Haberler:

Yeni celse yayınlandı! 25 Temmuz 2026🎉

Ana Menü

alemtac'da kendini dovecek

Başlatan Alemtac, 13 Nisan 2009, 18:19:09

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Alemtac

#1020
Açık kalp ameliyatı olanlarda genellikle görülen bir olaymış, bir kaç gün içinde ağlama krizine girermiş hasta..benim haberim yok böyle bir olaydan.

Hafta doldu, hala ağlamıyorum [:)] muş...bir sabah her zamanki kadar müthiş ağrılarla uyandım ama bu sabah artık fazla geldi ağrılar ve yeterdi artık, yeter yeter yeter [:(]...çocukken bana hiç iyi bakmamış meğer annem, kalbimi bozuncaya kadar ateşler içinde kalmışım, babamda bademcik ameliyatı olmama izin vermemiş, işte ikisi birlikte kalbimi bozmuşlar, çok kızıyorum onlara, kalbimin bozulmasında benim hiç suçum yok, çok da çirkinim, çirkinim beeeennn...sessiz sessiz ağlıyamıyorum artık...odaya hemşire girdi, ağrım çok ondan ağlıyorum dedim...ağrı kesici verdi. Kızım gördü ağladığımı, aynı anda kardeşim aradı "ooooh ağlıyor musun? ağla ablacım, içinde ne varsa boşalt hepsini, bir şey kalmasın içinde..bende merak ediyordum ne zaman ağlıyacaksın diye..rahat rahat bol bol ağla"...ağlamam kesiliverdi birden [:D]

10 gün sonra hastaneden çıkıp eve geldiğimde, yarım kalan ağlamalarımıda tamamladım sanırım. Artık içimde bşta kendim olmak üzere hiç kimseye karşı öfke, kızgınlık gibi negatif duygular yok,en azından bir daha kirlilikler dolduruncaya kadar kalbimde güzel duygular var...[:)]
 

Alemtac

#1021
Sabit, tekrarlı sesler beni rahatsız eder...bu yüzden annemin sarkaçlı antika saatinin dilini kırmıştım. Antika saat öcünü aldı benden, artık kalbimin mekanik tık tıklarına alışmak durumundayım :)))
 

bozadi

#1022
Wau... Yaşadıklarını anlattığın için teşekkür ederim Alemtaç. Yaşadıkların söze ne kadar yansıyabiliyorsa tabi. Bu arada kendi yaşamımdaki streslerden dolayı durup senin bütün bu ameliayat süreci ve sonrasında neler yaşamış olabileceğini hiç durup zihnimde canlandırmadığımı fark ettim. İlk defa şimdi sürecin zorluklarını, travmalarını hayal ediyorum :(

Tık tık ses çıkaran ne? Kapakçıklara takılan birşeylerden dolayı mı bu ses çıkıyor?

Alemtac

#1023
Sevgili bozadi, teşekkür ederim..aslında ameliyat olmak hiç bir şeymiş. Asıl olam iyileşme süreci..fakat birde doktora sormak lazım, ameliyat hiçbir şeymiş demek kolay tabi.. Tık tık sesler çıkaran, kalbimin yeni mitral kapağı, yüzük gibi bir şey.. Tekrar teşekürler, ince düşünceli kardeşim benim..
 

Arulnool

#1024
Yaradana şükürler olsun ki sorunsuz bir şekilde süreçlerden geçmişsiniz. Çok mutlu oldum adınıza sevgili alemtac. Ayrıca deneyimlerinizi de bizlere aktardığınız içinde çok teşekkür ediyorum. Sevgili alemtac, anlattığınız deneyimlerin bir tür tanığıyım bende. Yaşamadım ama yaşamış olana refakat etmiştim günlerce. Günlerce hastane odalarında yatmıştım babamla. Çok zor süreçler. Neyse ki atlattık bu süreçleri ve bu süreç sonucunda babamın sağlığı gayet iyi. Bildiğim kadarıyla açık kalp ameliyatı başarıyla sonuçlanan hastaların ömrüne ömür ekleniyor:) Bazı şeyler gerçekten yenileniyor hayatlarında. Ağır bedensel travmanın yaşattığı sıkıntının ödülüdür de bu. Ne mutlu size sevgili alemtac. Yaradanın ısısı ve şifası üstünüzden eksik olmasın, ruhunuz zihninize yoldaş olsun. Saygılar ve sevgilerimle güzel insan, güzel varlık...
Anlamak isterken, hoş gördüm yargıları...

Alemtac

Güzel dilekleriniz için te?ekkür ederim Arunool ve bende bu güzel dileklerinizin bin kat? ile size geri dönmesini dilerim..

Uyku yok bu gece, bana küsmü? :) Herkese güzel bir sabah, mutlu bir gün olsun..
 

Alemtac

#1026
Uzun yıllar öncesinden düşündüğüm insan neslinin bilimsel, teknolojik anlamda gelişip sonradan bir şekilde kendini yok edip tekrardan başladığı hakkında benim gibi düşünen çoktur sanıyorum. Kimbilir kaçıcı defa aynı yolları aşıp duruyoruz? Mesela Mısır'da bulunmuş, kokpitte oturan astronotuyla birlikte füze maketleri yada elektrik üreteçleri ki bir anlamda günümüzün pilleri ile aynı...

Bu bağlamda bulduğum bir makaleyi paylaşıyorum:

Rusya'da alternatif tarih laboratuvarı çalışmaları yürüten fizikçi Andrey Sklarov ve bilim insanlarından kurulu olan Araştırma Ekibi; İnsan oğlunun tarihi hakkında gerçek olan ancak gerçekliğin getireceği Bilimsel karmaşa ve yeni baştan yazılması gerekli olan Siyasi Tarih ve Dünya Kültür tarihinin sancılı dönemler yaşatacağının bilincine sahip gerçek bilim insanları olarak uzun bir zamandan beri kaydettikleri, insanlık tarihinin gerçeklerini ortaya koyuyorlar....


Sklarov, Hitit, Sümer ve İnka kültürleri gibi antik uygarlıkların günümüz teknolojisinden çok daha gelişmiş medeniyet kalıntıları üzerine kurulduğunu bilimsel temellere ve gözlemlere dayanarak iddia ediyor.

Andrey Sklarov yönetiminde çalışmalar yürüten; Rus tarihçi ,etnolog, jeolog ve daha bir çok bilim dalına mensup bilim adamlarının oluşturduğu ekip, Türkiye dahil Güney Amerika'dan, Japonya'ya kadar ortaya çıkarılan tüm arkeolojik bulguları farklı bilimsel bakış açısıyla inceleyerek tarihin yeniden yazılması gerektiği sonucuna varıyor... Sklarov ''Tarih, yakında geçmişin değil, geleceğin bilimi olacak'' diyerek, çok güçlü teknik imkanların kullanıldığı insanlık uygarlık tarihinin gerçekliğini vurguluyor.. İnsanoğlu tarihi hakkında dikkat çekici çalışmalar yapan ekibin çalışmalarını aslında iki yıldan beri takip eden basın kuruluşları, Araştrma grubunun geçen yıl Türkiye'de gerçekleştirdiği incelemelerden sonra elde ettiği bulguları yayınlaması üzerine onlarla görüşme yapmak isteğinde bulunuyorlar...



Sklarov ve ekibinin ortaya attığı tarihin yeniden yazılması gerektiği temel fikrinin arkasında şu tespit bulunuyor: ''İnka, Maya, Hitit, Mısır, Sümer ve daha bir dizi güçlü uygarlık bu dünyaya ilk olarak çivi çakan medeniyetler değildirler... Bunlar, varlıklarını, alt yapısı hazırlanmış çok farklı ve çoğu zaman ''Tanrılar Kültürleri'' olarak tarif edilen günümüz teknolojilerinden çok daha farklı ve ileri düzeyde gelişmiş kültürlerin kalıntıları üzerine kurulmuşlardır....'' (Cilt 1 Sayfa 66)




Hitit İnka Benzerliği

Sklarov'la Basın Mensubları, Moskova'da bir sanat evinde buluşuyorlar...Görüşmelere ''beni daha iyi anlamanız için sizi hemen şoke etmek istiyorum'' diye başlayan Sklarov Çorum'daki 'Hitit uygarlığı kalıntıları' olarak tarif edilen 'Alacahöyük' arkeolojik kazı bölgesiyle, Peru'da İnka'lara ait olduğu söylenen 'Cusco' antik şehrinin iki fotoğrafını yan yana koyuyor...Birbirinden yaklaşık 12 bin km uzaklıkta bulunan bu iki antik şehrin surlarının, yine yaklaşık M.Ö 10.000 yıllarında buraya dikildikleri varsayılıyor.

İki şehrin surları ,aralarında fark bulunamıyacak biçimde birbirinin aynısı...Her iki bölgede de sert bazalt ve granit taşları kullanılarak, günümüzde poligonal adı verilen çok köşeli formlar şeklinde harçsız ve birbirine inanılmaz derecede bitişmiş olarak örülen duvarlar yer alıyor.. 'Peki bu tür kazıları yapan arkeolog ve tarihçiler benzerliğin farkında değiller mi ? Neden dünya kamuoyuna iki uygarlığın birbirinin kopyası olduğunu anlatmıyorlar?'sorumuzu Sklarov şöyle yanıtlıyor:

'Bir arkeloğun kazı yöneticisi olana kadar ne kadar ter döktüğünü biliyor musunuz. Sonra bu arkeolog ortaya çıkıp 'bugüne kadar bildiklerimiz yanlışmış' derse akıbeti ne olur sizce..... Ben söyliyeyim, getirisi iyi olan işinden alınır en fazla, Üniversitelerden birinde ders vermeye atanır.

Ayrıca Hitit ve İnka uygarlıkları birbirinin kopyası değildir. Kopya olan bu iki uygarlığın aynı taban üzerine kurulmuş olmalarıdır.Yani Alacahöyük ile Cusco antik şehirleri M.Ö 10.000 yılından çok daha eski tarihlere ait bizim bilmediğimiz tek bir uygarlık tarafından inşaa edildi.'

Sklarov ,''Ben fizikçiyim. 90'lı yılların başında Rusya Uzay sanayinde mühendis olarak çalışıyordum. Bundan sonra söyleyeceklerime çok dikkat edin!" Dedikten sonra arşivinden Bolivya'da çekilmiş başka bir fotoğraf çıkarıyor....Fotoğrafta bir bazalt taşı parçası görünüyor... Taşın içindeki işlenmiş bölüme işaret eden Sklarov 'İster inanın ister inanmayın ancak binlerce yıl önce taşa çok açılı iç köşeler veren ustalar her kimse, bugün dahi taklit edilemez bir teknik ve işlem gerçekleştirmişlerdir....Günümüzde sertliği 5-6 derece olan bu çok sert bazalt taşını yekpare şekilde, yüzey ve moleküler yapısı bozulmadan bu şekilde imal edebilecek teknoloji ne Amerika'da var var ne Rusya'da nede başka bir ülkede. Bu taşın eklem bölgesini taşın moleküler yapısını bozmadan yani lazer kullanmadan yapana anında 100.000 $ veririm'dedi. (Cilt 1 sayfa 67)

Türkiye kazılarında yaşananlar

Sklarov, günün birinde dünya tarihi yeniden yazılmaya başlarsa Türkiye topraklarının bu yeni tarih için bir hareket noktası olacağını söyledi: 'Geçen ağustos ayında Tükiye'ye gittiğimizde Hattuşaş kazı bölgesini ziyaret ettik.Anladığımız kadarıyla orada İngiliz arkeologlar çalışıyor çanak çömlek arıyor. Çevreye bakınırken bizi bile inanılmaz şaşırtan bir keşif yaptık. Mısır'daki piramitler bile Hattuşaş'ta bulduğumuzun yanında gölgede kalıyor.

Yerden çıkıntı biçimindeki monolit granit taşların mekanik usulle kesildiğini gösteren izi bulduk. Binlerce yıl önce bu izi bırakan Yuvarlak Abraziv Disk neden yapılmışsa , sert taşı tereyağı gibi kesmiş ve bu günümüzde dahi taklit edilemez.

Çünkü dünya genelinde böyle bir disk mevcut değildir..."

Sklarov resmi tarihe göre Şanlıurfaya 20 km uzaklıktaki Göbeklitepe'nin M.Ö 11. Yüzyılda cilalı taş devri olarak uygun görülen bir zaman diliminde kurulduğunu hatırlatıp gülüyor : 'Uzman olmaya gerek bile yok... 65 milyon yıl önce yok olan dinozor resimlerinin, 13 bin yıl önce ilkel taş devri kabileleri tarafından inşa edilmiş olduğu iddia edilen yapının içinde ne işi var? Taş devri insanı yerin yüzeyinde dinazor iskeleti buldu diyelim, o iskelet dokuyla donatıldığında ortaya böyle bir şekil çıkacağını nereden ve nasıl biliyordu. Tapınak duvarlarında gördüğümüz hayvan resimlerinin ördek olmadığı kesin. Hatta burasını asıl inşa eden ve kullanan ev sahiplerinden sonra ikinci bir Kültür toplumu, tıpkı Mısır piramitleri örneğinde olduğu gibi farklı amaçla burayı kullanmış. Sütunlardan birinin temelinde dış bir etkenle kopan iki dinozorun kafaları daha sonra çok daha ilkel bir teknolojiyle taş taşa sürterek onarılmak istenmiş'.... Sklarov ile iki saat kadar devam eden söyleşi sonunda şunu soruyor basın mensubları : 'Peki sizin varsayımınıza göre 10-20 bin yıl önce dünyamızda kimler vardı?'

Sklarov şöyle cevaplıyor : 'Emin olduğum tek şey tüm bu yapıların şimdiki insanın eliyle yapılmadığı. Asıl ev sahipleri uzaydan mı geldi yoksa bilinen zamanlar öncesinde dünyamızda gelişen bir önceki uygarlık tarafından mı yapıldı sorusunun yanıtı bende yok.....Sadece %50'den fazla olasılıkla bundan yaklaşık 15-17 bin yıl önce dünyamızda o eski uygarlıklar neyse aralarında 'Tanrılar Savaşı' adını verdiğim bir ihtilaf yaşandığı kesin.Böyle bir savaşın izlerine Peru ,Bolivya ,Arjantin ve Türkiye'deki antik yerleşim bölgelerinde rastlamak mümkün....Ancak %100 emin olduğum bir şey var o da tarihin yeniden yazılması gerektiği... (Cil 1 Sayfa 68)


Nerdun HACIOĞLU/MOSKOVA, HÜRRİYET GAZETESİ

http://3.bp.blogspot.com/-W3XItP7dn6M/U8XdTncxx1I/AAAAAAAATmQ/yr76sj-bH_8/s1600/Sekil-21.jpg

Aslında insan eseri olamayacak teknolojiye sahip eserler dünyanın birçok yerinde vardır. Amerika Titikaka gölü yakınlarında Tiahuanaco antik şehrinde de ilginç taş işçiliği bulunmaktadır. Şekildeki kaya bir iddiaya göre dünyanın ilk şehrine aittir. Üzerine yapılan çizgi ve delikler elle olamayacak kadar düzgün ve sıralıdır. Bu kayayı ancak bir makinenin yapmış olabileceği söylenmektedir.

***

http://3.bp.blogspot.com/-ouAMbggcM_U/U8XePBSW0uI/AAAAAAAATmY/dYs37NgT7TE/s1600/400+milyon+y%C4%B1ll%C4%B1k+%C3%A7eki%C3%A7.jpg


Tahta sap ve demir tokmaktan oluşan bu çekiç, 1936'da Teksas'ta 400-500 milyon yıllık bir kayanın içine gömülü olarak bulundu. Modern bir aletin tarih öncesi bir kaya kütlesinin içine nasıl girdiği bir yana, çekiçte kullanılan demirin günümüz demirlerinden bile saf olması bilim adamlarını hayrete düşürdü


***

http://1.bp.blogspot.com/--bc97sTFvsE/U8XfgqnzT7I/AAAAAAAATmk/rqeP6bvQfjI/s1600/harcsiz-tas-set.jpg


Peru'nun Cusco bölgesindeki bir İnka kalesinin etrafını 360 metre boyunca zikzak yaparak saran 9 metrelik setlerin yapımında, tanesi 300 tona varan kireçtaşı blokları kullanılmış. Ancak hiç harç kullanılmamasına rağmen bu kayalar, arasına bıçak bile sokulamayacak kadar mükemmel yerleştirilmiş

***

 
YAŞI: 2 milyar 800 milyon yıl.

Bu metal kürecikler Güney Afrika, Klerksdorp'tan. Birinin üzerinde kürenin çevresini dolaşacak şekilde birbirine paralel 3 çizgi oyulmuş. Bu küreler Cambrian devri öncesine ait pek çok mineral arasında bulunmuştur (2,8 milyar yıl öncesi).

Bu kürelerden bazıları 6 milimetre kalınlığında, ince bir kabuğa sahiptirler. Bu ince kabuk kırıldığı zaman kürenin içinden süngerimsi garip bir şey çıkıyor.Bu süngerimsi şey havayla temas edince parçalanıp toz haline geliyor. Bu kürelerin ne oldukları ,ne amaçla yapıldıkları bilinmiyor. Üstelik 2,8 milyar yaşındalar. İnsanın inanası gelmiyor ancak bilimsel veriler bunlar.

***



 100 milyon yıllık insan parmağı

Bu cisim Kanada'nın Kuzey kutup bölgesindeki Axel Heiberg adası eski fosiller koleksiyonunda bulunmuştur. İncelemeler bunun bir insan parmağı fosili olduğunu gösteriyor.

Bu fosil 100 ile 110 milyon yıl öncesine aittir (Creataceous jeolojik dönemi). Bu fosil " DM93-083 " numarasıyla arşivlenmiştir. Röngen ışınlarıyla yapılan inceleme sonucunda resimdeki siyah kısımların parmak kemiklerine ait olduğu ortaya çıkmıştır. Bu kadar eski zamanlarda insan yaşamış olabilir mi ?


***


http://4.bp.blogspot.com/-6ehUQRiGc7o/U8d-KLrod7I/AAAAAAAATqI/vv07bRIoEXM/s1600/130-milyon-yillik-insan-eli.jpg




130 milyon yıllık insan eli

Kolombiya, Bogota yakınlarında bulunmuş bir insan eli fosili. Fosilleştiği kayanın yaşı 100 - 130 milyon yıldır.





***

http://1.bp.blogspot.com/-0zU4tcOODlg/U8d9vwjnbII/AAAAAAAATp4/LKronF-knsk/s1600/ilgin%C3%A7.png


318 bin yıllık spiral

Alışıldık olmayan bu spiral cisimler 1991 - 1993 yılları arasında Rusya'daki Ural dağlarının doğusunda bulunan küçük bir dere olaran Narada'da bulunmuşlardır. Boyları en fazla 3 cm. olan bu cisimlerden (inanılmaz ama)0,003 mm. olanları da bulunmuştur. Büyük olanları bakırdan, küçük ve çok küçük olanları ise çok ender rastlanan "tungsten" ve "molybdenum" maddelerinden yapılmıştır.

Mikroskopla yapılan incelemeler sonucunda spiraller kusursuz bir biçimde "altın oran" tekniğiyle yapılmıştı. Daha da şaşırıcı olan şey ise bütün bilimsel incelemelerin gösterdiği gibi bu cisimlerin yaşlarının 20.000 ile 318.000 yıl arasında değiştiğidir. Bu yaş farkı cisimlerin bulundukları derinliğe göre değişmektedir.
 

KUTİ

#1027
sunduğun bilgiler için çok teşekkürler alemtaç, varlığına sağlık...
 

Alemtac

#1028
Sende iyiki varsın Kuti :)
 

Alemtac

#1029
Bayram nedeniyle geldiğim anne babamın yanında Urla'daydım. Deniz kenarında olmamıza rağmen oldukça sıcak bir hava vardı. Dün gece sandalyemi, denizin dibine getirdim...neden en güzel şeyler gider ayak keşfedilir? Yıldızların hepsi tepemde, ayaklarımın dibinde balıklar atlıyor...derin derin nefes aldım ve iyot kokusunu fark ettim, uzun zamandır almadığım bir koku...tekrar tekrar derin nefesler aldım. Sonra aklıma geldi, iyot troidi çalışmayana iyi gelmiyor muydu neydi?

Küçük bir araştırma yaptım: Troid hormonunu arttırıyor ve epifiz bezini açık tutuyor muş. Ayrıca ya kan değerlerim düzeliyor, yada iyot enerji de veriyor ;) Sabah sabah, İçmeler denen mevkiiye kadar yürüdüm..
 

Alemtac

#1030
"malesef teknolojimiz insanlığımızı ezip geçti - Albert Einstein"

Powder'dan
 

KUTİ

#1031
alemtaç kalbinin tik taklarına alışabildin mi? (hani seni rahatsız ediyordu)
 

Alemtac

#1032
:))) aklımı takmamayı öğreniyorum
 

KUTİ

#1033
nasıl bir çözüm bulunabilir acaba?
 

Alemtac

#1034
rahatsız olmadığımı telkin etmek...
tiktakları duymadığıma inanmak...
tiktak sesini severek...
[:D]