Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

Felsefeyi netleştirmek...

Başlatan bozadi, 08 Aralık 2015, 14:41:22

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bona fide

#240
sevgili Bozadi,güzel insan yukarda duygularını düşüncelerini öyle güzel ifade ediyorsunki okurken aptallaşıyorum niye böyle olamıyorum diye. yalın ve anlaşılır olma meziyetin, hırsımdan yarılacağım sakin kafaylamı yazıyorsun üstünde durup düşünerekmi yoksa birdenmi böyle çıkıyor her ne şekilde olursa olsun ancak bu kadar olur dedirten uslup bravo sana.yetenek anacım yetenek sende olmayan şey bu dermiş ))

son cümlende bahsettiğin,
"Şimdi ve burada" varoluşun anlamlılığının bilinmesi, onaylanması, ondan güç/şifa bulunmasına yönelik yolları, yöntemleri somutlaştırma çabamı sürdürmeye çalışacağım.

pratikte etkileşimde kalmadan daha doğrusu etkileşimde olup onun etkisinde kalmadan nedir bunun yolu yordamı gerçekten. duygusal varlıklarız bu da demek oluyorki duygularımızla mücadele edeceğiz. aman ne tespit tebrikler bonafido. monologa dönüşecek bu yazı şimdiden soylim bozadi)) bu mücadele öyle olmalı ki ben hem duygularımla hislerimle yaşarken empati yaparken hem de sahiplenmeden onu orda bırakabilmeliyim. takıntı boyutu bunun alt sınırı yok aslında çevreden gelen her etkiyle yolumuzu çevirdiğimizde bu gerileme başlıyor. bir projede bir işte bir tartışmada bir sohbette eğitimde dışardakin gelen etkinin zehirli olup olmadığına bakmaksızın etkisinde kaldığımızda hop tuzağa düşüyoruz. objektif olmak için yorumda bulunmak için bilgi ve donanım eksikse yönlendirmeye musait duruma düşüyoruz. belki, yine kendime bu telkin karar vermeden önce yorumda bulunmadan önce diğer seçenekler düşünceler neler bunları bilmek duygularla mucadeleyi kolaylaştırabilir. yani en basiti bir bitkiyi yetiştirmek istiyoruz toprağımızın yapısı uygunmu özellikleri neler bilmeden onu ekip ben bitki yetiştirmeyi bilmiyorum demek en basitinden düşüncesizlik örneği. neye uyarlaya bilirim başka hmm kavga misal bir konuya çok kızgın olup saçma alakasız konuda develeri dama çıkarmak öfkeye sebep olan konu başka korkaklık ya da kendine toz kondurmamak için en zayıf halkaya gücü yetme durumu bi ton örnek var başkalarına yardımcı olmak misal yapıp çekilmek değil beklentiyle karşıdakini hükmü altına alma noktasına getiren davranış sergilenir çoğu zaman. illa o yardım verenin amacına uygun olarak değerlendirilecek. ya da verene itibar edilecek.yok böyle bişey hesabını yapma arkana dahi bakma.ya da hiç yapma  duygular baskın olunca bencillik zirveye çıkıyor. nefs dedikleri şey işte. yaşamın her anında alanında sarıp sarmalıyor kh ye ait sunumlar davranışlar öyle cezbedici ki duygularımız sen kralsın derken en zayıf noktamızdan saldırıyor fark edemiyoruz.konuyu yanlış yerlere çekmemişimdir umarım.
 

bozadi

#241
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen bona fide

sevgili Bozadi,güzel insan yukarda duygularını düşüncelerini öyle güzel ifade ediyorsunki okurken aptallaşıyorum niye böyle olamıyorum diye. yalın ve anlaşılır olma meziyetin, hırsımdan yarılacağım sakin kafaylamı yazıyorsun üstünde durup düşünerekmi yoksa birdenmi böyle çıkıyor her ne şekilde olursa olsun ancak bu kadar olur dedirten uslup bravo sana.yetenek anacım yetenek sende olmayan şey bu dermiş ))
Beni şımartıyorsun bona fide. Ve teşekkürler :))

Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen bona fide

pratikte etkileşimde kalmadan daha doğrusu etkileşimde olup onun etkisinde kalmadan nedir bunun yolu yordamı gerçekten. duygusal varlıklarız bu da demek oluyorki duygularımızla mücadele edeceğiz. aman ne tespit tebrikler bonafido. monologa dönüşecek bu yazı şimdiden soylim bozadi)) bu mücadele öyle olmalı ki ben hem duygularımla hislerimle yaşarken empati yaparken hem de sahiplenmeden onu orda bırakabilmeliyim. takıntı boyutu bunun alt sınırı yok aslında çevreden gelen her etkiyle yolumuzu çevirdiğimizde bu gerileme başlıyor. bir projede bir işte bir tartışmada bir sohbette eğitimde dışardakin gelen etkinin zehirli olup olmadığına bakmaksızın etkisinde kaldığımızda hop tuzağa düşüyoruz. objektif olmak için yorumda bulunmak için bilgi ve donanım eksikse yönlendirmeye musait duruma düşüyoruz. belki, yine kendime bu telkin karar vermeden önce yorumda bulunmadan önce diğer seçenekler düşünceler neler bunları bilmek duygularla mucadeleyi kolaylaştırabilir. yani en basiti bir bitkiyi yetiştirmek istiyoruz toprağımızın yapısı uygunmu özellikleri neler bilmeden onu ekip ben bitki yetiştirmeyi bilmiyorum demek en basitinden düşüncesizlik örneği. neye uyarlaya bilirim başka hmm kavga misal bir konuya çok kızgın olup saçma alakasız konuda develeri dama çıkarmak öfkeye sebep olan konu başka korkaklık ya da kendine toz kondurmamak için en zayıf halkaya gücü yetme durumu bi ton örnek var başkalarına yardımcı olmak misal yapıp çekilmek değil beklentiyle karşıdakini hükmü altına alma noktasına getiren davranış sergilenir çoğu zaman. illa o yardım verenin amacına uygun olarak değerlendirilecek. ya da verene itibar edilecek.yok böyle bişey hesabını yapma arkana dahi bakma.ya da hiç yapma  duygular baskın olunca bencillik zirveye çıkıyor. nefs dedikleri şey işte. yaşamın her anında alanında sarıp sarmalıyor kh ye ait sunumlar davranışlar öyle cezbedici ki duygularımız sen kralsın derken en zayıf noktamızdan saldırıyor fark edemiyoruz.konuyu yanlış yerlere çekmemişimdir umarım.
Duygusallığın ve/veya empatikliğin nedeniyle, etkileşimde bulunduğun bazı bireylerden aldığın etkilerin, başta öyle görünmemesine rağmen sonradan sende zehirli etkiler yapabildiğini ve bunun seni üzdüğünü / zarar verdiğini söylüyorsun anladığım kadarıyla.

Bu hususta dikkatli olmanın ve "bilginin" önemini sen kendin vurgulamışsın zaten: bir bitkinin özelliklerini, yetişme koşullarını bilmeden onu yetiştirmeye çalışmak vs.

Yaptığın tasvirlere dayalı olarak bir de şu olasılık geliyor aklıma: Herhangi bir konuda otorite olan veya öyle görünen (bu konuda pek çok kişiden kabul görmüş veya öyle görünen) biriyle veya birileriyle faydalı/önemli olduğunu düşündüğün konularda etkileşme girince, çok elinde olmaksızın o kişi veya kişilerden gelen enerjilere ve etkilere kendini lüzumundan fazla açıyor olabilirsin. "İnanmaya" veya güçlü/derin bir "inancı paylaşmaya" çok ihtiyacın olduğu için, az-çok itibarlı olan veya öyle görünen kişilerle inançsal/güvensel açıdan paylaşıma girmeye, samimiyetin ve iyi niyetin nedeniyle onlardan gelen etkilere kendini bazen fazlasıyla açmaya eğilimli olabilirsin belki. Hatta belki bunu biraz da kendi egonu kendi ayakların altına almak şeklinde de yorumluyor olabilirsin. Yani belki sezgilerin yoluyla aslında hakkında nispeten isabetli/yeterli düzeyde muhakeme yapabildiğin konularda, sırf teknik olarak senden daha fazla bilgi sahibi görünen veya o konuda belirli bir itibar/otorite sahibi bireylere "büyüğün" veya etkilenmekten çekinmeyeceğin bir "dostun" gibi yaklaştığın zaman, bu bazen işe yarıyor veya faydalı oluyor olsa da, bazı durumlarda çok ters sonuçlar doğuruyor olabilir.

Sırf toplumsallık, sosyallik, dostluk olsun diye, bazen karşındaki birey veya bireylerle etkileşimin sana ne katıp ne katmayacağı, ne ölçüde gerekli veya faydalı olacağı konusunda içgüdülerini, sezgilerini önemli oranda "kapatıyor" olabilirsin belki. Yani girdiğin veya derinleştireceğin bir etkileşimin sana ne ölçüde faydalı olacağına dair belki bazı sezgilerin var ama şu veya bu nedenle kendi sezgilerini önemli bir oranda bloke ediyor olabilirsin bazı durumlarda. Eğer gerçekten öyle oluyorsa, bunun ne zamanlar, ne şekilde (neden/nasıl) gerçekleştiğini gözlemlemeye çalışmak isteyebilirsin belki. İlla ki her zaman öyle olmuyordur. Bu eğilimin/sorunun arttığı, azaldığı durumlar, zamanlar oluyor olabilir.

Tevazu, kendini aşırı önemsememek veya öyle görünmemek için bazen belki bazı kişilere lüzumundan fazla itibar veriyor olabilirsin. Veya bunun dengesini henüz tam olarak kuramadın. Sonuçta hayat denge/dengeler üzerine kurulu ve hepimiz KH düzeninde KH standartlarına büyük ölçüde uygun yaşadığımız için, hepimizin sayısız denge sorunları var. Bir bakış açısıyla, tüm sorunlar şu veya bu şekilde bir dengesizlik içerir ve bilgi/farkındalık yoluyla dengesizlik giderildikçe ve denge sağlandıkça düzelir vs.  Önemli olan bunları doğru teşhis edebilmek.

Senin yaşadığın sorunda dengesizliğin nerede olduğundan hiç emin değilim, hatta sorununu doğru anladığımdan da emin değilim ama ortaya birkaç olasılık atayım dedim, belki bunlar veya çağrıştırabilecekleri şeyler üzerinden gidilebilir diye.

Sen şimdi bir yandan karşındaki insana fazla itibar atfedip ondan gelebilecek faydalı/zararlı pek çok etkiye kendini açarken, "bak ben egoist değilim, gayet mütevazı olabiliyorum, kendimi öne sürmüyorum, dinlemeye, paylaşıma, buna göre bazı değişikler yapmaya açığım" gibi bir düşünce içinde olabilirsin. Kendine egosuzluğunu kanıtlamaya çalışıyor olabilirsin yani. Bir ihtimal olarak söylüyorum bunu yalnızca. Diyelim ki bu doğru. Bu dengesizlik daha sonra tam tersi yönde dengesiz etkiler de yapacaktır. Örneğin başkalarını tahakkümün altına almaya, onlar üzerindeki otoriteni suistimal etmeye yönelik eğilimlerle örneğin. Belki otorite olduğunu düşündüğün birilerinin şu veya bu düzeyde suistimaline uğradın, pozitif etkiler aldığını, doğru bir paylaşımda olduğunu düşünürken pozitiften çok negatif etkiler aldın, karşı taraf belki dikkatsizliğinden, belki umursamazlığından/egosallığından dolayı sendeki olumsuz reaksiyonu görmezen geliyor ve belki karşı tarafla bunun muhasebesini bile yapmadın veya yapamadın. Dolayısıyla bu konuda bir kızgınlık içindesin ve bunu tam olarak ifade edemedin, o zaman bir ihtimal bu durumun kızgınlığıyla aynı şeyi belki aynı düzeyde olmasa bile başkalarına yapma eğilimi gösteriyor olabilirsin.

Umarım aşırı alaksız olmamıştır. Sen bu yorumlarım konusunda sapla samanı bir ayırmaya çalış, ona göre görüşlerimi paylaşmaya devam edebilirim ;)

bona fide

#242
Merhaba bozadi şifa bulmaya yönelik çalışma yollarını somutlaştırma adına kendimizi değiştirerek başlayabilirizi örneklerken buna şifa bulmaya engel olan şeyler babında kendi zihin temizliğim gibi gereksiz düşüncelerden arınma adına o örnekleri verdim. cevabını alt alta alıntı yapamayacağım paraf paraf cvplayım.
1ve2. paraf: etkileşimde olmak ya da kalmak beni yoruyor zihnimi konudan hemen arındıramıyorum. doğanın kanunu bu yoluma devam edeyim noktası çöküntü öfke çaresizlik umutsuzluk hisleri peşimi bırakmıyor hemen yeniye odaklanıp olayı insanı bakış açısını uygulamayı başkası adına kabullenmek misal onu öyle kabul etmek zor oluyor benim için. fikirden düşünceden olaydan kişiden uzaklaşma huzur vermesi gerekirken sorun benim için sorun olan şey orda öylece duruyor ya hani kafamı ordan çekip alamıyorum. bi kaç gün)) şifaya engel olarak gördüğüm durumladan biri beim için.

3 ve sonraki paraflarına: kendi eksikliklerimi hemen kabullenmek yerine savunmaya yönelik davranışlarda bulunmak ya da anlamadan düşünmeden müdahale etmek. bunu biraz aşıyor gibiyim kavga etmemeye -algılarımı zorlayıp- ciddiyim burda ne oluyor sorgulaması yapıyorum zihnimde. bişey öğrenmem için bu anı yaşıyorum ama ney ne ders çıkarıyorum burdan. mesaj ne gibi.))

yardımla ilgili anlatmak istediğim misal birisi yardımda bulunuyor bu yardımda ona sebep olacak tüm enstrumanlar sana ait fakat onunda yardımları varlığı bu organizasyonda gerekli diyelim. ya da hayrına yardım burs destek vs kendini bu konuda vazgeçilmez gibi değilde hani ben olmasam havası yaratan davranışlar tavırlar olduğunda bu beni öfkelendiriyor. oysa o şahsıda öyle kabul etmek gerektiği bu ona iyi hissettiriyorsa  gururlanıyorsa bırak öyle düşünsün haklı kendince demek kendi iyiliğim için şifalı adım olabilir yardımda bulunanın tavrına öfkelenmek ruhumun ego savaşı altta yatan kıskançlık belkide. muhasebesini şuan yapıyorumda )) ona kafa yorup eleştiriken kendi yenilmişlik duygumu egomu kurtarmaya çalışıyordum. bu nasıl çakallık aymazlık basiretsizlik yazıyı bitirip evrenden ve gıyabında bütün yardımseverlerden özür dileyeceğim.şuan bendeki ferahlık evrenede yansımış olabilir.bu içsel bir aydınlanma oldu. bir yükten kutuldum. sayende bozadi çözümleme için teşekkürler.
 

bozadi

#243
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen bona fide

etkileşimde olmak ya da kalmak beni yoruyor zihnimi konudan hemen arındıramıyorum. doğanın kanunu bu yoluma devam edeyim noktası çöküntü öfke çaresizlik umutsuzluk hisleri peşimi bırakmıyor hemen yeniye odaklanıp olayı insanı bakış açısını uygulamayı başkası adına kabullenmek misal onu öyle kabul etmek zor oluyor benim için. fikirden düşünceden olaydan kişiden uzaklaşma huzur vermesi gerekirken sorun benim için sorun olan şey orda öylece duruyor ya hani kafamı ordan çekip alamıyorum. bi kaç gün)) şifaya engel olarak gördüğüm durumladan biri beim için.
Belirli bir konuya odaklandığın zaman kendini, düşünce ve hissediş kaynaklarının çok büyük bir bölümünü o konuya, o duruma odaklama eğilimin var sanırım. Bu, o konuda veya o durumda güçlü bir varlık gösterebilmek açısından faydalı olur. Ama hayatın hem yatay, hem dikey olarak çok boyutlu olan özelliği, sürekli aynı konu veya aynı durumda (sadece o durumun bakış açısıyla ve enerjileriyle) kalmayı pek mümkün kılmıyor. Akışa, duruma, şartlara göre değişme/dönüşme mecburiyetleri oluyor ve adeta farklı "boyutlar/gerçeklikler" arasında geçiş yapmak zorunda kalıyoruz. Bu geçişler bazen zorlu olabilir, özellikle de işlerin daha yolunda gittiği bir boyuttan, tıkanık deneyim boyutuna geçmek zorunda kaldığımızdaki gibi. Hayat deneyimimizde çeşitli "bölünmeler" olmak zorunda kalıyor. Bu ille de negatif bir durum değil, hatta doğal, gerekli ve kaçınılmaz bir durum. Bu tıpkı Tanrı dediğimiz sonsuz potansiyelin 7 yoğunluğa bölünmesinin doğallığı ve gerekliliği gibi. Tümü aynı varlık, tümü bir aslında. Yani bu bir çatışma meydana getirmek zorunda değil, doğal bir ihtiyaç ve zenginlik. Ama bizim KH egemen koşullarımızda bölünmeler, yani varoluş deneyimimizin farklı boyutları, pek çok sıkıntı meydana getirebiliyor.

Sorunun veya sorunların teşhisi ve çözümü için, hangi boyutta veya boyutlarda veya hangi çakrada veya çakralarda sorunlar, tıkanmalar olduğunu tespit etmek ve çözüm iradesi geliştirmek gerekecektir.


Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen bona fide

 yardımla ilgili anlatmak istediğim misal birisi yardımda bulunuyor bu yardımda ona sebep olacak tüm enstrumanlar sana ait fakat onunda yardımları varlığı bu organizasyonda gerekli diyelim. ya da hayrına yardım burs destek vs kendini bu konuda vazgeçilmez gibi değilde hani ben olmasam havası yaratan davranışlar tavırlar olduğunda bu beni öfkelendiriyor. oysa o şahsıda öyle kabul etmek gerektiği bu ona iyi hissettiriyorsa  gururlanıyorsa bırak öyle düşünsün haklı kendince demek kendi iyiliğim için şifalı adım olabilir yardımda bulunanın tavrına öfkelenmek ruhumun ego savaşı altta yatan kıskançlık belkide. muhasebesini şuan yapıyorumda )) ona kafa yorup eleştiriken kendi yenilmişlik duygumu egomu kurtarmaya çalışıyordum. bu nasıl çakallık aymazlık basiretsizlik yazıyı bitirip evrenden ve gıyabında bütün yardımseverlerden özür dileyeceğim.

Katkısından (ve dolayısıyla hak ettiğinden) kat kat fazla itibarı kendi tarafına çekmeye çalışanları gördüğün zaman buna sinirlenmen doğal bence, ben de olsam ben de sinirlerim. Çözüm kendiliğinden olacaksa veya bu durum nispeten kısa bir süre içinde kendiliğinden düzelecek gibiyse ne ala, öyle değilse, "dengesizlik/anormallik/yanlışlık/çirkinlik" devam edecek veya edebilir gibi görünüyorsa bu daha moral bozucu tabi. Hele ki bu konuda bir karşı eylemde veya "düzeltici" eylemde bulunmayacak veya bulunamayacaksak, farklı birşeye konsantre olmak gerekir. Senin bu yaşadığın şeyi ben dahil herkes hayatın çeşitli farklı durumlarında/boyutlarında deneyimliyordur illa ki ve örneğin belki ben de aynı şeyi şu veya bu şekilde yaşadığım ve gerekli çözümü araştırmadığım ve/veya uygulamadığım halde hiç utanmadan sana bu durumda ne yapman gerektiğine dair bir görüşümü söyleyeceğim.

Kızdığın şey tabi ki kızmaya değer olabilir ama seni asıl kızdıran şeyin, yani "asıl sorunun" o olmadığını biliyorsun. Çözümleyemediğin ve çözme sorumluluğunun kendine ait olduğunu bildiğin veya düşündüğün başka, daha derin veya daha "içsel" bir sorununu çağrıştırdığı için kızıyorsundur belki de daha çok. Kendine yönelik bir kızgınlığın, bir çıkmazın var ve dışarıda gözlemlediğin o sorun da senin kendi içsel sorununu ve çözümsüzlük/çıkışsızlık düşüncelerini veya hislerini çağrıştırıyor olabilir.

Kendi bazı deneyimlerime dayalı bir örnek vereyim; pek çok lüzumsuz kızgınlığımın ve aptalca hareketlerimin, hayatı/varoluşu bir bütün olarak değerli ve anlamlı bulmama eğilimimle (o eğilimimin güçlendiği zamanlarla/durumlarla) bağlantılı olduğunu giderek daha fazla seziyorum.

Sadece olasılıklar. Meseleni olduğundan çok farklı mecralara taşıyıp iyice içinden çıkılmaz hale getirmemişimdir umarım. Savurduğum cüretkar sorun teşhisi olasılıklarını çok ciddiye alma lütfen.

bona fide

#244
)) bir üstteki ilk cevabından sarsılmadım desem yalan olur. herhangi bi konuda yetkin olup yetkinlerle tartışacağım ve tevazu itibar göstermekten belim kırılacak. ki keşke o bahsettiğin insan yani yetkinlikte olabilsem de tevazudan kırılsam ezilsem. sizler bilmiyorsunuz bana ne kazandırdığınızı.çok yönlü bakmayı ki halen daha fazla yön olasılık olduğu gerçeğiyle oldukça yetersiz kalmama rağmen. sonra durup düşünmeyi beklemeyi kendimi görmemi ve yaşamımda bunları pratiğe dökmemi sağladınız. hoşgörülü olmayı belki alttan almakla karıştırılacak ancak örneklersem; çocuklarımla ilişkilerimde onlar dünyadaki hemen her çeşit karakterin davranacağı ruhsal evreleri büyürken deneyimlettirdiklerinden. karşımdaki bireyinde en az çocuklarıma gösterdiğim kadar toleransı hak ettiğini düşünmemin ayırdına burada vardım.ne kadar kalın kafalıyımki çocuklarımla bu keşfi yapabildim kendi aile ilişkilerimde de yapabilirdim kardeş anne baba.neyse buda hoş görülü olmamı kolaylaştıran bir etmen bir bilen yada yetkin olduğumdan değil. yani artık ne ölüme ne ölüsüne gibi nefret düşüncelerim yok öncedende yoktuda en azından kinlenirdim kinsiz olup çıktım ))uzaklaşırım en azından ki çocuklarımla bazen hemen hergün papaz olup yüzyüze bakıyoruz dışardaki insanlara naif olmak zorunda olmakla birlikte elimde olmadan ortay açıkan bir saygı var bunu fazla bulanda var içimden geliyor. hele çocuklara inanılmaz vizyonları var.onlarla yaşamı yakalıyorum. bu platform dönüştürücü sorgulatıcı hemen her inançtan farklı yaşam algılayışında olan insanlar etiketlere önem vermeden özgürce samimi hislerini yazıyorlar güven duygusunu pekiştiriyor bu. inanın burda edindiğim güvenle yaşam pratiğimde aynı hislerle olduğumda karşılıklı güveni itinayı samimiyeti buluyorum.engeller olduğunda denge yüzünden gerekli en azından katlanılabilir üstesinden gelebilirim düşüncesi oluyor. evrenin tokadı hazır haksızlık etmeden yaşama gayreti ki bu konuda yanlış anlamalar anlaşılmalar uygulamalar için olaylar sürekli servis ediliyorken yani heran dersler devam ederken tuzağa düşme kendimi kaptırma ya da jetonun geç düşmesi idraksizlik öfke...sonra burda bi yazı okuyorsun ve muhasebe yapmaya başlıyorsun )) yaptığın ya da yaptığınız hiç bir şey boş ya da cüretkar değil. Tüm kalbimle teşekkür ederim.  ve samimiyetime inanmanızı isterim.
 

bozadi

#245
Gönül-Akıl (kalp-beyin) düalitesi aslında muhtemelen aynı şeyin birbiriyle doğrudan etkileşimli iki yüzü gibi ama bazı analizler için bunları birbirinden ayırarak meselelere yaklaşmak gerekebiliyor gibi anlıyorum.

Huzur, güven, sevgi, mutluluk gibi temaların "gönülle" daha doğrudan bir bağlantısı olduğu kabul edilir. Aslında normalde akıl da gönüle hizmet eder, bu pozitif değerleri artırmaya veya ilerletmeye veya bunlarla ilgili sorunları teşhis edip gerekli değişikliklerin yapılmasına hizmet eder veya doğalı budur diye düşünüyorum.

Bizlerdeki korku, huzursuzluk, güvensizlik, sevgisizlik sorunlarının hem gönülle hem de akılla ilgili olduğunu, ikisini de etkilediğini, ikisinin de işlevlerinde anormalliklere neden (duruma göre hem neden, hem sonuç) olduğunu düşünüyorum.

Yalnız, gönlümüzde, varlığımızda yukarıda saydığım pozitif potansiyellerin varlığını gördüğümüz, bildiğimiz, sezdiğimiz halde, aklımızı hayatımızdaki çeşitli sorunlarla boğuşmaya çok yormak zorunda kaldığımız için, bu aşırı ve karamsar zihin kullanımı, bizi gönlün kökenindeki sonsuz/evrensel pozitif değerler kaynağından uzaklaştırıcı bir etki yapıyor sanırım.

"Akıllı olup dünyanın derdini çekeceğine, deli ol dünya senin derdini çeksin" sözünün de burada tanımlamaya çalıştığım meseleyle ilgili olduğunu sanıyorum. Ve "aşkın gözü kördür" sözünün de. Birazdan neyi kastettiğimi açıklamaya çalışacağım.
 
Akıl-gönül düalitesinde, hayatımızın muhtemelen diğer tüm alanlarında olduğu gibi bir denge ihtiyacı var. Normalde, bu ikisinin ortasında durmak gerekiyor. Bu konunun daha sonra ele almaya çalışacağım pek çok ayrıntılı, zıt görünümlü / kafa karıştırıcı yönleri olmakla birlikte (yin-yang gibi, siyah içinde beyaz, beyaz içinde siyah, iç içe geçen döngüler), şimdilik bu durumu görmezden gelerek sadece konsantre olmak istediğim belirli bir duruma dikkat çekeceğim, ayrıntıları ve karmaşık yönleri incelemeyi sonraya bırakarak.
 
Sürekli, çok fazla stres, üzüntü, huzursuzluk, güvensizlik yaşıyorsak, bu durum hem fiziksel hem de ruhsal olarak daha da yıkıcı etkilerin önünü açabilir. "Gerekçeler" ne kadar haklı ve kaçınılmaz olsa veya görünse de, ebedi/ilahi bağlantıları olan bir huzura, güvene, sevgiye olan ihtiyaç kritik yaşamsal öneme sahiptir. Akıl-gönül düalitesinde gönülden akıl yönüne doğru dengesizce bir kayma olduğu anlamına gelmesi muhtemeldir bu durumun.

Gönül dediğimiz şeyin temsil ettiği pozitif değerler özü itibariyle evrensel/varoluşsal/ebedi değerlerdir. Ve gönlün bu anlamda pozitif değerlere dayalı şifalandırma potansiyelinden yararlanmak için de, tüm evrenle, daha da doğrusu tüm varoluşla birlik, özdeşlik, teklik bilincinin, inancının faydası olacaktır.
 
"Benim çeşitli erdemleri, günahları, sorunları ve yetenekleriyle 'bu birey' olmam geçici bir durumdur. Ben sadece bu birey değilim. Yine kendilerine göre çeşitli olumlu ve olumsuz yönleri, çeşitli üstünlükleri ve sorunları olan diğer tüm bireyler de benim aslında; hepimiz tek bir birliğin İlüzyon denen yaratım içinde belirli bir özgür iradeyle çeşitli ve sonsuz deneyimlerden geçen uzantılarıyız. İlüzyondaki hiçbir şey sonsuza kadar sürmeyecek. İlüzyon bahçesinin ortasındaki, İlüzyona can veren ebedi sonsuz potansiyelin kendisiyiz. Ebedi gerçek budur."
 
İlüzyon dış küresinin ortasındaki ebedi gerçeğin tam olarak ne olduğunu bilmek, anlamak, sezmek bizim için her zaman kolay olmayabilir. Özellikle de çok fazla ilüzyona doğru kaydığımızda, İlüzyon içindeki küçücük bazı ayrıntılara mutlak gerçek muamelesi yaptığımızda. Elbette ilüzyonun da aslı gerçektir, gücünü ve varını ondan alır ve ilüzyon anlamsız, faydasız da değildir, hayat dediğimiz bu tanımlaması zor zenginliği, güzelliği içeriyor, hem birey hem de mutlak bütünlük anlamında kendimizi tanımamıza hizmet ediyor ama aşırı ve çok uzun süreli kızgınlık, üzüntü, stres, huzursuzluk ve güvensizlik söz konusu olduğunda, artık İlüzyon içindeki durumlar koşullar ne kadar haklı veya kaçınılmaz görünürse görünsün, dengeleme için ebedi gerçeğe dönmemiz, terazide oraya doğru yaklaşmamız gerekiyor demektir. Ebedi gerçeği çok fazla anlamlandıramıyor olmamızın nedenlerinden biri zaten ebedi gerçek ile ilüzyon arasındaki terazide ilüzyona fazla kaymış bir dengesizlik hali içinde olmamızdır.

Bu noktada İlüzyon içinde "çok akıllı olmanın", "herşeyi açıklayabilmenin/çözebilmenin" daha doğrusu bunu saplantı haline getirmenin birşeye faydası yoktur. Burada çözüm için gerçekten gerekirse biraz "aptal/deli" olmak gerekir. Ki burada kastedilen dengeleme ihtiyacı bağlamında önerilen şey sadece İlüzyon'da ve sadece egomuza veya başka egolara "aptalca" görünebilecek olan ama "şifalanmamız" için en doğru, en akıllıca yoldur. İşin garibi, bu hareket, ilüzyondaki hikayenin koşullarından bakınca çok bencilce görünebilir ama hasta olan bir insanın hayattan bir süreliğine çekilmesi, sadece kendini düşünmek zorunda kalması ve başkalarının buna anlayış ve destek göstermesine ihtiyaç duyması ne kadar "bencilceyse", o kadar.
 
Köpekler veya diğer hayvanlar rahatsızlandıklarında nasıl doğada kokularına bakarak şifa için belirli bazı bitkiler/maddeler arıyorlarsa, biz de şiddetli muzdaribi olduğumuz bu huzursuzluk, güvensizlik, sevgisizlik ortamında "köpekler gibi" ihtiyaç duyduğumuz huzurun, güvenin, sevginin, mutlak gerçeğin kokusuna gidebilmeliyiz, onu aramalı, yaklaşmalıyız. Bu kavuşma çabasında hiçbir şey o sonsuz memba (ebedi, sonsuz, mutlak gerçeğin, varlığın, varlığımızın, gerçeğimizin ta kendisi) ile aramıza girmemeli, girememeli. İşte burada "akıl" (ilüzyonda falanca koşullardaki falanca şahıs olma) bilincine odaklanmayı azaltıp, sadece ve sadece ihtiyaç duyduğumuz şeye, "sonsuz gerçeğe" yaklaşabilmeliyiz.

"O ne ki? Herşeyin ortasında durduğu söylenen o ebedi sonsuz gerçeklik neyin nesiymiş, ben niye göremiyorum, bunun kanıtı, dayanağı, gerekçesi nedir?" ... Bunlar ilüzyon içinden, ilüzyonun bakış açısıyla sorulan sorulardır, egosaldır. Egonun çok akıllı, herşeyi görür gibi görünen körlüğünün neticesidir. İlüzyonda belirli bir şahıs olmayı bırakıp, onunla çok alaksız olan veya öyle görünen ebedi gerçeğe, Hakka dönmek, ilüzyondaki bataklığımsı koşullardan bakınca "kör" (manasız, faydasız, aptalca) birşey gibi görünür (aşkın/gönlün gözünün kör olması veya öyle görünmesi meselesi) ama aslında tüm ilüzyona hayat ışığını veren şey o birey ötesi kaynaktır. Tüm bireyleri, tüm ilüzyonu kapsayan, ona can veren kaynak. Sevginin özü, gerçeğin özü budur.

İlüzyon kötü olmak zorunda değildir ama özgür irade denen şey maalesef duruma göre ilüzyonu tam bir cehenneme çevirebilmektedir, bizim örneğimizde olduğu gibi. İlüzyon hem sınırlı hem sonsuzdur. İnsan vücudunun hem sınırlı/sabit olup veya öyle görünüp, hücresel düzeyde kendini düzenli olarak yeniden, yeniden yaratıyor, yeniliyor, tazeliyor olması gibi belki de. İlüzyonun bu sonsuzluğunda varoluşun özüyle uyumlu işleyen yerler çoktur, belki de ezici çoğunluktadır. Biz dünya insanlığı olarak İlüzyonun çok ama çok küçük bir parçasına aşinayız.

bozadi

#246
"Çocuklar gibi olmadıkça, Tanrı'nın bahçesine giremezsiniz" gibisinden söylenen sözün anlatmaya çalıştığı gerçeklik de budur kanaatimce. Çocuk küçüktür, bilmez, cahildir. Ama yetişkinlerin bazen bizzat "fazla akıllı" olmaları nedeniyle kendilerini içine soktukları çıkmazlara da girmezler. Gerçek sevgiye odaklıdırlar. Zihinleri sonsuz ilüzyonik saptırıcılarla (KH nitelikli ilüzyon anlamında) kirlenmemiştir henüz. Herşeyin ortasındaki basit ve sonsuz kaynağa duyarlıdırlar, onunla özdeşliklerine, birliklerine dair sezgileri daha temiz, daha sağlıklıdır. Eğlenmeyi, sevmeyi, sevilmeyi bu nedenle çok önemserler, bunlar mutlak gerçek ile ilüzyon arasında dengede olmanın işaretleri, yansımalarıdır. Tabi burada çocuk derken biraz "idealize" edilmiş bir çocuk örneği vermiş oldum sanırım.

Şimdilik son olarak, ebedi gerçeği hatırlama çabalarımda nispeten yararlandığım bir düşünceyi paylaşmak istiyorum, ki farkına vararak veya varmayarak herkes bunu zaten düşünmüştür veya düşünecektir.

Bundan çok, çok uzun zaman sonra... Ne kadar anlamlı bilmiyorum ama örneğin dünya yılıyla 100 bin yıl sonra, 1 milyon, 1 milyar yıl sonra, 80 milyar yıl sonra (...) hiçbir şey şu anda olduğu gibi olmayacak. Öyleyse ne önemi var? Lokal ilüzyonumuzun şimdi ve buradasındaki bu koşullara tapmanın, buna sonsuzluk ve mutlaklık, bu kadar ciddiyet atfetmenin ne anlamı var? Asıl şimdi ve burada olan sonsuz gerçeği kaçırıyoruz!!

Sonsuzluğu düşünmenin bize karanlık, belirsiz, korkutucu gelen yönleri bizzat kalbimizde, varlığımızda bilgisi olan ebedi gerçeğe körleşmiş, duyarsızlaşmış olmamızdan kaynaklanıyor. Sonsuz ilüzyon küresinin veya simidinin ortasında güneş var, ve güneş sensin. Benim. Biziz. Başka birşey yok. İlüzyona biz can veriyor ve onun içinde oynuyoruz resmen. Kendi geçici ilüzyon gerçekliğimiz içinde yarattığımız bataklığın etkisiyle kendi sonsuz gerçekliğimizi kendimizden esirgeyecek hale geldik. Korku, huzursuzluk, güvensizlik en doğal ve berbat durum haline geldi. Yetsin artık, değil mi?

bozadi

#247
Kendim henüz yeterince örneğini teşkil edebilecek durumda olmasam da, "şimdi ve burada mükemmel tatmin" diyebileceğim bir tutumun önemli faydaları olduğuna inanıyorum.

Yani öyle bir bilgiye, sezgiye, inanca sahip olacaksınız ki, manevi olarak "şimdi ve burada mükemmel bir tatmin" içinde olacaksınız. Böyle bir tutum geliştirmemiz gerektiğine, tabi öncelikle bunu tartışmamız, netleştirmemiz, çeşitli açılardan değerlendirmemiz gerektiğine inanıyorum. Bu tavra sahip olmak kolay değil, çünkü bunun aleyhinde fazlasıyla bilinçsel programlamaya sahibiz ve bu programlamalar sürekli olarak besleniyor da. Sürekli olarak "acizlik" pompalanıyor bilincimize.

Hayatımızda bu kadar dert, tasa varken, durduğumuz yerde manevi ve varoluşsal anlamda mükemmel bir tatmin içinde olmayı düşünmenin, buna inanmaya, bunu deneyimlemeye çalışmanın saçma göründüğünü veya görünebileceğini biliyorum. Ama hayatımızda bu kadar dert ve endişe olmasının KH eğilimli güçlerce uygulanan bir mühendislik çalışması (hesaplı, planlı) olduğu ve amacının da "şimdi ve burada mükemmel tatmin sahibi" olmayı imkansızlaştırmak olduğu ihtimalini düşünün. "Mükemmel tatmin" derken, hayatımızda kendi deneyimlediğimiz veya başkalarının deneyimlediği dertleri inkar etmeye, görmezden gelmeye, empati kurmamaya, bunları çözmekten sakınmaya yönelik bir tavır değildir bu kesinlikle. Tam aksine, bütün o dramların, çıkmazların nihai olarak kökünün kurutulmasına yönelik güçlü bir eğilim taşımaktadır.

Zaman zaman fark etmişsinizdir, ediyorsunuzdur; bizi en çok yıkan şey tüm bu dertlerin varlığından ziyade, o dertleri çözmeye yönelik grupsal/ailesel/kitlesel bir iradenin organize olmuyor, gelişmiyor olmasıdır. Şu anda çektiğimiz dertlerin kat kat fazlasını da çekiyor olabilirdik ama bu mutlaka o oranda daha ümitsiz, karamsar olmamız gerektiği anlamına gelmezdi. Koşulların şu anda olduğundan kat be kat daha kötü olduğu ama şu anda olduğumuzdan kat be kat daha huzurlu, güvenli, ümitli olduğumuz bir durumun kesinlikle imkansız veya anlamsız olmadığını düşünüyorum.

Hayat akışı dediğimiz süreç içinde, bize huzursuzluk, güvensizlik, acizlik fikirleri ve inançları aşılayan o kadar yoğun ve sürekli bir fiziksel, duygusal ve psişik bombardıman aldındayız ki, bu duruma karşı aksi yönde bir bilinçsel tavrı güçlü bir şekilde oluşturmadığımız, beslemediğimiz ve bu doğrultuda destekleşmediğimiz sürece o acizlik ve bununla bağlantılı arzu-korku kısırdöngüsü hayatımızın tek egemen gerçekliği haline geliyor.

İşte o nedenle, ne kadar aptalca veya saçma görünürse görünsün, şimdi ve burada mükemmel bir varoluşsal tatmin geliştirme doğrultusunda işbirliği yapabilmemiz gerektiğine inanıyorum. Bu tatmin dertleri, sorunları inkar etmeye veya görmezden gelmeye yönelik değildir. Dert-tasa dalgalarının altında değil, üstünde olmayla ilgilidir. Doğru bilgiye, bilince, inanca, sezgiye sahip olduğunuzda, etrafınız ne kadar dertlerle çevrili olursa olsun, siz tüm o dert dalgalarının altında ezilmek yerine üstünde sörf yapıyor olabilirsiniz, bu bize bağlı. İnancınıza bağlı. Varlığınızın ve herşeyin varlığının ne anlama geldiğini düşündüğünüze bağlı.

Şimdi ve burada mükemmel tatmin dediğim şey, tüm bireysel varlıkların, varoluş özündeki o sonsuz potansiyelin bir parçası ve "kendisi" olduğu görüşü, sezgisi, inancıyla aynı şey. Siz osunuz. Varolan herşey odur: Sonsuz Potansiyel/Kudret/Akıl/Yaratıcılık. Şu anda bu kudreti, bu yaratıcılığı pek de etkili bir şekilde kullanamıyor olmamız, o kudretten geldiğimiz ve onunla bir olduğumuz gerçeğini değiştirmez. Görüntüler çok aldatıcıdır. Ölümlü bir maddi bedenin acizlikleri içinde ve binbir türlü fiziksel, duygusal ve psişik zehir, baskı ve işkenceyle binlerce yıldır yoğruluyor olmamız neticesinde büyük ölçüde bloke oldu yaratıcılığımız, sonsuz ve mutlak potansiyel olma ve yaratma farkındalığımız. O sonsuz akıl ve kudretin birliğinden, bütünlüğünden hoşlanmayan, onu kendi şahsi kontrolleri altına almak isteyen birileri, din, siyaset ve ekonomi dahil her yolla, insanların var olan egosal açıklarını kullanarak onları zayıflatma, aptallaştırma, birbirine düşürme, acizleştirme ve sömürme doğrultusunda büyük başarılar elde ettiler.

Allah/Tanrı dediğimiz şey hem en büyük gerçek, hem de en büyük yalandır.

Gerçekliği, doğruluğu, herşeyin bir olmasıyla ilgilidir; varolan herşeyin bir parçasını/uzantısını teşkil ettiği o özün sonsuz akıl, kudret, potansiyel olmasıdır. Allah/Tanrı ile ilgili yapılan tasvirlerin yalan veya aldatıcı nitelikte olan, kölelik bilincini meşrulaştırmaya hizmet eden kısmıysa, varolan herşeyin o sonsuz potansiyelin bir parçası ve kendisi "olmadığı" yönündeki açıklamalar, dayatmalar ve özellikle de bu tasvirlere iliştirilen nefret ve tehditkarlık eğilimleridir; köleleri özgürlük ve birlik gerçeğine uyanmakta olan efendilerin, uyanmamış köleler/hizmetçiler aracılığıyla sergiledikleri nefret ve tehdit.

bona fide

#248
bozadi "mükemmel tatmin" tutumu içinde olmak için hem insanın yaşama sevinci içinde olup hemde ölüme buyursun gelsin rahatlığıyla bakabilecek anlayışı kabulu ve teslimiyetinde olması gerekir. ki 5. boyut zihniyeti evliyalık gibi bişey bu dediğin.var olan etkileşimlerden zevk alıp yasaya teslim olmak. mutlak tatmin teslimiyetle olabilir düşüncesindeyim. günümüz koşulları sistem bu yapı olmasın diyelim. yaşamın döngüsü ruhun evreleri bilincinde olsak dahi bu forumun misyonu üzerinden bakıldığında senin bahsettiğin tutum 5. boyut tutumu 1.2.3.4. boyutta ruh özellikle 3 boyutta ancak gezginler yardıma gelen gönüllülerki onlar dahi sapmayla kh olabiliyor sen tam bir 5. boyut bh den bahsediyorsun. nolamaz eşyanın tabiatına aykırı dermişim. sen o farkındalıkta ve o anlayışı pratiğie dökebilirsin. bütünün parçası olmakla birlikte hatta yüksek benliklerimizde o seviyede olup benliğimizin birazı halen o seviye kalmış olsa dahi karma ya da dersler adına burada bulunuyor olmamız hangi tetikleyicinin ne tür sınavdan geçireceğini bilemezken. öğrenmemiz gerekenin ben değil biz, bütünün hayrına yaşayabilmek kendinden vazgeçmek. yani bana çok zor gözüktü. şuanki yapının dışında bir yaşam hiçbir ihtiyaca yönelik mağduriyet olmasa dahi pratik yaşamda farkındalığını koruyacak bir ruh zaten o mertebeye çıkmıştır ve benden değildir)).

yine alakasız olacak fakat bir örnek vermek istiyorum farkındalık denilen şeyde dahi tuzaklarla doluyuz çunki
feminizm misal kadınlar işte bir eşyadan farklı olarak saygı görmek benimde hakkım yaşamın her alanında bende varım filan falan. bu felsefeye sıkıca sarılmışlar bencillik diz boyu ötekiletirmeye şiddetle itiraz ederken kendileri can damarından yapmaktalar halbuki. ve bunu fark edemiyorlar. abuk subuk gösteri savunma rezillikten başka durum çıkmıyor ortaya. şiddete karşıysan bunu tüm canlılar adına yapmalısın bacım diyesim geliyor. kendiini bi sınıfa ayrıp yada ayıranların tuzağına düşüp kaos yaratman senin özel ayrıcalıklı olmanı sağlmayacak senin şiddet gören erkekten çocuktan hayvandan farkın yok ya da haksızlığa uğrayan erkekten hayvandan çocuktan farklı değilsin önce bunu bi anla. ne kadarını yapıyorsun onların hakkını ne kadar ögzetiyorsun  hiç gerçekten hiç birini yapmayıp sokaklara çıkıp kadın hakları bu nasıl bir sığlıktırki bir üst leveli insan haklarıdır. bu sistemin oyuncağı olarak bu tuzak cümleye hapsolmuşuz. doğa insan haklarını takıyormu hayır hayvandan ayırıyormu hayır kazanan kim doğa neyse konudan çıkıyorum yani bozadi demek istediğim senin bahsettiğin mutlak tatmin bh formunda ruhun evresine bağlı. farkındalık dediğimiz şeyler de dahi kh tuzağındayız. insanın üstünlüğünü hükmeden sahip olan olarak algılatan bi yapıda ki tuzakda bu zaten ve tüm tuzakların farkında bi seyirci 5. boyut ruhuna sahip olabilir. arzuya dayalı yaşamda çok zor bir hedef bu.
 

Tgur

#249
Kısaca,
Haklısın Bonafide, feminizmi bayraklaştırıp kilitlenmek doğaya hayvana ve daha bir çok şeye  olan ayrılıkları göz ardı etmek hatta diğer ayrılıkları da yokmuş sayıp o konuda fix olmuş bir anlayıştan başka hiç bir şeyi kale almamak Bozadinin bahsettiği bir olmanın bilinci ile dalga üzerinde sörf yapmaya aykırı bir davranış,

Zira o bir olmanın bu indirgenmiş yaşam derinliklerinde yazılımdaki dayatmalarımızın ilkelliklerinde yaşarken hiç olmazsa ayrılıkların farkına varıp onun üstünde bir bilinç salına tutunmamız gerek..



bozadi

#250
Arkadaşlar, değerli katkılarınız, eleştirileriniz için teşekkür ederim.

Bu önerdiğim tutumun genel şartlarımıza uygun oluş ve olmayış düzeyleriyle ilgili benim zihnimde de en hafif deyişle bazı belirsizlikler var zaten.

Ve belirttiğin gibi bona fide, yaptığım bu önerinin henüz farkına varmadığım bazı yönlerinin farkına vardıkça, bunun şartlara olası uygunsuzluğu nedeniyle faydadan ziyade zarara, kolaylıktan ziyade zorluğa neden olmasının çok daha muhtemel olduğuyla yüzleşmem gerekebilir.

Belirttiğim gibi, öncelikle konunun netleştirilmesi, tartışılması, eleştirilmesi gerekiyor ve bunu bir ölçüde yaptık zaten. Biraz devamını da getirmeye çalışıp, olası fayda ve zararları netleştirmeye devam etmiş oluruz diye tahmin ediyor, umuyorum.

Konuyla ilgili bazı görüşlerimi paylaşmaya, derinleştirmeye çalışmadan önce, feminizm konusunda bahsettiklerin üzerinde düşünürken, bunun tıpkı belirli bazı dinci şahısların veya grupların yaptığı gibi kadın-erkek ayrımcılığını teşvik ettiğini fark ediyorum. Yani birbirini besleyen, doğrulayan, tamamlayan, destekleyen iki aşırı zıt kutup. Kadın ve erkeğin tamamen aynı varlığın, sırf birbirini saymayı, sevmeyi kolaylaştırmak için doğa/evren/hayat tarafından büründürüldüğü iki farklı şekli, kabuğu, maskeyi mutlaklaştırarak özdeki birliği görmeyi engelleme çabası var bunda. Gerici denebilecek bazı dincilerle "süper-ileri" (!) bazı feministlerin aynı gemide olduğu bir durum bu.

Kadınlar sonsuza kadar kadın olarak kalmıyor. K'ların dikkat çektiği gibi, boş ver enkarnasyon dışı (5. yoğunluk) cinsiyetsiz durumu, enkarne halde bile bir ruhun kadın enkarnasyonları ile erkek enkarnasyonları nihai olarak dengede oluyor/olacak.

Erkek cinsiyetinin agresyon konusundaki aşırılıkları/dengesizlik sorunları, kadınların kendilerine özgü bambaşka konulardaki aşırılıklarını/dengesizliklerini ortadan kaldırmıyor. Erkekler şeytan da kadınlar melek değil. Erkekler dünyayı batırmaya uğraşıyor da kadınlar dünyayı kurtarmaya uğraşıyor değil. Böyle bir cinsiyet ayrımı yok. Erkek ve kadın aynı varlığın geçici olarak aldığı iki farklı görüntüdür.

Bunları söylerken, kadına ve nispeten benzer bir suistimal edilebilirlik durumunda bulunan diğer insan gruplarına veya diğer canlılara karşı kötü ve hatta şeytani davranışlar mümkün olduğunca ifşa edilmeli, gündeme getirilmeli, hesabı sorulmalı, benzer durumların önlenmesi için yapılabilecek şeyler yapılmalı, bundan şüphem yok.

bozadi

#251
"Mükemmel tatmin" konusunun "BH" konusuyla yakından ilgisi olduğunu düşünüyorum ben de, ama bu çabayı bir yoğunlukla ilişkilendirmeye çalıştığımda, doğrudan 7. yoğunlukla aramızdaki ilişkinin farkında olmaya benzetme eğilimindeyim bunu. Varoluşun mutlak niteliğine dair aşırı bir gizem, belirsizlik ve kaos olduğunu hissediyorum kendi bakış açımdan. Varoluşun aslına, esasına dair gizem, kimi insanlar için veya bazen tüm insanlar için gayet normal, gerekli, faydalı özelliklere sahip olabilir. Ama bu gizemin zararlı çalıştığı durumlar da olduğunu düşünüyorum ve o gizemi giderme yönünde somut bazı adımlar atma gereği duyuyorum.

"Mükemmel tatmin" kesinlikle sorunların varlığına dair algılarımızı, farkındalığımızı pasifleştirmeye, uyuşturmaya yönelik değildir, bu zaten pek mümkün de değildir sanırım. Neye inanırsanız inanın ve güvenirseniz güvenin, çok acı ve kahır çekiyoruz ve böyle birşey yokmuş gibi davranamayız istesek de.

İddia ettiğim gibi bir tatmin mümkün ve makulse bile, bu durum acıları, dertleri bir anda ortadan kaldırmayacak. Hatta muhtemelen, süreç ilerledikçe, bu durum sorunlarla, acılarla, dertlerle ilgili farkındalığı "artıracaktır". Evet, şu anda hiç birimiz yeterince güçlü olmadığımız için, varlığıyla yüzleşebileceğimiz kişisel ve sosyal dertlerin de bir sınırı var, yani bir kısmıyla yüzleşmeyi kaldırabiliyoruz, büyük bir kısmıyla yüzleşmeyi ise "kaldıramıyoruz". Bireysel ve toplumsal dertlerin büyük bir kısmını görmezden gelerek yaşamaya devam ediyoruz. "Tatmin" dediğim şey, kısavadede değilse de uzunvadede "kaldırılabilen", "yüzleşilebilen" ve "çözümü için somut çaba harcanabilen" dert kapasitemizi artıracaktır aslında. Ve üstelik, daha önce çok daha az dertle bile ciddi bir ümitsizlik, karamsarlık halindeyken, nihai hakikate dair farkındalığın pekişmesiyle birlikte çok daha fazla ve derin dertle mücadele ederken gayet ümitli ve iyimser olunabilecektir.

"Nihai hakikat" kavramıyla veya bu kavrama yaklaşımla ilgili en büyük sorunlardan biri, bu kavramın atıfta bulunduğu şeyi "dışarıda", "bizden uzakta" bir yerlerde arıyor olmamızdır. Bilincimize sürekli olarak acizlik/yalan/zehir emdiriliyor olmasıyla birebir alakalı bir mesele bu. Yobaz Materyalizm ile Yobaz Dinciliğin elele derinleştirmeye çalıştığı sorun bu: "Çözüm, açıklama, ferah burada değil, uzakta ve ulaşımı imkansız, daha da kötüsü anlamsız."
 
Tüm varlığın sahibi ve kendisi olduğumuzu anlamadığımız, hatırlamadığımız sürece, tüm bu dertlerle boğuşmamız da genellikle çok verimsiz ve anlamsız bir süreç haline geliyor. Sorunlarla mücadeleyi küçümsemiyorum, hatta duruma göre, mutlak gerçeğe dair benim (çeşitli kaynaklardan etkilenerek) önerdiğim şekilde spesifik bir inanç ve farkındalık geliştirmeksizin, sorunlarla, adaletsizliklerle mücadele ediş süreci içinde de mutlak gerçeğin ilhamı, farkındalığı, güveni, sevgisi gelişir. Bu ikisi aslında pek çok diğer kutbiyet gibi %50-50 işleyen bir süreç diye düşünüyorum. Yani "dur ben önce herşeyden uzak kalıp mutlak gerçeğe ereyim, ondan sonra sorunları çözmek için gerekeni de verimli bir şekilde yaparım" diye bir tutum pek mümkün ve anlamlı görünmüyor bana. İki süreç bir şekilde birlikte ilerliyor hemen her durumda.

Sorunları sadece "kafada" teorik/inançsal olarak çözmeye çalışmakla sadece "sahada" mücadeleyi fetiş haline getirerek çözmeye çalışmak, ikisi de aşırı uç. Önerdiğim şey sorunları ve çekilen acıları sihirli bir değnek değmişçesine ortadan kaldıracak veya sorunlarla mücadele etmeyi gereksiz kılacak, görmezden gelmeyi teşvik edecek birşey değil.

Yeterli temele, sezgiye, bilince, inanca ve azme sahip olanların, "Ben neyim/kimim?" sorusuna, elimizdeki belli-başlı bazı kaynakların açıklamalarının da ilhamı ve yardımıyla "nispeten mutlak" (biraz tuhaf bir ifade ama ille de yanlış değil) bir şekilde cevap verebilecek hale gelerek tüm bu sorunlarla arasındaki ilişkinin doğasını giderek artan bir düzeyde anlayarak bu sorunlarla çok daha bilinçli ve dolayısıyla etkili şekilde mücadele edebilecek hale gelmesine yönelik.

Hem (başta) kendime, hem de ilgilenen herkese yardımcı olabileceği ümidiyle, bunu somutlaştırma çabamı sürdürmeye çalışacağım.

bona fide

#252
merhaba bozadi, daha önce cevap yazmıştım sevgili tgurun cevabından yola çıkarak ayrılıkların farkına varıp onun üstünde bir bilince sahip olmaya çalışmalıyız cümlesiyle senden ve herkesten aklına gelen ve insanları ayrılmaya iten tuzaklara dair konuları yazmanın faydalı olacağını düşündüğümden. sonra son yazını okuyunca sildim akış değişmiş formatı bozmayım diye.
üstte var oluşun gizeminden bahsetmişsin ya ya da gizemli gibi görünmesini sağlayanlar yüzünden insanların bunu hem yararlı hemde zararlı açıdan çıkarları için kullanmaları adına netleştirmek istemen bunu ve yazının sonundaki ben neyim kimim sorusuna cevap verecek hale gelerek sorunlarla etkili mucadele edecek hale gelme, fikrini kendi çapımda küstahça değerlendirip  her iki soruda da zihinde sapma var ego devrede diye hayıflanırken cevabını almadan ön yargılı davranamzsın diyen içsesimle çenemi kapayıp senin o iki soruya kaynaklar olmaksızın şahsi cevabını öğrenmek istedim.sence varoluş gizemli mi ve insan ben kimim neyim sorusunda sence kim? öyle naif adamsınki kaynakların ilhamı ve yardımıyla genel ifadeyi yazacaksın zaten, senin şahsi düşünceni bu sabırsız insan merak etmekte.
 

bozadi

#253
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen bona fide

sence varoluş gizemli mi ve insan ben kimim neyim sorusunda sence kim? öyle naif adamsınki kaynakların ilhamı ve yardımıyla genel ifadeyi yazacaksın zaten, senin şahsi düşünceni bu sabırsız insan merak etmekte.

Evet, haklısın bona fide. Elimizdeki kaynakları okuduktan sonra, bu sorulara o kaynakların bendeki etkilerinden tamamen bağımsız bir cevap vermem ne yazık ki imkansız gibi birşey benim açımdan. Yine de, cevabımı verirken, mümkün olduğu kadar o kaynaklara "bürünmeye" çalışmadan, spesifik olarak kendi somut, lokal, bireysel durumum açısından yanıt vermeye veya buna göre bazı ek açıklamalar sunmaya çalışayım.
 
1- sence varoluş gizemli mi.

Bu şekilde başladığım için özür diliyorum ama varoluşun "gizemli" olup olmamasından ziyade, "anlamlı" olup olmaması daha çok ilgilendiriyor beni sanırım. Ve itiraf edeyim ki, yaptığım tüm açıklamalarla çelişen biçimde, sanırım hala birilerinin veya birşeyin çıkıp bana varoluşun "anlamlı" olduğunu söylemesine, hissettirmesine, beni buna ikna etmesine ihtiyaç duyma eğilimindeyim ve bunu az-çok negatif bir manada çocukluk/olgunlaşmamışlık olarak değerlendiriyorum. Yazdıklarım yoluyla insanara "şöyle düşünün, böyle yapın" deyişlerim, daha çok kendimi o söylediğim şeye ikna etme ihtiyacımın bir yansıması aslında çoğu zaman.

Ra "gizem" faktörünün öneminden, doğallığından, değerinden bahsediyordu bir celsede. Yani neyi ne kadar çözersen çöz, anlarsan anla, bir gizem faktörü mutlaka kalıyor. Evrensel bir kuralmış gibi adeta. %50-50 olayı yani. Hayat varsayılan ayarlarında %50 gizemli, %50 apaçık ortada oluyor/olacak anladığım kadarıyla. Ama bu iki durumu/faktörü eşzamanlı olarak deneyimlemek de mümkün ve hatta doğal sanırım. Yani, elbette bizim dengesiz alemimizde çok sayıda istisnası olmakla birlikte, gizemliliği ve gizemli olmayışı dengeli, eşzamanlı bir şekilde deneyimlemek doğal sanırım, aynı denge yasasının bir gereği olarak.

"İhtiyaca" bağlı olarak varoluşa belirli bir gizemlilik atfedebiliyoruz diye algılıyorum. Gizemlilik durumu, ilgili süreçte derin bazı soru işaretleriyle ne kadar boğuştuğumuza bağlı olarak da değişebilir. Sorular sormaktan, aramaktan, incelemekten, analiz etmekten bunaldığımız, zaten fazlasıyla iyi bildiğimiz temel bazı şeylerin veya değerlerin konforuna yaslanmaktan keyif aldığımız, faydalandığımız veya buna çok ihtiyaç duyduğumuz durumlarda, "gizem" çekiciliğini ve gerçekliğini/etkililiğini kaybediyor o oranda. Sanırım bende de bu eğilim daha fazla uzun zamandır. "Acizlik" mantalitesinden, kompleksinden o kadar zehirlendim ki, bunun farkına vardıkça artık gizem/bilinmezlik/erişilmezlik kavramlarından nefret eder hale geldim. Belki yaylanma etkisiyle, artık bir o kadar aşırı şekilde ısrarla herşeyin şimdi ve burada olmasına ihtiyaç duyuyorum ve inanma eğilimi gösteriyorum. Belki bunun "tembellik" eğilimiyle de bir bağlantısı olabilir, emin değilim şu an.

2- insan ben kimim neyim sorusunda sence kim?

Önceki soruyla çok yakından alakalı, neredeyse özdeş bir soru benim açımdan. Kim/ne olduğunuza dair en derin inancınız, duygularınız, düşünceleriniz, aynı zamanda varoluşun ne kadar gizemli ve ne kadar anlamlı olduğuyla birebir alakalı.

Yine, sorunun cevabının ne olduğuna değil, ne olması gerektiğine dair reaktif bazı duygu ve düşünce kalıplarının etkisiyle cevap vereceğim. Ve hala dışarıdan bu konuda ikna edilmeye yönelik etki beklentileri bağlamında örtülü bir acizlik kompleksi duyduğumu da inkar etmeksizin, cevabın "çocukçasına basit" olduğunu düşünüyor, inanıyor, daha fazla inanmak, güvenmek istiyorum: Tüm varoluşu var eden güç benim. Sensin. Hepimiziz ve herşey. Çünkü tüm varoluş bir ve özü itibariyle çocukçasına basit birşey. Tıpkı tüm Güneş Sisteminin, tüm o karmakarışık, gizemli gezegenlerin yaratıcısı olan Güneş'in tüm o basitliği, görkemi ve güzelliğiyle apaçık ortada olması gibi.

Güneş olduğunu bilmeden gezegenleri karamsar bir şekilde, arzu-korku döngüsünün esiri olarak bilmenin, anlamaya çalışmanın veya onlarla/onlarda birşey yapmanın ne anlamı var? Öncelikle onların hepsinin yaratıcısının, sahibinin ve kendisinin ben olduğumu bilmem gerekiyor.

Ama olmaz, belanın müptelası yapmış bizi birileri. İlla korkmalıyız, illa şiddetli arzu ve korkuların muhatabı olarak yaklaşmalıyız herşeye. Hep kiracı, hep kaçak olmanın arzu ve korkularıyla yaşamalıyız. Ev sahibi teriminin bile yeterince açıklayamadığı derecede herşeyin özünün ben olduğumu, ne kadar karmaşık ve bireysel olarak akıl almayacak derecede çok/çeşitli bir zenginlik içerirse içersin, şu anda görebildiğim ve göremediğim herşeyiyle, tümmmmmm varoluşun sahibi ve kendisi benim. Bu hiçbir zaman değişmedi ve değişmeyecek. O zaman neden tüm varoluş beni korkutuyor veya korkutması gerekiyormuş gibi bir varsayım içindeyim veya o varsayıma zorlanıyorum ve zorlanıyoruz? Kime neyi yetiştirmemiz gerekiyor? Neyin koşturmacası bu? Tam bir aptallık! Varoluşun en basit ve en önemli gerçeğiyle mücadele derneği üyeleriyiz! İlk ve en basit gerçeği bilmeden, ona yönelik sezgilere, inançlara, farkındalıklara var gücümüzle yatırım yapmayacaksak neye yatırım yapacağız? Hangi mücadelenin, ne anlamı, ne önemi var? Bu ölçeğin ne kadar anlamlı olduğu şüpheli olsa da, varsayımsal olarak 10 trilyar dünya yılı sonra dünya mı kalacak? Sen ben mi kalacağız mevcut kimliklerimizle? Ne durduğu gibi duracak? Hem herşey çokkkk ama çok değişmiş olacak ama aynı zamanda hiçbir şey hiçbir zaman değişmeyecek. Mevcut korkularım, komplekslerim itibariyle bu durumun, bu sezginin, bu ihtimalin de bana korkutucu geldiği durumlar oluyor ama hayır efendim. Gerçek orada duruyor ve gerçek ne kötü, ne de anlamsız. Ah bizi iliklerimize kadar sömüren ve bizi ciddi oranda kendilerine asimile etmiş olanların (bu konuda kendimiz çok masum değiliz tabi) etkisiyle ebedi bambasit gerçeğe karşı savaş açmamış olsaydık... Daha doğrusu bunu yapmayı ne zaman bırakacağız?

bozadi

#254
"Gizemlilik" ve "anlamlılık" kavramlarını düşünürken şu geldi aklıma; gizem bu işte. Varoluş anlamlı mı, değil mi? Ve bu sorunun bir sürü cevabı var bizim varoluşsal/kişiliksel parçalanmışlık durumumuz nedeniyle. Varoluş hem anlamlı, hem anlamsız. Bir parçamız varoluşun anlamlı olduğuna inanıyor, diğer bir parçamız olmadığına. Bu meselede bu iki ana parçanın kendi içinde bir sürü alt ikili parçaları da var. Aslında "bölünmenin" objektiflik, bilgi edinimi, sorgulama, keşif açısından önemli bazı gereklilikleri de var ama bizdeki bölünmüşlük daha ciddi, daha hastalıklı birşey. Kısmen 3. yoğunluğa özgü doğal bir durum, daha çok da şiddetli KH baskılarından kaynaklı hastalıklı bir durum.

Bölünmekte, meselelere çok farklı açılardan bakmakta sorun yok. Sorun, sorunların çözümü için yeterli "irade" sahibi olup olmamakta. Ben bir olay veya durum değilim arkadaş. Ben bir aktörüm. Ben bir kişi, bir varlığım. Sonsuz potansiyelim. Yaratıcıyım. Bunun için varım. Beni çok rahatsız eden, beni üzen, dağıtan, parçalayan, aptallaştıran, zehirleyen şeylere karşı hiçbir şey olmamış gibi bakamam. Ama birileri bize "aktör olma, köle ol, etkileme, sadece etkilen. Kendi iradeni kendin için kullanma, benim için kullan" diyor. Ve biz bu yalanları, bu sömürüleri yutuyoruz, benimsiyoruz. Çünkü biz insan olmanın, aktör olmanın, bağımsız olmanın ne demek olduğunu bilmiyoruz, en azından bununla ilgili farkındalığımız çok berbat durumda. Figüranlığa ve kölelik figüranlığına veya en iyi ihtimalle küçük/sahte aktörlüklere alıştırılmışız. Olmaya değil, oldurulmaya alıştırılmışız. Özne değil, nesne olmamız isteniyor. Çok büyük bir yalanın, baskının muhatabı ve mağduruyuz.