Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

"Celse Konuları" başlığı için tartışma sayfası

Başlatan bozadi, 29 Temmuz 2021, 11:56:42

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Dionysos

#30
Bu twitte Ubaid Lizardmen 8 bin yıllık diyor
https://twitter.com/realsardonicus/status/1035956296367919111
Sağlıcakla kalın, keyifli forumlar

https://masmaviningolgesi.blogspot.com

bozadi

#31
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Dionysos

Hala foruma twitter gönderisinin nasıl eklendiğini anlamaya çalışıyorum ve ve tüm denemelerim başarısız
Foruma doğrudan twitter'dan gönderi eklenemiyor ne yazık ki. Ben yalnızca ilgili tweet mesajını resme dönüştürüp o resme o tweet'in linkini ekliyorum. Örneğin senin benim mesajımdan alıntıladığın twitter linkli resim için kullandığım kod:


Kod etiketlerinin net anlaşılabilmesi için kodun tamamını bir Word sayfasına yapıştırıp etiketleri renkli ve koyu hale getirdim. Sonra ekran görüntüsünü alıp kırptım.

Bu kodlarla, herhangi bir resim dosyası tıklanabilir bir link haline geliyor. Bunun için resim etiketlerinin başına ve sonuna "url" etiketleri ekleniyor ve gidilecek link de ilk "url" etiketinde belirtiliyor.

"center" etiketleri, resmi sayfada ortalamak için.

Twitter mesajlarının resme dönüştürülmesi çok çeşitli şekillerde yapılabilir ama her halükarda resmi elde ettikten sonra resmin yükleneceği, doğrudan link veren bir upload sitesi gerekli. Ben resim yüklemek için genellikle vgy.me sitesini kullanıyorum.

Bir tweet'in resmini almak için klavyeden "print screen" tuşuyla ekranın görüntüsü alınıp paint veya başka bir resim işleme programına atılıp kırpılabilir. Sonra o resmi jpg, gif veya png gibi bir uzantıyla kaydedip bir resim yükleme sitesine atmak gerekiyor, belirttiğim gibi. Zahmetli bir iş ne yazık ki.

Bir tweet'i resme dönüştürmeye yönelik web siteleri ve telefon uygulamaları da var. Ama hepsinin kendine göre uğraştırıcı farklı yönleri var.

bozadi

#32
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Dionysos

Bu twitte Ubaid Lizardmen 8 bin yıllık diyor
https://twitter.com/realsardonicus/status/1035956296367919111
Ubeydlerin tarihi 8000 bin yıl öncesine kadar gidiyor anladığım kadarıyla ama kertenkele başlı heykelcikler genellikle 6000-6500 yıl öncesine tarihleniyor. Tüm bu tarihler yaklaşık, kesin tarihler yok sanırım. Türkçe ve İngilizce Wikipedia maddelerinde kertenkele başlı heykelcikler için 6000-6500 yıl öncesine ait olduğu (MÖ 4500-4000) belirtilmiş.

K'lar Kertişlerin yaklaşık 7000 yıl önce "iniş" yaptığını söylüyor. Söz konusu heykelcikler, Kertişler iner inmez yapılmamıştır herhalde ama ne kadar sonra yapıldığını kesin olarak bilemiyoruz. Belki de tam da K'ların dediği gibi 7000 yıl önce indiler ve Ubeydler de bundan 6000-6500 yıl kadar önce (Kertişlerin inişinden 1000-1500 yıl kadar sonra) heykelcikleri yaptılar. Heykelcikler yapıldığı sırada Kertişler hala dünyada mıydı acaba, o da ayrı mevzu.

bozadi

#33
Şu İngilizce sayfada Ubeydler, Sümerler, Anunaki ve bunların indiği diğer toplumlar hakkında bazı görüşler paylaşılmış:

https://www.afrikaiswoke.com/ubaids-lizardmen-sumerian-origins/

Google çevirisi: https://shorturl.at/tCIU9

(google çeviri sayfasının doğrudan linki uzun ve problemli olabildiği için link kısaltıcı kullanıyorum)

bozadi

#34
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Qui-gon jinn

Sevgili Bozadi, kimsenin çalışmasına bir şey dediğimiz yok, lakin sende farketmişsindir belki, aylardır hangi konuda bir şeyler yazsak, alıntı yapsak, adeta Cem Yılmaz'ın "zaten burda yapılmışı var" esprisindeki gibi çat diye hep o konu linki geliyor karşımıza ve bu durum sadece bu benim mesajlarıma yönelikde değil. Peki ne yapalım, ne anlayalım bundan, kusuruma bakılmasın ama ben maalesef önceki mesajımda yazdıklarımı anlıyorum.

Velhasıl, benzer tavır son mesajda da sürüyor, o mesajdan da anladığım gencim, anlamıyorum, boş yapıyorum...Neyse bende kişinin büyüklüğüne veriyor ve Eyvallah diyorum sadece...
Yaşadığınız veya yaşadığımız bu gerilim ve yaşanmış, yaşanmakta veya yaşanabilecek tüm gerilimler veya olumsuzluklar bana sürekli bu forumda asıl yapmamız gereken birşeye yeterince odaklanamamış olduğumuzu düşündürüyor: Olumluluk sanatı veya felsefesi. Bu elbette herhangi belirli bir olumsuzluğun spesifik çözümüne yönelik değil. Hayatımızdaki içsel-dışsal tüm olumsuzluklara karşı kullanmamız gerektiği halde sanki çok yetersiz kaldığımız birşey. Aslında bunu (olumluluk sanatını) sadece "olumsuzluklara karşı" kullanılacak bir "araç, yöntem" olarak görmek çok eksik, yanlış bir tanım olur.

Olumluluk dediğimiz şey buradan ta 7y'ye kadar giden yoldur ve sadece yol değil, tüm varlığın adıdır.

Aslında, bu başlıkta gündeme gelen şikayeti/gerilimi, son günlerde kendimle ilgili olarak üzerinde yoğunlaşmaya çalıştığım bir konuyu gündeme getirmek için bir "bahane" olarak kullanıyorum şu anda. Ama, bahanemi güçlendirmek, desteklemek için arada bazı bağlantılar kurmaya çalışacağım:

Hepimiz hayatımızda sayısız gerilimler, olumsuzluklar, kızgınlıklar, acizlikler, nefretler yaşıyoruzdur. Bu forumda kendi aramızda yaşadığımız veya yaşayabileceğimiz bir gerilimin görünürdeki "konusu" ne olursa olsun, o aslında buzdağının yüzeydeki bir ifadesidir yalnızca. Buzdağının kendisi hayatımız (ve hatta hayatlar) boyu dünya üzerinde oldukça olumsuz, son derece zor bir şekilde devam eden, travmalarla, kahırlarla dolu deneyimlerimiz, çıkmazlarımız, çaresizliklerimiz, ümitsizliklerimizdir.

Celseler falan çok iyi, çok güzel de, sanki bundan önce veya öncelikli olarak bizim olumluluk sanatı üzerinde uzmanlaşma konusunda kendimize ve birbirimize yardımcı olmamız gerekiyormuş gibi bir izlenime sahibim. Ki zaten elimizdeki kaynakların da binbir türlü yolla bizi teşvik etmekte olduğu birşey bu.

Bu konunun daha rahat tartışılabilmesi için buna özel bir başlık, hatta bir ana sayfa kategorisi açacağım.

Ama işin özü, hiçbir şeyin olumlu olmaktan daha önemli, daha öncelikli olmadığı, olumluluğun var oluşun ÖZÜYLE doğrudan bağlantılı birşey olduğu. Ve ilginçtir ki, olumluluk sözcüğünün kökü olan "ol" veya "olmak" ifadesi "varlığı" ifade ediyor. Bu da "varlık" ile "iyimserlik" arasındaki doğrudan bağa dair birşeyler söylüyor. "Olumluluk" hem varlığı, hem iyimserliği ve bu anlamda ikisi arasındaki doğrudan bağı ifade etmiş oluyor.

Bakın, dikkat edin, biz hemen her durumda olumluluğu dünyaya dair birşeylerle ilişkilendirerek algılama ve değerlendirme eğilimindeyizdir. Doğrudan değil, hep dolaylı bir şekilde. Burada "hep" derken, aslında illa ki bunun istisnaları oluyor ama işte istisna da kuralı doğrulamış oluyor, benim kastettiğim anlamda. Yani çoğu durumda dolaylayarak, çarpıtarak, saflığını "feci şekilde" bozarak deneyimleme eğilimindeyiz olumluluğu. Örneğin en basit ve kaba örneğiyle siyasi ideolojilerimizin filtrelerinden geçiyoruz veya siyasi veya bambaşka konulardaki tarafgirliklerimizin filtrelerinden. Birileriyle birşeylerin çıkar çatışmalarının filtrelerinden.

Olumluluğu olumluluk olarak deneyimlemenin ne anlama geldiği konusunda birbirimize epeyce yardımımız dokunabileceğine inanıyorum.

Evet, sırf bu yaşamda onlarca yıldan beri deneyimlediğimiz ve tanıklık ettiğimiz sayısız travmaların, derin korkuların, dehşetlerin, nefretlerin, endişelerin, yoksunlukların, birikip toksik, hastalıklı hale gelmiş acizliklerin, güceniklik ve kızgınlıkların filtrelerinden de geçirmek zorunda kalıyoruz, olumluluğa dair şeyleri. Dünya hayatımızda çektiğimiz, çekmeye devam ettiğimiz ve belki önümüzdeki zamanlarda daha da fazla çekecek olduğumuz işkenceler, basit evrensel varoluşsal gerçekleri, frekansları, dalgaları, gerçekleri algılayıp onlarla özdeşleşmemizi çok zor, adeta imkansız hale getirdi. Evet, tamamen ümitsiz olmadığımız belli, hatta zaman zaman gayet ümitli hale de gelebiliyoruz ama bunun gücü, sürekliliği, istikrarı konusunda ciddi sorunlar yaşıyoruz.

Elimizdeki kaynakların ve bana göre özellikle de Ra-Kasyopya "Yoğunluklar" ve "BH-KH" kozmolojisinin anlattıklarının da yardımıyla, artık bir yanda basit "olumluluk" ile diğer yanda tüm yaratımın özündeki saf ve mutlak varlık (birlik) arasındaki ilişkiyi kurabileceğimiz, görebileceğimiz, deneyimleyebileceğimiz bir durumdayız.

KH yolunun son durağı (eğer bu yoldaki varlık eninde sonunda yolunu değiştirmezse) yok oluştur. BH yolunun son durağı (buna "son durak" demek çok isabetli olmasa da) tüm varoluşla mutlak birliktir, yani "mutlak varoluş"tur. Ve bizim "olumluluk" dediğimiz şey işte BH yolunun aslında ta kendisidir. "Varlık"ın ta kendisidir. Şimdi ve burada duyumsayabileceğiniz, kendinizi duyumsamaya, deneyimlemeye sevk edeceğiniz herhangi bir (mümkün olduğunca) sade, saf olumluluk, BH yolu ile ve aslında VARLIK ile rezonansa giriyor olmanız demektir. Bunun anlamı, önemi üzerinde düşünmemiz gerekiyor. Olumluluğu dünyada ilişkilendirmekte olduğumuz sayısız kirleticiden, çarpıtıcıdan, yozlaştırıcıdan bağımsız bir şekilde algılayıp deneyimlemeyi öğrenmemiz, hatırlamamız, bu konuda kendimizi geliştirmemiz gerekiyor.

Belirttiğim gibi, daha rahat tartışabilmemiz için bir kategori ve o kategoride bir ilk tartışma başlığı açacağım.

bozadi

#35
Yeni kategoriyi açtım ve üstteki mesajımı oraya kopyalayarak ilk mesajı da atmış oldum:

https://www.baskalarinahizmet.com/varlik-ve-olumluluk/varlk-ve-olumluluk-kategorisi-hakknda/

Müsait vaktimde konuyu netleştirme çabamı sürdüreceğim. Herkesin görüş ve eleştiri katkılarına tamamen açıktır.

ogeday

#36
bildiğiniz gibi celseleri en baştan tekrar okuyorum ve bu son celsede (22 ekim 1994) israil arap çatışmasında kim haklı sorusu üzerine her iki tarafta eşit haklı yanıtını vermişler.bu beni çok şaşırttı.biliyorum islam için 3 büyük din arasında en kötüsü demişlerdi ama burada israil devletinin bir ülkenin topraklarını zorla ilhak etmesinden bahsediyoruz.Bunu yaparkende en vahşi yolları deniyorlar..siz ne düşünüyorsunuz her iki tarafta eşit haklı mı
 

gerçek tosun paşa

#37
Bilmiyorum ogeday. Az onursuz az gurursuz değil o coğrafya :) yüzlerine bok atsan yapışmaz kim daha haklıdır yorum yapmak zor.

bozadi

#38
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen ogeday

bildiğiniz gibi celseleri en baştan tekrar okuyorum ve bu son celsede (22 ekim 1994) israil arap çatışmasında kim haklı sorusu üzerine her iki tarafta eşit haklı yanıtını vermişler.bu beni çok şaşırttı.biliyorum islam için 3 büyük din arasında en kötüsü demişlerdi ama burada israil devletinin bir ülkenin topraklarını zorla ilhak etmesinden bahsediyoruz.Bunu yaparkende en vahşi yolları deniyorlar..siz ne düşünüyorsunuz her iki tarafta eşit haklı mı
Açıkçası benim de biraz kafamı karıştıran bir yönü var o açıklamanın. Ama meselenin göründüğü kadar basit olmayan yönleri de var sonuçta. Uzun zamandır hep birlikte şahitlik etmekte olduğumuz gibi genel olarak Müslümanların ve özel olarak Arapların Filistin davası konusundaki tutumlarına bakıldığında, hiç masumane olmayan yönleri var. Bir kere İslamın başkenti gibi görünen Suudi Arabistan ABD-İsrail ikilisinin Arap dünyasındaki temsilciliğini yapıyor adeta, her ne kadar İsrail işgaline karşı bazen tavır alıyormuş gibi görünse de. Suudilerin Arap dünyası (ve hatta bir ölçüde genel Müslüman alemi) üzerinde azımsanamayacak kontrol gücü var; yakın zamana kadar Türkiye üzerinde de çok büyük bir etki gücüne sahipti. Ve Suudilerin kökenine bakıldığı zaman da karşımıza Yahudiler çıkıyor.

Bir diğer faktör; İslamın kuruluşunda Yahudiliğin çok büyük belirleyici, şekillendirici etkisi olduğuna dair epeyce işaret var. Kendi ülkemizden ve diğer çeşitli İslam ülkelerindeki koşullardan anlaşılabileceği gibi İslamın yobaz yönü Yahudiliğin yobaz yönüyle yarışır pek çok bakımdan. "Psikopati" faktörü iki tarafta da oldukça güçlü bir şekilde mevcut. Yahudilerin (daha doğrusu onların "ilgili kısmının") Müslümanlara verdiği zarar, Müslümanların birbirlerine verdikleri zarardan daha büyük değildir kesinlikle. Ve aynı bağlamda, Müslümanların birbirlerine karşı duydukları nefret, İsrail'e, Yahudilere karşı duydukları nefretten çok daha büyüktür muhtemelen. Müslümanların bir kısmının İsrail'e açık veya örtülü bir sempatisi bile var; örneğin İsrail'in Şii Müslümanlarla ve Sosyalist Müslümanlarla olan mücadelesinde.

Koskoca Müslüman alemi minnacık Filistin'i küçücük İsrail'den neden koruyamıyor? İsrail'in "güçlü" silahları 1,5 milyarlık İslam alemini tehdit edebilir mi gerçekten? Veya İsrail'in arkasında ABD ve müttefikleri olsa bile, Allah'tan başka kimseden korkmadığı iddiasında olan, her an bitebilecek birkaç dünya yılı uzunluğundaki tek bir hayat yaşayıp ondan sonra ebedi cennete veya cehenneme gidilen, dünyanın en üstün ve hatta tek bozulmamış dinine "inandığını" söyleyenler için herhangi bir caydırıcılığı olabilir mi bunun?

Filistin İslamı ifşa ediyor.

bozadi

#39
Forum üyelerimiz arasında olsun, takipçiler arasında olsun, kendisini Müslüman olarak kabul eden kişiler var elbette. Sivri denebilecek görüşlerimle kırmış olabileceğim herkesten özür diliyorum.

Benim bu forumu takip eden tüm "Müslümanlara" (ve diğer herhangi bir dine veya dinsizliğe mensup kişilere) diyeceğim şudur; Sen iyilik yolundaysan korkma kardeşim. Yanlış yolda değilsin. Bana göre senin Müslüman, Hristiyan, Yahudi, Ateist vs herhangi bir sıfatı benimsiyor olman seni doğru veya yanlış yola sokmaz kendi başına. Doğru yol, adı üzerinde doğruluğun, düzgünlüğün, iyiliğin, sevginin, insanlığın, iyi ahlakın yoludur. Yanlış anlaşılmasın, bu erdemlerde "mükemmel" olmamız gerekmiyor doğru yolda olmak için. Bunların "yolunda" olmamız gerekiyor, bunlara doğru ilerlemeye çalışıyor olmamız gerekiyor. Hiçbirimiz masum değiliz, günahsız değiliz. Sadece, ne yaşamış, yaşıyor ve yaşayacak olursak olalım, iyiliğin, doğruluğun, sevginin yoluna yönelmeye samimiyetle niyet etmemiz, çaba göstermemiz gerekiyor. Bu sayılanlara yeterince ve samimiyetle odaklanan kişi zaten bu yolun enerjisini, kudretini deneyimleyecektir.

bozadi

#40
bigsenfoni'nin "Celse Konuları" başlığında ogeday'a yönelik teşekkür mesajını kaldırarak burada alıntılıyorum (ogeday o başlıkta yalnızca celse konuları çalışmasına yönelik mesajlarının bulunmasını istediği için):

Alıntı YapEklenti:
Orjinal Mesajı Ekleyen bigsenfoni (20/08/2021 - 21:04:11 )

Emeklerin icin teşekkürler kardeşim :)