Fark etmediklerimiz bizim değildir!

Başlatan ivrin, 17 Nisan 2009, 14:41:15

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

ivrin

Arkadaşlar; dün ilginç bir farkındalık elde ettim ama çok küçücük bir şeydi bu, hatta düşündüm acaba yazsam mı sitede boşuna yer kaplamış olur muyum, demezler mi ki dostlar "eh be İvrin her dakikanı da bizlere deneyim diye aktarıyorsun ya helal olsun" diye.. biraz çekindim de doğrusu başlarda ama sonra düşündüm "hani şeffaf olacaktık her deneyimimizi aktarmakta" dedim. Ve kimbilir bu küçücük açılımdan neler çıkacaktır diye düşündüm.

Her neyse efendim uzatmayayım, sadede geleyim; Dün arkadaşlarım geldi ve haydi İvrin bu güzel havanın tadını çıkarmaya gidiyoruz dediler. Bir sürpriz oldu benim için ve deniz kenarında çamların arsında bir piknik alanına gidip, önce meditasyon ardından da piknik yaptık. Bir hemşehri toplantısı gibiydi adeta, slav.forum'dan yaklaşık 4-5 senedir tanıdığım ve ara ara buluştuğumuz, Türkiye'de yaşayan Sırp arkadaşlarımdı. Aralarında bir tane Boşnak bir tane de Türk vardı, onlar da slav.forumun üyeleri imiş, ben dün kendileriyle ilk kez tanıştım. Ama onlar beni yazılarımdan tanıyorlarmış:)  

Ve Türk olan arkadaş benden nefret ettiğini açıkladı birden masada, düşünün tüm dostlarınız sizi özlemiş gelmişler ve hasretle size sarılıyorlar ama içlerinden daha yeni tanışmakta olduğunuz biri "ben 4 yıldır sizin yazılarınızı okuyorum ve sizden nefret ediyorum" diyor. Şaşırdım elbette, gözlerine baktım hemen samimiyetini tahlil etmek için ve ardından şöyle tekrarlıyor "bugün buraya sadece bunu söylemek için geldim ve şimdi artık eğer isterseniz gidebilirim, çünkü piknik değildi derdim" diyor. Yoo dedim "gitmenize gerek yok.. ama sizin nefretinizi kazanacak bilmeden de olsa her ne yaptımsa, burada dostlarımın arasında sizden özür diliyorum.". Gözlerimin içine baktı "gerçekten bu kadar samimi misin?" dedi "yani benden nefretimin nedenini bile bilmeden özür diliyorsun" evet dedim "kırmış olabilirim yazdıklarımla sizi, ama kasti olmadığı belli çünkü sizi tanımıyorum.. yalnız hangi sözlerimle kırdığımı bilmek isterim doğrusu, demek ki bir üslup hatası sergiliyorum" bayan şöyle bir durdu ve "yooo.. bilirsiniz, bilmeniz lazım, çünkü ben size çok sataştım, size çok tahrik edici yazılar yazdım ki anlayın size duyduğum nefreti" dedi.

Düşündüm 4 yıldır üye olduğum slav.forumda bana sataşılmış cümleler taradım hafızamda ve bulamadım. "Ne zaman mesela bana saldırdınız hangi yazılarla?" diye sordum arkadaşa "şunlar, şunlar v.s." diye açıklama yaptı arkadaşımız.

Evet o yazıları hatırladım ve ben onları okumuştum ama o kadar sıradandılar ki benim için yani üstüme alınmamıştım ve bahsettiği bazı yazıları da hatta hiç okumamıştım, ilgimi çekmemişti, üstüme alınsaydım mutlaka okurdum. "tuhaf" dedim "ben onları üstüme hiç alınmadım ki!" arkadaşımız iyice delirdi ve rengi kıpkırmızı oldu, terlemeye başladı "işte ben de bu yüzden nefret ediyorum sizden" dedi. "İyi ama neden?" diye sordum "çünkü yalan söylüyorsunuz!.. Çünkü siz nasıl bu kadar hoşgörülü ya da size yapılan saldırılara karşı duyarsız kalabiliyorsunuz? Ben bu rahatlığınızın altındaki nefreti merak ediyorum!" dedi. :(

Şaşkınlığımı çabuk toparladım, çünkü gerçekten onun algısında olan hiçbir şey yaşanmamıştı benim tarafımda ve ben onun sözde bana ithafen yazdıklarından hiçbir zaman üstüme bir şeyler alınmamıştım. Ve tabi kıza açıklama getiremedim durumumla alakalı yani ne diyebilirdim ki, doğrusu cevap verebilecek bir şey de yoktu yani "ben şu sebepten dolayı sizin yazılarınızı üstüme alınmamış olabilirim" diyebileceğim bir şey yoktu.. çünkü gerçekten açıklama yapılabilecek hiçbir şey yoktu. Sadece "zamana bırakınız" dedim "beni diğer ilişkilerimde de gözlemleyin" dedim. "Sonra yine düşünürsünüz tüm bunları". Kız daha da bir hiddetlendi "işte bu!" dedi "bakın yine yaptınız!... Burada size yapılan bir saldırı var ve siz duyarsız kalıyorsunuz, bunu içinizde nasıl tolore ediyorsunuz?" devreye beni tanıyan bir arkadaşım girdi hemen ve gülümseyerek "sevgi" dedi. Bayan anlamadı ama her neyse biz eğlencemize geri dönmüştük. Kızcağız baya bir gayret sarf etti aramızda kalmak için ve bizde onu sevgiyle kucaklamıştık ama sonra gitmek istedi ve gitti.

Gece olunca tüm bu gündüz yaşananları süzgeçten geçirdim, dersim ne ola ki bu yaşanandan diye sorgularken bir şey fark ettim; dostlar galiba sevgide kaldığımızda hayatta yaşananların içinde sizin alacağınız bir ders yoksa onlar saldırı da olsa bir şekilde size ulaşmıyorlar!!!

Yani şöyle ki; arkadaşımız bana alabildiğine saldırmış ve senelerdir beni incitmek için bilerek ve isteyerek mücadele vermiş hatta hatırlıyorum şimdi o yazıları şimdi tekrar okuduğumda hakikaten saldırı cümleleriyle dolu yazılarmış.. ama ben farkına bile varmamışım saldırı olduklarının! Bunun tek bir nedeni olabilir o da belki; tüm bunlardan o bayan arkadaşımızın kendi dersleri vardır. Ve eminim eğer benim bu 4 yıl içerisinde onlardan çıkarmam gereken dersler olsa idi ben onları fark edecektim. Buradan şu sonuç çıkıyor arkadaşlar tabi kendimce bu tespiti yaptım; bizler bize yapılan saldırıları üstümüze alıyor ve bu alınganlıkla üzülüyor ya da etki altında kalıyor isek işte bunlar bizim derslerimizdir, yoksa derslerimiz olmayan hiçbir saldırı ya da söz bize işlemiyor arkadaşlar. O halde bu tür saldırıları emmeye başlamışsan tek odaklanmamız gereken konu "bunun içerisinde benim dersim nedir?" olmalı. Yani kişiler bana niye saldırdı diye sorgulamak yerine evrensel alandaki kendi dersimizi çıkarmalıyız, kişilere yargı duygu ve düşünce geliştirmeden. Ve birileri saldırdığında fark etmemişsek de bilinmeli ki oradan bize bir ders yok karşımızdaki kendi kendine debelenmektedir ve belki de bu da onun dersidir!


Ve bizler de eğer büyük bir aymazlıkla zihinsel kaldığımızda, birilerine gaf ile saldırıyor ve ulaşamıyorsak, bilelim ki bu zihinsel saldırılar boş! Çünkü onlar ulaşması gereken yere ulaşır sadece, dersini tamamlammış olanlara ise dokunmaz bile. Hatta farketmeyeceklerinden emin olmalıyız!
 

Gülay

#1
1) KULLANDIĞINIZ SÖZCÜKLERİ ÖZENLE SEÇİN

2) HİÇBİRŞEYİ KİŞİSEL ALGILAMAYIN

3) VARSAYIMDA BULUNMAYIN

4) DAİMA YAPABİLDİĞİNİN EN İYİSİNİ YAP


Sevgili ivrin

Bu dört anlaşmanın kurallarını uyguladığın anlamına geliyor:)))
 

ivrin

#2
Aslına bakarsanız sevgili dostum, bir kural uygulamıyorum.. kurallar, dogmalar, şekiller pek bana göre değiller. Düşünüyorum şimdi; eğer öyle olsa idi babamın kalıplarına girmem çok kolay olurdu çünkü o cemaatin yaptırımları hiç de öyle yabana atılacak gibi bir şey değildi. Ama nedense çocukluğumdan beri kendi idrak süzgecimden geçmemiş hiç bir şeye tabi olamadım, işte o yüzden diyorum ya "kural uygulamıyorum aslında" diye.

Sadece şuna dikkat ediyorum; ruhumun huzur ölçeğine!

Açıkcası benim ölçeğim akışta kendi halinde şöyle çalışıyor; ben zihinsel alanımla yorumlar yapmıyor ve kimyasallar üretmiyorsam doğru yoldayım demektir. Bilirsiniz bizi tüketip bitiren ve yine bize yanlışlar yaptıran o kısır döngüyü yaratan, zihinsel basit ve aciz kimliğimizdir. Bunun da doğruluğunu ruhumun huzur ölçeğiyle tespit ediyorum:)

Eğer içimde bir yerlerde sancılar varsa ve bir takım kimyasal sızıntılarla bedensel tepkimeler seziyorsam, biliyorum ki ben yanlış noktadayım. İşte o zaman önce elimde varolanla bütünleşiyor bir çeşit -"olan" ile zihinselden izole- oluyorum. Sonra da kendimi sınırsız öz-varlığımın yani gerçek kimliğimin ellerine bırakıyorum! Onunla güvende olduğumu biliyorum.

Bu genellikle benim açıklayamadığım boyutlarda bir güven ve huzur alanı, o yüzden gördüğünüz gibi burada kelimeler kifayetsiz kalıyor. Gerçi dilim döndüğünce aktarmaya çalışıyorum, asla kethum biri değilim ama işte yine de yeterince ifade edemediğimi düşünüyorum. Çünkü gerçekten tarifi pek de mümkün olmayan bir huzur ölçeği bu! Kurallar bunun neresindedir ya da var mıdır hiç bunları tartma ihtiyacım olmadı.

Eğer bir gün tartma ihtiyacım olursa, biliyorum ki sevgi varlıklar ve dostlar hep yanımda olacaklar ve bana kendi deneyimlerinden yol gösterecekler, en azından benim onları yeterince süzebileceğimden eminim. İşte bu yüzden güvendeyim:)

Bu güven dünyasal alandaki hazlara dayalı bir güven değil elbette, eğer öyle değerlendirseydim yaşadığım hiç bir zorluk yaşanamazdı ve ben şimdiye ölmüş olurdum ya da delirmiş. Şimdi "zorluk" dediğime bakmayın aslında, kalıplar ve ve cümleler bunu böyle ifade ediyor olabilir ama onlar zorluk değil sadece yaşanması gerekenlerdi.

Şiddet gördüğüm zamanda bile o yaşanması gerekenler sadece derimi, etimi acıtıyordu.. içsel alanımda ise sevgiden bir adım bile sapma olmadı! Ben bugün o adamı sınırsızca seviyorum, yüzünün şeklini bile unuttum insani hafizamla, ama biliyorum ki onları yaşamasaydım bugünkü bilince ulaşmam için aralanmış kapılarım olmayacaktı. Minnettarım o adama, minnetarım babama, minettarım olumlu-olumsuz yaşadıklarıma ve minnettraım olumlu-olumsuz yaşayacağım her şeye. Onlar hayatın ta kendisi ve bana yaşadığımı ispatlıyorlar ve gücümü de. Aslında olumlu ya da olumsuz da değiller, sadece yaşamın kendisidirler. Onları biz zihinsel kimliğimizle olumlu ya da olumsuz kılmaktayız.

Yaşamam gerekiyordu onları, çünkü düzenler zihinsel olmayanı ret edeceklerdi tabii ki, normaldi. Onlar düzende, güdümlü halde yaşamayanı sevmezler, kendi idrak süzgecini ve asli varlığını kullananları ya delilikle suçlar ya da işkence ile bastırmaya çalışırlar.. bağırılar hemen, suçlarlar ki susasınız çünkü ne konuşmanıza ne de dikkat çektiğiniz gerçeklerle yüzleşmeye tahamülleri vardır. Ve ben de o zaman bilirim ki ben doğru yoldayım! Çünkü otomatik güdümlü zavallı bir robot halinde farkındalıksızca yaşamıyorum. Yaşadığım her AN'a minnettarım ve o AN'ları sevgiyle kucaklıyorum.

Sizi de sevgili dostum.. aydınlık kalın