Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

Kaybolan arıların sırrı Metin Münir

Başlatan sirera, 03 Nisan 2011, 05:13:18

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

sirera


Türkiye dahil dünyanın birçok ülkesinde arılar kitle halinde kayboluyor.  Bir sabah içi bal dolu kovanlardan çıkıyorlar ve bir daha geri dönmüyorlar. Arkalarında neden geri dönmemiş olabileceklerine dair hiçbir ipucu bırakmıyorlar. Ne ölüleri bulunuyor ne de başka bir yere göç ettiklerine dair emare...
Bu endişe verici bir gelişmedir çünkü arılar doğadaki en önemli görevlerden birini yapıyorlar. Bu görev döllendirmedir.
Bir kovanın arıları günde yüz bin çiçek döllendirir. Çiçekten çiçeğe dolaşırken erkek polenlerle dişi polenleri buluşturur. Bu buluşmadan tohum, meyve meydana gelir.
Nasıl erkek olmadan kadın hamile kalamazsa, arı olmadan da birçok bitki çoğalamaz. Meyve, sebze, yenilebilir otlar, çiçekler ve fındık ceviz gibi sert kabuklu yemişlerin yüzde sekseni arılar tarafından döllenir.
"Yediğimiz üç sokumdan birini arılara borçluyuz" diyor bir uzman.
Albert Einstein'in birçok konuda olduğu gibi bu konuda da klasikleşmiş bir lafı var: "Eğer arı yeryüzünden kaybolursa en fazla dört yıl sonra insan da kaybolur. Arı yoksa döllenme yoktur, döllenme yoksa insan yoktur."
Arıların neden kaybolduğunu öğrenmek için Amerika Birleşik Devletleri'ne gideceğiz. Arılar 2007'de birdenbire burada kaybolmaya başladı. Bazı yerlerde yüzlerce kovan birdenbire boşalıyordu. Pennsylvania eyaletinde arılar bir günde bir arıcının üç bin kovanını birden terk etti.
Amerikalı arıcılar ortalığı velveleye verince diğer ülkelerdeki arıcılardan da ses gelmeye başladı. Fransa'dan Japonya'ya, Türkiye'den İngiltere'ye sayısız ülkede benzer kayıplar olduğu ortaya çıktı.
Bilim adamları bu esrarengiz yok oluşa Koloni Çöküş Sendromu adı verdiler. (Bir kovan grubunun meydana getirdiği arılara koloni denir.) Birçok suçlu incelendi: Parazitler, bakteriler, genetiği ile oynanmış bitkiler, arıların yön bulma organlarını etkilemesi mümkün cep telefonları, sırayla sanık sandalyesine oturtuldu. Ama suçlu bunların arasında değildi.
Diğer bütün olası nedenler elendikten sonra gözler yavaş yavaş Amerika'nın tarımdan çok endüstriye benzeyen, mono-culture denilen, tek ürün ağırlıklı üretim tarzına çevrildi.
Çünkü organik tarım yapan yerlerde, doğal haline bırakılmış arılarda bir sorun yoktu. Kayıplar "gezgin" diye tarif edilen, her yıl döllenme görevi yapmak üzere tek ürün üretim bölgelerine taşınan arılarda yaşanıyordu.
ABD'de mono-culture küçük ülke büyüklüğünde alanları tek bitkiye, örneğin badem veya kiraza, tahsis etmek demektir. Buralarda başka bitkilerin yaşamasına izin verilmez onun için buralarda yılda sadece birkaç hafta dışında çiçek yoktur. Çiçek olmadığı için de arı yoktur.
Her yıl ilkbahara doğru, TIR'lara yüklü kovanlarda milyarlarca arı, ABD'nin birçok eyaletinden tek ürün bölgelerine taşınır.
Florida arıcıları şubat ayının sonundan başlayarak arılarını yükleyip Kaliforniya'nın dev badem ve narenciye plantasyonlarına götürürler. Dört bin kilometreden uzun olan yolu kat etmek bir hafta kadar sürer.
Mart ortalarında arılar Florida'ya geri getirilir. Mayısta Kanada hududundaki kiraz plantasyonları için yeniden yola çıkılır.
ABD'deki arıcılar gelirlerinin yüzde yetmişini baldan değil arılarını bu şekilde çalıştırmaktan kazanıyor. Amerika'nın yeni köleleri arılardır.
İşte bu çalışmadan döndükten sonradır ki arılar ortadan kayboluyor.
"Kaliforniya'ya götürdüğüm arılar geri geldikten birkaç hafta sonra kaybolmaya başlıyor" diye konuştu bir arıcı. "Florida'da bıraktıklarımda hiçbir şey yok."
Ama neden? Yarın anlatacağım.

Kaybolan arıların sırrı çözüldü (2.)
Yıllık ortalama 1,7 milyon ton civarındaki dünya badem ürününün yüzde sekseni ABD'nin Kaliforniya eyaletindeki dev çiftliklerden alınır.
İki buçuk milyon dönümlük bir alanı kapsayan bu çiftliklerde arı yaşamaz. Çünkü buralarda ağaçlar birkaç hafta çiçek açar. Başka bitkilerin yaşamasına izin verilmediği için bu kısa dönem dışında çiçek yoktur.
Arılar çiçeklerden beslenir. Onun için bademliklerde barınmaları mümkün değil. Bu nedenle ilkbaharda oralara başka yerlerden arı getirilmesi lazım ki çiçekleri döllenebilsin ve ağaçlar badem versin.
Şubat ayının sonlarına doğru badem çiçeklerini döllendirmek üzere arılar TIR'larla Kaliforniya'ya taşınır. ABD'de iki küsur milyon arı kovanı var. Bunların yarısı bu hicrete katılır. Çiçek mevsiminden sonra arılar binlerce kilometre yol kat edip üslerine geri götürülür.
Badem gibi mono-culture yani tek ürün tarımı uygulanan her yerde durum aynıdır.
Tek ürün bölgelerinin bir başka özelliği daha var. Plantasyonlarda hastalık orman yangını gibi çabuk yayıldığı için büyük miktarda sinek ve böcek öldürücü kimyasal kullanılır. Ağaçlar havadan ve yerden sürekli kimyasallarla yıkanır.
Bitkisel kimyasalların atası Almanlar tarafından keşfedilen ve Birinci Dünya Savaşı'nda kullanılan kimyasal silahlardır. Savaştan sonra kimyasal silah üreticileri fabrikalarını kapatmak için ürünlerine sivil alanda kullanım sahası aradılar. Tarımı buldular. İnsanları öldürmek için icat edilen formüller sinek ve böcek öldürmek amacıyla tarımın hizmetine sunuldu.

Piyasaya yeni ilaçlar sürüldü
İnsanları saymazsak, bundan en çok ilaçlanmış, yani zehirlenmiş bitkilerden bal ve polen toplayan arılar etkilendi. İlaçlanmış çiçeklere konan arılar şaşkın ve zihni bulanık sarhoşlar gibi yalpalamaya başlıyorlardı. Sürekli üstlerini temizlemeye çalışıyorlar, sonra düşüyor, bir daha kalkamıyorlardı.
Şikâyet üzerine kimya şirketleri 2003'te piyasaya yeni tarımsal ilaçlar sürdü. Bunlar sadece belli böcekleri öldürecek ama arılara zarar vermeyeceklerdi. Gerçekten arılar ilaçlı çiçeklere temas ettikten sonra hiçbir şey olmamış gibi yaşamlarına devam ettiler.
Ama üslerine geri döndükten sonra kovanları terk etmeye ve dönmemek üzere ortadan kaybolmaya başladılar. Bilim insanları hem arılarda hem de kovanlarda yüksek miktarlarda "zararlılara" karşı kullanılan kimyasal buldu. Bir Amerikan üniversitesi yirmiden fazla değişik kimyasal tespit etti. Ve şu ortaya çıktı:
Yeni böcek ilaçları arıları hemen öldürmüyor, sinir sistemlerini yavaş yavaş tahrip ediyordu. Hafıza kaybına neden oluyorlar ve arının yön bulma yeteneğini yok ediyorlardı. Arılar kovanlarına dönemiyorlar çünkü yolu bulamıyorlar veya hatırlamıyorlardı.
Kimyasal kullanılan yerlere götürülen koloniler çöküyordu. Yerinde, normal koşullarda bırakılanlara ise hiçbir şey olmuyordu. Çözüm basit gibi görünüyor ama değil. ABD'de çıkar lobilerinin büyük siyasi gücü vardır ve kimya şirketleri çok güçlüdür. Önlem alınmasını önlüyorlar. Arılar ölüyor, kimyasallar ise serbestçe ve bol bol satılmaya devam ediyor.
Arı darlığı başlayınca Avustralya'dan Kaliforniya'ya jumbo jetlerle kovan taşınmaya başlandı. Bilim adamları da kendi kendine döllenen bir badem cinsini mükemmelleştirmeye çalışıyor.
İtalya, Fransa ve Slovenya'da ise bazı kimyasallar yasaklandı. Bizde yasaklanmadığını söylememe bilmem gerek var mı? Demek ki arıların neden ortadan kaybolduğu sır değil. Sır olan paragöz insanın nasıl bu kadar aptal olabileceğidir. (Not: Bu yazının birinci bölümü dün yayımlanmıştı.)
Ama belki bu da sır değil.
Einstein kâinatta sonsuz olan tek şeyin insan aptallığı olduğunu söylememiş miydi?
http://ekonomi.milliyet.com.tr/kaybolan-arilarin-sirri-cozuldu/ekonomi/ekonomiyazardetay/02.04.2011/1372249/default.htm
Beton ağır, çelik serttir ama çimenler her zaman galip gelir. (Yabanıl'dan)

Scyth

#1
Aklıma bir soru takıldı mono-kültür tarım ABD dışında ne çapta yapılmakta; mutemelen dünyanın genelinde benzer tarım ilaçları kullanılıyor. ABD dışında insan kaynaklı arı yer değişimlerinin dünya çapında bu denli büyük yapıldığını zannetmiyorum. Son derece mantıklı bir açıklama bu konuda okurken tatmin oldum fakat bununla birlikte arıların kayboluluşunun yaklaşan dalgayla bağlantılı olduğunu düşünüyorum.
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

Alemtac

#2
Arıların alzheimer olmasının nedenleri arasında, güneşteki solar fırtınalar da var. Solar fırtınalar manyetik alanı bozuyor  ve arılar manyetik alanı algılayamadıkları için yönlerini şaşırıyorlar. Güvercinler, yunuslar ve balinalar da aynı arılar gibi yönlerini Dünya'nın manyetik alanına göre buluyorlar. Karaya vuran yunus ve balinaların da aynı arılar gibi yön duygusunu kaybetmelerinin nedeni olarak solar fırtınalar olduğunu söyleyen bilim adamları var. Bünyelerinde bulunan magnetit adı verilen demir minerali, magnetozom adı verilen bir organelin ( zarla çevrili, özelleşmiş hücre içi yapı ) içinde bulunuyor. Eğer canlılar dünyanın manyetik alanını algılamada bir problem yaşarsa yönlerini kaybediyorlar. Bugüne kadar meydana gelen bilinen arı kolonilerinin çöküş sendromu olguları hep solar fırtınaların en yoğun olduğu zamanlara denk geldiği söyleniyor.

Nedeni ne olursa olsun, farkedilen gerçek arıların ortadan kaybolduğudur. Tüm nedenler ortadan kaldırılsa bile arı popülasyonun toparlanması ne kadar zaman alacaktır? Keşke diyorum, bıraksak Dünya'yı da bildiği gibi dönse.
 

Tgur

#3
Bizdeki arıların en büyük derdi bedenlerine yapışan warrao denilen küçük bir kene tipi ,tabii dışardan ithal ettik bu zararlıyı, yani dünya arılarının da derdinin biri bu ,belki de keneler kendilerini yok etmek üzere hazırlanan insektisitlere karşı başkalaşım geçirip bu tipe dönüştüler ,

Arıcılar buna karşı ,bu verim düşürücü zararlıya karşı, naftalinden başlayıp bir çok kimyasallar denediler,son zamanlarda tütün zehirini bir miktar seyreltip kullanmaya çalışıyorlar, anlıyacağınız yenilen balın içerisinde bu tip, insana zararlı, fosfor bileşikleri içeren kimyasallar var ,bunun miktarı belirli bir seviyeyi aştığında bal dışarıya ihraç edilemiyor ,

Neticede, aldığımız bir çok gıdadaki kimyasalları baldan da nasipleniyoruz,
Bu yaşlara kadar sağlam kalabildiğimize göre almaktan haz duyduğumuz bilgi, K.ların da söylediğine göre koruyor mudur nedir..


Scyth

#4
Dalga'nın getireceği yıkımı bilenler; sonrasında dünyayı yeniden inşa etmek için planlar yapıyorlar. K'ler celselerde kakao tohumlarını depolayanlar olduğunu söylemişti. Bunun dışında artan maden fiyatları ve değerli metallere rağbet artıyor. Ben ekonomiden pek anlamam ama yapmaya çalışdıklarının finansal sektörde payı altının yerine alternatif olarak kullanılabilecek metallare kaydırarak ekonomiyi yeniden inşa etmek ve bu kaynakları birer teminat olarak kulllanmak olduğunu düşünüyorum. Zira afetten sonra insanlar herşeye ihtiyaç duyacaklardır; herşeye. Bitkilerin yeniden genetik kodlamalara tabi tutulmasının altında yatan birincil sebep artan dünya nüfusunu besleyebilmek olarak gözüküyor. Artan nüfus azalan dünya kaynakları, değişen ekosistem kağıt üzerinde devletleri bu alanlardaki arge projelerine para yatırmaya yada ülkelerinde bu bozuk genli ürünleri yetiştirmeye mecbur bırakıyor gibi gözüküyor. Fakir ülkeler iştirak edemedikleri arge projelerine ürünleri ülkelerinde yetiştirip insanlarını birer denek olarak kullanarak iştirak ediyor. Ülkelerinde üretim yapmaya müsait şartlar olmayan ülkeler ise bu ürünleri ithal ediyor; örneğin Türkiye gibi. Direk bozuk tohum kullanmak yerine tarım ilaçlarıylada nispeten bu deneylere iştirak ediliyor. Gerçek amaç ise afet sonrası dünyanın değişen iklim şartlarına dayanıklı süper bitkiler yetiştirmek ve insanın buna ne denli tepki ve dayanıklılık göstediğidir.. En soğuk ve en sıcak hava şartlarında yetişebilen, kendi kendini dölleyebilen bitkiler. ABD, içinde tohum olan ve düştüğünde toprağa bir miktar saplanması planlanan bitki bombacıklarıyla (bu ismi uydurdum çünkü uçaktan atılan bombalara benziyorlar) çorak bölgeleri ağaçlandırmaya çalışıyor. Ben bunun görünürde iyi niyetli gözüken amacının altında süper bitki projesinin bir parçası olduğunu düşünüyorum. Değişecek dünya  sosyo-ekonomik, iklimsel  ve siyasi şartlarının yaratacağı kaotik ortam da yiyeceğe,suya, ilaca ve korumaya sahip olanlar buradan güçlenerek çıkacaklardır. Aç insanlara dediğini yaptırmak kolaydır; örneğin Afrikada ki misyonerlik faaliyetleri. Bunları yazarken Afrika'daki müşkül durumun bile sunni biçimde yaratıldığını ve buradaki insanların maruz kaldıkları misyonerlik faalieyetlerinin tek dünya devletinin mikro ölçekteki bir deneyi olduğunu düşünüyorum. Aristo insanın düşünen bir hayvan olduğunu söylemişti; insanlar bugün en alt seviyede ihtiyaçlarını karşılayabiliyorken yani beslenme ve korunma; düşünmek için fırssat buluyorlar. Tabi genelde pek hayırlı işler düşünmüyorlar:). İnsanı aç, susuz ve korumasız bırakırsanız o zaman hayvanı uyandırısınız ki dünyada insandan daha tehlikeyi bir hayvan yoktur. Dinazorlardan bile tehlikedirler :). İnsan görünümlü bu yeni türün en büyük avı gene kendi türünden gelenler olacaktır. İşte bahsedilen yamyamlığın doğuşuda böyle olacaktır bence. Temel itiyaçlar karşılandıktan sonra bile bazılarının bir kültür ve damak zevki için insan yemeye devam edeceklerini düşünüyorum. Direk ve dolaylı olarak maruz kaldığımız modern insanlığın gereği olan her şey aslında bir deneyin parçasıdır. Bu deneyde insanları kontrol ve uykuda bırakmaya devam etme misyonuna hizmet eder.
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

Pınar

#5
W. Reich'in bir sözü geldi aklıma nedense; "Dinle küçük adam" da idi sanırım bu. "İnsanlar, aç insanların neden grev yaptıklarını düşünüyorlar oysa asıl düşünülmesi gereken neden hepsinin greve katılmadığıdır." ;)
Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)