Haberler:

Yayınlanan son celse forumda! 26 Eylül 2026🎉

Ana Menü

Basından

Başlatan Mordevrim, 14 Haziran 2009, 20:36:28

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Tiversonus

#90
Ben ancak anladığımı sunabilirim: Dürüstçe ; çevreci tavrınız çok güzel, ancak bunu düşük frekans olarak (sinir, kaos, nefret) ortaya koymanız sakıncalı diye kişisel düşünüyorum. Katılmayabilirsiniz. Eğer ki bir frekans yakalama ve onu istikrarlı durumda tutmamız sözkonusu ise, yani buna inanmayanlar olabilri bu normal, işte bu frekansın bu "dengelenme" amcında olan insanlara zararı olur. Açık ve net.

Yani diyorum ki; "savaşı telin" mitingi yerine "barış mitingi" daha doğru bir frekans olur. Elbette bu kişisel düşüncem. Açıkça bunu düşündüm. Sanırım siz bizim "kandırıldığımızı" düşünenlerdesiniz , bunu da açıkça düşünmüyorum.


Şimdi:
 açıkça gezegenimizde Akıl/Beden bileşimleri var; kalpleri taşlaşmış, adeta paraya ve güce tapan cinsler bunlar. Bu paraya tapan, kalpleri taşlaşmış kişiler aynı zamanda paraları dolayısı ile hükümetleri işgal edeyorlar veya ellerindeki güç ile yönlendiriyoelar...Ne yapacağız bunlara. Bunlar nufusun çok ağırlıklı yanı, belki yüzde 46-50 si. Ne yani bunları tek tek yok mu edelim: Adamın ruhu gelişimemiş, yani yüksek benliği dahi yok veya "ruhsuz"...Umurunda mı Dünya. Değil. Ne yapacan. İşte Dünya küresi toplam insan psişesinden aldığını yansıtacak, yani temizlik.

Ben savaş açmadım ancak 450 kadar gittim fidan ektim ve bir para kazanma durumum (başa baş gibi bir şey) yok. El-Ka-Leem-Om dedim bu fidanların altında. Hele ki yeni meyva ları koparmaya içim gitmedi, kalsın kuşlar yesin diye de düşündüm o güzelim kirazları. Ve bir tüccara yem oldu gitti, ama o yaşamın altında yaptığım meditasyonlar harika idi. İşte ben böyle mücadele ediyorum...

Kişisel fikirlerinize katılmasam da kendi fikrinizi söylemenize asla ve asla fikirlerinize küçümseyici bakmadığımı söylemek isterim. Fikirleriniz için ayrıca teşekür ederim.

elek

#91
Sinir,kaos nefret ... bu kelimelerden kendimi tenzih ederim. Ve bunları bana ithafen kullandığın içinde burada negatifi yaratanın kendin olduğunun bilincine varmanı dilerim. Bir şeyle itham edeceksen beni, bunu bir şeylerin üzerine oturt ve detaylı anlat ki bir hatam varsa bunu anlayabileyim.

  Ben savaş mı ilan ettim ? Dünyaya savaş ilan edenler ortada. Doğaya ve insanlara...  NE konuda kandırıldığınızı düşünüyorum anlamadım ?

O kalpleri taşlaşmış insanları gidip vurmana gerek yok elbette. Onlar yaptıkları hataların sonuçlarını yaşayacaklar. Hiç kimse sebeb sonuç yasalarından kaçamaz.

Ektiğin fidanlar için gerçekten çok memnun oldum. Yürekten Tebrik ederim , ve teşekkür ederim.

Şunu da ekleyeyim dayanamıcam . Şu elindeki frekans ölçerden gitti gidiyor dan filan alabilme şansım var mı ?



[:D]
Biz biliriz demeyelim,düşünüp inceleyelim. / Geçmiş güne ışık, gün geleceğe beşik.

Tiversonus

#92
Bu sinir, kaos, nefret eskiden vardı bende açıkçası, bazene bir an çıkıyor. Sapmam sanırım. Ve bir gün elinde kazma ile bir ağacı gövdesinden oyan bir insanın boğazına sarılıp, boğaznı da sıktığımı hatırlıyorum. Evet sanırım bu bende eskiden çok vardı.

Şunu düşünüyorum: Ben her şey olabilirim, şu, bu o ve bu eleştiriebilirde. Ama siz bakıyorum hep bir şeyler yazıldıktan sonra, evet yazıldıktan sonra bir "tepki" olarak yazıyorsunuz. Yani cevap vermek gibi veya olayın esas yönü bu değil gibi, bilmem anlatabildim mi. Yani bu bir bakıma normal sayılabilir. Şöyle ki tüm yazdıklarınız bu olursa işte burada iş değişiyor. Şunu affınıza sığınarak önermek istiyorum: Kimse daha konuyu açmadan, açık, açık düşündüğünüz konularda yazın. Bize bakış açısını ilk siz sunun. Ne yani bziler akılsız, bilgisiz miyiz? Ortaya serdiğinizdüşüncelerinize bakar ve akıl ile sezgi ile alabildiklerimizi alırız. Böylece siz çok daha olumlu şekilde fakat yine de fikirlerinizi sunmuş olursunuz. Fikrileriizin olumlu ortamda sunulup, taraf bulmasını istemez misiniz. İşte önerim bu başlıklar açmanız...

Farklı olabiliriz, ancak benim farklılığım bir başkasının oluşunun önüne geçemez, yani özgür iradesine saygı duyarım. Bu bakımdan farklılığınız saygım dahilindedir. Ben de teşekür ederim...

elek

#93
Göktaşları ile ilgili bir haberin altına , 300 milyon doların daha faydalı işler için kullanalabileceğini, ABD nin sera gazları kullanımının azaltılması için kyto yu imzalamadığını, göktaşlarından gelecek felaketi düşünürken neden bu konuda bir şey yapmadığına (ekonomik çıkarları için) dikkat çektim hepsi bu. Tepki ? Birileri dünyaya tecavüz ederken tepsi göstermemeli miyiz ?

tepki:      Bir cismin kendini iten ya da sıkıştaran başka bir cisme gösterdiği karşı etki, °aksülamel. Herhangi bir etkiye yanıt olarak doğan söz ya da davranış.

Dünyanın kendisini korumak için gösterdiği şey tepki dir. Ve ben de o doğadan sorumlu bir ferdim. Senin gibi. Diğer insanlar gibi. Sorumluluğunun farkında olanlar ve olmayanlar var . Bu sorumluluğu taşımayanlara o sorumluluğu hatırlatmalıyız.

Senin yaptığın gibi ağaç dikerek(hiç düşündün mü bu da bir tepkidir olumlu tepki), ya da başka çevresel eylemlerle.

Ben sadece laf olsun  tepki olsun diye yazmıyorum. Eğer böyle düşünüyorsan ve düşünenler varsa buradan ayrılırım benim için sorun değil. Yeri geldiğinde yazıyorum. Eğer  içimden gelirse belli bir konuda bir başlık açar yazarım. Ben bu forumda  kimseye akılsız,bilgisiz demedim. Böyle bir terbiyesizlik benden uzak olsun.  Aaa ama bu akılsızlık budalalık ve kibir  ABD hükümeti'nin hak ettiği sözler dir o ayrı konu.

Bildiklerimin öğretmeni bilmediklerimin öğrencisiyim. Kimseye sen bilmiyorsun demedim. Ben ortaya düşüncelerimi koyuyorum ancak kıymet görmüyor anladığım kadarıyla.

Bu forumdan kendi isteğimle ayrılıyorum. Üyeliğimin iptal edilmesini istiyorum.  Bu forumdan ayrılırken benim için önemli olan  2 kişiye veda etmek istiyorum. Birincisi Bozadi. Tüm tartışmalarımızdan sonra dahi büyük bir alçakgönüllülük gösterdi.  Diğeri de pınar. Pınar da neşeli tavırlarıyla ve sohbetiyle bana arkadaş oldu bu forumda.

 Diğer tanıma fırsatı bulamadığım arkadaşlara da sevgilerimi gönderiyorum.
Biz biliriz demeyelim,düşünüp inceleyelim. / Geçmiş güne ışık, gün geleceğe beşik.

Tiversonus

#94
Elbette doğru şeyler söylemişsiniz. Sizin de anlamak istemediğiniz ya da anlamakta zorluk çektiğiniz konu şu sanırım: Neden iki olayı kıyaslıyorsunuz?

Bir olayın kendi içinde doğruluğu var, tamam buna okey, ancak bunu kıyaslamak neden???

Neden Kyoto protokolü ile ayrı bir başlık açmıyorsunuz??? Derince düşünülmesinde fayda görüyorum!!!

Alemtac

#95
"Saman ev" zamanı

"Sakla samanı evin olsun" sloganıyla samandan ev üretildi.Evlerin en büyük özelliği doğa dostu olması ve enerji tasarrufuna büyük katkı sağlaması.

Güncelleme: 07:42 TSİ 09 Ağustos. 2009 Pazar

Küresel ısınma daha tasarruflu evler yapılması konusunda yapı sektörünü yeni arayışlara yönlendiriyor. Ekolojik ev yapımında en son kullanılan malzemelerden biri de saman. Samandan yapılan evler, "sakla samanı gelir zamanı" sözünü yaşama uyarlayan yapılar. Bu evlerin ilk örnekleri İstanbul Beykoz'da yapılıyor.

Saman Ev projesinin yaratıcılarından Namık Beyazıt anlatıyor: "Saman Ev tamamen ekolojik özel sıkıştırılmış arpa, bugday ve pirinç samanından, saman balyalarından meydana geliyor. Özel sıkıştırılmış, tamamen ekolojik bir yapı sistemidir.Saman Ev kışın sıfırın altında yirmi dereceye kadar, yazın da yaz sıcaklarında da hiç bir aktif enerjiye ihtiyaç duymadan yaşanılabilen rahat depreme dayanıklı, yangına dayanıklı ve tamamen ekolojik bir yapı sistemidir.Biz yaklaşık 100 metre alan üzerine bu binayı inşa ettik ve doğadan 100 metrekare işgal ettik oradan aldık ama bunu 130 metre olarak tekrar çiçek ve çimen bahçesine dönüştürdük, doğayı bozmamak için."

Saman ev şimdilik Türkiye'de bir ilk. Evde soba, kalorifer ve doğalgaz gibi hiç bir ısıtıcı birime gerek duyulmadan rahatlıkla yaşanabiliyor. Saman ev'i oluşturan en önemli ögeler, saman balyaları, cam doğrama sistemi ve evin sıvası. Üç cam tabakadan oluşan sistem güneş ışınlarının eve girmesini sağlayarak, evdeki enerjinin dışarıya gitmesini engelliyor. Bu şekilde samanın bilinen kullanım alanları dışında oldukça önemli bir inşaat malzemesi olabileceği vurgulanıyor. Ayrıca bu evler dört hafta gibi bir sürede bitirilebiliyor.

http://www.ntvmsnbc.com/id/24990243/
 

Pınar

Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)

Pınar

Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)

rinda

#98
İLGİNÇ HABERLER
Fransız Astronot İntihara Teşebbüs Etmeden Önce "Dünya Uyarılmalı!" Diye Bağırdı

By: Sorcha Faal

25 Aralık 2008

Bugün Kremlin'de alışılmamış bir FSB dolaşıyordu, ünlü bilim adamı ve Fransa'nın ilk kadın astronotu Claudie Haigneré görünüşe göre aşırı miktarda uyku hapı içip intihara teşebbüs etmişti ve komaya girmeden önce "Dünya Uyarılmalı!" diye çığlıklar atmıştı, sonra zor kullanılarak alıkonulmuştu.

Fransız medya kaynaklarından Dr. Haigneré'in intihar teşebbüsünü okuyabiliriz:

"Uzaydaki ilk Fransız kadın, yaşamını sona erdirmeye çalıştıktan sonra, hastaneye kaldırıldı."

Romatoloji uzmanı olan Haigneré astronot olarak 1996'da MIR uzay istasyonuna ve 2001'de Uluslar arası Uzay İstasyonuna (ISS) uçtu. Ağırlıksız ortamda insanların motor (hareket kaslarına ait) ve idrak yeteneklerini nasıl adapte ettiklerini inceledi ve astronotları yerden izledi. Daha sonra, MIR'de Avrupa Uzay Ajansına göre, fizyoloji, gelişimsel biyoloji, akışkan fiziği ve teknolojisinde deneyler gerçekleştirdi.

Bu raporlar daha kaygı verici şekilde devam ediyor; Dünyaca ünlü Pasteur Enstitüsü'nde İnsan/Uzaylı DNA araştırmasının ön saflarında çalıştığı laboratuarı yangınla tahrip olduktan sonra, intihara kalkıştığı iddia ediliyor. Associated Press Haber Servisinden şöyle bildiriliyor:

"Paris'teki Pasteur Enstitüsü'nde biyoloji laboratuarında Çarşamba günü yangın çıktı, yetkililerin söylediğine göre bu laboratuar enfeksiyon hastalıkları ile mücadelede ünlü."

Yangında ölen olmadığı, hassas malzemelerin veya virüslerin yangından etkilenmediği bildirildi. Şirket politikasına göre, yetkililer fazla bilgi vermediler. Yangının nedeni belirsiz.

Dr. Haigneré ile ilgili FBS iç raporları, onun uzaydan döndükten bu yana, Dünyamızın tarihi geçmişinde 'kadim astronotlar' tarafından ziyaret edilmiş olduğuna ikna olduğunu ifade ediyor; bu 'kadim astronotlar' sadece Gezegenimizi kolonileştirmediler, ayrıca o zamanlar mevcut olan yarı – insan yaşam formlarını günümüz insan ırkına genetik olarak değiştirdiler.

Dr. Haigneré'in inançları ünlü İsrailli yazar ve araştırmacı Zecharia Sitchin'in inançlarını yansıtıyor. Sitchin şunları yazmıştı: "Kadim Sümer kültürü, Dünya'nın kendi güneş sisteminin etrafında ince uzun, eliptik bir yörüngede döndüğüne inandığı Nibiru ismini verdiği bir gezegenden gelen bir uzaylı ırkı olan "Annunaki"ye (veya "Nefilim") dayanıyor."

Sitchin Sümer mitolojisinin bu görüşü yansıttığını iddia ediyor, onun spekülasyonları ana görüş bilim adamları, tarihçiler ve arkeologlar tarafından hiç önemsenmiyor. Onlar Sitchin'in kadim metinleri tercümesinde birçok problem olduğunu ve fiziği anlamadığını düşünüyorlar.

Ayrıca, Dr. Haigneré'in iddia edilen intihar teşebbüsünün zamanlaması da ilginç, kadim Aden Bahçesi'nin yeri olduğuna inanılan Orta Doğu bölgesi civarında Küresel Deniz Kuvvetlerinin gittikçe büyüyen savaş düzeni almasıyla ilgili kaygıların arttığı zamanda gerçekleşti. 21 Aralıkta "Küresel Deniz Kuvvetleri 'Benzeri Görülmemiş' Karşılaşma İçin Hazırlanırken Dünya Ticaret Filosu (Gemicilik) duraklıyor" başlıklı bir haber yazmıştık ve şunları not etmiştik:

"Küresel Deniz Kuvvetleri şu anda Aden Körfezinde istim üzerinde, bunlar ABD, İran, Çin, Rusya, Almanya, İsviçre, Avrupa Birliği ve Hindistan gibi 'dost ve düşmanlar'ı kapsıyor. Bu raporların söylediği şey, ticaret gemilerinin geçtiği o bölgeyi Somalili korsanlardan koruma 'örtülü hikayesi'dir.

Ayrıca o bölgeden gelen şimdiki haberler Dünyamızın 'Savunma Kuvvetleri' ve Watchers (Bakıcılar, Gözetimciler) arasında çarpışmaların başladığını gösteriyor, ABD geçen Ocak ayında kendisi bu 'uzaylılara' saldırma teşebbüsünde bulundu, bunun sonucunda Watchers bu bölgenin deniz tabanında uzanan denizaltındaki iletişim kablolarının çoğunu kesti, şu anda Orta Doğunun büyük kısmı izole olmuş durumda."

21 Aralık Haberi

Bugün dikkatimizi çeken şey Kremlin'de dolaşan birleşik Rus İçişleri bakanlığı – FSB raporu. Bu rapor Dünyamızın Deniz Kuvvetlerinin, kadim Babil metinlerinin Dünyamızdaki 'Watchers' olarak ifade ettiği (Dünyayı Gözleyenler) Annunaki (veya "Nefilim") olarak bilinen uzaylı ırk tarafından Dünyamızın yeniden – kolonileştirilmesini önlemek için kadim Aden Bahçesi'nin 'dev kurucuları' ile 'eşi görülmemiş' çatışmalara girmek üzere olduğunu belirtiyor.

Bu raporu daha huzursuz edici yapan şey, bu sözcükler yazılırken, tüm Dünyadan Deniz Kuvvetlerinin Aden Körfezine yönelmesidir. Aden Körfezi tarihi olarak "Dünyayı çevreleyen büyük ırmağın arkaik (geçmişe dayanan) kavramına dayanan Aden'den geriye kalan ve dört kola ayrılan taze su ırmağı" olarak tanımlanan bölgedir. Ve Aden Körfezi kadim Babil metinleri tarafından bu Watchers'in 'ana denizaltı üssü'nün yeri olarak verilen bölgedir.

Dünyamızın şimdiye kadar karşılaştığı en ciddi tehdit olarak görülen şeye karşı koymak için çok büyük Uluslararası çabaya katılmak üzere kendi anavatan sularından yüzyıllardır ilk kez ayrılan Çin savaş gemilerini not etmek eşit derecede önemlidir. Papua Yeni Gine köylüleri UFO benzeri bir hava gemisinin okyanustan hızla yükseldiğini ve hızla gökyüzüne yükseldiğini ve arkasında dev dalgalar bıraktığını bildirdi. Bu dalgalar yaklaşık 32,000 kişiyi evsiz bıraktı ve Birleşmiş Milletler şimdi yardım gönderiyor.

Papua Yeni Gine'ye zarar veren felaketsel hasarla ilgili, BM "dalgaların evleri yıktığını, yiyecek ve su stoklarını yok ettiğini, ekinlere hasar verdiğini ve zırai aletlerin kaybolmasına neden olduğunu" bildiriyor.

Dr. Haigneré'in bizi neye karşı uyarmaya çalıştığını ve bu kadar ünlü, seçkin bir bilim insanının neden bu kadar büyük stres altına girmiş olduğunu bilmiyoruz. Bu, önümüzdeki günlerde ve aylarda karşımıza çıkacak daha garip olayların başlangıcı olabilir.

26 Aralık 2008 Haberi

Bugün Rusya İçişleri bakanlığından gelen başka bir garip rapor Kremlin'de dolaşıyor, bu rapora göre, bu raporlarda Dünyamızın Savunma Kuvvetlerinin Aden Körfezindeki 'Watchers (uzaylı ırk) ın denizaltı üsleri' olarak tanımlanan şeyle devam eden karşı karşıya gelmelerinden ortaya çıkan eylemlerin ABD Başkanı Obama'nın bu raporlarda insanlığa büyük tehlike olarak tanımlanan şeyi engelleme çabasıyla bölgeye çok önem vermesini gerektirdi.

Bu raporlar şöyle devam ediyor, Dünyamızın Savunma Kuvvetlerinin karşılaşmaktan en çok korktuğu şey, 26 Aralık 2004'te gerçekleşen tsunami felaketinin tekrarlanması; bu tarihte Amerikan nükleer saldırı denizaltısı USS San Fransisco, Hint Okyanusundaki denizaltı Watcher üssüne karşı bir saldırı başlatmaya teşebbüs etti; bu saldırı o 'uzaylıların' deniz tabanını 100 metre yukarıya yükselterek misilleme yapmalarına neden oldu, USS San Fransisco bu zemine çarptı. Ayrıca deniz tabanının yükselmesi felaket boyutlarda tsunamiye neden olarak 250,000 kişiyi öldürdü ve tüm gezegenimizin yörüngesi değişti."

Dünyayı savunan kuvvetler, kendilerine misilleme olasılığını azaltmak için tüm dünya okyanuslarında gemi ulaşımını neredeyse durdurmaya karar verdiler ve Baltic Exchange Kuru Yük taşıma endeksinden de anlaşılacağı gibi, gemi ulaşımı azaldı ve neredeyse kargo gemilerinin %93 u limanlarına geri çağrıldılar.

Bu raporlara, ortalama propagandalarla doldurulmuş bir insan tarafından inanılmasının zor olduğu not edilmeli. Bu Watchers'ın Gezegenimize tehdidi yıllardır Dünyanın tüm güçleri tarafından bilinmekteydi. İlk kitlesel uyarı 21 Eylül 1987'de Birleşmiş Milletler'de Amerikan Başkanı Ronald Regan tarafından verilmişti:

"Günün düşmanlıklarıyla obsesyonumuzda, insanlığın tüm üyelerinin nasıl birleştiğini, kaynaştığını çoğu zaman unutuyoruz. Belki bu ortak bağı fark etmemiz için dışarıdan gelen, evrensel bir tehdide ihtiyacımız var. Zaman zaman, eğer bu dünyanın dışından gelen yabancı bir tehditle karşılaşsaydık, dünya çapındaki farklılıklarımızın nasıl hızla ortadan kalkacağını düşünürüm."

Ancak bu en son raporlar Dünyamızın bu Watchers ile şu andaki düşmanlığında daha ciddi bir krize işaret ediyor; Orta Doğu ve alt – kıtadan gelen raporlar Küresel liderlerimizin Gezegenimizdeki dört bilinen bölgenin ikisinde muazzam savaş eylemlerine hazırlandığını gösteriyor. Bu bölgelerde bu kadim uzaylıların engin network'una karasal erişim var.

Dünyamızın bu denizaltı/kara altı Watchers'larıyla yaşadığı en son geçmiş deneyimler neredeyse unutuldu; 12 Aralık 1985'de havada uçmakta olan 248 Amerikan Askerinin trajik ölümüyle sonuçlandı; bu askerler Mısır'ın Sinai bölgesindeki askeri turlarından geri dönmekteydiler. Kanada'nın Gander Hava Kuvvetleri Üssü'nden havalandıklarında uçağın çarptığı rapor edildi.

O zamanlar KGB'nin raporlarına göre, Mısır İstihbarat Memurları, tüm Amerikan askerlerinin uçağa konulduklarında ölü olduklarını bildirmişti, askerler Gazze sınırına yakın yeraltındaki Watcher üssündeki 'korkunç savaşta' öldürülmüşlerdi.

Bu alandaki olayların en zeki, açıkgöz araştırmacı tarafından bile çoğunlukla bilinmemesini not etmek ilginçtir; Watchers'ın denizaltı üsleri üzerine en önde gelen otorite, 2 nci Dünya Savaşı Donanma İstihbarat eski Subayı Ivan Terence Sanderson idi ve onun bu konuyla ilgili araştırma kitabı "Görünmez Sakinler (Bir yerde oturanlar): Denizaltı UFO'larının Realitesi" Rus İstihbarat Uzmanları tarafından hala bu fenomen üzerine en eksiksiz, belirleyici kitap olarak düşünülüyor.

Daha da ilginç olanı, Fransa'dan gelen raporlar; bu raporlar, Dr. Claudie Haigneré'in gizemli bağırışından sonra komaya girerken Ivan Sanderson'un kitabı "Davetsiz Ziyaretçiler: Bir Biyolog UFO'lara Bakıyor" u sıkıca tuttuğunu ifade ediyor.

Tüm bu olaylara ve daha önce bildirdiklerimize göre, bu olayların nıhai sounucunun ne olacağını bilmiyoruz; Dünyamızın en kadim zamanlarında, bu Watchers'ın bilgisi tartışmanın ötesindeydi (o zamanlar bunların varlığı biliniyordu) ve eğer en kadim mitlerimize göre hareket edeceksek, aslında bir kez daha insan ırkımızla 'tanrılar' arasındaki savaşlar hepimizin görmesi için ortaya çıkacak.

alıntıdır...
Sizin deneyimleriniz başka kimsenin değer biçemeyeceği deneyimlerdir.

Tiversonus

#99
Domuz Gribi aşısındaki tehlike


İSTANBUL (ANKA) -Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, domuz gribi aşısında skualen isimli maddenin Körfez Savaşı Sendromu gibi vücudu tahrip eden oto-immun hastalıklarına neden olduğuna dikkat çekerek "Aylar öncesinden 20 milyon doz domuz gribi aşısı siparişi veren Sağlık Bakanlığı'nın ısmarladığı aşıda Amerika'da yasak olan bu adjuvan madde skualen var mı?" diye sordu.

Haberin DevamI:
http://www.haberx.com/Gundem-Haberleri/Agustos-2009/Domuz-Gribi-asisindaki-tehlike.aspx

Alemtac

#100
Bir ihtimal daha var, o da karpuz mu dersin?

Bilimadamları karpuzdaki şekerin fermantasyona hazır olduğunu, buradan üretilecek etanolün de otomobil ve çiftlik araçları için yakıt olarak kullanılabileceğini açıkladı.     

ntvmsnbc
Güncelleme: 16:27 TSİ 27 Ağustos. 2009 Perşembe

WASHINGTON - ABD Tarım Bakanlığı'nın araştırmasına göre ülkede her yıl 360 bin ton 'standart dışı' karpuz toptancılar tarafından reddedildiği için ya tarlada kalıyor ya da kısmen hayvanlara yediriliyor. Bu rakam ülkedeki toplam karpuz üretiminin yaklaşık beşte birine denk.

Kozmetik olarak beğenilmeyen bu ürün fazlasını bio-yakıt olarak değerlendirmenin yollarını arayan bakanlık, buradan yaklaşık 9 milyon litre civarında yakıt elde edilebileceğini hesaplıyor.

Araştırma ekibinin lideri Dr. Wayne Fish, karpuzun yüzde 50'sinin fermantasyona uygun olduğunu belirterek buradan elde edilecek etanolün verimli şekilde taşıt yakıtına dönüştürülebileceğini söyledi.

ABD ve Avrupa, yenilenebilir enerji kaynakları yaratma konusundaki çalışmalara hız vermiş durumda. Avrupa Birliği'nin 2010 hedefi, taşıt yakıtlarının en az yüzde 5.75'inin yenilenebilir enerji kaynaklarından elde edilmesi yönünde.

 

Tiversonus

#101
Akıllı kaptanın kılavuzu

Yaptığımız seçimlerin getirdiği sorumluluk oranında büyürüz

Astroloji söz konusu olduğunda, pek çoğumuzun kafasını karıştıran şey herhalde, kesin, önceden belirlenmiş bir gelecek var mı sorusudur. Geleceğin belirli olup olmadığını sorunu aynı zamanda hayata bakış açımız, inançlarımızla da doğrudan ilintilidir. Bir bakış açısına göre, aslında her şey önceden belirlidir ve kesin bir yazgı vardır. Bir diğerine göre de bizler, kendi seçimlerimizin yarattığı sonuçları yaşarız, herşey bize bağlıdır. Ancak belki de bir üçüncüsü, daha ılımlı ve kapsayıcı yaklaşım şöyle olabilir: Hayatımızda bazı şeyleri seçemiyoruz, örneğin doğduğumuz aileyi, ülkeyi, cinsiyeti biz seçmedik (Burada bir soru işareti daha var, belki de seçtik ama bilincinde değiliz ya da en azından bu bilgiden – şimdilik- yoksunuz) ancak doğru ile yanlış ayırdededilir ve bizim için doğru ve güzel olanı farkedebilir, buna göre kararlar alabiliriz. Kanımca ben de bu üçüncü yaklaşımın geliştirici ve daha insancıl boyutu olduğunu görüyorum. Kuşkusuz hayatta kendi seçimleri olmadan pek çok olumsuz olaya maruz kalan kişiler de var. Ancak kendini bilmek ve geliştirmek, daha doğru kararlar almak doğrultusunda, en büyük sorumluluk kendimizi doğru biçimde bilmekten geçiyor. Eskiler hep aynı şeyi tekrar etmişler, "Kendini Bil"

Çoğu zaman aynı benzetmeyi yapmaya çalışırım, görüşmelerimde de, bunun altını çizmeye çalışırım. Hepimiz kendi gemimizin kaptanıyız. Kimisinin gemisi büyük, kimisinin kayığı var, kimisi ise yatla hareket ediyor. Ancak burada, gemiden çok kaptanın ne yaptığı, hangi yöne nasıl gideceği önemli. Basit bir kayığımız bile olsa, eğer öngörülü bir kaptan isek, yaklaşan fırtınayı hissedebilir, ya da önümüzde duran koskoca buzdağına çarpmaktan kaçınabiliriz. Kuşkusuz, yazgı dediğimiz şey sadece bireysel, kişisel düzeyde gerçekleşen bir şey de değil, çünkü hayatta her şey bir diğerine bağlı olarak gerçekleşmekte. Kendi kişisel, bireysel yazgılarımızın ötesinde, toplumları, ülkeleri ilgilendiren daha büyük döngüler de içindeyiz. Bu nedenle, belki de bizim yapabileceğimiz en iyi şey, bizi mutlu edecek, yaratıcılığımızı ortaya koyabileceğimiz ve aynı zamanda bir anlam bulabileceğimiz kararları verebilmek ve buna göre seçimlerde bulunmak.

Kolaya kaçan kaptanların sonu

Her yeni kriz, her gelişim önümüze değişik alternatif seçimler ortaya koyar. Eğer kendimiz için doğru olanı, kendimizi daha iyi bilerek ve anlayarak seçebilirsek, belki ilk anda bize zor gibi gözüken şeylerin ne kadar geliştirici olduğunu görebiliriz. Bu açıdan bakıldığında, yapacağımız seçimlerle kendimizi daha çok gerçekleştirebilir ve seçimlerimizin de sorumluluğunu taşıyabiliriz. Doğamızın zayıflıklarını görebilir ve bu yönde, bizi daha mutlu edecek girişimlere yönelirsek, bu kez aynı hataları sürekli tekrar etmekten kurtulmuş oluruz. Zira, bu hep benim başıma geliyor diye dışsallaştırdığımız ve sadece ego düzeyinde hareket ettiğimiz zaman çarptığımız kayaların gemimizin su almasına izin veriyorsak bu yine bizim, kolay yöne gitmek isteyen, gereken sorumluluğu almayan, uzak görüş sahibi olmayan tavrımızın bir sonucu olacaktır. Astroloji, akıllı kaptanların kılavuzudur.

Web: www.hakankirkoglu.com

http://astroloji.milliyet.com.tr/Astroloji/Default.aspx?aType=MayaDetay&parCATID=149&ARTICLEID=12699&RD=027

Alemtac

#102
'Ay taşı' meğer tahtaymış

Hollanda Ulusal Müzesi'nin deposunda saklanan 'Ay taşı'nın aslında Ay'dan gelmediği ve taşlaşmış ağaç parçasından başka bir şey olmadığı ortaya çıktı.

ntvmsnbc
Güncelleme: 15:30 TSİ 28 Ağustos. 2009 Cuma

AMSTERDAM - Sahte Ay taşı Apollo 11 astronotları tarafından, uzay seyahati ertesinde Hollanda'ya yaptıkları gezide zamanın Hollanda Başbakanı'na hediye edilmişti.

'Ay taşı'nı bilimsel analizden geçiren uzmanlar cismin aslında taş görünümlü sertlemiş ağaç kütlesi olduğunu ortaya çıkardı. Rijksmuseum yetkilileri de Apollo 11'in uzay seyahatinden hemen sonra bu kadar önemli bir bulgunun Hollanda'ya hediye edilmesinin o zaman da şaşırtıcı bir olay olduğunu belirtti.

Ay taşı, Rijksmuseum'un bugüne kadar en önem verdiği neslerin arasındaydı. Müze sözcüsü Xandra van Gelder, 'kopya'nın yine de saklanacağını ve olay hakkında bazı sorulara yanıt aranacağını söyledi.

Ay taşı 1969 yılında üç Apollo 11 astronotunun Hollanda'ya ziyareti sırasında zamanın ABD Büyükelçisi tarafından Hollanda Başbakanı Willem Dreesmn'a şahsi bir hediye olarak verilmişti. Başbakan'ın 1988 yılında ölümünü takiben Ay taşı da Rijksmuseum'a teslim edildi.

 

Alemtac

#103
Yarasalar da romantik

Yarasalar da romantik çıktı. Yapılan araştırmalarda yarasaların sevgililerine aşk şarkıları söylediği, şarkı söylerken araya sert vurgular yaparak rakip erkeklere de mesaj gönderdiği ortaya çıktı.


AA

Ankara- Yarasaların da balinalar gibi sevgililerine aşk şarkıları söylediği tespit edildi. Texas A&M Üniversitesi ile Texas Üniversitesi'ndeki bilim adamları, yarasaların insan kulağı ile duyulamayacak, çok yüksek frekanstaki ''aşk şarkılarını'' kaydederek çözümledi.

Yaklaşık 3 yıllık çalışma boyunca bilim adamları, sayıları yüz binleri bulan yarasaları incelendi ve özel cihazlarla ses kaydı aldı. Bilim adamları, daha önce ''dili olmadığı'' düşünülen yarasaların, sesler ile heceleme hatta cümle yaptığını tespit etti.

Araştırmada, yarasaların sevgiliye söylenen şarkılarda sert vurgular yaparak rakip erkeklere de ''geri çekil'' mesajı verdiği de keşfedildi. Şarkıların belirli bir formda ve belirli bir dizeye sahip olduğu görülen araştırmada, erkek yarasaların dişileri cezbetmek için bunu sıklıkla kullandığı ortaya konuldu.

Bilim adamları, farklı bölgelerde yaşayan yarasaların aynı aşk şarkılarını söylediğini de belirledi. Yarasalar, ''neşeli'', ''homurtulu'' ve ''titrek'' ses tonlarını karıştırarak dişilere kur yapıyor.


Aşk şarkıları dağarcığı geniş

Balinaların da iletişim kurmak ve kur yapmak için şarkı söylediği uzun zamandır biliniyordu. Ancak Copenhagen Üniversitesi'nde görevli bilim adamlarının yaptığı araştırmada Bowhead olarak da adlandırılan Grönland balinasının, diğer balina türlerinden farklı olarak ''çift sesli'' aşk şarkıları söylediği tespit edildi.

Bowhead balinaları, saniyede 100-2000 salınıma sahip çok yüksek frekanslı seslerle, sevgililerine şarkı söylerken, ''çok sesli koro gibi'', aynı anda iki farklı ses çıkarıyor ve bunları karıştırarak dişi balinanın kalbini çalmaya çalışıyor.

Bilim adamları, sadece Bowheadlerde aşk şarkıları dağarcığının çok geniş olduğunu, ''bir yıl önce söyledikleri şarkıyı ikinci yıl tekrarlamadığını ve yeni yeni şarkılar ürettiğini'' belirledi.

28 Ağustos 2009
 

Tiversonus

#104
İsrail çölünde ilginç deney

27 Ağustos 2009 Perşembe 14:58
İsrail çöllerinde şimdiye kadar yapılan testlerin en ilginci gerçekleşti...

İsrail çölünde, volkanik, nükleer ve diğer patlamaları daha iyi gözleyebilmek için şimdiye kadar yapılan testlerin en ilginci gerçekleştirildi.

Büyük ölçüde ABD tarafından finanse edilen ve 81 ton kimyasal patlayıcının kullanıldığı test, İsrailli bilim adamları tarafından gerçekleştirildi.

Yerin yüzeyinde gerçekleştirilen devasa boyutlardaki patlamanın yaydığı ses dalgaları binlerce kilometre öteden izlenebildi.

SES DALGALARINI İZLEDİLER

Jakarta Post ve Taiwan News gazetelerindeki haberlere göre bilim adamları, bu ses dalgalarını izleyerek, değişik patlamaların ses dalgalarının atmosferde nasıl yayıldığını daha iyi anlamaya çalıştıklarını açıkladılar. Uzmanlar, ses dalgalarının atmosferde nasıl yayıldığını anlayarak, uzaktaki bir patlamayı ses dalgalarından tanımlayabileceklerini belirttiler. Testle ilgili haberler Avrupa ve ABD basınında yer almadı.

http://internethaber.com/news_detail.php?id=205168



Türkiye ABD'ye kalkan mı olacak?

Polonya gazetesinden sonra New York Times gazetesi de ABD'nin füze savunma sistemini Türkiye'ye kurabileceğini yazdı.

Polonya gazetesinden sonra New York Times gazetesi de ABD'nin Avrupa'da planladığı füze savunma sistemini Türkiye'ye kurabileceğini yazdı. ABD'nin, Rusya-Türkiye yakınlaşmasından kaygılandığı belirtilirken, uzmanlar 'Ankara kabul etmez' diyor

Polonya gazetesinden sonra Amerikan New York Times gazetesi de ABD'nin Avrupa'ya kurmayı düşündüğü füze savunma sistemi için muhtemel yerler arasında Türkiye'nin de bulunduğunu yazdı. Barack Obama yönetiminin, füze kalkanı için Polonya ve Çek Cumhuriyeti'ne alternatifler aradığı belirtilirken bu değişiklik arayışının Almanya ve Rusya'yı memnun ettiği, Doğu Avrupa'daki Amerikan müttefiklerinin ise aksine memnun olmadığı aktarıldı.

KARAR GELECEK AY VERİLECEK

Gazete, planın Obama'nın önümüzdeki ay gerçekleştirilecek BM Genel Kurulu toplantısında Rusya Devlet Başkanı Dmitri Medvedev ile yapacağı görüşmeye yetiştirilmeye çalışıldığını kaydetti. Gazeteye göre, Obama takımının ele aldığı alternatifler arasında Türkiye ve Balkanlara füze rampası ve radar üsleri kurulması da var. Yetkililere göre asıl amaç Rusya'yı yatıştırma değil, İran'ın füze tehditlerine karşı önlem almak.

BUSH'TAN MİRAS KALDI

Bush'tan Obama'ya miras kalan füze savunma sistemi projesi, İran'ın füze tehditlerine karşı Polonya'ya 10 füzesavar, Çek Cumhuriyeti'ne ise ileri bir radar üssü kurulmasını öngörüyor. Ancak Rusya, "arka bahçesi" olarak gördüğü bu iki ülkeye böyle bir savunma sistemi yerleştirilmesine uzun süre karşı çıktı.

Obama Rusya'ya boyun mu eğiyor

Füze savunma sistemini bir zamanlar Moskova'nın hükmettiği bölgelerden taşımanın, Rusya'yı teskin edebileceğini belirten NYT, ancak aynı zamanda Ruslara boyun eğdiği için Obama'nın hem kendi ülkesinden hem de Doğu Avrupa'dan eleştiri alabileceğine dikkat çekti. Öte yandan Polonya'da yayımlanan Wyborcza gazetesi de ABD'nin Polonya ve Çek Cumhuriyeti'nden vazgeçtiğini, bunun yerine Türkiye veya İsrail'i düşündüğünü iddia etmişti.

Ankara şartlı mı kabul eder

Füze üssünün Avrupa'daki yeri hala netlik kazanmazken, uzmanlar Rusya Başbakanı Vladimir Putin'in ziyaretiyle birlikte Ankara-Moskova hattındaki yakınlaşmanın ABD'de kaygıya neden olduğunu belirtiyor. Uzmanlara göre, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu liderliğinde izlenen çok yönlü politika bölgede yakından izlenirken, Kafkasya, Ortadoğu ve Orta Asya düzleminde stratejik bir noktada yer alan Türkiye'nin Rusya ile yakınlaşması ABD'yi hiç de memnun etmi- yor. Türkiye'nin şu anki koşullar altında füze üssüne sıcak bakmayacağı kaydediliyor. Ancak Kafkasya ya da Ortadoğu'da radikal süreçlere girilmesi ve Türkiye'ye önemli konumlar verilmesi halinde füze üssü ihtimalinden söz edilebileceği ifade ediliyor. Uzmanlara göre, Türkiye'nin bölgesel güç olmak isteyen bir tarzı var. Ancak birtakım ittifaklar içinde olmak gerekebilir.

http://internethaber.com/news_detail.php?id=205471




ABD, İran sınırına yakın hava üssü inşa ediyor

Dünya Bülteni/ Haber Merkezi

ABD'nin İran sınırına yakın Irak Kürdistan bölgesinde yeni bir askeri hava üssü inşa etmeye başladığı bildirildi.

İran televizyonu Press TV'nin bildirdiğine göre, Kürdistan bölge hükümeti İran sınırına yakın bölgede 700 hektar alanı Amerikan askeri havaalanının inşası için ayırdı.

Askeri havaalanı Irak'ın kuzeyindeki Süleymaniye eyaletinde İran sınırına 11 kilometre mesafedeki Halepçe şehrinde inşa ediliyor.

Iraklı politika uzmanı Mesud Abdulhalik sınır yakınında bir svil havaalanı inşaatının bir çok şüpheyi beraberinde getirdiğini belirterek inşa edilmekte olan havaalanının büyüklük ve kapladığı konuma dikkat çekti.

Press TV'ye konuşan Abdulhalik, 'Havaalanı çok büyük. Halepçe küçük bir şehir. Bu bölgede böyle bir büyük havaalanı inşa etmeye ihtiyaç yok. Hem de sınırın yakınına.' dedi.

ABD'nin Halepçe'de olağanüstü büyüklükte askeri bir hava üssü inşa etmesi, Türkiye'de sorunlu İncirlik üssüne bölgede başka bir alternatif mi hazırlanıyor sorularına akla getirdi.

Kaynak: DunyaBulteni.Net


Yorumum: Dünya'yı tek bir Dünya Hükümeti eline geçirmiş yönetiyor. Bunu her din, dil ve ırk farkı gözetmeksizin yapıyor. Yani izm'lerin dışında bir Kendine Hizmet Devleti bu.

Tuzak şu, şu izm'lerden birini seçecen ve oyuna(savaşa) dahil olacan...İşte dikkat edilmesi gereken oyun bu.

Niye yazıyorum bunu? Maya takvimine göre Kasım'2009 da girilecek 6. Gece ile birlikte yeni bilinç dalgasına direneceklerin, eski statükoya bağlı bilinçlerin olabileceğini göstermek, delillendirmek.

Dünya'da Yeni İnsanlık Realitesi'nin kurulmasının "çok yumuşak" olacağını beklemek hata olabilir demek istiyorum.

Ve ne isterdim biliyor musunuz? "Geçişin yumuşak olmasını" Evet bunu isterdim ve bunu da diliyorum, ama objektijçe realiteyi gözlemliyorum ve gerçekten bu zor. Keşke yumuşak geçiş olsaydı.

İnsanlığın geldiği vahşi durum gerçekten beni ürkütüyor. Neyi kime savunuyor bu Kendine Hizmetler, güç budalaları, insanlık düşmanları, Yaşama ve Dünya'ya onur vermeyen bu bilinçler. Ve ne yazık ki; bunların eline geçmemiş tek bir devlet dahi yok. Acı ama gerçek...