Haberler:

Yayınlanan son celse forumda! 26 Eylül 2026🎉

Ana Menü

Gurdjieff

Başlatan Tiversonus, 04 Mayıs 2009, 19:09:22

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Tiversonus

\"Aşağıda ki yazı felsefe forumundan alınmıştır.\"


\"İnsanlar uyumaktadırlar ve bunu kabul etmezler. Bütün insanlar sadece makinedirler, bütün faaliyetleri mekaniktir. Psıkoloji insanlarla ilgilidir, makinelerin incelenmesi için psıkoloji değil mekanik bilimi gerekir.

Bir makine kendini tanıyamaz, tanıdığında mekine olmaktan çıkar.  İnsan hareketlerinden sorumludur, makine değildir.

İnsanın başlıca yanılgısı, yapmaya muktedir olduğuna dair inancıdır. Ancak bunu insanlara söylediğinizde inanmayacaklardır ve onlara düşmanca ve nahoş gelecektir.  Özellikle de gerçek olduğu için düşmanca gelir.

Herkes hiç bir şeyin yapılması gerektiği gibi yapılmadığını iddia eder.

Aslında her şey yapılabileceği tek şekilde yapılmaktadır, eğer tek bir şey değiştirilebilseydi her şey buna bağlı olarak farklı olabilirdi. Her şey başka şeylerle bağlantılıdır.

İnsan bir çok BEN sahibidir. Her insanın içinde 5-6 bazen daha çok ama sınırlı sayıda BEN vardır. Bunlardan her biri yönetimi ele aldığında kendinin asıl BEN olduğunu yani EFENDİ olduğunu sanır ve diğer benlere ait en ufak bilgisi olmaz. İnsanda bu BEN değişimlerini kontrol edecek hiç bir şey yoktur. İnsan&makine bu durumu fark etmemekte, bilmemektedir. Benler, rastlantıların gücü ile veya mekanik olan dış dürtüler tarafından yaratılmışlardır. Eğitim, taklit, okuma, dinin uyuşturuculuğu, sınıflar, gelenekler, yeni sloganların cazibesi dış tesirlerdendir.

İnsanın bireyselliği yoktur, bir tek büyük BEN sahibi değildir, birçok kendini ben sanan benlere bölünmüştür. Her bir küçük ben kendini BÜTÜN adına çağırmaya yetkilidir; anlaşmaya, anlaşmamaya, söz vermeye, kararlar almaya muktedir ki, sonradan bütün diğer benler bunların sonuçlarıyla uğraşmak zorunda kalalacaklardır. Her küçük ben'in imzaladığı çeklerin ve akitlerin sorumluluğunu yüklenecek olması, insanın yani Bütün'ün trajedisidir.

Çoğu zaman insanın ömrü küçük tesadüfi benlerin imzaladığı akitlerin gereğini yerine getirmek yükümlülüğü ile geçer. Her insanın sınırlı "rol" repertuarı vardır ve bunun dışında bir role zorlandığında kendini kısa sürede huzursuz ve rahatsız hisseder ve kendi repertuarındaki herhangi bir role dönmek için büyük çaba harcar. Döndüğünde gerilim biter ve rahatlık (uyuma hali) başlar.İnsan repertuarı dışındayken "üşür, utanır ve herkesten kaçmak ister.

"Burada SEÇİM zorunluluğu gelir! İnsan rahatı mı seçecektir yoksa kendi üzerinde çalışıp huzursuzluğu mu?

İnsan hapishanededir ancak bunun farkında değildir. Farkına varan her aklı başında kişi hapisaneden kaçmak ister, kaçmak için tünel kazmak lazımdır. Bunun dört gerekli şartı vardır;


a) Özgür olmadığını, hapishanede olduğunu kabul etmek.
b) Evvelce hapisaneden kaçabilmiş kimselerden yardım almak.
c) Kaçış organizasyonu asla tek kişi olarak gerçekleştirilemez. Bir grup çalışması elzemdir.
d) Büyük bir çalışma ve çaba gereklidir.



Büyük bir çalışma ve çaba gereklidir : "belirli bir amaca yönelik şuurlu çabalar".İnsan yeterince yöntemli ve kararlı ise bir alışkanlığını değiştirebilir. Ancak ; Bir kimse kendi üzerinde çalışıyorsa o kimse mümkün olabilecek ek değişiklikleri hesaba katmalı ve bunları önceden düşünmelidir. (Kendi üzerinizde değişikliğe muvaffak olduğunuz her husus, değişmesini belki de arzu etmediğiniz alışkanlık ya da karakter özelliklerinizi etkiler ve siz farkına varmadan devreden çıkar ya da beklemedikleriniz devreye girer.)Ya da ! Değişmek isteyen fazlalıklarını "terk" etmelidir.


İnsanların feda etmeleri gereken en önemli şey "ıstıraplarıdır". İnsan öyle yapılmıştır ki ; ıstıraba olduğu kadar asla başka şeye o kadar çok bağımlı değildir. Zevklerden daha kolay feragat edilir.Istırap olmadan birşey kazanılmaz ama ayni zamanda insan ıstırabını feda ederek işe başlamalıdır.


Kaynaşma ve içsel birlik (vahdet); sürtüşme ile "evet" ve "hayır" arasındaki mücadele ile elde edilir. (evet ya da hayır seçeneklerinden biri doğru cevap değildir, mücadele doğru yolda oluşun işaretidir.)Ancak bu mücadele yanlış bir taban üzerinde cereyan edebilir ve bu yanlış ve natamam bir kristalizasyondur.


Bu insan daha fazla gelişme imkanına sahip olamıyacaktır. Gelişme imkanını yeniden sağlamak için o insan tekrar eritilmelidir; bu ise sadece korkunç ıstırap ile mümkündür.


Evet ve hayır arasındaki mücadele "hemen değerli bir şeyi feda etmekle" başlatılabilir. Bununla beraber sonsuza kadar değil!


Kristalizasyon elde edildikten sonra "feragatler, mahrumiyetler ve feda etmeler" artık gerekmez. Bundan sonra insan neyi isterse ona sahip olabilir. Artık onun için yasalar yoktur, o kendi başına bir yasadır.


Yollar (tekamüle giden), gündelik hayatın karşısında olup başka ilkelere ve yasalara dayanmaktadır.


Dördüncü yolda imana gerek yoktur, aksine her çeşit iman dördüncü yolun karşısındadır.Yolu arayan insan, yolu bilen ilk insana rastladığı ana "ilk eşik" ya da ilk adım denir. İlk eşikten itibaren "merdiven" başlar. Merdiven süresince kişi her şeyden; yoldan, rehberden ve kendinden şüphelidir, hiç bir şey sabit değildir. Bazen aşağılara düşer ve yeniden başlaması gerekebilir. Fakat son basamağı geçtiği anda yola girdiğinde rehbere karşı şüpheleri ortadan kalkar ama aslında ona ihtiyacı eskisinden çok azalır. Bir çok bakımdan bağımsız olur ve nereye gittiğini bilebilir. Çalışmasının sonuçlarını artık kolaylıkla kaybedemez. Yolu terk etse bile başladığı yere dönmeyecektir.


Dördüncü yolda merdiveni çıkmak için koşul; İnsanın kendi yerine bir başkasını yerleştirmeden bir üst basamağa geçemiyeceğidir. Böylece insan yükseldikçe kendini izleyenlere daha da bağımlı olur. Onlar durursa O da durur.


Öğrenci ne derece yüksekse, öğretmen de o derece yüksek olabilir. Aslında öğrenci öğretmenin seviyesini hiç göremez ve ne derece aşağıda iseler o derece yüksek bir öğretmen isterler. (Genellikle insanın kendisi beş para etmediği halde İsa'nın öğretmenliğinden başkasını istemez.) daha aşağısına razı değildir.


Öğretmen ve öğrenci birbirine muhtaçtır. İnsan aldığını derhal vermelidir, ancak bu şekilde daha fazlasını alabilir. Aksi halde kendisine verilmiş olanda ondan alınacaktır.Subjektif yol, okul yolundan geçer.Objektif yol, sade vatandaşın yoludur. Onlarda tekamül eder, ne var ki onların yolu çok gereksiz tekrarla dolu olarak çok uzun olabilir.


Kendi kendini inceleme, kendini bilmeye götüren çalışma veya yoldur. Bilgi herkesin yolu olamaz ve çoğunluğa mal edilemez. Kanun böyledir. Bilgi de maddedir ve daima sınırlıdır. Eğer bilgi madde ise; "Belli bir yerde ve belli bir zamanda belirli miktarda mevcut demektir. Belli bir devre süresince örneğin 100 yıl boyunca insanlığın tasarrufunda belirli miktarda bilgi vardır.


Bilgi ve varlık seviyeleri dengeli olmalıdır; insanın gelişmesinin üzerinde cereyan ettiği iki çizgi vardır: "bilgi" ve "varlık" çizgileri. Doğru tekamülde her iki çizgi birbirlerine paralel olarak, birbirlerine yardımcı olarak gelişirler. Bunlardan biri daha uzun olursa insanın gelişmesi yanlış olur; er ya da geç gelişme durur. Eğer bilgi varlığı aşarsa, o insan bilir ama yapma gücüne sahip değildir. Bu yararsız bilgidir. Varlık bilgiyi aşarsa, o insanın yapma gücü vardır ama neyi yapacağını bilemez. Kazandığı varlık gayesiz hale gelir ve onu kazanmak için gösterdiği çabaların yararsız olduğu görülür.


Bilgi başka şeydir anlama başka şeydir. Anlama bilginin varlık ile ilişkisine bağımlıdır. Anlama, bilgi ve varlığın bileşkesidir.İnsan sadece kendini incelemenin ve müşahadenin değil fakat kendisini değiştirmek amacıyla kendi üzerinde çalışmanın gerekli olduğunu anlamalı "her şeyi bir bütün halinde BAŞKALARININ ONU GÖRDÜĞÜ GİBİ kendisini bütünüyle görmelidir."Bu amaçla insan, hayatının farklı anlarına, farklı duygusal durumlarına ait kendisinin "mantal fotoğraflarını" çekmeyi öğrenmelidir.


Eğer bir insan bir şeyi hatırlarsa onun için hatırlanması daha önemli olan diğer on şeyi unutur. Ve özellikle kendisi ile ilgili olan şeyleri, belki evvelce çektiği o "mantal fotoğrafları" kolaylıkla unutur.


Dünyada cereyan eden büyük çaplı her olay dışardan yönetilir; Ya tesirlerin raslantı eseri olan bileşimleri veya genel kozmik kanunlar tarafından yönetilir.


İnsanların her şeyden çok sessizlikten korktukları, konuşma eğilimimizin kendini savunmadan kaynaklandığını ve daima bir şeyleri görmekten, kendine bir şeyleri itiraf etmekten kaçınma temeline dayandığı açıkça görülmelidir.Gerçek sanatta raslantı eseri olan hiç birşey yoktur. Gerçek sanat matematiktir.




Mordevrim

#1
Tiversonus dostum, yazıyı siyah renkte ve fontları normal yapabilir misin? Bu şekilde çok rahatsız edici ve okunamıyor maalesef.
 

Tiversonus

#2
Dünyada cereyan eden büyük çaplı her olay dışardan yönetilir; Ya tesirlerin rastlantı eseri olan bileşimleri veya genel kozmik kanunlar tarafından yönetilir. İnsanların her şeyden çok sessizlikten korktukları, konuşma eğilimimizin kendini savunmadan kaynaklandığını ve daima bir şeyleri görmekten, kendine bir şeyleri itiraf etmekten kaçınma temeline dayandığı açıkça görülmelidir. Gerçek sanatta rastlantı eseri olan hiç bir şey yoktur. Gerçek sanat matematiktir. Ondaki her şey hesaplıdır ve önceden bilinebilir. Sanatkâr, vermek istediğini bilir ve anlar; Eseri, ayni seviyedeki insanlar üzerinde daima ve matematiksel bir kesinlikle bir ve aynı izlenimi doğuracaktır.

İnsanlara yardımcı olmak için, kişi önce kendine yardımcı olmayı öğrenmelidir. Pek çok insan başkalarına yardım etme düşünce ve duygularına, sadece tembellikten dolayı kapılmaktadır. Onlar kendileri üzerinde çalışamayacak kadar tembeldirler ve ayni zamanda başkalarına yardım etmeye muktedir olmak onlara büyük zevk vermektedir. "kendi kendine samimiyetsizlik"

İnsan hak etmeden haz elde ederse, insanın bunu muhafaza edememesi ve bu hazzın ıstıraba dönüşmesi sebebiyle gereklidir. Ama bütün mesele, hazzı elde edebilmek ve onu muhafaza edebilmektir. Bunu yapabilen bir kimse için öğrenecek hiç bir şey yoktur. Ancak bu yol ıstıraptan geçer. Hazdan istifade edeceğini sanan kimse çok yanılır ve eğer kendisine karşı samimi olabilirse, bunu göreceği an gelecektir. Duygular alanındaki vicdan kavramı, düşünce alanındaki şuur kavramının muadilidir.

Âlemin ve insanın böyle paralel biçimde incelenmeleri, öğrenciye, her şeyin temeldeki birliğini gösterecek ve onun farklı düzenlerin fenomenlerinde analojiler bulmasına yardım edecektir. Gerek âlemde, gerekse insandaki bütün süreçleri yöneten temel kanunların sayısı çok azdır. Az sayıdaki basit kuvvetlerin farklı sayısal bileşimleri, olayların görünen çeşitliliğini yaratmaktadır.

Evrenin mekaniğini anlamak için, karmaşık fenomenleri, bu basit kuvvetlerle çözümlemek gerekmektedir. Sübjektif insan için kötülüğün hiç mevcut olmadığı, sadece farklı iyilik kavramlarının var olduğu söylenebilir. "Hiç kimse herhangi bir şeyi kasıtlı olarak kötülük için, kötülük olsun diye yapmaz." Herkes iyilik uğruna, onu anlayışına göre hareket eder. Fakat iyiliği farklı şekillerde anlar.

Tiversonus

#3
Gurdjieff - Dikkat Nasıl Artırılır?


Soru: Dikkati nasıl artırabiliriz?

Cevap: Kimsenin dikkati yoktur. Amacınız bunu kazanmak olmalıdır. Kendini gözlemek ancak dikkate sahipsek mümkün olur. Küçük şeylerle başlayınız.


Soru: Hangi küçük şeylerle başlayabiliriz? Ne yapmalıyız?

Cevap: Şuurlu ya da şuur dışı, kendinizde hissettiğiniz sinirlilik halleri, hiç birinizin kendine sahip olmadığınızı ve zavallı bir tip olduğunuzu gösterir. Hep yapıp durduğunuz gibi durmadan kıpırdanıp durursanız sadece herhangi bir kimse durumundasınız.Sizin için yapılacak tek şey bu çalkantılı sinirli hali durdurmaktır. Gerçek amacınız bu olsun! Ailenizden size yardım etmesini isteyiniz. Bundan sonra, belki dikkatinizi artırabilirsiniz. Size vereceğim ilk örnek budur. Diğer örneğe gelince: Piyanist olmak arzusu taşıyan bir kimse bunu yavaş yavaş öğrenir. Nağmeler çalmak istiyorsanız alıştırmalar yapmadan gerçek nağmeleri piyanoda çalmanıza imkan yoktur. Çalacağınız şey dinlenmesi zahmetli bir gürültü olur, nefret edersiniz. Psikolojik sahada da durum aynıdır, elde edeceğiniz şey ne olursa olsun, uzun bir pratik gerekir.Önce küçük şeyleri tamamlamaya çalışınız. Eğer hemen büyük şeylere atılırsanız hiçbir şey olamazsınız; yaptığınız şeyler karmakarışıktır ve nefret edersiniz. Soru: Ne yapmalıyım? Cevap: Biri otomatizma ile, öteki bir amaç için olmak üzere iki şey yapılabilir. Yapamadığınız pek önemli olmayan küçük bir şeyi ele alınız ve onu yapmayı kendinize amaç edininiz. Araya başka bir şeyin karışmasına izin vermeyiniz. Hedefiniz sadece o olmalıdır. Başarılı olursanız, o zaman size daha büyük bir hedef verebilirim. Şimdi gözünüz hırsla açıldı. Büyük şeyler amaçlıyorsunuz; bunları katiyen yapamayacaksınız. Yapabileceğiniz küçük şeylerden sizi vazgeçiren şey anormal hırsınız. Bu hırsı yok edin ve büyük şeyleri unutun. Küçük bir alışkanlığı yenmeyi kendinize amaç edinin.


Soru: En büyük eksikliğim çok konuşmak. Daha az konuşmayı kendime uğraş edinmem daha iyi olmaz mı?

Cevap: Sizin için çok iyi bir amaç olur. Gevezelik sizi bozmuş. Aynı zamanda bu işinizi de aksatıyor. Çok konuştuğunuz zaman sözlerinizin hiçbir ağırlığı olmaz. Bunun üstesinden gelmeye çalışın. Eğer başarırsanız, her tür iyilik size ulaşır. Gerçekten, bu çok güzel bir amaç. Ne var ki, büyük bir şey, küçük değil. Eğer başarabilirseniz, sizi temin ederim ki, ben yanınızda olmasam bile, başardığınızı anlayacağım ve size yardım göndereceğim, böylece daha sonra yapacağınız işin ne olduğunu öğreneceksiniz.


Soru: Başkalarında tezahür eden şeyleri ortadan kaldırmak iyi bir uğraş olur, değil mi?

Cevap: Başkalarında meydana gelen şeyleri ortadan kaldırmak büyük bir şeydir. Bir insan için belki en büyük şeydir. Yalnız kamil insan bunu yapabilir. Şu anda hiç öfkelenmeden ortadan kaldıramayacağınız birisine ait bir tezahüre tahammül etme gücünü kendinize amaç edinmekle işe başlayınız (Birisinin hiç sevmediğiniz bir huyuna, alışkanlığına sabırla tahammül edebilme gücünüzü artırınız.).Eğer "İsterseniz, yapabilirsiniz". İstemeden asla yapamazsınız. İstemek dünyada en kudretli şeydir. Şuurlu bir isteyişle, her şey elde edilir.


Soru: Amacımı sık sık hatırlıyorum, ama yapmak zorunda olduğum şeyi yapmak için kendimde güç bulamıyorum.

Cevap: İnsan tespit ettiği amaçlara ulaşacak kudrete sahip değildir, çünki geceleyin pasif halde iken birikmiş olan bütün kuvveti, iradi ve müspet oluşumlara zıt, menfi ve otomatik oluşumlarca tüketilmiştir.Amacını zaten otomatik olarak hatırlayabilen, ama tamamlama gücü olmayan kimselere söylüyorum: Bir saate yakın bir müddetle tek başınıza deneyeceksiniz; bütün kaslarınızı gevşetiniz. Zihni çağrışımların akıp gitmesine izin veriniz, ama onların size hakim olmamasına da dikkat ediniz. Bu çağrışımlara şöyle deyiniz: "Şimdi istediğim şeyi yapmama müsaade ederseniz, daha sonra sizin istediğiniz şeyi de ben yapacağım." Zihni çağrışımlarınıza başka birine aitmiş gibi bakınız, onlarla aynı kimliğe bürünmeyiniz.Bir saatin sonunda, elinize bir kağıt alınız ve amacınızı yazınız. Bu kağıda çok çok önem veriniz. Onun dışında sizin için önemli hiçbir şey olmamalı. Cebinizden çıkarıp onu her gün sürekli okuyunuz. Bu şekilde, kağıda yazılı amacınız önce nazari olarak, sonra gerçekten sizden bir parça olacaktır.Enerji elde etmek için, bütün kaslarınızı tüm gevşeme halinde tutarak sakin şekilde oturmanız gerekir. Ancak, bir saat sonra, tam sükûnete ulaştıktan sonra kararınızı veriniz.Zihni çağrışımların sizi ele geçirmesine izin vermeyiniz. Kendinizi isteğinize bağlı bir amaç üzerinde toplayınız, manyetik gücün faaliyetini ve "yapmak" yeteneğinin belirmesini bekleyiniz.


Soru: Manyetizm nedir?

Cevap: Gerçek bir grupta, bu soruya gerçek bir cevap verilebilir. Diyelim ki, insan iki cevhere, fizik bedenin aktif elemanlarına ait cevher ile astral maddenin aktif elemanlarından ileri gelen cevhere sahiptir.Her iki cevher, birleşerek üçüncü bir cevheri oluştururlar. Bu birleşik cevher, bir yandan insanın belli bir kısmında ve öte yandan da tıpkı bir gezegenin etrafındaki gibi insanın etrafında bir atmosfer şeklinde birikirler.Gezegenin atmosferi, başka gezegenlerin etkisi altında cevherlerini sürekli olarak artırır ya da kaybederler.Gezegenlerin başka gezegenler etrafında dolanması gibi, insan da aynı şekilde, diğer insanların etrafında dolanır. Belli sınırlar içinde, iki atmosfer birbiriyle karşılaşınca, ki buna sempati denir, ikisi arasında, kanunlara uygun sonuçlar veren bir ilişki kurulur. Bir şey akar geçer. Atmosfer miktarı aynı kalır, ama nitelik değişir. İnsan kendi atmosferini kontrol edebilir.Manyetik güç, elektrikte olduğu gibi, pozitif ve negatiftir. Her ikisi de artabilir ve bir akım gibi bir yerden başka bir yere gönderilebilir. İnsanda arzular ve arzu olmayanlar pozitif ve negatif olabilir. Astral madde fizik maddeye daima zıt durumdadır.Eski devirlerde, rahipler hastaları kutsayarak tedavi edebilirlerdi. Bazıları ellerini hastanın üzerine koyarlardı. Bir kısmı kısa mesafeden, diğer bir kısmı uzun mesafeden tedavi yapabilirlerdi. Rahip "birleşik cevherlere" sahip olan ve bunu insanları iyileştirmek için kullanan bir insandı. Rahip "manyetizör" bir insandı. Birleşik cevherden yoksun hastalar manyetik güçten de, hayattan da yoksundurlar.Bu birleşik cevherler konsantre duruma gelirse gözle görülebilirler. Auralar gerçektir, mabetlerde ve evliyada bazen görülebilirler.Mesmer, bu cevherin kullanılışını yeniden keşfetti. Onu kullanabilmek için önce sahip olmak gerekir.Dikkat için de durum aynıdır. Dikkat ancak şuurlu çalışma, isteyerek zorluklara katlanma ve tamamlanan küçük eylemlerle artar.Kolay ve basit bir amaca ulaşmayı niyetinize alın, bu durum manyetik gücünüzün artmasına yol açar. Manyetizm, elektrik gibi, konsantre edilebilir ve akım haline dönüştürülebilir.



G. I. Gurdjieff (New York, 9 Aralık 1930)

Tiversonus

#4
Hayatını anlatan filimden  (Gurdjieff, Meeting With Remarkable Men) kısa bir alıntı:

Bir çocukken babası Gurdjieff'i rahip olmaya götürür. Yolda bir yerde dururlar, büyük bir vadidir burası nefis ve kıraç bir dağ uzanır arkada. Halk oturmuş beklemektedir. Sonra yedi müzisyen gelir uzaklardan.
"Her 20 yılda bir bu eşsiz vadinin akustiğinde en iyi sesi ve sanatçıyı ararız, test ederiz. Ancak özel bir ses frekansı bu taşları titreştirebilir. Bu kim yapabilirse galipte odur"  der ahalinin yöneticilerinden biri.
Sonra adamlar sırayla söyleyip çalarlar nefis ezgiler, şarkılar izlerken nefesiniz kesilir. Türk ezgilerini duymak ruhunuzu okşar. Ama hakemler beğenmez hiçbiri taşları etkileyememiştir.

Sonunda hafif tombul sarışın sakallı bir adam başlıyor neye üflemeye. Olağanüstü bir ezgi çalıyor En sonunda dudaklarıyla başlıyor bir ses çıkarmaya ney gibi ama metalik bir titreşim. Bir daha, bir daha böyle içine kadar ürperiyorsun. Adam dudaklarını kapatıyor ve ses dakikalarca ilahi bir titreşim gibi sürüyor, sürüyor, sürüyor. Dağı kaplıyor.  Sonra herkes sessizce kalıyor. Adama çok güzel bir kuzu hediye ediyorlar.


Film İçin Link:
http://www.baskalarinahizmet.com/topic.asp?TOPIC_ID=19&whichpage=4




Tiversonus

#5
G. I. Gurdjieff'in Yazıları

J. Walter Driscoll


All and Everything (Hepsi ve Her Şey), Gurdjieff'in yazılarını oluşturan üç cildin hepsini kapsayan başlıktır. Gurdjieff bunlardan Birinci, İkinci ve Üçüncü Seriler olarak bahsetmiştir.



1. Beelzebub's Tales to His Grandson
(Beelzebub'ın Torununa Hikayeleri)



Bu devasa ve sert kitap ilk okuyuşta karmaşık metinleri hazmetmeye alışık olan okuyucular için bile göz korkutucudur. Hazinelerini vakitsiz veya yüzeysel analizle ortaya sermez; kişi görünüşte içine girilmesi imkansız olan karmaşıklığına yenik düşmemeli veya sarsıcı bir bilim-kurgu romanı şeklinde sunulmasına rağmen Beelzebub's Tales'in aslında büyük felsefi, dini ve psikolojik fikirleri ve iç görüşleri aktaran bir araç olduğu gerçeğini göz ardı etmemelidir. Kitabın engelleri veya karmaşası asla sadece edebi bir kasıntılıktan kaynaklanmamaktadır. Kitap, çeşitli nedenler yüzünden bir labirenttir: Gurdjieff'in giriştiği şeyin alanı, derinliği ve karşılıklı ilişkileri yüzünden, yapısını detaylandıran mitlere özgü boyutlar ve epik unsurlar yüzünden, ve içerdiği pek çok derin ve rahatsız edici fikrin kolayca anlaşılamayacak olması yüzünden. Ciddi bir okuyucu Gurdjieff'in görünüşte kendini beğenmiş ama aslında gerçekten "dostça" olan tavsiyesini önemser, buna göre ancak üçüncü okuyuşta kişi "ana fikri çaba gösterip anlamaya" başlayabilir. Gurdjieff'in giriştiği şey, alçakgönüllülükten uzak adlar taşıyan kitaplarının sunmayı vadettiklerinden az değildir: gerçekten önemli olanın hepsi ve her şey.


Bu ilk serinin ana başlığı, Beelzebub's Tales to His Grandson: An Objectively Impartial Criticism of the Life of Man (Beelzebub'ın Torununa Hikayeleri: İnsan Hayatının Objektif Olarak Tarafsız Bir Eleştirisi), kitabın yapısının etrafında döndüğü merkezdir. Torunu Hassein'le beraber uzay aracı Karnak'la kainatta seyahat eden Beelzebub, torununun eğitimini ilerletmeyi üstlenmiştir. Hassein 12 yaşında, duyarlı, akıllı ve meraklı bir çocuktur. Hassein uzayan seyahatleri sırasında Beelzebub'ı, gençliğindeki asiliği yüzünden sürgün edildiği uzak bir güneş sistemindeki bir gezegende yaşayan üç-beyinli acayip varlıklar hakkında detaylı şekilde sorgular. Hassein bu gezegenin üç-beyinli varlıklarının neden "geçici olanı Gerçek olarak" ele aldığını anlamaya çalışmaktadır. Beelzebub binlerce Yeryüzü yılını kapsayan bir zaman-ölçeğinde var olduğundan ve sürgündeyken Mars'ta ölçülemeyecek kadar uzun bir süre kaldığından, bu sürgün devresi ona gezegenimizin sakinlerini yakından gözleme fırsatını vermiştir. Beelzebub hikayelerini anlatır ve görünüşte Hassein'i bilgilendirmek için ama aslında bize hayatımızın tarafsız bir eleştirisini sunmak için Mars'taki gözlemevindeyken ve Yeryüzü'ne yaptığı altı uzun ziyarette yaptığı gözlemleri kullanır.


Bu olay örgüsü yapısı Gurdjieff'e elli sayfalık bir giriş bölümü olan "The Arousing of Thought" (Düşüncenin Uyanışı) ve aynı uzunluktaki son bölüm "From the Author" (Yazar'dan) arasında dengelenmiş epik bir platform sağlar. Bu uzun bölümlerde Gurdjieff okuyucuya doğrudan seslenir. Sona doğru Gurdjieff nihayet –ve karakteristik bir şekilde sadece sözün gelişi olarak– azalan "aktif dikkat" konsantrasyonu kapasitemize ve "otomatik çağrışımların" akışına olan bağımlılığımıza atıfta bulunur. İçimizdeki "otomatik çağrışım" akışının onun "aktif varlık akıl yürütmesi" dediği şeyin yerini aldığını ve kitabının dikkatlice okunmasının bu gizli fonksiyonu geliştirmeye yardım edeceğini söyler.


Beelzebub's Tales'e ilişkin olarak abartı yetersiz bir ifadedir. Pek çok yönden eşsiz olan bu kitap, belki de yazarının okuyucularının tepkisini yirmi yıldan fazla bir süre boyunca dikkatle incelediği ve aklında bu gözlemlerle onu yeniden biçimlendirdiği tek kitaptır. Bu kitaptaki veya okuyucunun tepkisindeki hiçbir şey tesadüfi değildir. Beelzebub's Tales Gurdjieff'in şüphesiz niyet ettiği gibi onunla ve onun fikirleriyle doğrudan tanışmak isteyenler için ilk buluşma zeminidir.


Beelzebub's Tales ilk olarak All and Everything: Ten books in three series of which this is the First Series (Hepsi ve Her Şey: Bu kitabın İlk Seri olduğu on kitaplık üç seri) adıyla New York'ta Harcourt Brace tarafından 1950'de 1238 sayfa ve Londra'da Routledge & Kegan Paul tarafından 1950'de 1238 sayfa halinde basılmıştır. All and Everything, Beelzebub's Tales ve An Objectively Impartial Criticism of the Life of Man ifadelerinin yeniden düzenlenmelerinden oluşan başlık çeşitlemeleri, basım hatalarının sürekli düzeltilmesi ve 1. baskıda eksik olan iki paragrafın eklenmesi hariç, kitabın metni Gurdjieff'in 1950'de ilk yayınladığı şekliyle kalmıştır. Bu metin o zamandan bu yana Dutton, Routledge & Kegan Paul tarafından ciltli ve kağıt kapaklı baskılarla ve yenilerde 1999'da Penguin / Arkana tarafından kağıt kapaklı baskıyla önceki baskıların çok küçük hataları düzeltilerek tekrar yayınlanmıştır. Beelzebub's Tales to His Grandson: An Objectively Impartial Criticism of the Life of Man All and Everything / First Series [Revised Edition] (Yenilenmiş Baskı) bir istisnadır. New York ve Londra'da Viking Arkana tarafından 1992'de 1135 sayfa halinde editöre ait bir önsöz veya amacının, metot ve kaynaklarının tarifi olmaksızın yayınlanmıştır. Bu düzeltilmiş baskı selefinden daha anlaşılır çağdaş bir İngilizce içerir. Daha çok 1956'daki Fransızca çeviriye dayanır ve orijinal Rusça müsveddenin yeni incelemesini kapsar; ikisi de bazı yerlerde İngilizce metinden biraz farklıdır.




2. Meetings With Remarkable Men
(Dikkate Değer İnsanlarla Karşılaşmalar)



Orage'ın yayınlanmamış editör müsveddesinin ve orijinal Rusça müsveddenin gözden geçirilmesiyle oluşan Gurdjieff'in otobiyografisi otuz sayfalık bir girişle başlar. Gurdjieff burada edebiyatı "kendini mükemmelleştirme için baş zorlayıcı" olan zihni geliştirmek için başlıca araçlardan biri olarak ele alır ve bu amaçla ilişkili olarak çağdaş edebiyatın yozlaştırılmasına ağıt yakar. Okuyucuya "ciddi fikirleri ayartıcı, kolayca anlaşılır bir dışsal şekil altında saklama sanatında usta" hale geldiği sırrını açar. Takip eden on bölüm, yüzeyde Gurdjieff'in ailesini, okul öğretmenlerini, arkadaşlarını ve onun bilgi ve anlayış peşindeki araştırmasını paylaşan yoldaşlarını tarif etmeye adanmıştır. Gurdjieff'in –yüz yıldan daha fazla bir süre sonra şimdi detaylarından bir kaçı doğrulanabilen– çekici hayat hikayesinin dış görünümü altında varlığın gelişimine dayanan bilgiye ve "yeni bir yaratım için gereken materyal"e ulaştıracak bir psikospiritüel bilgelik geleneği yolundaki kararlı araştırmasının hikayesi yatmaktadır. Numaralandırılmamış son bölüm "The Material Question" (Maddi Konular) diye adlandırılan uzun bir hikayeyi içeren bir ektir, Gurdjieff burada kapsamlı araştırmalarının ve yönettiği Enstitü'nün nasıl finanse edildiği sorusuna içtenlikle karşılık verir. Yanıtlarken, amaçlarına ulaşma yolunda –söz konusu olan önemli finansal yükün yanı sıra– göstermek zorunda kaldığı zeka, çok yönlülük ve uzun süreli inisiyatiften bahsetmiştir.


Meetings with Remarkable Men ilk kez New York'ta Dutton tarafından 1963'te 303 sayfa halinde ve Londra'da Routledge & Kegan Paul tarafından 1963'te 303 sayfa halinde basılmıştır. Metin bir kaç kez, son olarak da Londra ve New York'ta Penguin Arkana tarafından 1985'te kağıt kapaklı baskıyla tekrar yayınlanmıştır.




3. Life Is Real Only Then When "I Am"
(Hayat Ancak "Ben Olduğumda" Gerçektir)



All and Everything içinde Gurdjieff'in en içsel düşünüp taşınmalarını içeren, parçalar halinde bir çalışmadır. Kitabın neredeyse yarısını kapsayan bir önsöz ve girişten ve bunları takip eden beş kısa konuşmadan oluşur. "The Inner and Outer World of Man" (İnsanın İç ve Dış Dünyası) başlıklı son bölüm cümle ortasında kesilir ve John G. Bennett'e (Gurdjieff'in edebi vasiyet hükümlerini yerine getirenlerden biri) göre Gurdjieff'in yazdığı son şeydir. Gurdjieff Avrupa'da ve özellikle öğrencisi ve arkadaşı A. R. Orage ile Amerika'da gruplarla yürüttüğü çalışmasının yanı sıra on yıllarca süren araştırmalarından gelen otobiyografik malzemeden yararlanarak "gerçekte var olan dünyanın" temsilini kavrayabilmek için gereken uygulamalardan, mücadelelerden ve yoğun acıdan üstü kapalı şekilde bahseder.


Life Is Real Only Then When "I Am" ilk olarak Jeanne de Salzmann'ın önsözü ve Valentin Anastasieff'in giriş notuyla New York'ta Triangle Editions tarafından 1975'te 170 sayfa halinde özel olarak basılmıştır. Fransızca 1976 baskısından ilave 10 sayfa içeren 2. baskı ilk olarak New York'ta Triangle Editions tarafından 1978'de 177 sayfa halinde özel olarak basılmıştır. Routledge & Kegan Paul tarafından 1981'de, Dutton tarafından 1982'de ve son olarak da kağıt kapaklı baskıyla Penguin Arkana tarafından 1991'de tekrar yayınlanmıştır.




Gurdjieff'in Yazıları: Ekler


Views from the Real World: Early Talks in Moscow, Essentuki, Tiflis, Berlin, London, Paris, New York and Chicago As Recollected by His Pupils. (Gerçek Dünyadan Manzaralar: Öğrencilerinin Hatırladığı Moskova, Essentuki, Tiflis, Berlin, Londra, Paris, New York ve Chicago'daki Eski Konuşmalar) Jeanne de Salzmann'ın önsözüyle. New York: Dutton, 1973, 284 sayfa; Londra: Routledge & Kegan Paul 1973, 284 sayfa; Yeni bir girişle kısaltılmış halde, New York: Dutton, 1975, 276 sayfa; Londra: Routledge & Kegan Paul 1976, 276 sayfa, Londra ve New York: Arkana, 1984, 276 sayfa.


Gurdjieff'in 1914-1930 yılları arasında yaptığı kırk konuşmanın notları (kağıt kapaklı baskıda otuz dokuz konuşma). Kağıt kapaklı baskının önsözünde şu belirtilir: "Konuşmalar Essentuki'de 1917'den itibaren tüm bu toplantılarda hazır bulunan ve bu yüzden doğruluklarını garanti edebilen Madam de Hartmann'ın yardımıyla karşılaştırılmış ve tekrar gruplandırılmıştır." Bu notlar Gurdjieff'in içinden geldiği ve koruduğu sözel geleneğin doğasında bulunan akıcı ve 'araştırma gerektiren' bir yaklaşımın çok önemli kayıtlarını içerir. Onun yazılarını bütünlemekte ve sadece bilgi olarak kavranmaması ama uygulanması gereken bir öğretiye dair bir anlık bir görüş sağlamaktadırlar. Ayrıca "Glimpses of the Truth" (Gerçeğe Dair Anlık Görüşler) başlıklı Gurdjieff'le yapılan ve Ouspensky'nin 1915'te ilk olarak okuduğu ve In Search of the Miraculous (Mucizevi Olanın Peşinde) adlı kitabında alıntı yaptığı bir konuşmayı aktaran bir makaleyi de içerir.


In Search of the Miraculous: Fragments of an Unknown Teaching. (Mucizevi Olanın Peşinde: Bilinmeyen Bir Öğretinin Parçaları) P. D. Ouspensky. New York: Harcourt Brace; 1949, 399 sayfa, indeks; Londra: Routledge & Kegan Paul, 1950, 399 sayfa, indeks; bir çok kez kağıt kapaklı baskıyla tekrar yayınlanmıştır.


Gurdjieff'in Moskova'da, St. Petersburg'da ve Essentuki'de 1915-1918 yılları arasında yaptığı konuşmaların bu kesin ve canlı kaydı, P. D. Ouspensky tarafından 1925'te Gurdjieff'in onayıyla kaleme alınmıştır. En eski müsvedde 1925'ten kalmadır ancak Ouspensky, gruplarına okunduğu 1930'lara kadar bu müsveddenin üstünde çalışmaya devam etmiştir. Belki de kendisi hayattayken 'sistem' hakkında hiçbir bilginin yayınlanmasına izin vermediği için 1947'de ölümüne kadar onun kararına uygun olarak yayınlanmamıştır. Hemen hemen tamamlanmış müsvedde Madam Ouspensky tarafından Gurdjieff'in dikkatine sunulmuş ve onun cesaretlendirmesiyle 1949 sonbaharında yayınlanmıştır. Yer yer paralellikler gösterse de, söylev ve diyalog biçimi Gurdjieff'in Beelzebub's Tales'deki epik mitolojileştirmesiyle çarpıcı bir tezat oluşturmaktadır.



Film Uyarlaması

Meetings with Remarkable Men: a film directed by Peter Brook [and Jeanne de Salzmann]. (Dikkate Değer İnsanlarla Karşılaşmalar: Peter Brook [ve Jeanne de Salzmann] tarafından yönetilen bir film.) New York: Remar Productions, 1979, [1 saat 50 dakika]; değişik alt başlıkla VHS Video sunumu, Gurdjieff's Search for Hidden Knowledge. (Gurdjieff'in Gizli Bilgiyi Araştırması) New York: Society for the Study of Myth and Tradition, 1997, bir Parabola Video Sunumu.


Jeanne de Salzmann ile yakın iş birliği içinde çekilen film, Gurdjieff'in otobiyografisinde anlatılan, çok eski bilgelik gelenekleriyle ve insan hayatının amacına dair kesin bir anlayışla temas kurmak için gençliğinde Orta Doğu'da yaptığı araştırmaları kapsar. Film Gurdjieff Hareketleri'nin dikkat çekici bir gösterimi ile sona erer, bu onların kamuya açık tek orijinal gösterimidir.



English Copyright © 1999 J. Walter Driscoll
This webpage © 2003 Gurdjieff Electronic Publishing
Revision: January 1, 2003 



http://www.gurdjieff.org/driscoll3.tr.htm

sirera

#6
Gurdjieff'in konuşmalarından derlediği yazılarla Maurice Nicoll.Gurdjieff ve Ouspensky Öğretisi Üstüne Psikolojik Yorumlar kitabından bölümler.


A, B ve C TESİRLERİ ÜZERİNE
I. Kısım—Bu öğreti sisteminin anlamı hakkında sık sık düşünmek herkes için çok gereklidir. Bu öğreti neyi ima eder? Ne hakkındadır? Niçin, örneğin özdeşleşme, negatif durumlar, imajinasyon, içsel kale alma, kendini haklı çıkarma, mekanik yalancılığın diğer formları ve mekanik konuşma vs. ile mücadele etmek gereklidir? Niçin bir kişi gözlemlemeye uğraşmalı, tamponları kırmalı, mekanik tutumları fark etmeli veya kendi fotoğraflarını tespit etmelidir? Niçin bütün nahoş tezahürlerinde sahte kişilikle mücadele edilmelidir? Kendini hatırlamak niçin gereklidir?
İlk olarak, bu sistemin organik bir bütün oluşturduğunu anlamalısınız. Küçük bir parçayı, geri kalan kısımla bağlantı olmadan almak yeterli değildir. Çünkü bütün öğretinin anlamı, her parçasına kendini yansıtır ve onun herhangi bir parçasının -örneğin kendini haklı çıkarma hakkında söyledikleri- anlamını hissetmek için bütün hakkında bazı fikirlere sahip olmak gereklidir. Ancak "Kendimi haklı çıkarmayı kendimde gözlemlemeliyim ve onu durdurmaya uğraşmalıyım," demek; samimiyetle yapılıyorsa faydalı olmakla ve fark etmediği bir şeyi kişiye göstermekle beraber; kolaylıkla mekanik -yani şuurlu anlam olmaksızın yapılan- bir hareket haline gelebilir.
Bir an için bu sistemin organik bir bütün olmasının ne anlama geldiğini düşünün. Bir bütün olarak bu çalışmanın anlamı ve genel anlamdan sağlanan ilişkili anlamlar, en küçük anlama kadar hepsi, birbiriyle ve birbirine bağlantılı bir ilişki içindedir. Organizasyonu, bütün canlı şeylerde olduğu gibidir, örneğin bedendeki gibi. Bedende en küçük parçalar daha büyük parçaları oluşturmak için birleşir ve bunlar, bir bütün olarak bedeni oluşturmak için birleşirler. Her şey, diğer her şeyle bağlı ve ilişkilidir.
Bu sistemin bilgisi, detayların ve parçaların ve bütünün bilgisini gerektirir; ve bu sistem, yukarıda açıklandığı gibi organik olmasaydı, bu imkansız olurdu. İnsanlar sıklıkla bu sistemin herhangi bir parçası veya ayrıntısı için şunları söylerler: "Oh, falanca kitapta okuduğum şeye benziyor," veya "Oh, falan kişinin öğrettiği şeye benziyor," veya "Şu veya bu felsefe veya dinin dediği şeye benziyor," vs. Edebiyatta belirli türleri okuyorsanız, bu çalışmadaki şeyleri size hatırlatan cümleleri orada veya burada bulmanız, oldukça normaldir fakat bunların hepsi fragmanlardır. Sadece ayrı kırıntılardır, herhangi bir bütünle organize olmuş bir ilişkileri yoktur ve birbirleinden izole edilmişlerdir ve faydasızdırlar. Farz edelim ki birisi, bazı eski kitaplarda "insan uykudadır" cümlesiyle karşılaştı. Bir an için sistemi kitapta bulduğunu sanabilir, ama daha yakından bakarsa bunun izole edilmiş bir cümle olduğunu görecektir. Bağlantısı yoktur ve bu yüzden, diğer fikirlerle organik ilişkisi de yoktur. Bu detayı uyku, uyanma, farklı şuur duruumları, mekanik ve şuurlu insanlık hakkında ve uykudan uyanmak için yapılması gerekenlerin hepsi hakkında çalışmanın söylediklerinin tümüyle karşılaştırırsa, bu kitabı yazan kişinin sadece bir şeyler duyduğunu fakat gerçek bilgiye sahip olmadığını fark edecektir. Öyleyse, gerçek bilgi nedir?
Gerçek bilgi, bütünle ilişkili olarak bir parçanın bilgisini ima eder, yani, bu anlamda gerçek bilgi rölatiftir. Bu, bu sistem açısından, bilgide rölativite ilkesinin gerçek anlamıdır. Bunun anlamı hakkında kaba bir örnek şöyle verilebilir: Bir insan yaşadığı küçük köy hakkında her şeyi bilebilir, fakat yaşadığı kasaba, ilçe veya ülke hakkında veya diğer ülkeler veya genel olarak dünya hakkında hiçbir şey bilmeyebilir. Rölatif bilgisi yoktur ve bu yüzden, ne herhangi bir şeyi doğru oranında görebilir, ne de daha büyük bilgiye sahip olabilir. Bunu anlamak çok önemlidir. Gerçek bilgiye sahip olmakla -yani rölatif bilgi- bir insanın bilgisi doğru bir şekilde gelişebilir, aksi takdirde sadece, ardından gelecek bütün kötülüklerle beraber tek yönlü sonuçlar gelişebilir ki bunlar da günümüzde, dünyada hiçbir zaman olmadığı kadar aşikardır.
Şimdi, bu söylenenleri çalışmanın bir tek bölümüne uygulayalım. Kendini haklı çıkarma örneğini ele alalım. Bildiğiniz gibi, kendi üzerinde pratik olarak çalışma ile bağlantılı olarak, kendini haklı çıkarmayı gözlemlemenin gerekli olduğu söylendi. Fakat bir insan niçin kendini haklı çıkarmayı gözlemlemesi ve ona karşı çalışması gerektiğini görmezse, kendisi için anlamı olmayan ancak yapılması söylenen bir şeyi yapmaya uğraşıyordur. Durum buysa, olası en dışsal şekilde çalışıyor olacaktır. Yaptıkları, gerçekte içsel anlam açısından onunla bağlantısı olmayan yüzeysel şeyler olacaktır. Bu şekilde çalışmak, çalışmayla bir tür sahte bağlılık içinde olmaktan pek de farklı değildir. Daha da kötüsü, bu kişi çalıştığını söyleyerek övgüye değer olmanın hatırı için bunu yapıyor olabilir, özellikle onun hakkında konuşuyorsa. Övgüye değerlilikten memnuniyet hissetmenin kökeninde, tam olarak, sadece sahte kişiliği güçlendiren, onun içinde gerçek veya samimi bir şey olmayan kendini haklı çıkarmanın olduğunu görmeyecektir. Bu yorumun başında, niçin bu öğretinin anlamı hakkında herkesin kendi kendine düşünmesi gereklidir, dendiğini şimdi anlayacaksınız. Bunu yapmazsa, o kişi bütün bunların ne hakkında olduğunu görüp anlamadan ve çalışmak için hiç kuvveti olmadan, her şeyi belirsiz dışsal bir şekilde yapacaktır. Anlam kuvvet verir ve bu çalışma size göre daha fazla anlama sahip oldukça sizi heyecansal olarak daha fazla etkileyecektir ve ondan daha fazla kuvvet sağlayacaksınız. Çünkü en büyük kuvvetin sağlandığı duygu merkezi uyanır.
Şimdi, en yüksek derecede bu çalışmanın anlamı ile başlayalım. Adeta en tepeden başlayalım. Bu çalışmanın anlamı nedir? Hepiniz, bu sistemde A ve B tesirleri diye adlandırılan, birbirinden oldukça farklı iki tür tesirin hayatta var olduğunu duydunuz. A tesirleri hayat tarafından yaratılır. Bunlar mekanik insanlığın hayatında iş, para kazanma, bilim, spor, politika ilgilerinden, zafer, entrika, suç, güç ilgilerinden, sağlık, mevki, gösteriş ve servet ilgilerinden ve bütün yiyecek, giysi, ev, kanun, emir vs. gibi gerekli ilgilerden meydana gelir. A tesirlerini görmek, hayat tarafından nasıl yaratıldıklarını anlamak ve insanlığın hayatında nasıl meydana geldiklerini görmek için sadece gazeteyi açmanız yeterli. Bütün bu ilgiler kişiliği geliştirir ve zamanla kişilikten, özellikle sahte kişilikten, insan hayatının bir parçası haline gelen ve yine A tesirleri olan diğer ilgiler meydana gelir. Fakat hayatta ayrıca, bu sistemde B tesirleri diye adlandırılan, tamamen farklı bir tür tesir de vardır. Bunlar hayattan meydana gelmez. Onların merkez kaynağı farklıdır. İş, para kazanma, politika, spor vs. ile ilgileri yoktur. Mekanik hayat çemberinin dışından gelirler. Bütün çağlarda ve bütün zamanlarda, edebiyatın belirli bir sınıfında, belirli dinsel fikirlerde, birçok kadim yazılarda, bizden saklanan öğretilerde, sıklıkla kılık değiştiren formların bütün türlerinde, alegorilerde, peri hikayelerinde vs. onların varlığına ait kanıtlar bulabiliriz. Bin, iki bin yıl veya çok daha fazla zaman önce söylenmiş ve yazılmış bir kitapta "saf çalışma" diyebileceğimiz bazı cümleler bulmak, çalışmanın fikirlerini iyi bilen ve onun gerçek manasını anlamaya başlayan herkes için çok şaşırtıcı bir deneyimdir. Bunun açıklaması nedir? Bu sistemin fikirlerinin niçin böyle büyük bir arka planı vardır? Bu ne anlama gelir? Öğrenimini gördüğümüz bu çalışma sistemi yeni bir şey değildir, anlamına gelir. Gelip geçen bazı modern psikolojik teoriler gibi, bazı insanların son zamanlarda keşfedip kendi zihninden uydurduğu yeni bir şey değildir. Çalıştığımız bu sistem, çok uzun zaman önce insan ve onun içsel imkanları hakkında öğretilen ve kavranılan bir şeyin, günümüze uyarlanmış bir biçiminin sunumudur. Sadece bilinen tarihin başlangıcından beri değil, ki bu bütün insanlık tarihinin sadece kısa bir parçasıdır, çok daha uzun zaman önce kavranılmış ve öğretilmiştir; ve bize sadece efsane şeklinde, alegorilerde ve mitlerde ulaşmıştır. Aynı öğreti her zaman verilmişti, fakat farklı dışsal şekillerde verilmişti; şartlara göre, zamana göre, insanların ya da yarışın doğasına göre farklı kılıklarda verilmişti. Sadece insanların genel durumu, yani varlık seviyeleri, dışsal duyularının nesnelerinde uykularının derinliği ve dolayısıyla içsel tekamülleri açısından fırsatlarının derinliği açısından değişti.
İnsanın, kendi kendine içsel çalışma vasıtasıyla tahmin edilemez bir hazineye, hesaplanamayacak kadar değerli bir şeye ulaşma yeteneğinde olması fikrine dair tarihteki bütün belirtiler, bu sistemde B tesirleri olarak adlandırılan şeyi oluşturur. Bu tesirler hayatla ilişkili olmadıklarından ötürü, insanlık için -eğer insanlık nefret ve mutlak bir yıkımla topluca yok olmayı dilemiyorsa, ki bu daha önce olmadığı kadar yakın bir olasılıktır- bunların zorunlu olduklarını anlamadıkça, hayattaki varlıkları açıklanamaz. Bir sonraki yorumda, bu sistemde öğretilen fikirlerin ışığında, B tesirlerinin merkez kaynağı hakkında konuşacağım.

Şimdiye kadar bu çalışma sisteminin organik bir bütün olduğunu gördük ve her parçası ve ayrıntısı, kendini haklı çıkarma ayrıntısı gibi, her zaman var olan ve her çağda öğretilen fikirlerle bağlantılıdır. Bu fikirler ve öğretiler her zaman aynı şeylerdir; her zaman hayatın dönüşümü hakkındadırlar. Hayat ve hayat -ilgileri hakkında değiller; tamamen yeni bir fikir seti, tamamen yeni hedefler ve tamamen yeni çabalar ışığında, hayatta her gün başınıza gelenlerle ilgili olarak kendinizi dönüştürme hakkındadırlar. Ve tüm bunları yapmak için uğraşmaya başladığınızda, anlama kapasitesine sahip olanlara her zaman öğretilen bir şeyi yapmaya başladığınızı hatırlayın; yaptığınız şey öylesine büyük, öylesine derin, öylesine sonsuzdur ki  ona salt bir an göz atsanız bile duygularınız uyanacak ve çalışmanın değerlendirmesinin, daha büyük bir zihnin, insanlığın uykusunun ne demek olduğunu ani bir pırıltı ile göreceksiniz.
Beton ağır, çelik serttir ama çimenler her zaman galip gelir. (Yabanıl'dan)

sirera

#7
II. Kısım—Geçen sefer, sırasıyla A ve B tesirleri olarak adlandırılan, halattaki farklı iki tür tesirin varlığı hakkında konuşuldu.
İkinci kısım olan bu yorumda, bu sistemdeki her parçayı ve ayrıntıyı bütün anlamla ilişkilendirme ihtiyacı hakkında konuşacağız.

Çalışmadan kuvvet sağlamak için, kendi üzerinizde çalışırken yaptıklarınızın anlamı olmalı ve çalışmanın size ilettiği anlam arttıkça -yani sizin için anlamı arttıkça ve geliştirdiği değerlendirme arttıkça- ondan sağlayacağınız kuvvet de artacaktır. Ona değer vermezseniz, ondan şüphe ederseniz, onun hakkında asla gerçekten düşünmezseniz, zaman geçtikçe varlık çizgisi ve bilgi çizgisi boyunca çalışarak onun önemini gittikçe artarak görmeye çalışmazsanız vs. o zaman çalışma hakkında yaptığınız şeylerin sizin için bir anlamı olmadığı gibi, bir kuvveti de olmayacaktır. Bir şey sizin için kuvvetli bir anlama sahip olduğunda, içinizde kuvvet ürettiğini biliyorsunuz; eğer anlamı çok azsa veya hiç yoksa, o zaman kuvveti de yoktur.

Şimdi, çalışmanın en yüksek ölçekte genel anlamı hakkında konuşalım. Bu bağlamda, şimdi B tesirlerinin kaynağı hakkında konuşmak gerekiyor. Birinci kısımda söylendiği gibi, B tesirleri A tesirleri gibi hayatın içinden meydana gelmezler. Onların merkezi, mekanik hayatın dışındaki bir kaynaktandır. Aslında onların kaynağı C tesirleridir. Bu ne demektir?

Bildiğiniz gibi, bu çalışma öğretisinde, insanlık, hepsi bir ve aynı seviyedeymiş gibi ele alınmaz. İnsan farklı kategorilere bölünmüştür. Tamamen farklı türde insanlar vardır. Her şeyden önce,
1 No.lu, 2 No.lu, 3 No.lu insanın var olduğu mekanik insanlık çemberi vardır.
Sırasıyla, bunlar temelde tek merkezini kullanan insanlardır:
1 No.lu insan durumunda içgüdü-hareket merkezini,
2 No.lu insan durumunda duygu merkezini ve
3 No.lu insan durumunda düşünce merkezini kullanır.

Bu içgüdü-hareket insanı, duygu insanı ve düşünce insanı temelde "tek merkezli" olduklarından ötürü her şeyi farklı görürler, sadece bir kenarından ve bir merkezden görürler.
Bu çembere ait insanlar hep birlikte, bu çembere ait insanların şiddeti temel aldığı ve ne kendilerini ne de birbirlerini anlamadığı olgusuyla tanımlanan mekanik insanlık çemberini oluştururlar. Bazen "dil karmaşıklığı" çemberi veya Babil* diye de adlandırılır; Babil yanlış anlamaların, çekişmelerin, çatışmanın, zulmün ve her tür savaşın, farklı herhangi bir şeye götürmeden her zaman var olduğu yerdir.

Daha sonra 4 No.lu insanın oluşturduğu ara bir çember gelir. Bu çember hayat içinde meydana gelmez, çalışmanın sonucu olarak meydana gelir. 4 No.lu insanda bütün sıradan merkezler geliştirilir, bu yüzden tek-yönlü bir insan değildir ve "dengeli insan" diye adlandırılır.
4 No.lu insanlar birbirlerini anlayabilmeye ve kendilerindeki şiddetin üstesinden gelmeye başlarlar. Bundan sonra birbirini anlayan, şiddete dayanmayan, sadece sıradan merkezlerinde değil, daha yüksek duygu ve daha yüksek mantal merkezlerde daha düşük bir boyuttan daha yüksek bir boyuta doğru şuurlanma gücüne sahip
5 No.lu, 6 No.lu, 7 No.lu insanlar tarafından oluşturulan şuurlu insanlık çemberi gelir.

Bu merkezler mekanik insanlığın -yani uyuyan insanlığın- duyarsız olduğu veya daha doğrusu "duyamadığı" tesirleri yayar.
B tesirleri şuurlu insanlık çemberinden meydana gelir.
Fakat B tesirleri olarak değil de C tesirleri olarak ortaya çıkar, ancak mekanik hayata ekildiklerinde B tesirleri haline gelirler.

Böyle olur çünkü C tesirleri olarak mekanik hayatta var olamazlar, fakat öyle bir şekilde değişip başkalaşırlar ki kendi orijinal biçimlerine çok yaklaşırlar. Aynen daha yüksek merkezlere ait fikirlerin ve duygusal algıların "biçimsel merkez" tarafından yakalanıp anlaşılamayacak olması gibi, şuurlu öğreti de kendi haliyle mekanik hayat küresinde var olamaz. Fakat şuurlu insanlık çemberine ait içsel evrim ve şuur derecesine ulaşmış insanlarla doğrudan bir bağlantıya sahip okullar aracılığıyla canlı tutulabilir ve iletilebilir.

Bu okullarda C tesirleri mevcut olabilir ve anlayan bir insandan anlamaya başlayan bir insana ve böylece henüz anlamayan bir başkasına sözlü olarak -yani sözlü öğretiyle- iletilebilir. Bu zincir mevcut olmalıdır.Ve böyle bir durumda bu tesirler C tesirleri olarak sözlü öğretiyle iletilebilir, bir insandan diğerine aktarılabilir.
İnciller'i (dört İncil) örnek olarak alalım. A,B ve C tesirleri üzerine (geçen sefer okunan) bu yorumun birinci kısmında söylendiği gibi, İnciller B tesirlerine bir örnek oluşturur. İnsanlar bazen şöyle sorarlar: ''Niçin İnciler B tesirlerine bir örnektir? Kesinlikle İsa şuurlu bir insandı. O zaman niçin inciller C tesirlerine bir örnek değiller?" İnciller'in, İsa öldükten çok uzun bir süre -elli yıldan yüz yıla kadar bir süre- sonra ortaya çıktığını hatırlamalıyız. Yazarlarının kimler olduğu da belli değil. Bunların sadece görgü tanıkları tarafından anında yazılmış kayıtlar olduğunu sanmak, yanlıştır. Örneğin Luka, asla İsa'yı duymadı. Yine İsa'yı hiç duymayan ve Kudüs'teki okul ile bozuşan Pavlus'un bir öğrencisiydi ve görünüşe bakılırsa öğretisini Şam yakınındaki bazı okullardan edindi. Fakat tarihsel sorulara gitmeye hiç gerek yok. Siz sadece, İsa'nın havarilerine özel olarak öğrettiğinin, halka da sadece belirli bir miktarda ve hemen hemen her zaman meseller halinde anlattığının söylendiğini görmek için İnciller'i okumalısınız. Matta İncili'nde, Ekinci Meseli anlatıldıktan sonra, havarilerin İsa'ya halkla niçin mesellerle konuştuğunu sordukları söylenir: "İsa şöyle 'yanıtladı: Göklerin Egemenliği'nin sırlarını bilme ayrıcalığı size verildi, ama onlara verilmedi. Çünkü kimde varsa, ona daha çok verilecek, bolluğa kavuşturulacak. Ama kimde yoksa, elindeki de alınacak. Onlara benzetmelerle konuşmamın nedeni budur. Çünkü gördükleri halde görmezler, duydukları halde duymaz ve anlamazlar." (Matta, 13:11-13)
Tanrı'nın egemenliği şuurlu insanlık çemberidir. Şiddetin dışında yaraş yavaş gelişenlerin, bilgisi pratik olanların -yani bildiklerini bilecekler ve dolayısıyla yapacaklar-, ortak bir dil (bu çalışmada ortak bir dil öğrendiğinizi hatırlayalım) konuştukları için birbirlerini anlayanların çemberi anlamına gelir. Karşılıklı şiddet, eleştiri, hoşnutsuzluk ve kin olmadan yaşayan bazı varlıklar, bazı yerler, bazı toplulukların olması gerektiğini herkes bilir ve hisseder. Bununla bağlantılı olarak Muhammed ezoterik literatüründen bir pasaj aktaracağım. Bir öğrenci eğitim için Muhammed'e gelir. Muhammed der ki: "Senin inancının temeli nedir ve onu anlayışındaki gerçeklik nedir?" Öğrenci der ki: "Cenneti ve Cehennemi üç kez vizyon halinde gördüm. Cehennemde herkes komşusuna saldırıyordu. Cennette birbirlerini ziyaret ediyorlardı." Muhammed der ki: "Sen doğru görmüşsün."
Din kitaplarında verilen öğretinin fragmanlarını anlamak çalışma için gereklidir.

Bu sistemde niçin, her şeyin üstünde aradığımiz Işık'tır, dendiğini anlamak mümkün olur: Işık şuur demektir.

Daha şuurlu yaşamayı ve daha şuurlu hale gelmeyi amaçlarız. Işık-şuur ışığı- olmadığı için karanlıkta yaşarız ve bu çalışmada, kendimizdeki ışığı ararız. Bu sistemin kendi üzerimizde çalışma hakkında söylediği her şey -kendini hatırlama, negatif duygularla mücadele etme, içsel kale alma, kendini haklı çıkarma vs. hakkında- bir insanı daha şuurlu hale getirmek gibi -onun içinde ışığın görünmesi için- en üstün bir amaca sahiptir. Bu ışık çok ilginç bir şeydir. İlk önce kişinin kendisini daha şuurlu hale getirir, daha sonra diğerlerini. Bu çok ilginç bir deneyimdir. Bununla demek istediğim, çalışmanın artan şuura doğru sizi götürdüğü yön, sadece sıradan şuuru -yani insanlığın yaşadığı ilk iki şuur durumunu- bilen ve uyuyan bir insan olarak imgeleyebileceğiniz yönlerin hiçbirinde değildir. Daha şuurlu hale gelmeniz çok ilginç bir deneyimdir. Başkalarına şuurlu hale gelmek de bu kadar, hatta bundan daha fazla ilginç bir deneyimdir. Kendi kendinize tutkularla, kıskançlıklarla, adiliklerle, hoşnutsuzluklarla ve kinlerle götürdüğünüz hayat tamamen gülünç hale gelir. Aslında bütün hayatınız boyunca dünya üzerinde yaptıklarınıza hayret edersiniz. Çıldırmış olup olmadığınızı kendinize sorarsınız. Evet, kesinlikle. Yaşadığımız derin uykuda, Göklerin Egemenliğinin ışığında, hepimiz tamamen çıldırmış ve ne yaptığımızı bilmez haldeyiz. Çalışma size, ne yapmanız gerektiğini öğretmeye başlar. Uyanmak için ne yapmanız gerektiğini; bu çalışmanın amacı budur.
Bir insan, çalışmanın öğrettiği tek bir şeye bile uyansa, o artık aynı insan değildir. Bu şekilde çalışma bizi değiştirir. Fakat çalışmanın anlamını hissetmeyen birini değiştiremez. İlk başta çalışmanın anlamını başkasından hissedebilirsiniz, fakat kendi içinizden hissetmeniz gereken bir zaman gelir.
O zaman çalışmanın her detayı sizin için canlı hale gelir çünkü onu, başka hayata ve dünya üzerinde başka şekilde yaşamaya uyanmak isteyenlerin izlemesi gereken bir eğitim kitabı, bir plan, bir harita, bir pusula gibi görürsünüz.
Oldukça basit olan bu bir tek bilgiyi alın: özdeşleşmeyin (eşkoşmayın).
Bu bilgiyi izleyin. Onu sonuna kadar izleyin ve neler olduğunu, sizde nelerin değiştiğini, size ulaşan ışığı görün. Fakat bu çalışma sizin için gerçek anlama sahip değilse ve sizin için hayatın anlamı, çalışmanın anlamından her zaman daha büyükse ve daha gerçekse, o zaman sizin içinizde hiçbir değişim gerçekleşemez ve sadece hayat-duygularını bilirsiniz ve mekanik hayat çemberinde kalırsınız; karışıklıklar, çatışmalar, çelişkiler, hayal kırıklıkları, şikayetler ve savaşın olduğu çemberde.

Beton ağır, çelik serttir ama çimenler her zaman galip gelir. (Yabanıl'dan)

sirera

#8
II. Kısım—Geçen sefer, sırasıyla A ve B tesirleri olarak adlandırılan, halattaki farklı iki tür tesirin varlığı hakkında konuşuldu.
İkinci kısım olan bu yorumda, bu sistemdeki her parçayı ve ayrıntıyı bütün anlamla ilişkilendirme ihtiyacı hakkında konuşacağız.

Çalışmadan kuvvet sağlamak için, kendi üzerinizde çalışırken yaptıklarınızın anlamı olmalı ve çalışmanın size ilettiği anlam arttıkça -yani sizin için anlamı arttıkça ve geliştirdiği değerlendirme arttıkça- ondan sağlayacağınız kuvvet de artacaktır. Ona değer vermezseniz, ondan şüphe ederseniz, onun hakkında asla gerçekten düşünmezseniz, zaman geçtikçe varlık çizgisi ve bilgi çizgisi boyunca çalışarak onun önemini gittikçe artarak görmeye çalışmazsanız vs. o zaman çalışma hakkında yaptığınız şeylerin sizin için bir anlamı olmadığı gibi, bir kuvveti de olmayacaktır. Bir şey sizin için kuvvetli bir anlama sahip olduğunda, içinizde kuvvet ürettiğini biliyorsunuz; eğer anlamı çok azsa veya hiç yoksa, o zaman kuvveti de yoktur.

Şimdi, çalışmanın en yüksek ölçekte genel anlamı hakkında konuşalım. Bu bağlamda, şimdi B tesirlerinin kaynağı hakkında konuşmak gerekiyor. Birinci kısımda söylendiği gibi, B tesirleri A tesirleri gibi hayatın içinden meydana gelmezler. Onların merkezi, mekanik hayatın dışındaki bir kaynaktandır. Aslında onların kaynağı C tesirleridir. Bu ne demektir?

Bildiğiniz gibi, bu çalışma öğretisinde, insanlık, hepsi bir ve aynı seviyedeymiş gibi ele alınmaz. İnsan farklı kategorilere bölünmüştür. Tamamen farklı türde insanlar vardır. Her şeyden önce,
1 No.lu, 2 No.lu, 3 No.lu insanın var olduğu mekanik insanlık çemberi vardır.
Sırasıyla, bunlar temelde tek merkezini kullanan insanlardır:
1 No.lu insan durumunda içgüdü-hareket merkezini,
2 No.lu insan durumunda duygu merkezini ve
3 No.lu insan durumunda düşünce merkezini kullanır.

Bu içgüdü-hareket insanı, duygu insanı ve düşünce insanı temelde "tek merkezli" olduklarından ötürü her şeyi farklı görürler, sadece bir kenarından ve bir merkezden görürler.
Bu çembere ait insanlar hep birlikte, bu çembere ait insanların şiddeti temel aldığı ve ne kendilerini ne de birbirlerini anlamadığı olgusuyla tanımlanan mekanik insanlık çemberini oluştururlar. Bazen "dil karmaşıklığı" çemberi veya Babil* diye de adlandırılır; Babil yanlış anlamaların, çekişmelerin, çatışmanın, zulmün ve her tür savaşın, farklı herhangi bir şeye götürmeden her zaman var olduğu yerdir.

Daha sonra 4 No.lu insanın oluşturduğu ara bir çember gelir. Bu çember hayat içinde meydana gelmez, çalışmanın sonucu olarak meydana gelir. 4 No.lu insanda bütün sıradan merkezler geliştirilir, bu yüzden tek-yönlü bir insan değildir ve "dengeli insan" diye adlandırılır.
4 No.lu insanlar birbirlerini anlayabilmeye ve kendilerindeki şiddetin üstesinden gelmeye başlarlar. Bundan sonra birbirini anlayan, şiddete dayanmayan, sadece sıradan merkezlerinde değil, daha yüksek duygu ve daha yüksek mantal merkezlerde daha düşük bir boyuttan daha yüksek bir boyuta doğru şuurlanma gücüne sahip
5 No.lu, 6 No.lu, 7 No.lu insanlar tarafından oluşturulan şuurlu insanlık çemberi gelir.

Bu merkezler mekanik insanlığın -yani uyuyan insanlığın- duyarsız olduğu veya daha doğrusu "duyamadığı" tesirleri yayar.
B tesirleri şuurlu insanlık çemberinden meydana gelir.
Fakat B tesirleri olarak değil de C tesirleri olarak ortaya çıkar, ancak mekanik hayata ekildiklerinde B tesirleri haline gelirler.

Böyle olur çünkü C tesirleri olarak mekanik hayatta var olamazlar, fakat öyle bir şekilde değişip başkalaşırlar ki kendi orijinal biçimlerine çok yaklaşırlar. Aynen daha yüksek merkezlere ait fikirlerin ve duygusal algıların "biçimsel merkez" tarafından yakalanıp anlaşılamayacak olması gibi, şuurlu öğreti de kendi haliyle mekanik hayat küresinde var olamaz. Fakat şuurlu insanlık çemberine ait içsel evrim ve şuur derecesine ulaşmış insanlarla doğrudan bir bağlantıya sahip okullar aracılığıyla canlı tutulabilir ve iletilebilir.

Bu okullarda C tesirleri mevcut olabilir ve anlayan bir insandan anlamaya başlayan bir insana ve böylece henüz anlamayan bir başkasına sözlü olarak -yani sözlü öğretiyle- iletilebilir. Bu zincir mevcut olmalıdır.Ve böyle bir durumda bu tesirler C tesirleri olarak sözlü öğretiyle iletilebilir, bir insandan diğerine aktarılabilir.
İnciller'i (dört İncil) örnek olarak alalım. A,B ve C tesirleri üzerine (geçen sefer okunan) bu yorumun birinci kısmında söylendiği gibi, İnciller B tesirlerine bir örnek oluşturur. İnsanlar bazen şöyle sorarlar: ''Niçin İnciler B tesirlerine bir örnektir? Kesinlikle İsa şuurlu bir insandı. O zaman niçin inciller C tesirlerine bir örnek değiller?" İnciller'in, İsa öldükten çok uzun bir süre -elli yıldan yüz yıla kadar bir süre- sonra ortaya çıktığını hatırlamalıyız. Yazarlarının kimler olduğu da belli değil. Bunların sadece görgü tanıkları tarafından anında yazılmış kayıtlar olduğunu sanmak, yanlıştır. Örneğin Luka, asla İsa'yı duymadı. Yine İsa'yı hiç duymayan ve Kudüs'teki okul ile bozuşan Pavlus'un bir öğrencisiydi ve görünüşe bakılırsa öğretisini Şam yakınındaki bazı okullardan edindi. Fakat tarihsel sorulara gitmeye hiç gerek yok. Siz sadece, İsa'nın havarilerine özel olarak öğrettiğinin, halka da sadece belirli bir miktarda ve hemen hemen her zaman meseller halinde anlattığının söylendiğini görmek için İnciller'i okumalısınız. Matta İncili'nde, Ekinci Meseli anlatıldıktan sonra, havarilerin İsa'ya halkla niçin mesellerle konuştuğunu sordukları söylenir: "İsa şöyle 'yanıtladı: Göklerin Egemenliği'nin sırlarını bilme ayrıcalığı size verildi, ama onlara verilmedi. Çünkü kimde varsa, ona daha çok verilecek, bolluğa kavuşturulacak. Ama kimde yoksa, elindeki de alınacak. Onlara benzetmelerle konuşmamın nedeni budur. Çünkü gördükleri halde görmezler, duydukları halde duymaz ve anlamazlar." (Matta, 13:11-13)
Tanrı'nın egemenliği şuurlu insanlık çemberidir. Şiddetin dışında yaraş yavaş gelişenlerin, bilgisi pratik olanların -yani bildiklerini bilecekler ve dolayısıyla yapacaklar-, ortak bir dil (bu çalışmada ortak bir dil öğrendiğinizi hatırlayalım) konuştukları için birbirlerini anlayanların çemberi anlamına gelir. Karşılıklı şiddet, eleştiri, hoşnutsuzluk ve kin olmadan yaşayan bazı varlıklar, bazı yerler, bazı toplulukların olması gerektiğini herkes bilir ve hisseder. Bununla bağlantılı olarak Muhammed ezoterik literatüründen bir pasaj aktaracağım. Bir öğrenci eğitim için Muhammed'e gelir. Muhammed der ki: "Senin inancının temeli nedir ve onu anlayışındaki gerçeklik nedir?" Öğrenci der ki: "Cenneti ve Cehennemi üç kez vizyon halinde gördüm. Cehennemde herkes komşusuna saldırıyordu. Cennette birbirlerini ziyaret ediyorlardı." Muhammed der ki: "Sen doğru görmüşsün."
Din kitaplarında verilen öğretinin fragmanlarını anlamak çalışma için gereklidir.

Bu sistemde niçin, her şeyin üstünde aradığımiz Işık'tır, dendiğini anlamak mümkün olur: Işık şuur demektir.

Daha şuurlu yaşamayı ve daha şuurlu hale gelmeyi amaçlarız. Işık-şuur ışığı- olmadığı için karanlıkta yaşarız ve bu çalışmada, kendimizdeki ışığı ararız. Bu sistemin kendi üzerimizde çalışma hakkında söylediği her şey -kendini hatırlama, negatif duygularla mücadele etme, içsel kale alma, kendini haklı çıkarma vs. hakkında- bir insanı daha şuurlu hale getirmek gibi -onun içinde ışığın görünmesi için- en üstün bir amaca sahiptir. Bu ışık çok ilginç bir şeydir. İlk önce kişinin kendisini daha şuurlu hale getirir, daha sonra diğerlerini. Bu çok ilginç bir deneyimdir. Bununla demek istediğim, çalışmanın artan şuura doğru sizi götürdüğü yön, sadece sıradan şuuru -yani insanlığın yaşadığı ilk iki şuur durumunu- bilen ve uyuyan bir insan olarak imgeleyebileceğiniz yönlerin hiçbirinde değildir. Daha şuurlu hale gelmeniz çok ilginç bir deneyimdir. Başkalarına şuurlu hale gelmek de bu kadar, hatta bundan daha fazla ilginç bir deneyimdir. Kendi kendinize tutkularla, kıskançlıklarla, adiliklerle, hoşnutsuzluklarla ve kinlerle götürdüğünüz hayat tamamen gülünç hale gelir. Aslında bütün hayatınız boyunca dünya üzerinde yaptıklarınıza hayret edersiniz. Çıldırmış olup olmadığınızı kendinize sorarsınız. Evet, kesinlikle. Yaşadığımız derin uykuda, Göklerin Egemenliğinin ışığında, hepimiz tamamen çıldırmış ve ne yaptığımızı bilmez haldeyiz. Çalışma size, ne yapmanız gerektiğini öğretmeye başlar. Uyanmak için ne yapmanız gerektiğini; bu çalışmanın amacı budur.
Bir insan, çalışmanın öğrettiği tek bir şeye bile uyansa, o artık aynı insan değildir. Bu şekilde çalışma bizi değiştirir. Fakat çalışmanın anlamını hissetmeyen birini değiştiremez. İlk başta çalışmanın anlamını başkasından hissedebilirsiniz, fakat kendi içinizden hissetmeniz gereken bir zaman gelir.
O zaman çalışmanın her detayı sizin için canlı hale gelir çünkü onu, başka hayata ve dünya üzerinde başka şekilde yaşamaya uyanmak isteyenlerin izlemesi gereken bir eğitim kitabı, bir plan, bir harita, bir pusula gibi görürsünüz.
Oldukça basit olan bu bir tek bilgiyi alın: özdeşleşmeyin (eşkoşmayın).
Bu bilgiyi izleyin. Onu sonuna kadar izleyin ve neler olduğunu, sizde nelerin değiştiğini, size ulaşan ışığı görün. Fakat bu çalışma sizin için gerçek anlama sahip değilse ve sizin için hayatın anlamı, çalışmanın anlamından her zaman daha büyükse ve daha gerçekse, o zaman sizin içinizde hiçbir değişim gerçekleşemez ve sadece hayat-duygularını bilirsiniz ve mekanik hayat çemberinde kalırsınız; karışıklıklar, çatışmalar, çelişkiler, hayal kırıklıkları, şikayetler ve savaşın olduğu çemberde.

Beton ağır, çelik serttir ama çimenler her zaman galip gelir. (Yabanıl'dan)

sirera

#9
P.D.Ouspensky
Kendini Bilmek
G. = Gurdjieff

Dünya Rahat Yeri Değildir
"Ama kendisi üzerinde çalışmak istiyorsa, o, bu huzurunu bozmak zorundadır. İkisine birden sahip olmak asla mümkün değildir. İnsan bir seçim yapmak zorundadır. Ama seçim yaptığı zaman, sonuç, pek sık olarak aldanmadır, yani insan kendisini aldatmaya çalışır. Lafzen çalışmayı seçer, ama hakikatte huzurunu kaybetmek istemez. Sonuç, iki tabure arasında oturmaktır. Bu ise en rahatsız pozisyondur. Hiç çalışma yapmaz ve hiç de rahat edemez. Bir insanın her şeyi bir kenara atıp gerçek çalışmaya başlaması çok zordur. Niçin zordur? Aslında onun hayatı çok rahattır ve bu hayatı kötü olarak kabul etse bile artık ona alışmıştır. Gene de bu durumun kötü olduğunun bilinmesi iyidir. Ama burada yeni ve bilinmeyen bir şey vardır. İnsan, bu çalışmadan herhangi bir sonuç alınıp alınmayacağını bile bilmez. Ve bunun yanı sıra, burada en zor şey, birisine itaat etmenin, birisine teslim olmanın gerekliliğidir. Eğer bir insan, kendi kendine güçlükler ve fedakarlıklar icat edebilseydi, çok ilerleyebilirdi.  Ama burada anlaşılması gereken husus, bunun mümkün olmadığıdır. Bir başkasına itaat etmek veya kontrolü sadece bir şahsa ait olan genel çalışma hattını izlemek gerekir. Bu teslimiyet, herhangi bir şeye karar vermeye ya da herhangi bir şeyi yapmaya muktedir olduğunu düşünen bir insan için olabilecek en güç şeydir. Hiç şüphesiz, fantezilerden kurtulduğu ve kendisinin gerçekte ne olduğunu gördüğü zaman, bu güçlük kaybolur. Ancak bu, sadece çalışma süresi içinde meydana gelir. Ama çalışmaya başlamak  ve bilhassa devam etmek çok zordur, çünkü hayat sarsıntısız geçmektedir." (13)
(13:Hayatın amacı mutluluk olamaz. İnsanları mutluluk aramaya sevketmek hatadır. Istırabı yok etmeye kalkarsanız, insanın varlık sebebi olan, tüm bir idrak etme serisinin yok edilmesine sebep olursunuz. Çünkü her idrak, insanda bir ıstırap yaratır. Yani, yapılan hata idrak edilince, ıstırap doğurur. Siz ıstırabı ortadan kaldırırsanız; pişmanlık duygusunu, anlayışsızlıktan doğan hata duygusunu, yani yanılma duygusunu ortadan kaldırırsınız.
Bir, iki ve üç numaralı insanlar, içgüdüleriyle, duyularıyla hareket ederler; hiçbir objektif bilgileri yoktur. Yani zıtlarm kaynaştığı bir bünyemiz vardır; biz ancak zıtlarla bir şey öğreniyoruz. Mukayese etmeden hiçbir şey öğrenmemize imkan yoktur. Bu yüzden kıyas bilgisi çok önemlidir. İzafiyetten hareket edip, kesin bilgiye doğru gitmeyi öğrenmemiz lazımdır. İdrakin gelişmesi, yeşermesi için ıstırap şarttır. Bu yüzden mutluluk hiçbir zaman slogan olamaz. Hedonizm hiçbir zaman yaşam amacı olamaz)
Beton ağır, çelik serttir ama çimenler her zaman galip gelir. (Yabanıl'dan)

Tiversonus

#10
"Boşveer... Bizim buralarda kağıtla ne yapılır bilirsin!"


George Ivanovitch Gurdjieff 1866 yılında Kafkasya'da fakir Rum bir babadan ve Ermeni bir anadan doğmuştu, çocukluğu Kars'ta geçmişti ve 1949 yılında Paris'te dünyaca ünlü bir öğretmen olarak vefat etmişti. Gurdjieff sistemini kurmadan önce bir gezgin olarak Hindistan, Tibet, Orta Asya, Anadolu, Orta-Doğu ve Mısır'da hayatın sırlarını öğrenmek üzere 20 yıllık bir arayış yolculuğuna çıkmıştı. Hayat hikayesini içeren "Olağan Üstü İnsanlarla Görüşmeler"(5) kitabında başından geçen bazı fantastik olayları anlatmıştır.


Kısaca "Dördüncü Yol" veya "İnsanın Ahenkli Gelişimi" diye tanımlayabileceğimiz Gurdjieff sistemini ayrıntılı olarak incelemek konumuzu aşar. Esas teması insan yaşamın aslında bir uyku halinde geçtiğidir. Uyanmak için özel içsel çalışmaya girmesi gerekir. Sonucunda insan farkındalık ve daha yüksek bir şuur düzeyine ulaşır. Bunu sağlamak üzere felsefi ve psikolojik seminerler dışında, bazı özel hareketler ve danslar uygulanır. Aklın normal seyrini bozmak, farklı şuur hallerini uyandırmak için çeşitli yöntemler de kullanılır.


Bu esrarengiz adam etrafındaki insanlar üzerine güçlü bir etki bırakmıştır. Öğretileri dolaylı ve dolaysız bir şekilde yirminci asır üzerine derin bir iz bırakmıştır. Birçok Batılının Sufizmi anlamasına ve benimsemesine yol açmıştır. Gurdjieff'in Modern okültizmdeki yeri bir sır açıklayıcısı olarak yaşayacaktır. Muhtemelen Gurdjieff bütün bildiklerini aktarmadı, sistemi kısmen kendisinin akıl ürünüydü. Hipnotizma ve magnetizma konusunda uzmandı, şifa gücü vardı ancak bunları dikkatlice gizlerdi. Gurdjieff bir katalizördü, bir üstad olarak asıl misyonu insanlarda dönüşüm yaratmaktı. Batıda bir çok tanınmış aydın, yazar ve düşünürü çekmişti.


Asıl öğretileri sözlüdür ve öğretmen öğrenci, mürşid mürit ilişkisine dayanır. Yazılı eserleri üç seri şeklinde yayınlanmıştır: Bunları bazı dizilere bölmüştü: İlk dizi "Beelzebub'un Torununa anlattığı Masallar", bin sayfaya aşkın fantastik bir felsefi romandır. İkinci dizi "Olağandışı İnsanlarla Görüşmeler"(5) ise Gudjieff'in yaşam öyküsüdür. Üçüncü dizi ise "Yaşam Sadece Gerçek Olduğum Sürece Gerçektir" adlı eserlerdir. Ayrıca müritleri tarafından bir araya getirilen sözlerinden "Gerçek Yaşamdan Görüntüler" (Views from the Real World). Bunun dışında "Gelecek İyiliğin Habercisi" adında kısa bir eserlerini tanıtan bir kitabı vardır. Gurdjieff'in öğretileri dünyanın çeşitli merkezlerinde özel olarak yetiştirdiği kişiler tarafında halen yürütülmektedir. Eserleri arasında bir bale, 250 kutsal dans veya hareket, öğrencisi Thomas Alexandrovitch de Hartmann (18861956) ile birlikte bestelenmiş iki yüz piyano eseri vardır.


Değerli hocam Gurdjieff'in öğrencisi Ouspensky'nin "Kendini Bilmek" isimli kitabı üzerinde kendimce yaptığım çalışmalardan bir özeti, ikinci adresimizde,

http://www.budur.com/forum/


sundum. Ayrıca bu adreste onu ve öğretisini anlama çabalarımızı da bulabilirsiniz (eğer bi şekilde ilginizi çekiyorsa)

 

Yıllarca Gurdjieff'in kendi yazdığı üç kitabın Türkçeye çevrilmesini ümitle bekledim. Olmadı. Beş sene kadar önce ümidi kesip kitapları Amerikadan getirttim. Ve fakat özellikle benim okumak istediğim Beezelbub's Tales to His Grandson, kitabı çok kalın bir kitaptı. Neyse başlayıp iki bölüm okudum. Harikaydı fakat ingilizcem yeterli gelmediği için bu okuma işleminin bi ömür alacağını anladım! Hahahahahahaha Bu kez kitabı Türkçeye çevirecek birini aramaya başladım, o sıralarda zaten bi yayımevim vardı, bi ümit kitabı basmayı (iflası göze alıp) bile düşünüyordum.


Aylarca uğraştım, uygun bi kişi bulamadım, ya ingilizcesi güzel ama felsefi anlamda yeterli olamıyan kişilerle ya da çok profesyonellerle karşılaştım (param yetmiyordu, ya da halen o derece öncelik sıramda değildi demek lazım). Sonuçta henüz zamana gelmediğini düşünerek arayışı sonlandırdım (zaten yayımevini de kapattık iki yıl önce). Fakat benim bu isteğim geçecek gibi değil
Ben bu kitabın Türkçeye kazandırılmasını yürekten istiyorum.
Bu sebeple de bu çeviri işinde elimi taşın altına koymaya karar verdim (dün gece aniden!). Bu iş için ingilizcesi çok iyi, ekip çalışması yapabilecek bir gönüllü arıyorum. Tabi ki bize ayıracağı vaktin profesyonelce bi karşılığı olacaktır, bunun da karşılıklı bi anlayışla üstesinden gelebileceğimizden eminim.


Sevgili dostlarım bana bu konuda yardım ederseniz minnettar olurum.


Diğer kitabından, Gurdjieff'in babasının bir halk ozanı (aşık-düşünür) olduğunu öğrenmiştim. Ve kendisi Molla Nasreddin'e çok değer veriyor, hatta okuduğum ilk bölümde (Beezelbub'da), hocadan bi fıkra ile örnek veriyordu, benim hiç duymadığım bi fıkrası! Kimbilir daha geride neler var
Tabi Ouspensky'ye minnetarız. PLaton'a, Castaneda'ya olduğu gibi.
Çünkü Gurdjieff de Sokrat ve Huan Matus gibi kitapla, uzaktan eğitime inanmıyordu. (Kendi yazdığı kitaplar öğretisi ile ilgili değildir). Öğrencileri haber vermese bu şahsiyetleri hiç tanımayacaktık! Tıpkı peygamberleri de tanıyamıyacağımız gibi. Onlar da hayattayken hiç bi şey yazmadı, yazdırmadılar.



Acaba yanlış anlaşılacağını bilerek mi böyle yaptılar, yoksa kendilerine özel önem vermediklerinden mi bilemiyorum. Aslında yazılmaları iyi mi oldu kötü mü onu da bilemiyorum.



Şöyle akıl yürütecek olursam; kendi zamanlarında ve onların kontrolünde yazılsa acaba daha iyi olur muydu? Madem illaki biri sen ölünce bunu yapıyor!


Bu öğretilerden aniden aydınlanmış olan varsa, yazmaya gerek duymamıştır, ama henüz bizler gibi debelenip duruyorsa, en azından sonraki nesillere şans vermek istemiş olabilir, tabi iyi niyetlidirler, Allah razı olsun. Ama malum cehennemin yolları iyi niyet taşları ile döşeliymiş
Huan Matus, Castaneda'nın yazdığını biliyordu ve fakat engel olmadı. Saçmalık olduğunu söylüyordu ama yazmanın Castaneda'nın kendi eğitimi için gerekli olduğunu da anlamış ve göz yummaya karar vermişti
Castaneda ilk kitabından bi tane getirip hevesle Don Huan'a hediye etmek istediğinde, o şöyle dedi :" bak sen kapağı da pek bi renkli, pek hoş" sonra kitabı gerisin geri vermek isteyice Castaneda itiraz etti "ama ben onu sana getirmiştim"


Adam şöyle dedi: "Boşveer... Bizim buralarda kağıtla ne yapılır bilirsin!"  Herhalde deli gibi de gülmüştü. Sahneyi sanki ordaymışım gibi seyrediyorum.


 

26/8/2006 Sibel Atasoy

Alıtıdır:

http://agnia.blogcu.com/gurdjieff-ve-dorduncu-yol/490144

Tiversonus

#11
Gurdjieff ve Dördüncü Yol

İnsanın Gerçeği (Kendini Bilmek)




1. İnsanlar uyumaktadırlar ve bunu kabul etmezler.

2. Bütün insanlar sadece makinedirler, bütün faaliyetleri mekaniktir.

3. Psikoloji insanlarla ilgilidir, makinaların incelenmesi için psikoloji değil mekanik bilimi gerekir.

4. Bir makine kendini tanıyamaz, tanıdığında makina olmaktan çıkar. İnsan hareketlerinden sorumludur, makina değildir.

5. İnsanın başlıca yanılgısı, yapmaya muktedir olduğuna dair inancıdır.

6. Ancak bunu insanlara söylediğinizde inanmayacaklardır ve onlara düşmanca ve nahoş gelecektir. Özellikle de gerçek olduğu için düşmanca gelir.

7. Herkes hiç bir şeyin yapılması gerektiği gibi yapılmadığını iddia eder. Aslında her şey yapılabileceği tek şekilde yapılmaktadır, eğer tek bir şey değiştirilebilseydi her şey buna bağlı olarak farklı olabilirdi.





8. Her şey başka şeylerle bağlantılıdır.


9. İnsan bir çok BEN sahibidir.


10. Her insanın içinde 5-6 bazen daha çok ama sınırlı sayıda BEN vardır. Bunlardan her biri yönetimi ele aldığında kendinin asıl BEN olduğunu yani EFENDİ olduğunu sanır ve diğer benlere ait en ufak bilgisi olmaz.


11. İnsanda bu BEN değişimlerini kontrol edecek hiç bir şey yoktur. İnsan&makina bu durumu fark etmemekte, bilmemektedir.

12. Benler, rastlantıların gücü ile veya mekanik olan dış dürtüler tarafından yaratılmışlardır.

13. Eğitim, taklit, okuma, dinin uyuşturuculuğu, sınıflar, gelenekler, yeni sloganların cazibesi dış tesirlerdendir.

14. İnsanın bireyselliği yoktur, bir tek büyük BEN sahibi değildir, birçok kendini ben sanan benlere bölünmüştür.

15. Her bir küçük ben kendini BÜTÜN adına çağırmaya yetkilidir; anlaşmaya, anlaşmamaya, söz vermeye, kararlar almaya muktedir ki, sonradan bütün diğer benler bunların sonuçlarıyla uğraşmak zorunda kalalacaklardır.


16. Her küçük benin imzaladığı çeklerin ve akitlerin sorumluluğunu yüklenecek olması, insanın yani Bütünün trajedisidir.

17. Çoğu zaman insanın ömrü küçük tesadüfi benlerin imzaladığı akitlerin gereğini yerine getirmek yükümlülüğü ile geçer.

18. Her insanın sınırlı rol repertuarı vardır ve bunun dışında bir role zorlandığında kendini kısa sürede huzursuz ve rahatsız hisseder ve kendi repertuarındaki herhangi bir role dönmek için büyük çaba harcar. Döndüğünde gerilim biter ve rahatlık (uyuma hali) başlar.

19. İnsan repertuarı dışındayken üşür, utanır ve herkesten kaçmak ister.

20. Burada SEÇİM zorunluluğu gelir! İnsan rahatı mı seçecektir yoksa kendi üzerinde çalışıp huzursuzluğu mu?

21. İnsan hapishanededir ancak bunun farkında değildir. Farkına varan her aklı başında kişi hapisaneden kaçmak ister, kaçmak için tünel kazmak lazımdır. Bunun dört gerekli şartı vardır;


a) Özgür olmadığını, hapishanede olduğunu kabul etmek.

b) Evvelce hapisaneden kaçabilmiş kimselerden yardım almak.

c) Kaçış organizasyonu asla tek kişi olarak gerçekleştirilemez. Bir grup çalışması elzemdir.


d) Büyük bir çalışma ve çaba gereklidir : belirli bir amaca yönelik şuurlu çabalar


22.İnsan yeterince yöntemli ve kararlı ise bir alışkanlığını değiştirebilir Ancak; Bir kimse kendi üzerinde çalışıyorsa o kimse mümkün olabilecek ek değişiklikleri hesaba katmalı ve bunları önceden düşünmelidir. (Kendi üzerinizde değişikliğe muvaffak olduğunuz her husus, değişmesini belki de arzu etmediğiniz alışkanlık ya da karakter özelliklerinizi etkiler ve siz farkına varmadan devreden çıkar ya da beklemedikleriniz devreye girer.)

22. Ya da ! Değişmek isteyen fazlalıklarını terk etmelidir.

23. İnsanların feda etmeleri gereken en önemli şey ıstıraplarıdır. İnsan öyle yapılmıştır ki ; ıstıraba olduğu kadar asla başka şeye o kadar çok bağımlı değildir. Zevklerden daha kolay feragat edilir.

24. Istırap olmadan birşey kazanılmaz ama ayni zamanda insan ıstırabını feda ederek işe başlamalıdır.

25. Kaynaşma ve içsel birlik (vahdet); sürtüşme ile evet ve hayır arasındaki mücadele ile elde edilir. (evet ya da hayır seçeneklerinden biri doğru cevap değildir, mücadele doğru yolda oluşun işaretidir.)

26. Ancak bu mücadele yanlış bir taban üzerinde cereyan edebilir ve bu yanlış ve natamam bir kristalizasyondur. Bu insan daha fazla gelişme imkanına sahip olamıyacaktır.

27. Gelişme imkanını yeniden sağlamak için o insan tekrar eritilmelidir; bu ise sadece korkunç ıstırap ile mümkündür.

28. Evet ve hayır arasındaki mücadele hemen değerli bir şeyi feda etmekle başlatılabilir. Bununla beraber sonsuza kadar değil! Kristalizasyon elde edildikten sonra feragatler, mahrumiyetler ve feda etmeler artık gerekmez. Bundan sonra insan neyi isterse ona sahip olabilir. Artık onun için yasalar yoktur, o kendi başına bir yasadır.

29. Yollar (tekamüle giden), gündelik hayatın karşısında olup başka ilkelere ve yasalara dayanmaktadır.

30. Dördüncü yolda imana gerek yoktur, aksine her çeşit iman dördüncü yolun karşısındadır.

31. Yolu arayan insan, yolu bilen ilk insana rastladığı ana ilk eşik ya da ilk adım denir. İlk eşikten itibaren merdiven başlar. Merdiven süresince kişi her şeyden; yoldan, rehberden ve kendinden şüphelidir, hiç bir şey sabit değildir. Bazen aşağılara düşer ve yeniden başlaması gerekebilir.

32. Fakat son basamağı geçtiği anda yola girdiğinde rehbere karşı şüpheleri ortadan kalkar ama aslında ona ihtiyacı eskisinden çok azalır. Bir çok bakımdan bağımsız olur ve nereye gittiğini bilebilir. Çalışmasının sonuçlarını artık kolaylıkla kaybedemez. Yolu terk etse bile başladığı yere dönmeyecektir.

33. Dördüncü yolda merdiveni çıkmak için koşul; İnsanın kendi yerine bir başkasını yerleştirmeden bir üst basamağa geçemiyeceğidir. Böylece insan yükseldikçe kendini izleyenlere daha da bağımlı olur. Onlar durursa O da durur.

34. Öğrenci ne derece yüksekse, öğretmen de o derece yüksek olabilir. Aslında öğrenci öğretmenin seviyesini hiç göremez ve ne derece aşağıda iseler o derece yüksek bir öğretmen isterler. (Genellikle insanın kendisi beş para etmediği halde İsanın öğretmenliğinden başkasını istemez.) daha aşağısına razı değildir.

35. Öğretmen ve öğrenci birbirine muhtaçtır. İnsan aldığını derhal vermelidir, ancak bu şekilde daha fazlasını alabilir. Aksi halde kendisine verilmiş olanda ondan alınacaktır.

36. Subjektif yol, okul yolundan geçer.

37. Objektif yol, sade vatandaşın yoludur. Onlarda tekamül eder, ne var ki onların yolu çok gereksiz tekrarla dolu olarak çok uzun olabilir.


38. Kendi kendini inceleme, kendini bilmeye götüren çalışma veya yoldur.

39. Bilgi herkesin yolu olamaz ve çoğunluğa mal edilemez. Kanun
böyledir. Bilgi de maddedir ve daima sınırlıdır. Eğer bilgi madde ise; Belli bir yerde ve belli bir zamanda belirli miktarda mevcut demektir. Belli bir devre süresince örneğin 100 yıl boyunca insanlığın tasarrufunda belirli miktarda bilgi vardır.

40. Bilgi ve varlık seviyeleri dengeli olmalıdır; insanın gelişmesinin üzerinde cereyan ettiği iki çizgi vardır: bilgi ve varlık çizgileri. Doğru tekamülde her iki çizgi birbirlerine paralel olarak, birbirlerine yardımcı olarak gelişirler. Bunlardan biri daha uzun olursa insanın gelişmesi yanlış olur; er ya da geç gelişme durur.

51. Duygular alanındaki vicdan kavramı, düşünce alanındaki şuur kavramının muadilidir.

52. Alemin ve insanın böyle paralel biçimde incelenmeleri, öğrenciye, her şeyin temeldeki birliğini gösterecek ve onun farklı düzenlerin fenomenlerinde analojiler bulmasına yardım edecektir.

53. Gerek alemde, gerekse insandaki bütün süreçleri yöneten temel kanunların sayısı çok azdır. Az sayıdaki basit kuvvetlerin farklı sayısal bileşimleri, olayların görünen çeşitliliğini yaratmaktadır.

54. Evrenin mekaniğini anlamak için, karmaşık fenomenleri, bu basit kuvvetlerle çözümlemek gerekmektedir.


55. Subjektif insan için kötülüğün hiç mevcut olmadığı, sadece farklı iyilik kavramlarının var olduğu söylenebilir. Hiç kimse herhangi bir şeyi kasıtlı olarak kötülük için, kötülük olsun diye yapmaz. Herkes iyilik uğruna, onu anlayışına göre hareket eder. Fakat iyiliği farklı şekillerde anlar.

56. Uyanma, insanın hiç bir yere varamıyacağını ve nereye gideceğini bilmediğini idrak etmesiyle başlar.

57. Birliğin çokluğa dönüşüm kanunlarını incelemeden önce, bütün evrenlerin tüm çeşitlilikleri veya birlikleri içerisinde bütün olayları yaratan temel kanunu incelemeliyiz.

58. Bu, Üç prensip ya da Üç kuvvet kanunudur. Bu kanun, hangi mikyasta olursa olsun, hangi alemde cereyan ederse etsin, molekül seviyesindeki olaylardan kozmik olaylara kadar, farklı ve birbirlerine karşı Üç kuvvetin bileşimi ve karşılaşmasıdır.[/size=3]

59. İlk kuvvete aktif veya müsbet...İkinciye pasif ya da negatif...Üçüncüye ise etkisiz kılan kuvvet... Denilebilir.

]60. İlk iki kuvvet çağdaş düşüncenin bildiği kanunlardır. Fakat genelde üçüncü kuvvet müşahadeyi ve anlayışı yöneltmek için kolayca ulaşılabilir değildir. Bunun nedeni, insanın mutad psikolojik faaliyetinin fonksiyonel sınırlanmasında ve olaylar dünyasına ait algımızın temel kategorilerinde, yani mekan duygumuzda ve söz konusu sınırlamalar sonucunda doğan zaman duygumuzda aranmalıdır.


61. Üçüncü kuvvet, gerçek alemin malıdır. Müşahademize giren subjektif alem veya olaylar alemi, sadece nispi olarak gerçektir, her halde tamam değildir.

62. Evrenin bundan sonraki temel kanunu yedi kanunu veya oktavlar kanunudur. Bu kanunun anlamını kavramak için, evreni titreşimlerden meydana gelmiş olarak kabul etmek gerekir. Bu titreşimler, evreni oluşturan maddenin, en incesinden en kabasına kadar, bütün çeşit, safha ve yoğunluklarında faaliyet göstermektedir. Çeşitli kaynaklardan çıkmakta ve birbirleriyle kesişerek, çarpışarak, güçlendirip, zayıflatarak, durdurarak
çeşitli yönlerde ilerlemektedirler. (Hoca burada sanırım Kuantum fiziği
yani dalga/parçacık fonksiyonunu tarif etmektedir.)


63. Fiziğin temel görüşlerinden birisi Titreşimlerin sürekliliğidir. Bu konuda kadim bilginin görüşü farklıdır; Zira kadim bilgi, titreşimler anlayışının temeline Titreşimlerin süreksizliği ilkesini yerleştirmiştir.

64. Eğer oktavlar kanunun bütün anlamını kavrayabilirsek, bu, bize bütün hayatın, tarafımızdan müşahade edilen evrenin tüm planlarındaki fenomenlerin yeni bir açıklamasını verir. Bu kanun, doğada niçin doğru çizgiler bulunmadığını, niçin düşünemediğimizi ya da yapmaya muktedir olamadığımızı, niçin bize ait her şeyin düşünüldüğünü, niçin bizimle ilgili her şeyin varit olduğunu ve niçin genellikle istediğimize ve beklediğimize zıt bir yönde cereyan ettiğini açıklar. Bütün bunlar, entervallerin açık ve dolaysız sonuçları, ya da titreşimlerin gelişmesindeki gecikmelerdir.

65.Titreşimlerin gecikmeleri anında kesinlikle olan nedir? Asıl istikametten bir sapma meydana gelir. Oktav önce doğru istikamette ilerlemeye başlar.


66. Oktavlar Kanununun yardımı ile, şeylerin ilerlemelerini, yön değiştirmelerini her şeyde müşahade edebiliz. Belli bir enerjik faaliyet veya güçlü duygu ya da doğru anlayış devresinden sonra, bir tepki oluşur, çalışma sıkıcı ve yorucu hale gelir. Duyguda yorgunluk ve ilgisizlik anları belirir, doğru düşünme yerine, uzlaşma yoluna gitme çabaları, baskı ve güç sorunlardan kaçış başlar. Fakat çizgi şimdi ayni istikamette değil ama gelişmeye devam etmektedir. Çalışma mekanikleşmekte, duygu gittikçe zayıflamakta, günün genel olayları seviyesine inmektedir. Sonra tekrar duruş ve farklı ilerleme, kırgınlık, nefret, kaale almama gibi ayni düşünce ve duygular arasında dönüp durur. Ve bulunmuş olan çıkış yolu giderek daha ve daha kaybolur.(bilim,sanat,felsefe,din ve fertlerin günlük
faaliyetlerinde ayni şeyleri kolayca görmek mümkündür)


67.Şayet oktav arası titreşimlerin azaldığı anlarda ilave şoklar yaratılabilirse doğru, yön değiştirmeden devam edebilir. Herhangi
bir yerden kendiliklerinden gerekli anlarda gelen tesadüfi şoklar
ümitleri ile avunmak, doğaldır ki mümkün değildir. Böyle bir
durumda,insana iç eğilimlerine inançlarına ve eğilimlerine ters
düşse bile yel nereden eserse oraya gitme, nehrin akışı içinde yüzme ya da başarısızlığı ile kendini uzlaştırarak yeniden yapmaya başlama seçeneği kalmaktadır.


68.Veya faaliyetinin bütün çizgilerinde entervallerin zamanını tanımayı ve ilave şokları yaratmayı, diğer bir ifade ile kozmik kuvvetlerin gerekli anlarda, ilave şokları yaratmada faydalandıkları yöntemi kendi faaliyetlerine uygulamayı öğrenebilir.


Tiversonus

#12





1/7 = 0,142857...142857 (142857142857142857142857142857)

2/7 = 0,285714...285714 (142857142857142857142857142857)

3/7 = 0,428571...428571 (142857142857142857142857142857)

4/7 = 0,571428...571428 (142857142857142857142857142857)

5/7 = 0,714285...714285 (142857142857142857142857142857)

6/7 = 0,857142...857142 (142857142857142857142857142857)

7/7 = 0,999999...



7
.14
...28
.....56
......112
........224
..........448
............896
.............1792
...............3584
.................7168
..................14336
....................28672
......................57344
.......................114688
.........................229376
...........................458752
.............................917504
..............................1835008
................................3670016
..................................7340032
...................................14680064
.....................................29360128
.......................................58720256
........................................117440512
..........................................234881024
............................................469762048
..............................................939524096
...............................................1879048192
.

+
----------------------------------------------------------
7142857142857142857142857142857142857142857142857142857...

Bu da bana ilginç gelen bir bağlantı.


Alıntı:
http://www.budur.com/forum/topic.asp?TOPIC_ID=1633

Tiversonus

#13
1. İnsanlar uyumaktadırlar ve bunu kabul etmezler.

2. Bütün insanlar sadece makinedirler, bütün faaliyetleri mekaniktir.

3. Psikoloji insanlarla ilgilidir, makinaların incelenmesi için psikoloji değil mekanik bilimi gerekir.

4. Bir makine kendini tanıyamaz, tanıdığında makina olmaktan çıkar. İnsan hareketlerinden sorumludur, makina değildir.

5. İnsanın başlıca yanılgısı, yapmaya muktedir olduğuna dair inancıdır.

6. Ancak bunu insanlara söylediğinizde inanmayacaklardır ve onlara düşmanca ve nahoş gelecektir. Özellikle de gerçek olduğu için düşmanca gelir.

7. Herkes hiç bir şeyin yapılması gerektiği gibi yapılmadığını iddia eder. Aslında her şey yapılabileceği tek şekilde yapılmaktadır, eğer tek bir şey değiştirilebilseydi her şey buna bağlı olarak farklı olabilirdi.

 


"Kendini Bilmek" için farkındalık oluşturmamız için en önemli yolun kendimizi izlememizdir, derin düşünce ile izlememiz gerekiyor...Sanki odamızda, yaşamımızda bir kamera var gibi, bir kamara gözü ile incelememiz gerekiyor... Gurdjieff'in 4. yol öğretisi başlığı nedeniyle; bu ilk 7 şık ile ilgili "kendini tanıma" amacı ile bir-kaç gün buna zaman ayrılabilinir...Bu şıklarda anlatılan hareketlerin bireysel yaşamımız içinde yine kendimiz açısından bir keşfi olmalı bu hareket...Kısaca incelemenin konusu sadece kendimiz olmalıdır...Ortalıkta oldukça fazlaca "spiritüel gürültü" bulunmakta ve aslında sufizm ve gnosstikler bire-bir inisinasyonu uyguladıklarından; kolayca vitrinde bulunan eserlerde, pek bozulmamış bilgileri de bulacağımızı sanmıyorum. Bu neden ile Gurdjieff ekolü çok değrli sayılabilinir: İşte bu neden ile -eğer Gudjieff ekolü ile çalışmak isteyen var ise- bunu, bu bireysel çalışmayı bu ilk 7 madde için öneriyorum... Paylaşım yapılması pek önemli değil, önemli olanın insanın kendisini tanımak için ne kadar adanmışlık ile çalışacağıdır. İnanın bir tekrar açısından kendim için bir kaç gün bu keşfi yapmaya çalışacağım...


"4. Yol" ile "Kendini Bilmek" çalışmasının yürüyebilmesi için bazı önşartlar olduğunu düşünüyorum. Bunlar tamamen kişisel düşüncelerim olmakla beraber sizde bunu kendinize uyarlayabilirsiniz ya da siz kendiniz için en-uygun olanı seçersiniz.

Şimdi basit ve kısaca düşündüklerimiz, bir bakış açısına ilham olsun diye yazmak istiyorum.

Yukarıdaki (örnekteki yedi madde için örneğin) maddeler hakkında "bir sorgulamayı doğru ya da yanlış araştırması" açısından yapmamalısınız. Bu yapılımaya başlandığı an'da kendini tanımanın 4. yol öğretisi durur. Evet, bu bir çelişki gibi duruyor değil mi? Ama çelişki olması ya da olmaması hiç de önemli değildir.

Her bir madde bir "hipotez" olsun...Hipotezlerin doğru olup olmadığını anlamaya çalışmak ne demektir? Eğer bu maddeleri birer hipotez olduğunu düşünüp, hipotezin doğruluğu ya da yanlışlığını sorgulamaya enerji harcarsanız ilerleme durur. Bunu yapmak istiyorsanız yer bu metod değildir, bunun için Freud'u, G.Jung'ı okumanız gerekir ya da bir çok bilimsel eseri, işte bu neden ile Kendii Bilmek için ekolden çıkmanız gerekir. Ayrıca zihnin kendini sorgulayabilir olmasında da bir ezoterik anlam vardır. Basitçe bu ekolün "önüne kadar" gelmişseniz, bu taşıdığımız zihin ve onun sorgular yapısının büyük payı olduğudur. Aslında bu kapıya kadar getiren taşıdığımız zihindir, yani sıkıntılarımızın temelinde. Sorgulayacak yer değildir, sorgulayacak yer burası değildir en azından...

Peki nasıl anlamak gerekir? Önerim şu: Maddeler doğru mu, yanlış mı demeden şu söylenebilir. Burada yazılan maddedeki özellikler için kendini gözlemlemek, notlar almak ve ölçmek...Evet bu maddeler için kendini ÖLÇMEK!!!

Kısaca, maddeler "yanlış ya da doğru" iseler; ÖLÇMEK!

Olasılıklar;

1. Şıklar Doğrudur; yapılacak iş; ÖLÇMEK, bizde var mı yok mu?
2. Şıklar Yanlıştır; yapılacak iş; ÖLÇMEK, BİZDE VAR MI YOK MU?

Bir iskambil oyunu oynarken ya da bir satranç oynarken; o kuralların doğruluğu ya da yanlışlığını düşünmez insan değil mi? Önemli olan, bu çalışmanın insana katacağı şeylerdir, tıpkı saydığım oyunlarda olduğu gibi...


Sorgulayacaksanız, buraya kadar gelmenizin temel bileşenlerini sorgulayın ve bırakın ve oyunu oynayın, sonucu merak ediyorsanız sorgulamadan ölçmeye başlamalısınız. Bu oyunun ön şartıdır, tek oyun da değildir, daha iyisi de çıkacaktır!


İlginç bir noktayı ilave etmek istiyorum: Kendini Bilmek çalışması olarak 4. yol çalışmasını yaptığınızda; bunu uyguladığınızda, bunu KENDİNİZ İÇİN UYGULADIĞINIZDA; asla asla yazıların size başlangıçta vermediği, maddelerin içerisinde olmayan bilgilere ulaşırsınız. İşte bu öyle bir şeydir ki, 4. yolun sadece uygulama kısmında açığa çıkan bilgilerdir. Bu bilgilere ulaşmanın tek yolu var, onu okuyarak anlayamazsınız:)) Yok böyle bir şey, yani esas öğreti yazılarda değil, ilginç değil mi? Dışarıdan bakan için farklıdır, içeriden görülen bir şeyler olabilir mi? Şunu düşünün; yazılarımızda olan ile hayat deneyimimiz aynı mıdır? Aynı ise; hayat/deneyim yazılar mıdır! Yazılar sadece birer araçtırlar! Bu ise Ezoterik olanın özelliğidir. Onu aktaramazsınız, istesenizde aktaramazsınız, bu biri sizi engelliyor diye değil, bunu yapamazsınız anlamında adece, o sadece keşfedilir, ancak yol gösterilir ve kapıdan ancak siz geçersiniz. Ve işiniz bittiğinde ise tüm ESKİ (ve hatta 4. yol öğretisini de) yazılarınızı yakmanız gerekebilir. Yakmak mecazi anlamdadır...Kuyumcuya gelen kullanılmış/eski altın mücevheri düşünün; kuyumcu onu eritir ve yeni takı yapar, eski takıyı/altını eritmeden yeni/takıyı nasıl yapabilir kuyumcu, bir örnek olsun diye anlatıyorum. İşte Kendini Bilmek acı-dolu olabilir ancak bir noktadan sonra kişi kendisinin efendisi olduğunda artık filozof taşına kavuşmuştur: Kenidini Bilmek için erimek gerekir, eriyebilmek içinde dualite ile deneyimlerimiz ile uygun olmuşluk düzeyinde olmak gerekir, bu herkes için uygun değil demektir. Hayatta böyle değil midir?


Gurdjieff'in kullandığı/öğrettiği egzersizlerinin yer aldığı tek kaynak "Meetings with Remarkable Men (1979)" adlı filmdir. Bu filmde yer-alan hareketlerin öğrencileri tarafından yapılan egzersizler olduğu söylenir. Youtube'da bulabilirsiniz bu gerçek egzersizleri. Tüm bildiğimiz entellektüel araçlar dışında, bilgiye ulaşmanın bir başka, bilgi otobanlarını kurmanın yolu diye düşünüyorum ben bunları, elbette Merkivah ile de alakalı ve diğer (DNA v.s.) konular ile ilgili... Dolayısı ile bir "fikir vermesi" açısından; bir film izler gibi olmanın ötesinde bu filmi, örneğin onar dakikalık bölümler halinde izlenmeli diye düşünürüm... Simgesel aktarımı bol olan bir filmdir. Simgelerin olası anlamları keşfedilmeli, işte bu neden ile "farklı metodlar" ile film izlenmelidir... Bir bakış açısı olsun diye öneriyorum. Bazen şu da aklıma geliyor: Bir müzik parçasında onu fazlaca dinlememize ne sebep olur?


Film ile ilgili bir adres:

http://lightworks.blogcu.com/gurdjieff-meetings-with-remarkable-men-1979/6197245

Ve sanırım altyazıyı silmişim, yeniden yükledim yeni altyazı adresi:
http://rapidshare.com/files/331231423/Gurdjieff-Meetings_With_Remarkable_Men.srt[/size=1]

sirera

#14
Gelişme Yeteneğinde Olanların Özellikleri
"Çalışmaya gelebilecek kimseleri nasıl tanıyabiliriz?" diye sordu oradakilerden birisi.
"Onların nasıl tanınacağı başka bir mevzudur." dedi G. "Bunu yapmak için belli bir dereceye kadar 'olmak' gereklidir. Ama bundan söz etmeden önce, hangi tür insanların çalışmaya gelebileceğini ve hangilerinin gelemeyeceğini belirlemeniz gerekmektedir."
"Bir insanın önce belli bir hazırlığa, belli bir birikime sahip olması gerektiğini anlamalısınız. O, ezoterizm fikirleri hakkında, gizli bilgi hakkında, insanın iç tekamül imkanları vs. hakkında olağan kanallarla neleri bilmenin mümkün olduğunu bilmelidir. Demek istediğim, bu fikirlerin onlara tamamen yeni bir şey gibi gözükmemesi gerektiğidir.  Aksi takdirde onunla konuşmak zordur. Ayrıca en azından biraz bilimsel ya da felsefi hazırlığı olması da faydalıdır. Eğer kişi iyi bir dini bilgiye sahipse, bu da yararlı olur. Ama o, dinsel formlara sıkı sıkıya bağlıysa ve onların özü hakkında bir anlayışa sahip değilse, bu takdirde konu ona çok zor gelecektir. Genel olarak az biliyorsa, az okumuşsa, az düşünmüşse, onunla konuşmak zordur. Şayet iyi bir öze sahipse, onun için konuşmaların hiç olmadığı başka bir yol vardır ama bu takdirde o, itaatkar olmalı, kendi iradesinden vazgeçmelidir. Ve o, bu noktaya şu ya da bu şekilde varmak zorundadır. Herkes için genel bir kuralın mevcut olduğu söylenebilir. Bu sisteme ciddi bir şekilde yaklaşmak için, insanların önce kendileri hakkında, yani kendi güçleri hakkında ve ikinci olarak bütün eski yollar hakkında hayal kırıklığına uğramaları lazımdır. Bir insan, yapmakta olduğu şeylerde hayal kırıklığına uğramadıkça, aradığı şey hakkında hayal kırıklığına uğramadıkça, sistemde en değerli şeyin ne olduğunu hissedemez. Eğer bir bilim adamı ise, biliminde hayal kırıklığına uğramalıdır. Dindar bir kişi ise, dininde hayal kırıklığına uğramalıdır. Politikacı ise, politikada hayal kırıklığına uğramalıdır. Filozof ise, felsefede hayal kırıklığına uğramalıdır. Teozof ise, teozofide hayal kırıklığına uğramalıdır. Okültist ise, okültizmde hayal kırıklığına uğramalıdır vs. Ama bunun ne anlama geldiğini anlamalısınız. Örneğin, dindar bir kişi dinde hayal kırıklığına uğramalıdır,  diyorum.   Bu,  onun imanını kaybetmesi gerektiği anlamına gelmez. Tam tersine bu, bildiği dini öğretinin kendisine yeterli olmadığını, onu hiçbir yere götürmeyeceğini anlayarak, onun sadece öğreti ve metotlar konusunda 'hayal kırıklığına' uğraması gerektiği anlamına gelir. Şüphesiz, vahşilerin tamamen yozlaşmış dinlerini ve son zamanların uydurma dinleri ile mezheplerini hariç tutacak olursak, bütün dinsel öğretiler, biri görünenen ve diğeri görünmeyen olmak üzere iki kısımdan meydana gelmişlerdir. Dinde hayal kırıklığına uğramak, o dinin görünen kısmında hayal kırıklığına uğramak ve dinin saklı ve bilinmeyen kısmını bulma gereğini hissetmek anlamına gelir. Bilimde hayal kırıklığına uğramak, bilgiye olan ilginin kaybolması anlamına gelmez. Bu, insanın olağan bilimsel metotların sadece faydasız olmakla kalmayıp, saçma ve kendi içinde çelişen teorilere götürdü güne kanaat getirmesi ve buna kani olarak, başkalarını araştırmaya başlaması demektir. Felsefede hayal kırıklığına uğramak, insanın, olağan felsefenin sadece, -bir Rus atasözünde söylendiği gibi- boş bir kaptan diğerine boşaltmak olduğuna ve her ne kadar gerçek felsefe de olabilir ve olması gerekirse de, insanların felsefenin ne demek olduğunu bile bilmedikleri konusunda kanaat getirmesi anlamına gelir. Okültizmde hayal kırıklığına uğramak, mucizeye olan inancın kaybolması anlamına gelmez, bu sadece hangi isim altında geçerse geçsin, olağan, ulaşılabilir ve hatta reklamı yapılan okültizmin sadece şarlatanlık ve kendi kendini kandırma olduğu ve bir yerlerde bir şeylerin mevcut olmasına rağmen, insanın olağan yol içerisinde bildiği ve öğrenebildiği her şeyin onun ihtiyaç duyduğu şey olmadığı konusunda kanaat getirmesi anlamına gelir." (136)( 136: Uyanma niteliğinde olan insan, içinde bulunduğu realitede hayal kırıklığına uğrar. Yani hangi manevi yolda olursa olsun, kendi konusunda, kendi realitesinde bir doymaya ulaşması lazımdır. Yani herşey iyi giderken, bir noktadan sonra, bir tatsızlık,  bir tatminsizlik başlamıştır. O realite artık ona yetmemektedir, bir arayışa girmiştir, kafası karışıktır. Her realitenin bir üstü vardır ve bu arayışın bir sonu yoktur. )
"Böylece o, daha önce ne yapıyorsa yapsın, onu ne ilgilendirirse ilgilendirsin, eğer bir insan, mümkün ve anlaşılabilir yollarda bu hayal kırıklığı durumuna varmışsa, onunla konuşurken sistemimizden söz etmeye değer ve daha sonra o, çalışmaya gelebilir. Ama o, daha önceki yolunda herhangi bir şey bulabileceğini veya henüz bütün yolları denemediğini ya da kendi kendine bir şeyler yapabileceğini veya bulabileceğini düşünmeyi sürdürüyorsa, bu, onun henüz hazır olmadığı anlamına gelir. Onun daha önce yapmaya alışkın olduğu her şeyi kaldırıp atması gerekir demek istemiyorum. Bu tamamen gereksizdir. Tam tersine, yapmaya alışkın olduğu şeyleri yapmayı sürdürürse, ekseriyetle daha iyidir. Ama bunun sadece bir meslek ya da bir alışkanlık yahut bir ihtiyaç olduğunu anlamalıdır. Bu farklı bir durumdur; ancak bu durumda 'eş koşmamaya' muktedir olacaktır."
"Çalışma ile bağdaşmayan sadece tek şey vardır, o da, 'profesyonel okültizm', başka bir deyişle profesyonel şarlatanlıktır. Bütün spiritüalistler, şifacılar, durugörürler vs. ya da onlarla yakın ilişkisi olan kimselerin hiçbiri işimize yaramaz. Bunu daima hatırlamalı ve onlara sistemden söz etmemeye dikkat etmelisiniz, çünkü sizden öğrenecekleri her şeyi kendi amaçları için, yani başkalarını aptal yerine koymak için kullanabilirler."
"İşe yaramayan fakat onlardan daha sonra söz edeceğimiz başka kategoriler de vardır. Şimdilik bir tek şeyi hatırlayın: Bir insan olağan yollar içerisinde yeteri kadar hayal kırıklığına uğramalıdır ve aynı zamanda bir yerlerde bir şeylerin olabileceğini düşünmeli ya da bu fikri kabul edebilmelidir. Böyle bir kişi ile konuşursanız, ne kadar beceriksizce söz ederseniz edin, o, gerçeğin tadını alabilir. Ama başka bir kanıya sahip olan bir kişiyle konuşacak olursanız, söyleyeceğiniz her şey ona saçma gelecek ve sizi asla ciddi bir şekilde bile dinlemeyecektir. Böylesi için vakit kaybetmeye değmez. Bu sistem, arayış içinde olan ve içleri yanan kişiler içindir. Aramamış olanların ve aramayanların ona ihtiyacı yoktur. Henüz içleri yanmayanların da ona ihtiyaçları yoktur."
"Fakat insanların başlamaları böyle olmuyor." dedi, bizimkilerden biri. "Şöyle soruyorlar: Esirin mevcudiyetini kabul ediyor muyuz? Veya, tekamül konusundaki görüşümüz nedir? Ya da, gelişime niçin inanmıyoruz? Yahut, insanların, hayatı, adalet ve ortak çıkar temeli üzerine organize edebileceklerini niçin düşünmüyoruz? Ve buna benzer sorular..."
"Bütün sorular iyi." dedi G., "Ve samimi olması şartıyla, herhangi bir sorudan başlayabilirsiniz. Ne demek istediğimi anlıyorsunuz. Esir hakkındaki, gelişme hakkında ya da ortak çıkar hakkındaki sorular çeşitli noktalarından hareket edilerek sorulmuş olabilir. Kişi, sadece bir şeyler söylemiş olmak için soru sormuş olabilir. Daha önce başka birisinin söylemiş olduğu şeyleri ya da bir kitaptan okuduğunu tekrar etmek için sorabilir. Veya diğer yandan, kişi, cevabını öğrenmek için yanıp tutuştuğu bir soruyu sorabilir. Eğer sorulan soru, soran kimsenin cevabı öğrenmek için yanıp tutuştuğu bir soru ise, ona cevap verebilirsiniz ve ne olursa olsun, herhangi bir soru vasıtasıyla onu sisteme çekebilirsiniz. Ama sorunun iç yakan bir soru olması gereklidir."
Sistemle ilgilenebilecek ve çalışabilecek kimseler hakkındaki konuşmalarımız, bizi, istemeyerek dostlarımızı tamamen yeni bir açıdan değerlendirmeye doğru götürdü. Bu hususta hepimiz hiç de hoş olmayan hayal kırıklığına uğramıştık. G.'nin arkadaşlarımıza sistemden söz etmemizi resmen istemesinden önce bile, hiç şüphesiz hepimiz, en sık görüştüğümüz kimselere o veya bu şekilde belirli bir dereceye kadar sistemden söz etmeye teşebbüs etmiştik. Ve bu gibi durumların çoğunda, bizim sistemin fikirlerine ilişkin şevkimiz çok soğuk bir kabulle karşılanmıştı. Onlar bizi anlamamışlardı; bize yeni ve orijinal gelen fikirler, dostlarımıza eski ve sıkıcı, hiçbir sonuca götürmeyen ve hatta itici nitelikte gözükmüşlerdi. Bu bizi her şeyden çok şaşırtmıştı. Kendilerine karşı büyük yakınlık hissettiğimiz, daha önce bizi üzen meseleler üzerinde karşılıklı konuşabildiğimiz ve kendilerinden bir karşılık bulduğumuz kimselerin, bizim gördüğümüz şeyleri görmekte başarısız olmaları ve bilhassa bunların tamamen tersini görmeleri bizi hayrete düşürmüştü. Kendi şahsi tecrübeme göre, bunun bana çok garip, hatta ıstıraplı bir izlenim verdiğini söylemem gerek. İnsanların bizi anlamalarının mutlak imkansızlığından söz ediyorum. Hiç şüphesiz, olağan hayat içerisinde, olağan soruların sorulduğu ortamlarda buna alışığız; bize karşı düşmanca tavır alan ya da dar düşünceli yahut düşünce zaafı olan kişilerin bizi yanlış anlayabileceklerini, söylediğimiz şeyleri ters çevireceklerini ya da bozacaklarını, asla sahip olmadığımız düşünceleri, ağzımıza bile almadığımız sözleri bize atfedeceklerini biliyorduk. Ama şimdi bütün bunların, kafa dengimiz olarak ele aldığımız, zamanımızın çoğunu beraber geçirdiğimiz ve daha önce bizi herkesten daha iyi anlayan kişiler olarak gözüken kimseler tarafından yapıldığını gördüğümüz zaman, bu bizde cesaret kırıcı bir izlenim yaratmıştı. Böyle durumlar hiç şüphesiz istisnaları da ihtiva ediyordu; dostlarımızın çoğu sadece lakayttı ve onlara G.'nin sistemine olan ilgimizi aşılamak için giriştiğimiz çabalar hiçbir sonuç vermedi. Ama bazen bizimle ilgili çok merak uyandıran izlenimler alıyorlardı. Arkadaşlarımızın bizim kötüye gittiğimizi düşündüklerini ilk defa kimin fark ettiğini hatırlamıyorum. Onlar bizi daha önce olduğundan daha az enteresan buluyorlardı; kendimizden geçiyormuş gibi renksizleşmeye başladığımızı, eski kendiliğindenliğimizi, eskiden her şey karşısında gösterdiğimiz tepki verme hevesimizi kaybettiğimizi, 'makineler' haline gelmekte olduğumuzu, orijinal bir şekilde düşünmekten, hissetmekten uzaklaştığımızı, sadece G.'den duyduklarımızı bir papağan gibi tekrarladığımızı söylüyorlardı. G.'ye bundan söz ettiğim zaman çok güldü.
"Bekle, daha kötüsü gelecek." dedi. "Bunun gerçekten ne manaya geldiğini anlıyor musunuz? Bu, yalan söylemeyi kestiğiniz, ne olursa olsun o kadar iyi yalan söylemediğiniz, yani artık daha önceki kadar enteresan bir şekilde yalan söyleyemediğiniz anlamına gelir. İyi yalan söyleyen adam, enteresan bir adamdır. Ama siz artık yalan söylemekten utanıyorsunuz. Şimdi bilmediğiniz ya da anlamadığınız şeylerin olduğunu, zaman zaman kendi kendinize itiraf edebiliyorsunuz ve her şeyi tümüyle bilirmiş gibi konuşamıyorsunuz. Bu, şüphesiz, sizin daha az enteresan, daha az orijinal ve dedikleri gibi karşılık vermeye daha az hevesli hale geldiğiniz anlamını taşımaktadır. Böylece, artık dostlarınızın nasıl insanlar olduklarını gerçekten görebilmektesiniz. Onlar kendileri açısından sizin için üzülüyorlar. Ve onlar kendi yolları içerisinde haklıdırlar. Siz artık ölmeye başladınız." Bu sözlerin üzerine basarak söyledi. "Tamamen ölüme daha çok mesafe var, ama gene de belli miktarda ahmaklık sizden çıkıp uzaklaşmaktadır. Artık kendinizi daha önce samimiyetle yaptığınız şekilde aldatamazsınız. Şimdi gerçeğin tadını almış durumdasınız."
"Niçin şimdi ara sıra bana kesinlikle hiçbir şey anlamıyormuşum gibi geliyor?" diye sordu oradakilerden biri. "Daha önce, ne olursa olsun bazen anladığım bazı şeylerin olduğunu düşünürdüm, ama şimdi hiçbir şey anlamıyorum."
"Bu durum anlamaya başladığını gösterir." dedi G. "Hiçbir şeyi anlamadığında her şeyi anladığını veya her koşulda anlamaya muktedir olduğunu sanıyordun. Şimdi ise anlamaya başladığında, anlamadığını sanıyorsun. Bu böyle olur, çünkü anlayışın tadı daha önce senin için tamamen bilinmeyen bir şeydi. Ve şimdi anlayışın tadı, sana anlayış noksanlığı olarak gözükmektedir."
Konuşmalarımızda sık sık dostlarımızın bizlerden edindiği izlenimlere ve bizim onlardan aldığımız yeni izlenimlere temas ediyorduk. Ve her şeyden daha fazla olarak, bu fikirlerin insanları ya birleştirebileceğini ya da ayıracağını anlamaya başladık.
Ouspensky
Beton ağır, çelik serttir ama çimenler her zaman galip gelir. (Yabanıl'dan)