Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

Kedi Tarihçeleri

Başlatan Scyth, 06 Haziran 2011, 17:16:50

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Scyth

KEDİNİN TARİHÇESİ
BÖLÜM 1

Kedinin tarihçesini araştırdıkça, öteki hayvanlara kıyasla sahneye oldukça geç çıktığını öğrendim. Ayrıca "Kedinin başlangıç tarihi..." diye başlayan cümlelerin, alışıldığı gibi "...ta eski çağlara kadar uzanır." Diye değil de, sık sık "... bir esrar perdesiyle örtülüdür." diye tanımlandığını okudum.

Köpek, at, ayı ve geyik, kedinin ortaya çıkışından çok önce, binlerce yıl önce sahnedeydiler. Bütün bu hayvanlar (eğitilmiş ayıyla, semer vurulmuş ren geyiğini de katıyorlar anlaşılan) kedi ortaya çıkmadan çok önce, insanın yalnızca dostu değil, aynı zamanda uşağı olmuşlardır.

Kedi sahibi olan herkesin açıkça görebileceği gibi yanıt "uşak" sözcüğünde saklı. Kedileri birazcık bile tanıyan hiç kimse, kedinin ortaya çıkışının böyle sürüncemede kalmasına biran bile şaşırmaz.

Arkeologlar, taş devrinde, mağaralarda, kaya yontularında, kabartmalarda vb.. geyikten, kuşa kadar bütün hayvanların temsili resimlerini bulurken, kediden hiçbir iz bulamadıklarını belirtiyorlardı. Bunun arkeologlar için yeterince kötü bir haber olduğunu düşünüyorsanız, bir de kedilerin atalarını araştırıp da hiçbir ize rastlayamayan antropologların halini düşünün. Ama çok yakın zamanda, o pek bilinen "Tanrı kediyi insanoğlu kaplanı okşayabilsin diye yarattı." Sözünü bir kenara bırakarak, kedinin atasının tilki olabileceğini keşfettiler. Kediyle, tilki arasında birçok fiziki ve davranış benzerliği olmasına rağmen "Tanrı kediyi insanoğlu tilkiyi okşayabilsin diye yarattı." lafı havada kalıyor sanki.

O zaman ilk kedi nerede ve ne zaman ortaya çıktı?

Öğrendiğim kadarıyla İ.Ö. 3000 yılından önce değil, ki buna pek "dün gibi" diyemesek de, birçok hayvana göre oldukça geç bir tarih . Nerede sorusuna gelince, Nubia'da. Biraz ironik olacak ama Nubia, köle anlamına gelen "nob" sözcüğünden türetilmiştir.

Ama kedinin asıl ortaya çıkışı, İ.Ö. 2500 yılında Mısır'ın Nubia'yı fethetmesiyle oldu. Tuhaftır ki, Mısır'daki ilk adı, "Myeo" olmuştur; kedi tarafından sahiplenilenler bundan, kedinin kendi adını kendinin koyduğu sonucunu çıkaracaklardır. Her neyse yükselişi hızlı oldu. Avcılıktan, tapınak bekçiliğine, oradan da ilahlar sınıfına yükseldi, ki bu kedi ölçülerine göre bile olağanüstü bir sıçrayıştı. ( Bir kedi kendi boyunun altı katı kadar yükseğe sıçrayabilir)

Kedi- tanrıça, Bust, Bastete, Obastot, Bubastis ve Pasht gibi değişik adlarla bilinirdi. Büyük güneş tanrısı Ra'nın iyi dostu, İsis'in kızı olmanın yanı sıra kendisi güneş ve ay tanrıçasıydı. Ra'yla paylaştığı bu görev çok önemliydi, çünkü Mısırlılar bir kedinin gözlerine baktıklarında, gözlerindeki parıltının güneşin hayat veren ışığı olduğuna ve bunun da güneşin ertesi gün yeniden doğacağı anlamına geldiğini inanıyorlardı. Bu karanlıktan pek hoşlanmayan Mısır için Bast'ı Ra'ya eşit yapıyorlardı.

Ama Bast, aynı zamanda aşk tanrıçasıydı da. Dahası bu niteliğiyle doğurganlık ve bekarete de hizmet ediyordu. Doğum kontrol hapı öncesinde zor bir görev olsa da, karşılığında cömertçe ödüllendiriliyordu. Kendi tapınağında kutsal kedileriyle çevrili olarak yaşıyordu. Kediler de papazlarla çevriliydi. Bu papazlar hem onları koruyor, hem de onlara bakarak falcılık yapıyorlardı.

Ünlü tarihçi Herodot, Mısır'da kedi-tanrıça heykelinin her evde bulunduğunu anlatır. Bir başka tarihçi de "Tanrıça garip bakışı, çekik gözleri, kıvrak beli, soylu duruşuyla her Mısırlı kadının benzemeyi istediği bir yaratıktı." diye yazar. Bir üçüncü tarihçi ise, "Kadınlar (günümüzün vamp kadını gibi) kedinin yürüyüşü gibi salınarak yürümek için çok çaba sarf ederlerdi" der ve "Kleopatra da bu hevese kendini kaptırmıştı" diye ekler.

Bu heves, Sezar'la, Antonius'u baştan çıkarmaya yönelikti ve Cats müzikalinin başarısına bakılırsa, bu çekiciliğin halen sürdüğü söylenebilir.
BÖLÜM 2

Herodot, bir kedi ortalık yerde öldüğünde, çevrede bulunanların dizleri üstüne çökerek bu ölümden sorumlu olmadıklarını belirttiklerini anlatır. Ama bu davranış, sevgiden mi yoksa temkinden mi, onu bilmiyoruz. Çünkü Mısır'da kedi öldürmenin cezası idamdı. Kediler de, insanlar gibi tahmit edilir, mumyalanır ve lahite konurlardı.

Eski Mısır'ın bu tutumunun, düşmanları tarafından kullanılmasına şaşmamak gerekir. Örneğin İ.Ö. 500 yılında, Pers kralı Cambyses, Mısır'ın Pelusium kentini kuşattığında, ilk saldırıları, Mısır'ın güçlü direnişi karşısında bozguna uğramıştı. Bunun üzerine Kral Cambyses, uyguladığı taktiği değiştirerek, adamlarına Pelusium'un dışındaki tüm alanı 8 gün süreyle tarayarak buldukları bütün kedileri, onlara hiç zarar vermeden toplamalarını emretti. İkinci saldırıda Cambyses'in Mısır hatlarına doğru ilerleyen her askeri, elinde canlı bir kedi tutuyordu. Mısırlılar bu yeni durumu görünce kedilere zarar vermektense, çarpışmayı keserek kenti teslim etmeyi tercih ettiler.

Aslında, Mısır'ın sonunda Romalılarca fethedilmesinden de, bir kedi sorumludur. Sezar'ın ordusundan bir asker, kazayla bir kedi öldürmüştü. Bunun üzerine bir grup Mısırlı hemen askere saldırarak onu linç etmişler ve cesedini sokaklarda sürümüşlerdi. Sezar bu davranışın sonucunun çok ağır olacağı konusunda onları uyardıysa da, bu uyarı yalnızca ortalığın daha da gerginleşmesine yol almıştı. Bütün Mısır Roma'ya karşı ayaklanmış, direniş aralıklarla; Antonius ve Kleopatra'nın ölümlerine ve sonunda Mısır'ın Roma eyaleti olmasına kadar sürmüştür.

Romalılar ise kedi konusunda kararsızlardı. Pompei harabelerinde tek bir kedi kemiği bile bulunamamıştır. Öte yandan, Herkül Tapınağı'nın en kutsal sayılan iç bölümlerine ve Tanrıça Diana için düzenlenen törensel danslara kedilerin girmesine izin vardı. Diana'nın kızları denilen bu dansçılar kedi kılığına girip kedi maskeleri takarlardı. Romalılar, kedinin aristokratik üstünlüğünü, özgürlüğe düşkünlüğünü ve otorite karşısındaki bağımsızlığını anlamışlardı. Roma ordusunun sancaklarında, kedi resmi görülürdü; Tiberius Cracchus tarafından Roma Özgürlük Tanrıçasına adanan Amerikan Özgürlük Anıtı'na benzer bir kadın heykeli, bir elinde kupa öteki elinde kırık da olsa bir asa ile dururdu. Ancak Amerikan Heykeli'nin tersine, tanrıçanın ayaklarının dibinde özenle yapılmış, zarif bir kedi bulunmaktaydı.
BÖLÜM 3

Öteki ülkelerde de, kedinin tarihçesi, tuhaf bir biçimde ülkelerin dinlerine ilişkin efsanelerle bütünleşmiştir. Örneğin Arap ülkelerinde, Muezza adındaki bir kediden dolayı, kediler bütün diğer hayvanlardan daha iyi bir durumdaydılar. Bu kedi, Hz. Muhammed'in en sevdiği kediydi ve bir gün onun hırkasının kolu üzerinde uyurken peygamber bir toplantıya gitmek zorunda olduğundan, kediyi uyandırmamak için hırkasının kolunu kesmişti. Daha sonra, Muhammed geri döndüğünde, Muezza ona teşekkür edp, önünde eğilmiş, bundan çok duygulanan peygamber de onun sırtını üç kere okşamıştı. Efsaneye göre bu okşayışlar kediye, yalnızca dört ayak üstüne yeteneğinin dışında, dokuz canlı olma özelliğini de kazandırmıştı.

Buna karşılık Hindistan'da kedi dışında bütün hayvanlar Budha'nın koruması altındaydı. Efsaneye göre, Budha ölürken bütün hayvanların hazır olmasını emretmiş, Budha'nın kedisi dışında bütün hayvanlar ordaymış. Bu öykü iki şekilde anlatılır: Birincisine göre, Budha'nın kedisi uyuyakaldığı için gecikmişti. İkincisine göreyse; hazır olduğu halde, tam Budha nirvanaya ulaştığı anda önüne çıkan bir fareyi öldürmüştü. Ama yine de, bu uygunsuz zamanda yapılan gaf bile sonunda bağışlandı. Ve günümüzde, Hindu Dini, her müridin "evinde bir kedi beslemesini" emretmekle kalmayıp, ayrıca "her kim bir kedi öldürürse, o kişi ormanın derinliklerine çekilip, kendini o günahtan arındırana kadar hayvanlara adamalıdır" demektedir.

En ünlü iki kedi türünün geldiği Burma ve Siyam'da da, Mısır'da olduğu gibi tapınakların korumasıyla görevlendirilen, daha da önemlisi bir bedenden ötekine geçişte büyük rol oynayan kediler vardı. Ruhların bir süre için, kutsal bir kedinin bedeninde yaşadığına inanılırdı.

Japonya'da bu inanış daha da ileri götürülmüştü. Kedinin dindeki önemi öldükten sonra bile sürerdi. Ve Tokyolu geyşalar, işi, müşterilerini eğlendirmek için çaldıkları "samisen" adlı sazın tellerinin yapımında kullanılan kedi bağırsağını elde etmek için öldürülen kedilerin ruhlarına ayin düzenlemek için para toplamak amacıyla, vakıf kurmaya kadar vardırmışlardı. 1602'ye kadar, Japonya'da kedilerin de, köpekler gibi tasmayla gezdikleri kayda değer. Kyoto hükümeti, o yıl ipek böceği sanayiine zarar veren farelerin hakkından gelebilsinler diye, kedilerin serbest bırakılmasını öngören bir yasa çıkarttı. Aynı şekilde, tapınaklardaki kediler de papirüsleri kemiren fareleri öldürmek kutsal göreviyle, serbest bırakıldılar. Herhalde onlar da fare avından arta kalan sürede papirüs rulolarıyla büyük bir keyifle oynamışlardır.

Eski Çin'de kediye tapılmadıysa da, her evde bir kedi sureti bulunur, evi koruyan Aile Ocağı Tanrısı'nın yaşayan yardımcıları olarak görüldüklerinden, şans getirdiklerine inanılırdı. Bir kediyi tasma takarak evde tutarlardı, ancak diğer kedilerle, yavruların istedikleri gibi girip çıkmakta özgür bırakılırdı. Bağlı tutulan kediye de iyi bakılırdı. Çin geleneğine göre, ister dişi, ister erkek olsun, gördüğü saygı yaşıyla orantılı olarak artardı. Mısır'da ki gibi, Çin'de de köylüler kedinin gözündeki parıltının, geceleri kötü ruhları uzaklaştırıldığına inanmakla birlikte, onlar bu göz merakını Mısırlılardan daha ileri götürmüşlerdir. Çinliler kedinin gözünden zamanı bilebileceklerine ve kedinin şafaktan sonra kısılmaya başlayan gözbebeğini, öğlende kıl inceliğinde bir dikey haline geldiğine inanırlardı.

Alıntıdır.
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

Scyth

#1
kedilerin insan yaşamına girişinin yaklaşık 9000 yıl önce olduğu düşünülmektedir. kıbrıs'ın güneyinde bir mezarda insan kemiklerinin yanında bir kedinin kalıntıları bulunmuştur. araç, gereç ve süs eşyalarının bulunduğu mezardaki insan kalıntısının yaklaşık 20 santimetre yanındaki küçük bir çukura bütün halinde gömülmüş olarak bulunan kedi kalıntıları, yaklaşık 30 yaşında olduğu sanılan insanla kedi arasında bağ olduğunu göstermekteydi. Bu da kedinin 9 bin yıl önce evcilleştirildiğinin bir kanıtı olarak açıklanmıştır.

 

 

5000 yıl öncesine ait araştırmalarda da afrika'da özellikle de mısır'da kedi resimleri ve heykelleri, ölen kişinin kedisi ile birlikte mumyalanarak gömüldüğü mezarlar bulunmuştur. kedi öldüren kişilere ağır cezalar verilmesi de mısır'da kediye verilen önemi yansıtmaktadır. mısır halkı için kedi tanrısı bastet verimlilik, neşe ve sevgiyi temsil ediyordu. kedi başlı kadın olarak tanımlanan bu tanrıça mısır'da kedilerin tapılırcasına sevildiğinin ve değer verildiğinin en büyük kanıtı olarak kabul edilebilir.

 

 

büyük ekim alanlarına sahip olan mısır'da depolarda saklanan buğdayın, baş düşmanı olan farenin, kediler tarafından avlandığını gören insanlar kedilerin bakımını üstlenerek kedigiller ile ilişkinin ilk temellerini atmışlardır. zaman içinde; insanlar ile böyle büyük bir sorundan kendilerini kurtaran kediler arasındaki dostluk gelişmiş ve kedi insan yaşantısının vazgeçilmez bir parçası halini almıştır.

 

 

afrika kıtasında böylesine kabul gören kedilerin, avrupa kıtasına geçişi deniz ticaretinin başladığı dönemlerde olmuştur. rahat yolculuk yapabilen kediler gemilerde fareleri yedikleri için gemiciler tarafından da beslenmeye başlanmış bu da geçişin kolay olmasına olanak vermiştir.

 

 

11.yy da avrupa'da yaygınlaşan kediler hakkındaki görüşler kiliselerin etkisiyle oldukça değişerek, kedilerin; günahların taşıyıcısı olduğu, kedilere işkence yapılarak öldürmenin günahlardan arınmak için bir yol olduğu ve siyah kedilerin şeytanın kuklası olduğu görüşü yaygınlaştı. kediler hain ve kötü niyetli olarak tanımlandı. yaklaşık 13.yy'a kadar bu görüş etkinliğini korudu.

 

 

binlerce yıl önce insan yaşamına girmiş olan bu estetik ve gizemli hayvanlar bugün sevgi alışverişi yaptığımız ve yalnızlığımızı paylaştığımız arkadaşlarımız olarak insan yaşamında yerini almıştır.



Alıntıdır.
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

Alemtac

#2
Sevgili Scyth'in yazılarına ilave olarak; kedilerle ilgili batıl inançlar hemen hemen tüm dünya ülkelerinde yaygındır, özellikle kara kediyle ilgili olanı hepimiz duymuşuzdur. Nereden çıkmış, kara kediye atfedilen bu inanç:

Milattan önce 3000 li yıllarda, eski Mısırlılar zamanında kediler kutsal bir canlı olarak görülüyordu. Hatta siyah dişi kediler tanrıça olarak kabul ediliyordu. Kedileri hastalık ve ölümden korumak için kanunlar bile yapılmıştı.

Kedilerden, özellikle siyah kedilerden nefret, Hıristiyanlığın kendinden önceki kültürleri ve onların sembol kabul ettiği şeyleri yok etme güdüsü ile Ortaçağda, İngiltere'de başladı. Bağımsız, bildiğini yapan, "inatçı" ve "sinsi" karakteri, sayılarının da şehirlerde aşırı artması ile birleşince, kediler gözden düştü. O yıllarda evinde kedi besleyenler yalnız yaşayan fakir ve yaşlı kadınlardı. Yine o yıllar büyücü ve cadı inancının tüm Avrupa'da histeriye dönüştüğü yıllardı. Siyah kedi besleyen bu kadınların kara büyü yaptıklarına ve siyah kedilerin geceleri şeytana dönüştüklerine dair korku dolu halk hikâyeleri üretildi. Cadı konusu bir paranoyaya dönüşünce birçok zavallı kadın kedisi ile birlikte yakıldı. Fransa'da kral 13. Louis bu uygulamayı yasaklayana kadar her ay binlerce kedi yakıldı.

Tabiki, bir kara kediyle bitmiyor iş; İngiltere'de ise beyaz kedilerin kötü şans getirdiğine inanılıyor. Beyaz kedi görünce ellerini arkadan çapraz yapıyorlar.

Kedilerle ilgili diğer batıl inançlara gelince:

Yüzünü patileri ile temizleyen kedi, yağmurun habercisidir. Başka bir inanca göre ise beklenen sevgilinin yakın zamanda geleceğine yorumlanır.
 
Mitoloji'de de kedilerin üstün güçleri olduğu düşünülür. İnsanlara kızan tanrıların yeryüzüne gönderdikleri yıldırımlar kedi görünümdedir. Köpekler ise Mitoloji'de rüzgarla özdeşleştirilmiştir. Belki de bu yüzden İngilizce deki şakır şakır yağmur yağıyor anlamında kullanılan gökten kedi köpek yağıyor atasözünün kökeninde bu mitolojik inanç vardır.
 
Eskiden denizciler büyük bir yolculuğa çıkmadan önce güverteye kedi getirirlermiş. Eğer kedi uslu durursa yolculuğu iyi, eğer uzun uzun miyavlarsa yolculuğun çetin geçeceğine inanırlarmış.

Rüyada kedi görmekle de ilgili onlarca farklı yorum bulunur. Hıristiyan inancında belki de Ortaçağın etkisi ile- kedi görmek hayra alamet sayılmasa da, Hıristiyanlık öncesi kültürlerden kalma inançlarda ise rüyada kedi görmek iyi anlamdadır. Eğer rüyada üç renkli kedi görülürse aşkta şans, tekir görülürse işte şans, siyah beyaz kedi görülürse bebek sahibi olmak şeklinde yorumlanır. Eski Romalılar ise Eski Mısır'ın kedi kültürünü kendi kültürlerine taşımışlar ve rüyasında kedi tarafından tırmalanan bir kişinin başına kötü şeyler geleceğine inanmışlardır.

Amerika'ya Hollanda'dan göçenlerin bir kısmı eğer bebek istiyorlarsa bir beşiğe kedi bırakırlarmış.
 
İskandinavyalılar ise kedinin bolluk ve bereketi temsil ettiğini düşünürler.
 
Hindulara göre kedi, çocukluğun simgesidir.

Orta Avrupa'da kediye tekme atanın romatizma olacağına, kediyi öldüren çiftçinin hasatının bereketsiz olacağına inanılır.

Japonlar ise kedilerin öldükten sonra yüce bir ruha dönüştüklerine inanırlar. Hatta yaşayan kedilerin de dilerlerse bir kişinin ruhuna rahatlıkla geçebileceğini düşünürler.

İnternetten derlediğim kedilerle ilgili batıl inançlar aslında kedilerin biz insanlar için ne kadar gizemli olduklarını kanıtlıyor.
 

Alemtac

#3
Paul Moore; "Kediler gizemli yaratıklardır... Sizi mi seviyorlar yoksa yalnızca lütfedip evinizde mi kalıyorlar asla bilemezsiniz. Onları son derece çekici kılan bu gizemdir." demiş.
 

Alemtac

#4
Siyam ya da şimdiki adıyla Tayland, Doğu gizeminin en iyi temsilcilerinden biridir. Kedilerle her daim mistik ilişkiler kurmuş olan Siyam'ın kültürel hazineleri arasında dünya tarihinin belki de en eski kedi yazılarının olduğu ancak 20. yüzyılın başında öğrenilebilmiştir.

1350 ila 1767 yılları arasında el yazısı ile kaleme alındığı sanılan Tamra Maew (Kedi Şiir Kitabı), kedilere aşık Kral 5. Rama'nın emri ile 1868 ila 1910 yılları arasında Brahman Somdej Phra Buddhacharn Buddhasarmahathera tarafından resimlenmiş ve resimli kitaba Smud Khoi ismi verilmiştir.

Kral 5. Rama'nın kedi düşkünlüğü hüküm sürdüğü bütün yıllara damgasını vurmuş, kutsal sayılan kedilerden biri öldüğünde kraliyet töreni düzenlenmiştir. Saray ve halk ise cenaze töreninin ardından günler boyu yasa girmiştir.

Siyam tarihi boyunca aslında sadece Tamra Maew ve Smud Khoi değil bir çok hayvana ilişkin sayısız el yazması kitap üretilmiştir. Ama Siyam'ın bundan 400 küsür yıl önce başkenti olan Ayudhya büyük bir yangın geçirmiş ve günümüze sadece sözü edilen bu iki kitap ulaşabilmiştir.

Batılı araştırmacılar uzun yıllar bu kitapların izini aramışlarsa da ulaşamamışlardır. Daha sonra kitaplar Bangkok Milli Kütüphanesi'nde bulunmuştur.

Tamra Maew'de anlatılan ve Smud Khoi'de resimlenen 23 kedi vardır. Bunların 17'si iyi şans kedisi olarak tasvir edilmiş ve ermiş olarak kabul edilmişlerdir. Bunun yanı sıra 6 kedi ise uğursuz olarak anlatılmış ve bunlardan sakınılması konusunda bir çok öğüt de yazmalar içinde yer almıştır.

Ermiş sayılan 17 kedi şunlardır;

1) Nin-Rad

2) İsimsiz ("Güzel" diye adlandırılıyor)

3) Su-Pa-Lak ya da Thong-Daeng

4) Gow Theem

5) Ma-Laid ya da Dok-Lao

6) Som-Sort

7) Ra-Ta-Ne-Gam-Phon

8) Wi-Chi-On-Maad

9) Ni_La-Chack

10) Mu-Li-Laa

11) Grob-Wen ya da An-Maar

12) But_se-Weis ya da But-Ta-Tan

13) Kra-Jork

14) Singh-Hasep

15) Garn-Waek

16) Ja-Too-Bot

17) Korn-Ya-Ja

 

Uğursuz sayılan 6 kedi ise ;

1) Tuphalaphet

2) Phan-Phayak ya da Lai Sene

3) Pisaat

4) Hin-Thot

5) Karp-Phlerng

6) Nep-Staian

 

Alemtac

#5
Yukarıda adı geçen ermiş kedilerin resimleri için link;

http://www.koratworld.com/smudkoi2.html
 

Alemtac

#6
Bazıları "içgüdü" diyor ama ...


Hayvanlarda "Birşeyler" Var...



Hayvanların bazı esrarengiz davranışlarının nedeni hala çözülebilmiş değil. Acaba hayvanların insanlar tarafından bilinmeyen gizli yetenekleri mi var? Bu tür çok sayıda olay var. Araştırmacı Namık Talat Gürarslan'ın konuya ilişkin bir incelemesi :




Kediler genellikle uysal ve evcil hayvanlardır. Kuyruklarına basılmadıkça pek zarar da vermezler. Ne varki, kedilerin bazı garip davranışları da vardır. Öncelikle çok meraklı ve oyuncudurlar. Bu merak ve oyunculukları bazen tehlikeli ve ilginç sonuç�lara da yol açabiliyor.

Bir kedinin çok dikkatli bakışlarından biri. Sanki gördüğünü anlıyor ve değerlendiriyor

Adana'dan Ankara'ya kadar ...
Bilindiği gibi, köpekler, sadakatin sembolü�dürler. Sahiplerine ne kadar bağlı olduklarına ilişkin şimdiye kadar pek çok olağanüstü örnek olaylar yaratan köpekler, aynı zamanda şaşırtıcı bir yön bulma ve iz sürme yeteneklerine de sahiptirler. Fakat, yön bulma ve iz sürme yetenekleri ile, yüzlerce kilometre aşarak, sözgelimi, çok sevdikleri sahiplerini bulabilmeleri, gerçekten olağan�üstüdür.
Ali Leventoğlu ve ailesi, 1980 yılında, Ankara'dan, Adana Osmaniye'deki çiftlikle�rine tatil için gitmişlerdi. Bir süre sonra Ankara'ya döndüler. Çok sevdikleri Duman adındaki köpeklerini çiftlikte bırakmışlardı. Bu duruma çok üzüldüğünü huysuzlaşarak belli eden Duman, bir süre sonra ortadan kay�boldu ve bütün aramalara rağmen bir daha ortalıkta görülmedi.
Ali Leventoğlu; bir yıl sonra, yani 1981 yılında, büyük oğlunu evlendirmiş ve Atatürk Orman Çiftliği'ndeki bir salonda düğünlerini yapmaktaydı. Bu sırada salonun çıkış kapısı�nın yanına, toz toprak içinde ve açlıktan kemikleri birbirine yapışmış bir köpek gelmiş ve dışarı çıkanları dikkatle süzüyordu.
Geç saatlerde, Ali Leventoğlu ailesi bir�likte dışarı çıktıklarında, dışarıda bekleyen köpek, hemen yanlarına koşarak, özellikle çok sevdiği küçük Ayşe Leventoğlu'nun ellerini ve yüzünü yalamaya başladı. Çok ani olan bu olay karşısında ilkin paniğe kapılan baba Ali Leventoğlu, köpeği kovmaya çalıştı, fakat bır an sonra onun, Adana'da bıraktıkları köpek�leri Duman olduğunu anladı ve; "Bu duman! Adana'da bıraktlğımız köpeğimiz. Taa oradan gelip bizi buldu!" diye hayretle bağırdı.



Adana'nın Osmaniye ilçesinde küçük sahibinden ayrılan Duman, o günden sonra ortadan kaybolmuştu. Ankara'ya gelen küçük Ayşe bir gün köpeğlnl karşısında görünce gözlerine inanamadı


Yüzlerce km katetti
Gerçekten, hemen hemen bir yıl kadar bir zaman içinde Duman, Toros dağlarını da aşa�rak, yüzlerce kilometrelik yolu katetmiş ve inanılmaz bir olayı gerçekleştirmişti. Duman'ın bu kadar yolu geçerek, bir de hiç bilmediği bir düğün salonuna gelmesi ve sahiplerini bul�ması, acaba sadece bir içgüdü, iz sürme ve yön bulma yetenekleriye açıklanabilir mi? Yoksa bu ve benzeri olaylarda bilinmeyen bir 'psişik iz sürme' yeteneği mi söz konusumu?



Almanya'dan Türkiye'ye dönüş ...
Hayvanlarda, görülen kısa mesafeli bu yön bulma veya iz sürme yeteneği doğal olarak kabul edilebilir. Fakat aşılacak mesafe bin�lerce kilometre olursa, burada bir olağanüstü�lük aranabilir. Üstelik, bu hayvan bir kuş değil de bir kedi ya da bir köpek ise ...

Mehmet Tunç, Almanya'da çalışan bir Türk işçisiydi. 1980 yılında Türkiye'ye ailesi ile birlikte tatilini geçirmeye geldi. Dönü�şünde ise buradaki evinden kedisi Minnoş'u da alarak Almanya'ya götürdü. Evde kafesin�den çıkarılıp serbest bırakılan Minnoş, iki gün sonra birden kayboldu. Bütün aramalara rağmen bulunamayınca, Mehmet Tunç, Alman makamlarına baş vurdu ve yoğun bir arama başladı.

Aradan haftalar geçti. Artık Minnoş'tan ümit kesilmişti. Tam 61 gün sonra, Türkiye' deki akrabaları Mehmet Tunç'a, Minnoş'un Türkiye'ye, evine döndügünü yazdıklarında, başta Mehmet Tunç dahil olmak üzere Alman makamları da şaşkınlık içinde kalmışlardı.



"Minnoş" adlı kedinin Almanya'dan kaçıp Türkiye' ye dönmesini, yüksek tirajll Alman Bild gazetesi, "Ilginç ve büyük haber" olarak böyle yayınladı





2500 km yürüdü
Olaya Alman Bild gazetesi de yer verdi. Min�noş günün konusu oldu. Minnoş, 61 günde tam 2500 kilometrelik bu yolu acaba hangi içgüdü ile aşmıştı?.. Minnoş bu çok uzun yolu, 'psişik iz sürme' yeteneği ile aşmıştı.

Kedinin örnek aşkı ...
17 Şubat 1983 tarihinde gazetelere geçen ilginç bir haber şöyleydi: Fransa'da bir dişi kedi, Paris'teki 'aşkına' kavuşabilmek için 700 kilometre katetti. Sahipleri Paris'ten, Fransa' nın güneyindeki Bagnols-Sur-Ceze'ye taşınan 'Blanchette' adlı beyaz kedi geçtiğimiz Eylül ayında yeni evinden kaçtı. Sahiplerinin bütün aramalarına karşı bulunamayan kediden umut kesildiği anda, Blanchette'in Paris'teki eski aşkının yanında olduğu haberi geldi. Kedinin 700 kilometrelik yolculuk boyunca nasıl beslendiği ise anlaşılamadı.



Kedilerin karşılama töreni ...

Leo Talamonti, Yasak Evren adlı kitabında, İstanbul'daki Fracsız Konsolosu'nun 1952' de açıkladığı ve gene İstanbul'un kedileri ile ilgili olan bir olayı anlatır: Fransız Konsolosu'na göre, Fransa'nın Marsılya limanında kayıtlı olan bir şilebin mürettebatı, İstanbul'a uğradıkları bir sırada, gemiye bir düzine kedi almıslar, daha sonra gene İstanbul'a geldiklerinde, kedileri tekrar İstanbul sokakla�rına salmışlardı.

Kediler şilebi bekliyor
Bir yıl sonra, geminin yolu bir kez daha İstanbul'a düştü. İstanbul'a gelişinden bir gün önce, limandaki görevliler, belirli bir rıh�tımda bir düzine kadar kedinin toplandığını ve ertesi güne kadar ısrarla orada kaldıklarını gördüler. Buna hiçbir anlam veremediler. Ertesi gün şilep limana girdiğinde, kediler, geminin mürettebatını karşılamaya hazırdılar!
Konsolosun belirttiğine göre, söz konusu şilebin arada sırada yaptığı İstanbul seferle�rinde belirli bir tarifeye uyulmuyordu. Tala�monti, böyle bir olayın içgüdü ile açıklanamayacağını öne sürüyor, kedilerin her biri ile geminin mürettebatı arasında mev�cut olan belirli bir telepati ya da durugörü ilişkisi üzerinde duruyor.

İstanbul'daki konuşan kedi...
Anlaşıldığına göre, İstanbul'un kedileri, hay�vanlarda parapsikoloji olaylarını araştıran kişilerin dosyalarında, özel bir yere sahiptiler. 1968'de Istanbul Hayvan Hastanesi'nin Baş veterineri Dr. Hayrullah Orakoğlu, Pala adındaki bir ev kedisinin, bir kedinin becere�bileceği kadarıyla, bazı kelimeleri söyleyebil�diğini açıkladı. Söylendiğine göre, Pala, git, gel, yemek gibi kelimeleri telaffuz edebiliyordu. Bu ilginç olayı inceleyen veterinerler, Pala'nın söylediklerinin rahatça anlaşılabildi�ğini belirttiler.

Köpekler haber verdi ...
1984 yılının Mart ayı içinde, Sinop'un yaklaşık 40 köyünde ortaya çıkan heyelan nedeniyle, binalar çöktü, derin çukurlar oluştu, göller ortaya çıktı ve ağaçlar kayboldu. En büyük hasar ise Ayancık ilçesine bağlı Babaçay köyünde meydana geldi. Bu köydeki can kay�bını Tomi adındaki bir köpeğin saatlerce havla�ması önledi. İsmail Kaya adında biri olayı şöyle anlatıyor:
"İnanılmaz olaylar meydana geldi. Bir anda evlerimizin yerleri değişmeye başladı. Çukurlar açıldı. Kulakları sağır edercesine büyük bir gürültü meydana geldi. Her şey, 5-10 dakika içinde oldu. Can kaybı olmaması. 'Tomi' nin havlamalarından bir şeyler olacağını sezin�leyip. köy halkının evlerini terketmeleri ile mümkün oldu."

Kedi ışınlanıyor mu?
1985 yılının şubat ayın içinde Teşvikiye'deki evlerinde, Feriha Tekgül ile kız kardeşi Meliha'nın tanık oldukları olay oldukça şaşır�tıcıdır. Bu kişilerin geceleri balkona bıraktık�ları Nazlı adında bir kedileri var. Bayan Feri�ha, bir gece, kendisini "Anne, anne" diyerek çağıran bir sesle uyandı. O sırada yatağının üzerinde Nazlı'yı gördü. Çok şaşırdı ve ürktü. Anne, anne diye kendisine seslenen sanki kedisi Nazlı idi.
Kalkıp diğer odada yatan kız karde�şini uyandırdı ve olayı ona da anlattı. Nazlı'yı gece balkondan içeri ne zaman aldığını sordu. Bayan Meliha, Nazlı'yı içeriye kendisinin almadığını söyledi. Bu tuhaf durumu konu�şurlarken ayaklarına sürtünen Nazlı, birden ortadan kayboldu! Tekrar balkona koymak için Nazlı'yı aradıkları sırada, balkondan gelen seslerle irkildiler. Şaşkınlık ve korkuyla balkona baktıklarında, Nazlı, kendisini içeri almaları için balkon kapısını tırmalıyordu...



Kediler, çoğu kişinin tanık olduğu gibi, sahipleriyle telepatik ilişki kurarlar. Özellikle Siyam kedileri, bu özellikleriyle tanınırlar




Bir başka ulus: Hayvanlar
Bir doğa bilimci şöyle söylüyor: "Bizimkinden eski bir dünyada, hayvanlar, bize oranla daha gelişmişler. Onları insan terimleri ile tanımla�makta ısrar ediyoruz. oysa değiller ... Hepsinde, bizim zamanla kaybettiğimiz veya hiçbir zaman edinemediğimiz yetenekler var. Onlar kardeşimiz değil. Bizlerden aşağı seviyede de değiller. Onlar, biz insanlarla aynı yaşam ve zaman dilimi içerisinde bulunmak zorunda kalan bir başka ulustur. Belki de. en anlasılmaz şekilde davranan, en dar görüşlü ve öğrenilmesi en güç olan memeliler, biz insanoğullarıyız.



Kaynak:
Bilinmeyen, Sayı:33
 

maskesiz

#7
Pazar günü bodrum örendeki yazlığımıza giderken bafa gölü kıyısında durup çay içiyoruz hep aynı yere gideriz gözleme söyledi ailem ve yemeğe başladık bu sırada bir erkek serçe dişilerden biraz daha iri ve büyük gagalı oluyorlar baya yabani görünümlü masya kondu önce yanlış görüyorum diye silkindim yo değildi bildiğimiz serçe masaya konmuştu pek yaklaşmaz diye biliyorum insanlara başıyla tabağımı gösterip başını önüne uzatıyordu köpeğimizin beden dilini kullanmasına alışkın olduğumuz için gözleme istediğini anlıyı vermiştim hemen bir parça kopardım uzattım elimden almadı kaçmadıda masayı göseriyordu beyfendi elimden değil masadan yiyecekmiş uzattım gözleme parçasını aldı uçtu yere kondu yedi bu sefer iletişim kurduya yüzüme bakıp yeri gösteriyor bir parça daha kopardım uzattım alsın diye yok yeri gösteriyor severim böyle durumlarda saf ayağına yatmayı köpeğimizede yaparız öyle güzel öyle masum anlatırlar ve öğretirlerki istediklerini saygıyla eğiliyorum önlerinde

sonsuz sevgilerimle
Sevgi ve ışığın önünde saygıyla eğiliyorum.

Alemtac

#8
çok güzel :))

Çocukluğumda yavru kedileri gündüzden elbise dolaba saklar, geceleri onlarla uyurdum. Sabahta kimse görmeden bahçeye yollardım. Ama fazla uzun sürmedi bu saadet, annem keşfetti elbet :) Öyle bir olay oldu ki, bir süre uzak durdum kedilerden...Bir gece, elbise dolabından gelen ses üzerine, biraz korku ama ağır basab merak yüzünden dolabın kapılarını açtığımda karşımda beyaz kocaman bir kedi duruyor ve gerçekten usul bir sesle miyavlıyordu. Acilen yatağıma attım kendimi ve "anne, annecim" diye bağırdım. Annem anında odamdaydı, kediyi gösterdim. "Ah yinemi kedi aldın", "ben almadım", "nasıl geldi öyleyse buraya", "bu sefer ben almadım", annem kediyi kucaklayıp bahçeye götürürken söyleniyordu "sen almadıysan nasıl gelecek, belki balkon kapısı açık kalmıştır, oradan girmiştir, eee dolaba nasıl girdi...yalan söyleme", "doğru söylüyorum"...annem uzunca bir süre yüzüme, gözlerimin içine baktı. "Neyse yat uyu, sabah konuşuruz". Tabiki uyuyamadım, doğru annemin yanına :) Sabah açıklayabilecek hiçbir şey olmadığından koca kedinin dolapta olmasının suçu bana kaldı.
 

maskesiz

#9
:)) çok tatlısın canım kardeşceğizim benim
kediler mekan ve form değiştirebiliyorlar benim deneyimim güzel değil ve kedilerden uzak durdum ama onları seviyorum :)))
Sevgi ve ışığın önünde saygıyla eğiliyorum.

Scyth

#10
Bugün eklenen Metatron'un mesajında konu ile ilgili kısmı ekliyorum.

" Fakat biz size, Dünya üzerinde belki Kedi Ailesi olarak adlandırılan bir fiziksel form içindeki "Düşmüş" Felidae Üstadının bir versiyonundan bahsedeceğiz.

Metatrona soru: Sirius-A nın Canidae ve Felidaesine dair bilgi ilgimi çekti.Kedi ve Köpekleri de konuşurmusunuz? Bu konuyu açabilirmisiniz?



Metatronun yanıtı: Kedi ve Köpek ailesi olarak isimlendirilebilen belirli türler, Canidae ve Felidaenın tasarımcı türevleri olarak gerçekten eşsizdir. Onlar İnsanlara yardım ederek özel bir rol icra ediyorlar. Kedi "Ailesi" versiyonları genetik olarak Atlantis Çağında tasarımlanmıştır.



Kediler ve Köpekler



Bu türev içindeki Kedi ve Köpeklerin her ikisi de, onların odacısı olarak, İnsanlara yardım veren bir Enerji olarak hizmet ediyor.Her ikisi de İnsanlarla Enerjilerini katıştırma kapasitesine sahiptir ve bu odacılıklarının bireysel parçaları olma yeteneğindedirler.O, her ne kadar bu özel görünüm köpek ve benzerleriyle daha yaygın olarak vuku bulsada, onların sahiplerinin fiziksel karakteristiklerini bunların da sıklıkla göstermeye başlama nedenidir.



Köpek ve benzerleri son derece bir bağlılık ve koşulsuz bir sevgi yayarlar.Enerjisel bir adama İnsanlarca alınır ve bu bir çok yolla destek olabilir.Köpekler yoldaşlık ve koruyuculuğun her ikisi de olur.



Feline, Kedi, onların Bilinç alanı içinde, çok daha Dünyevi olmayan (maddesel olmayan) bir alan içindedir.O geçmişteki toplumların, Puma, Kaplan, Aslan ve Jaguarın Feline formlarına tapınma nedenidir.



Bu Varlıklar, Dünyevi olmayan düşünce formlarının son derece farkındadırlar ve gizli bir güç ve koruma sunarlar.Kedi ailesi, Negatif Enerjiler ve istenmeyen düşünceden onların odacıları için çok büyük bir korumanın yeteneğindedirler. Köpeklerin belirli türleri de bu yeteneğe sahiptir, fakat o Felidaeler içinde daha etkileyicidir.



Kedilerin mırıldanması, İnsan Aurasını koruma ve onarmada şifa için çok yararlıdır.Kedilerin gizemli görünümü uzun bir süre takdir görmüştür, ve "Kedi Tapınakları", Şaman aileleri ve yoldaşlarının yanı sıra birçok kadim toplum içinde de kullanıldı. Lupuslar ve diğer Köpek ve benzeri türler de, kurt gibi, ek olarak bu yeteneğe sahiptir.Kedi ve Köpeklerin her ikisi de, İnsan gözünden çok daha büyük bir boyutsallığı duyumsama ve görme kapasitesine sahiptir.



İnsan Bilinci ile Eşsiz bir Katışma



Kedi ve Köpekler olarak bahsedilen Canidae ve Felidae versiyonu, ancak onların Siriuslu görünümlerinin bir Enerji spektrumu ve eksiksiz Bilincinin bir parçasıdır.Yine de bu ifade öyle olması için düzenlenmiştir, bu Varlıklar, İnsan odacısının evrimine son derece yararlı "Ev Hayvanı" ve İnsan arasında evrimleşebilen 3.Boyut Bilincinde İnsana hizmet etme ile böyle bağlanmış olmaktadırlar.



Kedi ve Köpeklerin Dünyasal Bilinci, güçlü bir içgüdüsel tetikleme ile düşünce örnekleri üzerinde daha fazla işler.Onların düzenlenen DNA mühendisliği, bir müttefik olmaları için ilahi bir tarzda amaçlanan yetenek ve bir eşsizliğe sahip olsunlar diye böyledir, İnsanlar ile çalışmaları için İnsanla programlanmışlardır.Bu vuku bulduğunda bu Varlıklar, onların odacısı tarafından gönderilen düşünce imajlarını telepatik olarak alma kabiliyetinde olurlar. İnsan düşüncesi tam olarak yaşayan bir Kristali programlayabilir, her ne kadar farklı bir formatta olsa da, aynısı Kedi ve Köpekler için de vuku bulur. O, Kedi ya da Köpek içinde İnsanın bireysel bir görünümünün formasyonu olarak adlandırılabilir."Ev Hayvanları" sonrasında, duygusal ve fiziksel tarzın her ikisi içinde İnsana yardım yeteneğinde olurlar. Rahatlığı, Enerjiyi, iyileşmeyi, yoldaşlığı, hastalığı araştırma, Aura yırtıklarını kesinleştirme ve Eterik ve fiziksel alanlarda koruma sağlayarak.



Bir İnsan formu bireysel bir parça olarak Felidae ve Canidae ile katıştığında, o Enerji, sık Enkarnasyonu ya da diğer yaşam süreleri içine iliştirme ve aynı yaşam süresi içinde sahibine yardım etmeye devam etmeyi eşsizce evrimleştirebilir. Böylece bir İnsan, çeşitli ardışık Kedi ve Köpek bedenleri içinde, 70 yıllık bir süreden daha fazladır, onların Kedi ve Köpeklerinin aynı Enerji Özüne sahip olabilir.



Örnek olarak, şimdiki zaman içinde bir odacı Kanal olan iki Kedi, bu misafirlik içinde bir çocuk olarak onlarla farklı bir beden içindeydi, ve gerçekten, Mısırdaki geçmiş yaşam süresi içinde evcilleştirilmiş leoparlardı."
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

Alemtac

#11
KEDİLERİN GÖZLERİ NEDEN KARANLIKTA PARLAR?

Kedilerin gözlerinde güneş var...Mısırlılar buna inanıyordu. Kedilerin gözlerinin karanlıkta parlamasının nedeni biyolümünesans değildir. O halde öncelikle, biyolümünesans nedir?

Biyolüminesans Nedir?

Biyolüminesans, bazı canlı organizmaların, bazı kimyasal reaksiyonlar sonucu oluşturdukları biyolojik ışık üretme becerisi Bu mekanizmanın biyokimyasal açıklaması şu: Işığın üretileceği ve yansıtılacağı hücrede lusiferin denen bir maddenin lusiferaz denen bir enzimle, ATP enerjisi kullanılması yoluyla gerçekleşen oksidasyonu sonucu ışık ortaya çıkar Ateşböcekleri, bazı mantarlar ve algler, süngerler, taraklılar, derisidikenliler, yuvarlak ve halkalı solucanlar, mürekkepbalıkları, tulumlular, bazı balıklarda biyolüminesans olayı görülür Biyolüminesans olayının nedeni, beslenme, üreme ve düşmanlarından korunma Derin su balıkları, avlarını cezbetmek amacıyla, mürekkep balıkları hem av hem de düşmanlarının da kaçmak için, taraklılar da beslenme amacıyla ışık çıkarırlar Işığın büyüklüğü ve tonu hayvanın büyüklüğüne, avın ve düşmanın durumuna göre ayarlanır Eğer tehlike büyükse mümkün olduğunca çok ışık çıkartılıp düşman şaşırtılmaya çalışılır Biyolüminesans bazı bakteriler (Vibrio ve Photobacterium) aracılığıyla da çıkartılabilir Bu bakteriler canlılarla simbiyotik bir ilişki içindedirler Anomalops sp ve Photoblepharon sp gibi balıkların gözlerinin altında ışık organlarının içinde bulunan bu bakteriler sürekli ışık çıkartırlar Eğer balıktan ayrılacak olurlarsa ışık çıkartmazlar Aynı biçimde bakteriler olmayınca balık da ışık çıkartamaz


Bunların yanında sualtında biyolüminesans olayını çok yakından da görebilirsiniz Bilindiği gibi yakamoz olayı da bir biyolüminesans sonucu oluşur Tekhücreli canlılardan olan bazı planktonlar (Noctiluca sp) da ışık çıkartabilirler Bazı yaz gecelerinde, dalgalar ve akıntılar aracılığıyla ve sayılarının da çok artmasıyla olay daha da belirginleşir Eğer tüplü dalış yapıyorsanız yakamozun olduğu yerlerde bu olayın tam içinde olabilirsiniz Özellikle de Karadeniz kıyılarında ve İstanbul Boğazı'nda yapacağınız bir gece dalışında Gökyüzünde ayın olmadığı bir zaman bu olay daha da belirgin olur.



Kedilerin gözleri karanlıkta neden parlar?

Kediler ve diğer birçok memeli türleri, gözlerinin damar tabakasında "Tapetum Lucidum" adı verilen bir yapıya sahiptir. Bu yapıda bulunan guanin kristalleri sayesinde, gözün arka kısmına düşen ışık yeniden retinaya yansıtılır. Retinaya geri yansıtılan ışığın bir kısmı mercekten geri döner ve gözlerin gece parlamasına neden olur. Bu yapı sayesinde, karanlıkta gözün alabildiği ışık miktarı arttırılmış, daha doğrusu mevcut ışıktan daha fazla yararlanılmış olur. Bu nedenle de, gözlerinde "Tapetum Lucidum" bulunan hayvanlar, karanlıkta daha iyi bir görüşe sahiptir.

Kaynaklar:

www.baybul.com
www.sephiye.com




 

Alemtac

#12
Mona, sabahları epeyce erken kalkıyor. Bende erken kalkmayı severimde, ama sabah 4'te değil. Önce yatağın aşağısında miyavlıyor, uykuma karıştırıyorum, duymamazlıktan gelip kaldığım yerden uykuya devam ediyorum falan. İki gündür de başka bir yol buldu, gelip göğsümün üstüne oturuyor. Yüzümde hissettiğim nefesle uyandım, gözümü açtığımda iri sarı gözleri gördüm ilk önce ve hafifçe titredim. Mona gayet sakin " miyaaavv" dedi, gözlerimi kapadım, tekrar açtım, her açışımda miyav demeye devam. "Monacım, henüz erken, uyumam lazım canım, hadi git" dedim ve gitti. Oh biraz daha uyuyabileceğim diye düşünürken üzerime basıp yatağın bir öbür yanına bir bu yanına atlamaya başladı. İlla uyanacağım yani.
 

Scyth

#13
Kasyopya Celseleri'nden ilginç bir bilgi. :)


"4 Mart 1995 Frank, Laura, TR ve JR, SV

S:(J) Kedilerimizden birinin bize sanki birşey söylemek
istermiş gibi bakıyor olmasının bir anlamı var mı?
C: Kedilerinizden biri, hayır şunu iki yapalım, 3'üncü seviyeye
geçmeye yakın.
S:(T) Sabrina yükseliyor, terfi edecek. (J) Üçüncüye
geçtiğinde ona ne olacak? İnsan mı olacak?
C: Evet.
S:(J) Vau. (T) Kedilikten insanlığa geçtiğinde, kedi bedeni
ölecek mi?
C: Evet.
S:(T) Bu, bizim zaman ölçümümüzle yakın bir gelecekte mi
olacak?
C: Yanlış kavram, bir sonraki enkarnasyonu kastediyoruz, ne
zaman olursa. Bu arada ismi kim verdi?
S:(J) Ne ismi? (L) Sabrina mı? (S) Kedinin ismi mi? (T) İki
kedimiz mi? (L) Belki. (T) Kedilerimiz üçüncü yoğunluk adayı.
...
C: Aynen öyle.
S:(L) Peki bu durumda, 4'üncü yoğunluk adayları 4'üncü
yoğunluğa geçerken bedenlerini terk mi etmek zorundalar?
C: Evet, ama eğer dalga vardığında hala bedenlerindeyseler
buna gerek olmaz."


Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

ogenezis

#14
Kediler harika yaratıklar..muhteşem arkadaşlar..Ben bir keresinde kapıda kalmıştım
Telefon ediyorum oğlum bir türlü uyanmiyordu.anahtarimi almayı unutmusum..kapiyi çaldım çaldım açan yok..artik çilingir cagiracaktim kapıda kedim miyavladi..miya..adi..kizim koş abini uyandır kapıda kaldım ben dedim..biraz gittu geldi..sonra tekrar gitti abisini uyandirmisv..kapiyi actilar..oglum çok sasirmisti..miya  gitmis miyavlamis oğlum uyanmayinca elini hafif işitir gibi yapıp uyandırmış kapıya getirmiş onu..
Çok tatlis benim kedim ve bizi anlıyor..bazan bir sürü şeyler söylüyor heyecanlı heyecanlı ..anlamıyorum seni  kedicigim diyorum..gelip öpüp gibi yapıp gidiyor..