Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

AKP'den Ortalığı Karıştıracak Çıkış: "NATO terör örgütü" (23 Ocak)

Başlatan bozadi, 23 Ocak 2017, 15:23:33

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

23 Ocak 2017

"NATO terör örgütü"


AKP'li Şamil Tayyar, "Tüm darbelerin arkasında NATO var, Tüm terör örgütleriyle bölgeyi dizayn etmeye çalışıyor, Artık DEAŞ, PKK ve FETÖ'nün yanına NATO terör örgütünü de ekleyebiliriz" dedi.




AKP'li Şamil Tayyar, "Tüm darbelerin arkasında NATO var, Tüm terör örgütleriyle bölgeyi dizayn etmeye çalışıyor, Artık DEAŞ, PKK ve FETÖ'nün yanına NATO terör örgütünü de ekleyebiliriz" dedi.

Milat gazetesinden Özlem Doğan'a konuşan AKP Gaziantep Milletvekili Şamil Tayyar, NATO'nun Erdoğanlı bir Türkiye istemediğini öne sürerek "Tüm terör örgütleriyle bölgeyi dizayn etmeye çalışan NATO. Türkiye için bir tehdittir. Çünkü bir terör örgütü haline geldi. Türkiye buna karşı bir tedbir almalı. İlk tedbir İncirlik Üssünü kapatmak olabilir" dedi.

DİŞLİ VE ÖZKÖK İTİRAFÇI OLURSA, KAHRAMAN BİLDİKLERİMİZ HAİN, HAİN BİLDİKLERİMİZ KAHRAMAN OLABİLİR

Darbeci Mehmet Dişli ve Akın Öztürk'ün o geceye dair özel bilgilere sahip olduğunu söyleyen Şamil Tayyar, "Bu iki isim itirafçı yapılırsa 15 Temmuz'un karanlık bölümleri aydınlanabilir. Bugün, kahraman bildiklerimiz vatan haini, hain bildiklerimiz kahraman olabilir" ifadelerini kullandı.


İşte o söyleşiden öne çıkanlar:

-Havacı binbaşı kahraman ilan edilmeli H.A isimli havacı binbaşının 15 Temmuz günü MİT'e baskın yapılacağını haber vermesi kalkışmanın seyrini nasıl değiştirdi?


En önemli kırılma noktası olarak görüyorum. Eğer havacı binbaşı o istihbaratı MİT'e erken bir saatte gelip haber vermeseydi ve MİT yönetimi bu istihbaratı ciddiye alıp üzerine gitmeseydi, darbe planlandığı gibi saat üç civarlarında gerçekleştirilir ve darbeciler büyük ihtimalle sonuç alırlardı. Yani Türkiye o tarihte çok ağır bir bedel ödeyebilirdi. MİT'e bu istihbaratı getiren havacı binbaşı kahraman ilan edilmeli.

DİŞLİ VE ÖZTÜRK İTİRAFÇI YAPILMALI

-Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar darbeye destek verseydi darbe kalkışmasının sonucu nasıl olurdu?


Süreç daha kanlı yaşanırdı. Planların deşifre olduğu saatlerde Hulusi Akar'ın vereceği destek güçlü olmayabilirdi ama gece yarısı deşifre olmamış bir plan başarılı olurdu. Darbeciler Akar'ı ikna edebileceklerini düşünüyorlardı. Önce Mehmet Dişli daha sonra da Akın Öztürk ikna etmeye çalıştı. Dişli ve Öztürk o geceye dair özel bilgilere sahip. Bunların cezaevinde çok iyi korunması gerekir. Özel bilgilere sahip oldukları için suikast girişimi uğrayabilir ya da tehdit ve şantaj yoluyla gerçek bilgileri saklamaları sağlanabilir. Bu iki isim itirafçı yapılarak 15 Temmuz'un bilinmeyen ve gecenin karanlık bölümlerine ilişkin çoğu noktayı aydınlatabilirler.

-Darbeci Mehmet Dişli ve Akın Öztürk'ün itirafçı yapılması halinde olası açıklamaları 15 Temmuz'a dair neleri değiştirir?

Mutlaka itirafçı yapılmalılar. Bugün doğru bildiklerimiz yanlış, yanlış bildiklerimiz doğru, kahraman bildiklerimiz vatan haini, hain bildiklerimiz kahraman olabilir. 15 Temmuza dair bütün paradigmanın yeni itiraf ve açıklamalarla alt üst olabileceğini düşünüyorum.

NATO TERÖR ÖRGÜTÜ

-Kamuoyunda 15 Temmuz'un azmettiricisinin ABD ve NATO olduğu yönünde kuvvetli bir kanaat var. Siz bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? ABD ve NATO darbe kalkışmasının neresinde?


Türkiye NATO'ya girdikten sonra darbelere maruz kaldı. Ülkenin başına gelen kirli ve kanlı işlerin içinde hep NATO oldu. 1960 darbesi İngilizler'in, 1971 muhtırası ClA'in, 1980 darbesi ise NATO'nun gerçekleştirdiği darbedir. Kendine yeni bir yol çizen NATO'nun planına göre Erdoğanlı bir Türkiye olmamalı. Tüm terör örgütleriyle bölgeyi dizayn etmeye çalışan NATO artık Türkiye için bir tehdit haline geldi. DEAŞ, PKK ve FETÖ'nün yanına NATO'yu da ekleyebilirsiniz. Çünkü bir terör örgütü haline geldi. Türkiye buna karşı bir tedbir almalı. Bu tedbir de İncirlik Hava Üssü'nü kapatmak olabilir.

Kaynak: Odatv


bozadi

Şamil Tayyar'ın hiç hazzetmediğim yönleri, söylemleri oluyor ama bu konuda ona sonuna kadar katılıyorum ve AKP'nin devletimizi ABD çizgisinden uzaklaştırmaya yönelik çabalarının bir devamı olarak çok takdir ediyorum. Fethullah'ın başarısız askeri darbe girişimi sonrası İncirlik üssünün bu darbe girişiminin adeta planlama ve komuta merkezi olarak kullanıldığı ortaya çıkmış, bir süre üssün elektriği kesilmiş, giriş çıkışlar yasaklanmış, sorgulamalar yapılmıştı. Ayrıca kalabalık bir halk kitlesinin gösteri yaparak İncirlik üssüne yürüyüp Amerika karşıtı pankartlar eşliğinde sloganlar atmasına dair bir haber alıntılamıştık. Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu da halkın İncirlik üssünün kapatılması yönündeki talebini özellikle dillendirmişti.

AKP'nin geçmişteki ve hala çeşitli şekillerde devam eden pek çok yanlış ve kötü politikasına rağmen, ve üstelik kendilerinin de yıllardır ABD/NATO'ya karşı gayet itaatkar davranış olmalarına rağmen, Suriye yenilgisi, Rusya'nın gücü ve özellikle de ABD oyuncağı Fethullah'ın darbe girişimi sonrası ABD boyunduruğuna karşı yükselen bu karşı çıkış, bu ülkenin, bu devletin, bu milletin yaşayabileceği en onurlu, en kutsal, en değerli fırsatlardan, deneyimlerden biridir.

"ABD" derken, tabi sürpriz denebilecek şekilde ABD Başkanlığına gelen Trump'ın, Faşist ABD Derin Devletine önceki başkanlar gibi itaatkar davranmak istemediğini, esas niyetinin ABD'yi kendi içinde ekonomik ve sosyal olarak tekrar güçlendirmek olduğunu biliyoruz veya tahmin ediyoruz. Ama Trump'ın ABD başkanı olması, onun tüm ABD devletini tamamen yönettiği anlamına gelmiyor. Devlet ile Hükümet arasındaki farkı hatırlamak gerek. ABD derin devleti dünyanın en güçlü, en karanlık, en faşist derin devleti ve İsrail'in Ortadoğu'daki faşist politikalarını da destekliyor. O yüzden, Trump'ın ABD başkanlığına seçilmiş olması, ABD derin devletinin ardındaki faşist güçlerin faaliyetlerini durdurmayacağı gibi bazı bakımlardan onları daha da şiddetli bazı kontrol ve yıkım çabalarına sevk edebilir. Nitekim Türkiye'de son zamanlarda kesintisiz bir şekilde devam eden, hatta artan terör saldırıları, Türkiye'nin ABD ekseninden uzaklaşma, Rusya eksenine yaklaşma niyetiyle çok yakından bağlantılı.

Hatırlayın, Fethullah'ın uzantıları Rus jetini düşürünce olayı bir "prestij" fırsatı olarak değerlendirmek isteyen Erdoğan ve Davutoğlu bu olayla ilgili caka satmaya yeltendiler, "biz adama işte böyle yaparız" gisinden. Hatta Davutoğlu denen kripto-Fethullahçı, "emri ben verdim" diye havalara girdi. Ondan sonra durumun vehametine uyananan Erdoğan'ın etekleri tutuşunca soluğu NATO'nun kucağında alıverdi, "kurtarın, kollayın bizi" gibisinden. Ama çoğu ABD köpeği devletlerin ordularının bir kesişimi olan NATO Rusya'ya sürekli havlayıp durmasına rağmen doğrudan saldırmaya cesaret edemiyor. Edebilseydi Rusya göstere göstere Kırım'ı ilhak ederken ederdi.

Rus uçağının düşürülmesi sonrası özür talebi yerine getirilmeyen Rusya'nın yaptığı ekonomik, askeri, siyasi baskılar karşısında ne NATO ne de başka bir güç Türkiye'ye yardım edemedi ve iyice bunalan Erdoğan Rusya'dan paşa paşa özrünü diledi. Üstelik o Rusya AKP'yi daha da ezmeye çalışmak yerine "kazanmaya" çalıştı. Darbe girişiminin başarısız olmasında Rusya'nın istihbarat yardımının büyük bir rolü olduğu çok iyi biliniyor.

Erdoğan'ın ABD'ye isyan etmesinin en büyük nedenlerinden biri de Suriye yenilgisiydi tabi. Çok ağrına gitti. "Arap Baharında" saldırı sırası Erdoğan'ın kısa bir süre öncesine kadar canım-cicimli olduğu Esad'a geldiğinde, Erdoğan bir anda Esad'ın can düşmanı oluverdi. ABD ve müttefiklerinin gücüne Allah'a inanır gibi inandıklarından "Birkaç haftaya kadar Esad indirilir, biz de gidip Emevi Camisinde Cuma namazımızı kılarız" diye havalara girdiler. O savaş birkaç hafta değil tam 5 yıl sürdü ve Allah'a şükürler olsun ki İran'ın, Hizbullah'ın ve son dönemde özellikle de Rusya'nın sürece müdahil olmasıyla ABD ve köpekleri büyük bir yenilgiye uğradılar. İşte bu durum Erdoğan'ı iyice çileden çıkardı ve ABD'ye Allah muamelesi yapmış olmaktan büyük bir pişmanlık duydu. Türkiye'de milyonlarca insanın "kendisine" Allah muamelesi yapıyor olmasının da verdiği cesaretle Erdoğan artık ABD'ye resti çekme vaktinin geldiğine karar verdi. Ve bu son derece beklenmedik, devrimsel karar verilmiş, süreç başlamış görünüyor. Binlerce, milyonlarca kere şükürler olsun.

Sebebi, gerekçesi ne olursa olsun, bu ülkenin başına gelip gelebilecek en güzel, en onurlu şeydir ABD/NATO karşıtlığı. Bu ülkenin geçmişindeki en büyük nifakların kaynağıdır bu global faşist güçler. Askeri darbelerin, halk kesimlerini birbirine düşürmeye yönelik provokasyonların, işkencelerin, katliamların arkasındaki esas aktörler bunlardır. Bugün bildiğimiz şekliyle PKK'yı, Fethullah'ı, IŞİD'i ve benzerlerini yaratan, besleyen, büyüten güçler bunlardır. İlüminati denen global sermaye sahipleridir. ABD ve İsrail devletleri İlüminati'nin birinci dereceden hizmetli devletleri. NATO, IMF, Bankalar ağı gibi kurumlar İlüminati'nin araçlarıdır.

Türkiye'nin bugün Rusya'yla ilişkilerini var gücüyle geliştirip ABD derin devletine meydan okumaya yönelmesi, devletimizin/ülkemizin aslında Global Şeytanlar Ağı olan İlüminati'ye karşı çıkması demektir. Elbette bu şu anda tam olarak gerçekleşmiş, netleşmiş değil ama o yöndeki işaretler gerçekten tırmanıyor. Ailece CHP'li olmamıza rağmen, CHP'ye eleştirinin en büyüğünü yapmaktan da geri durmam. Bu ülkede "NATO terör örgütüdür" deme yürekliliğini gösteren AKP değil CHP olmalıydı. Atatürk anti-emperyalist zaferi nedeniyle tanınıyor ve biliniyor dünya çapında. Onun kurduğu CHP ise onun ardından (kimse kusura bakmasın) EMPERYALİZMİN KÖPEKLİĞİNİ yapma seviyesine düşürmüştür kendini. Global Şeytanlar Atatürk'ün partisini bir şekilde ele geçirmişlerdir. Bu ülkenin geçmişinde mantar gibi çoğalan NATO üslerine, CIA faaliyetlerine, PKK'nın ardındaki, kanlı Alevi-Sünni çatışmalarının ardındaki, Türk-Kürt çatışmalarının ardındaki, bu amaçla yapılan provokasyonların, işkencelerin, katliamların ardındaki, askeri darbelerin ardındaki ABD-İsrail varlığına en çok itiraz etmesi gereken parti anti-emperyalist Atatürk'ün partisi olması gerektiği halde, CHP ve TSK dediğimiz oluşumlar "birileri tarafından" ABD'nin, İsrail'in, NATO'nun köpeği haline getirilmişler ve bu birileri ülkemizin, devletimizin bu global şeytanlarla "müttefikliğini/köpekliğini" sanki onur duyulması gereken birşeymiş gibi savunmuşlardır.

Tabi ki bu süreci Atatürkçü "taban" yürütmemiştir, CHP'nin ve TSK'nın "elit tabakası" arasında bu global şeytani anlaşmalar yapılmış ve hem halk geneline hem de CHP'nin bizzat tabanına baskı yapılarak, sanki Atatürkçülük bunu gerektiriyormuş gibi bir hipnoz, nefret ve korku propagandası yapılmıştır. Atatürkçü tabanın kendisi de aslında bu sürecin büyük ölçüde kurbanı durumdadır. Onlar da kendi partileri ve orduları tarafından feci şekilde aldatılmış, baskı görmüşlerdir ve önemli bir kısmı "Stockholm Sendromuna" tutulmuştur. Korku nedeniyle veya ideolojik beyin yıkama ve baskılar nedeniyle, kendi ülkemizde, Atatürk'ün ülkesinde CHP'nin ve TSK'nın global şeytanların bürosu gibi çalışmasına kör kalmış, itiraz edememiş, sorunu ve suçu hep hedef gösterilen karşı toplum kesimlerinde aramışlardır. Aynı baskı ve hipnoz süreci tabi ki o karşı toplum kesimlerinde de uygulanmaya çalışılmıştır. Şeytanın nasıl çalıştığını görebiliyor musunuz? Dincilerin ABD destekçisi olmak veya en azından ABD'nin şeytani faaliyetlerine itiraz etmemek için her zaman kendi nedenleri olmuştur, tıpkı Atatürkçülerin de ABD'ye gerçek manada asla itiraz etmemek, boyun eğmek için kendi nedenleri olduğu gibi. Şeytan herkese kendisini bir şekilde kabul ettirmiş ve kendine boyun eğen o kitleleri var gücüle birbirine düşürmüş ve onların kanlarını içmiş, canlarını yemiştir sürekli olarak.

Ben ne dincinin düşmanı olabilirim, ne Atatürkçünün, ne sağcının, ne solcunun, ne şucunun, ne bucunun. Tüm halk kesimlerinin içinde her türlü insan vardır. Hiçbir ideolojiyi benimsemiyorum. Benimseyenlere hiçbir önyargılı itirazım olmaz, ideolojilerin de köklü bir geçmişi, doğallığı ve gerekliliği vardır. Ama ben yine de hiçbirini yolum olarak kabul etmiyorum. Adaletin, doğruluğun, güzelliğin, iyiliğin yolunda olabiliriz ancak. İdeolojiler bunlara ne kadar hizmet edebiliyorlarsa o kadar değerlidirler, o kadar desteklenmeyi hak ederler benim açımdan. Tüm ideolojileri göklere de çıkarabilirim, yerin dibine de sokabilirim. Çünkü ideoloji kendi başına bir hiçtir. Onu yükseltip alçaltan insanlardır. Yükseltici birşey gördüğümde desteklerim, kim yaparsa yapsın, alçaltıcı birşey gördüğümde eleştiririm, kim yaparsa yapsın. Mükemmel değilim, benim de egom var, ama netice itibariyle benim yolum adaletin, doğruluğun, güzelliğin, iyiliğin yoludur, tüm ideolojiler geçici, bu değerler kalıcıdır.

Gündemdeki sıcak tartışmayla ilgili olarak, anayasa değişikliğiyle ilgili referandumun sonucu beni çok fazla ilgilendirmiyor. Tartışmaların yapılması güzel, sorgulamaların olması güzel. Halkın büyük bir bölümünün bu konuya ilgi duyup doğru bulduğunu savunması, eleştiri ve protesto yapması güzel. Hatta referandumun kendisinden daha değerli, daha güzel muhtemelen. Bu ülke, bu devlet, bu millet referandumla kurulmadı, referandumla da batmaz. Eğer yasalaştırılmaya çalışılan şey "gerçekten kabul edilemez" birşeyse, o zaman o şey yasalaşsa bile halk onu kabul etmez ve o yasayı geçirenleri bunu yaptıklarına pişman ederler, edebilmeliler, etmeliler. Ben de bunu desteklerim o zaman. Devlet dediğimiz, ordu dediğimiz, polis dediğimiz şey halktan daha güçlü veya daha değerli değildir. Anlıyor musunuz? Referandumun tartışması, dikkatleri toplaması, halkın sürece ilgisi ve sorgulaması, aslında referandumun kendisinden daha önemli. Ama yine de referandumun sonucuna dair "holiganlık" yapmaya gerek yok bence. Geçerse geçsin, geçmezse geçmesin. Şimdiye kadar kaç tane referandum yapıldı, ne yasalar geçti, kaldırıldı. Ne oldu? Hayatımızı yaşama biçimimizi kökünden değiştiren birşey oldu mu? Asla tamamen "önemsizleştirmek" amacıyla söylemiyorum bunu, herşeyin bir değeri, önemi vardır sonuçta ve dediğim gibi tartışılması, zihinsel egzersizler yapılması, katılım olması, mücadeleler gösterilmesi güzel bence.

Bütün toplum kesimlerini karalama, "tekfir" etme ("kafir" ilan etme) eğilimine karşı dikkatli olunması gerekiyor. Bu şiddetli bir ego semptomudur. Örneğin "tüm AKP'lileri" kötü, cezalandırılması, yok edilmesi gereken bir kitle olarak görme eğiliminin kendisi son derece egotiktir. Aynı şey diğer partiler için de geçerlidir. AKP'liler gerici, aptal, kötü, CHP'liler çok aydın, akıllı, sevgi dolu insanlar mı?! "Yobazlığın" sözlük tanımını örnekleyen CHP'li aileler veya aile mensupları tanıyorum! Bu bir genelleme değil kesinlikle. Tüm partiler içinde, tüm toplum kesimleri içinde her türlü insan vardır. İnsan olan insan particilik adına, ideoloji adına, karşı partinin ve ideolojinin tamamını tekfir etme seviyesine düşmez, eğer o yöne doğru savruluyorsa, bunun adı tekfirciliktir. Hani IŞİD gibi terör örgütlerinin tanımlayıcı sıfatı olan "tekfircilik" bu. CHP dahil tüm partilerin, tüm ideolojilerin, tüm toplum kesimlerinin içinde tekfircilik egosu vardır, düzeyi durumdan duruma, zamandan zamana değişir, alçalır, yükselir ama vardır. Bazen kısavadeli olarak doğal veya kaçınılmaz bir tepki olabilir bu ama uzunvadede kesinlikle övülebilecek, savunulabilecek birşey değildir.

Tüm halk kesimleri içinde gerçek iyiye, doğruya, güzelliğe, adalete inanan insanlar var, şu veya bu derecede. Önemli olan tüm ülke halkının bu doğrultuda işbirliğine yanaşmasıdır, ideolojiyi bir nefret kısırdöngüsü haline getirmemektir. Türkiye'nin ABD boyunduruğunu sorgulama konusunda önemli adımlar atıyor olmasından dolayı son derece şaşkın ve mutluyum. Erdoğan'ın veya AKP'nin veya herhangi başka bir lider veya partinin çok ideal, çok harika olduğunu düşünmüyorum ama bu politika konusunda onları Allah'ına kadar desteklerim.