Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

Doğu Perinçek: ABD ve İsrail’e fırsat vermeyelim (03.02.2020)

Başlatan bozadi, 03 Şubat 2020, 23:28:51

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

Rusya ve İran'ın desteğiyle 2 yıl önce Suriye Savaşının gidişatı Esad Suriyesi lehine bir rotaya iyice oturunca, Sabah Gazetesi başyazarı Mehmet Barlas'ın yaptığı cesur ve kıymetli "kıssadan hisse"yi hatırlayalım:

bozadi

3 Mart 2018

Barlas: "Suriye'de terör örgütlerine destek verdik"


Barlas, İran'daki olayları değerlendirdiği yazısında Suriye'de terör örgütlerine destek verdiklerini söyledi.




Hükümete yakın Sabah gazetesinin başyazarı Mehmet Barlas, köşesinde çarpıcı bir itirafta bulundu.

Barlas, İran'daki olayları değerlendirdiği dünkü yazısında; hükümetin Suriye'de terör örgütlerine destek verdiğini söyledi. Barlas yazısında şunları kaydetti:

"İran halkının mutsuzluğunu yine bu halk değerlendirecektir. Eğer rejim sağlam değilse, halka rağmen ayakta kalamaz. Ancak buna asla ABD karar veremez. Bu vesileyle bizim aynı hatayı Suriye'de 'Muhalif gruplar' diye terör örgütlerine verdiğimiz destekle ve Esad rejimini bizim bir iç sorunumuz gibi görerek yaptığımızı unutmayalım. ABD hem BM ilkelerini ayaklar altına alırken, hem de bu kurumun faaliyetlerini boykot ederek iyice etkisiz hale getirirken, biz bu çizgiye asla girmeyelim."

"TÜRKİYE'DE TERÖRİSTLERİ DESTEKLİYOR DEMİŞ"

Sabah yazarı Barlas'ın bu satırlarına tepki İnsani Yardım Vakfı'ndan (İHH) geldi. İHH Genel Başkan Yardımcısı Serdar Nergis, Twitter hesabından yaptığı açıklamada "Can Dündar'ın yazdıkları ile Mehmet Barlas'ın bu yazısını kıyas etmek bence de doğru değil. Can Dündar IŞİD demişti Barlas bir adım ileri gitmiş tüm muhaliflere terörist demiş Türkiye'de teröristleri destekliyor demiş" ifadelerini kullandı.

Can Dündar ise Twitter hesabından "Biz bunu dedik diye 2 kez müebbet istediler" dedi.

AKP'LİLER TEPKİ GÖSTERMİŞTİ

Türkiye'deki AKP muhalifleri, hükümetin Suriye'deki terör gruplarına destek olduğunu sık sık belirtiyor. Bu teze başta Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere AKP'liler çok sert tepki gösteriyor.







Kaynak: OdaTV


bozadi

Bana göre Erdoğan'ın şu anda İdlib'de zorlamakta olduğu şeyi zorlamasının başlıca nedenlerinden biri, daha önce de ifade etmeye çalıştığım gibi, AKP tabanının azımsanamaycak bir kısmını oluşturan ve diğer bazı partilerin tabanında da çeşitli ölçülerde mevcut olan ve Erdoğan'ın tam da bunu yapmasını isteyen ve hatta bunu "şart koşan" yobaz denebilecek bir kesimin siyasi desteğini kaybetme korkusu. Yobaz, gerici bir Siyasi İslam versiyonunu benimseyen bu kesim, FETÖ'yle doğrudan veya dolaylı destek ilişkisi içinde.

Son zamanlarda ekonomik krizin de etkisiyle AKP'ye yönelik tepkiler arttı ve verilen destek azalmaya başladı (İBB'nin kaybedilmesi örneğinde olduğu gibi). Kılıçdaroğlu AKP'nin en korkutuğu şeyi yaparak klasik CHP anlayışını aşıp Atatürkçülükle uyumlu olsun veya olmasın AKP'ye şu veya bu düzeyde muhalefeti olan tüm çevrelerle işbirliğini güçlendirmek için var gücüyle çalışıyor ve bu da Erdoğan AKP'sini giderek köşeye sıkıştırıcı bir etki yapıyor.

Yetmezmiş gibi Fethullah uzantısı Davutoğlu ve Babacan gibi AKP tabanından oy çalabilecek kişiler parti kurmaya başladı ve böylece Erdoğan'ın geleceği ciddi bir riske girmiş oluyor. Erdoğan AKP'de devrim yaparak Rusya ve müttefikleriyle iyi ilişkiler geliştirmeye başlayınca, AKP tabanının azımsanamayacak bir kısmını oluşturan ve yobazlık düzeyindeki mezhepçiliklerinin de etkisiyle (veya "bahanesiyle") ABD'den ve hatta İsrail'den nefret etmediği kadar Rusya ve müttefiklerinden nefret eden ve dolayısıyla FETÖ'yle ve FETÖ'nün uzantısı olduğu ABD-İsrail şeytanlığıyla doğrudan veya dolaylı olarak destek ilişkisi olan kesim Erdoğan'a vermekte oldukları desteği geri çekme işaretleri gösterdiler. Bunlar, Rusya'yla olan ve giderek gelişen iyi ilişkileri sabote etmeye ve AKP'yi tekrar ABD/NATO (dolaylı olarak İsrail!) çizgisine çekmeye çalışanlar. Suriye meselesi, ABD-İsrail şeytanlığıyla çok uyumlu bir İslamcı yobazlık eğilimine sahip kesimin en büyük "silahlarından" biri. Çünkü Esad Şiilikle bağlantılı Nusayri/Alevi kökene ve üstelik sosyalist/solcu bir siyasi anlayışa mensup. Sünniliğin uç bir versiyonu sayılan Suud patentli Vahabiliğin düşmanı denebilir. Bugün bizim cihatçı/şeriatçı dediğimiz ve kendilerini açık bir şekilde İslamın (Sünniliğin) temsilcisi ve Alevi-Şiiliğin düşmanı olarak konumlandıran ve Ortadoğuda Esad'a, İran'a, Hizbullah'a, Haşdi Şabi'ye (ve bunlarla ittifak ilişkisi kuran Rusya'ya) karşı aktif silahlı mücadele yürüten grupların tamamına yakını zihniyet olarak Sünni'den ziyade Vahabi'dir ve Suudi Arabistan'dan, İsrail'den, ABD'den destek görürler. Ama kalabalık Sünni toplumların siyasi, askeri, ekonomik desteğini çekebilmek için söylemleri Vahabilik üzerine değil, Şeriatçı Sünnilik (İdeal Müslümanlık!) üzerinedir. Vahabiler ise kimi araştırmalarda işaretleri ortaya döküldüğü gibi Yahudi kökenlidir (Yahudilerin marjinal bir kesiminin uzantıları); tıpkı Suud hanedanı gibi. İslamın doğum yeri ve bir anlamda İslamın Başkenti olarak kabul edilen Suudi Arabistan'ın, Ortadoğuyu işkencehaneye ve kan gölüne çeviren ABD-İsrail ittifakının bir müttefiki olduğu apaçık ortadadır ve Ortadoğu'daki tüm "sözde Sünni özde Vahabi" cihatçı/şeriatçı terör örgütlerinin himaye ve güdümünü ABD ve İsrail'le birlikte yürütmektedir. Bunda benim görebildiğim tek istisna Erdoğan'ın ve onunla birlikte Katar'ın Suudi Arabistan yörüngesinden uzaklaşarak bağımsızlaşma eğilimi göstermesi ve Suudların destekledikleri örgütlerden bağımsız ve hatta onlara muhalif kendi cihatçı/şeriatçı silahlı güçlerini geliştirmeye çalışmalarıdır.

Sünnilik ve Vahabilik arasındaki ilişki bu bağlamda çok ilginç ve açıklayıcı olabilecek bir niteliğe sahip gibi geliyor bana.

"Vahabilik" İslam ile Yahudiliğin doğal kesişim alanı gibi birşey görebildiğim kadarıyla. İslamın kökeninde güçlü bir Yahudi etkisi olduğuna dair bazı iddiaları bir ölçüde el almıştık. Bazı yabancı araştırmacı yazarların iddiasına göre İslamın kuruluşu aslında marjinal bazı Yahudi grupların Kudüs'ü (kutsal topraklarını) Roma'nın (Bizans'ın) elinden kendi güçleriyle geri alamamaları sonucu bu amacı gerçekleştirmede Araplardan yararlanma istekleriyle yakından bağlantılı; en azından bağlangıçta. Bu iddiaların ayrıntılarına vakıf değilim, net bir resim oluşturamıyorum zihnimde henüz ama bu tür iddiaları araştırdıkça, en azından İslamın kuruluşunun, klasik tarih bilgilerinde anlatılanlardan gerçekten çok farklı olduğuna ikna oluyorum.

Yalnız, İslamın doğum yeri ve başkenti olarak kabul edilen Suudi Arabistan'ın resmi dini inancı olan "Vahabi İslam"a ve Vahabilik adına yapılanlara, dayatılanlara bakıldığında, gerçekten de hastalıklı, psikopat, şeytani bir gücün farkına varılması hiç de zor değil.

Mevcut sınırlı bilgilerime ve gündemde olan bitenlerle ilgili takip edip gözlemleyebildiklerime dayalı sezgime göre İslamın kökeninde gerçekten de bazı Yahudi marjinal gruplarıyla bağlantılı oldukça karanlık/negatif faktörler var ama kalabalık insan gruplarına açıkça kötücül eğilimleri paket halinde benimsetmek mümkün olmadığından, "uydurulmuş" sayısız açıklama da var insanları ikna etmek, en azından kafalarını karıştırıp pasifleştirmek için. Ve tabi kalabalık kitleler İslamı benimsedikten sonra, Kuran başta olmak üzere eldeki malzemedeki çok sayıdaki negatif veya zihin bulandırıcı faktöre nispeten iyi niyetli bir şekilde "anlamlar/yorumlar" vermeye dönük büyük bir çorba kazanı da var.

İslam tam bir tartışma ve sorgulama malzemesi teşkil ediyor bana göre. Ve Bizans'a kızan marjinal Yahudi grupların psikopatlıkları ve bununla yakından bağlantılı olarak "Vahabilik" denen şey, İslamın kökenleriyle ilgili karanlık dehlizlerin en önemli açıklayıcıları arasında muhtemelen.

Benim bu tartışmaları yapma, bu iddiaları ele alma amacım, genel itibariyle anladığımız şekliyle "pozitif eğilimli" olan ve "İslam" dinine inanan, kendini Müslüman olarak gören, pozitif eğilimlerini beslemede bu inançtan şu veya bu şekilde destek alan kişilerin pozitif inancını, moralini, ümitlerini kırmak, incitmek değildir. Ama İslam dünyasında neden bu kadar çok ve derin negatiflik olduğunu anlamak amacıyla, İslamın kökenlerini, İslam adına hareket eden başlıca bazı güçlerin (Suudi hanedanının, Vahabiliğin, Vahabi terör örgütlerinin) şiddetli negatifliklerinin İslamın kökenleriyle, dayanaklarıyla, iddialarıyla nasıl bir bağlantısı olduğunu sorgulamaya ihtiyaç olduğunu gözlemliyorum.

Ben kendini Müslüman olarak tanımlayan, İslam dinine inanan ve basit ve doğal/evrensel bir açıdan "pozitif eğilimli" olduğu söylenebilecek (kendisi ve çevresi için iyiliği, adaleti, sevgiyi amaçlayan) kişilerle "aynı inancı" bir yönüyle paylaşıyorum, bir diğer yönüyle ise paylaşmıyorum. Ben doğal/evrensel iyiliği, adaleti, sevgiyi, dayanışmayı hiçbir özel dinsel ideoloji kapsamı dahilinde olmadan, kendi başına amaçlanıp güdülebilecek birşey olarak görüyorum ve bu amacı, bu yolu "inancım", "dinim" olarak kabul ediyorum. Hangi dinsel ve/veya siyasi ideoloji veya öğreti kapsamında olursa olsun, basit ve evrensel iyiliği, sevgiyi, dayanışmayı, bu yolla şifalanmayı amaçlayan herkesle bir şekilde "aynı inancı" paylaştığıma inanıyorum; tam olarak "aynı dini ideolojiyi/öğretiyi" olmasa da. Bana göre sevgi, iyilik, adalet, sevgi, saygı esas olandır, geri kalan herşey yalnızca ayrıntılar, şekilsel yorumlardır.

Ben İslam diniyle, İslam dininin geçmişiyle, kökenleriyle veya İslamın geçmişinde ve bugününde İslam adına hareket ettiklerini söyleyenlerin faaliyetleriyle ilgili görüş, yorum ve eleştirilerimi yaparken, ister Müslüman ister başka herhangi bir dinden olsun, hiç kimsenin pozitifliğe, sevgiye, iyiliğe, kardeşliğe, dayanışmaya, şifaya, kurtuluşa olan inancına saldırmak gibi bir amaç gütmüyorum, aksine Müslüman olan ve olmayan tüm kardeşlerimle bu pozitif değerler yönünde dayanışma amacı güdüyorum. İslam diniyle ilgili yorumlarım aslında diğer tüm dinler için de geçerlidir. Ben adı konmuş hiçbir dinin mensubu değilim, hiçbirini, hiçbir peygamberi, hiçbir kitabı benimsemiyorum şekilsel olarak ama herhangi bir dinin mensuplarıyla evrensel/insani/vicdani değerler bağlamında örtüşebileceğimden, aynı noktada, aynı insani ve vicdani çıkarlar, hak-hukuk meseleleri bağlamında buluşabileceğimden, iş ve kader birliği yapabileceğimden ve yapmakta olduğumdan şüphe duymuyorum.

Müsait vaktimde bu ve ilgili diğer başlıklar altında bu konudaki görüşlerimi, sorgulamalarımı paylaşmaya devam edeceğim.