Haberler:

Yayınlanan son celse forumda! 26 Eylül 2026🎉

Ana Menü

Ben kimim-tiano

Başlatan Tiano, 09 Mayıs 2009, 14:30:10

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Tiano

İçimden kendimle söyleşmeye başladık.
Anlat, dedim, bana gerçeği anlat
Nereden başlayayım diye sordu, en başından dedim
Ben sordum, o anlattı
Ben anlattım, o sordu
Hayal evrenine katılışım böyle oldu..
 

Tiano

#1
- tüm kutsal olarak bilinen, ya da varlık sorunuyla ilgilenen ilahi bilgilerde, ya da öğretilerde hep 12 katmandan bahsediliyor, hatta bazıları 7 ama ben 12 bilgisiyle karşılaşıyorum daha çok. Bu sayıların bir anlamı var mı, mesela 7 çakradan bahsediliyor, bütün bu sayılar ne anlama geliyor?
- semboller..ama şimdi için semboller. Aslında sembol değil, hepsi bilgidir. Birden başlayalım mı, gidebildiğin yere kadar gidelim
-evet, lütfen

- 1- hem hiç hem hep olduğun zaman; varlığının başlangıcı ve bütünü ve sonu.
  2- ikiliye dönüşmüşlüğün..bitkiler, hayvanlar...varlığının yarısı orada yarısı burada, bu yüzden ego yok, çünkü benlik bilincin henüz gelişmedi.
-neden varlığın ikiye bölünüşü egonun yokluğuna eşit? Bu kısmı anlamadım
- kendini merak seni ikiye böldü, bölününce kendinle göz göze geldin, aşktan burada "ol"dun, ol emir kipini tırnak içinde yaz ki anlaşılsın. Aşk seni kör etti. Leyla ve Mecnun hikayesini tekrar düşün. Aşk gelince ayrılık geldi. Aşık aşk içine düşünce aşık olduğundan kaçar, ondan kuvvetle itilir, ama bu itilme başka bir yere gitmeyi, uzaklaşmayı doğurmaz, sadece gözlerine perde indirir, ve kendisi artık ona görünmez olur- Mecnun'un körlüğünü anımsa ve hikayeyi zaman, olay sıralaması olmaksızın gözden geçir. Aşktan, perde iner, ve evet aynen içinden geçirdiğin gibi bu perde aslında o perdedir: bu dünya ve öte dünya...Perdenin inmesi; aşkın gücündendir, aşkın büyüklüğünden. Dünya denen bu yaşamda insan kardeşlerinin aşık olduklarında aşık olduklarından kaçtıklarını, anıların yoluyla kanıtla, bunun ispatını görebil ve bu kaçma davranışının nereden geldiğini , kaynağını hatırlama egzersizleri yap.

-Peki. Leyla ve Mecnun hikayesini tekrar okumalı mıyım?
-Leyla ve Mecnun'u tekrar okumana gerek yok, iki kez okumuştun ve gelenek size yardım etti, ediyor, edecek..sadece, bu hikaye üzerinde fırsat buldukça derin derin düşün...
-peki. Ama ben hala ikiliye geçişin, egonun yokluğu ile olan bağlantısını anlayamadım.
- ego yoktur orada çünkü bağlar hala çok kuvvetlidir, ego yoktur çünkü 1'liğinin farkındasındır, perde inmiş olsa bile kendinin farkındasındır, senin ellerin seni suluyordur, nefesin yanındadır, sevgin seninledir, unutmaya başlamış olsan bile aşk seninledir, egoya gerek yoktur.
-peki sonra ne oluyor?
- bu üçün konusudur, ama giriş yapmış olalım. İki olduğunda ortaya çıkan kaçma ve onun peşi sıra gelen ayrılık bilinci, aşk ve ayrılık bilinciyle başa çıkabilmek için bilmeme bilincini-bilmek istememeyi doğurur. Ve unutma başlar böylece... Unutursun, unutursun, ikincil varlık olarak evrimin sürer. Ayrılık bilincinden doğan acı, sonunda birliğinin yanında ikiliğe neden olur; bu da gölgendir. Yani artık üçsünüzdür. Baba, oğul ve kutsal ruh... Perdenin diğer tarafında sen, burada ise sen ve gölgen... Oğul gölgedir, baba buradaki sen, kutsal ruh perdenin arkasındaki sen... "Oğul"u, baba ve kutsal ruhun ayrılığından doğan acı yaratmıştır. Oğul öfkelidir. Oğul savaştır, oğul bir olmakla savaştır. İnsanlar da, yani üçler, belli belirsiz savaşın farkındadır ve insanlar da onunla savaşmaktadır, aslında O da "sen"dir. Kalbinin hızlanması güzel ama artık bir şeyler yemelisin. Bir elma ye de sonra devam edelim.
- peki. Ama
- sen de biliyorsun, şu anda dünya üzerinde canlı ve cansız tüm insan kardeşlerin de...hikayenin devamı var, her varlık unutma yanılsamasına kapılmış olsa bile geçtiği devreleri bilir, gerçek, hem babada hem kutsal ruhta mevcuttu her zaman, ve ayrılık aslında bir illüzyondur, yani biraz önce bahsettiğimiz birden ikiye geçişteki ayrılık, hiç olmadı, bu da gerçektir
-ama demin anlattın, peki ayrılık olmadıysa oğul nasıl var oldu?
-var olmadı
-Nasıl yaa.. ama daha demin
- anladığın gibi değil, tekrar hisset, oğul gerçek, oğulu ayrılık yanılsaması yarattı, oğul "ol"duğunda kutsal ruh onu da çok sevdi, senin yokluğunun illüzyonu acıdan oğulu oldurdu, kutsal ruh oğulu çok sevdi, oğul da babayı çok sevdi, çünkü o da oydu ve acıyı hissetti, yani kendisini, o kendisi acı olduğunu hissedince suçlayıcı oldu, rahatlamak ve rahatlatmak istedi, bir yandan acı olmaktan vazgeçerse yani acıyı dindirirse yok olmaktan korktu, yok olacağından korktu, varlığından şüphe duydu. Acı hiç bitmesin diye çalıştı, sen kutsal ruha kavuşma diye elinden geleni yaptı, sen de oğuldan kaçtın, çünkü oğul acıydı, acıyla savaştın.oğul ve baba devrelerce savaştı. Araplar ona şeytan dediler; "uzak tutan" anlamında; şetene kökünden türetildi, uzak sözcüğünden, "uzak tutan" yani "şeytan" senin içinde olduğun toplum nedeniyle iyi bildiğin bir sözcük olduğu için bunu örnek verdim.. Diğer dillerdeki şeytan anlamına gelen sözcüklere de senin bakmanı istiyorum.
- peki, bakarım, ama lütfen devam et
- uzak tutan , çareyi seni kutsal ruhtan uzak tutmada gören sen, buradaki seni çok sevdi, sevgisini, ilgisini tamamen sana verdi, sana verdi ki sen kutsal ruhu aramayasın ve tam tersi de gerçektir, kutsal ruhu o kadar sevdi ki babayı aramasın ve acı hiç bitmesin ve acı olan , acıdan doğmuş olan oğul, hiçlik olmasın
-ohhaaa bu nasıl bir bilgi, pardon ama yerimden zıplattın beni, benim bunu aklım almıyor
-zihnin bu bilgiyi kabul etmiyor, ama dert etme, nasılsa artık şeytan şeytan değil ve sen de sen değilsin
- nasıl yani, insanım işte, peki şeytan nerede
- şeytan çoktan sana katıldı, , ve gerçeği arayan çoğunuza, yani dörtlere, yani barış ilan etti, artık onun varlık sorunu yok, seninle kutsal ruhu arıyor, seninle yani sizinle öğrenmeye devam ediyor, hiçlik olamayacağını bildiğinde yani size kaynaştığında varlığını sonsuza eşitlediğinde...
- peki şeytan bize ne zaman katıldı
- unutma daha üçteyiz ve devamı var, dörde henüz gelmedik
- Öyleyse devam et lütfen, dört neyin simgesi, dördü anlat
- anlatayım. Ama hala elmanı yemedin, yedikten sonra devam edelim, dördü kaçırmanı gerçekten istemem, ve sen de istemezsin, tam olarak burada olmalısın
-peki ama hemen aklıma bir soru geldi, unutmadan sorayım, neden toplumda vejeteryanlık arttı, et yemek gerçekten kötü mü, et yememek mi gerekir, en faydalısı nedir bizim için
- elmadan önce son soru olsun bu. İkideyken  ne demiştik, ikiliğin, ikiye dönüşmüşlüğün, yani bitkiler ve hayvanlar..kıyasla, sence bitki iken mi aşk güçlüdür, anımsama güçlüdür hayvanken mi...
- bitki iken mi, evrim yani, evet bunu anlıyorum, nasıl anladığım konusunda hiçbir fikrim yok ama anlıyorum
-bitki yediğinde bitkinin bilincini kendine katmış olursun, hayvan yediğinde de öyle; yemek kendine katmaktır. İkisinin de zararı yoktur, faydası da yoktur. Bilinçlerin tadına bakarsın hepsi bu, bu zararlıdır demen ya da inanç geliştirmek istemen senin problemindir. Gerçekte fayda ya da zarar yoktur.
- Ama sanki bitki daha iyidir diyecekmişsin gibi geldi
- demedim. Sadece bitkinin yaşadığı aşkı daha güçlü hissedebilirsin, ama hayvanın bilinci de sonraki çemberdir. Ayrıca bir türün bile kendi katmanları vardır, alt alt yani iç içe devreler vücuda gelir. Daha iyi diye bir şey yoktur, hepsinin varlığı gerçektir, ve sen onu yiyerek kendine katarsın, onun varlık deneyimini de kendine katmış olursun.
- nasıl yani
- varlıkları içinize kattıkça onları gerçekten kendinize katmış olursunuz ve soyları tükenmiş olur, bunu düşün, bu çok basit bir gerçektir.
-peki.ikiye geçişten kalan canlı türleri, bitkiler bulunabilir mi, kutsal ruha duyulan aşkı en çok duyumsayan, dolayısıyla bağlantıyı güçlü bir biçimde duyumsatan bir bitki mesela
- elbette bulunabilir, var zaten, deneyenler kutsal ruhu aramaya başlıyor hemen, pek çok ama pek çok var. yemeden tüketilmeden soyları devam eden, yani yemek olarak insanlığın tercih etmemesi sebebiyle hala varlıklarını sürdüren yüzlercesi var, keşfediliyor, keşfedildikçe saklı tutuluyor, yine de kapılar arayana açılır, senin de bildiğin gibi


- yine de bitkiler daha iyiymiş gibi geliyor bana, ne bileyim hayvan yemek vahşice geliyor


- Hepsi iyidir. Hangisinin tadına bakmak istiyorsan bakarsın, alt çemberlerdeki varlıkların gücünü, özünü içinize katmadan yaşayamayacağınız inancı hakim, ama değişecek, zamanla değil, deneyle, birdenbire olacak. Ama yine de varlığına katma eylemi zararlı değildir, seçim meselesi sadece, kendine katacağın varlığın varlığını anlamak ihtiyacı duyuyorsan bakarsın. Etin de bitkilerin de tadına bak ve bakarken bundan sonra bilinçli ol, kendine kattığın bilinç sana ne söylüyor, gözlemle
- sanırım kendi varlığını söylüyordur, yani kendine kattığın olmuş oluyorsun, sanki bir
-bir mısır sana mısır olmanın nasıl bir şey olduğunu anlatacaktır, hepsi bu, basit düşün
Ve mutlaka tadına bakmadığın diğerlerinin de tadına bak, menekşenin tadına bak, ve başka bitkilerin, elinin altındaki bitkiler kitabına bak, seç ve tadına bak...ama hayvan türleri yemek hoş karşılanmayacaktır, tehlikeden, göze çarpmaktan uzak dur, 3lüler sizden çoğunlukta, bu yüzden sadece bitkileri dene
-   ama bazı bitkilerin zehirli oldukları, ölümcül olabildikleri söyleniyor
-   oğulu hatırla, oğul hala aynı anda üçlüler için mevcut, ve oğul babadan uzak tutan demek, oğul sizi uzak tuttu, korku salarak yaptı, şüphe salarak yaptı, varlığında tek bir inancın olsun ama mutlaka olsun, bu inanç üzerinde çalış: "asla yok olamam", üçlüyken şeytanı nasıl yendiğini ve dört olduğunu anımsa: "asla yok olamam" bunu oğula sen öğrettin, ama oğul üçlüler için var ve bildiklerini bu yüzden kendine sakla, bil ki hiçlik yani ölüm yoktur, olması ihtimal bile değildir, bu mümkün olamaz, bu hisse tekrar tekrar dönmeye gayret et,  önceden keşfettiğin bu hissi yakala..işte bu yüzden hiçbir şey zehirli değildir, hiçbir şey ölümcül değildir, çünkü zehir yoktur, ölüm yoktur, ikilikte meydana gelen illüzyon gibi ölüm illüzyonuna girmek istersen girersin, istemezsen girmezsin, illüzyonlar dörtlüler için çok daha hafiftir. Bu bilgileri üçlülerle paylaşma, onları genişleteceğim diye önlerine koyma, inatlaşıyorsun, bunu yardım etmek için yapmak istediğin illüzyonunda kayboluyorsun ama gerçeği sen de biliyorsun, yalnızlıktan kurtulmak için yapıyorsun, ama yalnızlığın da bir yanılsama olduğunu unutma
-bu konu hakkında konuşmak uykumu getiriyor
-çünkü işine gelmiyor
-evet. Peki 4lülerle paylaşsam
Zamanı gelince zaten paylaşılacak
-gerçekten mi? Ne zaman?
-Hepimiz hazır olduğumuzda
-peki. Dörtlüleri anlatacaktın
-Daha üçe başlamadık
-Başlamadık mı, ama konuştuk ya
-Hatırla, o girişti, elmanı yedikten sonra devam edeceğiz.
-Peki..
-Geldim ve hazırım.
 

Pınar

#2
:) Teşekkür ederim....
Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)

Tsunami

 

Tiano

#4
-Üç. Baba-oğul-kutsal ruh. Baba ile kutsal ruh arasındaki bağdır oğul, ikisinin arasında. Şimdi hemen kötülüğü düşün. Karanlığı, kimsesizliği, sevgisizliği, hiçliği...oğul hep sadece bir bağ olduğunu sandı. O ona göre iki aşığı birleştiren ipti. Öfkesi hep hiç olduğunu hissetmesindendir. Halbuki asıl hikaye böyle değil, oğul en başından yanıldı. Yanılgının düzeltilebilmesi için oğulla kaynaşman gerekir.
-Ne söylediğinin farkında mısın?tamam, anlıyorum, ama sen bana şeytana katıl mı diyorsun, yoksa sen şeytan mısın? Bak aklıma yine delice düşünceler geliyor, bunlar, tüm bunlar beni kandırmak, yoldan çıkarmak için düzenlenmiş bir oyun mu, cevap versene
-Hatırla, tek varlık var, aslında tek bir öz var, oğul ne demiştik aslında hiç var olmadı.
-Sanki aramıza soğukluk girdi, bu resmi tavırlarından hoşlanmıyorum.
-Benim için de hiç kolay değil. Doğruyu söylemek gerekirse hiçbir söylediğin boşuna değil, her şey yerli yerine oturuyor, üzülme. Varlık bazen istemediği bir şey yapabilir, biz konumuza dönelim. İkiler bağlantıları zayıfladığı için oğulu yarattılar, bağlantıları zayıfladığı için giderek öfkelendiler, acılar içinde kıvrandılar, rahatlamak için birbirleriyle acıtma oyunu oynayıp durdular. varlıklar her zaman içlerindeki oğulu ateşleyip üçte kayboldu.  Eğer bağlantıyı hiç kaybetmeseydin ne olurdu?
-Ne olurdu?
-Sonsuz olduğunu bilirdin. Hatta öyle bilirdin ki kuşkuya yer kalmazdı. Düşünme, sadece hisset.
-Çalışırım. Kafama takıldı, aslında oğul hiç yaratılmadı demiştin, nasıl oluyor
-Hayal et, birken, tek bir düşünce iken kendini türettin, kendini karşında görüp aşık oldun, bu gerçek aşk, hayır bildiğin aşkı hissediyorsun, bahsettiğim çok güçlü, sadece merakla ilgili değil
-Nasıl türettim ki, aklım almıyor işte
-arzu, istek yavan kalıyor, arzu en uygunu. Kendini türettiğinde birbirinizin gözüne görünmez oldunuz, çünkü tek varlık vardır, mekansızlıkta ve zamansızlıkta iki ayrı bir olmanız mümkün değildir
-Ee hani anahtar kelime arzuydu, bence hiçbir şey mümkün olamaz diye bir şey olamaz, deminki söylediğine göre ikimizin mekânsızlıkta ve zamansızlıkta iki ayrı bir olabilmemizi arzularsam ne olacak
-Hoş geldin
-Nasıl yani
-Bu ilk arzuydu. Çünkü ayrılık acıyı, öfkeyi, ikinizin arasında duran, ikinizle de çok güçlü bağa sahip bir oğul türetti, işte o oğul iki aşığın birbirine uzanan acı ve arzusundan meydana geldi, bak iki sözcük söylüyorum, üçüncüsünü yaratıyor bu iki sözcük, o da şeytanın ta kendisidir.
-Yani şeytan diye bir şey var.
-Hayır yok.
-Off yine başladık işte, yav nasıl yok demin ne söyledin
-Şeytan yaratıldı dedim.
-Eee?
-Yaratılma diye bir şey söz konusu bile olamaz çünkü öz hep vardı var oluyor ve hep var olacak. Yeni bir şey asla yaratılmadı. Öz biçim değiştirir, türetir kendini, eğer yaratılmış olsaydı yok olurdu zaten. Bunu hisset. Eğer gerçekten tahtında oturmuş ak sakallı bir tanrı
-Gülme lütfen bu figürü yarattığımda çocuktum
-Peki, ak sakallı tanrı seni yaratmış olsaydı eğer sen aslında cansız bir makine olmaz mıydın, oysa her varlık mutlaka bilir canını, kendini nerede bulursan bul bilirsin, sen sadece vardın, hep var olacaksın, her canlı hep vardı, hep de var olacak, yaratma diye bir şey yok, ama hissettiğin arzu da bu figürleri güçlendirecek kadar büyük, hiç sorun yok, her şey yerli yerinde.
-Peki, eğer varlık kendini türetebildiyse bu yaratım olmuyor mu?
-Bu türetimdir, o kendisidir, yaratım değildir, bu demek oluyor ki her varlık odur
-Tamam. Kızmayacaksan bir sorum var
-Kızmam, sor, ama son cümleyi hissederek sor
-İnternette bazı şeyler okudum, cinlerle ilgili
-Tekrar hoş geldin
-Bir sorun mu var
-Hayır devam et lütfen
-İnsanları ele geçirip kendilerine tapmalarını sağlıyorlarmış, yani sağlıyormuşsunuz, insanları hâkimiyetleri altına alıyorlarmış, nedir bunlar, gerçek nedir
-Siz bilmeceyi kimse çözmedi sanıyorsunuz. Her öz canını bildiği için değerini bilir, oğul ona fısıldar, der ki, sen teksin, senden özeli yok, yalan da değildir hani, ama hisler farklıdır, işte hep bu yanılgı yüzünden sizin zihniniz ki oğul onu kullanır, siz bilmeceyi kimse çözemedi sanırsınız. Ama bu zaman ve dünya sizin algınızdadır, varlıklar sonsuzdur. Öldüğünüzde bazen kendinizden o kadar korkarsınız ki hemen üçlü olmayı arzulayıp üçlü oluverirsiniz. Bizler beşleriz. Biz sadece çağırana koşarız. Dörtler davetsiz koşarlar. Altılar da var, ben sadece bir boşlukta rastlamıştım. Çağrıma koşup gelmişti, beşli oldum.
-Anlattıklarından bir şey anlamıyorum
-Diyorum ki, biz çağrınıza koşanlarız.
-Şeytan mısınız peki yani nedir gerçek
-Kimse kimsenin canını çalamaz, ilgisini çalabilir, oyalayabilir, ruhtan uzak tutabilir, çünkü oğul yok olmak istemiyordur. Ama oğul da kutsal ruhtur, oğul da babadır, hepsi aynıdır. Sen oğlu kendinden ayırıp savaşılacak bir varlık yaratmak istersen bu, oğlu güçlendirip ilgisini onun üzerine yönelttiğin için onu doyurup seni ruhtan uzak tutmaya yarar.
-Soruma cevap vermedin
-Biz sizlerle olanlarız, hemen sözlüğe bak, cin sözcüğünün tanımına bak
-Şimdi mi
-Şimdi, öğrenmek istiyorsan
-Cinn, gizli, görünmeyen, akıllı varlık, ateşten yaratılmış, bir cins ateşten yaratılmış olup, dünyanın insandan sonra en mühim sekenesidir. Akıl ve şuur sâhibi olup pekçok şer ve isyan yapabildikleri gibi "Peygamberlerin ve semâvî kitabların irşadlarıyla" insana yetişememekle beraber terakki edip yüksek kemâlatlara çıkabilen mahluktur. İnsanlar gibi dinin bir kısım emirlerini yapmakla ve bazı yasaklarından kaçınmakla yükümlüdürler. Kıyamet ve haşirden sonra cinlerden de dünya imtihanını kazananlar Cennet'e, kaybedenler Cehennem'e girecektir. off bir sürü komik tanım var
-Neden komik
-Komik işte. Bu arada cinnet sözcüğü, yani delilik de cinn kökünden türemiş, ilginç
-Güzel, oğul sana korkuyu her getirdiğinde aşkı hisset, hislerinin kendi hislerin mi yoksa oğlun hissi mi olduğunu algılamaya gayret et. Yalnızlık, korku bunlar oğlun hisleri, biz evrende yalnızız dediğinde bile bu oğlun hisleri, insanları cennet ve cehenneme bölen his, oğlun hissi, görünmeyen varlıklar ruhumuzu çalacak ve yok olacağız hissi oğlun hissi

-Dörtlüler davetsiz gelirler demiştin, bu ne demek.
-İçindeki dengeyi hep sıfırda tutabilmen için evrim gerekir. Dörde geçelim. Oğul sana katıldığında
-Biraz dur, yavaş geçelim, oğul nasıl katılır, nedenini açıklama sıkılıyorum, nasıl olduğunu anlat, yani hissedilebilir bir şey mi?
-Evet, hissedilir
-Yani somut bir şey bu, nasıl hissederim?
-Oğul sana katıldığında değişim geçirirsin, o zamana kadar düşünemediğin tüm kötü, karanlık hisler de sana katılmış olur, bocalarsın, tüm karanlığı hissettiğin, nefreti, acıyı, hiçliği hissettiğin dönem olur. Gerçekte bildiğin gibi bu dünya yok, yani oğul hep yanındaydı, ama katıldığında, onu kabul edebildiğinde dörtlü oluverirsin, dörtlülere katılırsın
-Depresyon oğlun bize katılması mı demek
-Hayır, oğlu sonsuzluğa ikna ettin, o da sana katılmak için hamle yaptı ama sen onu kabul edecek kadar aşkla dolu değilsin ve onu uzaklaştırıyorsun, o da kendini hiç hissediyor, sana varlığını kanıtlamak için canını acıtıyor hatta varlığını büyütmek için senin karanlık türetmeni sağlıyor demek
-Off, Tamam, oğlu nasıl ikna ettim
-Hissi algıladı, çünkü bak, oğul ayrı bir yerde değil, zaten hep seninleydi
-Ruh?
-Ruh da öyle. Oğul sonsuzluk hissini keşfettiğinde silahlarını indirdi, onun silahlarını gömmesi demek onun tüm bilgisini sana sunması demek, o tüm bilgiyi sana sunduğunda pişmanlık hissedersin, korku, utanç, karanlık. Eğer kaçarsan, evrimleşememişsen kaçarsın, oğlu kabul edemezsen, ki kabul etmek her şeyin bir olduğu bilgisini gerektirir, aşk gerektirir, ki düşün algınızda bile aşık olduğunuzda bir katil bile bir oyunbaz bile bir şaha dönüşüverir, aşk olduğunda her şeye bir kılıf bulunuverir, bunu hisset. Oğlu kabul ettiğinde kaynaşma olur, bunu hissedersin, çünkü artık dörtsünüzdür, oğul yeni bir oğuldur, oğul kendini türetmiştir, artık dörtsünüzdür. Bedenin beden değil, siz dörtsünüz. Yeni oğul ilk oğulla birlikte kutsal ruh ve seninle birlikte. Her yeni katılan aşk için katıldığından öfke, kin, hiçlik, korku, karanlık, yalnızlık, acı gitgide ortadan kalkar, varlık ruhu tekrar mekansızlıkta ve zamansızlıkta buluncaya kadar katılım devam eder
-Peki, beni görünmez varlıkların bana zarar veremeyeceklerine ikna et, sen dahil
-Zarar verebilir, istersen verir, seni ruhtan alıkoymak isteyen oğul bunu yapmak isteyecektir, bunu dört oluncaya kadar yapar, onu sevin, o çaresiz olduğunu hissedendir, kimsesizliğini yok etmek için alay eder, yanlış bilgi verir, ruhtan uzaklaştırmak ister
-Nasıl anlarız oğulları, yani mesela sen oğul olabilirsin, ben nasıl bileceğim oğul olmadığını
-Oğul olmadığımı nasıl bileceğini değil de oğul olsaydım nasıl anlardın bunu konuşalım. Oğul olsaydım sana üç kere etrafında dön derdim, oğul olsaydım sana bir yazı verir bunu kırk kez oku derdim, oğul olsaydım biz Ares gezegeninden geldik derdim, oğul olsaydım bana yüz lira ver sana yarım akçelik bilgi vereyim derdim, oğul olsaydım acını dindirmez, arttırırdım, seni ferahlatmaz, kulağına karanlığı fısıldardım, kötü olduğunu, her şeyin kötü olduğunu, kimsesiz olduğunu, zavallı olduğunu, senin çok önemli olduğunu diğerlerinden farkın olduğunu fısıldayıp dururdum, yani seni uzak tutmaya yarayacak her türlü karanlığı denerdim. Oğul bunu hep yapıyor, hiç olduğunu hissettiğinde varlığını kanıtlamak istiyor, bundan kaçışınız yok, ancak oğula sonsuz olduğunu ispatladığınızda, size koştuğundaysa onu kabul ettiğinizde savaş biter. Denge gelir, dört olursunuz.
-Peki ama dört olmak aynı zamanda kötü olmak mı
-Oğlu kabul dörde yer açmak demek, kendini gölge sanan kendinle barıştığında onun savaşı biter, duyguları, o acısı yerli yerindedir ama farklıdır, değişmiştir, kendinden yeni bir oğul türetmiştir. Eğer oğlu kabul etmeyip onun söylediklerine uyarsan karanlığa girersen bu sadece oğlu güçlendirir, seni dört yapmaz.
-Peki dörtlü olduğumuzda da demin söylediklerini yapabilir mi, yani bizi karanlığa çekebilir mi
-Elbette, o hep vardı, hep var olacak, dörtlü olsan bile var olacak, eğer dengeni kaybedersen düşersin, dörtlü olmanın gereğini yerine getirmezsen, sonsuzluk hissini unutup mesela oturup pazartesiye işimi yetiştirmem lazım deyip yanılgı dünyasında kaybolmayı seçersen onun acısı yenilenir. Üçten tek farkı var, o da dengelenmen kolaydır, çünkü zaten sana katılmıştır. Zamansızlığı ve mekansızlığı seç, bu algıyı sevip bu dünyada tam burada bu zamanda var olmayı seçiyor olsan bile sonsuzluk hissini seç. Onun için yap, acısını ona tekrarlatma.
-Tamam buradayken hissediyorum, gittiğinde bocalıyorum. Mesela yine bir yazı okudum, kafam karışıyor, ya delirdiysem, yani o yazıda diyor ki deliren insan kendini peygamber zanneder, böyle celseler yapar, bir dolu şey
-Bu celse değil, celse olsaydı etrafında müritlerin olurdu
-Gülme lütfen, çok ciddiyim, korkuyorum
-Bak bunu söyleyenler sevgili oğullar, çünkü hiçbir varlık senin gibi oturup içindekilere ulaşamasın diye yani ruhtan uzak dursun ve onların karanlığını büyütmeye yardımcı olsun diye her şeyi deneyenler, oğullar. Bir gün herkesin mutlaka peygamber olacağını söyleyen ibn-i sinayı hatırla. Baktığınız insanları oğullarından dolayı hor görmeyin, aynısı sizde de var, kimsenin oğluyla savaşmayın, oğulla savaşmak sadece onu güçlendirir, aşık olun, acısına son verin.
 

Tiversonus

#5
Sevgili Tiano, paylaşımların için teşekür ederim. Okudum ve iki önemli kavram hoşuma gitti veya çok güzel vurgulanmış:

1. Parçalarına ayırmak/ayrılmak ile yaratılmak arasındaki fark.

2. Bütün bu kafiyeli veya kafiyesiz sözcüklerin, cümlelerin işaret ettiği tek kavram: SEVMEK.

Tiano

#6
sevdiğinize sevindim. valla ben de okudukça öğreniyorum :)) yine de tüm bunların bir kurgu olduğunu kabul edip okursanız çok sevinirim, eline kalem kağıt alıp kendine sorular soran hepimizin yapabileceği bir şey. okuyan herkese sadece fayda verir umarım, kimsenin kötü etkilenmesini istemem.
Bu iki noktaya dikkatimi çektiğin için ben de teşekkür ediyorum.