İçimdeki Tanrı

Başlatan seyyah, 20 Mayıs 2010, 18:12:35

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

seyyah

#15
Birbirinizden Farklı Değilsiniz

Koca bir dağı bir anda yıkabilir misin?

Kalbinin üzerine katman katman döktüğün katranları da bir anda temizleyemezsin. Bunları bir anda temizlememen gerekir. Hemen tam bir temizliği insanoğlu kaldıramaz; ya delirir ya da inanç sistemini sorgulamaya başlarsın. Yavaş yavaş, sindire sindire. Özünüzle buluşmak için acele etmeyin. Acelecilik sizdeki katmanların azalmasına değil artmasına yol açar.

Uygulama:
Yalnız olarak rahat bir ortama girin. Çevrenizdeki herhangi bir varlığa odaklanın; bir yaprak, bir çiçek... Onun enerjisiyle bir bütün olduğunuzu düşünün, ondan farkınız olmadığını düşünün.

Saçma mı geldi? O zaman yapmayın, hazır değilsiniz...

Onunla bir bütün olduğunuzu, o olduğunuzu hissedin. Onun karşılaştığı zorlukları kendiniz karşılaşmış gibi hissedin. Onun etrafına yaydığı güzellikleri de siz yayıyormuşsunuz gibi hissedin.

Sırayla bu tekniği hayvanlar ve en son da hiç tanımadığınız insanlarla deneyin. O hissi yakalayabilirseniz, o varlığa bir daha asla eskisi gibi bakamazsınız.

Hiçbirinizin birbirinizden farkı olmadığını, birbirinizin tamamlayıcısı olduğunuzu ve her birinizin özünün ne kadar güzel olduğunu anlarsınız.

Madde aleminin insanoğluna giydirdiği katman katman elbiseye bakma. Onun saf, temiz, çıplak olan özüne bakmayı öğren. Hiçbiriniz birbirinizden farklı değilsiniz. İyi insan kötü insan diye birşey yok. Eksikliklerini fark eden ya da henüz fark etmeyen insan vardır. Bunu sakın unutma...
 

seyyah

#16
Engeller Gelişiminiz İçindir

Özünüz öyle muhteşem, öyle saf, öyle temiz ki. Çünkü onda "Tek" olandan bir parça var...

Birer tohumsunuz siz. Düzgün mükemmel tohumlarsınız. Dünya'ya, madde alemine saçıldınız, toprakla buluştunuz, filiz vermeye başladınız. Fırtına, rüzgar, kuraklık gibi dış etkenler sizin özünüzün ne güzel bir tohum olduğunu unutturdu.

Büyük bir mücadele başladı. Siz mücadele ettikçe dış etkenler daha da arttı. İsyan ettiniz. Neye, kime, niçin isyan ediyorsun? Bu oyunu sahneye koyan da, oynayan da, seyreden de sensin.

Halbuki, gelen fırtınanın senin bitkini nasıl güçlendirdiğini düşünsen, bir sonraki fırtına için daha hazırlıklı olmanı sağladığını düşünsen, sabırla o fırtınanın sana öğrettiği bilgiyi içine alsan, bir daha öyle bir fırtınayla karşılaşmazsın.

Karşınıza çıkan her engel sizin gelişiminiz içindir.
 

seyyah

#17
Karanlık Zannettiğin Aydınlık

Kim bilebilir senin içindeki zenginliği senden başka. Ararsın senin içindekini birinin söylemesini, sana yol göstermesini. Boşuna; bu zamanda böyle birini bulamazsın. Herkes kendi iç dünyasını anlamakla uğraşırken kimse kimseyle ilgilenemez. Siz beşer varlığınızla anlayamazsınız fakat hepiniz kalplerinizin derinliklerinde hissediyorsunuz, kum saatindeki kumların azaldığını.

Bilmeden, aradığınızın ne olduğunu bilmeden, istediğinizin ne olduğunu bilmeden aramak. Karanlıkta yolunu bulmak için bir ışık ararsın, küçücük bir ışık, yolunu aydınlatacak, bilmediğin, karanlık ama bir o kadar da muhteşem bir çekimin olduğu yolu aydınlatsın diye. Kimseyi arama sana fener tutması için; kalbine bak, bak nasıl ışıldıyor, pürüzsüz, kesiksiz bir ışık. Dikkat edersen, o ışığın önündeki yoldaki her zerreyi nasıl aydınlattığını görürsün.

Sır sensin. Senin kalp ışığının aydınlattığı gibi hiç bir beşer varlık senin yolunu aydınlatamaz. Her varlık kendi yolunu kendi aydınlatabilir. Yolun sonunu mu merak ettin, ne mi var? Teklik var, bir olmak var, sen varsın. Asıl senle buluşma var. Bunu kalbinin derinliklerinde hissediyorsun, bunun için sana zifiri karanlık gelse de, bu yolda yürümek istiyorsun. Onun için bir rehber arayıp duruyorsun...

Bu zamanda dünya realitesindeki varlıklar kendilerine rehberlik yapabilecek durumdadırlar. Sadece ilk kıvılcımı yakacak birilerine ihtiyaç duyabilirler.

Artık kalplerin dillenme zamanı geldi.
 

seyyah

#18
Küçülmeden Büyüyemezsin

Küçülmeden büyüyemezsin. Küçücük minicik bir zerre olduğunu bilmezsen, büyüdüğünü sadece zannedersin.

Etrafına bir bak, bir düşün herşeyin önce bir çekirdek olduğunu, sonra yavaş yavaş gelişimini tamamladığını hatırla. Bu döngü canlı tabiatı için değişmez bir kuraldır.

Kalbinin derinliklerindeki o engin denize ulaşabilmek için önce küçük minicik bir su damlası olmayı isteyeceksin. Hemen okyanus olmak istersen sadece o olduğunu zannedersin, ben oldum dersin, içindeki Tanrı'yı bulduğunu zannedersin. Bulduğun sadece ve sadece senin sen olmana izin vermeyen benliklerinden başkası değildir.

Bir çiçek tomurcuk olmadan açamaz. Tomurcukluğun güzelliklerini ve zorluklarını bilmeden olgun bir gül olamaz.

Bulunduğun her evredeki seni seveceksin, eksikliklerinle seni seveceksin.

Kendinin hangi evrede olduğunu bilip, küçük adımlarla tortularını temizlemeye, eksikliklerini tamamlamaya ilerlersen, sendeki sene ulaşırsın.

Kum tanesi olmadan kumsal kumsal olur mu? Su damlası olmadan okyanus olur mu?

Varlığın bilir özünün ihtişamını. Fizik alemdeki şartlar unutturur ne kadar bene sahip olduğunu. O benliklerdir insanoğluna damla olmadan okyanus olduğunu zannettiren.

Varlığınla fizik alemdeki senin bir olması içindir bu çaba; o zaman tekliği asıl seni yaşarsın, bütün perdeler kalkar, hiçlik başlar. Artık sen, sen zannettiğin değil, olman gerekensindir. Başlangıçta olduğu gibi...

Bu döngüyü her insanoğlu tamamlamak zorundadır, amacı budur.
 

seyyah

#19
Hiç Olmak

"Hiç Olmak" kendini değersiz hissetmek değildir. Tam tersine içindeki zenginlikleri keşfedip, bedenli kimliğinin özüne göre bilgisinin hiçliğini fark etmektir. Bunu anlayan varlık küçüklüğünü anlar. Varlığın tekamül seviyesine göre gösterdiği dirayet, özveri, sadakat gibi düşünceler artık onunla bir olmaya başlar. Yanlızlık duygusu şuur sahasını kaplar. Çokluğun içindeki yanlızlıktır bu. Bu durumu kabullenmesi o kadar kolay değildir. Çoğalan yanlızlığında mutlu olmaya başlar. Bu insanoğlunun beşeri varlığıyla anlayabileceği bir mutluluk değildir. O artık içindeki Tanrı'yı bulma yolunda önemli bir adım atmıştır. Artık ne bir insan ne de bir Tanrı'dır. Teşevvüşü yaşamaya başlamıştır. Tıpkı kozasından çıkmayı bekleyen bir kelebek gibi kendindeki değişimi izlemeye başlamıştır. Artık içindeki benler azalmış, tam bir sakinlik hüküm sürmektedir. Duru, dup duru bir okyanus gibi. Baktığın zaman sadece dinginlik veren engin bir su, ama içine daldığında seni hayrete düşüren müthiş bir zenginlik...

Hiçlik insanoğlunun kendi içindeki okyanusu seyretmesi, içine dalıp zenginliklerini fark edeceği ana kadar sabırla beklediği durumdur.

Öyle bir durumdur ki; beklenti yoktur, acelecilik yoktur, kuşku yoktur. Sadece sakinlik vardır. Yanlızlık vardır...
 

seyyah

#20
Sabretmek

Sabretmek; neye sabretmek, niye ve kimin için sabretmek? Şunu anlamak gerekir ki hiçbir güç, hiçbir enerjinin insanoğlundan beklentisi yoktur. Buna ihtiyacı hiçbir zaman olmamıştır ve olmayacaktır. Önünde duran bu koca dağa kendin için tırmanıyorsun, zirvesindeki ödül için.

O dağa her insanoğlu tek başına çıkmak zorunda. Yoluna çıkan taşları tek tek aşmalı. Bunu yaparken canı yanacak, vazgeçecek ama sonra tekrar kalkıp yoluna devam edecek. Başka çaresi yok. Yolun sonunda ödülü kendisi. Özünü bulmaya gidiyor. Kendiyle buluşmaya, bir olmaya... Bu çağrıya kulak vermese olur mu?

Dağa tırmanırken önüne çıkan en büyük taş sabırdır. Hiçbir şey bilmeden, ne olduğunu bilmeden sabretmek, tevekkül etmek, dünya hayatında yaşadığı zorlukları kendi özünün hazırladığını, kendi iyiliği için olduğunu bilmeden sadece hissederek beklemek, güvenmek, isyan etmemek. Bu dağın kendi içinde, kalbinin üzerinde olduğunu bilmemek, hissetmemek.

Her bir taşı aştığında hislerin artar, zirveye çıkmak için acele edersin. Şunu unutma ki bu yolda aceleciliğe yer yok. Aldığın her yeni bilgi özüne işlemezse ileriye tek bir adım atamazsın, yerinde sayarsın.

Sabretmek, beklemek, beklentisiz beklemek, ne olacağını bilmeden beklemek tam bir teslimiyet gerektirir. Kendine, özüne güven. Bilsen ki o dağın zirvesinde dup duru bir okyanus var. O okyanus seni o kadar uzun zamandır bekliyor ki...
 

seyyah

#21
Mutluluk Nedir?

Mutluluk nedir, hiç sordun mu? Sana öğretilenler mutlu olmana yetiyor mu? Bir düşün. Kimse var mı etrafında gerçek mutluluğu bulmuş, bedeninin her zerresinde hissettiği daimi bir mutluluğu.

İnsanoğlu ömrü boyunca mutluluğu arar durur. Hiç bakmayı düşünmez kalbinin derinliklerine. Bir baksa görecek asıl olanı, asıl mutluluğu, asıl sevgiyi, asıl aşkı...

Kalbin derinliklerine inmek kolay değil. Çok zor, acı bir yol. Bu yol yerine, insanoğlu mutluluk zannettiği şeylerin etrafında dönüp durur. Ta ki kalbinin içindeki okyanus harekete geçtiğinde onu hissedene kadar. İşte o zaman aslını, özünü hissetmeye başlar. Bildiği ve unuttuğu gerçek mutluluğu aramaya başlar. Kalbinin en derinlerinden gelen bu çağrıyı duymazdan gelemez. Yanar kavrulur, vaz geçmez, geçemez... Amacı budur artık, bilir. Ödülü çok büyüktür. Aslıyla bütünleşmek mutluluğa erişmektir.
 

cesur

#22
seyyah bugün süt günü, süt dünyaya geldikten sonra ilk besinimiz, batini anlamda ledün ilminin sembolü, beyin ve ömirilik sütün özü, bu konuda konuşalım mı?
 

sirera

#23
Nasıl oldu da bu başlığı göremedim diye şaşkınlık içindeyim.  Paylaştıklarınız süt gibi verimli, var edici, ilham verici. Dünya süt gününde okumak ayrıca hoş oldu. Teşekkürler paylaştığınız için. Sütün taşması, sütün özü benim de ilgimi çeken bir konudur. Birarada birbirini kıyasıya iten ve çeken kuvvetlerin bir anda birleşip taşması sütün köpürmesini hatırlatır bana. Süt hakkında bilgi ve sezgilerimizi paylaşmayı ben de isterim.
Beton ağır, çelik serttir ama çimenler her zaman galip gelir. (Yabanıl'dan)

seyyah

#24
Sayın Cesur ve Sirera,
Yorumlarınız için tesekkurler. Sütün sembolik anlamı konusunda yeni bir konu başlığı açarsanız konu ile ilgili paylaşımda bulnmaya çalışırım, severek. Forumunuza ve burada paylaşılan kanal mesajlarına oldukça yeniyim, daha doğrusu ilk kez burada rastladım ve inceleme fırsatı buldum. Bu konuları forumunuz vasıtası ile incelemek ve soru sormak için kendime "ogrenci" isimli ikinci bir kullanıcı açtım.
 

seyyah

#25
Kapıyı Açacak Olan Sensin

Kapıyı çalıyorsun açan yok mu? Düşündün mü neden açılmadığını? Hazır mısın? O kapının sana açılmasını istiyor musun? Yoksa göreceğin gerçeklerden korkuyor musun? Bir düşün.

Kapıyı kim çalarsa, açacak olan da odur. Açılmasını bekleme. Özün bilir ne zaman açılacağını ve bilir kapının ardındakini. Seni korkutan beşeri hayatından ayrı bir yaşam. Bilmez misin bu hayatları sen kurguladın, senin kurgun. Sen sana ait olduğunu zannettiğinden ayrılmaktan korkuyorsun.

Kapıyı açarsan kontrolün sende olmayacağını beşer varlığınla düşünüyorsun, özünü unutuyorsun. Onun için önce kalbinin etrafındaki tortuları temizle, aklını kalbinle bir et. Sonra o kapıyı ardına kadar aç, asıl mutluluğu, unuttuğun mutluluğu yaşa...
 

seyyah

#26
Bilgi paylaştıkça çoğalır. Biz teşekkür ederiz.
 

seyyah

#27
Bilgiyle Karşılaşmak

İnsanoğlu unutmamalıdır ki aldığı her nefes onun tekamül etmesi için verilmiş bir fırsattır.

Aldığınız her nefesin kıymetini bilin ve bilin ki aldığınız her nefeste engel dediğiniz aslında sınavınız olan olaylarla karşılaşacaksınız. Karşılaştığınız her bir olaydan sizin beşer ve manevi hayatınızı dengede tutmanızı sağlayacak tekamülünüz için gerekli olan bilgiyi alırsınız. Tıpkı istiridyenin içinde saklı olan inci tanesi gibi.

Her zaman olayların içindeki inciyi ara bul. Sonra onu kalbinin içindeki o engin okyanusa at ki o bilgiyi özümsemiş ol. İncilerin kalbinin içindeki okyanusta çoğaldıkça nasıl bir dönüşüm yaşadığını fark edeceksin. Beşer hayatındaki her bir değişimde manevi hayatının yani özünün bilgisini değişimin oranında hatırlamaya, hissetmeye başlarsın.

İncilerini biriktir, ta ki siyah inciyi bulana kadar.
 

seyyah

#28
İnsanoğlunun Arayışı

Kurak bir çölde gezen gezgin misali, suyu bilir, suya susamış ama nerede bulacağını bilmez, arar durur.

İnsanoğlu da bu misal, aşkla özünü arar durur.  Bulmak için önüne çıkan yöntemleri dener, o aşkı tekrar yaşamak için. Her denediği yöntem bir sınav, bir deneyim. Ondan alacağını alır ama yine bulamaz içini kavuranı. Bu kavuşma arzusuyla başka arayışlara girer. Karşısına çıkan kendi gibi beşer varlıkların onun içini kavuran bu aşk ateşini söndürecek suyu vereceğini sanır. Medet umar, beklentiye girer; hadi der, hadi her söyleneni yaptım neden bu içimdeki ateşi söndüremiyorum; daha da alevleniyor, yakıp kavuruyor beni.

Çağrı o kadar büyür ki, artık haykırmaya, yardım edecek başka birilerini aramaya devam eder. O aradıkça sınavlar zorlaşır. Sınavları geçtikçe olgunlaşmaya başlar. Artık ateşin kavurmasına alışmıştır, sakindir.

Yavaş yavaş anlar ki, o kalbindeki okyanusta çıkılan bu içsel yolculukta herkesin kayığı kendine, kimse kimsenin kayığını kullanamaz. Ancak sınavlardan daha önce geçenler kayığın nasıl kullanılacağını anlatır.

Önce kendi kayığını nasıl kullanacağını öğren. Sadece sen kullanabilirsin ve ancak o zaman içinde kalbinin derinliklerinde seni yakıp kavuran o ateşi söndürmeye gidebilirsin.
 

seyyah

#29
Hiçbir Zaman Oldum Deme

Kalbinin derinliklerine indiğini, o engin okyanusa ulaştığını mı sanıyorsun? Yoksa ulaştığını zannettiren beşer varlığının sana oynadığı bir oyun mu? İşte bu nokta insanoğlunun en dikkat etmesi gereken noktadır.

İnsanoğlu bilgi enerjisi ile karşılaşmaya başlayınca aslında özünde saklı olanı bulup onunla tekrar hemhal olmaya, kendinde oluşan değişiklikleri fark etmeye başlar. Gücünün farkına varmaya başlar. İşte tehlike buradadır. Eğer bu noktada ben duygusundan yani egosundan sıyrılabilirse özüyle buluşma yolunda en büyük sınavı verir. Yoksa kalbinin derinliklerinden sızan o parlak, sıcacık ışığın büyüsüne kapılıp aydınlandığını, özüyle bütünleştiğini sanır. Bu, aydınlanma yolundaki sınavlardan biridir oysa...

Hiçbir zaman oldum deme. Olduğunu zannettiğin zaman sınavı veremediğin zamandır. Sadece izle, sendeki değişimi izle...

Özünle buluştuğunu nasıl anlayacağını mı merak ediyorsun? O eşsiz buluşmada duygu yoktur. Beşer varlığınla hissettiğin, bildiğin duygular yoktur. Onun için oldum diyemezsin. Sen artık sen değilsindir, tek olmuşsundur. Artık damla değil okyanus olmuşsundur.

İste özünle bir olmayı, iste. Egon için değil, tek olmak için iste. Hiçbir istek karşılıksız kalmaz. Eğer istediğinde samimiysen özün duyar sesini, yardım gelir. Samimi değilsen, dünya hayatındaki gücü istiyorsan yine yardım gelir. Egonun sesini öyle yüksek duymaya başlarsın ki, o ses artık senin etrafında kalın duvarlar örmeye başlar. Başka hiçbir sesi duymak istemezsin. Kendi etrafında dönüp durursun...

Dua et. Ettiğin duada samimi ol!