Haberler:

Yeni celse yayınlandı! 25 Temmuz 2026🎉

Ana Menü

Ra-Kasyopya Kozmolojisi

Başlatan bozadi, 08 Mayıs 2009, 01:44:55

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

herkese merhaba.

kasyopya celselerinin devamıyla ilgili soruları olanlara şöyle bir açıklamada bulunmak istiyorum:

ben şu sıra pek müsait değilim ve son süreçte çevirileri benimle birlikte yapan gregorsamsa'nın müsaitlik durumu benimkinden de düşük bu sıralar, görüşebildiğimiz kadarıyla.

zhouenali kendi koşulları ve görüşleri itibariyle birkaç ay önce 4BH'yle ilişkisini dondurmuştu. çeviriler için biraz daha geniş bir gruba ihtiyacımız var.

biraz da çevirilerin psikolojik yükünün kolay olmaması gibi bir durum var. ben şimdi burada hem kendi adıma, kalan kasyopya celseleri için gönüllü ve istekli çevirmenlere bir çağrıda bulunmak istiyorum, hem de sevgili Tiversonus'un da en elverişli forum bölümünden bu yönde bir çağrıda bulunmasını rica ediyorum. beklediğimiz gibi bir katılım olmaması durumunda, elimden geldiği kadar kısa bir süre içinde bu çevirilere elimden geldiği şekliyle devam etmeye çalışacağım. ve tabii durumu müsait olursa gregor da bu sürece tekrar katılacaktır.

şimdiye kadarki kasyopya çevirilerine ve konuyla ilgili pek çok değerli tartışma ve fikir alışverişine ortam sunan budur.com'a ve oradaki tüm ekibe sevgi ve saygılarımı sunuyorum. her zaman birdik ve her zaman bir olacağız.

şu anda bu ortamda, ra-kasyopya kozmolojisi olarak tanımlanabilecek bir kozmolojiyle ilgili fikirlerimi, bilgilerimi toparlamak için çeşitli düşüncelerimi ifade etmek, katılıma açmak ve böylece bu düşünceleri geliştirmek istiyorum.

tüm bu açıklamaları düzenden, yeterli açıklamalardan mahrum bir şekilde yapıyorum. önümüzdeki günlerde bu fikir beyanatlarını düzenli, yeterli açıklamalar içeren bir hale getirmeye, düzeltmeye/geliştirmeye çalışacağım. konuyu ilgi çekici bulan ama bazı temel kavramların tanımına ihtiyaç duyanlara uygun bir hale getirmeye de gayret edeceğim. bu durumdaki herkese öncelikle ra bilgileri'ni okumalarını öneriyorum.


--------


ra-kasyopya kozmolojisi olarak tanımlanabilecek şeye göre 3. ve 4. yoğunluk tanımları ve karşılaştırmaları bizim şu andaki yaşam koşullarımız hakkında o kadar çok açıklayıcılığa ve aydınlatıcılığa sahip ki, şaşırtıcı ve sevindirici.

dünyaya baktığımız zaman 3. yoğunluğun, özellikle de kh'den ciddi bir şekilde etkilenmiş bir 3. yoğunluk deneyiminin yansımalarını kolayca görebiliriz. ve 4. yoğunluğun ve bh'nin eksikliğini de tabii.

2. yoğunluğa referansla başlamak, 3 ve 4'ü anlamlandırmada bir kolaylık sağlayabilir.

2. yoğunluk varlıkları (bitkiler ve özellikle hayvanlar) genel olarak kitlesel, grupsal bir varoluşa sahip. türsel bir birliktelik ve dayanışma içindeler. yalnız türlerin tek tek bireyleri gerçek manada birer birey değil. kendini sürüsünden ayrı olarak tanımlamıyor. dolayısıyla henüz bir yüksek benlik (ileri düzeyde bir 6. yoğunluk varlığı) ile doğrudan bir ilişki içindeki bağımsız bir ruh değiller. sanırım bir şekilde bir yüksek benlikle bağlantı içindeki bir "grup ruhu"na bağlılar. bu belki her bir tür için ayrı ayrı geçerli. (veya buna benzer birşey sanırım.)

evren 2. yoğunluk varlıklarını, uygun dersleri/farkındalıkları edindikten sonra, bağımsız birer bireysel varlık olmaya, yani 3. yoğunluğa sevk ediyor. 3. yoğunluk belki istisnaları olabilecek olmakla birlikte, insan tarafından temsil edilen ve deneyimlenen yoğunluk. ve tüm insanlar insanlık deneyimine bir şekilde 2. yoğunluk deneyiminden geçerek geldiler. 2. yoğunluğun ders konularını bitirdiler ve bireysellik derslerine yöneldiler.

2. yoğunluk grupsal, 3. yoğunluk bireysel bir yoğunluk ve 4. yoğunluk tekrar grupsal bir yoğunluk.

2 ve 4 arasında azımsanamayacak bir paralellik var. ve buna 6. yoğunluğu da katabiliriz. 2, 4 ve 6. yoğunluklar grupsal etkinlik yoğunlukları. peki 2 ile 4 arasındaki fark nedir? ikisinde de grupsal faaliyet ve dayanışma var. ama 2. yoğunluktaki grubun üyeleri bireysel kimlik ve sorumluluk alabilecek durumda değil. 4. yoğunluktaki faaliyet grupları ise üstün bir dayanışma içinde hareket ettikleri, bireyselliğe belki de hiç vurgu yapmadıkları halde, her biri kendinin aynı zamanda gruptan ayrı bir varlık olduğunu da biliyor ama bunu vurgulamaktan, bunun üzerine eğilmekten çok uzak olduğu bir durumda. ama o grupların sağlamlığının ve hayvanlardan üst seviyelerde bulunmalarının nedeni, 3. yoğunluk derslerini de bitirmiş olmaları.

3. yoğunluk seviyesi, tüm yoğunluklar arasında belki de varoluşun geri kalanından en yalıtılmış, birlikle birliğinin farkındalığından en uzak kalan yoğunluk/ders seviyesi. çünkü içeriği kendi bireyselliğini keşfetmeye ve doyurmaya yönelik. ama aynı zamanda tüm bu deneyimler varlığı büyük bir birlik eksikliğine sevk ediyor ve 3. yoğunluğun ortalarından sonuna kadar, sevgiye, şefkate, dayanışmaya olan ihtiyacının farkına varmaya başlıyor ve bu noktadan itibaren 4. yoğunluk hazırlıklarına da kısmi bilinçli olarak başlamış oluyor.

işi biraz (belki de çok) komplike hale getiren vakalardan biri, hem ra, hem de kasyopya celselerinde çeşitli şekillerde ifade edildiği gibi, dünyadaki tüm insanların 3. yoğunluk varlıkları durumunda olmalarına rağmen, insanların belki de yarısının, "cennetten düşen" grup dahilinde olmaları, yani aslında 1. ve 2. yoğunluğu ve 3. yoğunluğun epeyce bir bölümünü (özellikle kasyopya celselerine göre) eterik/maddesiz bir alemde deneyimlemiş, daha sonra çeşitli nedenlerle yarı maddesel yarı eterik olan perdeli/kısadalga dünya ortamına girmiş veya düşmüş olmaları, mevcut dünya insanlığının diğer yarısının ise çok daha yakın bir zamanda, dünyada, başından beri yarı maddesel yarı eterik düzlemde 1. ve 2. yoğunluğu tamamlamış olmaları ve 3. yoğunluk deneyimlerinde henüz çok erken bir aşamada bulunmalarıdır.

yani insanlığın yarısı aslında potansiyel olarak 3. yoğunluğu bitirmeye elverişli olduğu bir noktada fiziksel dünya ortamına giriş yapmış ve çok daha yakın bir zamanda 3'e (ve insanlık deneyimine) geçmiş olan bir varlık grubuyla aynı dünyayı paylaşmakta. bu durum herşeyi iyice karışık hale getiriyor ve kutuplaşmayı, 4'e etkili bir şekilde yoğunlaşmayı zorlaştırıyor. bunun da etkisiyle (kesinlikle tek veya en büyük neden olmamakla birlikte), insanlığın ezici çoğunluğunun, yeni dönemde, yani dünya gezegeninin kendisinin başlı başına bir varlık olarak 4. yoğunluğa hazır olduğu için tamamen girmek üzere olduğu 4. yoğunlukta, 4. yoğunluğa geçmek yerine 3. yoğunluk devresini tekrarlamak zorunda olacağı, hem ra'da hem de kasyopya celselerinde vurgulu bir şekilde dile getiriliyor.

belki bizler de onlar arasındayız. ama buna çok fazla üzülmenin hiçbir gereği yok, çünkü 3'ü tekrarlama kararını almakta olan (eğer alıyorsa) bizim bizzat kendi varlığımız. bizim dışımızda hiçbir güç bizim adımıza karar verip bizi 3 veya 4'e mıhlamaya çalışmıyor. herşey alınan derslere, derslerde hangi noktada bulunulduğuna, ve derslere uygun şekilde devam etmek için ne tür seçimlerin yapılması gerektiğine bağlı olarak işliyor. özgür iradeye dayalı. bu tercihle karşılaşan her 3. yoğunluk varlığının kendi bireysel ruhsal varlığının kararına.

önümüzde, 3. yoğunluk perspektifiyle bakıldığında gerçekten bir kıyamet var. çünkü 4. sınıf eğitimi koşullarının kurulması gerekiyor dünyada ve bu yüzden de, 3. yoğunluk deneyimi ortamının bozulması gerekiyor. 3. sınıfı tekrarlaması gereken öğrencilerinin çok büyük bölümü veya hemen hepsi, görünüşe göre, 3. yoğunluk derslerine kaldıkları yerden devam etmelerine elverişli bir ilüzyon sunan başka gezegenlerin ortamlarına enkarne olmak durumunda olacaklar önümüzdeki büyük değişim sürecinin ardından.

şimdi tüm bunlar hakkında kafa yoran (ve bu kozmolojiye "olabilir" gözüyle bakan bizler), 3'ü tekrarlamak zorunda olanlardan da olabiliriz, 4'e geçecek durumda olanlardan da olabiliriz. asıl önemli olanın bu olmadığını anlamalıyız.

çünkü varoluştaki en önemli, en değerli, en onurlandırılabilir olan şey 3. veya 4. yoğunluk varlığı olmak, veya bir kıyamete şahitlik edecek olup olmamak değil, sonsuz tanrının sonsuz parçaları olduğumuz bilinciyle, mevcut 3. yoğunluk koşullarının yarattığı yaraları elden geldiğince iyileştirmek, eşiğinde olunan 4. yoğunluk enerjilerinden (oraya geçecek olsak da, olmasak da) faydalanarak durumumuzu elimizden geldiğince dengelemek ve mümkün olduğu kadar istikrarlı bir güven duygusuna, bilincine sahip olmaktır.

çünkü gerçekten 3. yoğunluğun en büyük özelliklerinden biri, varoluşun geri kalanıyla olan birliğinin bilincinden büyük bir yalıtılma sonucu, varlıklarda korkunç bir güven kaybı meydana getirmesi. daha sonra ele almaya çalışacağım kh-bh faktörlerinden kh'nin ciddi etkileri neticesinde bu güven kaybı daha şiddetli olageldi.

4. yoğunluk ise özellikle grupsal (grupların oranı ölçütü nedir, şu anda hiçbir fikrim yok) faaliyet içermesi ve şu andaki dünya ortamının aksine kh varlıklarıyla bh varlıklarının aynı ortamda/gezegende bulunmamaları, kendi içlerinde, kendi aralarında yoğunlaşan bir eğilime sahip olmaları nedeniyle, güven konusunda hiçbir sıkıntının olmadığı bir aşama.

devam edecek.

Tiano

#1
Merhaba,

Çeviri için elimden gelen yardımı yapmak isterim. Üyelere özel bölüme verdiğim windowslive heabıma çevrilmemiş bölümleri yollarsanız ya da öncelikli çevirmemi istediğiniz bölümleri sevinirim. sevgiler
 

Mordevrim

#2
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Bozadi


2. yoğunluk varlıkları (bitkiler ve özellikle hayvanlar) genel olarak kitlesel, grupsal bir varoluşa sahip. türsel bir birliktelik ve dayanışma içindeler. yalnız türlerin tek tek bireyleri gerçek manada birer birey değil. kendini sürüsünden ayrı olarak tanımlamıyor. dolayısıyla henüz bir yüksek benlik (ileri düzeyde bir 6. yoğunluk varlığı) ile doğrudan bir ilişki içindeki bağımsız bir ruh değiller. sanırım bir şekilde bir yüksek benlikle bağlantı içindeki bir "grup ruhu"na bağlılar. bu belki her bir tür için ayrı ayrı geçerli. (veya buna benzer birşey sanırım.)

Sevgili Bozadi, bitkiler ve hayvanlarda "morfojenetik alan" denilen bağlantı çok daha güçlü. Bunu en çarpıcı örneği ise ünlü "100. maymun vakası": Japonya'da bir adada topluluğun en zeki maymunu patatesini deniz suyunda yıkamayı (böylece tuzlandırıp daha lezzetli bir hale getirmeyi) keşfettiğinde bu bir anda diğer maymunlar arasında da yayılmakla kalmamış, yeryüzünün deniz kıyısındaki her yerindeki maymunlarda da görülmeye başlamıştı...

Ek bilgi olarak araya girmek istedim sadece.

Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Bozadi

işi biraz (belki de çok) komplike hale getiren vakalardan biri, hem ra, hem de kasyopya celselerinde çeşitli şekillerde ifade edildiği gibi, dünyadaki tüm insanların 3. yoğunluk varlıkları durumunda olmalarına rağmen, insanların belki de yarısının, "cennetten düşen" grup dahilinde olmaları, yani aslında 1. ve 2. yoğunluğu ve 3. yoğunluğun epeyce bir bölümünü (özellikle kasyopya celselerine göre) eterik/maddesiz bir alemde deneyimlemiş, daha sonra çeşitli nedenlerle yarı maddesel yarı eterik olan perdeli/kısadalga dünya ortamına girmiş veya düşmüş olmaları, mevcut dünya insanlığının diğer yarısının ise çok daha yakın bir zamanda, dünyada, başından beri yarı maddesel yarı eterik düzlemde 1. ve 2. yoğunluğu tamamlamış olmaları ve 3. yoğunluk deneyimlerinde henüz çok erken bir aşamada bulunmalarıdır.

Okuduğum tüm celse, bilgi ve kutsal kitaplarda şöyle bir sonuca çıkyorum bu durumla ilgili. İnsan denilen canlı türü bu dünyada evrimleşmiş bir canlı türü ve senin de bahsettiğin gibi 1 ve 2yi tamamlayıp 3'e geçmiş canlılar topluluğu. Fakat tarihin bir yerinde insan üzerinde bir oynama yapılıyor ya da bu insan ırkına bir şekilde "biz"lerin ruhu zerkediliyor. Yani 3. eterikten 3. fiziksele gönderiliyoruz (elbette özgür irademizle).

Evrim tarihini incelediğimizde insanoğlunda ani sıçramalar görüyoruz. Bir anda milyonlarca yıldır geçemediği aşamaları bir anda geçiyor insanoğlu. Evrime dışarıdan bir el dokunuyor. Zaten Kuran'a da baktığımızda Tanrı "Ben yer yüzünde bir halife yaratacağım" dediğinde melekler karşı çıkıyor; "sen orada bozgunculuk yapacak olan insanı mı halife kılacaksın" diyor. Tanrı ise "ben sizin bilmediklerinizi biliyorum" diyor.

Zaten incelediğimizde meleklerin geleceği görme yetisi yok, insanın dünyada bozgunculuk yapacağını bilemezler. Çünkü onların bahsettikleri aslında yüzünde yer alan mevcut insan ırkı. Yani 3. yoğunluğa henüz evrilmiş insanoğlundan bahsediyorlar. Oysa Tanrının halife yapacağı ise bizleriz. Yani zerkedilen ruhlar.

Senin de bahsettiğin gibi bizlerin ruhları sonradan düşürülmüş dünyaya, bedenlerimiz ise zaten bu dünyada evrilmiş olan bedenler. Burada aklıma gelen ise şu; bizler 3. yoğunluğa henüz geçen insanlarla çiftleşiyoruz ve yeni bir ütr ortaya çıkarıyoruz. Mitolojide yer alan tanrıların insanlarla çiftleşmesi de bunu anlatıyor. Yani 3. eterikten dünyaya gelen bizler, 2'den henüz yükselmiş yeni 3. boyutlarla birleşiyoruz.

Ama sanırım bu birleşme uzun bir dönemden sonra oluyor. Çünkü mitoloji ya da tarih olduğu belli olmayan eski uygarlıklar bizler tarafından kurulmuş olmalı (mu, atlantis vs.) Ama bir şekilde çuvallıyoruz ve mecburen insanlar çiftleşmek ve tüm 3. yoğunluğu baştan deneyimlemek zorunda kalıyoruz.

Ayrıca dünyada evrilen insan bedeni bir şekilde bizler için de evriltilmiş olabilir. İçlerinde taşıdıklar ruhlar ise başka bir yerde başka bir deneyime gönderilmiş olabilirler. Orasını tam bilemiyorum. Ama mantığım onlarla çiftleştiğimiz şeklinde yargıya varıyor.

Tarihi 309.000 yıllık bölümlere böldüğümüzde bir kaç dokunuşla karşılaşıyoruz.

Mesela şu anki insanoğlunun atası sayılan "mitokondriyal havva" günümüzden 300.000 yıl önce yaşamış. Yani ilk atamız bir şekilde bir tanrı dokunuşu olabilir.

Bir 309.000 yıl daha geriye gittiğimizde tam bir veri yok ama Paleolitik çağ bu dönemde başlıyor. Yani 600.000 yıl önce.

1.000.000 yıl önce ise beyin sığamız bugünki seviyesine ulaşıyor.

Ayrıca ilk alet kullanışımızda 6 kez 309.000 yıl geriye gittiğimizde görülüyor.

Aslında bunların pek bir önemi yok ama kutsal bilgileri tarih bilgileriyle karşılaştırıp sağlama yapma ihtiyacı hissediyorum.
 

bozadi

#3
sevgili Tiano, belirttiğin bölümdeki adrese bir mesaj attım. umarım çeviride aramıza katılırsın. : )

sevgili Mordevrim, evet, 100. maymun kavramını, sheldrake'in morfojenezle ilgili düşüncelerine gözatmıştım ve çok anlamlı buldum. morfojenetik alan 2. ve 4. yoğunlukla yakından ilişkili görünüyor. mitokondriyle ilgili bilgi ilginç olabilir, bunu biraz araştıracağım. ben pleyades ve kasyopya bilgilerinde geçtiği şekliyle, ve sitcin'in bulgularıyla da uyuşumlu olarak, cennetten düşüş olayının yaklaşık 300.000 yıl önce olduğunu kabul ediyorum. öncekiler 2. yoğunluğun ileri aşamalarındaki homo erektus, neandertal gibi varlıklar olabilir ama bu hususta bilgimin çok eksik olduğunu belirtmem gerek.

bozadi

#4





5. yoğunluktan (yuvadan) bilgiler

"Ölümün Ötesi", (Dolores Cannon, Akaşa Yayınevi) adlı kitaptan bazı alıntılar yapıyorum. Aslında benzer ve muhtemelen daha kapsamlı olan, Michael Newton'un "Ruhların Yolculuğu" ve "Ruhların Kaderi" adlı eserlerinden bu nitelikte alıntılar yapacaktım ama Newton'un ikinci kitabını henüz edinip incelemediğim için şu an bu kitaptan alıntılar yapmak istiyorum. Tüm takipçilerin, bu eserleri edinip okumalarını önemle tavsiye ederim.

Yazar / hipnoterapist Dolores Cannon, tıpkı meslektaşı Michael Newton gibi, çeşitli nedenlerle kendilerine başvuran müşterileri hipnoz yoluyla geçmiş yaşamlarına, ve özellikle de geçmiş çeşitli yaşamları arasındaki boyuta götürmekte, oradaki varlık uzantısıyla görüşmekte, hem müşterinin sorunlarına yanıt ararken hem de tüm insanlığın merak ettiği bazı sorulara yanıt aramaktadır. Fiziksel bedenin terk edilmesini takiben gidilen boyut, spiritüalizmde "spatyom" olarak geçiyor. Kasyopya celselerine göre burası 5. yoğunluktur ve 1'den 4'e kadar olan yoğunlukların ruhlarının, enkarnasyonları arasında dinlenme, düşünce ve değerlendirme amacıyla geldikleri yerdir. Beşinci yoğunluğu temsil eden bir figür olarak beşgenin aynı zamanda bir ev figürü olması belki de raslantı değildir.

---

Soru: Epey uzun bir ömür yaşadınız, öyle değil mi?
Yanıt: Oh, evet. Ağır hareket ediyorum, birşeyi yapabilmem çok uzun bir zaman alıyor. (Yakınarak) Artık yaşamak bana sevinç vermiyor. Çok yorgunum.

S: Bedeninizi görebiliyor musunuz?
Y: (Bıkkınlıkla) Oh, şu yaşlı şey! O aşağıda yatıyor! Oh! Bu kadar kötü göründüğümü hiç bilmiyordum! O kadar buruşmuş ve büzülmüştüm ki. Oysa şimdi kendimi çok iyi hissediyorum. O tümüyle eskiyip yıpranmış... (Neşe dolu bir sesle) Oh, oh, burada olduğuma o kadar memnunum ki!

S: Bedeninizin buruşup büzülmesi çok doğal; o uzun bir ömür yaşadı. Ve belki bu yüzden, yani yaşlılıktan öldü. "Burada" olduğunuzu söylediniz, neredesiniz?
Y: Işıktayım, ve o çok güzel bir duygu veriyor! Kendimi zeki hissediyorum... Huzur duyuyorum... Büyük bir sükunet hissediyorum. Hiçbir şeye ihtiyacım yok.

S: Şimdi ne yapacaksınız?
Y: Gidip dinlenmem gerektiğini söylüyorlar. Oh, yapacak bu kadar çok şey varken dinlenmekten nefret ediyorum.

S: Eğer istemiyorsanız da dinlenmek zorunda mısınız?
Y: Hayır, ama tekrar kısıtlanıp sıkıntı çekmek istemiyorum. Gelişmek, öğrenmek istiyorum.

---

(bir başka müşteriyle seans)

S: Bebeği doğurdunuz mu?
Y: Hayır. Çok zor anlar geçirdim. Ve dayanamadım. O kadar yıpranmıştım ki bedenimi terk ettim.

S: Bebeğin kim olduğunu biliyor musunuz?
Y: Hayır. Bu benim için birşey ifade etmiyor.

S: Bedeninizi görebiliyor musunuz?
Y: Evet. Herkes çok üzgün.

S: Şimdi ne yapacaksınız?
Y: Sanırım dinleneceğim. Eninde sonunda yeniden enkarne olacağım, ama şimdilik bir süre daha burada kalacağım. Şimdi ışıktayım. O çok dinlendirici.

S: Bu ışığın nerde olduğunu söyleyebilir misiniz?
Y: Bu tüm bilginin ve her şeyin bilindiği yer. Burada her şey saf ve basit. Burada daha saf bir gerçek var. Burada dünyevi şeyler kafanızı karıştırmıyor, sizi karmaşaya düşürmüyor. Dünyada da gerçeğe sahipsiniz, ama onu görmüyorsunuz.

S: Bir süre sonra yeniden enkarne olmak zorunda kalacağınızı söylediniz. Bunu nereden biliyorsunuz?
Y: Ben zayıftım. Oysa o doğum sancısına dayanabilmem gerekiyordu. Bu yüzden dayanıklılığı öğrenmek zorundayım. Bu kadar zayıf olmasaydım hala yaşıyor olurdum. O doğum acısını hatırlamadığım için mutluyum. Yeniden geri dönüp bu kez daha tamam, daha bütün hale gelmem gerektiğini biliyorum. Acı, üstesinden gelmem gereken birşey. Dünyanın tüm acılarının üstesinden gelmeliyim.

S: Ama, acı çekmek çok insani bir şey ve bedendeyken bunu yapmak daima zordur. Şu anda bulunduğunuz tarafta buna farklı bir biçimizde bakmanız daha kolay. Bu sizin gerçekten öğrenmek istediğiniz bir ders mi?
Y: Evet, öyle. Bu biraz zaman alabilir, ama her şeyi yapabilirim. Daha güçlü olmam gerektiğini düşünüyorum. Daha iyi yapmam gerekirdi, ama sanırım çocukken sahip olduğum hastalıktan bir hayli korkmuştum. Bunun da o kadar kötü olacağından korkuyordum. Ve... pes ettim. Acı... Zihnin daha yüksek bilinçli düzeyiyle meşgul olunduğunda ve kendini saf ışık ve saf düşünceye bıraktığında acı yok olur. Acı sadece bir derstir. İnsan düzeyinde acıyı öğrendiğimizde çılgına döner, kendimizi kaybeder ve hemen o anda dışsal bir kaygı gösteririz. Oysa kendimizi o acıdan ayırıp konsantre olarak derinlere ulaştığımızda ve sabrettiğimizde onun üzerine yükselebiliriz.

S: Acının bir amacı var mıdır?
Y: Acı bir öğretim aracıdır. Bazen kibirli bir ruh ıstırap yoluyla daha alçak gönüllü olmayı öğrenebilir. Acı, insanlara, eninde sonunda acının üzerine çıkmayı öğrenmek zorunda olduklarını, ancak o zaman onunla başa çıkabileceklerini öğretebilir. Bazen, sadece neden acı çektiğimizi anlamamız bile acıyı azaltabilir.

S: Ama, dediğiniz gibi, insanlar acı çekerken çılgına dönüyor ve onunla başa çıkamayacaklarını düşünüyorlar.
Y: Çok daha ben-merkezci hale geliyorlar. Kendi çıkarlarının ve o anda hissettikleri şeyin üzerine, daha ruhsal bir düzeye çıkmaları gerekir ve ancak o zaman acıyla başa çıkabilirler. Bazı insanlar da acıyı kendilerine çekerler, böylece o onlar için bir sığınak olur. Onlar acıyı bir mazeret olarak kullanırlar ve amaç budur. Yani, bu bireye göre değişir. Acı nedir? Eğer izin vermezseniz o size dokunamaz. Eğer incineceğinizi kabul ederseniz, acıya güç vermiş olursunuz. Ona güç vermeyin. Bu tümüyle kişinin kendisine bağlıdır. Ruhunuza, yüksek zihninize erişin, o zaman acı sizi zaptedemez.

S: Yani, insanlar kendilerini acıdan ayırabilirler mi?
Y: Eğer istiyorlarsa. Ancak, bunu her zaman isteyemezler. Onlar acı yoluyla sempati toplamak ya da kendilerini cezalandırmak vb. isterler. Onlar kendileri için bir yol bulmak zorundalar, çünkü daha kolay bir yol olduğunu onlara söylediğinizde buna inanmayacaklardır. Bunu kendileri anlamak zorundalar. İşte sizi bu dünyaya getiren derslerin bir bölümü de budur.

S: İnsanlar ölmekten çok korkuyorlar. Ölüm gerçekleştiğinde bunun nasıl bir duygu verdiğini söyleyebilir misiniz?
Y: Eh, bedendeyken o (beden) size ağır gelir. Sizi zorlar. Rahatsız bir durumdur bu. Ama öldüğünüzde tüm ağırlıklar kalkar. Bu çok rahatlatıcı bir duygudur. İnsanlar dünyada tüm o sorunları birlikte taşırlar. Ve bu gerçekten bir ağırlık taşımaya benzer. Öldüğünüzde ise adeta bu yükleri fırlatıp atarsınız ve bu çok güzel bir duygudur. Bu gerçek bir geçiştir.

S: Sanırım, insanlar en çok ölümün ne getireceğini, neyi bekleyeceklerini bilmedikleri için korkuyorlar.
Y: Bilinmeyenden korkuyorlar. Oysa imana ve güvene sahip olmalılar.

S: Biri öldüğünde ne olur?
Y: Bedeninin üzerine yükselir, onu bırakırsınız. Ve buraya, ışığa gelirsiniz.

S: Oradayken ne yaparsınız?
Y: Her şeyi kusursuz hale getirirsiniz.

S: Işıktan uzaklaşmanız gerekiyorsa nereye gidersiniz?
Y: Yeniden dünyaya geri dönersiniz.

S: Sizinle iki farklı zaman içinde böyle karşılıklı konuşmamız olağandışı bir şey mi?
Y: Ama, zamanın hiçbir anlamı yoktur. Bu çerçevede zaman yoktur, tüm zaman bir'dir.

devam edecek...

bozadi

#5
Aşağıdaki makale, http://www.montalk.net/alien sayfasından bir çeviridir.

Uzaylılar


Bizim "uzaylı" (dünyadışı varlık) dediklerimiz daha yüksek boyutlardan varlıklardır. Algı perdemizin ardında saklanırlar ve isterlerse kendilerini bizim gördüğümüz realiteye projekte edebilirler. Dünyanın sadece yakın zamandaki ziyaretçileri değillerdir, yüzbinlerce yıldır buradaydılar ve burada, çoğunlukla yeraltı üslerinde yaşamaya devam ediyorlar. Bazı "dünyadışı varlıklar" insan ırkının genetik olarak yaratılmasına yardımcı olmuş, bazıları ise daha sonra insanlığı fiziksel ve eterik bir besin kaynağından neredeyse farksız olan birşeye çevirmek için insan genetiğini bozmuştur. Günümüzde insanlıkla kaçırmalar yoluyla etkileşim kuranlar negatif eğilimlidir ve bir yandan boyutlararası bir imparatorluğa itaat edip bir yandan da insanlığı yönetme gücüne sahip bir insan-uzaylı melez ırkı yaratmayı amaçlamaktadırlar. Literatürde bu negatif dünyadışılar çoğunlukla sürüngenler (reptilyanlar), griler, mantisler (peygamberdevesi tipi varlıklar), ve bazı düşmancıl nordik fraksiyonlardır. Daha pozitif eğilimli nordikler başta olmak üzere pozitif eğilimli varlıklar da vardır ama onlar özgür irade yasasına saygı duyarlar ve fiziksel kaçırma gibi şeyler yapmazlar. Onlar bu 3B matrix kontrol sisteminin, hapisane/okul dünyanın sınırlamalarından kurtulmaya çalışanlarımızı korumak ve rehberlik etmek için hizmet eden ruhsal bir kardeşlik olarak mevcutturlar.

Düşmancıl "uzaylılar" 4B ve 5B karanlık varlıklardır:

* Sınırlı üç boyutlu lineer zaman durumunun ötesine geçmiş varlıklardan oluşurlar. Bizim beş duyumuzun ötesindeki bir gerçeklik seviyesinde bulunurlar.

* Matrix kontrol sistemi hiyerarşisinde daha altta bulunan, bireylerden tüm insanlığa etki eden organizasyonlara kadar tüm unsurları yönetirler. Lineer zamanın ötesinde oldukları için bunu yapabilirler. (ç.n.: belki de sadece daha üst seviye bir lineer zaman anlayışına sahipler.)

* Dördüncü yoğunluk varlıkları, evrildikleri asıl hayvan türüne benzer bir fiziksel forma sahiptir. Dünyada olanlarının tümü hümanoittir ve bazıları insan, bazıları reptilyan, bazıları insektoittir (böceğimsi). Dördüncü yoğunluğun değişken fizikselliği nedeniyle formlarını geçici olarak değiştirebilirler.

* Fetih amaçlı yıldızlararası ve boyutlararası imparatorlukların parçalarıdırlar. Genetik, fiziksel ve ruhsal kaynak elde etmek amacıyla gezegenleri ele geçirirler. Bu, bizim binlerce yılımızda sabırlı bir şekilde yapılır fakat lineer zamanın dışında oldukları için bu onlar için bir zorluk teşkil etmez.

* Enerji ararlar ve dünya onlar için bir enerji çiftliği haline getirilmiştir. Bu enerji insan yaşam gücü, duygusal, ruhsal ve cinsel enerjiden oluşur. Çok boyutlu oldukları için, bu enerjiyi doğrudan telepatik bağlantı ile ya da insanlar içine yerleştirdikleri çok sayıdaki ajanları veya portalları üzerinden emebilirler.

* Burada yüzbinlerce yıldır bulunuyorlar ve bizi en ilkel halimize indirgemek için çok uzun bir zaman önce insanın genetik kodunu değiştirdiler, bu nedenle ruhsal olarak engelli durumdayız.

* Onların üzerinde, demonik (şeytani) nitelikte, fiziksel olmayan varlıklar vardır. Bunlar üstün bir karanlık bilgeliğe sahip, karanlık okült derebeyleridir. 4B negatif varlıklar negatif evrimde henüz yeterince uzmanlaşmamış yandaşlar veya köleler gibi işlev görürken, 5B negatif varlıklar kumandanlardır. Istedikleri formda görünebilecek kadar gelişmişlerdir ve dolayısıyla insan olarak da görünebilirler. Düşmancıl kızıl saçlı nordiklerden bazıları bu kategoridendir. (ç.n.: kasyopya celselerine göre, kertişleri yöneten ve görünüşleri bize çok benzeyen hümanoitler de dördüncü yoğunluktur, ama muhtemelen 5'e daha yakınlar. Bir sonraki tanımda belirtildiği gibi, 5'inci yoğunluk varlıkları genellikle içe dönük, bireysel varoluşsal potansiyelin derinliklerinin keşfine yönelik kapalı denebilecek bir deneyim modundadırlar.)

* Kendi deneyim modlarına kapanmış durumdadırlar, ve hiyerarşide onların üzerinde bir düşünce merkezi, siyah güneş, yani tüm ben-merkezli bilinci kaçınılmaz bir şekilde içine çeken ruhsal bir kara delik vardır. Bu ruhsal ölümden kaçabilmek için, 5B varlıklarının, hiyerarşide daha altta bulunanlardan giderek daha fazla enerji çekmeleri gerekir. Hatta denebilir ki, tüm karanlık varlıklar, yaptıkları şeyin metafizik sonuçlarından kaçma çabası içindedirler. Fizikselliğe yönelme ve fiziksel halde yaşamı uzatmayla bu kadar çok ilgilenmelerinin nedeni budur. Istediklerini yapıp borcu ödemeyi geciktirmeye çalışırlar.

* Saptırılmış veya evrimleşmemiş değillerdir; bu varlıklar son derece evrimleşmiştir, fakat entropik (düzensizleşen, dağılan, yok olan) bir tarzda. Diğerlerinin içindeki Yaratıcı'yı umursamaksızın, kendi içlerindeki Yaratıcı'ya nasıl hizmet edecekleriyle ilgili büyük bir bilgeliğe sahiptirler.


Çeşitli zayıflıkları vardır:

* Dar kapsamlı olası gerçeklik aralıkları nedeniyle "arzulu düşünmeye" eğilimlidirler. Bizden üst boyutlardaki varlıkların içinde bulundukları olası gerçekliklerin spektrumsal bant genişliği, onların ruh frekanslarına bağlıdır. Bu nedenle, daha düşük ve daha sınırlı bir oranda titreşen negatif yapıdaki varlıklar, genellikle daha sınırlı bir olası gerçeklikler aralığı içinde faaliyet gösterirler. Bu onların, algıları dışında olan belirli sonuçlara (olasılıklara) körleşmelerine neden olur.

* Çok pratiktirler, en kolay yolu ararlar. Bunun nedeni, enerji ve stratejilerinde ekonomi gereklilikleridir. Kendine hizmete yönelik evrimin yapısı, sonlu kaynakların fethini gerektirir, bu yüzden verimlilik ve hesaplılık gereklidir.

* Planlarından kolayca sapamazlar - her şey hesaplıdır. Bir hedef tarafından kullanılan yeni taktiklere göre ayarlama yapmaları zaman alır. Bunun nedeni kısmen, lineer zamanın dışından saldırıyor olmaları, yani saldırılarını geçmiş, şimdi ve gelecekten eşzamanlı olarak gönderiyor olmalarıdır. Dolayısıyla bizim için günler veya haftalar süren bir saldırı, onlar için yalnızca tek bir andır ve bizim doğaçlamalarımıza yanıt vermede yavaş görünmektedirler.

* Önceden hesaplanmadıkça karmaşıklıklarla kolayca ilgilenemezler. Yaptıkları şeyin çoğu başarıyı optimize etmeye yöneliktir. Kendi amaçlarına en uyaN olası gerçeklik üzerinde faaliyette bulunurlar. Fakat her zaman birşeyleri değiştiren özgür irade faktörü vardır ve bir hedefin, özgür iradesini tahmin edilemez bir nitelikte kullanması, dallanan olasılıklar dizisine hesaplanamaz bir karmaşıklık ekler ve bu da onların hesaplarını karıştırır.

* Her zaman kendilerinin daha avantajlı olduklarını düşünürler, bu yüzden de dikkatsizleşirler; pek çok durumda direnç beklemezler, çünkü faaliyetleri gizlidir ve insan kavrayışının ötesindedir.

* Aralarındaki birlik eksikliği, kolektiflerinin ruhsal bütünlüğünü bozar ve dolayısıyla topladıkları enerjiyi dağıdır. Bu yüzden de sürekli daha fazla toplamak zorundadırlar. Sürekli daha fazla enerji gerektiren kara delikler gibidirler.


Kontrol sisteminin alt (insan) seviyelerini yönetirler:

* KH (kendine hizmet) hiyerarşisindeki her birey hem avcı hem de avdır. Altındakiler için avcı, üstündekiler içinse av. Aynı şekilde, avcı veya av olan herkes KH hiyerarşisinin parçası olur.

* Güçlü KH eğilimli insanlar negatif kutupsallıklarını arttırmak ve çeşitli misyon ve gündemleri gerçekleştirmek için enkarne olurlar. Düşük ruhsal bir frekansa sahiptirler ve genellikle güç konumlarına doğarlar. Bunlar, dünyanın elitini oluştururlar ve dünya eliti de nihai olarak KH hiyerarşisini yöneten dünyadışı güçler tarafından yönetilir.

* DNA ve ruh uyuşumu nedeniyle öncelikli olarak ilişkili soylara enkarne olurlar. Dolayısıyla soyların takibi kadersel potansiyeli gösterebilir. Bu tür soylar dünyadışı fraksiyonlar tarafından genetik müdahale yoluyla, ya da yüksek karanlık güçlerle negatif ruhsal anlaşmalar yapmış olan ataların ruhsal frekansının meydana getirdiği mutasyona uğrayarak yükselir. Bu soylar, dünyadışı karşılıklarıyla fiziksel ve ruhsal olarak sembiyotik bir ilişki içindedir.

* İşlevleri güç ve fetihdir ve şu anda fetihlerinin son aşamasındayız. Negatif üst boyut güçleri insanlığın kontrolünü tam olarak ellerine almak istiyor. Insanlık üzerindeki etkileri Üst Boyut Kontrol Sistemi olarak adlandırılabilir (ç.n.: bu makale bu şekilde sonlandırılmış ama ra, pleyades ve kasyopya celseleri ve diğer çeşitli kaynaklarda belirtildiği gibi, negatif üst boyut varlıklarının dünyayla ilgili planları başarısızlığa uğrayacaktır. Çünkü evrensel özgür irade yasasına bağlı olarak, dünya popülasyonunun nihai kaderi dünya popülasyonunun elindedir ve dünya nüfusunun büyük bir bölümünün ne pozitif ne de negatif kutupsallaşmada bulunamama ve dolayısıyla muhtemelen başka bir gezegende 3'üncü yoğunluğu tekrarlamak durumunda olmasına rağmen, dünyada pozitif üst yoğunluklarının rehberliğinde de faydalanarak pozitif 4'üncü yoğunluğa mezun olabileceklerin sayısı negatif olarak mezun olabileceklerin sayısından epeyce fazladır ve bu irade nihai belirleyici olacaktır.)

bozadi

#6
Dolores'in kitabından:

Bir başka vakada, bir toprak kayması yüzünden henüz ölmüş bir adamla konuşuyordum.

Y: Hiç derin bir havuza daldınız mı... dibi karanlık ve bulanık bir yavuza? Suyun yüzeyine doğru çıktıkça çevreniz giderek aydınlanır. Sonra, suyun dışına çıktığınızda her tarafta gün ışığı vardır. Ölüm bunun gibi bir şeydi.

S: Bunu, ölüm biçiminizden, yani kayaların üzerinize yuvarlanmasından dolayı böyle hissettiğinizi söyleyebilir miyiz?
Y: Hayır, fiziksel kattan spiritüel kata geçmekte olduğum için bu böyleydi. Bedenden ayrıldığımda, bu o havuzun yüzeyine doğru çıkmak gibiydi. Sonra, spiritüel kata eriştiğimde, bu da suyun dışına fırlayıp gün ışığına çıkmaya benziyordu. Eğer bir kazada ölürseniz, bedeniniz yaralandığı için, fiziksel katın bilincini yitirmeden hemen önce fiziksel acı çekersiniz. Ama, bilincinizi yitirdikten sonra her şey çok kolay ve doğal bir biçimde gelişir. Bu, hayattaki başka herhangi bir şey kadar, sevişmek, yürümek, yüzmek kadar doğal bir şeydir. Bu sadece yaşamın bir başka bölümüdür. Ölmek diye birşey yoktur. Sadece, yaşamınızın farklı bir aşamasına geçersiniz. Ölmek mutluluk verici bir deneyimdir.

S: Birçok insan ölümün acı verici olacağından korkuyor.
Y: Siz acı çekme ihtiyacı duymadıkça ölüm acı verici değildir. Çoğunlukla, böyle olması arzı edilmedikçe, hiçbir acı duyulmaz. Eğer siz öyle olmasını istiyorsanız ya da size ders öğretmesi için buna ihtiyacınız olduğunu hissediyorsanız ölüm son derece acı verici de olabilir. Ama, siz her zaman kendinizi ondan ayırabilirsiniz. Ve olan bitene ne kadar bağlı olursanız olun bu mümkündür. Bu acı hissedildiğinde ruhu bedenden ayırmak herkes için mümkündür.

S: Peki, ölümün kendisi, yani bedeni bırakmak acı verici midir?
Y: Hayır. Bu zorluk içermeyen kolay bir geçiştir. Acı bedenden kaynaklanır. Ruh vicdan azabı, pişmanlık dışında hiçbir acı hissetmez. Bu gerçekten ruhun hissedebileceği tek acıdır. Daha fazla bir şeyler, daha farklı bir şeyler yapabileceği duygusu... Bu acı vericidir. Ama, fiziksel acı artık bir anlam taşımaz, çünkü o bedenle birlikte bırakılmıştır.

S: Ölüm meydana gelmeden bedenden ayrılıp, bedeni acı çekmeyi bırakmak mümkün müdür?
Y: Evet. Kişi bu konuda bir seçim yapabilir; isterse bedende kalıp o acıyı deneyimler, isterse bedeni terk edip olayı dışarıdan izleyebilir. Bu herkese açık bir seçenektir.

-------

(bir başka celseden)

Y: İnsanlar ölümden korkmamalılar. Ölüm soluk alıp vermekten daha çok korkulacak bir şey değildir. Ölmek, gözlerinizi kırpmanız kadar doğal ve acısız bir şeydir. Bir an bir varoluş katındasınızdır, ve bir göz açıp kapayıncaya kadar, bir de bakarsınız ki bir başka varoluş katındasınız. Hissedeceğiniz fiziksel duyum böyle bir şeydir ve o bu kadar acısız vuku bulur. Bu süreçte hissettiğiniz herhangi bir acı, gördüğünüz fiziksel zarardan kaynaklanır, ama ruhsal olarak hiçbir acı hissedilmez. Anılarınız olduğu gibi sağlam kalırlar ve siz kendinizi, sanki yaşamınız devam ediyormuş gibi aynı hissedersiniz. Bazen, artık fiziksel bedene bağlı olmadığınızı fark etmeniz biraz zaman alır, ama çoğunlukla hemen fark edilir, çünkü algılarınız spiritüel katı perdesiz bir biçimde algılayabilecek kadar genişlemiştir. Bundan sonra, ilk önce yeni çevrenize alışma, uyum sağlama döneminden geçmeniz gerekir. Hala fiziksel katın fazlasıyla bilincindesinizdir, ama bir yandan da spiritüel katın farkında olmanın duyumlarını keşfetmektesinizdir -ta ki gerçekten spiritüel katta olduğunuz gerçeğine alışana ve orada kendinizi rahat hissedene dek. ...

S: Peki, grup halinde ölen insanlar için ne söyleyebilirsiniz? Uçak ve tren kazaları, katliamlar, depremler gibi olaylarda birçok kişi aynı anda ölüyor. Onların hepsi de aynı anda gitmeyi mi seçmişlerdir?
Y: Siz bireysel karma kavramını biliyorsunuz. Bir de "grup" karması vardır. Binlerce yıldan bu yana, ruhların belli görevleri yerine getirmek, değişiklikler yaratmak ya da yaşamı birlikte deneyimlemek için bir grup oluşturma eğilimi gösterdikleri durumlar vardır. Bu "grup halinde ölenler", ölümle ilgili öğrenim deneyimini birlikte geçirmeyi seçmişlerdir. Ve böylece kendilerini, aynı anda ayrılmalarının onlar için en uygun olduğu bir kesişme noktasında bulurlar.

S: Onlar enkarne olmadan önce bunu yapmak üzere anlaşmışlar mıdır?
Y: Evet. Çünkü onlar bu grup halinde geçişten bir destek bulurlar. Bu deneyimi paylaşarak, bu geçişte yalnız kalmazlar. Birçok durumda, aynı anda doğma ve yaşama deneyimi paylaşılır, aynı anda ölme deneyimini, yani ölüm deneyimini paylaşmak da az rastlanan bir durum değildir.

S: Challenger uzay gemisi kazasında birlikte ölen astronotlar için de aynı şey mi söz konusuydu?
Y: Gerçekten de, ölüm deneyiminin paylaşılması konusunda önceden anlaşmaya varılmış bir durumdu bu.

S: Ama, bu olay yüzünden bu insanların aileleri ve tüm ülke insanları çok acı çektiler. Eğer o insanlar kaderlerine gidiyor idiyseler, biz neden bundan mutluluk duymadık?
Y: Olayı geniş açıdan göremiyorsunuz. Siz sadece ölen insanları düşünüyorsunuz. Oysa bu duruma başka birçok unsur dahildir. Bu tür durumlarda geride kalanların bir araya gelmeleri, deneyimi paylaşmaları söz konusudur. Bir başka insanın acınızı paylaştığını görmeniz, birçok insanın aynı şeyi yaşadığını bilmeniz sizin bu acıyı deneyimlemenizi çok daha kolaylaştırır. Bu birçok düzeyde yaşanan bir grup deneyimiydi.