: odatv