Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

Dur ben de kendime sataşayım biraz:))

Başlatan ivrin, 13 Nisan 2009, 04:26:03

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

ivrin

Evet burada da ben kendime sataşayım bakalım:))

İvrin sen olma yolunda hep sevigide kalmayı hedefledin bütünün en büyük hayrına. Sen hep teslim oldun, zihinlere algılara önem vermedin özlerle \"bir\" oldun, Duvar olmadın sevgide kaldın. Öyleyse İvrin şimdi neden rehberine afkuruyorsun??? Sorgusuz sualsiz teslim olsana! Dostun da dediği gibi \"bu kez de akışta kal\" yılların ardından getirdiğinde elbet bir fayda vardır!

Çocukluğumdan beri eğer şimdi bunu bana getirmişse rehberlerim demek ki zamanıdır!

Sal, öylece kal özünde zamansız ve sonsuz.. başkaca hiç bir yanıta ihtiyacın yok.

Dün geceden bu yana zamansız varlığında ne değişti? Hiç bir şey. Öyleyse ne olduklarının ne önemi var sen kendi özündeki sensin!

Sorguların bu mu olmalıydı? Sorguların sadece açılımlarınla alakalı olmalı! İşte o zaman karışıklık ol(a)maz ama sen yoldaşları görmek istersen, alacağın cevaplar bundan öteye gitmez.

Hadi şimdi ana dön ve o parlak özünle ara vermeden yoluna devam et, neşe gelecektir;)

Sevgiyle ve ışıkla..
 

ivrin

#1
Sabah balkondan gelen ruhunu değil egonu okşayan sözlere anlık da olsa kaptırdın ya helal sana, hadi bakalım olma yolunda kendine çıkardığın payeyi bir gözden geçir şimdi. Elbette çok yol katetmem gerektiğini biliyordum sonsuz yolculukta ama bu kadar mı gaf yapar bir insan be, yuh sana diyorum yuh!

Aynada gördüğün "bir"in yansımasıdır ışığıdır bir an'da olsa nasıl kendine mal edersin yuh sana diyorum yuh!

Ver elini zihnine de kapsın kolunu, gör o zaman bu yolculuk nereye kadarmış:( ele geçirmeye görsün, rüya olur o muhteşem varlığın sevinci huzuru ve sevgi yayını!

E bir yuh daha sana ki oturdun burada utanmadan yargılıyorsun! İvrin; sana yapılan övgülerden dolayı aldığın hazları yargılamıyor bu zihinsele anlık bir gaf ile kaymış olmanı kabul ediyor ve sevgi ile şifalıyorum. Ve sonsuz yaşamın tam ortasına tam ve bütün halime sevgi ile dönüyorum.
 

ivrin

#2
http://www.baskalarinahizmet.com/topic.asp?TOPIC_ID=95 topicteki yazışmanın devamı;)

Gerçek sevgi......[/size=3]

İlişkilerdeki sorunların temeli bağımsızlığını ilan edemeyen, duygu formuna esir olmuş sahiplenme duygusunu yok edemeyen, zihinde varolup bilinçte kalamayan aczimizden kaynaklanıyor. Duygu bir formdur yani zekamızın elemanı zihnin yarattığı bir form. İnsan, düşünenin kölesi değilde efendisi olduğunu anlayıp bilinçte kalmayı başardığı an evrimini tamamlamış olacak. Descartes düşünüşün önemini tespit ettiğinde insanlığın bilinç düzeyinde evrilişine çok büyük bir katkıda bulunmuş ancak, şu büyük özlü sözü "düşünüyorum öyleyse varım" ile kimliği düşünceye eşitlemiş ve insanın evrilme sürecindeki en büyük adım olan bilinç farkındalığını, doğal zekamızın en büyük işlevini hiçe saymıştır. İnsan, bağımsızlığını henüz fark edemeyen, ve onanma ihtiyacının yanı sıra sahiplenme duygusuyla yüzyıllardır mutsuzluğa esir olmuş ve büyük acılar çekmiştir, buna rağmen zihnini kontrol edebilme yetisinden büyük bir acz ile uzak durmuştur. Daima bilinçte kalıp, zekanın en üstün yetenekli elemanı olan zihnimizi kontrol altına almayı başarırsak duygu formunun ilizyon olduğu gerçeğiyle de tanışırız.. böylece bağımsız iradeye yani iyeliğin hakim olmadığı, her şeye yetebilme gücümüzün farkına varırız. Kadın ve erkek ve diğer tüm ilişkilerde insanlar, birbirlerine sahip çıkarken aslında sadece kendi aczlerini ortaya koymaktadırlar. Bu iyelik duygusu kaybetme duygusu gibi algılanmakta ve insanoğlu hem kendisini hem de çevresindeki herkesi kandırmakta. Yüzyıllar boyu süregelen bu büyük korku felaketini yenememenin yegane nedeni olan zihin düzeyindeki kimlik, insanlığın çürümesine ve evrimini tamamlayamayan, hayvan formunu sabitlemeye kararlı aciz varlıklar olarak kalmasına neden olmuştur. Oysa insan öz varlığının yetilerini fark ettiğinde ve tüm formlarından arınıp sadece varolan yegane gerçeğiyle tanıştığında hiç bir ilişkide sorun kalmayacaktır.. kırılmalar, çatlamalar ve hatta daha da ileri boyutta olan acı veren ayrılıklar, ve yakın olmak istediği halde insanı insandan uzak tutan mitler yok olacaktır. İnsan yüzyıllardır kendisine dayatılan mitlerle ve kendisine ait olmayan bilgi formları ile yaşamak zorunda kalmayacak, özgür ve sevgi denen kutsal yaşam enerjisinin çekim alanına kenetlenecektir.

Sevginin bize ait olanını sevmeyi gerçek sandık... sevginin bağımsız ruhtaki o büyülü mucizesiyle tanışmaktan heeep korktuk.. bizim olanı sevmek kutsalmış gibi donatılan insanlığın, artık çıldırma noktasındaki kendi doğasıyla çelişen vahşi kimliklerin oluştuğu şu yüzyıla ulaştık. Biz.. Evrenin en vahşi hayvanı.. sevmeyi bilemedik...! Sevgiyi paylaşacak bilinçte olmak göreceli ahlak kavramlarıyla örtülmekte ve insanlık evrenin zekâsıyla bütünleşemeden büyük bir ilizyonun içinde acı çekmeye devam etmekte. Oysa zihin ne kadar faydalı ve yetenekli bir eleman aslında ve kontrol edildiğinde ne kadar da hızlı hizmet veren, saniyelerle sayılamayacak kadar düşünüşlere ve düşünceler sonucunda oluşan duygu formlarına neden olan kurgularıyla emrimize amade bizi öylece beklemekte. Neden insanlık insan olmanın hakkını vererek sevginin bağımsızlıktan geçtiğini anlamak istemez. Ve neden öncelikle şu an ellerinde varolan ilişkilerinde bu bağımsızlığı ortaya koyup, sevginin deryasında mutluluktan uçmayı denemez. Kadim dinler cennet vaatlerinde hep düşündüklerini gerçekleştiren mutlu, huzurlu bir sondan bahseder, işte o son ancak insanın kendi ÖZ'ünde sabit kalmasıyla mümkündür.

Gelin cennetimizi yaratalım...

Gel sevgilim bunu ilk biz başaralım, sahiplenmeden sevelim yani insan olalım!

Birbirimizi sevelim, birbirimizin başka sevgilerini bilip kabul edip onları da sevelim.. özümüzdeki varoluşun bütün olduğu  evrenin, saf zekasıyla, zihnin kurguları olmadan, yeryüzünde varolan her şeyi sevelim. Ben böylesine dürüst ve böylesine insanca sevmeye hazırım; aşklarına saygı göstererek ve o aşklardan edindiğin mutluluğun da mutluluğuyla!

Sen bana ait değilsin bende sana ait değilim, ama seni tüm benliğimle ve özümdeki evrene ait o kutsal ruhla sonsuza dek seveceğim... kiminle nerede ve nasıl, ne yaşarsan yaşa, benimle paylaştığında rahatsız olmayacak, onlarla yaşadığın mutluluğundan mutluluk duyarak ve sadece sen olduğun için sonsuza dek seveceğim. Seninle her sevişmemizde kutsanacak olan bedenim sevgimi daha da ölümsüzleştirecek, ve biliyorum ki sende bu ruhla seveceksin.. bağımsız ve de tüm benliğinle.

Kaç kere bir araya geliriz ömrümüzde bilmiyorum, ama bildiğim bir şey var ki bir su damlası kadar tenimde kalsan bile, buharlaşıp uçana kadar tenimden içeri sunacağın yaşam özünü hayatım boyunca hissedeceğim.

Seni seviyorum sevgilim..

4 aralık 2007
 

ivrin

#3
Yukarıda eklediğim yazı genel sevgi ile de ilgili değil. Bu sadece karşı cinse sevgi ile ilgili ilk farkındalığımda yazdığım bir şeydi. Gerçi aradan uzun zaman geçti ve o zamandan bu zamana benim karşı cinse tüm duyumsadıklarım şekil değiştirdi. Daha doğrusu artık karşı cins algım yok. Tuhaf işte amaaan ne bileyim, yani artık ben erkek kadının arasındaki çekimi, eterden ayrılıken bölünmemizi hatırlamak için ruhsal buluşmaya davet olarak özümsediğimden, o günkü -gerçek eş sevgisinde özgürlük- kavramlarım bugünkü kavramlarımda özgürlük kısmı sabit kalarak farklı bir boyuta ulaştı tabii ki, kim bilir ilerde ne olacak:P. Öf aman işte öyle bir şey ha ha ha, siz nasılsa anlarsınız, daha olmadı ilerde bu konuyu da etraflıca deşeriz;) he he
 

Tsunami

#4
Ben de senin gibi düsünüyorum dostum; kadin ve erkek olmamiz yasam deneyimlerimiz icindeki derslerimizin olusumu icin var sadece. Kimsenin sahibi degiliz, kimse de sahibimiz degil ama olmasi gerekenle , olan arasinda daglar kadar fark var. Iste insanoglu, en büyük aciyi bu yüzden de iliskiler yüzünden cekmiyor mu? Cekise cekise büyüyecegiz belki de:)

Yukarida anlattigin gibi essiz bir olgunluktaki sevginin kadin ve erkegi neden biraraya gelmezler sence? Böyle bir sevgi varsa, beraberlik de olsun diyor insan ama görüyorsun 3. boyut dünyasindaki kosullar bazen esruhlari bile birlesmekten alikoyabiliyor. Peki bir soru, sorumluluklarini, sevgisinin üstünde tutan kisi bh mi kh mi hareket etmis olur?
 

ivrin

#5
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Tsunami

 Peki bir soru, sorumluluklarini, sevgisinin üstünde tutan kisi bh mi kh mi hareket etmis olur?

Çok ilginç yaaa, biliyor musun dostum, aynen bu soruyu bana dün gece rüyamda Tiversonus arkadaş da sordu! Gerçi artık bu gibi durumlar karşısında şaşırmamayı öğrendim ama yine de belirtmeden geçemezdim.

Doğrusunu söylemek gerekirse benim kendi açımdan baktığımda ortaya şöyle bir cevap çıkıyor; sorumluluklarımızı da sevgi ile yerine getirirsek yani onları bir yük olarak algılamaz isek seçimlerimiz olduğunu bilir ve sevgi ile kabul edersek, zaten sevginin içinde kalacağı için doğal olarak sevginin üzerine çıkamıyor.

Örneğin benim eşime karşı belirlediğim sorumluluklarım var, kendisiyle ayrıyız ama resmen ayrı olmadığımız için bu sorumlulukları seçtim ve onları sevgi ile kabul ettim ve bunu sevginin önünde tutmuyorum tam tersine sevginin içine alıyorum.

Bir şeyi sevginin üzerinde tutmak demek sevgisizlik demek gibi geliyor bana, yani sevginin üzerinde ne olabilir ki.. Yani ondan daha değerli? O halde sorumluluklarımda o sevginin içindedir demektir. Sorumluluk olarak belirleyip seçmiş isem zaten seviyorumdur onları ve seçmişimdir yoksa neden seçeyim ki? Ama yok "seçmedim ben bunu" illüzyonuna kaplırsam, o halde şu anki tüm felsefemi ret etmiş olurum anladın mı sevgili Tsunami meleğim. Ama benim felsefeme göre yaşadığımız herşey kendi şeçimlerimizdir!

Şimdi açıkçası sevgisiz sorumluluk nasıl olur onu da bilmiyorum, dolayısıyla konuyu başka bir perspektiften alamıyorum yani bunu beceremiyorum. Şimdi sorunun karşısında denedim ama başka bir bakış açısından bakmayı beceremedim beni mazur gör dostum.

 

Tiversonus

#6
İşin garibi, bu soruyu ben sevgili dostum ivrin'e sormadım, ancak kendime yaklaşık birkaç yıl önce sormuştum. Ha bu arada sevgili dostum ivrin'in bu konudaki düşüncesini (cevabını da) bildiğim için sormamıştım:)) Çünkü vereceği cevabı biliyordum:)) Şunu söylemek isterim kıyaslanan sevgi ile "başka bir şey" değil; sevgi tanımında ve yorumunda düşülen hatalı durumlar var bence. Ve bu sorunun cevabını herkes kendi bulacak:)) Sevgi yorumuna ilişkin içeriğe uygun olarak:)))) Bir de her olayın özelliğine göre durum değişik olabilir. Sonsuz olasılıklar mümkündür.

Tsunami

Ben bilsem yaniti, size sorar miyim hic:)))

Valla ne diyeyim, ilk bakista bh gibi duruyor ama karisik :))

Her kisinin durum ve kosullarina göre degisebilir de bu.

Tutkun sevgi der, vicdanin sorumluluklarin der. Diyorum ya karisik bir sey, tutku yasamdaki deneyimlerin icin bir yol göstericidir, vicdan da ayirt edicindir, ölcündür. Bu ikisi karsi karsiya gelirse ne olur, kisinin icinde bir savas baslar. Neyse ben biraz daha düsüneyim bunu:))
 

ivrin

#8
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Tsunami

Ben bilsem yaniti, size sorar miyim hic:)))

Valla ne diyeyim, ilk bakista bh gibi duruyor ama karisik :))

Her kisinin durum ve kosullarina göre degisebilir de bu.

Tutkun sevgi der, vicdanin sorumluluklarin der. Diyorum ya karisik bir sey, tutku yasamdaki deneyimlerin icin bir yol göstericidir, vicdan da ayirt edicindir, ölcündür. Bu ikisi karsi karsiya gelirse ne olur, kisinin icinde bir savas baslar. Neyse ben biraz daha düsüneyim bunu:))

Tutku ve sevgi; biri zihinsel diğeri varlığın saf hali. O yüzden tutku sevgi önermesinde bulunamaz. Ama asırlardır bu en büyük yanlışı doğrumuz kabul ettik ve kabulden geçirdiklerimiz yaratımlarımızdır.

Vicdan; bir dayatmadır asırlar boyu ve öz-ses ile karıştırılır. Öz-ses te suçluluk yoktur o sevgi ile çözümler ama vicdan suçluluk duygusuyla çalışır. Suçluluk duygusu ölçümüz olmuş ise vay halimize

Tutkunun yaratamayacağı ve vicdanın ölçemeyeceği büyüklükte bir şey olmalı bu sevgi!

 

ivrin

#9
Evet sanırım artık burası gözlem odam haline dönüştü, ve kendimi hırpalamaya devam edeyim;) he he

Eeeee İvrin gelelim sataşma konusuna; e bu kez sen sataşmayı hak ettin mi etmedin mi hııım.
Şimdi çiçeğe tomurcuklanma zamanında gübreyi dayarsan olacağı budur. Sana hep diyorum ki "her durumun bir olgunlaşma süresi vardır ve çiçek tomurcuk verirken gübre salınmaz" işte böyle o zaman hormonlu bir çiçeğin olur:( Bekle bakalım bir çiçek açsın, bir kokusunu yaysın, sen de şöööylece bir içine çek o kokuyu, bak bakalım doğal haliyle ne kadar sürüm verecek.. haaaa eğer yeterli sürüm vermez bir de boynunu bükerse gerekeni yaparsın o zaman. Bir daha sakın olmasın yoksa tabiatın dengesini bozarsın
he he
 

ivrin

#10
Bugün nette dolanırken uzun zaman önce okuyup da sakladığım bu hikayeye bir dost sayesinde yine rastladım. Bilgi alışverişi olan bir forumda çok sevdiğim sevgili dostlardan biri paylaşmıştı bu güzel hikayeyi.

Çok sevdiğim bu hikayeyle yeniden karşılaşmak bana çok iyi geldi ve gözlerimin önünden çocukluğumdan bu yana yaşananlar bir film şeridi gibi geçti ve hala da zaman zaman yaşanmakta olanlar.

Sonra dedim ki kendi kendime, ben neden bu güzel hikayeyi bunca zaman sakladım ki, bu bir köşede unutulacak bir hikaye miydi ki:(. Minnet duydum sevgili dostuma yıllardır tozlu raflarda unuttuğum ve paylaşmadığım bu güzel hikayeyi bana yeniden hatırlatıp dostlarımla paylaşmam gerektiğini hatırlattığı için. Ve hemen bildiğim ve yazıştığım bütün forumlara ekledim, hatta dostlara da mail olarak gönderdim. Dolayısıyla burada da paylaşmak istedim:) sevgiyle..

Evet hikayenin adı "Prenses Banu"

Harput valisi egzotik bahçesinin şadırvanlı kameriyesinde dinlenmektedir. Arada, yanına şehrin sorunları ile ilgili öneri, danışma ve hükümlerle ilgili olarak gelen gidenler olur. Vali çok yorulup sıkıldığında, yanına on yaşındaki biricik kızı Banu'yu çağırır.

Kızı çevrenin en bilgili alimlerinden o zamanın bilinen ilimleri ile ilgili dersler görmektedir. Ne var ki başta felsefe alimi olmak üzere akaid, tıp, matematik hocaları onun çok bilmişliğinden çok şikayetçidirler.

Banu sultan öğretilenleri dinleyip öğrenmekle birlikte, bilgileri sanki yetersiz bulup durmadan geliştirmeye çalışmaktadır. Bu tutumu hocalarını çok kızdırır. Kızının çoğu söylediği şeyi vali de onaylamamakla birlikte, bu durumu hiç de küçük kızının harcı bir durum olarak görmez.

Örneğin, kız ısrarla bazı bilgilerini zaten bildiğini, kimsenin öğretmediğini savunur. Hatta bazı bilgilerinin hocalarının öğrettiği ile çeliştiğini de görmüştür ve ısrarla bunları anlatmaya çalışır ama nafile, kimse anlamadığı gibi bir de susturmaya çalışırlar bilgi kalıplarına sığmayan bu küçük ama gerçek bilgeyi.

En çok içindeki volkanı hissetiğini, kendisinin göründüğü kadar olmadığını, çok daha güçlü olduğunu söyler durur küçük bilge. Üstelik diğer insanların da aslında çok farklı olmadıklarını, ancak güçlerinin farkında olmamaları için yine insanların olmadık nedenler uydurduklarını ya da bir takım kalıp bilgilere kendi yaratıcılığını hiçe sayacak kadar saplantılı olduklarını savunur.

Birgün yine babası ile kameriyede sohbet ederlerken, düşünce olarak çok ötelere giden Banu'nun gözüne, şadırvandan fışkıran su çizgilerinden birinin farklı görüntüsü takılır. Sanki saçları dağılmış su perisine benzer. Zaten ağzı bir karış açık bir noktaya baka kalan kızının durumu valiyi pek bir şaşırtmıştır.

Küçük kız dürtekleyip bu görüntüyü babasına işaret edince, kulağına su şırıltısı gibi bir ses ile "Sakın babana birşey söyleme, bütün sihrin dökülür. Sana gıpta ile bakan baban bile artık görüşlerine değer vermez. Hocalarını hatırla onlar sana neler yaptılar, sus ve bekle. Biz yıllar sonra birlikte çalışacağımız kristal çocukların alıştırmalarını şimdi seninle yapıyoruz. O gün geldiğinde eğer istersen o zaman babana gördüklerini söyleyebilirsin." Der.

ALINTIDIR
Teşekkürler Bulut, çok sevdiğim bu hikayeyi bana yeniden hatırlatıp, o tozlu raflardan çıkarmama sebep olduğun için.
------------------------------------------


Kalıplarından sıyrılamayıp, o kalıplara sığmayanları da kendi perspektifinden görünenlerle değerlendirenlere, kıssadan hisse olsun bu güzel hikaye:) ve bir gün geldiğinde egolarından arınmışların bana anlatacağı ilk hikaye olsun yine bu hikaye. Bu hikayeyi tüm dünya ile paylaşmak isterim ki, yalanlamadan önce içlerine dönüp baksınlar diye. Ancak o zaman Yunus'un sabrına kadar sınanacağımız bu yerde yalanladıklarının ışığına ihtiyaçları olmayacaktır!

Derim ki bu evrende hiç bir kalıba sığmayan binlerce yanan ışık var görebilene:) İnsanoğlu eğer bir tanesinin üzerine havlu atmışsa, hiç değilse bir diğerini gördüğünde bu hikayeyi hatırlayıp kendini fark ede, yine kendi iyiliğine.
-----------------------

Yalnız bir şey açıklamak istiyorum, bu hikayenin bende saklı olan orijinalinde hikayenin adı Prenses Banu değil, prensesin babası da Harput Valisi değildi ama ben sevgili Bulut'un aktardığı şekilde aktarmak istedim bu hikayeyi buraya, ki bana hatırlattığı için kendisine jest olsun diye.

Hikayenin bende saklı olan orijinalinde bir Çin prensesi idi kahramanımız ve hikayenin sonunda da kristal çocukları adına alıştırma yapmaktan bahsetmiyordu da -önyargısız insanların olduğu devir- geldiğinde babana anlatabilirsin diyordu. "Şimdi susman gerek anlatırsan sana zarar verirler" diyerek prensesi koruyordu su perileri. Ve bana da bu hikayeyi anlatan ilk kişi sevgili Muyo dedemdi, bana önyargılı olmamayı öğretmek amacıyla anlatmıştı yıllar önce.

Bence Bulut'un bu uyarlaması da çok güzel olmuş hem de güncel olmuş, çok sevdim bu yeni yazılım şeklini ve ben de bu uyarlamayı tercih ettim aktarmak için.