Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

3 Ocak 2009

Başlatan 4BH, 30 Mart 2010, 00:57:26

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

#15
herhangi bir insan, herhangi bir bilgiyle, bilinçle veya inançla herhangi samimi, gerçek bir iyimserlik/pozitiflik duyumsayabildiğinde, kimse bunun değerini sorgulayamaz elbette. yani o huzuru, o güveni duyan hiçbir sorgulamayı umursamaz haklı olarak. ben de saygı duyarım, kim hangi yolla varırsa aynı güvene, huzura, sadeliğe. her ne kadar mevcut koşullarımızda bunun kalıcı olarak meydana gelebileceğini düşünmesem de, derecesi giderek arttırılmaya çalışılabilir ve giderek pekişebilir. benim tanımladığım iyimserlik en doğru iyimserliktir ve benim o iyimserliğe ulaşma reçetem en doğrusudur, en idealidir dersem, bu pek doğru olmaz elbette. kastettiğim bu değil. sadece kendi düşüncemi net bir şekilde ifade etmeye çalışıyorum. bunu her zaman çok ideal bir şekilde yapamıyorum ne yazık ki.

bozadi

#16
mesajlarda bazı yazım düzeltmeleri ve eklemeler yapmaya çalışırken, aynı mesajı peşpeşe kopyalamışım. özür dilerim. onları sildim.

bozadi

#17
bu arada, asosyallikle ilişkili problemlerim nedeniyle bir "foruma hoşgeldiniz" deme nezaketini göstermekte (ve bu tür çeşitli görgü kurallarına dikkat etmekte) sorun yaşıyorum ne yazık ki. kabalık olsun diye değil bu. şahsımla ilgili bazı problemler. hepimizin çeşit çeşit alanlarda problemleri vardır ama, değil mi? :=)

erica arborea

#18
tüm yorumlar ve kafa yormalar zaten güzel bir hoşgeldin oldu :)

dünyada yaşayan insan sayısı kadar tanrıya giden yol varmış ve herkes kendi kitabını okurmuş. ben kendi kıyametimi yaşadıktan, ölmeden önce ölmeyi deneyimledikten sonra acı diye bir fenomenin neden varolduğunu/neden deneyimlediğimizi/ne sağladığını anladım. ve artık "nâr ile değil nûr ile" olsun diliyorum. her ikisi de tekamül için, her ikisi de kabulum ama sanırım seviye yükseldikçe, algılar açıldıkça acı çekmeden de öğrenebilme yeteneğine sahip olabiliyoruz (ve mümkünse ben 2.yi alayım :)). yüksek rakımlarda yıldırımların en küçük bir "hata"yı bile görmezden gelmeden tepemize inmesinde şüphesiz büyük bir akıl ve matematik var ama canımız acımadan öğrenmenin mümkün olduğu seviyeler, anlar, haller de var. seviye yükselmesi = daha ağır dersler olarak algılanmamalı. aksine yukarılarda her şey ders verir hale gelebiliyorken, siz de her şeyden ders alır hale geliyorsunuz (düşmek zorunda kalmadan sadece görerek). sadece bilgi sahibi olmak değil değiştirici/dönüştürücü bir öğrenim sürecinden bahsediyorum. konferanstan eve götürülen bir mesaj, forumda okunan bir cümleyi küçümsemeyiniz, eğer hazırsanız aydınlanmayı sağlayan bir kıvılcım olabilir ve kapıları/perdeleri aralayabilir.  yok hazır değilseniz bütün aynalar da tutulsa gözünüzü kapatır, kulağınızı tıkarsınız.
hamlet'ten: serçenin ölmesinde bile bir bildigi vardir kaderin. simdi olacaksa bir sey yarina kalmaz, yarina kalacaksa bugün olmaz. bütün mesele hazir olmakta... madem hiçbir insan birakip gidecegi seyin gerçekten sahibi olmamis, erken birakmis ne çikar, ne olacaksa olsun."
"if it be not now, yet it will come- the readiness is all."

iyimserliğe gelince "secret"vari bir iyimserlik yeterli değil ama herşeyin büyük planın/büyük resmin bir parçası olması ve yaşarken her an bir'in parçası olduğunu hissetmek rahatlatıcı. o zaman dünyevi her şey, fazladan yüklenen şişirilmiş anlamlarını kaybediyor. "varlığa sevinme, yokluğa üzülme" hali ve rızada olmak dengeyi sağlarken, daha az "hata" yapılmasına neden oluyor. çünkü, öğrendik ki varlık/yokluk illüzyon ve ders araç/gereci... korku, endişe, pişmanlık, suçluluk, suçlama, stres, öfke, gerilim hepsini rıza halleder. fakat rızayı iyi anlamak gerekir. rıza, suya kendini bırakmak, teslim olmak ve kabuldur fakat bir dal varsa uzatılan, o dala tutunup kıyıya çıkmak da rızada vardır. akan su da bir gerçeklik, irade de... salt suya teslimiyet olsaydı irade olmazdı. (konu dağıldı, laf lafı açtı, neyse...)
 

bozadi

#19
Alıntı Yapben kendi kıyametimi yaşadıktan, ölmeden önce ölmeyi deneyimledikten sonra acı diye bir fenomenin neden varolduğunu/neden deneyimlediğimizi/ne sağladığını anladım.

"bir kıyamet yaşadım, ölmeden önce ölmeyi deneyimledim" diyorsun. geçmiş olsun. bilgilendirici bir deneyim olmuşsa ve bir şekilde tek parça çıkmayı başarmışsan işin içinden, güzel birşey tabi. : )

Alıntı Yapve artık "nâr ile değil nûr ile" olsun diliyorum. her ikisi de tekamül için, her ikisi de kabulum ama sanırım seviye yükseldikçe, algılar açıldıkça acı çekmeden de öğrenebilme yeteneğine sahip olabiliyoruz (ve mümkünse ben 2.yi alayım :))

evet, seviye ve denge yükseldikçe, çekilen acıların azalması gerektiği düşüncesindeyim ben de aslında. özellikle de "imanın" artmasıyla birlikte.

Alıntı Yapsadece bilgi sahibi olmak değil değiştirici/dönüştürücü bir öğrenim sürecinden bahsediyorum.
insan tüm varoluşa "çoğul ama tekil" bir şey olarak güven duyma eğilimini geliştirmeye başladığı zaman, herşey pozitif bir şekilde değiştirici dönüştürücü bir etki yapmaya başlıyor diye düşünüyorum. ve o güven, insanı tam da ihtiyaç duyduğu bilgilerle buluşturucu bir etki de yapıyor sanırım. yani giderek taşlar yerine oturuyor vs.

Alıntı Yapkonferanstan eve götürülen bir mesaj, forumda okunan bir cümleyi küçümsemeyiniz, eğer hazırsanız aydınlanmayı sağlayan bir kıvılcım olabilir ve kapıları/perdeleri aralayabilir. yok hazır değilseniz bütün aynalar da tutulsa gözünüzü kapatır, kulağınızı tıkarsınız.

hamlet'ten: serçenin ölmesinde bile bir bildigi vardir kaderin. simdi olacaksa bir sey yarina kalmaz, yarina kalacaksa bugün olmaz. bütün mesele hazir olmakta... madem hiçbir insan birakip gidecegi seyin gerçekten sahibi olmamis, erken birakmis ne çikar, ne olacaksa olsun."
"if it be not now, yet it will come- the readiness is all."

evet.

Alıntı Yapiyimserliğe gelince "secret"vari bir iyimserlik yeterli değil ama herşeyin büyük planın/büyük resmin bir parçası olması ve yaşarken her an bir'in parçası olduğunu hissetmek rahatlatıcı. o zaman dünyevi her şey, fazladan yüklenen şişirilmiş anlamlarını kaybediyor. "varlığa sevinme, yokluğa üzülme" hali ve rızada olmak dengeyi sağlarken, daha az "hata" yapılmasına neden oluyor. çünkü, öğrendik ki varlık/yokluk illüzyon ve ders araç/gereci... korku, endişe, pişmanlık, suçluluk, suçlama, stres, öfke, gerilim hepsini rıza halleder. fakat rızayı iyi anlamak gerekir. rıza, suya kendini bırakmak, teslim olmak ve kabuldur fakat bir dal varsa uzatılan, o dala tutunup kıyıya çıkmak da rızada vardır. akan su da bir gerçeklik, irade de... salt suya teslimiyet olsaydı irade olmazdı.

teslim olma evet. teslim olunmaya değer olana teslim olma. tek ve herşey olan, sonsuz olan, sınırsızca güvenilir olana. bütün korkuları giderene. bu farkındalığa/sezgiye her zaman sahip değilim ama sahip olduğumda kendimi gerçekten iyi hissediyorum. hem de dünya sahnesinde insanların yakında yaşayabileceklerine inandığım bütün travmalara rağmen.

3. yoğunluğun ikinci yarısında yay burcunun temsil ettiği bazı enerjilerde artış olduğunu düşünüyorum. bunun felsefi ve inançsal bağlarla da çok paralel bir yönü olduğunu düşünüyorum. kendi topraklarımızda bilinen örneklerle buna en yakın şey tabi mevlana, yunus gibi tasavvufçular oluyor genelde. yoksa onu bunu kafir, cehennemlik diye etiketlemeye, yargılamaya meraklı bir din anlayışının bizzat kendisi cehennemlik gibi görünüyor bana.

teslimiyet önemli bir faktör. teslim olunmaya değer olan şey sezildiği zaman. yüksek benlik denen şeyle olan bağlantının artmasıyla da ilgili olabilir bu gibime geliyor. bir de ruhsal ailelerle bağlantıların kurulması gibi kavramlar var. inceliyorum.

ben yine de, halihazırda hepimizin azımsanamayacak oranda negatiflikleri, bilgisizlikleri, cehaletleri, kendiyle çelişkileri olduğunun kabul edilmesi gerektiğini düşünüyorum. negatif varlıklar insanların negatif açıklarından yararlanarak morallerini bozma, güvenlerini sarsma ve bu yollarla insanları birbirine düşürme konusunda özel bir ilgi ve yeteneğe sahipler. böyle yönlerimizin mevcut olduğu bilgisinin inkarı/duyarsızlık, insanı saldırıların etkilerine daha da açık hale getiriyor bence. ama bunu karamsarlık olarak algılamamak gerek. ra ve kasyopya materyallerini incelediğinde, "psişik saldırı" denen kavramın aslında hayatımızda ne kadar yaygın bir gerçeklik olduğu görülebilir. böyle birşey yokmuş gibi davranamayız. kendimize ve birbirimize karşı göstereceğimiz hoşgörüyü arttıracak ve dolayısıyla saldırıların etkisini azaltacak bir farkındalık bu. ama elbette karamsarlık yaratacak derecede aşırı bir şekilde hemen uzmanlaşılması gereken bir alan olduğunu iddia etmem. hafif ve dikkatli bir şekilde.

herhangi bir anda, herhangi bir insanla, aile bireylerinle, arkadaşlarınla, herhangi biriyle yaşadığın çok basit bir problem bir anda çok kontrol dışı negatif duygular uyandıracak hale gelebiliyor. bunu hepimizin yaşadığını düşünüyorum. bu tür durumlarda saldırı faktörünün akla getirilmesi durumunda, egosal tepkiler azımsanamayacak bir oranda kontrol altına alınarak olayın etkileri daha çabuk atlatılabiliyor ve sonraki seferlerde daha dikkatli olmak mümkün olabiliyor diye düşünüyorum. tabi sanki sadece negatif enerjilerle muhattapmışız gibi düşünmemek lazım. pozitif enerjiler de her an her yerde. bir denge mevcut sonuçta ve iş sonuçta herkesin kendini geliştirmesi gereken alanlara, özgür iradesine  ve özgür iradelerin etkileşimine kalıyor. kimsenin şimdi durup dururken bu psişik saldırılar konusuna birden çok önem vermeye başlamasını tavsiye etmem. ama bir şekilde sürekli mevcut olan birşey olduğunu düşünüyorum bunun. yani zaten hemen herkesin o veya bu derecede, bilinçli veya yarıbilinçli olarak farkında olduğu birşey olduğunu düşünüyorum.

hangi alanlarda psikolojik açığımız en fazlaysa, o konularda daha fazla psişik saldırı etkilerine maruz kalma ihtimali artıyor gibi görünüyor. ama pozitif/imanlı/güvenli eğilim arttıkça, tüm bunlar ancak ve ancak insanların açıklarının farkına varmasına ve geliştirilmesi gereken yönlerin geliştirilmesine hizmet etmiş oluyor. bu da hayran olunacak birşey tabi.

birbirimizin gelişimine katkıda bulunabilmemiz dileğimle herkese iyi geceler diliyorum.

Alemtac

#20
İnsan yapısı gereği negatif düşünen bir varlıktır. Bu demek değildir ki, her zaman başkaları için negatif düşüncelere sahibiz. Bir yakınımız için veya kendimiz için duyduğumuz endişe bile negatif düşüncedir. Ör: "kazasız belasız gel" demek bile o an, o kişi için duyduğumuz endişeden kaynaklanan negatif düşünmedir. Ancak böyle düşünmememiz bizi gelecek olan tehlikelerden korumaz veya düşündüğümüz için olacak anlamına da gelmez. Yapmamız gerken dengede kalabilmek ve olası zaraları hissedebilmek. Biz ve tüm evren enerjiden ibaret olduğumuza göre, enerjimizi doğru anda ve doğru yerde kullanmalıyız diye düşünüyorum. Endişe duygusuna hiç sahip olmasaydık ne kendimizi, ne yakınlarımızı nede dünyayı enerjimizle koruyabilir miydik? Herbirimiz farkında veya farkında olmayarak evrene enerji gönderiyoruz ve ne-kadar endişelerimizi içmizde yaşatmazsak o kadar faydalı oluyoruz. Çevremizdeki insanların bize ters gelen düşüncelerine ve bize yapılan olarak algıladığımız davranışlarına her zaman tepkisiz kalmamız mümkün olmasada, o an kendi kurduğumuz senaryoyu oynuyor olduğumuzu düşünmek ve senaryoyu yöneten olmak mümkündür diye düşünüyorum. Aslında karşımızdaki kişide kendi senaryosunu oynuyor ve iç içe geçmiş olan bu alanda ders veriyor ve ders alıyoruz. Tamamiyle öğretmenliğe soyunmamız büyük hata, sadece öğrenen olmak da başka bir hata. Özgür irade alanına girmeden ve bizim özgür irade alanımıza girilmesine izin vermeden, egomuzu yenerek mesela; beni ezmeye çalışıyor, üstünlük taslıyor gibi düşünmek yerine karşımızdaki kişiyi dinleyerek, süzgecimizden geçirerek ve açık olarak, o anki düşüncelerimizi paylaşarak negatif bir durum yaratmamak, karşımızdakini saldıran durumuna düşürmemek bizim elimizde. Daha önce aldığımız bir yara varsa, çevremizdeki insanlar gelip hep o yarayı deşeler ve karşımıza kabuk bağlamış yaramızı kanatacak olaylar çıkar. Derin bir tedavi yöntemi gereklidir, yani kendimiz yarayı açıp bakacak, unutmak istediklerimizle yüzleşecek, affedeceğiz ve yapamıyorsak olaya, kişiye sevgi enerjimizi göndermeye çalışacağız. Yaşadığımız olaydaki kişinin bizi affetmesini beklemek zaman kaybıdır, biz kendimizi affetmeliyiz ve herşeyden önce kendimize inanmalıyız ve güvenmeliyiz. Yaptığımız ne olursa olsun hata değildir, olması gereken ne ise olur, seçimlerimizle yolu değiştiririz ancak varacağımız nokta aynıdır. Bunlar benim, bu güne kadar aldığım dersler ve okuyarak öğrendiklerim dir. Yanlış öğrenmişte olabilirim, o zaman tekrar tekrar, doğruyu öğreninceye kadar karşıma çıkacak demektir. Öğrendiklerimi bazen uygulama da başarılı oluyorum, çoğunlukla kendimi senaryoya kaptırıp yönetemiyorum ama biliyorum ki öyle olmasını, senaryoya takılmayı da ben istedim.
 

erica arborea

#21
acının, öfkenin, kızgınlığın, korkunun sinyal, alarm, uyarı, işaret olduğunu düşünüyorum. bu hisler varsa (ister dünya dışı varlıkların, ister şeytanın, ister nazarın, ister genlerin, ister 3. şahısların neden olduğu düşünülsün...)kesinlikle bir ihtiyaç, tekamül edilecek, iyileştirilecek, güçlendirilecek bir alan, alınacak bir ders vardır. ne kadar kısa sürede dersimizi alır, ezberimizi tutarız o kadar iyi... dünyada bulunma nedenimiz bu, dünya bunun için var... 3. seviyede sürekli mutluluk, sürekli denge hali mümkün değil, arada pause'lar var sadece ve bu eşyanın tabiatından dolayı, akış böyle...

"dersini almış da, ediyor ezber"
 

erica arborea

#22
kötümser olduğum düşünülmesin sadece "yalan dünya" nın yalanlığını, herkesin aynalığını kabul ediyorum. bende korku-endişe yaratan bir şey yoktur, zaten bende onlar vardır ve bana bu farkettirilir, aynalarla gözüme yansıtılır ki ben farkedip, gereğini yapayım, iyileşmeye niyet edeyim ve yüksek zekadan, özden bana bilgiler akıversin. "gönlünü değiştir, dünyan değişir" der mevlana. deli gönül mutluyken değişmez, tembel olur, ne zaman ki aman derdime bir çare der yollara düşersin, bakmışsın her yerde bilgi var.

niyazi mısri'den:

Dermân arardım derdime

Derdim bana dermân imiş.

Burhân arardım kendime

Aslım bana burhân imiş.
 

Alemtac

#23
Hoş geldiniz Sevgili erica arborea, bilgilerizi paylaştığınız için teşekkür ederim. Evet düşüncelerinize katılıyorum. Ve bir ilave yapmak istiyorum; Öğrendikçe ve bilgilendikçe, bir anlamda enerjimiz değiştikçe yani yükselmekte diyebiliriz; çektiğimiz acılar değişmiyor ancak hissettiğimiz acılar, eskisi kadar etkili olmuyor. Bu acıya alışmak değil, olgunlaşmaktır bana göre. İnsanlık tarihine bakarsak, en büyük düşünürler, şairler, kaşiflerin hayatlarının acı dolu olduğunu görebiliriz. Hiç acı çekmedim, rahat yaşıyorum/ yaşadım diyen insan hiçbirşey bilmiyor demektir. Bazen üst üste gelen acılar tahammül sınırlarımızı zorlar ama kendi hayatımda dikkat ettiğim kadarıyla ne kadar dayanmayı başarırsak ardından üst üste gelen güzellikler de olabiliyor. Olaylara bakış açımızı değiştirmemiz lazım. Yaşadıklarımızdaki acılara odaklanmak yerine, ne yaptım ve ne yapmalıyım diye düşünmeliyiz. Kryon'dan hatırladığım kadarıyla; cevabı olmayan soru olmaz, çözüm altın tepside önümüzde durmaktadır. Bana göre çözüm biziz, cevap herzaman bizde.
 

erica arborea

#24
hoşbuldum ve hoşgeldim sevgili alemtac, acının varoluş nedenini anlamış olmak acının etki alanını daraltıyor sanki ama bu hedefi 12'den vurmasına engel olmuyor. yani neden acıdığınızı biliyor ve araştırmaya başlıyorsunuz, çok kısa sürüyor iyileşmek ve müthiş bir salah hissi ile yükseldiğinizi farkediyor ve acıya teşekkür ediyorsunuz, ölmeden önce bir ölüm daha yaşadınız, bir şeytanı daha öldürdünüz, e daha ne olsun :) oysa eskiden öyle miydi? kendi adıma konuşayım: suçlardım, kendimi de, ilgilileri de... eleştirirdim kendimi de, ilgilileri de... acırdım kendime de, başkalarına da... kızardım kendime de, başkalarına da vs vs ve bunlar günler, yıllar sürerdi. fiziksel hastalıklar başlardı. bu günümüze şükür :)
 

bozadi

#25
iyimser eğilimleriniz takdire değer. istikrarlı bir şekilde muhafaza edebilmenizi dilerim. bana biraz problemli gelen bazı yanları da var, ama yine de çok endişe verici görmüyorum. hatta genel olarak yapıcı buluyorum. sadece, karşı karşıya olduğumuz problemlerin kapsamı, niteliği, derinliği ile ilgili çeşitli bilgilerle güncellenmesi ve sağlamlaştırılması gerekecek gibi görünüyor bana. onu da zamanla müşehade edeceğizdir herhalde. (bkz. şüpheci, soğuk adam ve tahminleri)

erica arborea

#26
endişe etmeyin sevgili bozadi :) ne anladığınızı anladım :) bir sorunla karşılaştığımda, başıma taşlar düştüğünde "acımadı ki, acımadı ki" demiyorum :) gayet canım acıyor, ağlıyorum da... ama acıyı hissederken bir yandan, diğer yanım diyor ki "dur sakin ol, bir şey var, öğreneceğin bir şey ve geçecek ve sen iyi olacaksın" ve tam da böyle oluyor... son zamanlarda inanılmaz derecede yardım görüyorum, göksel yardım mı diyeyim, melekler mi diyeyim, BH'ler mi bilmiyorum. oralarda kafam karışık, net değilim. ama ben güvendikçe, ben teslim oldukça, ben iman ettikçe bana yardım geliyor. yardım gelmediğinde ise neden gelmediğini bir süre sonra anlayabiliyorum. tabi zaman kısıtımız var, ancak öyle aşikar oluyor bize... olanı olduğu gibi kabul edip, kendini kandırmadan, kendi hakikatini olduğu gibi gördüğün an zaten sorunun üstesinden geliniyor, meğer sorun zaten tam da bunun için varmış, ve aslında sorun zaten senin içindeymiş... sufilerin "senden, sana"sı gibi... açıkcası ben burada bilgi vermiyorum, bilgi aktarmıyorum, yaşadım, yaşıyorum, öğrendiklerimi paylaşıyorum. bilgiyle, öğrenme arasındaki farkı da böyle anladım. bildiğim şeyi öğrendiğim zaman... sonsuz bir enerji, sonsuz bir iyilik kaynağı her an her yerde hazır bulunuyorken kötümser olmak  için bir neden göremiyorum. "kötü" dediğimiz şey var. bende de var ki bazen içimden yükseliyor, bazen karşıma çıkıyor, bazen dilime geliyor. ama "kötü"nün varlık nedeni iyi ve ben bu iyinin peşindeyim.
 

bozadi

#27
sevgili erica arborea, o yorumum hem senin için, hem sevgili Alemtaç, hem de bu enkarnasyonuna dişi bir beden içinde iştirak etmiş yurttaşlarımızın ekseriyeti için. : )

açıklamalar için teşekkürler. yoksa, dedim, sadece ben mi köşeye sıkışıyorum, aptalca şeyler yapıyorum, kendimin aleyhine şeyler düşünüp icra edebiliyorum falan. biraz yüreğime su serpildi.

herkes hem sürekli öğretmen, hem de sürekli öğrenci. bu gayet doğal. ve güzel.

varoluş hepimizin yardımcısı olsun.

bozadi

#28
yok, çok abarttım. temelde bu işin cinsiyetle çok doğrudan bir alakası yok belki de. çünkü bu eleştirdiğim şeyi zaman zaman kendim de yaptığımı biliyorum. üstelik sizlere bu eleştiriyi getirirken, bunu bir eleştiriden ziyade sadece bir olasılık olarak ifade ettiğimi kabul etmek durumundayım. yargılayıcı parçalarımdan biri etkinleşti sanırım.

erica arborea

#29
ilahi bozadi, rahat ol :) tam da dediğin gibi... sürekli öğrenciyim ve sadece iyi bir öğrenci olmaya çalışıyorum. dersler aldım, alıyorum ve çok ev ödevim, ezberim var. çantam da ağır... ama her şey yolunda, yolunda değil gibi göründüğünde bile yolunda...

teşekkürler.