Haberler:

Yeni celse yayınlandı! 25 Temmuz 2026🎉

Ana Menü

10 Ocak 2015

Başlatan bozadi, 12 Ocak 2015, 23:49:51

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

#30
Bu deneyimini paylaştığın için teşekkürler Ka. Anladığım kadarıyla, hipnoza sokulan kişinin bilinç düzeyi ne kadar yüksekse ve önyargı düzeyi ne kadar düşükse, hipnoz sırasında erişeceği ortamlar/durumlar da o kadar objektif olabilecektir. Hipnozu yapan, soruları soran kişinin kendi bilinç düzeyi ve olası önyargıları da hipnozun derinliğini ve objektifliğini etkileyebilir diye düşünüyorum.

Hipnoza giren arkadaşının normaldeki tutum ve davranışlarıyla ters düşecek şekilde, gördüğü güzellik karşısında gözyaşlarını tutamamış olması ilginç ve güzel bence. Ama anlattığı şeylerin önemli bir bölümü muhtemel gerçek dışsal/objektif bazı faktörler ile kendi içsel bilinçaltı materyallerinin bir karışımını yansıtıyor gibi göründü bana. Bir tür yarı-fantazi astral seyahat deneyimi gibi. Michael Parks'ın resimleri de somut gerçekliklerden ziyade kendi bilinçaltı malzemelerinin ve fantazilerinin etkisinde gibi geldi bana. Belirli bir rahatlatıcı etkisi olabilir ama objektiflikten fazla uzaklaşmanın zararları da olabilir.

Bu hipnoz deneyimiyle ilgili merak ettiğim bazı şeyler var. Yazar arkadaşının dindar arkadaşını hipnoza sokması ne kadar sürdü? "Şimdi gevşiyorsun... 5'e kadar saydığımda giderek rahatlayacaksın..." gibisinden sorular dışında kullandığı teknikler var mıydı hipnozu derinleştirirken?

Hipnozun derinliği nasıldı? Yani eğer siz bir komut vermeden, uyandığı zaman herşeyi kendiliğinden hatırlayacak durumdaysa, bunun derin hipnozdan ziyade "bilinçli hipnoz" diyebileceğim nispeten yüzeysel bir hipnoz olduğu sonucu çıkabilir. Bu yöntemin bazı hipnoterapistler tarafından özellikle kullanıldığını okumuştum. Yani hipnoza sokulacak şahısın hipnoz konusundaki korkusunu gidermek için böyle bir ara yol izlenebiliyor. Ve bu yarı hipnoz durumunda şahsın hayatında değiştirmek istediği olumsuz bazı duygu/düşünce kalıpları iyileştirilmeye çalışılıyor bilinçli programlamalar, onaylamalar yoluyla.

En çok merak ettiğim şeylerden biri de şu; dindar arkadaşını olası geçmiş yaşamlarına götürmeyi düşündünüz mü? Olası önyargıları nedeniyle belki de kendisi baştan o tür birşeye yönlendirilmek istememiş olabilir tabi ki. Michael Newton'un kitaplarından hatırladığım kadarıyla, geçmiş yaşamlara döndürmek için şahıs önce yavaş yavaş önceki yaşlarına götürülüyor. Ta ki doğuma kadar. Sonra da doğumdan öncesinin sorgulanma aşaması başlıyor. Tüm bu süreçler için de hipnozun giderek derinleştirilmesi gerekebiliyor anladığım kadarıyla.

Ve Ka, şunu da merak ediyorum. Hipnozcu yazar arkadaşının seni hipnotize etmesini ister miydin? Bunu hiç denedin mi veya denemek istiyor musun? Örneğin bir önceki yaşamın hakkında bilgi edinmek? Belki spatyomu görmek/hatırlamak? Astral bir seyahat yapmak?

Scyth

#31
Çeviri için teşekkürler.
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

Ka

#32
Cevaplar şöyle ki bozadi dostum:
-Hipnoza giriş; operatör ve konuğun uyumu ve motivasyonuna bağlı, bazı durumlarda konuk düşükse operatör kendi enerjisiyle onu destekleyebiliyor. Grup enerjisi bu süreyi dahada kısaltıyor.
Kısacası niyet yolu kısaltan en önemli etken. Bizimkisi 2-3 dk sonra bilincinin yüzde 70i diğer taraftaydı diyebilirim.
-Dediğin gibi konuğun hayata dair referans çerçevesi gördükleri için çok etkili. Ama şunu söylemeliyimki o tarafa bilinç olarak geçildiğinde hangi referans çerçevesinde olursanız olun herşey tanıdık geliyor. Bu arkadaşım din felsefesi üzerine kendi çok geliştirmiş fantezi dünyasından çok uzak biriydi. Gördüğü herşeyin tekrar görmenin özlemi gibiydi ağlaması. Bana kalırsa gördüğü yer kendi bilinçi altı değil o titreşimine uygun herkesin geçtiği ortak nokta gibi geldi.
-5'ten geriye sayma sadece dönüşte kullandı. Girişte sadece yoğun telkin ve derin nefes almalar vardı. Konuk kafasının etrafında elktromanyetik elktrik atlamaları gibi şeyler duyduğunu yada çaktığını söyledi. Hatta bizim duymamamız onu şaşırttı. Telkine çok ihtiyaç var çünkü bedeni terk ettiğiniz zaman ortama yayılmaya başlarsınız ve o ferahlık hissi sonsuza uzanabilir eğer yönlendirme olmazsa uzun süre bişey yapmadan kalacaktır öylece.
Derin hipnoz ve bilinçli hipnoz arasında dalgalanmalar vardı, özellikle bilmediğiniz bir yere yönlendirilirken bilinçli hipnoz daha güvenli hissettirdiği için konuk kendinin odada olduğunu hep hatırladı(hatırlamış) aynı zamanda derin hipnozdaki hal ve tavırda vardı. Örneğin yukarı bakmak istediğinde kafasını yukarı çevirip orayı anlatabiliyordu. Hipnoz korkusu operatörün sohbeti ile kolaylıkla giderilebilir.
Micheal Newton kitapları gibi bireyin öyküsüne yönelik değil aslında sadece bir oryantasyon çalışması oldu bizim için. Merakımız yada niyetimiz hipnozun olup olamayacağıydı sadece. Kolayca hipnoz olunca sadece etrafı ve yüksekleri gezebildi. Açıkcası arkadaşım reankarnasyon fikrine yeni yaklaştığı için denemek için erkendi diyebiliriz. Zaten sırası değildi şimdilik.

Açıkcası niyetim "evet" hipnozu çok isterdim. Hiç denemedim bir operatörle, ama kişisel birkaç deneyimim oldu ama neresi bilinçli neresi bilinçaltı rüya kısmı emin değilim,objektif olamam o yüzden.ama hipnozunda zamanı var bence, o günkü zaman neden ve nasılsa bilmiyorum ama benim zamanım değildi bu sadece bir his. Yeterince örneklemden sonra denemeyi bende isterim. Hatta gördüğüm herşeyi ilk seferinden sonuncusuna kadar görselleştirmeyi ve kitaplaştırmak harika olurdu. Düşünsene Micheal Newtonun anlattığı herşeyin yanında bir eskizide olsa harika olurdu.Özellikle spotyumdaki o akan dalga etkisi, ve salkım halindeki gruplar vs...
Operatörün bilgisi çok önemli telkin sırasındaki tutumu soğuk kanlılığı herşeyi derinleştiredebilir tam tersine şeyleride çağırabilir. Bir kapı açıyorsunuz ve o kapıya bir izdeham hep var bunu unutmamak gerekir. Bu yüzden bu konuylu ilgisi yada operatörluk yapmak isteyen arkadaşlar özellikle psikiyatrik hipnoz ve telkini  yöntemlerini kitaplardan ziyade  bir ustadan yada bir proftan gözlemleyerek deneyimlesinler.
 

maiterya

#33
Hipnozda hipnotizör çivit ışın enerjisini kullanıyor bu yüzden hipnoz yapanda bu ışının belli aranda aktif yada alın çakrasının bir miktar açık olması gerekiyor diye biliyorum,ilk üç çakrası aktif ama üst çakralar çok zayıfsa enerji yeterli olmayabilir,yani hipnozu yapan kişinin spritüel gelişkinliği önemli bir faktör,benzer şekilde deneğin seviyeside bir başka belirleyici faktör
deneğin direnç göstermemsi güvenmesi gerekiyor,bazı kişiler hipnoza çok yatkınken, içe dönük güçlü iradeli kimseler dirençli olabilir.
 

mep

#34
 Eline sağlık.. çeviri için teşekkürler Bozadi.
 
 Bu arada transcripts sayfalarını açmışlar.

  https://cassiopaea.org/forum/index.php/topic,13581.0.html
 

bozadi

#35
Wau... Bu güzel haber için teşekkür ederim mep. Gerçekten celselere açık erişimi tekrar aktifleştirmiş görünüyorlar. Tek fark olarak, yayınlanan son celsede 5-6 yeri makaslamışlar ve "Yasal tavsiye üzerine metinden çıkarılmıştır" gibi bir bilgi koymuşlar kesilen yerlere. Yani avukatları "başımızın ağrımaması için şu şu kısımları çıkarmamız gerekiyor" demiş anladığım kadarıyla. Tahmin edebileceğiniz gibi Charlie Hebdo saldırısının ardında MOSSAD'ın olması, Fransa'nın çok aptalca bir yol izliyor olması gibisinden açıklamaların yapıldığı birkaç cümle veya cümlecik celseden çıkarılmış. Bundan sonra da benzer "hassas" bilgiler için benzer bir yol izlemeleri muhtemeldir diye düşünüyorum. Olsun, bu bile celselere hiç erişememekten daha iyidir diye düşünüyorum.

maiterya

#36
Bu Fransa demokrasinin ifade özgürlüğünün merkezi die biliyorduk ama herşeye makas bu ne biçim iş ? Laura bile fransaya taşındığına pişman olmuştur  ,bizimkilerede (doğu perinçek) ermeni soykırımı yok deyince ceza veriyorlarmış,soykırım var deyince ceza yok böyle maskarılık olurmu.?
 

bozadi

#37
Fransa'nın demokrasisinin kaç paralık olduğunu gösteriyor bu makaslama gereklilikleri, katılıyorum.

"Ermeni soykırımı olmamıştır" demeye kanunen ceza verilmesini şahsen doğru bulmuyorum. Ama bir Ermeni soykırımının yapıldığını düşünüyorum. Ermenilerin tamamen masum olduklarını düşünüyor değilim. Onların da çeşitli katliam ve provokasyonlara bulaştıkları anlaşılıyor ama bu durum Ermenilere karşı tamamen canice ve kitlesel bir linç operasyonu yapıldığı gerçeğini ortadan kaldırmıyor bana göre. İlginç bir şekilde Ermeni soykırımının da MİT'le, daha doğrusu MİT'in Osmanlıdaki atası denebilecek Teşkilat-ı Mahsusa ile yakından bağlantısı varmış. Hiç şaşırtıcı değil. "Özel Teşkilat"... "Derin Teşkilat"... Şeytanla "doğrudan" bağlantılar.

maiterya

#38
Ben ermeni soykırımı olduğunu düşünmüyorum çok acı çektiklerini ,tehcir olayının ağırlığını kabul ediyorum ama ,soykırım farklı bir olay sistemetik olarak bir devlet politakası olarak bir ırkı çok planlı yok etme çabasıdır bunu bu ulus yapmamıştır,ne o zaman nede başka bir zaman da yapmamıştır,senin köyüne saldırılarsa kendini savunma hakkın elbet vardır,dedemin memlektte ermenilerle anlattığı anıları,benim Eğin'de köylülerle sohbetlerimde bir çok şey dinledim,daşnak örgütünün kışkırtmayla bugünkü pkk gibi yaptığı katliamaları falan düşündüğümüz olay aynı noktaya geliyor ,türklerde,kürtlerde,ermenilerde masumdur (halk olarak) olay bizim her gün ateş püskürdüğümüz küresel emperyalist güçlerin bu halkları kışkartarak aradan kendi egemeliğini kurma olayıdır,illumanitinin bu planları yeni değildir ingiltere ,rusya ve diğer süper devletlerin arasında ezilen bu uluslar gerçekten zalim olanın kim olduğunu ne zaman farkedecekelr, bu küresel sömürgeci güçlerin bilmeden maşası olanlar var,türklerden o devirde kaç milyon insan katledildi cephelerde öldü,aynı şekilde kütlerden ve ermenilerden, bu olayın planlayıcısı yüzyıllardır küresel emperyalist güçlerdir şimdi bu zavallı halkları sıkıştırıp ,bölgede yeni küçük devletçilkle oluşturup petrolü mideye indirmektir dertleri,ermenilere yapılanların batının çok umurunda olduğunu düşünmüyorum,kürt mesut kardeşimi de bu conilerin çok sevdiklerini düşünmüyorum amaçları belli,hele bizim gibi kasyapyayı falan okuyup baz almaya çalışanların daha büyük perspektiften değerlendirmesi gerekir.Bir oylama yapışsa kaç kişi bu ülkde Hırant dinkin öldürülmesini kabul eder belki % 1-2 toptan bir halkı karalamak sadece emperyalistlerin oyununa gelmektir.
 

bozadi

#39
Olayın sadece bir "kötü koşullarda göçe zorlama" meselesi olduğunu düşünmüyorum şahsen. Doğrudan katliamlar da söz konusu bildiğim kadarıyla ve 1915'ten önce, Osmanlı'nın Hamidiye Alayları yoluyla yaptığı çok daha doğrudan katliamları da kendi anladığım şekliyle Ermeni soykırımının bir parçası olarak görüyorum. Soykırım'ın terimsel anlamıyla ilgili tartışmaların içinden çıkmak zor olabilir. Benim "kötü" olarak gördüğüm şey, egoya ve güce dayanarak belirli bir halkı veya grubu linç etmeye yönelik sistematik hareketlerdir ve hem Osmanlı hem de Türkiye Cumhuriyeti bağlamında resmi ve yarı-resmi güçlerce çeşitli etnik/dini/kültürel halk kesimleri bu linç ve katliam operasyonlarına defalarca maruz bırakılmışlardır.

Katılıyorum; halklar kendi hallerine bırakılsalar birbirlerine muhtemelen o derecede vahşi davranmazlar diye düşünüyorum. Global şeytani güçlerin "katalizörlüğü" en büyük etkendir tarihimizdeki (ve dünya tarihindeki) pek çok şeytani toplu katliam ve işkence olaylarında. Ama bu durumun halkları masum kıldığını düşünmüyorum tam olarak. Eğer halklar yeterince masum olsalardı, bu kadar katliam ve işkencelere, travmalara da maruz kalmazlardı diye düşünüyorum. Tabi ki sorumluluğun da dereceleri var. Bir kötülüğe, şeytani bir provokasyona ve linç operasyonuna bile isteye bulaşmak ile o duruma "zorla sürüklenmek" arasında bir fark olmalı. Yani bu ülkede pek çok insan, pek çok azınlık hakkında "lanet olsun onlara, kahrolsunlar, defolsunlar, gebersinler" gibi linç psikolojini andıran söylemlere kolayca iştirak ederler ama bunu can-ı gönülden arzu etmekten ziyade, kendi zor yaşam koşullarıyla ilgili yeterince ifade edemedikleri ve hesap soramadıkları sıkıntıların acısını başkalarından çıkarmaya çalışmanın da bunda payı vardır, resmi ve gayrı-resmi provokatif/kötü niyetli güçlerin o yönde yaptığı (nefrete teşvik edici) baskıların da. İnsanlar kendi hayatlarındaki, sorumluluğu tamamen kendilerine ait olan hak-hukuk ihlallerinin hesabını sorma konusunda o kadar pasif ve hatta korkaklar ki, onları o duruma sokan ve itiraz edemedikleri resmi veya yarı-resmi şeytani güçler sponsorluk yaparak o kitlelere bir nefret ve linç hedefi gösterdiğinde buna balıklama atlayan ve meşru bir şekilde sorgulama cesaretini gösteremedikleri hak-hukuk ihlallerinden böyle gayrımeşru yollarla hesap sormaya heves gösteren niceleri var. Elbetteki Global Faşistler bu fırsatları daima değerlendirmiş ve zorlamışlardır ve devlet dediğimiz mekanizma üzerinde sahip oldukları olağanüstü kontrol yoluyla da bu mekanizmaları bu kirli işlerine sıkça alet etmişlerdir.

Eğer bir grup insan kendilerini falance etnik/dini/siyasi/kültürel grubun kimliğiyle özdeşleştiriyorlarsa, o zaman o kimlik adıyla yapılan şeyler konusunda da sorumluluk yüklenmiş olurlar. Hem bir kimliği sahiplenip hem de o kimlik adıyla yapılan gayrımeşrulukları görmezden gelmek, bir sorumluluktan kaçış durumudur ve egotiktir. Masumiyet değildir bu. Yani "başkaları yapmış, ben ne yapayım". Benimsediğin, kendini özdeşleştirdiğin bir kimlik altında yapılan herşeyden bir şekilde sorumluluğun vardır. Hiç değilse, yanlışlıkları eleştiri sorumluluğu söz konusudur. Örneğin kendilerine Müslüman diyen IŞİD ve El Kaide gibi terör örgütlerinin yaptıklarını, "Onların yaptıkları İslamiyeti temsil etmiyor" diyerek o vahşetlerden sorumluluk kabul etmemek bir kaçış, korkaklık ve ego örneğidir.

Aynı şey Türklük için de, Kürtlük için de, Ermenilik için de, Alevilik için de, Sünnilik için de ve özdeşleşilen tüm kimlikler için de geçerlidir. Birileri bir kimlikle çok kötü birşey yapıyorsa, kendini o kimlikle özdeşleştiren herkesin o kötü şeyle ilgili bir sorumluluğu doğar. Kötülüklerin söylenmesi, eleştirilmesi ve engellenmesi için organize faaliyete geçilmesi gerekir. Ve bu ülkede Türklük ve Türk ulusçuluğu adına pek çok vahşet işlenmiştir. Vahşetler, katliamlar, işkenceler elbette ki Türklüğe özel değildir. Hiçbir ırk, din, mezhep, kültür veya ideoloji masum değildir. Hepsi birşekilde pisliğe bulaşmıştır. İnsanlık KH derken kastedilen biraz da budur. Temelde kimse masum değil. Bunu söylerken "dereceler, miktarlar, ölçüler" meselesinin önemini asla yadsımıyorum. En kaba örnekle ifade edilecek olursa, İlüminati ağaları da 3KH, biz de. Bu durum bizi İlüminati ile özdeş yapımıyor ama negativite anlamında yine de paylaşılan birşeylerin varlığını kabullenmeyi gerektiriyor bence. Ve tabi ki savunduğun şeylerin ideal bir örneği olduğumu düşünmediğim gibi, bu hususlarda idealden çok uzak durumlara da düştüğümü gözlemliyorum. Söylediklerim kesinlikle beni de bağlıyor ve henüz savunduğum herşeyin hakkını doğru dürüst verebildiğimi düşünmüyorum. Lakin o doğrultuda çabalarımı yoğunlaştırmaya gayret ediyorum.

maiterya

#40
Dedeme tehcir sırasında artin diye bir ermeni geliyor,diyorki ben şimdi gidiyorum bahçe ve evimin tapusunu al üzerine gelirsem alırım gelemezsem helal olsun,yıllar sonra geliyor dedem tapusunu veriyor,o kasabada ermeniler in hepsi ustalık yapıyordu ve saygı görüyordu,ramazanda sokata yemek yemez su içmezlermiş,karşılklı saygı varmış ,hatta osmanlıda ermenilerin lakabı milleti sadıka dır, tamam bir çok kan akmıştır ama bunu olayın tamamı gibi görmek doğru değil,soykırım lafı batı ülkelerinin Lozanın intakamını almak ve türkiyeye baskı yapmak için (siz katil ve aşağılık bir ırksınız köle olmaya mahkumsunuz düşüncesisni millein ve dünyanın bilinaçltına basmak için)) kullandıkları siyasi bir argümandır.

"Ermenilerin, sözde soykırım iddiaları için kendilerine neredeyse yegane kaynak seçtiği ünlü "Mavi Kitap"ın, İngiliz hükümetince oluşturulan Savaş Propaganda Bürosu'nca yürütülen dezenformasyon faaliyetinin bir parçası olduğu belgelendi.

İngiltere'deki Ermeni lobisinin, kendilerini Yahudi Soykırımı kurbanları ile eşdeğer göstermek için kullandıkları ve dünya çapında Ermeni iddialarına başlıca "kaynak" olan Viscount Bryce ve Arnold Toynbee imzalı ünlü Mavi Kitap (Blue Book), aslında İngiliz istihbaratının yalan haber üretme makinesinin bir ürünü. Birinci Dünya Savaşı sırasında gerek Almanya'ya gerekse Osmanlı Hükümeti'ne karşı yalan ve karalama kampanyası yürüten ve bu amaçla İngiltere'de Wellington House'da özel bir Savaş Propaganda Bürosu (War Propaganda Bureau) kuran İngilizler, Anadolu'da faaliyet gösteren Amerikalı misyonerler ve İstanbul'daki Amerikan Büyükelçiliği'nin de işbirliği ile, "belge"ye dayanmayan ve tamamen "dedikodu" ve "düzmece" bilgilerle sözde Ermeni katliamları yarattılar.
       
       İngilizlerin bu faaliyeti yürüttüğü Wellington House'un tüm belgeleri ise, savaş sonrasında yakılarak imha edildi. Tesadüfen sağlam kalabilen birkaç belgeden biri olan Mavi Kitap (ki bu mavi kitaplardan başka ülkeler ve başka olaylar için de çok sayıda üretildiği biliniyor) Ermeniler'in "üzerine atladığı" bir "belge" niteliğine büründü.
       
ABD'Lİ TARİHÇİ ORTAYA ÇIKARDI
       Amerikalı ünlü tarihçi ve Osmanlı uzmanı Prof. Justin McCarthy, bir süre önce Londra'da SOAS'ta (School of Oriental and African Studies) verdiği konferansta, bakın bu "mide bulandırıcı" faaliyeti nasıl anlatıyor:
       "... Birinci Dünya Savaşı patlak verdiğinde Wellington House'da gizli bir propaganda birimi kuruldu (2 Eylül 1914-Z.A.). Bu birimin amacı, İngiltere'nin düşmanlarını karalamak ve Amerika nezdinde, İngiliz görüşüne destek sağlayabilmekti ve İngiltere'de savaş sırasında moralleri yüksek tutmaktı. Wellington House'daki birimin başında Charles Masterman adlı bir Liberal Milletvekili vardı. Llyod George'un (David, İngiltere Maliye Bakanı-Z.A.) çok yakın bir danışmanıydı. Bu büroda çalışanlar arasında İngiltere'nin ABD Büyükelçiliği de yapan ve ABD'de çok sayıda dostu bulunan Viscount Bryce adlı bir entellektüel de vardı. Onun yardımcıların biri de Arnold Toynbee adında genç bir tarihçiydi."
       
7 MİLYON BELGE
       "Savaş sonunda Wellington House'ın çalışma kayıtları imha edildi ve hatta böyle bir birimin varolduğu bile 1935'e kadar gizlendi. Ancak, kaynaklara ilişkin bir defterin kazayla günümüze kalabilmesi sayesinde bu birimin kullandığı kaynakları öğrenebildik. Ayrıca, burada imal edilen yayınların neler olduğu ve o zamanın teknolojiyle inanılmaz bir çabayla ABD'ye sevkedilen 7 milyon adet belgenin varlığını ortaya çıkardık.       Zamanın önde gelen yazarları, ki aralarında Arnold Bennett, John Buchan gibi isimler de vardır, Wellington House'da çalıştılar. Çok sayıda yayıncı da bunlarla işbirliği yaptı. Kitaplar, broşürler, bildiriler yayınladılar. Bazı kitaplara da, savaşla ilgili görüşleri etkilemek için bölümler sokuşturdular. Bu referansları belirlemek genellikle mümkün olamıyor."
       
ASIL HEDEF ALMANYA
       "Wellington House'daki çalışmaların ana amacı Almanya'ya karşı faaliyetti. Ama Osmanlı İmparatorluğu da, hedef alınan başlıca yerlerden biriydi. Her ne kadar İngiliz Silahlı Kuvvetleri'ndeki subaylar, Osmanlı meslektaşlarına karşı sempatik duygular içinde idiyse de, asıl amaç, İngiliz subayların kafasında Türk subaylarının kötü, korku verici ve güvenilmez kişiler olduğu intibaını güçlendirmekti."
       
HAYALİ İSİMLER
       "Wellington House tarafından Osmanlılar konusunda yayınlanan kitapların listesi ve yazarları, çok sayıda asılsız bilgi ve ismi içeriyor. Örneğin Fa'iz isimli Suriyeli bir İttihat ve Terakki Cemiyeti üyesinin anılarından sözediliyor. Böyle bir kişinin aslında hiçbir zaman varolmadığı da anlaşılıyor. Bu hayali kişinin, normalde bilmesinin mümkün bile olmadığı ve Talat Paşa'ya atfedilen düzmece özel konuşmalar kaleme alınıyor."
       "Wellington House, Amerikalılar ile İngilizler arasında o dönemde varolan çok iyi ilişkilerin ve İstanbul'daki ABD Büyükelçiliği'nin yanısıra Türkiye'de çalışan Amerikalı misyonerlerle olan çok iyi bağlantıları da ortaya koyuyor. Bu kişilerin ve kurumların Ermeni Milliyetçisi gruplar ve Osmanlı karşıtı çevrelerle çok yakın ilişkileri olduğu da anlaşılıyor. Elde edildiği öne sürülen bilgilerin çoğunun uydurulduğu da belli oluyor."
       
MAVİ KİTAP, LLOYD GEORGE'UN SİPARİŞİ
       "1915 yılında Doğu Anadolu'nan pek çok yerinde, savaş ve Ermeni ayaklanması sonucu kanun ve düzen bozuldu. Bryce ve Toynbee bu bölgelerde Türkler'in
gerçekleştirdiği öne sürülen katliamları belgelemek amacıyla malzeme toplamaya başladılar. 1916 yılında Llyod George bunların Mavi Kitap adlı bir belgede toplanmasını istedi. Bu belge Parlamento'ya (İngiliz-Z.A.) sunuldu ve o gün bugün Ermeni radikal milliyetçilerinin klasik bir dokümanı haline geldi."
       
"TOYNBEE TÜRK KARŞITIYDI"
       "Toynbee'nin misyoner kaynaklardan aldığı bilgilerin doğruluğuna inandığı anlaşılıyor. Ama kendisi de bunları kendince biraz da süsledi. Çünkü neticede, ülkesi savaşta olan bir kişiydi ve ülkesi için yalan söylemenin mübah olduğuna inanıyordu. Daha sonraki kariyerinin gösterdiği gibi Türk karşıtıydı ama 1916'da Anadolu'daki Ermenistan'daki olayların çok uzağındaydı."
       "Toynbee'nin bilgi aldığı kaynaklara bakıldığında, onların da olayların çok uzağında kişiler oldukları ve güvenilirlik derecelerinin ya abartıldığı ya da çarpıtıldığı görülüyor. Örneğin, pek çok anektod, genellikle Batılı gözlemciler kastedilerek kullanılan 'gezgin'lere atfediliyor. Ama bunların çoğunun sadece birkaç kilometrelik seyahat eden bir yerel Ermeni'ye ait olduğu ortaya çıkıyor. Anektodların onda birinde ise hiçbir kaynak gösterilmiyor. Diğer kaynaklar ise genellikle tamamen söylenti bazında bilgiler aktarıyorlar ve görgü tanığı gösteremiyorlar."
       
DAİRESEL "BİLGİ" DOLAŞIMI
       "Belgelerin kaynaklandırılması genellikle 'dairesel' bir seyir izliyor. Yani, çok sayıda olayda bilgiler İstanbul'daki ABD Büyükelçiliği'ne geliyor, buradan yayınlanan bilgiler yeniden kendi içindeki şahıslar aracılığıyla buraya geri geliyor. Büyükelçi Morgenthau ve Lepsius'un (Osmanlılar'ın Ermenilere karşı katliam gerçekleştirdiğini savunan iki yazar) raporlarında da bu 'dairesel' dolaşım gözleniyor."
       
"TÜRKİYE'NİN TEPKİSİ YOK"
       "Wellington House tarafından üretilen Almanya karşıtı propaganda kısa sürede unutuldu. Ama ne yazık ki Bryce-Toynbee belgeleri İngiltere ve ABD'de genel bir kabul gördü ve Ermeni milliyetçileri tarafından kendi davalarını daha da ileri taşımak için hep kullanıldı. Bunların etkilerini karşılamak için Türkiye'nin bir tepki gösterdiğine ilişkin bir bilgi yok. Söz konusu Mavi Kitap'ın yeni baskıları yayınlandı. Yakın zamanda üçüncü baskısı yapılan kitabın yayıncısı Ara Sarafyan, Wellington House'da hazırlandığına hiç değinmiyor ve kitaptaki kaynakların güvenilir olmadığı


konusuna da hiç girmiyor. Sonuçta, İngilizlerin Birinci Dünya Savaşı propaganda faaliyeti, Türkiye'ye ve Türk halkına karşı zehirli etkisini hala sürdürüyor.."
http://arsiv.ntv.com.tr/news/59274.asp#BODY
 

Majisyen

#41
Acı şeyler olduğu bir gerçek ama tarihi belgelere baktığımzda soykırımın bir yalan oldugu ortaya çıkıyor.Ermenistanın ilk lideri Kaçaznuni, Bükreş teki Taşnak partisi kongresinde Türklere karşı emperyalizme alet olduklarını itiraf etmistir zamaninda.Tabi bunun Ermenistan arsivlerinde gizlendigini de soyleyeyim.Rus arsivlerinden buna erisilmistir.Ancak bu bizim de dört dörtlük oldugumuz anlamina gelmez hepimiz insanız sonuçta.
Karanlık, ışığın olmadığı yerde vardır.

bozadi

#42
Dediğim gibi, ben "Türkler kötü, Ermeniler masum" gibi bir algıyla konuşmuyorum. Meydana gelen büyük felakette tek suçlunun tek sorumlunun Türkler olduğunu da düşünmüyorum. Ermeni grupların da Türklere ve başka gruplara karşı son derece vahşice, psikopatça işlediği çeşitli kitlesel katliam ve işkenceler olduğu anlaşılıyor ilgili dönemlerde. Benim gözümde olayı "Türklerin yaptığı Ermeni soykırımı" noktasına getiren şey, Türklerin (o Türkler toplam Türk veya Türkiye nüfusunun kaçta kaçı olurlarsa olsunlar) ülkedeki Ermenilerin büyük çoğunluğunu doğrudan veya dolaylı şekillerde öldürmüş olmasıdır. 1915'ten önceki süreçlerde çeşitli Kürt Aşiretlerinin de kitlesel Ermeni katliamlarına bulaştıkları bilinmektedir, ki bu durum da Kürtlerin kendileri için yarattıkları ağır karmalardan biridir. Sonuç olarak Ermeni "soyuna" yönelik bir "kırım" yapılmıştır. Çeşitli Ermeni gruplarının da Türklere ve başka gruplara yönelik kırımlar yaptığı bilinmektedir. Ermenilerin maruz kaldığı felaketin boyutunun çok daha yüksek olduğu anlaşılıyor ama bu mesele basit bir rakam karşılaştırmasıyla aşağı yukarı denkleştirilip bir kenara atılabilecek birşey değildir.

Bu mesele "belgeler" meselesi de değildir, ki Ermeni katliamlarında özel bir rolü olduğu görülen Teşkilat-ı Mahsusa'nın kendi faaliyet belgelerini özellikle "imha ettiği" de tarih kayıtlarında alenen mevcuttur.

Dersler alınması gerekmektedir. Madem tarih boyunca Türk ile Ermeni'yi, Türk ile Kürdü, Alevi/Şii ile Sünni'yi (ve dünya genelindeki pek çok benzer çatışma) birbirine düşürme konusunda ihtisas yapan şeytani global güçlerin varlığını biliyoruz, o halde kısırdöngülü bir Türk-Ermeni kan davasının tarafı olmak faydalı olmaz. Merhamete ve vicdana ihtiyaç vardır. Karşılıklı öz-eleştiriye ihtiyaç vardır. Empatiye, özür dileyebilmeye ihtiyaç vardır. Kavgaları ayrılan iki yaramaz çocuğun "O yaptı, o başlattı, hayır suçlu o, o başlattı" tarzı kısırdöngüsünün parçası olmamalıyız. Tabi bu karşılıklı olmalıdır, tek taraflı olmamalıdır ama bu hangi kanallardan oluyorsa, o kanalları desteklemek icap eder. Çatışma ve nefret kanallarını değil. Ve bizler özellikle de böyle bir forumun parçası olarak, bu forumda ela alınan ve tartışılan spiritüel gerçekliklerin erbabı olmaya çalışan bireyler olarak, gerçek varlığımızın ne Türklükle, ne de başka herhangi bir etnik veya dini veya siyasi bir ideolojiyle kalıcı bir bağı olmadığını hatırlamamız icap ediyor. Hakikatin dünyasında Türklük diye birşey yok. Ermenilik de yok. Alevilik de yok, Sünnilik de yok. Müslümanlık da yok, başka herhangi bir dini ideoloji de. Bütün bu etnik/dini/siyasi ideoloji terimleri, bir 3. yoğunluk KH gezegeninde birkaç milyar insanın ruhsal tekamül süreci içinde geliştirdikleri geçici senaryoların konularıdır.

Elbette bir enkarnasyon sürecinde bir parçası olduğumuz bir grubun etnik/dini/kültürel özellikleriyle geçici özdeşleşmeler geliştirebiliriz ve bu ille zararlı birşey de değildir ama geçici olan birşeye mutlaklık ve sonsuzluk atfetmek, dini bir kutsiyet, dogmatiklik atfetmek bize göre olamaz. Kısacası, BH KH eğilimlerini esas alarak hareket etmemiz icap eder. Evet, elbette "karşı tarafın" bazı unsurları açıkça KH frekanslarıyla itham ve baskılar kurmaya çalışıyor olabilir. Tıpkı "bu tarafın" bazı unsurlarının yaptığı gibi. Onlar mutlaka birbirlerini dengeleyeceklerdir.

Biz bütün o karşılıklı kin, nefret, işkence ve katliamları körükleyen, Türkü ve Ermeniyi birbirine kırdıran ve kin güttüren güçleri inceleyelim. Müslümanı Müslüman olmayanla, Aleviyi, Şiiyi Sünniyle vs vs. Var olan yaralara da anlayış ve empatiyle yaklaşmaya çalışalım. O kavgaların parçası olmayalım.

O karanlık güçlerin devletimize, ordumuza, dinimize, bize, herşeyimize de bulaşmış durumda olduklarını da göz önünde bulundurmamız gerekir. Bunları eleştiri konusu yapmaktan çekinmeyelim. Hepimizin hayrı için, din, devlet dahil herşeyi "Allah'ına kadar" sorgulamaktan korkmayalım. Bu bizim hayatımız. Kimsenin kulu köpeği olmak zorunda değiliz. Ne bir devletin, ne bir dinin, ne bir ırkın, ne bir kültürün, ne bir şahsın, ne de başka herhangi birşeyin.

bozadi

#43
Biliyorsunuz, ben savaşların gayet savunulabilir / gerekli / mecburi olduğuna da inanan biriyimdir. Ama "sahici karşıtlıklar/savaşlar" vardır, bir de sahte olanlar. Örneğin bu ülkede yapay bir şekilde bir Türk / Kürt savaşı çıkartılmaya çalışıldı çok uzun zamandır ve hala da çalışılıyor. Bu sahte bir savaştır. KH güçleri tarafından gerçek hale getirilmeye çalışılıyor. 1915'te, biraz öncesinde ve sonrasında yaşanan olaylar bağlamında geliştirilmeye çalışılan Türk-Ermeni çekişmesinin ve kavgasının da gerçek bir savaş olma niteliği yoktur. Evet, lokal olarak bir grup diğerine saldırır, saldırılan grup da kendini korumak ve gerekirse karşı tarafı püskürtmek ve etkisiz hale getirmek zorundadır. Lokal durumlardaki geçici meşruluklar, bütün meselenin meşruiyetine yorulamaz. Türk-Kürt, Türk-Ermeni, Türk-..., Alevi/Şii-Sünni mücadeleri de sahte temellere dayalıdır. KH güçlerince daima körüklenen bu tür mücadelelerin lokal bazı örneklerinde baskın olarak KH eğilimi ile baskın olarak BH eğiliminin karşı karşıya geldiği senaryolar yaşanabilir ama bütün birer kategori olarak bu düalitelerin savaşları KH güçlerince teşvik edilir. Meşru değildirler BH açısından, ahlak açısından.

Ama bir ABD'ye ve İsrail'e baktığımız zaman, bu devlet yönetimlerinin halkın ciddi bir kısmıyla beraber KH kutbiyetiyle çok yüksek seviyede bir özdeşleşmeleri ve buna dayalı olarak diğer gruplara yönelik sürekli KH faaliyetleri, saldırıları olduğu görülüyor. Ne yazık ki bizim devlet yönetimimizde de öteten beri global KH güçlerinin çok güçlü bir komuta gücü olmuştur ama çok şükür ki ABD ve İsrail örneği kadar uç bir durum değildir (her ne kadar zaman zaman o uçlara tırmanışlar olabilse de). Bunun mücadelesi de devam ediyor. İşte, devletlerin, dinlerin, kişilerin, grupların KH ile özdeşleşmeleri ölçüsünde, BH eğilimli birey veya gruplar ile KH yönelimli gruplar arasında bu kutuplaşma zıtlığı nedeniyle meydana gelen çatışmaların "çok daha gerçek ve meşru" olduğunu düşünüyorum. Çünkü içinde bulunduğumuz koşullarda bu çatışmalar 3. yoğunluğun dersleri ve ana katalizörleri arasındadır. Çok öğretici ve geliştiricidir. Varlığı uyarıcı, güçlendirici ve harekete geçiricidir.

Majisyen

Elbette insan dogasi itibariyle KHdir.Karsilikli olarak cok ciddi acilar yasanmistir.Keske kimse olmeseydi ama maalesef bunlar oldu.Ben de konuya insani olarak yaklasilmasi taraftariyim ancak bilimsel olarak da yaklasmaliyiz.Bunun benzeri zamaninda Almanya ya da dayatildi.1. Dunya savasinda Belcika soykirimi yaptiklarina dair fakat sonradan bunun bir soykirim olmadigi anlasildi.Bizim tarihimizde de maalesef cok fazla Ermeni olmus olabilir ama bunun sistematik olarak toptan yok etme oldugunu zannetmiyorum.Soykirim kavrami Yahudi soykirimindan sonra ortaya cikmistir ve cok ciddi bir kavramdir  ve katlliamla ayni sey degildir. Yanlis anlasilmasin katliamlar da kotudur.Istanbul daki Ermeniler fazla bir zarar gormemistir tehcirdeki Ermenilere gore mesela.Soykirim kavrami  dogrudan kabul  edilmesi biraz da kuresel KH guclerinin bir dayatmasi gibi geliyor bana ozellikle de Amerika.Buyuk ortadogu projesinin bolgeyi dizayn etmesinde bir arac gibi daha cok.Ayni dunya Hocal? katliamina sessiz kaliyor                          diger taraftan.Bunlarin hepsinin genis bir perspektiften sorgulanmasi gerektigini dusunuyorum.Bu tarz konular mahkemeler yerine bagimsiz bilim insanlarinin arastirmalariyla ortaya cikarilmalidir.Tabi ilginctir ki Ermenistan arsivlerini acma cagrilarina kulak vermiyor bu noktada.Strazburg da Türk tarafi doksan kilo belge sundu Rusya uzerinden erisilen arsivlerden.Bunu dün duydugumda ben de sasirmistim ama gerceklerden biri bu.Kald? ki pek cok bat?l? bilim insani da Türk tezlerine sahip cikmaktadir ve Fransa da soykirim yok dedigi icin universiteden atilan bir Fransiz tarihci vardi mesela.Umuyorum ki pek cok gercek ilerleyen yillarda su ustune cikacaktir.
Karanlık, ışığın olmadığı yerde vardır.