Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

Laura'yla yapılan podcast serisinin çevirileri

Başlatan bozadi, 16 Mayıs 2024, 10:07:06

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

4. bölüm, 2. parça:

Jay: Aşılar hakkında bu yaşamın erken dönemlerinde bir şeyler öğrendim. Ve nasıl öğrendiğim çok tuhaf bir hikaye. Yirmili yaşlarımın başında, 24, 25 yaşlarında, çocuk sahibi olmadan çok önce. İki kızım var ve asla aşı olmayacaklar. Kesinlikle hiçbir şekilde aşı olmalarına izin vermeyeceğim. Uzun lafın kısası, bu benim hayatımda itici bir güç oldu. Bunu uzatmak istemiyorum ama farklı seviyelerde yeni şeyler veya belirli şeyler öğrendiğinizde, dediğin gibi, bir ebeveyn olarak çocuklarını bu deneyimle uğraşmak zorunda kalmaktan uzak tuttuğundan emin olmak bir tür zorunluluk ama hikayenin parçalarından yalnızca bir tanesi bu.

Laura: Evet. Ama şunu öğrendim ki sorun çocuklarınızı izole etmeye çalışmaları çünkü onlar izole olmak istemiyorlar. K'lar bana "Çocuğunun bisiklete binmeyi öğrenmesini istemez misiniz?" diye sordu. Çocuklar bisiklete binmeyi nasıl öğreniyor? Bisiklete binerek ve tabii ki birkaç kez düşerek. Öğrendiğin her şey hakkında düşünürsün. Onları en büyük korkuların bazılarından izole etmeye çalışabilirsin ama onlar izole olmak istemiyorlar. Dışarı çıkıp kendi başlarına öğrenmek istiyorlar. Benim beş çocuğum var. Bir başkasının ihtiyaçlarını belirleyemezsin. Ebeveyn olarak belirleyebilirsin veya belirlemek zorundasın. Çocuklarını korumak için belli bir noktaya kadar bunu yapmak görevin. Ama belli bir noktadan sonra, mantıklarını kullanabilecek yaşa geldiklerinde, bunu yavaş yavaş bırakmaya başlaman gerekir. Bu benim için gerçekten zor.

Jay: Çok güçlü bir annelik içgüdün var ve ben de öyleyim. Yani, dişil enerjime çok bağlıyım. Ve bunu yapmak için çok çalışmam gerekti. Çünkü annemden çok kopuktum. Ama bunu anlıyorum. Yani, bunu bir kadın gibi anladığımı söyleyemem ama geçmiş yaşamlarda bir kadın olduğumu hissediyorum. Ve bu yüzden  bununla bu kadar güçlü bir bağım var. Ama haklısın. Demek istediğim, çocuklarını kötü olduğunu bildiğin şeylerden korumak istiyorsun ama çevresel stres faktörleri söz konusu olduğunda bu çok zor. Ve yine, üçüncü adam sendromu ve öğrenmeye zorlandığımız ve telkin edildiğimiz kültürel adetler. K'lar televizyonun flaş ışığından bahsetmişti ve bu ışıklar artık her yerde. Her yerde var. Tüm ekranlar, tüm teknoloji, her şey bunun bir parçası.

Laura: Evet. Bir keresinde biri bana çocuk sahibi olmakla ilgili bir söz söylemişti. Kalbini göğsünden çıkarıp bacak takmak ve bıçaklarla dolu bir odada dolaştırmak gibi. Çocuk sahibi olmak gerçekten de böyle bir şey. Hayatımın en büyük travmalarından bazıları çocuklarımla yaşadığım şeyler yüzünden oldu. Yani, bazen ucuz atlattığım bazı olayları düşünürken soğuk terler dökerek uyanıyorum.

Jay: Çok tuhaf çünkü tam şu anda kızım arabasının motor uyarı lambasını kontrol etmem için bana mesaj atıyor. Arabasını yeni aldı, 3 ay önce. Tamam da bebeğim, podcast yayınındayım. Çocuklarını gerçekten seven ve onlarla ilgilenen bir ebeveyn olarak, esenlik açısından onlar için en iyisini istersin. Ama onları hayattan koruyamazsın. Bir denge olması için kendileri öğrenmeleri gerekir. Bana öyle geliyor ki üçüncü yoğunlukta her şey dengeden ibaret. Sıkı bir ipte yürümek gibi, ama ipin kaskatı değil biraz da gevşek olması gerekiyor.

Laura: Dengeyle ilgili konuşulabilecek çok şey var ama sanırım çocuklar konusunda bu kadar yeter. Çok fazla şey söylemek istemiyorum.

Jay: Yapışık varlıklar vs hakkında üstü kapalı bir şekilde konuşmuştuk, klonlama hakkında konuşalım. Görünüşe göre K'lar klonlamanın uzun zamandır devam ettiğini söylüyor. Bunu nasıl tanımladıklarından bahsedebilir misin?

Laura: Görünüşe göre, esas olarak bahsettikleri şey, görülen uzaylıların çoğunun klonlanmış olmasıydı. Ve kaçırılan pek çok insandan klonlama için örnekler alınmış. Bazen bir bireyi klonluyorlar, bu klon üzerinde çalışmalar yapıyorlar. Ve klonlara yaptıkları şeyler bu gerçeklikte o bireyleri etkileyebiliyor. Ve tabii ki bu çalışmalar başka bir gerçeklikte, muhtemelen üst boyut uzayında gerçekleşiyor. Sonra muhtemelen çeşitli amaçlar için belirli bir bireyin birden fazla kopyasını da yapabiliyorlar. Yani, belki savaşçılar veya sıradan işçiler ve bu tür şeyler. Ancak klonlamayla ilgili sorun... Bu da işlevsel anlayış ve deneyimsel anlayış hakkında konuştuğumuz konuya dönüyor. İşlevsel anlayış çok robotiktir. Ve eğer peşinde oldukları şey robotik tipte yaratıklarsa, elde edecekleri şey de bu olacaktır. Eğer deneyimsel anlayışa sahip bir şey istiyorlarsa. İnsanları kullanmalarının nedenlerinden biri, insanların %50'sinin olmasa bile birçoğunun bireysel ruhlara sahip olması. Bunu söylemek biraz şaşırtıcı olacak çünkü pek çok insan herkesin ruhu olduğunu düşünür. Herkesin günah işlediği ve Tanrı'nın yüceliğinden yoksun kaldığı fikri bize aşılanmıştır. Ancak öyle görünüyor ki, evrim seviyeleri açısından sadece işlevsel bir anlayışa sahip olan pek çok insan var. Bu bambaşka bir konu, o yüzden evrim konusuna girmek istemiyorum. İnsanlarla uğraşıyorlar ve sanırım içine girebilecekleri bedenler hazırlamaya veya en azından üçüncü yoğunluk aleminde enkarne olabilecekleri bebekler üretmeye çalışıyorlar çünkü 4. yoğunluğa geçişte yönetimimizi ele geçirmeyi planlıyorlar. Yani her yerde hazırlıklar yapıyorlar. Bunu yapabilmek için, geçişten önce üçüncü yoğunluktaki insanlık üzerinde denetim kurmaları gerekiyor. İşte bu yüzden şu anda tüm bu şeyler üzerinde bu kadar çok yoğunlaşılıyor çünkü bu geçiş aşamasındayız. Yani evet, çeşitli nedenlerle klonlama gibi pek çok farklı şey oluyor. Bazen vücut parçaları için klonlama, bazen hizmetçiler üretmek için klonlama, kadınların bebek doğurması için klonlama ve bu bir nevi enkarnasyonel DNA çalışmalarıyla ilgili. Kendi enkarnasyon deneyleri için doğru seçeneklere sahip olmak istiyorlar. Ve üst boyuttan bir insanın DNA'sı illa ki bizimkinden biraz farklı olacaktır. veya belki de asıl hikaye, bizimkinin aslında bir 4. varlık DNA'sı olduğu ama bastırıldığı veya koparıldığı için başlangıçta amaçlandığı gibi işlev görmediğidir. Bir gün spor salonunda koşu bandında egzersiz yaparken çok ilginç bir düşünce geçti aklımdan; vampir ve kurt adam hikayelerini düşündüm. Vampir garip özelliklere sahip ve kanla besleniyor, bunun dışında çok kısa bir süre içinde dönüşen farklı yaratıklardan bahsediliyor. Filmlere göre dakikalar içinde oluyor ama bunun tam olarak doğru olduğundan emin değilim. Ama mide zarımızın 24 saatte bir falan kendini yenilediği ve vücudumuzdaki tüm hücrelerin farklı oranlarda kendini yenilediği hakkında düşündüm. Sanırım pankreas çok hızlı çünkü hormon veya safra ve safra tuzları ve benzerleri... Oldukça hızlı bir şekilde parçalıyor. Yani vücudumuzun kendini yenileyen farklı bölümleri var ve bunlar bir şeyleri açan veya kapatan genler tarafından kontrol ediliyor. Aklıma kurt adam hikayelerinin, bazı bireylerde DNA'nın normalde çalışmayan bir kısmının açılmasıyla ilgili olabileceği geldi. Sindirimsel şeylerden bahsetmiştim. Sürekli olarak tek bir tür yiyecekle beslenen ve o yiyeceği sindirmek için enzimler veya sindirim suları üreten canlılar var. Ve eğer bu yiyecek ellerinden alınırsa ve tamamen başka tür bir yiyeceğin bulunduğu bir ortama konurlarsa, DNA'ları bu yeni yiyeceği sindirebilecek gen türünü yukarı doğru düzenler ve önceki yiyecek türü için işlevsel olan geni aşağı doğru düzenler, böylece artık yeni ve farklı bir şeyi sindirebilirler. Bilirsiniz, genlerin yukarı ve aşağı regülasyonu konusu. Yani fizyolojimiz üzerinde daha fazla zihinsel kontrole sahip üst boyut varlıklarına dönüşebilirsek ve eğer bu dönüşüm, bu yeteneği açacak bir dizi genin yukarı regülasyonu ile gerçekleşebilirse, kelimenin tam anlamıyla göz açıp kapayıncaya kadar dönüşebiliriz. Bilemiyorum. Bundan daha uzun da sürebilir, ama asıl mesele çok hızlı olacağı. Yani bunlar dönüşüm için olasılıklar ama bu tür şeyler ancak uzun bir çalışma döneminden sonra veya bir hazırlık döneminden sonra veya doğru frekans rezonans titreşimindeyseniz (FRT) meydana gelir. Ve K'lar çok önemli bir şey söylediler. Celseler sırasında bir noktada bununla ilgili bazı sorular soruyordum ve "alıcılık kapasitesi"nin önemli olduğunu söylediler. Çünkü eğer dış frekans belirli bir şekilde değişirse ve eğer birey alıcılık kabiliyetine sahipse, bu durum belirli genleri yukarı veya aşağı doğru düzenleyebilir. HAARP, 5G, mikrodalga radyasyon, Wi Fi gibi gönderdikleri anormal dalgaların  genleri düzenleyebileceğini düşünüyorum ve bence en korkutucu şey de bu. Bir de mRNA içeren aşı var ki, kişinin bünyesine bağlı olarak genleri açıp kapatabiliyor. Yani, vücuda girdiğinde, bir paket açılmaya başlıyor. Ve hücrelerinize, DNA yapınıza bağlı olarak çok farklı sonuçlar meydana gelebilir ve bunlardan bazıları gerçekten korkutucu.

Jay: Bunu biraz daha açmak istiyorum çünkü bu inanılmaz. Bazılarımız "6. yoğunluk varlıkları", "4. yoğunluk varlıkları", "başkalarına hizmet edenler" olabilir mi ve FRT'miz veya ruhumuz, ruh bedenimiz veya ruh merkezimiz vs sayesinde, bu tür kirlenme ve zararlardan enerjisel olarak bir şekilde yalıtılmış olmamız mümkün mü? Bunun bir varsayım olduğunu biliyorum.

Laura: Bence muhtemelen hayır. Çünkü fiziksel bedene enkarne olduğunda, onun sınırlamalarına tabi olursun. Bu durumda meydana gelen şeylerden biri de unutmadır. Bence sahip olduğun tek şey şu anda sahip olduğun şey ve Ra Bilgileri'nde geçiyordu bu. Korunma biçimi olarak yaptığın şeyin bir önyargı olduğunu söylüyorlar. Gerçekle ilgili bir önyargın var ve bu önyargı seni aramaya, araştırmaya devam etmeye zorluyor. Ama ilk seferde gerçeği bulamazsan, sormaya ve zorlamaya devam edersin. İşte bu yetenek kişiyi yalıtan şeydir. Çünkü sihirli bir şekilde kendini koruyamazsın. Vücuduna nasıl bakacağını öğrenmen gerekir. Ne yiyip ne yiyemeyeceğini öğrenmen gerekir. Ne tür ilaçların kullanılabileceğini veya kullanılamayacağını öğrenmen gerekir. Kendini alıcılık kapasitesine hazırlamak için biri sürü şeyi ve kendi iç kimyasalların konusunda neler yapman gerektiğini öğrenmek zorundasın. K'lar acı çektiğinizde bunun DNA'nızı değiştirebileceğini söyledi. Bunu anlamak zor değil. Hatta geçenlerde bu konuyla ilgili internette rastladığım bir makale vardı.

Jay: Laura, buna bir şey eklemek istiyorum. Bu teknik olarak ruhun karanlık gecesi denen şey mi?

Laura: Acı sürekli bir şey olabilir. Bahsettiğim makale, "Pain Processing in the Human Nervous System: A Selective Review of Nociceptive and Biobehavioral Pathways" (İnsan sinir sisteminde ağrının işlenmesi. Nosiseptif ve biyo-davranışsal yollara dair seçici bir inceleme). Acı ve ıstırabın kimyasıyla ilgili. Beyin ne tür kimyasallar salgılar? Çünkü burada ne tür bir kimya olduğunu, hangi reseptörlerin bağlandığını gerçekten anlamak istiyorum. Bu konuya daha sonra gireceğim. Gurdjieff buna bilinçli acı çekmek diyor. Bu bazen birine kızmak istediğiniz halde çenenizi kapalı tutmak veya biri sorunlu bir şekilde kendini ön plana atıp ilgi odağı olduğunda kendinizi tutmak kadar basit bir şeydir ve o durumda şöyle hissedersiniz: "Benim ondan daha iyi bir hikayem var. Hikayemi anlatabilirim ve onu toz duman edebilirim." Bunu yapmana gerek yok. Arkana yaslanıp kendini kontrol etmen ve spot ışıklarının başkasının üzerinde olmasına izin vermen gerekiyor. Ve anne olduğunuzda bunu öğreniyorsunuz. Bilirsiniz, annelik budur. Çocuklarınızın ilgi odağı olmasına izin vermek örneğin.

Jay: Annem bu konuda harikaydı. Dokuz çocuğu vardı, bu yüzden çocuklarının söz sahibi olmasına izin vermek zorundaydı, hem gerçek hem mecazi anlamda.

Laura: İş bundan çok daha karmaşık hale gelebilir ve çok hızlı bir şekilde ağırlaşabilir. Ve bu tür şeyleri, duygusal merkezin negatif kısmının kullanımını, şiddetli kızgınlığınıza rağmen tepkinizi kontrol altında tutmanız halinde yüksek merkezlerinizden enerji alabileceğiniz bir duruma nasıl gelebileceğinizi tartıştığımız çok sayıda tartışma konusu var forumumuzda.

Hunter: DNA ile ilgili olarak sormak istediğim bir şey var. HAARP ve başka şeyler var ve spor yapmayla ilgilisini düşünüyorum bunun. Futbol veya başka bir şey oynadığınızda, ki askeri eğitim örneği de düşünülebilir. Sizi bir oyunda, müsabakada veya başka bir şeyde olacaklara hazırlayabilmek için gerçekten zorlu hazırlığa tabi tutuyorlar. Ve eğer bu acı verici süreçlerden geçmezseniz, asla bir oyuna gerçekten hazır olamazsınız ve asla bir şeyleri başaramazsınız. Ve sonra ne oluyor, 100 kişilik bir futbol takımınız varsa, herhangi bir zamanda sahada bunların sadece 11'i vardır ve kimin buna dayanabilecek güce sahip olduğunu görmek için herkesi aynı süreçlerden geçirirler çünkü bir oyunu kazanmak ve nihai başarıyı elde etmek için zorlu hazırlıklardan geçmeleri gerektiğini bilirler. Bu bağlamda DNA'yı düşünüyordum, HAARP ve benzer şeyleri. Hiçbirimizin devlete gidip "HAARP'ı kaldırır mısınız lütfen?" demeyeceğini biliyoruz. Böyle bir şey olmayacağı açık. Ama bir şekilde bunu fark etmemiz, DNA'mıza neler olduğunu anlamamız ve sonra DNA'mızı açabilmek için onlar çeşitli hamleler yaparken bizim de hamleler yaparak gelişmemiz, sonunda belki de bir sonraki yoğunluğa geçmemize yardımcı olacak bir yol mu? Bu arada tabi pek çok insan bunu asla yapmayacaktır. Asla gerekli olanı yapmayacaklar. Ne yemeleri gerektiğini asla öğrenemeyecekler. Kendilerini sağlıklı tutmak için ne yapmaları gerektiğini asla öğrenemeyecekler. Çenelerini kapalı tutmayı asla öğrenemeyecekler. Bazı insanların bir şekilde ayrıştırılması biraz da bu yolla mı gerçekleşiyor? Sanırım asıl soru şu: Tüm bu rahatsız edici mekanizmalar kimin yükseleceğinin, kimin yükselmeyeceğinin belirlenmesini mi sağlıyor?

Laura: Bir anlamda evet. Her şeyden önce, sert sporlar yapmak veya askeri eğitim gibi şeyler, bunlar muhtemelen gerçekten uygulamalı acı çekmenin harika yolları. Bu acıya ihtiyacınız var. Çocuk yetiştirmek de uygulamalı acı çekmenin bir başka iyi yolu. Fiziksel sorunlar. Hayatım boyunca çok fiziksel acı çektim çünkü garip bir mutasyonum var. Bu mutasyon kötü bir şey ve aynı zamanda sinir sistemimi son derece hassas hale getiriyor ama bu yaptığım şeyi yapabilmemi sağlıyor. Acı çekmek DNA'yı açıyor veya DNA'daki aşağı regülasyonu yukarı regüle ediyor. Bu tür şeyleri kanıtlayacak hiçbir çalışma yok. Ve elbette her birey genetik olarak benzersizdir, bu yüzden bu konuda kesin ve hızlı kurallar belirlenemez. Ama sonuçta bu şeyler oluyor. Bedeniniz üzerindeki zihinsel kontrolünüz konusunda çalışmaya devam ettikçe, yani spor yapan veya askeri eğitim gören kişilerin güçlenmesi gibi, bunlar sonunda zihnin madde üzerinde denetim sahibi olmasını sağlıyor. Damadım bir zamanlar maraton koşmuştu. Ve bu beni her zaman çok etkilemiştir. Mitokondriyal sorunları olan birinin maraton koşması. İnanmakta zorlanıyorum. Ama sürekli antrenman yaptı, sürekli koştu. Çok etkileyiciydi. Ama asıl mesele şu ki, DNA'mızı belirli faaliyetler yoluyla değiştirebiliriz ve bunu normal hayatımızda da yapabiliriz. Gurdjieff'in kendi yoluna 4. yol demesinin nedeni de budur çünkü bulunduğunuz yerde çalışırsınız. Gidip yogi olmanıza gerek yok. Gidip keşiş olmak zorunda değilsiniz ve bedenini iyi kontrol altında tutan sahtekar bir şovmen veya duygularını kontrol altında tutan bir keşiş veya zihnini kontrol eden bir yogi olmak zorunda değilsiniz. Günlük yaşamınızda karşılaştığınız durumlarda tüm merkezler üzerinde çalışabilirsiniz. Çoğumuz ilk uyanmaya başladığımızda bunun korkunç bir savaş alanının ortasında uyanmak gibi olduğunu fark ederiz. Dolayısıyla bu şeyler koruyucu olabilir ve ayrıca 5G'ye karşı koruyabilecek genetik faktörleri de yukarı doğru düzenleyebilirsiniz. Farkındalık gerçekten çok önemli bir şey, sadece farkında olmak bile. Diyelim ki rüyalarımız hakkında konuşuyoruz. Dün gece bir rüya gördüm, falan filan. Sen de falanca bir rüya gördün. Bunu paylaştığınızda rüyalar arasındaki benzerlikleri fark etmeye başlıyorsunuz. Bir şeyleri fark etmeye başlıyorsunuz ve bu da haberleri izlememizin ve çevremizdeki gelişmelerle bu kadar çok ilgilenmemizin nedenlerinden biri çünkü bu önemli bir şey. Gerçeği bulmak, zihninizi kullanabileceğiniz en önemli egzersizlerden biridir. Ne üzerinde çalışmamız gerekiyor? Gerçekliğimiz. Etrafımızdaki dünya. Siyasi gerçeklik. Sosyal gerçeklik. Bir aile içinde veya yerel bir toplulukla yaşarken pratik yaparsınız. Ancak gerçekte neler olup bittiğini anlamaya çalıştığınız, çok dikkat etmeniz gereken, araştırma yapmanız gereken gerçekten büyük şeyler, gezegenimizde meydana gelen güncel olaylardır. Kim yalan söylüyor? Kim yalan söylemiyor? Ve bunları öğrenmeniz ve doğru değerlendirmeler yapabileceğiniz noktaya gelmeniz için rehberlik almanız gerekir. Tüm bunlar duygusal merkezinize geri bildirim aktarır. Çünkü duygusal merkez eninde sonunda tam olarak geliştiğinde entelektüel merkezle birlikte ruhun gözleri haline gelir ve görünmeyeni görmeyi sağlar. K'ların dediği gibi, sağıyla ve soluyla gerçekliğe çok dikkat eden insanlar geleceğin gerçekliği haline gelirler. Gerçekliği bastırmaya, kapatmaya, görmezden gelmeye çalışanlar gerçekliğimizden koparlar. Geçmişin bir parçası haline gelirler. Varlıkları sona erer çünkü gerçeklikle başa çıkamazlar. Bu yüzden bazen gerçekten çok zor oluyor neler olup bittiğini izlemek. Twitter'da 20 dakika boyunca gezinmek beni baş ağrısı içinde yatağa gönderebiliyor. Artık öyle değil gerçi. Bunu ilk uygulamaya başladığımızda beni gerçekten çok etkiliyordu çünkü çok kötü şeyler oluyor, şok ediyor. Ama şoklar ihtiyacınız olan şeydir ve bir şokun varlığında rasyonel olabilmek son derece önemlidir. Şok karşısında çılgına dönmeyin, kendinizi kaybetmeyin. Onu gözlemleyebilmek. Bu bazen yakıcıdır. Aman Tanrım, hem de nasıl. Buna neredeyse dayanamıyorum. Yani bunlar bağışıklık kazanmanıza yardımcı olan şeyler. Ve senin de dediğin gibi, bu bir çeşit bağışıklık kazandırıyor. Yaptıkları sporda gerçekten iyi olan insanlar, askeri eğitim alan insanlar, madde üzerinde çok fazla zihin kullanmanız gereken zor işler yapan insanlar... Yani kendinizi bunu yapmaya zorlayarak fiziksel bedeniniz üzerinde kontrol sahibi olmak, uzun saatler çalışmak, çok çalışmak, bazen yeteneklerinizin ötesinde şeyler yapmak için kendinizi zorlamak. Bunlar içinizde bir şeyler inşa eden şeylerdir. Bununla sınırlı değil elbette. Bazı özel ezoterik tip çalışmalara ihtiyacınız var. Ama sonuçta belirttiklerim gerçekten iyi başlangıçlar. Sahip olmanız gereken şey bu ve kontrol sahibi olmalısınız. Bu koruyucudur. Farkındalık koruyucudur. Bir şeyin size ışınlandığını bildiğinizde, bunu hissettiğinizde ve çıldırdığınızı hissettiğinizde, işte o zaman ağınıza ihtiyaç duyarsınız çünkü konuşmanız gerekir. Herkesin konuşması ve tartışması gerekir çünkü bu konuda ne kadar çok konuşursanız, üzerinizdeki gücü o kadar azalır. Bunu hiç fark ettiniz mi bilmiyorum.

Jay: Bu çok derin bir farkındalık ve benim de her zaman bildiğim bir şeydi. Ama bazı şeyler hakkında konuşmak istemeyen insanlarla da çok karşılaştım.

Laura: Hakkında konuşulamayacak hiçbir konu olmamalı.

Jay: Kesinlikle doğru. Evet. Belli ki bazı insanlar verileri farklı şekilde işliyor ve ben onları bahane etmiyorum. Bazı insanlar... Uyumak zorundalar. "Şimdi uyuyayım, sonra konuşuruz." dercesine.

Laura: Herkesin farklı bir işleme şekli vardır. Bazı insanlar kinestetiktir. Bazıları görseldir. Bazıları işitseldir. Yani, tıpatıp aynı şjş kişi biliyor musun? Ben bilmiyorum. Evlat edindiğim kızım dilbilimci ve şimdiye kadar tanıdığım en inanılmaz işitsel hafızaya sahip. Ve birden fazla dil konuşabiliyor. Her ayrıntıyı fark edebiliyor. Ben ise normal konuşmaları duyabilmek için işitme cihazı takmak zorundayım ve kendi çocuklarım çok hızlı konuştuklarında onları bile anlayamıyorum. 

Jay: Dalga'nın ortasında olduğumuzu biliyoruz. Transhümanizme, cinsiyet tekilliğine ve tüm o saçma sapan dönüşüm tavsiyelerinde bulunanlardan da biliyoruz... İsim verebilirim ama vermeyeceğim. Hepimiz 30 yılımız olmadığı konusunda hemfikiriz. Öyleyse neredeyiz? Zamanın akışkan olduğunu ve 3. yoğunluk dışındaki dinamiklerin zamanla ilgili bile olmadığını biliyorum çünkü zaman diye bir şey yok. Ancak bir tahminde bulunacak olursak ve K'ların buna asla kesin cevap vermeyeceğini biliyorum çünkü akışkan bir süreç ve kararlara, kolektif bilincin yükselmesine ve tüm bu şeylere bağlı. Ama 3. yoğunlukta Dalga'nın gerçekleşmesi ile ilgili gerçek zaman çizelgesinin neresindeyiz? Sence 10 yıl mı yoksa daha az mı?

Laura: Bence 10 yıl içinde olacak.

Jay: Evet. Ben de öyle düşünüyorum. Hunter, sen de öyle mi düşünüyorsun?

Hunter: Ben de bununla ilgili bir şey soracaktım Laura. Toplum içine çıktığınızda insanları görüyorsunuz... Markete gittiğinizde, havaalanında insanları görüyorsunuz. Genel olarak toplum içindeyken çevrendeki insanları gözlemliyorsun. Hiç garip bir his duyuyor musun, sanki gerçek değillermiş gibi... Bilmiyorum. Dün markete gittim. Çünkü yeni bir eve taşındım. Birkaç şeye ihtiyacım vardı. Kasiyer de dahil olmak üzere mağazadaki insanlarla olan etkileşimim çok tuhaftı. Sanki gerçek insan değillerdi. Nabızlarını ölçseniz atıyor olacağını biliyorum ama sanki onlarla normal bir şekilde iletişim kurmaya çalışırken garip bir puslu durum içindeyim. Ve onların gerçeklik anlayışları çok farklıydı. Olan bitene karşı çok hissiz görünüyorlardı. Ve sanırım asıl nokta, bu insanların önümüzdeki 10 yıl içinde var olup olamayacaklarını bilmiyorum.

Laura: Onlarda bir sorun var.

Hunter: Evet, işlevsel ve deneyimsel zeka anlamında, aşağı yukarı otomat gibiydiler. Evet, bunu dün kendim yaşadım. Yani, onlara "Hey, bugün nasıl hissediyorsun?" diye sorsaydım, şaşırıp "Ne?" diyecekler gibiydi.

Laura: Yani başlangıçta, 20 yıl önce, markete gittiğimde görebildiğim tek şey insanların kendilerinin yiyecek olduklarının farkında olmadıklarıydı. Öyle veya böyle, ruhsal, duygusal veya bazı durumlarda fiziksel olarak tam anlamıyla birer yiyeceklerdi. Bu çok iç karartıcı ve kafa karıştırıcıydı çünkü az önce senin de söylediğin gibi, onlarla aranızda bir perde varmış gibi hissediyorsun ve onlarla konuşmakta zorlanıyorsun. Buna uyum sağlayacaksın. Sufi şeyhi İbn-i Arabi buna bir hal içinde olmak diyor. Bir şeyleri görebildiğin ve bilebildiğin bir duruma geliyorsun ve bunlar diğer insanların gördüklerinin ve bildiklerinin ötesinde. Bir süre sonra, eğer soğukkanlılığını korursan, bu hal bir tür merkeze dönüşür ve bu da o açıdan yaşadığın yer anlamına gelir. Ve şimdi her türlü insanla etkileşime girebiliyorum, gülümseyebiliyorum ve aptalı oynuyorum çok sık.

Hunter: Buna adeta mecbur kalıyorsun. Dan ve ben bunu konuşmuştuk. Büyük bir aile toplantısına gittiğimizde veya aile toplantısı olmasa bile gitmemiz gereken bir etkinlik olduğunda, artık insanlara neler yaptığımı söylemekten bile hoşlanmıyorum çünkü bu onların anlayabileceği bir şey olmaktan çok uzak. Açıklamaya çalıştığımda, bu onların kafasını karıştırıyor ve dengelerini bozuyor. Bir şeyler anlatmaya başladığımda kendilerini garip hissetmelerine neden oluyor. Bu yüzden de sonunda oradan ayrılıyorsunuz ve tatsız bir etkileşim gibi oluyor. Kızmıyorlar ama bu onların anlayabileceği sınırların çok ötesinde bir şey. Sanki avukatmışsın gibi. Emlakçıymışsın gibi. Dünkü programda söylediğimiz konuyla ilgili bu. Çoğu normal insanın yaşadıklarından çok uzak kalıyorsun. Onlarla sohbet etmek ve ilişki kurmak zorlaşıyor çünkü neyden yola çıktığını anlamıyorlar.

Laura: Adeta bir egzersizmiş gibi onların gerçekliğine girebilirsin. Ve ben bunu uzun süre yapamıyorum. Enerjimin boşalmasına uzun süre katlanamıyorum. Ama bir dereceye kadar yapabiliyorum. Ve size neşelenmek için yaptığımız şeylerden birini söyleyeyim. Sonuçta eğlenmek zorundasın. Karaoke yapıyoruz. Bilirsiniz, kompleks yapmadan kendinizi gerçekten aptal durumuna düşürebilirsiniz ve bir rock yıldızı veya her ne olmak istiyorsanız onun gibi davranabilir, kendinizi kaptırıp oynayabilirsiniz. Ayrıca şarkı söylemek limbik rezonans yaratıyor, özellikle de diğer insanlarla birlikte söylerseniz. Bu baskıcı, depresif etkilerin çoğunu ortadan kaldırmaya yardımcı oluyor. Buna alışıyorsunuz. Biraz zaman alıyor ve okumaya ve çalışmaya da devam etmeniz gerekiyor. Ayrıca aynı dalga boyunda olan diğer insanlarla konuşarak zaman geçirmelisiniz çünkü bu normal hissetmenize yardımcı olur. Demek istediğim, Dalga'yı okuyan tüm insanlarla Florida'da ilk kez bir toplantı yaptığımızı hatırlıyorum. Toplantı için bir otel kiralamıştık ve dünyanın dört bir yanından insanlar gelmişti. Büyük bir toplantı salonuna girdiler ve birbirleriyle konuşmaya başladılar. Ve büyük bir uğultuya dönüştü. Ben orada durmuş dinliyordum. Birileriyle konuşabildikleri ve ilişki kurabildikleri için çok heyecanlıydılar ve bu böyle devam etti. Ve toplantı üç gün boyunca devam etti. Rezonansın frekansı buydu. Konuştular, içlerini döktüler ve bu harikaydı.


bozadi

4. bölüm, 3. parça:


Jay: Söylediğin bir şey dikkatimi çekti. Onların eterik gıda olduğunu söylemiştin. Aslında biz de öyleyiz! Enerji hırsızlığı. Vay canına. Yani bu insanların yakınlarındayken enerjimi tükettiklerini fark ediyorum. Bunlar öyle besin kaynakları ki, onlarla aynı veya yakın ortamda veya enerji alanında olmamız halinde bizden de enerji emiliyor.

Laura: Gerçekten farkında olmak gerekiyor ve bu tür bir farkındalığı hep sürdüremezsin çünkü yorulursun. Beynin yorulur. Sen yorulursun. Bedenlenmek ruhu yorar ve bu yüzden uyumak zorundayız. Çünkü uyuduğumuzda ruhumuz şarj olur.

Hunter: Bir şey okuduğumu hatırlıyorum. Hangi kitap olduğunu hatırlamıyorum ama sanırım organik portalların temelde bizim şarj olduğumuz kaynaktan şarj olmadıklarıyla ilgili bir şeyden bahsediliyordu. Uyuduğumuzda ruhumuz şarj oluyor ama sonra biz onların şarj kaynağı oluyoruz. Yani enerjiyi emmek için bizim alanımıza girmeye çalışıyorlar. Tıpkı bizim uykumuzdan enerji aldığımız gibi, onlar da kendilerini şarj etmek için bize yaklaşıyorlar.

Jay: Laura, eski kocanın bir organik portal olduğunu ve sürekli senden enerji emdiğini mi düşünüyorsun?

Laura: Bu gerçek bir olasılık. Teşhis konmuş bir kişilik bozukluğu olduğunu biliyorum. Yani resmi olarak teşhis konmuştu ve ben o zamanlar bunu görmezden gelmiştim. Bilirsiniz, bunu aşabiliriz dedim. Ama meseleyi sonradan fark ettim çünkü onunla evli olduğum süre boyunca giderek zayıfladım ve hastalandım. Ama bu kadar acı çekmeme rağmen kan tahlil sonuçlarım çok iyi.

Jay: Dediğim gibi, eşimin eski kocası tam olarak seninle aynı durumdaydı. Şaşırtıcı. Ve şu anda dostane bir ilişkim olan eski eşimin durumunda da pek çok benzerlik vardı. İster evlilik ister iş ilişkisi olsun, bu enerji emici insanlarla karşılaşmanın derslerimizin bir parçası olduğunu düşünüyorum. Bu deneyimlerin sonunda "Bunu daha fazla yapamayacağım" noktasına geldiğimiz bir hortumlama sorunu olduğunu öğreniyoruz. Eşim kelimenin tam anlamıyla evin geçimini sağlayan kişiydi ve kocası onu terk etmediği için kendisi onu terk etti. Boşanma evraklarını hazırladı ama adam evrakları reddetti. Kaliforniya'daysanız, iyi şanslar. Ama her şeyde olduğu gibi, sonunda kendini bu durumdan kurtardı. Çocuklarına durumu ve olacakları anlattı. Kendini fiziksel olarak durumdan uzaklaştırmak zorunda kaldı çünkü hiç umut olmadığını hissediyordu. Kaçamıyordu. Sanki havasız kalmış gibiydi.

Laura: Evet. Bu doğru. Yani, ben öleceğimden emin olmuştum. Adımı bildiğimden emin olduğum kadar. Ark'ın bu konuda yaşadıkları benimkinden çok daha kötüydü. Bu gibi durumlarda, nihayet bir şeyi gördüğünüzde, bu farkındalığı korumak çok zordur. Eski kocamdan ayrıldığımda, dişçim bile bana onun çok iyi bir adam olduğunu söylüyordu. Size üstündeki gömleğini verir, ailesi dışında herkese yardım ederdi.

Jay: Düşünmesi bile uçuk. Bunu zaten konuştuğumuzu biliyorum ama hala gecenin bir yarısı tuvalete gittiğini anlattığın olayı düşünüyorum. Kocanın trans halinde olduğu, efendilerle, uzaylılarla konuştuğu olay. Eşimin eski kocası sürekli olarak "İncil'de yazmıyorsa yanlıştır" diyormuş. Ve Dalga'nın 6. kitabında, CIA'in İncil programlamasını nasıl kullandığından bahsettin. Köktendinci Hristiyanlar insanları robot gibi, bozuk plak gibi böyle konuşmaya programlıyor ve bunu tüm topluma yayıyorlar. Dalga kitabında bunu okuyunca eşimin bana kocasının o sözleriyle ilgili anlattığı hikaye geldi aklıma. Kanım dondu, kitabı düşürdüm ve aman tanrım dedim. Hunter, sana bu konuda mesaj attığımı hatırlıyor musun?

Hunter: Evet. Altmışlı, yetmişli yıllarda televizyonda bir şeyler anlatan bir sürü televanjelist vardı ve sonra bu insanların birçoğu muhtemelen söyledikleri şeylere kendilerini kaptırarak bir yeniden canlanma süreci geçirdiler. Ve şimdi Hristiyanlık içinde bilişsel bir duvarı aşamayan çok kişi var. Bir de onların bu sorununu pekiştiren bir akademik dünya var. Amerika Birleşik Devletleri'nde bunu kolejlerde, üniversitelerde ve ilahiyat fakültelerinde gördüm... Bunu yayıyorlar. İnsanlar gözlerindeki perdeyi bir türlü kaldıramıyorlar.

Laura: Evet. Sanırım düşünce kalıplarımızı şekillendiren ailevi, toplumsal programlama ve eğitim sistemleri veya dini sistemler tarafından yayılan pek çok programlama var. Bir de hükümetin gizli zihin kontrol programlarından bazılarına dahil edilen insanlar var ki, bugünlerde kitlesel silahlı saldırılarda olduğu gibi bunların çoğunun aktif hale geldiğini görüyoruz. Ve bu insanlar belirli kelimeler duyunca harekete geçebiliyorlar. Greenbaum olayını okudum ve bundan çok kısa bir süre sonra, reptoidler tarafından tecavüze uğradığı söylenen bir kızla hipnoz seansı yaptım. Programlama hakkında sorular sormaya başladım ve kız "erişim reddedildi, erişim reddedildi" gibi robotik şeyler söyledi. Tüylerim diken diken oldu. Devam eden çok fazla programlama var ve çok fazla sıradan programlama, sosyal ailesel programlama var ve hepsi şu süreçte zirveye ulaşıyor.

Jay: Alem sınır geçişi dediğimiz üst boyuta uzaysal geçişe kadar 10 yılımız yok. 3. yoğunluk alemi geride kalıyor ve 4. yoğunluk alemi başka bir seviyede.  ABD'de seçimler yaklaşıyor. Çok fazla dezenformasyon ve çok fazla spekülasyon var ama sence ne olacak? Sence seçim olacak mı?

Laura: Bence seçim olacak ama Trump seçilirse sanırım şiddet olacak. Bunun dışında bir yol göremiyorum çünkü kontrolü elinde tutanlar kontrollerini korumayı gerçekten çok istiyorlar. Kontrolden kurtulmak isteyenler de giderek daha fazla öfkeleniyor. İnsan nüfusunun içinde biriken öfke miktarı gerçekten korkutucu. Twitter'ı taramamın bir nedeni de bu. İnsanların ne dediğini, ne düşündüğünü görmek istiyorum.

Jay: Nisan ayında Civil War (İç Savaş) adında bir filmin vizyona gireceğini biliyor muydun?

Laura: Bence ihtiyacımız olan şey iç savaş değil, devrim. İkisi arasında ince bir ayrım var ama devrim elitlere, güç sahiplerine karşı olur. İç savaş ise insanların birbirlerine karşı olması. Çok daha fazla acı çekilmedikçe ve daha fazla insan uyanmadıkça, iç savaş benzeri durumlardan nasıl kaçınabileceğimizden emin değilim çünkü ne olursa olsun, kendi ölümlerine ve zararlarına bile olsa elitleri destekleyecek çok sayıda beyni yıkanmış insan var. Çocuklarını onlara kurban ediyorlar. Hepsi onları ölümüne destekliyor.

Hunter: Amerikan Devrimi'ne saygı duyanlara Amerikan vatanseverleri dedin ki o devrim inanılmaz bir şeydi. Oysa aynı şey bugün yaşanıyor olsaydı, şu anda neredeyse tam bir sahtekarlık hikayesi olan ABD'yi desteklemek için ölüme giderler. Elitlerin kurduğu inanç sistemi sayesinde elitleri desteklemek için ölümüne giderler. Eleştirel düşünen herhangi biri ABD devletinin ardındaki entrikalara baktığında, bariz yozlaşmışlık olduğunu görecektir. Açıkça adaletsizlik. Devrim neye çözüm olur, emin değilim. Belli ki bir devrime ihtiyacımız var, ama bence bu tuhaf çünkü bunu söyleyenler, ABD'nin desteklenmeye değer bir şey olduğunu düşünenlerle aynı kişiler.

Bir zamanlar ABD desteklenmeye değerdi. Ancak her şeyde olduğu gibi, yolsuzluk çok erken bir aşamada ortaya çıkıyor ve sonra sinsice yayılıyor. Ama uzun süre perde arkasında kalıyor. Şu anda her şey açıkta. Bunun için Trump'a teşekkür etmeliyiz çünkü her şeyi açığa çıkardı. Kendimizi içinde yaşadığımız gerçeklikten soyutlayamayız çünkü seçim yapmak gerekiyor. Yürüyüş yapmak ve mücadele etmek için uygun olan insanlar var. Ben buna uygun değilim. Ve başka amaçlar için uygun olan insanlar da var, ama sonuçta hepsi aynı fikirlere ve ideallere sahip olabilir. Daha genç olsaydım, muhtemelen dışarıda protesto yürüyüşlerine katılıyor olurdum. Ve eğer çocuklarım olmasaydı, yürüyüşe katılır, pankart taşırdım, bu tür şeyler yapardım. Ama 72 yaşındayım. O şekilde ortalıkta dolaşma günlerim çoktan geride kaldı. Ama insanları gerçeğe bakmaları ve bu konuda bir eylemde bulunup bulunmayacakları konusunda kendi kararlarını vermeleri için teşvik edebilirim kesinlikle.

Jay: Sence 2020'nin sonunda Trump'ın durumu için ne söylenebilir? Başarılanlar açısından en iyi başkan olduğuna dair gerçekten ikna edici bir argüman sunabilirim.

Laura: Seçim kampanyasında verdiği tüm sözleri gerçekten yerine getirmeye çalıştı.

Jay: Ben de olumlu açıdan çok şey oldu diyecektim ama her şey 6 Ocak fiyaskosuyla değişti ve seçimin çalındığı ve gasp edildiği netleşti.

Laura: 6 Ocak tamamen bir CIA operasyonuydu. Nancy Pelosi ve çetesi tarafından manipüle edildi. Trump mükemmel değil. Asla olmaması gereken bazı danışmanları vardı ama göreve geldiğinde siyasi olarak gerçekten masumdu. Koşulların ne kadar kötü olduğunu ve bir bataklık olduğunu gerçekten bildiğini sanmıyorum. Bataklıktan daha fazlası. Cehennem çukuru gibi. Washington'da olan şey bu.

Jay: K'lar Washington DC'nin 4. yoğunluk konsorsiyumunun başkenti olduğunu söylediler.

Laura: Evet. Her an elimizden geleni yapalım, elimizden geldiğince sinyallerimizi gönderelim, tüm çalışmalarımızı yapalım, ne olursa olsun kendimizi mümkün olduğunca hazır hale getirelim ve sonra bekleyip ne olacağını görelim. Dedikleri gibi, en kötüsüne hazırlan, en iyisini um ve sonucu kabul et. Bizim de yapmamız gereken bu.

Jay: Bu podcast aracılığıyla bu bilgileri yayarak üzerimize düşeni yapıyoruz. Ve bence bu, olacakları önceden haber vermek için yeterli. İnsanların uyanması hakkında söylediklerine dönelim. Bu benim için hem evet hem hayır gibi bir şey çünkü pek çok insanın uyandığını söylüyorlar ama sen de ben de biliyoruz ki, üçümüz de biliyoruz ki, halkın içine çıktığınızda, gerçekler hiç de öyle görünmüyor. Bir de uyanışın seviyeleri var, değil mi? Çünkü bazı insanlar bazı şekillerde uyanıyorlar. Onlara acemi uyanmışlar diyelim. Onlar kızgın. Çünkü ilk uyandığınızda adalet istersiniz. "İntikam almalıyız, karşılık vermeliyiz. Ne gerekiyorsa yapmalıyız." Ama bunun seviyeleri var. Bu yüzden çok ilginç bir zaman. Dediğin gibi, Dalga'nın ortasındayız.

Laura: Evet. Her şey doruğa ulaşıyor ve hepsi bir anda oluyor. İyiye gitmeden önce çok daha kötüye gidecek. Kimseye yalan söylemeyeceğim. Çok daha fazla acı yaşanacak. Özellikle de ABD'deki insanlar için. Fransa da pek farklı değil. Fransa konusunda çok fazla şey söylemeyeceğim çünkü ne söylediğime dikkat etmem gerekiyor. Satır aralarını okuyabilirsiniz. Sık sık Fransa ve ABD'nin birbirine çok benzediğini söylerim.

Jay: Avro Bölgesi, Birleşik Krallık, Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada 4. yoğunluk konsorsiyumun kaleleri denebilir, değil mi?

Hunter: Dünyada öyle olmayan bir yer var mı?

Laura: Rusya.

Jay: Evet. Rusya. Bizim gibi insanların kalkıp Rusya'ya taşınması ne kadar mümkün olabilir? Engellenmeye çalışılır mı?  Dijital göçebe olan ve dünyanın birçok yerinde yaşayan pek çok arkadaşım var. Ben de her yere gittim. Porto Riko'ya baktım. Latin Amerika'ya baktım. Eşim ve ben Meksika'da neredeyse bir yıl boyunca çeşitli yerlerde yaşadık çünkü neyin gelmekte olduğunu ve hala gelmekte olduğunu biliyorduk ve şimdi buraya, Florida'ya geri döndüm. Peki bizim gibi insanların herhangi bir engelle karşılaşmadan Rusya'ya taşınması mümkün mü?

Laura: Evet.

Jay: Grubunuzda Rusya'dan gelen insanlar var. Doğru mu?

Laura: Evet. Gabby'nin Rus pasaportu var. Hatta dün Rus konsolosluğunda oy kullanmak için Marsilya'ya gitti.

Hunter: Kitaplarından birini okuyordum. Hangisi olduğunu unuttum. Kapitalizme ve komünizm hakkındaydı. Sanırım iki milyon kişi falan devlet zorbalığı yüzünden, siyasi zorbalık yüzünden ölmüş. Komünizmin iyi olduğunu söylemiyorum hiçbir şekilde ama komünizmle karşılaştırıldığında kapitalist hükümetler veya kapitalist güçler tarafından daha fazla insanın öldürülmüş olması gibi bir durum var.

Laura: Bir noktada bu konuyu çok düşündüm ve sorunun insanların yanlış ölçeğe bakması olduğu sonucuna vardım. Komünizm bir aile veya küçük bir kabile veya ruh ailesi için, herkesin çalıştığı, herkesin ihtiyacına göre veya herkesin yeteneğine göre çalıştığı bir durum için çok iyi bir sistem. Ama küçük bir şehir örneğinde olduğu gibi kabileler arası etkileşimler söz konusu olduğunda, o zaman biraz daha fazlasına, sosyalizm gibi bir şeye ihtiyaç var;  her kabilenin yollar, parklar gibi sosyal ihtiyaçların karşılanması için bir tür havuza belirli bir miktarda katkıda bulunduğu bir şeye ihtiyaç var. Tıbbi bakımın herkes için ulaşılabilir olmasını sağlamak gerekiyor. Kapitalizm, ülkeler arası durumda olduğu gibi piyasada satış yapan ve rekabet eden daha büyük oluşumlar için çok iyi bir sistem; belki bir kabilede komünist bir yöntemle üretilen ve daha sonra sosyalist gruba satılan malların sirkülasyonu için. Sosyalist gruplar da bu malları kapitalist gruba, yani ülkeden ülkeye satarlar. Tam açıklaması bu değil ama benim düşündüğüm buydu. Çünkü komünizm aileler için harika ama ülkeler için değil. Sosyalizmin birçok avantajı var. Fransa'daki sosyalistleştirilmiş tıp... Fransızlar bana bu sistemin bozulmakta olduğunu söylüyor. Ama bana göre inanılmaz derecede etkili ve yetkin. Ark'ın lenfoması var. Toulouse'da 40 kilometre uzaklıkta bir araştırma hastanesi var ve bu hastane onun lenfoma türü için dünyadaki en iyi hastane. Oraya götürüldü. Birinci sınıf bakım gördü. Orada yemekler bile çok iyiydi. Alınabilecek en iyi bakımı aldı ve herkes harikaydı, nazik ve arkadaş canlısıydı falan. Sanırım yedi aylık kemoterapi için 80 dolar ödemiştik.

Hunter: ABD'de hastanede 80 dolara sandviç bulamazsın.

Jay: Bulsan bile uyduruktur.

Laura: Küçük bir sağlık sorunu yaşıyorum. Üç tane üst düzey teknik test yaptırdım ve hiçbir şey ödemedim. Yıllık 900 Avro olan sigorta katkı payımı ödüyorum. Aylık değil, yıllık. Her şey karşılanıyor, reçeteyle aldığın ilaçlar dahil. Bunlar da sigortan tarafından ödeniyor. Oğlum birden fazla ameliyat geçirdiğinde, ameliyat yaralarının iyileşmesi için hiperbarik odaya girmesi gerekti. Toulouse'da büyük bir tane vardı ve doktor tarafından sevk edilmişti. Ambulans her gün kapıya geliyordu. Oğlumu ambulansla Toulouse'daki hastaneye götürüyorlardı. Ambulanstan inip hiperbarik odaya giriyor, sonra da onu eve getiriyorlardı ve tüm bunlar sigortaya dahildi. Hastaneden çıktıktan sonra bir araç kapıya kadar geliyor ve ameliyat yaralarının bakımı için sargı bezi, bant ve her türlü özel malzemeyle dolu kocaman bir kutu bırakıyordu. Hepsi sigorta dahilindeydi. Ve birinci sınıf bakım. İngiltere'deki sistem gibi değil. Ne diyorlardı o sisteme? NHS veya onun gibi bir şey. Gerçekten korkunç çünkü Joe'nun ailesi o sistemde yaşıyor. Ve birçok kez doktora görünmek için Fransa'ya geldiler çünkü diğer tarafta 6 ay randevu alamadılar. Fransa en iyi doktorlara sahip. Yani, gerçekten mükemmel doktorlar. Ne söylesem az. Yollar iyi bir şekilde onarılıyor. Dış güzergahlarda yapılan çalışmalar, plajlar, şehir merkezleri bakımlı ve temiz, her taraf çiçeklerle dolu. Fransa çok güzel bir ülke ve bunun büyük bir kısmı sosyalizmden kaynaklanıyor. Ancak uluslararası pazarda iyi rekabet edemiyor çünkü kapitalist ruhu benimseyemiyor. Kapitalizm yeniliği teşvik eder, rekabeti teşvik eder. Bunlar bir şeyleri daha iyi veya daha fazla yapmak için gerekli. Fransızlar sosyalist sistemlerine biraz fazla alışmış olabilirler çünkü eskiden olduğu gibi rekabet etmiyor ve bir şeyler geliştirmiyorlar. Kayıtsız hale gelmişler.


bozadi

4. bölümün 4. parçası:


Hunter: 1000 yıl önce de bugün de dünyada aynı miktarda kaynak var, önemli olan bu kaynakların nasıl dağıtıldığı. Pek çok insanın para hakkındaki düşüncesi, asla yeterince paraya sahip olamadıkları şeklinde. En azından burada, Amerika Birleşik Devletleri'nde bir sürü insan sadece faturalarını ödeyecek kadar paraya sahip olmak istiyor, ki evden atılmasınlar ve eşyaları haczedilmesin. Her zaman aynı miktarda para var veya buna kaynak diyoruz. Ancak görünen o ki, insanları kazançlarının yeterli olacağı bir yere sevk etmeye yönelik bir oyun var. Havuç önlerinde sallanıyor. Ve görünüşe göre, kapitalizmde durum her zaman böyle. Biraz daha fazla çalışırsan, biraz daha fazlasını yaparsan, istediğin şeyi elde edersin.

Laura: Evet, kapitalizmin bazı dezavantajları var ve bir şekilde düzenlenmesi gerekiyor ama aşırı düzenlenmemeli. Bilmiyorum, belki de fazla Amerikalıyım.

Jay: Haklısın. Ama bence asıl tartışma kapitalizmin artık neredeyse amacına hizmet etmediği, çünkü insanlar arasında büyük bir farklılaşma var. Farkında olanlara karşı farkında olmayanlar. Ve hala kapitalizmden faydalanmaya çalışan pek çok bilinçsiz insan var. Kapitalizm kendi içinde parazit gibi bir şey.

Laura: Bu konudaki sorun ve aslında her yerdeki sorun, psikopatoloji ve bunun sistemlere nasıl sızdığı ve insanlara ve ailelere nasıl zarar verdiği konusunda gerçek bir farkındalık olmaması. Tüm o çıldırmış insanlar bize saldırdığında, bu beni psikopatolojiyi araştırmaya başlamaya zorladı. Ve bunun için 10 yılımı harcadım. Ders kitaplarını, makaleleri, her türlü kitabı okudum ve bu konunun içine girmeye çalıştım ve bu konuda pek çok şey yazdım. Ve yaptığım bu çalışma sayesinde "Political Ponerology" kitabını yayınladık. Eğer insanlar bunun farkında olsalardı ve toplumumuzda bu sorunu ortadan kaldırmak için bazı önlemler alınsaydı, bence pek çok şey çok fazla düzenleme olmadan çok daha iyi işlerdi.

Jay: 3. yoğunlukta hiç eşitlikçi bir siyasi sistem veya ekonomik sistem oldu mu bilmiyorum... Doğamız gereği 3. yoğunlukta kendimize hizmet ediyoruz. Nefes almak zorundayız. Yemek yemek zorundayız. Yani her zaman farklılıklar olacak. Her zaman sınıf ayrımı olacak. Her zaman en iyiden daha iyisi olacaktır.

Laura: Kim olduğumuza, ne olduğumuza ve genetik bedenleri işgal eden ruhlar olduğumuz gerçeğine baktığımızda... Ve bu genetik bedenler, evrimsel bir tarihin parçası olan belirli eğilimlere ve varoluş biçimlerine sahip. Bana göre evrim değiştirilmiş bir şekilde işliyor. Tam olarak Darwinistlerin veya neo-Darwinistlerin düşünmek istediği gibi değil ama açıkça işliyor. Ve eğer kendimizi, makinemizi, bedenimizi gerektiği gibi anlayabilseydik ve ruh ile makine arasındaki etkileşimi kavrayabilseydik, bence pek çok olumlu değişiklik yapabilirdik. Erkekler genetik olarak belli bir yapıya sahipler, kadınlar da genetik olarak belli bir yapıya sahipler ve yapabilecekleri şeyler çok geniş bir yelpaze oluşturuyor. Kadınların jet pilotu olamayacağını veya erkeklerin hemşire olamayacağını söylemiyorum. Elbette olabilirler. Yani, bu bir sorun değil. Ama genetik eğilimleri konusunda dikkate alınması gereken hususlar var. Ve bunlar tam olarak dikkate alındığında ve gen havuzumuz ve hatta OP'ler de dahil olmak üzere psikopatoloji hakkında bir kavrayış elde edildiğinde, o zaman en azından diğer her şeyden daha uzun süre işe yarayacak bir yapı oluşturulabilir.

Jay: Ama belki de bu 4. yoğunluk başkalarına hizmet gerçekleştiğinde işe yarayacak. Arabayı atın önüne koymak istemiyorum ama belki de doğal ve organik olarak evrimleşecek olan şey tam anlamıyla budur.

Laura: Forumumuzda bunun hakkında çok konuşuyoruz. Bu tür şeyleri tartışıyoruz ve erkek ve kadın ilişkilerini, aile ilişkilerini ve bunların nasıl olabileceğini ve olması gerektiğini tartışıyoruz. Ve elimizde tutabileceğimiz örnekler bulmak için çok fazla okuma yapıyoruz. Kadın ve erkeklerin birlikte nasıl etkileşim içinde olmaları gerektiği konusunda en sevdiğimiz yazar Mary Balogh. Aşk romanları yazıyor ama bu romanlar çok psikolojik, çok yoğun. Erkeklerin psikolojik aşk romanları okumadığını biliyorum.

Jay: Aslında bir zamanlar ben de okurdum.

Hunter: Ben her zaman erkeklerin kadın psikolojisini anlamasının en iyi yolunun aşk romanları okumak olduğunu söylerim. Bu size bir kadının kendi kendine anlatacağından çok daha fazlasını öğretecektir.

Laura: "Survivors' Club" adında bir serisi var ve Napolyon savaşlarında korkunç bir şekilde travma geçiren veya bir şekilde yaralanan bazı erkekler ve onlardan biri veya ikisi hakkında. Bununla nasıl başa çıktıkları ve hayatlarına girip onlara yardım eden insanları nasıl buldukları anlatılıyor. İçlerinden biri kolunu kaybetmiş. Biri görme yetisini kaybediyor. Bir tanesi psikolojik olarak o kadar yıkılmış ki neredeyse hiçbir şey yapamıyor. Gerçekten çok ilginç hikayeler.

Jay: 7 yaşındayken ben de senin gibiydim Laura. Azimli bir okuyucuydum. 7 yaşındayken annemin McCall's, Redbooks ve diğer kadın dergilerini okumaya başladım. Ciddiyim. Muhtemelen seks, romantizm ve ilişkiler hakkında en çok bilgiyi 6, 7 veya 8 yaşındayken o dergileri okurken öğrendim. O dergilerin hepsini okuyordum ve o şekilde çok şey öğrendim. Bugün kimse okumuyor. Bu çok üzücü ve rahatsız edici bir şey. Kızlarımı okumaya zorladım ve iki kızım da çok zeki ama artık bu kültürün bir parçası değil. Sanki okumayı tam anlamıyla kültürden çıkarmışlar gibi.

Laura: Artık okullarda çocuklara okumanın ve bu tür şeylere ilgi duymanın beyaz üstünlüğü olduğunu bile öğretiyorlar. Matematik beyaz üstünlüğüymüş.

Jay: Laura, şimdi söyleyeceğim şey konusunda ciddiyim çünkü Hunter ve ben bunu her gün konuşuyoruz, web'de fitness ve biohacking gibi konularda bizi takip eden ortalama bir insan iki tutarlı cümleyi bir araya getiremiyor. Ve bunlar çok başarılı insanlar. Bunlar 6 haneli maaş alan, Amerikan tarzında yaşayan insanlar. Ve yazı yazamıyorlar çünkü okumuyorlar. Sadece TikTok'ta, Instagram'da videolar, ses kayıtları izliyorlar. Bu çılgınlık. Bizimle yazıştıklarında, bize soru gönderdiklerinde ne söylemeye çalıştıklarını çözmek inanılmaz zor.

Hunter: Bu hafta bana bir soru gönderildi ve ekranda sadece iki satır uzunluğunda bir metin vardı ama adamın bana sorduğu hiçbir şeyi anlayamadım. Hayret vericiydi.

Jay: İnsanların zihninde neler oluyor da bir şey sormak için başka bir insana yazılı olarak gönderecekleri bir düşünceyi mantıklı bir şekilde bir araya getiremiyorlar?

Laura: Bence insanlar kendi iç dünyaları hakkında yazdıklarında açığa çıkan çok şey var. Yatağınızı yapmak gibi. Odanız tozlu olsa bile yatağınızı yaparsanız, o kadar da kötü görünmez. Yani mükemmeliyetçi olmanıza gerek yok ama Tanrı aşkına yatağınızı yapın. Ve insanlar yataklarını yapmazlar. Yataklarını zihinlerinde yapmıyorlar. Kişilik bozuklukları üzerine yapılan çalışmalarda, yazılar, dil ve hatta deşifre edilen görüşmelerdeki dil inceleniyor. Ve kişilik bozukluğu olan pek çok insanın, malapropizm dedikleri şeyi yaptıklarını keşfediyorlar. Yanlış kelime kullanıyorlar. Kulağa kullanmak istedikleri kelime gibi geldiğini düşünüyorlar ama aslında doğru kelime o değil. Aradaki farkı bile anlamıyorlar. Bu aklıma gelen en basit örnek ve bunlardan çok var. Ve çok kötü eğitim almış insanlar, ki bu da eğitim sisteminden kaynaklanıyor. İnsanları aptallaştırmaya çalışıyorlar. Yani, Amerikan zihninin kapanması, Amerikan eğitim sisteminin başarısızlığı. Büyükannemin 8 yıllık bir okul eğitimi vardı ve üniversite mezunlarından daha eğitimliydi.

Jay: Hiç şüphe yok. Hunter ve ben bunu sürekli konuşuyoruz. Ve Hunter sadece 31 yaşında. Ben 53 yaşındayım. Yani bu konuşmada mükemmel bir yaş karışımı var. Bugün üniversiteden mezun olan 25 yaş altı çocuklar neredeyse okuma yazma bilmiyor. Üniversiteden tarih bilmeden mezun oluyorlar çünkü bildiğiniz gibi tarih tahrif edildi, uyduruldu. Tarih öğrenmiyorlar. Savaşlar veya Büyük Buhran'da acı çeken insanların düşünceleri hakkında hiçbir şey bilmiyorlar. Bunların hiçbirini anlamıyorlar. O yaş grubundaki insanlarla konuştuğunuzda gerçekten çok tuhaf oluyor. Açıkçası benim de o yaş grubundan çocuklarım var ve eşimin en küçük kızı üniversiteden mezun olmak üzere. San Diego'da Point Loma adlı bir kilise üniversitesine gidiyor. Ve bildiğiniz gibi, artık telkin ve liberal zihin kontrolünün kaleleri olan devlet okullarından çok daha farklılar bu okullar. Ama dediğine göre oradaki çocukların bile çoğu uzun yapısal makaleler, tezler veya bu tür şeyler yazamıyormuş çünkü okumuyorlarmış. Sanırım Hunter ve ben bunu biliyoruz, çünkü birlikte çalıştığımız insanlarda gördük bunu.

Hunter: Eğer 3-4 cümleden fazlasını kapsayan bir paragraf görürlerse okumaya devam etmiyorlar.

Laura: Bütün bir sayfa veya birkaç sayfa uzunluğunda cümleler okudum ben.

Jay: "A Day Without A Mexican" filmini izledin mi?

Laura: Film izlemiyorum.

Jay: Biraz aptalca gibi ama temel mesaj şu: Meksikalılar olmasaydı ABD tedarik zinciri, sanayisi ve iş dünyası çökerdi çünkü kelimenin tam anlamıyla tüm alt düzey işleri, temizlik işlerini falan Meksikalılar yapıyorlar.

Laura: Ve kendi ülkelerinde de çok kazıklanıyorlar. Meksika'ya gitmiştim. Mexico City'ye doğru gidiyorduk ve kilometrelerce uzunlukta güzel sebze tarlaları gördüm. Oysa Mexico City'de etrafta koşuşturan insanlar, sokak çocukları ve dilenciler var ve yiyecek hiçbir şeyleri yok. Ve düşündüm ki, tüm bu sebzeleri ABD'ye göndermek için yetiştiriyorlar herhalde. Ve bu beni dehşete düşürdü. Peki ya ABD Rusya'yla savaşa girdiğinde ne yapacak? Şahsen hiçbir fikrim yok çünkü ABD'de herhangi bir mühimmatı bir araya getirecek kadar beyin sahibi kimse yok veya çok az insan var. Ordu, donanma, hava kuvvetleri ve deniz piyadeleri transseksüel ideolojileriyle tam bir şaka haline geldi. Dolayısıyla girecekleri savaş onlar için katliam olacak.

Hunter: Beyin ve kas gücü yok. Bu kesin.

Laura: Evet. Rusya her zaman daha iyi görünüyor.

Jay: İnsanların inanılmaz bir zihin kontrolü ve manipülasyon etkisi altındalar. Tucker Carlson ve Putin arasındaki röportaj hakkında ne düşünüyorsun?

Laura: Tucker tam bir Amerikalı ve Putin'in son derece eğitimli bir adam olduğunu anlamadı. Putin aynı zamanda çok merhametli bir adam. Sadece 200 yıllık Amerikan tarihinden daha uzun ve daha eski değerler olduğuna dair bir ders vermek istedi. Ukrayna ile ilgili olarak da bir noktaya değinmek istedi; Ukrayna'nın bir ülke olarak tanınması oldukça yakın bir geçmişe dayanıyor. Her zaman yerel uzantı niteliğinde bir bölgeydi ve zamanın bazı noktalarında orijinal Rusluğun mekanı gibiydi. Yani, bu çok eski bir şey. Dolayısıyla kendini ayırması ve farklı bir ülke olarak adlandırılması oldukça yeni bir durum. Putin Batı'nın yaptığı şeyin, kardeşi kardeşe kırdırmak olduğunu söyledi ve bu konuda gerçekten üzgün. Bu konuda çok üzgün. Bence Putin, Amerikalı politikacıların ne kadar sümsük ve rezil olduğunu öğrenince çok şaşırdı. Kendisinin de muhtemelen herkesin maruz kaldığı Amerikan propagandasına maruz kaldığını düşünüyorum. Bilirsiniz, Amerika, dünya üzerindeki en harika ülke. Yolları altın kaplı. Demokrasi, özgürlük, vesaire. Ve tüm bunlar yıllardır propaganda olarak yayılırken, arka planda CIA dünyanın her yerinde hayal edebileceğiniz en pis, en kirli, en iğrenç numaralardan bazılarını yapıyordu. Sonra da kendi insanları üzerinde deneyler yaptı, zihin kontrol deneyleri yaptı ve siyaseti kontrol etti. Ve tabi İsrail var. Medyayı kontrol ediyor, siyaseti kontrol ediyor, Amerikalı politikacıları kontrol ediyor vs. Putin Amerikan propagandasının tam olarak gerçeği yansıtmadığını biliyordu muhtemelen. Eminim bunu gayet iyi biliyordu çünkü KGB ajanıydı. Aptalsan orada olamazsın. Ama bence Amerika'nın aslında ne kadar pis, arkadan bıçaklayan ve gıybet eden bir ülke olduğu ortaya çıkınca gerçekten şaşırdı. Ve bunun Kennedy suikastından bu yana tırmandığını tam olarak anladığından emin değilim. Kennedy suikastiyle birlikte gerçekten ortaya çıkmaya ve aşağılık ve acımasız bir şekilde bir şeyler yapmaya başladılar. Önceden şimdiki kadar açık değildi ama yine de vardı. Putin Amerika ile anlaşabileceği fikrine kapıldı. Ve Amerika'nın gerçekte ne yaptığını gördüğünde, sanırım oldukça acı bir şekilde, Amerika'nın Rusya'ya el koymak istediğini fark etti. Temelde ona sahip olmak, kaynaklarına sahip olmak, nüfusunu yok etmek, onları Amerikanlaştırmak istiyorlardı. Ve elbette bu, Amerikalıların bugün yaşadığı her şeye ışık tutuyor; transgenderizm ve DEI, ki bu muhtemelen en kötüsü ve Amerika'yı yok edecek bir şey, yani "çeşitlilik, eşitlik ve yaratım" söylemi. Çünkü tamamen beceriksiz bireyler asla olmamaları gereken pozisyonlara getiriliyor ve bu da Amerika'yı bir muz cumhuriyeti seviyesinin altına indiriyor. Yani, evet, ilginç bir röportajdı bence. Putin sonradan Tucker'ın daha sert sorular sorabileceğini düşündüğünü söyledi. Ama Tucker oturup konuşmayı ve mümkünse insanların kendilerini ifade etmelerine izin vermeyi seviyor, ama aynı zamanda biraz saflık eğilimi var.

Jay: Sence Tucker CIA ajanı mı? Kontrollü bir dezenformatör mü?

Laura: Hayır. Bence samimi bir adam ama dediğim gibi saf olduğunu düşünüyorum.

Jay: Peki, son olarak sormak istediğim diğer bir soru da K'ların bize aslında sadece tek bir devlet olduğunu söylemiş olmasıyla ilgili. Ve tüm bu bölgesel devledtler, Rusya, Çin, ABD, İngiltere, İskandinavya, Asya, Orta Doğu, hepsi göstermelik. Peki bu hala geçerli mi?

Laura: Sanmıyorum. Bence bu sorunun sorulduğu dönemde, yani doksanlı yıllarda durum böyleydi. O zamandan bu yana Rusya'da çok şey oldu. Çok fazla uyanış oldu ve hatta ABD'yle ve Ukrayna'yla uğraşmak zorunda kaldıklarından beri daha da fazla oldu. Bence Putin'in devlet başkanı olması ve bu kadar iyi bir insan olması tam bir şans veya gezegene bahşedilmiş bir lütuf. Çünkü geriye dönüp baktığınızda, onu gerçekten tanıyarak hakkında kötü bir şey söyleyen kimseyi bulamazsınız. Ve tabii ki Trump'ın başkanlık koltuğuna oturmasının ardından ABD'deki tüm kirli ilişkiler açığa çıktı. Ayrıca bu durum İngiltere, İrlanda, Fransa, Almanya, İtalya gibi ABD'nin egemenliği altındaki diğer ülkelerde de benzer bir ifşaya yol açtı. Ama asıl sorun ABD. Aslında Fransa'ya taşınmamızın nedenlerinden biri de Fransa'nın birinci Irak savaşına ve ikinci Irak savaşına katılmayı reddetmesiydi. Kendilerine hiçbir şey yapmamış, yapmayan ve yapmayı da planlamayan bir ülkeye önleyici olarak saldıran bir ülkede, ABD'de kalmak istemedim. ABD Irak'a girdi, şehirlerini bombalayarak bir milyondan fazla sivili öldürdü. Biz Fransa'ya gittiğimizde henüz böyle bir şey olmamıştı ama olacağını görebiliyordum. Ve dedim ki, aman Tanrım. Buna dayanamıyorum. Bu korkunç bir şey. Buna inanmıyorum. Birçok devrimci savaşçının soyundan geliyorum. Yani bu kararı vermek kolay olmadı benim için. Ama görüyorsunuz bazı şeyler eskiden olduğu gibi değil.

Jay: Bu bölümü bitirmeden önce, kafa karışıklığı yaşadığım bir hususa değinmek istiyorum. 4. yoğunluk o kadar güçlüyse, 3. yoğunluktaki herhangi biri, 4. Yoğunluktan uygulanan bu şiddetli kontrol ve etkiden nasıl kurtulabilir?

Laura: Bunu sadece bir ağ yapabilir. Sosyal hafıza kompleksi.

Jay: Yani Ukrayna'dan beri Rusya'nın temelde yaptığı şey bu mu? Bunun yakın zamanda mı olduğunu düşünüyorsun?

Laura: Evet.

Jay: Mantıklı. COVID sırasında yaşanan tüm o çılgınlığı ve sonra her şeyin nasıl değiştiğini düşünüyorum da. Maskelerden "Ukrayna için dua" etmeye geçiş oldu.

Laura: Evet. Şimdiki söylem ise şu: "Ukrayna'ya para göndermeyin artık. İsrail'e gönderin."

Hunter: Bu tamamen başka bir şey. Aslında muhtemelen bir sonrakinde bu konu hakkında konuşabiliriz.

Jay: İsrail konusuna bir sonrakinde devam ederiz.

Laura: O konuya girmesek daha iyi.

Hunter: Örtülü konuşmak zorunda kalırız.

Jay: Bayanlar baylar, Jay Campbell ve Hunter Williamson. Elbette, Laura, çok teşekkür ederim. 4. Bölümün sonuna geldik. 5 ve 6. bölümlerde tekrar görüşeceğiz.  Teşekkürler herkese.

bozadi

5. bölüm, 1. parça:

Jay: Merhaba bayanlar baylar, dünyanın her neresinden bizi izliyorsanız. Ben Jay Campbell ve şu anda Jay Campbell, Hunter Williams ve Laura Knight Jadczyk podcast'ini izliyorsunuz. Nasılsınız?

Laura: Ben iyiyim.

Jay: Bugün 6 Nisan, Florida - Tampa'da güzel bir cumartesi günü. Ve üçümüzün de bildiği gibi, bakış açınıza bağlı olarak, çok etkileyici zamanlardayız, eşi benzeri görülmemiş zamanlardayız. Laura'nın yaşamı, çalışmaları, yazıları, yazarlığı ve diğer pek çok şey hakkında derinlemesine röportajımızın beşinci bölümündeyiz. İlk dört röportaj çok derindi, sarsıcıydı. Ve eğer Laura'nın çalışmalarıyla ilk kez karşılaşıyorsanız, bu bilgileri sarsıcı bulabilirsiniz, iyi anlamda, çünkü bence şu anda dünyada olup bitenleri anlamaya çalışırken pek çok insan için gerekli olan bilgiler bunlar. Laura, son zamanlarda yazdığın makaleleri bize gönderdin. İnanılır gibi değil. Yeraltıcılar meselesinin ne olduğunu açıklayabilir misin?

Laura: Bunun muhtemelen üst boyutlarla ilgili olduğunu söyleyebilirim. Bazı kısımları üç boyutlu, üçüncü yoğunluk veya her neyse, ama çoğunun başka boyutlarla ilgili olduğunu söyleyebilirim. Ve bu varlıklar üst-boyutsal veya dünyadışı. Tam olarak insanların normalde düşündüğü gibi değil. Amerikalı bir ilahiyatçı veya ilahiyat tarihçisi var. Adı Pasulka. Ve "American Cosmic" adında bir kitap yazdı. Bunu bir yere not etmek isteyebilirsiniz. Kendisi bir akademisyen ve tüm bu UFO veya uzaylı fenomeni üzerine pek çok araştırma yapmış. Ve sanırım Joe Rogan ile bir röportaj yaptı. Göz atmak isteyebilirsiniz çünkü bu röportajda, insanlar UFO'lardan bahsederken, bahsettikleri şeyin açıkça bizim gerçekliğimiz olmadığını, doğrudan bizim gerçekliğimizde olmadığını çok cesurca ifade ediyor. Bu başka bir gerçeklik. Başka bir boyut. Bizim gerçekliğimizden ve kendi gerçekliğinden besleniyor ve bir şekilde bizim gerçekliğimizde tamamen fiziksel ve maddi gibi görünen şeyleri tezahür ettiriyor ama tamamen de öyle olmayabilir. Yakın zamanda ortaya çıkan ve Kongre için tanıklık eden bir adam vardı. David Grush. Bu oturumlarda kimse onun güvenilirliğini sorgulamadı. Ele geçirilmiş nesneler ve varlıklar olduğunu söyledi. Sonra senatörler sorular sordu. Son soru için kapalı oturumda konuşmaya karar verdiler. Joe Rogan'ın talkshow'u milyonlarca insana ulaşıyor. Sanırım en popüler podcast'lerden biri. Pasulka o programda çevremizle, insanlarla etkileşim halinde dünyadışı varlıkların olduğunu söyledi. Buna göre, bu insanlardan bazılarının olması için uğraşıp durduğu anlamda tam bir ifşaat gibi bir şey asla olmayacak. Dolayısıyla yeraltındakiler hakkında konuşurken, panik moduna girmemeye ve yeraltından bir grup ork ırkının falan çıkacağını düşünmeyin. Burada boyutlar arası parametreler var. Yani üçüncü yoğunlukta, üç boyutta bu şeylerin çok net bir karşılığı yok. Örneğin drakomonidlere çok ilgi gösteriyorsunuz. Kuyrukları için delikli kıyafetler giyen dört metre boyunda timsahlar sizi gerçekten etkiliyor, değil mi? Ama bunu üst-boyutsal bir fenomen olarak düşünün. Ve bunu düşünürken, bazen bir şey kendini gösterdiğinde, bu fenomenin bir kısmının herkesin göremeyeceği bir şekilde meydana geldiğini de fark etmelisiniz. UFO fenomeninin insanların hayal ürünleri veya bataklık gazı veya meteor olduğu açıklamasını ilk sorguladığımda, yaptığım en önemli şey, kaynağa gitmekti. Birçok vaka okudum. Ve gerçekten yapmanız gereken de budur. Vakaları okumalı ve başkasının analiziyle yetinmemelisiniz. Çok sayıda vakayı kendiniz incelemedikçe asla bir başkasının analizini kabul etmeyin. Bir kişi belirli bir olgu kümesini görebilir ve bunu belirli bir şekilde yorumlayabilir, örneğin iyi niyetli olarak görebilir ve başka bir kişi bunu başka bir şekilde yorumlayabilir, kötü niyetli görebilir. Tüm bunları unutun, sadece vakaları okuyun ve tekrarlanan kalıpları görmeye çalışın. Böylece bazen çok temel şeylerin farkına varabilirsiniz. Bu fenomeni gerçekten iyi kavramanın en iyi yolu budur. Pekala, yeraltıcılar. K'lar bu konuda oldukça tuhaf şeyler söylediler. Birilerinin savaşlardan, savaş alanlarından topladıkları insanlarla yeraltındaki insan stokunu yeniledikleri durumlardan bahsettiler. Çünkü savaş alanlarında pek çok insan kaybolabilir ve kimse bu konuda büyük bir yaygara koparmaz, dolayısıyla bu yolla yeraltındaki grupları takviye ediyor olabilirler. Üçüncü yoğunluk varlıkları üst-boyutsal bir uzaya giderlerse, işler burada olduğundan çok ama çok farklı olabilir çünkü örneğin biz üçüncü yoğunluk varlıklarıysak ve hayvanlar ikinci yoğunluk varlıklarıysa, hayvanlar ve biz aynı uzay zamanı paylaşıyoruz ama hayvanların gerçekliği bizimkinden çok farklı, ama yine de çok fazla ortak nokta ve etkileşim var. Aynı şeyin insanlar ve üst-boyutsal varlıklar veya dördüncü yoğunluk varlıkları arasında olduğunu hayal edin. Ama sanırım onların gerçekliği bizimkinden o kadar farklı ki, bunu doğrudan bizimle hayvanlar arasındaki durumla ilişkilendiremezsiniz. Muhtemelen son derece ileri teknolojiye sahipler. Yani, tıp veya şifa veya uzun ömürlülük açısından öyle. İnsanların yumurtalarını ve spermlerini alıp üreme çalışmaları için kullanabiliyorlar, yeraltıcıları programlayıp dünyaya gönderebiliyorlar, savaş alanından birilerini alıp değiştirip geri gönderebiliyorlar. Yaklaşık 20 yıl önce Tampa'daki UFO topluluğunda bir adam vardı ve Vietnam'da öldürüldüğünü ve uzaylılar tarafından alınıp onarıldığını, yeniden canlandırıldığını söyledi. Sanırım iki kalbi olduğunu ve kanının siyah olduğunu söylemişti. Daha sonra sahtekar olduğunu itiraf etmiş ama bu doğru olmayabilir. Programlanmış olabilir. Veya bu fenomenin ve uzaylı kaçırmalarını araştıran topluluğun saygınlığını karalama amacıyla da hareket etmiş olabilir. Ve aslında, UFO ve uzaylılar alanında ve new age alanında mevcut pek çok şeyin, gerçek bilgilerin algılanmasını önlemek amacıyla gürültü yaratmak için var olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden gerçekten dikkatli olmalısınız. Her neyse, yeraltındakilere geri dönersek, üreme amaçlarıyla kullanılıyorlar, onları çeşitli amaçlarla insanlar arasına yerleştirme çalışmaları var.

Jay: Bir sonraki sorum bununla alakalı. Politik poneroloji, psikopatlık, totalitarizm, tüm bu aşırı kötü, negatif, patolojik şeyler... Açıkçası çok, çok fazla psikopat var, ama Hitlerler, Pol Potlar ve Stalinler falan, yeraltında insan genomuyla çok uzun süredir yapılan dördüncü yoğunluk melezleme çalışmalarının bir ürünü müydü  acaba, çünkü bizden parçalar alıp melezlediklerini biliyoruz.

Laura: Gezegende var olan hemen hemen her canlı varlığın dördüncü yoğunluktaki yaratıcıların ve tasarımcıların deneysel bir melezleme projesi olduğunu söyleyebiliriz. Psikopati hakkında bazı sorular sormuştuk ve organik portallar hakkında konuştuğumuzu hatırlıyorum. Ve temelde bir anlamda hepimiz organik portallarız. Sadece bazılarımızda daha fazla potansiyel var. K'lar psikopatların kusurlu organik portallar olduğunu söylemişti. Ben de tarihsel araştırmalarımda bazı şeylerin izini sürdüm ve psikopatların muhtemelen dünya tarihinin felaket dönemlerindeki mutasyonların ürünü olduğu sonucuna vardım. K'lar ayrıca yeraltı alemlerinden gelen, psikopat olduğunu varsayabileceğimiz derin seviye noktalayıcılardan da bahsetti. Yani bu şekilde özel olarak tasarlanmış olabilirler. Bence basit bir yanıt yok, ama hiçbir şeyin basit bir yanıtı yok zaten. Her şey çok mümkün. Bu evrende her şey çok mümkün, çok potansiyel. Sadece belirli vakaları alıp incelemeniz ve neyle karşı karşıya olduğunuzu anlamaya çalışmanız gerekiyor. İstatistiksel olarak, çeşitli insanlar arasında geniş benzerlikler, geniş ortak kalıplar var ama yine de bireysel vakalar da var. Bu yüzden psikopatiyi tek bir kökene dayandırmaya çalışmanın yanlış olacağını düşünüyorum. Bununla birlikte, bunun teşvik edildiğini, psikopatların yaygınlaşmasının üst-boyutsal olarak teşvik edildiğini düşünüyorum. Bence bunu daha mümkün hale getirdiler. Hatta bazılarını daha fazla psikopat üretmek için damızlık olarak kullanıp bir grup ineğin arasına bir boğayı sokar gibi sokuyor olabilirler. Psikopatlar zaten bu eğilimde. Sorumsuz ebeveynler, cinsel psikopatlar falan. Ama bence bugün ABD'de ve diğer Batı ülkelerinde bunlardan çok fazla var. Suçu tamamen ABD'ye atmayacağım ama ABD bugün KH'nin başkenti gibi bir şey.

Jay: Doğru. "Almost Human" kitabında, Einhorn denen adamla ilgili analizin akıllara durgunluk veriyor. Ne tür bir psikopat bir kadını öldürüp cesedini dolabındaki bir sandığa koyar ve sonra bu konuda üç yıl boyunca patolojik bir şekilde yalan söyler, öyle ki kendisi de kadının orada olmadığına inanır ve sonra onu bulduklarında insanlara "Sizce ben dolabımdaki bir sandığa ceset koyacak kadar psikopat mıyım?" der!

Laura: Evet, üstelik ondan e-postalar aldım. Birini okuyayım. 1999'daki ilk e-postada şöyle diyor: "Merhaba Laura. Yorumlarını daha dikkatli bir şekilde inceledikten sonra seninle diyalog kurmaktan mutluluk duyacağım, çünkü temelde hemfikir olduğumuzu düşünüyorum. Yıllarca en fantastik fenomenleri yaşadım ve bunlarla ilgili anlatılan efsanelere hiç inanmadım. Bu fenomenler çok gerçekti ve neredeyse her gün meydana geliyordu. Bu olaylara atfedilen efsaneler ise tamamen yansıtmaydı. Bilinmeyenler insanları korkutur ve toz-pembe gerçeklikte yaşamak insanları yansıtma yapmaya zorlar. Dolayısıyla, paranormal olaylar günlük bir gerçeklik haline geldiğinde, bunun bir açıklamasını yapma arzusu katlanarak artıyor. Yaşadıklarım yaklaşık 30 yıl önce çok farklı bir sosyal iklimde başladı. Ve istihbarat grupları başlangıçta yaşadıklarımdan ürktüler. Eğer bu olayların kendine özgü bağlamı anlaşılmazsa, gerisi çok kafa karıştırıcı hale gelir. Zamanım olduğunda daha fazlasını anlatacağım."

Jay: Wau. İlk mesaj bu demek. Kaç tane daha gönderdi?

Laura: Üç ve o noktada bağlantıyı kestim.

Jay: Seninle yazıştığı sırada hapiste miydi?

Laura: Hayır, o sırada Fransa'da kaçaktı. Sonra bana yeni mesajlar gönderdi. Sonra bu adamın o fizik tartışma grubunda ne işi olduğunu merak ettim. Kocamın üye olduğu grupta. Ve bu mesajlardan bazılarını okuyunca büyülendim. "Kim bu adam?" diye düşündüm. Çünkü gruba ben de yorum yazmıştım. Ve bana yazmasının nedeni yorumlarımı okuması ve sanırım benim harika bir hedef olduğuma karar vermesiydi. Bilirsiniz, paranormal olaylarla ilgilenen bir şahıs ve bir sürü yalan da söyleyebilir. Sonra onu araştırmaya başladım ve ürktüm.

Jay: İnanılmaz. Sahte bir isim kullanmamış anladığım kadarıyla. Sana mesaj atarken gerçek adını kullanıyormuş. Tanrım, delilik. Yani, cidden, bunu düşününce bile tüylerim diken diken oldu.

Hunter: Laura'nın o kitapta çokça bahsettiği bir konu da psikopatların zeki görünmek için belirli bir dil yapısı kullanmalarıyla ilgili, ama bazen yanlış kelimeler seçiyorlar. Aklıma gelen bir örnek yok ama bazı şeyler hakkında yanlış kelimeler kullanıyorlar.

Laura: Evet, hatalı ifadeleri çok fazla kullanıyorlar. Eğer zekiyseniz ve ne okuduğunuzu biliyorsanız, bunları yakalayabilirsiniz.

Jay: Kitaptan adamın şu cümlesini okumak istiyorum: "Annemin güçlü ilişkisinin ruhuma yüklediği mutlak güven. Tıpkı annem gibi bana iyi bakması için bir kadına iyice hakim mi olmak istiyorum?" Ne düşünce ama!

Hunter: Adam Freudyen şeylerle, psikolojiyle ve new age tarzı şeylerle uğraşıyordu sanırım. Okurken onun new age ile bu kadar içli dışlı olduğunu fark etmemiştim, ama psikopatlar belirli ifadeleri çok kullanıyorlar. Kadınları transa sokmak için. Tam bir guru. Aynı şey bugün sosyal medyadaki insanlar için de geçerli, böyle tuhaf şeyler söylüyorlar, gerçekten tuhaf bir dil kurgusu. Tetiklenen insanlar da bu guru tiplerinden bazılarının körü körüne takipçisi oluyor. Günümüz dünyasında da bunun birçok tezahürü var. Bugün neler oluyor. Bu insanlar bu tür şeyler söylüyor ve bu da insanları garip bir şekilde transa geçiriyor.

Jay: Peki, bunu her iki tarafta da yapıyor olabilirler mi? Ateist bilim var ve bir de İsa manyakları var. Peki ya bunu her iki tarafta da yapıyorlarsa? "Almost Human" adlı kitabında Pentekostalların ve koyu köktenci Hıristiyanların CIA tarafından zihin kontrolüne tabi tutulduğuna dair kanıtlar sunuyorsun.

Laura: Evet. Bunu kiliseye oldukça düzenli gittiğim günlerde bile fark etmiştim. Çünkü üniversitedeyken hipnoterapi eğitimi almıştım ve kilisede otururken bir hafta boyunca orada olan evanjelistin çok standart hipnoterapi teknikleri kullandığını fark ettiğimi hatırlıyorum. Yani Pentekostal kilisesi, insanları limbik rezonans durumuna sokuyor. Bu da bazen kesinlikle olağanüstü fenomenler meydana getiriyor. Ve eğer bu tipler insanları limbik rezonansa sokarak mucizevi tedaviler gerçekleştirebiliyorlarsa, ki bu gerçekten oluyor, peki ya çok kötü niyetleri varsa neler yapabilirler, en azından Pentekostal kilisesinde? Çoğu zaman iyi niyetli bir gündemleri var gibi görünüyor. Ama ya insanları korkutarak para vermelerini sağlamak isterlerse? Zamanlarını ve yeteneklerini ortaya koyuyorlar. İnsanlar bir futbol maçına veya bir rock konserine gitmek için para ödüyor. Kiliseye gidiyorsunuz ve farklı bir deneyim yaşıyorsunuz, sonuçta o da bir deneyim. O halde neden elden ele dolaştırılan bir tabağa 5 dolar veya 20 dolar koymayasınız? Ben her zaman çok cömert olmuşumdur. Çünkü faaliyetlerini takdir ediyordum. Bunu bir alışveriş olarak gördüm. Uzun bir süre. Sonra hristiyanlık konusunda oldukça düşmancıl hisler geliştirdim. İlk uyanıp tüm bu anlatılanların doğru olmadığını anladığımda... Sunuluş şekli doğru değildi. Duygularım incinmişti. Biraz düşmancıl bir tavır aldım ama zaman geçtikçe ve daha çok insanla çalıştıkça daha çok şey öğrendim. Yani 25 yıldır insanlarla çalışıyor, insanlarla ilgileniyor, küresel ve sosyal sahnede neler olup bittiğini gözlemliyor ve izliyoruz. Ve insanların yapabileceği bir sürü farklı şey içinde en az zararlı olanın Hıristiyanlık olduğu sonucuna vardım. New age olayı aslında sadece "köktendincilik 2.0. versiyonu" Yeraltı dünyası konusundan çok  uzaklaştık ama bence hepsi birbiriyle bağlantılı.

Jay: Bu sabah bana bir makale gönderdin, beyindeki ruhani merkezin ayarını bozmaya veya kapatmaya çalıştıklarına dair.

Laura: Evet elektromanyetik dalgalar veya bir tür dalga kullanarak insanların inançlarına bağlı kalmalarına veya bir şeylere inanmalarına neden olacak şekilde beyinlerinin bazı kısımlarını kapatabiliyorlar. Bu oldukça üzücü. Ve hatta muhafazakarların yanlış fikirlerini silebileceklerini söylüyorlar. Üzgünüm ama ben muhafazakarım. Jonathan Haidt'in "The Righteous Mind" kitabını okumalısınız. Örneğin liberaller ve muhafazakarların bakış açıları arasındaki farklardan bahsediyor. Görünüşe göre muhafazakarlar çok daha zengin ve incelikli bir bakış açısına ve daha zeki bir dünya görüşüne sahipler.

Jay: Bu yüzde yüz doğru. Hunter henüz 30 yaşında olsa da üçümüz de yeterince yaşlıyız, hepimiz okul eğitiminden geçtik ve hepimiz liberal olmaya, kabullenici olmaya, saf bir kalbe, yumuşak bir kalbe veya adına ne derseniz deyin şefkate sahip olmaya koşullandık. Ama sonra yaşlandıkça, bilgeleştikçe, deneyim kazandıkça... Yani, seyahatler yaptık, farklı kültürlerle, farklı insanlarla ve farklı şeylerle tanıştık. Bunun çoğunlukla ideolojik bir saçmalık olduğunu fark ettik. İnsan olarak merhametli olmanız gerektiği açık. Ve bu da yükselmenin anahtarıdır, umarım başkalarına hizmet etmek için dördüncü yoğunluğa yükseliriz. Ama günün sonunda, gerçeklikle yüzleşirken cahil olamazsınız. Ve şunu söyleyebilirim ki aşırı solcu ideoloji şeytani veya her ne derseniz. Hayaller içinde yaşıyorlar, tamamen hayal içinde yaşıyorlar çünkü neyin doğru olduğu konusunda kişisel sorumluluk almak istemiyorlar.

Laura: Herhangi bir gerçek olduğuna inanmıyorlar. Göreliliği gerçekten tuhaf bir seviyeye taşıdılar. Her zaman benim gerçeğim, senin gerçeğin, benim tepkim, senin tepkin falan diyorlar. Pardon ama gerçek diye bir şey var. Hukuksal gerçek var. Matematiksel gerçek var. Benim gerçeğim ve senin gerçeğin dediğinizde, herkesin gerçeği çok farklı olabilir ama evrensel gerçeklikle ters düşmek isteyeceklerini sanmıyorum çünkü hayatta kalamazsınız.

Jay: Wayne Dyer'ı hatırlıyor musun? New age ustası. Hep şunu söylerdi: "Birden fazla gerçek vardır. Senin gerçeğin benim gerçeğim değildir." Bunu okuduğumu hatırlıyorum çünkü Monica ile ilk tanıştığım süreçte çok fazla iç gözlemsel çalışma yapıyordum ve Dyer'ın kitabını okuyunca bu kesinlikle saçmalık dedim. Kitabı odanın diğer ucuna fırlattım. Laura, sen kitabında çok doğru bir tasvir yapıyorsun: "New age kitlesinin çoğunluğu kelimenin tam anlamıyla zihin kontrolüne tabi tutuluyor."

Laura: Sanırım new age kitlesinin vurguladığı şey, her insanın kendi deneyimine ve olaylar hakkında kendi hislerine sahip olduğu gerçeği. Örneğin, bana söylediğin bir şey, geçmişte yaşadığım ve seninle hiçbir ilgisi olmayan bir deneyim nedeniyle gücenmeme neden olabilir. Bu da benim belli bir şekilde tepki vermeme neden olabilir. Ve sonunda oturup bunu tartıştığımızda, kastettiğin şeyin benim algıladığım şey olmadığı ortaya çıkabilir. Sanırım herkesin kendi deneyimleri, kendi algıları olduğu ve bunların doğru olabileceği veya olmayabileceği fikrini benimsediler. Bir örnek vereceğim. Florida'da tanıdığım bir kız vardı, yazar olmak istiyordu ve yazdığı bir şeyi okumam veya düzenlemem için bana verdiğinde baktım ki yanlış kullanılan kelimelerle doluydu ve ona bir kelimeyi gösterip "Burada ne demek istiyorsun?" dediğimde, "Doğru kelime değil, değil mi?" dedi. Evet, dedim. O da "Sen bunu biliyorsan, başkaları da bilir ama benim orada kullanmaktan hoşlandığım kelime bu." dedi. Ben de dedim ki, bunu ne için yazıyorsun? Bunu diğer insanların okuması için yazıyorsun, değil mi? Ortak bir anlayış noktasında buluşmak için. O zaman bunu yapmanın yolu bu değil. Kelimelerin ortak kabul gören tanımlarını bulman gerekir. Uygun kelimeyi uygun yerde kullan ki insanların çoğunluğu onu okuyabilsin ve anlayabilsin. Her şeyi kendine, sevdiğiniz şeylere bağlama. Ama onun gerçeği öyleydi.

Hunter: Laura, solculuk bağlamında kendi doğrunu bulma gibi konularla ilgili bir şey sormak istiyorum. Bazen merak ediyorum. Açıkçası bu gündemi zihnimizde hızlandırıp bakarsak, bence toptan yıkıma yol açacaktır. Şu anda devam eden amacına ulaşırsa, bu toptan yıkıma yol açacaktır. Peki olacak olan bu mu? Zaman çizelgesine bakarsak, bu hızla devam ederse, 10 ila 15 yıl içinde bildiğimiz dünyanın yok olacağını, kurumların, medeniyetin ve her şeyin yok olacağını söylüyorsun. Peki mevcut durum, üstesinden gelip düzeltebileceğimiz bir şey mi?

Laura: Düzeltilebileceğini sanmıyorum. Sonsuza kadar devam edemez çünkü pek çok insan kendini sıkıştırılmış, bastırılmış, ezilmiş hissediyor. Bu yüzden bir tepki olacaktır. Yani, Putin'in dediği gibi, bir yayı belli bir noktada kadar bastırırsan, geri yaylanacaktır. K'lar birkaç kez büyük bir temizliğe doğru gittiğimizi söylediler ve bence bizim şu anki bakış açısıyla çok hoşumuza gitmeyebilir bu temizlik süreci. "Hiçbir şey sonsuza kadar sürmez ve bunun için Tanrı'ya şükretmelisiniz" gibisinden bir açıklama yaptılar. Şu anda yaşananlar sonsuza kadar süremez ama dengelemenin çok fazla yolu yok çünkü yönetimdeki patokratlar için yönetimde kalmak varoluşsal bir mecburiyet meselesi çünkü iktidardan düştüklerinde, yaptıklarından dolayı insanların kendilerine karşı duydukları öfkenin sonuçlarını yaşayacaklarını biliyorlar. Bu yüzden yönetimi ellerinde tutmak için inanılmaz uç noktalara gideceklerdir. Bunu tarihte de gördük. Hitler'in ne yaptığına bakın, Almanya'yı esasen kendisi yok etti. Kazanmalarını istediği savaşı kazanamadıkları için Almanların yaşamayı hak etmediklerini iddia etti. Bu korkuyu görüyorsunuz. Bu bizim anlayabileceğimiz türden bir korku değil. Biz korktuğumuzda rasyonel bir şeyden korkarız ve onlar yönetimde olmamaktan korkuyorlar ve yönetimi ellerinde tutmaya kararlılar. Dünya Sağlık Örgütü, Dünya Ekonomik Forumu ve çeşitli yerlerde yönetime getirdikleri kişiler, dizginlerini ellerinde tutmak için çıldırmış gibiler. ABD'de artık özgürlük yok. En azından ABD'nin yok olacağını söyleyebilirim. Başka türlü nasıl olabilir anlamıyorum. Demek istediğim, ya bu kitlesel göç veya yasadışı yabancıların ABD'ye göçü nedeniyle yok olacak ve bir iç savaş çıkacak veya insanlar bir şekilde bir iç savaşa veya devrime girecekler. Ayakta kalabileceğini sanmıyorum. Bir diğer husus da, dünyanın pek çok yerinden Amerika'ya yöneltilen nefretin miktarı. ABD ile dost veya müttefik olduğu varsayılan ülkelerdeki sıradan insanlar, duruma liderlerinin baktığı gibi bakmıyor. Sıradan Fransız halkının Amerikalılara çok dostça baktığını sanmıyorum. Aynı şey Almanlar veya İtalyanlar için de geçerli. Ve bunlar sadece ABD'nin yok etmediği veya saldırmadığı ülkeler. Iraklıları düşünün, Orta Doğu'daki insanları düşünün, Vietnam'daki insanları düşünün, Tayland'daki insanları düşünün, ABD'nin sürekli bomba yağdırdığı bölgeleri düşünün. Amerikalıları bireysel olarak sevebilirler ama ABD'nin ne yaptığını görebiliyorlar. Büyük zorba. Dolayısıyla nükleer bir savaş gerçek bir olasılık. Ve eğer olursa ABD'nin nükleer bombaya maruz kalması şaşırtıcı olmaz. Bu şu anda muhtemel görünen bir tablo değil. Ya bu gerçekleşecek veya tarihte birçok kez, periyodik olarak ve hatta düzenli olarak gerçekleştiği gibi, göktaşları bomba gibi yağacak.

bozadi

#19
5. bölüm, 2. parça:

Jay: Son 10 yılda dünyayı epeyce gezdim ve çoğu yabancı ülkede Amerikalıları bireysel olarak seviyorlar, titreşimsel olarak kim olduğunuza bağlı olarak. Ama evet, Amerika'nın kendi politikalarına uymayan herkesi bombalayarak taş devrine gönderen büyük kabadayı ülke olduğu fikri de var. Bu yüzde yüz doğru. Ve şunu da söyleyeyim, seyahatlerimden önce daha Amerikan milliyetçisiydim, tüm diğer güçlerin kötü olduğunu düşünecek şekilde beynim yıkanmıştı, örneğin Fransızların kötü olduğunu düşünüyordum. Şimdi seyahatlerim sayesinde bunun tam tersi olduğunu gördüm. Gerçekten tam tersi.

Laura: ABD'de ne yapacağı her bireyin kendisine kalmış ama insanların nasıl hissettiklerini biliyorum, kalmaya çalışmak, düzeltmek ve savunmak istiyorlar. Soybilim benim hobim. Soyumda Amerikan Devrimi'nde savaşmış çok kişi var. Bu gerçekten zor bir karar ama kimileri için ABD'den ayrılmak iyi fikir olabilir.

Jay: Bence bu herkes için doğru bir fikir ama ne yazık ki herkes bunu yapabilecek imkanlara sahip değil. ABD'den 10 aylığına ayrılmıştım ve şimdi geri döndüm ama Meksika'ya daha sıcak bakıyorum. Seninle tamamen aynı fikirdeyim. Çoğu insan gerçeği göremiyor.

Laura: Meksika'da bir yer olabilir, Orta Amerika'da bir yer olabilir, Güney Amerika olabilir. Gidilebilecek yerler var.

Jay: Hunter, ABD'nin yokoluşa programlandığına katılıyor musun?

Hunter: Sanırım öyle. Fark ettiğim bir şey var: Son birkaç yıldır 5G ve benzeri zararlı frekans teknolojilerinin kullanılmaya başlanmasından bu yana Meksika'ya seyahat ediyorum. Sanki ABD üzerinde bir frekans kontrol ağı varmış gibi geliyor. Meksika'ya gittiğimizde bunu fark etmiyorum. Bu 5G mi, HAARP mı, başka bir şey mi bilmiyorum ama Amerika Birleşik Devletleri'nden ayrılıp geri döndüğümde hep aynı espriyi yaptığımızı fark ediyorum; ben, Jay, Monica, kız arkadaşım, geri döndüğümüzde "Matrix'e geri dönmüşüz gibi." diyoruz hep. Gerçekten de frekans ayarlı kontrol ağına geri döndüğümüzü hissettik. ABD bir zombiler ülkesi gibi görünüyor. Elbette her yerde zombiler var ama ABD'de bir insanla yüz yüze etkileşime girdiğinizde hissettiğiniz duygu çok değişik.

Jay: Gökyüzünde spreyleme yok. Ayrıca belirtmek isterim ki Hunter, Meksika'daki yemekler on kat daha iyi kesinlikle.

Laura: Ve daha temiz. İlginçtir, geçen gün bir karşılaştırma gördüm. İki kutu mısır gevreği. Biri AB'de, diğeri ABD'de üretilmiş. AB'de üretilmiş olanın 5, ABD'de üretilmiş olanın ise çoğu kimyasal olmak üzere 15 içeriği vardı. AB ile ilgili birkaç olumlu şey var ama tamamen mükemmel değil elbette. Gıda ve ürünlerle ilgili koydukları kurallar var, içeriğin saflığı ve kutularda ya da paketlerde gerekli tüm bilgilerin olması gibi. Yani burada bir kutu mısır gevreği aldığınızda, ABD'de aldığınızla aynı isim ya da marka olsa bile, içeriği aynı şey değil. Burada zehirle dolu olmuyor. ABD'de bitkisel ürünlere püskürtülen kimyasalların hiçbiri burada püskürtülmüyor ve taze olarak erişebiliyorsunuz, çünkü burada zararlı kimyasallar yasalara aykırı. Glifosat kullanmıyorlar, bu yasalara aykırı ve başka zararlı kimyasallar da yasaklı. Çiğ süt alabiliyorsunuz ve çiğ sütten yapılmış peynirler alabiliyorsunuz, çünkü Fransa binlerce peynir türünün ülkesi. Yani dünyada ABD'de yaşadığınızdan daha iyi bir hayat yaşayabileceğiniz yerler var. Sadece gıda güvenliği bile önemli bir konu.

Jay: ABD'deki tüm yiyecekler kimyasal olarak kirli. Hunter'la bunu hep konuşuruz. Uluslararası üne sahip beş yıldızlı bir restorana gidiyorsunuz ve yemeğiniz kimyasallarla dolu. ABD'de kimyasal madde bulaşmamış yemek yemeniz mümkün değil. Sağlıklı yaşayan hemen herkes sürdürülebilir ve kendilerine yakın bir organik çiftlikten alışveriş yapmak zorunda. Ve o zaman bile, gökyüzünden püskürtülenleri nasıl engelleyebilirler ki? Costco'dan ya da herhangi bir yerden organik, otla beslenmiş ya da yabani et satın alamıyorsunuz. Hepsi kimyasallarla kirlenmiş durumda.

Laura: Bulunduğumuz yerin sevdiğimiz yanı da bu çünkü kırsalda yaşıyoruz ve etrafımız çiftlikler ve taze ürünlerle çevrili ve her perşembe kasabamızda tüm yerel çiftçilerin ürünlerini tüm yerel halka satmak için getirdiği bir pazar kuruluyor ve etrafta bol miktarda yaban domuzu ve geyik var. Yani, süpermarketlerden geyik eti ve yaban domuzu satın alabiliyorsunuz. ABD'de bunları bulabileceğinizi sanmıyorum.

Hunter: Çiftlikte yetiştirilmemiş geyik etinin satışı burada yasadışı. Yani yabani geyik eti olamaz. Yasadışı, en azından Birleşik Devletler'de. Bir şey sormak istiyorum. Açıkçası Jay ve ben sağlık hakkında çok konuşuyoruz. Sence gıda mühendisliğine yönelik üst boyut müdahalesi bize ne gibi etkiler yapıyor? Çünkü bence glifosat bağırsak astarında mikro yırtıklara neden olarak insanların bağırsaklarında sızıntıya yol açıyor ve bu da beyindeki nörotransmitter sinyallerini etkiliyor. Bu kötü çünkü sağlık sorunlarına neden oluyor. Benim şüphem, hormonlarının, mikrobiyotalarının ve tüm bu şeylerin bozulması yoluyla nörotransmitter sinyallerini etkileyerek bir şeyler yapılmak isteniyor. Sence şu anda insan genomuna yönelik gıda mühendisliği operasyonunun arkasında üst boyutsal bir kontrol mekanizması var mı?

Laura: Evet, bence öyle. Bu konuyu çok araştırıyorum ve sağlık kurallarını, yönetmelikleri ve aşı programlarını hazırlayanların çoğunun bundan sorumlu olduğunu söyleyebilirim. Ve Kellogg gibi insanlar, her şeyi insanların sağlığını yok etmek üzere tasarladılar. İnsanları daha kontrol edilebilir kılmak için üst boyutlardan bir kontrol uygulanıyor. K'larla yaptığımız birkaç celseden birinde bu konu hakkında biraz konuştuk. Ve DNA'nın bir anten olduğundan bahsettik. Vücudunuzdaki her hücrede DNA vardır ve bu bir antendir. Hangi DNA'nın aktive olduğu, antenin nerede aktive olduğunu ya da kullanıldığını belirler ve bu bağlamda örneğin bitkisel yağların kullanımı çok ama çok kötüdür.

Jay: Evet, korkunç. Tohum yağları sağlıklı değil.

Laura: Bunun nedenlerinden biri, vücudunuzdaki her bir hücreyi çevreleyen hücre zarının yağlardan oluşmasıdır. Hayvansal yağlar pürüzsüz ve homojen membranlar üretir. Bitkisel yağlar ise bu hücre duvarlarını oluşturmak için bir araya toplanan küçük plastik benzeri parçalar üretir. Bunlar sivri uçludur ve hücresel ortamla ve özellikle de beyin kimyasallarıyla etkileşime girmeye hiç elverişli değildir. Yani çok fazla bitkisel yağ tükettiğinizde tüm vücudunuzu tahrip ediyor olabilirsiniz. Salatalar için zeytinyağımız var ve bazen üzüm çekirdeği yağı ile mayonez yapıyoruz çünkü güzel mayonez oluyor. Mayonezimizi kendimiz yapıyoruz ama çoğunlukla hayvansal yağlar, sığır yağı, ördek yağı kullanıyoruz. Fransa'da bu çok yaygın çünkü büyük bir ördek endüstrisi var. Keşke ABD'de de böyle bir şey olsaydı. O zaman asla bırakmazdım ama güvenli yemek bulamıyordum.

Hunter: Evet, tükettiğimiz zararlı gıdalar hücre zarının geçirgenliğini etkiliyor. Ve dediğin gibi, onu çok sert ve pürüzlü hale getiriyor. Hayvansal yağlarla inşa edilmiş hücre zarları gerekli besinlerin hücre içine alınmasına imkan sağlıyor.

Laura: Ve bu hemen pek çok şeyi etkileyecektir ama daha da önemli olan DNA üzerinde meydana gelen etkidir ve zararlı kimyasalların bazıları DNA'ya zarar veriyor. Ve diyebilirim ki bir kişinin kozmik mesajları alma yeteneği denebilecek olan şey, kişinin DNA'sının durumuna bağlı. DNA sizin anteninizdir. Merkezdeki bir alıcıdır. Ve bunun performansı, bedeninizde neler olup bittiğine bağlı olarak andan ana değişebilir. Bu büyük ölçüde yediklerinize, ayrıca muhtemelen 5G veya mikrodalga radyasyonu, HAARP radyasyonu ve benzeri gibi maruz kaldığınız şeylere bağlı. Bu yüzden dışarıdan kötü niyetli bir mühendislik müdahalesi olduğunu düşünüyorum gerçekten.

Jay: Daha derine inelim. Şişmanlığın kabulü, obezitenin yüceltilmesi meselesi var. İç organlarda yağlanma iltihap yapıcıdır. Şişmanlığın normalleştirilmesini o nedenle teşvik ettiklerini düşünmeye başlıyorsunuz bu durumda. Obezite, insülin direnci.

Laura: Hayatımın büyük bölümünde şişmandım. Ama aşırı yediğim için değil.

Jay: Bence şişman değilsin. Yani, annemin kilosunu düşününce. Annem 180 kiloydu. Morbid obez gibiydi.

Laura: Bence şişman insanlarda yeme sorunundan daha fazlası var. Birçoğunda. Bana göre yağ iltihaptır. Yani bu bir sağlık sorunu. Kilo verdiğimde kendimi çok daha iyi hissediyorum çünkü iltihaptan kurtuluyorum. Ama bu benim için zor çünkü bunu neredeyse imkansız kılan özel bir mutasyonum var. Detaylarına girmeye gerek yok. Ama fazla kilonun yüceltilmesinin korkunç olduğunu düşünüyorum çünkü yaptıkları şeye bakın. Amerikan halkının yüzde 60 ila 70'inin aşırı kilolu olmasını sağladılar.

Jay: Buna hazır mısınız? Yeni bir istatistik. Bu çılgınca. ABD'de 40 yaş üstü kadın ve erkeklerin %72'si obez, fazla kilolu değil. Obez.

Laura: Peki nasıl bu hale geldiler? Doğal bir yolla bu hale gelmediler. Yiyecekleri zehirli olduğu için bu hale geldiler. Hava, su, ayrıca her şeye eklenen hormonlar. Etlere koydukları hormonların muhtemelen en kötülerinden biri olduğunu söyleyebilirim. Ve evet, sütte ve ette hormon var. Şimdi nüfuslarının yüzde 70'i aşırı kilolu ve obez ve bunu yüceltenlerin hepsi de liboş.

Jay: Obez olan ve bunun farkında bile olmayanlarla arandaki fark, az önce söylediğin gibi, onların kendilerine ne yapıldığının farkında bile olmamaları. Öylesine yaşıyorlar. Bir çiftlikte bile yaşıyor olsalar, Dr. Anthony J.'nin dediği gibi ve Laura, bunu sen de söylüyorsun: Hücre duvarlarında mikroplastikler varken, yağlarını kaybetme ihtimalleri yok bile. Gün boyu egzersiz yapsalar ve kendilerini aç bıraksalar bile vücutları hücre duvarlarına nüfuz etmiş olan bu kimyasalları dışarı atamayacaktır. Bu kimyasallar sindirimi engelliyor, atılımı engelliyor. İnsanlar neyle karşı karşıya olduklarının farkında değiller.

Laura: Kendim için söyleyebileceğim tek şey düzenli olarak kan tahlili yaptırdığım. Kısa bir süre önce bir doktor ayrıntılı analiz yaptı ve "Her şey çok iyi görünüyor." dedi. Fazla kilom olmasına rağmen son derece sağlıklıyım ama bu durumu sık sık merak ediyorum ve K'lara sordum. Onlar da bana benim özel durumumda bu fazla kilonun gerekli olduğunu çünkü aktardığım enerjiyi dengelemek için buna ihtiyacım olduğunu söylediler. Fazla enerji taşıdıkları için fazla kilolu olmaları gereken nadir bireyler var. Örneğin, sanırım daha önce de bahsetmiştim, Eusebio Palladino gibi büyük medyumlar bir celsede 6-7 kilo verebiliyorlardı ve bu az bir miktar değil. Ve o iri bir kadındı. Çok aşırı değil, yani 180-200 kilo falan değildi ama iri bir kadındı, muhtemelen 100 kilo falandı ve sanırım uzun boyluydu. Yani arkeolojik kayıtlara bakarsanız, Willendorf Venüsü gibi aşırı obez kadın figürlerinin olduğunu görürsünüz. Bunların kült figürler olduğu düşünülüyor ve belki de öyleydiler, belki de kendi toplumlarında kahinlik yapan kadınlardı. Ve kahin olarak, o grubun psişik temas noktası olarak yaptıkları işi için fazla kilolu olmaları gerekiyordu. Ama o zamanki insanların çoğu obez değildi. Yani, diyetleri buna izin vermiyordu. Aktiviteleri buna izin vermiyordu. Peter Paul Rubens. İri kadınları resmediyor. Ben bir Rubens tipiyim, bu yüzden onu gerçekten severim. Bu genç kadınlar için uygun bir şey değil. Üreme çağındaki genç kadınlar obez olmamalı.

Jay: Bu arada bu artık yaygın bir durum. Yani, tekrar ediyorum, herhangi bir alışveriş merkezine, kıyafet sunan herhangi bir mağazaya gidiyorsunuz ve artık her şey ortadaki yağlanmayı örtmek üzere tasarlanmış durumda. Bu inanılmaz bir şey. Yetmişli - seksenli yıllara ait video görüntülerini ya da dünyanın dört bir yanındaki plajlar gibi büyük ölçekli yerlerin videolarını analiz eden pek çok insan var. Ve insanların antropomorfik özelliklerine bakıyorlar. Yaşları ne olursa olsun, obez olduğu düşünülen çok az insan vardı. Tüm bu modern, endüstriyel, teknolojik gelişme açıkça insan genomuna yönelik bariz ve aşırı bir saldırı. Buna hiç şüphe yok. İnsanları daha pasif hale getiriyorlar. İnsanları daha iltihaplı hale getiriyorlar.

Laura: Bunda başka bir faktör de rol oynuyor olabilir. Bir buzul çağının eşiğinde olduğumuz için merak ediyorum ve hatta DNA'nın uzun bir açlık dönemi boyunca kilo tutmaya başlaması için bir tür sinyal alıp almadığını merak ediyorum. Ve size şunu söylemeliyim ki çocuklarım küçükken, hastalanma ihtimallerine karşı hep biraz tombul olmalarını istedim çünkü bir bebek hastalandığında çok hızlı kilo kaybedebilir. Çok sıska olmalarını istemedim ama yetmişli yıllarda neler yaşadığımızı bir düşünün. Siz yaşamadınız. Çok gençsiniz. Twiggy'yi (Dame Lesley Lawson) düşünün. O çocuksu fiziksel görünümü nasıl teşvik ettiklerini. İnsanların akıllarıyla oynamaya çalıştılar.

Jay: Evet, ve bu bugün hala teşvik ediliyor. Kokain diyeti diyorlar.

Laura: Sonra insanlar buna itiraz etmeye başladılar çünkü rol modellerden bazıları yetersiz beslenme bozuklukları ve yeme bozuklukları nedeniyle ölüyordu. Sonra zıt yöne gitmeye başladılar. Ve şimdi şişmanlığı teşvik ederek ne yapıyorlar? Hiçbir fikrim yok. Çok tiksindirici.

Jay: Hunter ve ben bir grup erkekle telegram grubundayız ve hepimiz eski sporcularız. Ve şu anda kadın basketbolunda olan bitenlerden bahsediyoruz. Kim olduğunu bilmiyorum ama Nike'ın bir modeli varmış. Şişman, siyah bir hatun, koca göbekli. Yoga taytı giydirmişler ve her yerde tanıtıyorlar. Her Nike reklamında vardı. Dünyanın her yerindeydi. Madison Square Garden reklam panolarındaydı. Her yerdeydi. "Just do it" der gibiydiler. Bilirsiniz, sanki sorun yokmuş gibi. Sen de böyle olabilirsin. Daha geniş bir sosyoekonomik bağlam ve sağlık bağlamından bakıldığında, bildiğiniz gibi, bu normal değil. Çünkü bu sağlıklı değil. Sağlıktan en uzak şey. Ve böyle insanların uzun yaşamadığı kanıtlandı.

Hunter: Daha önce çok düşük vücut yağ oranına sahiptim. Dürüst olmak gerekirse, düşük vücut yağ oranına sahip olduğumda kendimi ruhsal olarak iyi hissetmiyorum çünkü neredeyse açlık durumundasınız. Yani bir nevi hayatta kalma modundasınız ama evet, bir de çok fazla vücut yağınızın ve çok fazla enflamasyonunuzun olduğu tam zıt durum var. Merak ediyorum, tüm bunlar insanların en sağlıklı hallerinde olmalarını engellemeye yönelik etkiler mi? İnsanların gerçek özleriyle bağlantılarını kesmek için mi?

Laura: Eşcinseller ve şişmanlar gibi çeşitli farklı ve ötekileştirilmiş grupları kullanıyorlar. İster hastalık derecesinde obez olsunlar, ister pipilerini ya da göğüslerini kestirsinler ya da doğdukları cinsiyetin tam tersi cinsiyet hormonları alsınlar, sonuçta vücutlarını tahrip ediyorlar. Bu arada, ABD nüfusunun yüzde 70'i, hormonlardan kaynaklanan gıdalardaki tüm kimyasallar nedeniyle morbid obez değilse bile muhtemelen obezdir. 25 yıl önce Karayip adalarındaki kızların yedikleri tavuklardaki hormonlar nedeniyle 7 yaşında regl olduklarını okumuştum. Dolayısıyla yaptıkları şey kesinlikle suç teşkil ediyor ama kovid yoluyla yaptıklarından daha fazla suç teşkil etmiyor. Kovid tam bir aldatmaca ve zehirlemeydi. Ve tabii ki, diken proteininin kötü bir zihin kontrolüne yardımcı olmak ya da insanların kişiliklerini değiştirmek, beyinlerinde bir şeyleri değiştirmek için tasarlandığından bahseden bir doktor var. Bunun mümkün olduğunu biliyoruz çünkü toksoplazmoza bakın; bir fareyi kendisini yiyecek kediyi arayan bir şeye dönüştürebilir. Ve insanlara bulaşabilecek, beyni etkileyen, düşünme biçimlerini ve kişiliklerini etkileyen her türlü parazit var. Bence bunların hepsi üst boyutlardaki varlıklardan, dördüncü yoğunluk KH'den yönetilen bir insan yok etme programının parçası, çünkü insan nüfusunu 19 milyon gibi bir sayıya düşürmek istiyorlar ve bu nüfusu Bill Gates, Anthony Fauci ve Trudeau gibi atanmış temsilcileri aracılığıyla yönetecekler. Bu şahısların, kullanılıp atılacaklar arasında en başlarda olduklarının farkında olduklarını sanmıyorum.

Jay: Bu arada, Trudeau'nun Fidel Castro'nun gayrimeşru oğlu olduğuna dair söylentilerin doğru olduğunu düşünüyor musun?

Laura: Bence muhtemelen değil. Yani mümkün. Bunu bir olasılık olarak dışlamayacağım ama Castro'ya benzemiyor sanki.

Hunter: İyi bir noktaya değindin Jay. Bunu Michelle Obama'da da gördük, aslında hiç hamile kalmamış mı yani? Bunun gibi bir sürü ünlü politikacı ve ünlü var. Gerçek çocuk sahibi olabilecek psikopatlar bulamadılar mı acaba?

Laura: Poneroloji kitabında fark edeceksiniz, tam gelişmiş psikopatların halkın gözünde olmasını istemediklerinden bahsediyor çünkü onları kontrol edemiyorlar, halkla aralarını gerçekten kötüleştirdiklerini öğrendiler. Bu yüzden sadece belirli bir düzeyde patolojik sapkınlıkları olan insanları alıp onları herkesin görebileceği pozisyonlara yerleştiriyorlar. Gerçek, asıl psikopatlar, perde arkasında en kirli işleri yapanlar.


bozadi

5. bölüm 3. parça:

Jay: Bu aslında sana sorabileceğim ilginç bir soru. Bize Tibet hikayeleriyle ilgili olarak tekrar gönderdiğin yeraltı makaleleriyle de ilgili. O adamın adı neydi? Üst boyutlardan bahsediyor. Son 30 yılda Hollywood'da bize ölümsüzlerle ilgili izlettikleri filmleri düşünüyorum. Highlander vardı. Her zaman aramızda dolaşan ve sonsuza kadar yaşayan varlıklar olduğuna dair içeriden ipuçları veriyorlar. Simyacılar veya her nasıl adlandırırsan.

Laura: En az 800 yıl.

Jay: Ve belki de Hollywood filmlerinde söylenenden daha uzun süre. Peki sence karanlık büyücüler, karanlık simya ustaları var mı? K'ların anlattığı psişik projektörleri biliyoruz, bunlar yeraltında ya da iç dünyada ya da her neredelerse, üst boyut varlıkları. Bunlardan bazıları başkalarına hizmet ederken bazıları da kendilerine hizmet ediyor. Peki aramızda dolaşan ölümsüz iyi adamlar ve kötü adamlar grubu var mı?

Laura: Kötülük yolunda ölümsüz olabilmek için çok içedönük olman gerekir. Ve çok içedönük bir birey genellikle hiçbir şeyle ya da hiç kimseyle fazla etkileşime girmez. Onlar sadece tüketimle ilgilenir. Dolayısıyla, aramızda dolaşan üst boyutlular hakkında çok fazla endişelenmemiz gerektiğini sanmıyorum ama şeytani sanatlara inanan ve bunları uygulayan insanlar var kesinlikle ve üst boyutlu kötü varlıklardan birine dönüşmek için çok sıkı çalışıyorlar, böylece tamamen tembel ve içedönük olabilirler ve beslenme tüplerinden yiyecek emebilirler. Anladığım kadarıyla bazıları oldukça kötü. Birkaç tane de düşük seviyeli olanla karşılaştım. Onlar hakkında yazmıştım. Ama dediğim gibi, gerçekten üst düzey olanların dışarı çıkıp çok fazla etkileşime girdiğini sanmıyorum. Çıkıp insanlarla bağlantılar kuruyorlar. Sonra da birbirlerini besliyorlar.

Jay: Burada spekülasyon yaptığımızı biliyorum ama bu insanlar karanlık ritüel uygulamaları yaptıklarında, hakkında hikayeler duyduğumuz bu sürüngen ve şeytani varlıkları çağırdıklarında, o varlıklardan biri, senin kitaplarda bahsettiğin gibi usta ve yalnız biri gelip kendini gösterir mi?

Laura: Takipçilerini heyecanlandırmak ve onlara bir tezahürle kutsandıklarını hissettirmek için kısa süreliğine görünmeleri gerçekten mümkün. Ancak bildiğim kadarıyla bu çok nadir olabilecek bir şey. Dediğim gibi, çok kendilerine dönükler. Pozitif varlıklara gelecek olursak, gerçekten istenmedikçe müdahale etmemek gibi uymak zorunda oldukları kuralları var. K'lara bir BH varlığı olmanın ne anlama geldiğini sordum. İsteyenlere her şeyi veren bir varlık olduğunu söylediler. Şimdi, bu gerçekten basit bir formül gibi geliyor. Ama düşündüğünüzde aslında o kadar da basit olmadığını anlıyorsunuz. Hangi insan gerçekten her şeyi verebilir ve ne tür bir insan gerçekten isteyebilir? Çoğu insanın istekleri manipülasyon içerir. Her türlü talebin arkasında her türlü duygu vardır. K'lara "Nasıl oldu da sizinle bağlantı kurabildim?" diye sordum. "Çünkü istedin." dediler. Kendi başıma yapamayacağımı bildiğim noktaya gelene kadar çok yoğun çabalar harcadım. Kendi başıma yapabileceklerimin sonuna gelmiştim. Erişemeyeceğim şeyler vardı.

Jay: Kelimenin tam anlamıyla tüm enerjini emen bir kocan da vardı sanırım?

Laura: Evet.

Jay: Şimdiki eşimin başına da aynı şey geldi. Ve eminim ki eski sevgilim de beni hortumluyordu ve bunun farkında değildim. İşlerin böyle yürümesi çok acayip.

Laura: Evet, öyle. Ve bu böyle. Yaygın bir durum. Hayatları boyunca kendilerinden enerji çeken biriyle yaşayan insanlar var. Bununla ilgili bizim de deneyimlerimiz var.

Jay: Bunun hakkında bir şey sorayım. O durumdaki bir kişi alem sınır geçişinde yükselebilir mi? Eğer bir başkalarına hizmet adayı mutlak ruh emici vampir bir varlıkla ilişki içindeyse, diğer her şeyi doğru yaparsa, yine de yükselebilir mi?

Laura: Diğer her şeyi doğru yapıyorsa, bu muhtemelen enerjisini emen biriyle birlikte olduğunun farkında olduğu ve kendince nedenlerle ilişkiyi bitirmemeyi seçtiği ve muhtemelen bitirmeyeceği anlamına gelir bu. Bu gibi bazı durumların üstesinden gelebilirsiniz ama farkında olmadığınız, birlikte olduğunuz kişinin enerjinizin azalmasına neden olduğunu bilmediğiniz başka durumlar da vardır, o zaman yapabileceğiniz hiçbir şey yoktur. Eğer farkındaysanız, kendinizi koruyabilirsiniz.

Jay: Gary Zukav diyor ki eğer sıradan biriyle, bir koyunla, farkında olmayan biriyle ilişki içindeysen, ruhsal olarak yükselemezsin. Sonuçta ondan etkileniyorsun. Sen bu konuda ne dersin?

Laura: Farkındaysan ve kendi nedenlerinle o durumda kalıyorsan, bence çok sorun yaşamazsın.

Jay: Sanırım çocuklarla ilgilenmek için...

Laura: Çocuklara bakmak için, merhamet için. Hayatta kalmak için sizden beslenmek zorunda olan bir bireyle birlikteyseniz, örneğin bir organik portalla, bu tür bireylere karşı tutumumuzun şefkat olması gerektiğini düşünüyorum. Yani, tıpkı köpeklere, kedilere ve diğer canlılara karşı merhametli olduğumuz gibi. Farkında olduğunuz ve sizi tüketmelerine izin vermediğiniz sürece. Eğer sizden beslenmesine izin vermezseniz, o zaman muhtemelen sizin çevrenizden uzaklaşacaktır.

Jay: Eski kocanla olan şey bu muydu?

Laura: Kendim o ortamdan uzaklaştım. Bunu yapmazsam öleceğimi biliyordum.

Jay: Monica'nın eski sevgilisiyle yaşadığı şey gibi.

Laura: Fiziksel olarak ölüyordum. Çocuklarımı büyütebilmem gerektiğini biliyordum. Ve eğer çocuklarımı büyütmek istiyorsam, zihinsel programa uyup evliliği sürdürseydim sonunda pencereden atlamak zorunda kalacaktım ve çocuklara bakamayacaktım.

Jay: Bence hepimizin beyni çocukların iyiliği için, bitik evliliğimizi sürdürmemiz gerektiği yönünde yıkandı. Bunun dinsel olduğunu biliyorum, Hıristiyanlık, Katoliklik vs. Bu üst boyutlarda tasarlanan bir kontrol yapısı mı?

Laura: İlle öyle olmak zorunda değil. Bir kez daha, cevap basit. Sorun şu ki, evlilik eski zamanlarda olduğundan farklı bir şey haline geldi. Eski zamanlarda olduğundan farklı şekillerde ve farklı nedenlerle meydana geliyor. İnsanlar şehvete kapılıyor ve belirli nedenlerle biriyle evlenmelerine neden olan bir programa uyuyorlar. Ve bu nedenler genellikle bir ilişkiyi altı-yedi yıldan fazla sürdürmeye yetmiyor. Bir boşanma avukatının yaptığı bir konuşmayı izledim. Boşanma istatistiklerine göre, evliliklerin yüzde 50'sinden fazlasının boşanmayla sonuçlandığını ve kendisinin evlenmeyeceğini söyledi. Evlilikler tek eşli olmalı ve uzun ömürlü olmalıdır. En büyük ruhsal gelişimin gerçekleşmesi için bu gerekir. Dolayısıyla doğru insanla doğru nedenlerle evlenmek çok önemli bir şey ve bunu bulmak o kadar da kolay değil. Bazı kültürlerde insanları eşleştiren insanlar vardır çünkü bu kişiler ilgili iki bireyin kendi haklarında bilmedikleri bazı şeylerin farkındadırlar. Böylece onları bir araya getirirler ve iyi bir uyum olduğu ortaya çıkar. Ancak genellikle insanların kendi başlarına seçim yapmalarına izin verildiğinde, boşanma oranı yüzde 50'nin üzerinde oluyor.

Jay: Bununla ilgili bir diğer soru da, çiftler arasında aldatma oranı?

Laura: Evet, bu da bir başka kötü şey çünkü biriyle seks yaptığınızda frekansınız değişir. Ve bu da DNA'nızın bir kısmının aktarım ve alıcı kapasitesini değiştirebilir, enerji alanınızı değiştirir ve bu her iki partner için de geçerlidir ve bu şekilde yapışık varlıklar da bulaştırılabilir. Bu sık olan bir durum. Yani bir ilişki yaşarsınız ve sonra partnerinize geri dönersiniz ve enerjiniz, DNA'nız dağılmıştır ve sonra partnerinizle seks yaparsınız ve bozuk enerjiyi partnerinize aktarırsınız. Dolayısıyla tek eşlilik için ruhsal veya enerjisel olarak çok iyi nedenler vardır. Ayrıca insanların tek eşli bir ilişkiye girene kadar seksten kaçınmaları için de çok iyi nedenler vardır.

Hunter: Laura, sana şunu sormak istiyorum. Orgazm hakkında biraz konuştuk, muhtemelen daha derin ayrıntılara girebiliriz. Gebe kalma anında her iki tarafın da orgazm olmasıyla gebe kalınan bir çocuk doğduğunda farklı bir DNA transkripsiyonuna veya tezahürüne sahip olur mu sence? İki kişi tek eşli bir ilişki içindeyse, birbirlerine aşıklarsa ve çocuğun tohumu atılırken orgazm olurlarsa, o çocuğun artık daha ruhani olmasını sağlayan farklı bir DNA ifadesine sahip olacağına dair bir görüş var. Bunun tam tersi bir örnek olarak, birbirini aldatan iki kişi varsa, bebekleri de bu durumdan etkilenir. Sonra da bu travma nesilden nesile aktarılır.

Laura: Bu örneği sevdim. Dediğin gibi, evet, olasılıklar.

Jay: Barbara Marciniak'ın kitaplarında, ki K'lar bu kaynağın az-çok doğru olduğunu söylüyor, bir insanın en büyük işlerinden birinin enerji alanını yönetmek olduğundan bahsediliyor.

Laura: Bu çok önemli.

Jay: Sence en önemli şey bu mu?

Laura: Sanırım amacına bağlı. Eğer amacın başkalarına hizmet edecek şekilde enerjini yönetmekse, bu muhtemelen çok çok önemlidir. Eğer enerjini bencil amaçlara göre yönetiyorsan, bencil hedeflerin varsa, bence bu o kadar da iyi bir şey değil. Fakat sonuçta enerjini yönetmek son derece önemli çünkü farkındalık enerjisine sahip değilsen düşünemezsin, göremezsin, daha yüksek seviyelerde algılayamazsın, pek çok şeyi yapamazsın. Gurdjieff'in bu konudaki görüşlerini hatırlamaya çalışıyorum. O daha çok öz ve varlık arasındaki farkla ilgileniyordu. Eğer özün varsa ama varlığın yoksa, o zaman öz boşa harcanıyor demektir. Ve eğer çok fazla varlığın varsa ve yeterince özün yoksa, o zaman hiçbir şey yapamazsın. Gurdjieff için var olmak aslında yapabilmek demektir çünkü insanlar yapabileceklerini sanırlar ama yapamazlar. Bilirsiniz, tamamen çaresizdirler. Gerçekten hiçbir şey yapamazlar çünkü doğru göremezler, objektif göremezler. Enerjileri yoktur. Bilgileri yoktur. Bilgi gerçekten ama gerçekten büyük bir şey. Gurdjieff meselelere dışarıdan bakabilmenin çok önemli olduğundan bahseder ve bu da kendiniz hakkında bilgi sahibi olmayı gerektirir; kendiniz, başarısızlıklarınız, güçlü yanlarınız ve sizinle ilgili olup biten her şey hakkında gerçekten doğru, acımasız bir farkındalık ve diğer insanlar hakkında bilgi sahibi olmaktır ki böylece hem kendi hayatınızı hem de onların hayatını kolaylaştırabilesiniz. Gurdjieff'in karısı vardı. Nedeni ne olursa olsun, karısına sadık kalmadı. Gurdjieff'in bu konuda çok iyi bir örnek olduğunu düşünmüyorum ama o da kendi kültürünün bir ürünüydü. Başka kadınlarla ilişkisi oldu. Sonunda beynini yaralayan o kazayı geçirdi. Yaşam gücü azaldı, çalışmaları allak bullak oldu çünkü bence egosu biraz fazla büyüktü. Gurdjieff'i severim ama bence egosu çok büyüktü ve çiğneyebileceğinden çok daha fazlasını ısırdı. Yani evet, enerji tasarrufu önemlidir ve başka bir nedenden dolayı da önemlidir: Enerjinizin KH'yi beslemesini istemezsiniz. Bu kadar basit.

Jay: Şahsi deneyimimde, son beş yılda, başıma gelenlerin davranışlarımı nasıl şekillendirdiğinin epeyce farkına vardım. Aslında her zaman sevgiyle karşılık vermeyi seçebilirim, ki bu düşünce gerektirir, duygusal kontrol gerektirir, sorumluluk gerektirir, büyük sorumluluk ister. Veya insanlığın yüzde 80'i gibi tepki verebilirim. Öfkeye kapılmak zorunda değilim. Tepki vermek zorunda değilim. Duyguları ifade etmek zorunda değilim. Delirmek zorunda değilim.

Laura: Ayrıca "Özür dilerim" demeyi ve bunu içtenlikle söylemeyi bolca pratiğe dökebilirsiniz. Günde en az bir kez "Özür dilerim ve ciddiyim" deyip diyemeyeceğinizi ve bu konuda samimi olup olamayacağınızı öğrenmeye çalışmalı ve ardından kendinizi "Özür dilerim" demek zorunda kalacağınız bir duruma sokmama konusunda kendinizle konuşmalısınız.

Jay: Bu gerçekten güzel bir nokta çünkü bence erkekler, özellikle de kadınlarla ilişkilerinin başlarında olan erkekler veya eril olan her kimse, işleri yoluna koymak için her şey için özür dilemek ister. İlişkide bunu her seferinde yaparsan, diğer kişinin sorumluluk almasını engellersin.

Laura: Kimin gerçekten bunu söylemesi gerektiğine bağlı. Yani, her vaka kendine özgüdür. Bazen bunu gerçekten söylemen gerekir. Bazen "Söylediğim ya da yaptığım şey hakkında böyle hissettiğin için üzgünüm. Düşündüğün gibi değildi. Ben de bir insanım, hata yapabilirim ama öyle demek istemedim."

Jay: Hunter, bunu sen de kendi ilişkilerinden biliyorsun. Eril erkekler olarak, işleri düzeltmek için kendimizi suçlamaya eğilimliyizdir. Ve hata kimde olursa olsun, bunu yapmak her zaman doğru bir şey değildir. Bu, her iki yetişkinin de olan biteni gerçekten değerlendirebilecekleri, düşüncelerini ve duygularını inceleyebilecekleri ve buradan yola çıkabilecekleri bir konuşma ya da etkili bir iletişim kurma farkındalığına sahip olmayı gerektiriyor. Kendi kişisel ilişkilerimde bunu çok sık görüyorum, "Ben daha güçlü bir insanım. Bunu düzelteceğim." O zaman eşimin ya da sevgilimin, hatta bir evladın veya kardeşin düzgün bir etkileşim kurmasına izin vermemiş oluyorsun.

Laura: İletişim her ilişkinin çok ama çok önemli bir anahtar. Kocam bana her zaman "Konuş, konuş, konuş" der çünkü ben kabuğuma çekilme eğilimindeyim.

Jay: Bence kadınlar erken yaşlardan itibaren öyle yapmaya koşullandırılıyor.

Laura: Evet, doğru. Bazen kendimi önemsiz hissedebiliyorum. Ama bunu kocama anlatabilirsem ve sonra bunun hakkında konuşabilirsek, bu bir nevi rahatlatıyor ve olumsuz hissiyatımı azaltabiliyor. İlişkimizin başında birbirimize karşı her zaman dürüst olacağımıza dair bir kural koymuştuk. Yani hem dürüst hem de sevgi dolu olabilirsin. 99, 2000, 2001 yıllarında web sitesini kapatmak, celseleri daha fazla yayınlamamak, havlu atıp bu işi bırakmak istediğim durumlar oldu. Hatta bazı celselerde gündeme geldi bu çünkü başlangıçta bu kadar çok saldırıya maruz kalacağımı anlamamıştım. Bu deneyimlerden birinden sonra gerçekten çok üzüldüm ve masamdan kalkıp yatak odama gittim, yatağa kıvrıldım. Orada öylece uzandım ve her gün bu işe harcadığım saatleri, yıllarımı düşündüm. İnsanlar beni saçmasapan şeylerle suçluyordu. Çirkin, kötü şeyler söylüyorlardı. Gidip web sitesini tamamen silmeyi düşündüm. Sonra kocam geldi ve "Neler oluyor?" dedi. Sonunda aklımdan geçen herşeyi söyleyecek kadar cesaretimi topladım. Bana sarıldı ve "Peki ya yardım ettiğin onca insan?" dedi. Web sitesini silmemem için benimle konuşmaya ve birşeyler anlatmaya başladı. "Şu anki hislerin aceleci olabilir. Çok şey yaptın. Engellenmiş gibi hissediyorsun, incindin. Ama böyle duylarla böyle bir şey yapamazsın. Bunun davranışlarını belirlemesine izin veremezsiniz çünkü bir insanın kapasitesini aşan birşey yapıyorsun" ve işte dürüstlük burada devreye giriyor. Tam olarak ifade etmeseniz de, çocukmuşsun ve önemsizmişsin gibi tepki gösteriyorsun ve bundan daha büyük olman gerekiyor. Kocam dedi ki, tüm bu materyalleri paylaşıyorsun. Yazıyorsun. O sırada Dalga'yı yazıyordum. Bir de şunu düşün: Düşündüğün okuyucular ya yoksa? Bunu düşündüm ve sonra dedim ki, sanırım yine de yapmalıyım çünkü evren bunu hak ediyor. Birilerinin bu konular hakkında konuşması ve dikkat çekmesi gerekiyor. Sırf yapılacak doğru şey olduğu için. Yapılması gereken doğru şey bu. Evren bunu hak ediyor. Eğer evrende hiç kimse doğruyu söylemiyor olsaydı, bu durum evren için utanç verici olurdu.

Hunter: Yıllar boyunca insanlardan, varlıklardan ve organizasyonlardan gelen saldırılarla nasıl başa çıktın, çünkü belli ki bu oldukça zor bir süreç olmuş. Ve bu Jane ve benim de uğraştığım bir şey, ama sanırım bu konu şimdi daha revaçta gibi görünüyor. Bu zorluklarla nasıl başa çıktın ve ilerlemeye devam edebildin? Çünkü bazı noktalarda ben de aynı şeyleri hissettim. İnsanlara birşeyler anlatmaya, öğretmeye, yazmaya ya da videolar yapmaya gerçekten değer mi? Çünkü dinleyenlerin çoğu yeterince anlamıyor sanırım ve üstelik söylediklerini eleştiren insanlar tarafından saldırıya uğruyorsun. Peki yıllar boyunca bununla nasıl baş edebildin?

Laura: Kolay olmadı. Saldırıya uğradığım için çok fazla fiziksel sorun yaşadım. Bilirsiniz, hastalık. Bazen etrafımdaki herkes görünmez bir gücün benimle uğraştığını biliyordu ve bu durum yaralanmama neden oldu. İyileşmesi uzun zaman aldı ve özellikle bir düşme olayında dizimin altındaki menisküs kıkırdağı kısa bir süre sonra üç parçaya ayrıldı, çünkü dizimin üzerinde yürümeye devam ettim çünkü berbat durumdaki dizim beni durduramayacaktı. Sonra beni iten bir gücü fiziksel olarak hissedebildiğim başka bir durumla karşılaştım. Ve dizim zaten yaralı olduğu için öyle bir şekilde düştüm ki aynı bacağımın arka tarafındaki diz ardı kirişimi yırttım. Ve tabii ki neler olup bittiğine dikkat etmeyen doktorlar tarafından berbat teşhisler alıyorsunuz. O şey yüzünden altı ay acı çektim. İnanılmazdı. Bir de kuyruk sokumu kemiği kırığı oldu. Ve sonra başka fiziksel sorunlar. Genelde bu şartlarda çalıştım. İnsan bu durumu içselleştiriyor. Bu yüzden daha farkında olma konusunda daha iyi hale geldim çünkü gerçekten farkında olmanız gerekiyor. Birşey yaparken çok dikkatli olacaksınız. Ve harika bir destek sistemim oldu. Bunu atlatmanızı sağlayacak bir şey varsa, o da bir destek sisteminizin olması, etrafınızda sizi destekleyen, sizinle konuşabilen, sizinle ilgilenebilen, size yardımcı olabilen insanların, bir grubun olması. Demek istediğim, bu gezegendeki en inanılmaz destek sistemine sahip oldum. Gerçekten. Yani sevgi, ilgi ve çocukların sadakati açısından. Bana ve partnerlerine karşı. Bana harika bakıyorlar.

Jay: Yaptığın onca şeyden sonra bu ilahi bir ödül olabilir mi?

Laura: Umarım öyledir. Arada bir, iyi bir şey yapmış olmalıyım diye düşünüyorum çünkü Tanrı beni dünyanın en harika kocasıyla ve dünyanın en harika çocuklarıyla, partnerlerle, arkadaşlarla kutsadı. Ve gruplarımızda beni destekleyen ve benimle ilgilenen insanlar. Benim ağım, benim insanlarım. Ben acıları içselleştiren bir insanım. O kadar depresif olduğum zamanlar oldu ki günlerce yataktan zor çıktım. Kolay olmadı. Hiç kolay olmadı. Yani bir destek sisteminiz olması gerekiyor ve biz hepimiz aynı evde yaşıyoruz. Dünya genelinde gruplarımızın yaşadığı birkaç ev var. Ama bizim büyük bir evimiz, büyük bir grubumuz var ve hepsi destek sisteminin bir parçası ve bu kabile yaşamı gibi ve insanlar kabileler halinde yaşamalı. Bilirsiniz, birkaç çift olmalı. Yaşlı insanlar olmalı. Gençler olmalı. Bazı bekarlar da olmalı. Farklı beceri ve yeteneklere sahip insanların bir karışımı olmalı ve hepsi birlikte yaşayıp birbirlerini desteklemeli. Komün gibi değil, büyük bir aile gibi. Gerçek bir aile. Masaya oturuyorsunuz ve birlikte yemek yiyorsunuz. Bir şeyler hakkında konuşuyorsunuz. Hepiniz birlikte çalışıyorsunuz. Hepimiz bu ev ödevine ve aynı amaç ve hedeflere dahiliz ve birbirimizi destekliyoruz. Birbirimizin arkasını kollarız. Hasta olduğumuzda birbirimize bakıyoruz. Sevgili üyelerimizden biri geçtiğimiz ekim ayında vefat etti. Ve 14 yıldır bizimle birlikteydi. Bu 14 yıl boyunca kanserle mücadele etti ve biz de bu koşullar altında bir insanın sahip olabileceği en iyi hayatı yaşamasını sağladık. Ve o 14 yıl boyunca mutluydu. Birbirinize değer veriyorsunuz. Bu evlilikten daha büyük bir şey.


bozadi

5. Bölüm, 4. Parça:

Jay: Bence üst boyut kontrol yapısı modern yaşamımızı ele geçirmeden önce bu şekilde tasarlanmıştık çünkü... Aborjinler, Amazon'un kayıp kabileleri ve bu gezegende halen modern teknolojinin, toplumun, sanayileşmiş yaşamın zararlarına maruz kalmadan yaşayanlar akla geliyor. Onlar bizden daha mı yakın ve daha mı iyi durumdalar?

Laura: Belki bazı açılardan öyledir.

Jay: Peki, o grupların hepsi telepatik mi?

Laura: Belki de öyledir. Bence beynimiz bize mantık için verildi. Fred Hoyle'a göre matematik yapabilmenin evrimsel bir avantajı yok. Amazon yağmur ormanlarındaki bazı insanlar üçten fazla sayamıyorlar çünkü bununla ilgilenemiyorlar. Bence matematik faydalıdır, felsefe faydalıdır, tarih faydalıdır, kişiler arası ilişkiler faydalıdır, dikiş faydalıdır, soybilim faydalıdır. Kültürün pek çok faydası var. Peki neden bunu güzel olacak şekilde, bugün dünyamızı yöneten korkunç patoloji olmadan yapamıyoruz?

Jay: Hunter bu sabah bana bu soruyu gönderdi ve bu mükemmel bir başlangıç. Başkalarına hizmet edecek şekilde teknolojiyle uyum içinde yaşadığımız bir dünya var mı?

Laura: Sanırım mümkün. Bir gece bununla ilgili bir rüya gördüm ve K'ların benimle doğrudan konuştuğundan oldukça eminim çünkü sanki belirli bir sese sahiptim çünkü K'lar benimle doğrudan konuştuğunda böyle bir sesim oluyor ve bu genellikle uyurken oluyor. Ben transa geçen ya da bunun gibi saçmalıklar yapan insanlardan değilim. Ama uyandım ve bu çok net bir şekilde ifade edildi, en az yüzde 51 insan girdisi gerektirmeyen herhangi bir teknoloji entropiktir. Elbette teknoloji iyi bir şey. Çamaşır makinemi ve kurutucumu seviyorum. Bulaşık makinemi seviyorum. Ama çalışabilmeleri için onlarla etkileşim içinde olmam gerekiyor. Aynı şey traktörler, pulluklar ve insan girdisi gerektiren diğer şeyler için de geçerli ama insanların yerine robotları koymaya başladıklarında bu yüzdeyi aşmış oluyorsunuz. Artık yüzde 51'lik bir insan katkısı söz konusu olmuyor.

Jay: Nihai amaç bu mu? Dördüncü yoğunluğun nihai amacı bizi çılgın makinelere ya da biyo-botlara dönüştürmek mi?

Laura: Köle istiyorlar. Sadece köle istiyorlar. Benim tahminim, bizim anladığımız anlamda teknolojinin büyük ölçüde yok olacağı yönünde. Elbette 4Y teknolojisi olacak ve o bambaşka bir oyun alanı ve 4Y operatörlerin elinde olacak. Ve bence 4Y KH'ye hazırlanan insanlar basitçe köle olacaklar.

Jay: Bir sorum var. Başkalarına hizmet 4Y ve kendine hizmet 4Y nasıl bir arada var olur?

Laura: Düşündüğün anlamda bir arada bulunmazlar çünkü 4Y KH ile ilgili en büyük kuralın arzulu düşünüş olduğunu hatırlayın. Düşün, X'tesin ve bir liboşun gönderisini okuyorsun. Ve kendi kendine diyorsun ki, bu insanlar nasıl bir gerçeklikte yaşıyorlar da böyle bir şeyin gerçekten doğru olduğunu düşünüyorlar? Bu tabii ki "senin gerçeğin, benim gerçeğim" türünden bir görecelilik tartışmasına gidiyor. Bir balonun içinde yaşayan insanlar var. Bizim yaşadığımızdan farklı bir gerçeklikte yaşıyorlar. Eğer öyle bir kişi yanımda olsaydı ve ağzını bantlasaydım, sözümü kesemeseydi, orada oturup ona gerçekleri, verileri, kanıtları getirebilir ve bir şeyler gösterebilirdim. Ama ne var biliyor musunuz? Bunun bir fark yaratacağını sanmıyorum. Gerçekler, veriler ve kanıtlar olsa bile yine de gerçeği reddedeceklerdir. Kendi gerçekliğinin balonu içinde yaşamaktır bu. Ve 4Y KH'nin bizim kavrayamayacağımız ölçüde yaptığı şey de bu çünkü onlar için kendi algıları mutlak gerçeklik haline gelir.

Jay: Peki bu gerçeklik teknolojinin bu insanları kontrol etmesinden mi kaynaklanıyor yoksa kendi seçtikleri bir varoluş şekli mi?

Laura: 4Y KH'den bahsediyorsak, bunun nedeni onların gerçekliğe dönüşen arzulu düşünüşleridir. Tabii ki herkesi kendi gerçekliklerine çekmeye çalışırlar, tıpkı her liboşun yaptığı gibi. Bilinçaltınızın bir seviyesinde, mutlaka bir parçanız öncülleri ve sonuçları seçip değiştirdiğinizi ve gerçeğin yerine çok zayıf bir muhakemenin baştan savma ürünlerini koyduğunuzu biliyordur. Yani bir düzeyde biliyorlar ama bu da haklı çıkmak ve kendilerini rahat hissetmek için daha fazla insanı inanç sistemi balonlarının içine çekmeleri gerektiği anlamına geliyor, bir nevi doğru adam sendromu gibi ama 4Y KH için bu süreç tam anlamıyla onların gerçekliğini yaratıyor ve elbette onlar da 3Y KH'yi kendi gerçekliklerine çekmeye çalışıyorlar ve bunu 309.000 yıldır yapmaya çalışıyorlar.

Jay: Sence 3Y KH bir kişi onlar gibi düşünüyor yoksa onların zihin kontrolü altında mı?

Laura: Muhtemelen her ikisinden de biraz çünkü gezegende çok geniş bir insan türü çeşitliliği var. Zekanın çan eğrisini biliyorsunuz, değil mi? Diğer tüm nitelikler için bir çan eğrisi var; bu uçtakiler, diğer uçtakiler ve büyük çoğunluk çan eğrisinin ortasında yer alıyor. Yani, doğuştan ve özünde muhtemelen KH olan insanlar vardır. Bir KH gerçekliğinde yaşadığımızı da unutmamalıyız. Temelde, büyük ölçüde, hepimiz KH'yiz. Çünkü başka türlü olmamız mümkün değil çünkü nöro kimyasallarımızı, beyin yapımızı, çeşitli çalışma şekillerimizi genetik olarak ayarlayan yapılardan oluşuyoruz. Tabiri caizse genetik bir beynimiz var, ruhani bir beynimiz var. Farklı merkezlerimiz var. Ezoterik geleneğe göre, entelektüel merkeziniz, duygusal merkeziniz ve hareket merkeziniz vardır. Bazı insanlar bunlardan farklı daha yüksek merkezlere sahiptir. Ancak çeşitli uygulamalar, faaliyetler ve yaklaşımlar yoluyla bu yüksek merkezleri alma ve alt merkezleriyle birleştirme kapasitesine, yeteneğine sahiptirler. Herkes bu yüksek merkezlere sahip değil.

Jay: Ra Bilgileri'nde, Ra bazı varlıkların bu yeteneğe doğuştan sahip olduğunu söylüyor. Şimdi, bunun nedeni onların üçüncü yoğunluk fiziksel bedenlerinde enkarne olmuş yüksek yoğunluk varlıkları olmaları mıdır?

Laura: Öyle bazıları var diyebilirim, ama benim yaklaşımım buna güvenmemektir çünkü eğer bu tür bir şeye güvenirseniz, "ben bir yıldız tohumuyum ve altıncı yoğunluğum" derseniz, bu egodur. Gerçekten yapmanız gereken ve gerçekten olmanız gereken şey, ki bu benim kocamdan öğrendiğim bir şey, iyi bir işçi olmanız gerektiğidir. Bilirsiniz, iyi bir işçi olun. Kendinizi bir hata ayıklama birimi olarak düşünün. Ve evrenin hata ayıklamasına yardım edeceksin. Bu yüzden bunu bildiğiniz en iyi şekilde yapın. Ve başkalarından daha iyi olduğunuz havasına girmeyin. Ben hala kendi çamaşırlarımı yıkıyorum ve tuvaletleri temizliyorum.

Jay: Ben de öyle. Aslında tuvalet temizlemeyi severim.

Laura: Ben çok hoşlanmasam da yapıyorum.

Jay: Ben tuvalet temizlemeyi seviyorum. Bayılıyorum. Evet. Barları ve tuvaletleri temizlemeyi seviyorum.

Hunter: Biraz da tuvaleti kimin kullandığına da bağlı muhtemelen. (gülüşmeler)

Laura: Bu konuşma tuvalete gitti. (gülüşmeler)

Jay: Hunter, bugünlük son soru olarak ona Twitter ya da X hakkında soru sormak ister misin?

Hunter: Belki yarın bu konu hakkında konuşabiliriz. Laura, bu hafta aklıma Twitter'ın dev bir gerçeklik yaratma makinesi olduğu, yapay zekanın anlatılar yarattığı ve insanların bu anlatılara kapılmaları nedeniyle bunun gerçeklik olarak tezahür ettiği, çünkü bu anlatıların onların gerçekliğinin bir parçası haline geldiği gibi bazı düşünceler geldi. Az önce KH hakkında söylediklerine benzer şekilde, insanların gerçeklik yaratımına kapılması gibi.

Jay: Twitter'ı seviyorum çünkü Laura'nın daha önce farklı bir yayında söylediği gibi, en bilinçli insanları çekiyor gibi görünüyor.

Laura: Evet, Twitter harika. Çok seviyorum.

Hunter: Twitter'da olabilmek için en azından okuyabiliyor olman gerekiyor.

Laura: Doğru. Bir koruma katmanı var. Her zaman bir koruma vardır. Ağ. Bu yüzden bir forumumuz var ve bu yüzden dünyanın dört bir yanından bu kadar çok insan var. Kendi bölgelerinden bilgi ve görüşlerle katkıda bulunuyorlar, böylece bir konu gündeme geldiğinde, haberlerin inanmamızı isteyebileceğinin aksine, gerçekten neler olup bittiğine dair çok daha iyi bir fikrimiz oluyor. Ve bunun COVID başladığında olduğu kadar işe yaradığını hiç görmedim, çünkü bu konuda açılan bir başlığımız vardı ve bu başlığın milyonlarca görüntülenmesi ve on binlerce gönderisi var çünkü tüm COVID olayını başından sonuna orada ele aldık. Bazen bir günde altı, yedi, sekiz sayfa büyüyordu. Bu yüzden takip etmekte zorlanıyorsunuz hatta.

Hunter: Ama daha da önemlisi, orada yazanlar bot (robot) değildi. Bunu söylememin nedeni, ister Twitter ister diğer platformlar olsun, forumunuzu bu kadar harika yapan şey bot olmaması. Jay ve ben bu hafta bunu kanıtladık. Twitter'da yazılanları bir yapay zeka metin algılama aracından geçirdim, ne kadar doğru bilmiyorum ama tüm gönderiler yüzde 95 oranında yapay zeka tarafından yazılmış.

Laura: Evet, olay şu ki Perşembe günü Twitter'da duyuruldu bu. Botları tespit etmek ve hesaplarını kapatmak için bir araç kullanıyorlar şu anda. Umarım bu sorun halledilir. Twitter'ın, diğer faydalı şeyler gibi ortadan kaldırılmadan önce en azından bir süreliğine faydalı olacağına dair hala umudum var.

Hunter: Ben de öyle düşünüyorum çünkü bence bu bir ağın faydaları konusuyla ilgili yine çünkü Twitter sadece bir araç, ama bu araç üzerinde şüpheli kaynaklardan sızmalara karşı koruma sağlayabileceğiniz ağlar oluşturabilirseniz ya da en azından konular hakkında diyalog kurabilirseniz ve ağınız iddiaların yanlış ya da bunun doğru olduğunu tespit ederse, çapraz kontrol şansına sahip oluyorsunuz. Bence bu iyi çalışıyor.

Jay: Hunter ve ben yaklaşık iki yıldır Kasyopya forumunu takip ediyoruz ve şunu söylemeliyim ki bu forum dünyadaki en sağlam bilgi forumu. Bunu laf olsun diye söylemiyorum. Doğru olduğu için söylüyorum. Bir gün içinde bir meselenin özüne hakim olabiliyorsun.

Laura: Konuyu foruma açıyorsun ve dünyanın dört bir yanından farklı becerilere sahip, araştıran, inceleyen ve geri bildirimde bulunan insanlardan yanıtlar alıyorsun. Foruma göz kulak olan, ayaktakımını ve botları dışarıda tutan müthiş bir moderatör ekibimiz var. Korumak istediğimiz belirli bir düzen var ama diktatör falan değiliz. Ve her şey tartışılabilir. Ama foruma gelip "Ben kara büyücüyüm, sizi kendi yoluma çekmek istiyorum." falan diyen insanlardan pek hoşlanmıyorum. Böyle şeylerin sürüp gitmesine izin vermem.

Jay: Forumda geçirdiğim günlük süreyi sınırladığımı itiraf etmeliyim çünkü çok uzun süre kalırsam kendi işlerimi yapamam.

Hunter: Ben de öyle çünkü foruma girip konuları okumak istiyorum ve iki saat kadar süre geçiyor. Sonra da katkıda bulunmam gerektiği halde hiçbir şey yazmadığımı fark ediyorum.

Laura: Bir süre okumanız gerekiyor çünkü düşündüğünüz şeyin daha önce birileri tarafından söylendiğini fark edebiliyorsunuz. Forum uzun yıllardır devam ediyor ve on binlerce, yüz binlerce gönderi var.

Hunter: İnsanlara peptitler, hormonlar ve her şey hakkında bilgi verdiğimiz özel bir sağlık web sitemiz var. Ve sonra insanlara her zaman daha önce yazılanları okumalarını söylüyoruz çünkü biri geliyor ve 70.000 kez yanıtlanmış bir soru soruyor. Diğer üyeler ona kızıyor çünkü "Hey, bu kadar süredir buradayız ve anaokulu seviyesinde sorularla uğraşmak istemiyoruz" diyorlar.

Jay: Bizim forum üç yaşında. Sizinki 20 yaşında. Şu anda sadece 400 küsür üyemiz var. Ağın tamamı bizim gibi insanlardan oluşuyor. Eğer oraya girersen ve 'koyun' dedikleri tipteysen, yanlış yerdeysen, o zaman hemen açığa çıkarılıyorsun ve ayrılıyorsun. Kendi isteğinle ayrılıyorsun. "Yanlış yerdeyim" diyorsun.

Laura: Evet, biz de öyle yapıyoruz. Bir süreliğine yapışan sümsük tipler Var bir süre çok iyi davranışlar sergiliyorlar. Ve sonunda onları tetikleyen bir konu ortaya çıkıyor ve o zaman gerçekte kim ve ne olduklarını görüyorsun ve sonra kapı dışarı ediliyorlar. Sayonara.

Jay: Bugünlük bu kadar, yarın devam ederiz. Harika bir program daha oldu. Laura, bugün burada olduğun için ve tabii ki, tüm bu programlar için minnettarız. Hunter, söyleyeceğin başka bir şey var mı?

Hunter: Her zamanki gibi, teşekkürler Laura.

Jay: Hepinizi seviyorum. Yarın görüşürüz millet.

bozadi

6. (son) bölümün çevirisinin 1. parçası:

Jay: Merhaba bayanlar ve baylar, dünyanın her neresindeyseniz.Ben Jay Campbell. Ve tabii ki Jay Campbell ve Hunter Williams podcast'ini izliyorsunuz. Laura Knight Jadczyk ile yaptığımız röportajın altıncı bölümündeyiz. Dün o kadar inanılmaz bir beşinci bölüm gerçekleştirdik ki, kimsenin çözemediği bir fenomeni kendimize çektik, isterseniz o bölümün kaydını dinleyebilirsiniz. Sanırım programın yaklaşık bir buçuk saatindeydik ve bir patlama duyduk ya da Laura penceresinin dışında bir patlama duydu, bu patlama sesi yankılandı ve programın kaydı sırasında duyulabiliyordu. Ama Laura ve diğerleri sesin kaynağını araştırdıklarında hiçbir şey bulamadılar. Ama umarım bu olay, konuştuklarımızın evrende bir şekilde yankı bulmasıdır. Bugün bu çok derin röportajın altıncı bölümündeyiz. Laura'ya hayatı, mitolojisi, antolojisi ve kitaplarında anlattığı inanılmaz derinlikteki şeyler hakkında sorular sorduk. Ve şimdi bu son bölümde, konular bizi nereye götürürse oraya gitmeye karar verdik. Bugün 7 Nisan Pazar. Cennet'ten düşüşten ve bunun insanlığın bilincindeki düşüşü nasıl temsil ettiğinden bahsedebilir misin?

Laura: Bu konuda birkaç soru sorduk ve K'lar bunun 309 bin yıl önce gerçekleştiğini söyledi. Arkeoloji ve paleontoloji okuyarak çok eski zamanlarda yeryüzünde olup bitenler hakkında ne tür şeyler bilindiğini öğrenmeye çok zaman harcadım. Ve esasen o dönemde Neandertaller vardı. Ve muhtemelen 500.000 yıl kadar oldukça durağandılar. K'lar o durumda bir değişiklik olduğunu söylediler, bu değişimin öncesinde insanlık aşağı yukarı 4Y BH ile bağlantılı 3Y BH yönelimindeydi. Bu anlamda, Adem'in Tanrı ile birlikte olduğu veya Tanrı'nın bahçeye girip Adem ile etkileşime girdiği söylenen İncil hikayesinden hayal edebileceğiniz şey aşağı yukarı mevcuttu. Yani 4Y BH varlıkları ile doğrudan etkileşim içindeydik gibi görünüyor. Ve yol boyunca bir noktada dişil enerjinin ele geçirilmesi gibi bir şey oldu. Dişil enerji karanlık bir yol izledi ve bu da her şeyi daha düşük bir titreşim seviyesine getirdi. Celselerde bu konudaki soru-cevaplarda seks konusu gündeme geldi. Celselerden birinde K'lar "insanlara neye sahip olabilecekleri, ne yapabilecekleri gösterildi" falan dediler. Ve sonra Tanrı'nın oğullarının insan kızlarına bakıp onları güzel buldukları meselesi akla geliyor. Yani yaşananlar, bir anlamda zaten var olan eski, çok eski hikayelere benziyor. Dolayısıyla, celselerde biraz daha modern bir yorum ya da dille anlatılması dışında gerçekten şaşırtıcı bir şey yoktu. Ve sonra, insanlar BH etkileşimlerinden ve daha önce sahip oldukları yeteneklerden uzaklaştılar. Bunun anlık bir şey mi olduğu yoksa belli bir zaman diliminde mi gerçekleştiği konusu hala şüpheli. Bir de düşmüş melek Lusifer hakkında yaptıkları bir açıklama vardı. Dediler ki, "Bu sizsiniz, insan ırkı. Hepiniz büyük bir meleksi varlığın bireysel ruh birimlerine bölünmüş parçalarısınız." Bu da dünyanın nasıl bir yer olduğuna dair felsefi açıklamalar açısından ilginç bir şey. Şu anda eşimin blogunda yayınlamakta olduğum bir yazı dizisi var. Önümüzdeki birkaç hafta içinde, çok da uzak olmayan bir gelecekte bu konuya biraz daha derinlemesine değineceğim. Yani evet, bir düşüş oldu. Ra'nın toplumsal bellek bileşimi olarak adlandırdığı bir varlığın parçalarıydık ve insanlık haline geldik. Grubumuzda bu konuda elimizde mevcut olan bilgileri bir araya getirip düzenlemeye çalışan iki-üç kişi var; zaman tabloları falan. Ve tabii ki K'ların çeşitli tarih aralıklarında gerçekleştiğini söylediği şeyler var. Dünya'da önemli bazı değişikliklere neden olan periyodik afetler. Örneğin, dünyanın dört bir yanındaki megalitleri düşünün. Avrupa'da son derece iyi bilinen çok sayıda megalitik yapı var, ama ayrıca, tüm modern güç ve makinelerimizle bile kimsenin yeniden üretemeyeceği şeylerin inşa edildiği birçok başka yer var dünyanın dört bir yanında. K'lar bunun büyük bir kısmının ses dalgaları odaklaması ve adeta paranormal güçler ve yetenekler olarak adlandırabileceğiniz şeylerle ilgili olduğunu söylediler. Ayrıca dünyanın çeşitli bölgelerinin ilk sakinlerinin, yerleştirildikleri çevre için özel olarak tasarlandıklarını söylediler. Bunun tek istisnası, şu anda asteroit kuşağı olan patlayan bir gezegenden dünyaya getirilen beyaz insanlardı. Onlar aslında dünyada olmak için tasarlanmamışlardı. Bu bambaşka bir hikaye, ama K'ların düşüş ve tekrar yükselme olasılıkları hakkındaki birçok soruya verdikleri çok ilginç bir dizi yanıt var. Şimdi, yaklaşan bir noktada 4Y BH ile tekrar etkileşim kurma olasılığı var gibi görünüyor ama 3Y KH olarak devam etme olasılığı da var. Ayrıca, dördüncü yoğunluğa gerçek geçiş süresinin bin yıl kadar olabileceğini ve insanların bir anda yükselip 4Y BH varlıklar haline gelmeyeceğini söylediler. Orada bir geçiş süreci olacak. 4Y BH varlıklarla daha doğrudan ve tutarlı bir şekilde etkileşime girdiğimiz bir duruma geçiş olacak. Ve o şekilde büyümeye ve gelişmeye devam ettikçe, her birimiz ya da gruplarımız bir toplumsal bellek bileşiminin parçası haline gelince 4Y BH varlık durumuna geçiş yapacağız ve doğal olarak bunların hepsi ağ kurmakla ilgili çünkü bir toplumsal bellek bileşiminin parçası olmak diğer insanlarla etkileşime girmek anlamına gelir. Gurdjieff üç seviyeden bahsediyor. Ezoterik, mezoterik ve egzoterik. Egzoterik olan dışsaldır ve Gurdjieff buna dillerin karışması adını veriyor. Mezoterik, sorular sormaya başladığınız ve diğer insanlarla bu sorunları çözmeye çalışacak şekilde etkileşime girmeye başladığınız ara aşamadır. Ve bazılarımızın bu aşamada olduğunu söyleyebilirim. Ancak ezoterik olan, tam bir anlayışın olduğu ve herkesin bilgi ve farkındalık açısından aynı seviyede olduğu yerdir. Birinin öğrendikleri diğerleriyle paylaşılır, böylece hepsi bilir ve bir toplumsal bellek bileşimi olarak hareket edebilirler. Ezoterik literatürde bu tür bir dinamik hakkında yazılan çok şey var ve K'ların biraz farklı bir şekilde yaptığı açıklamaların büyük bir doğruluk payı olduğu anlaşılıyor. Neticede birileri çıkıp da, "falan filan olay olacak ve hepimiz yükseleceğiz ve beşinci boyuta ya da dördüncü boyuta gideceğiz" diyebilir ama bunun çok güvenilir bir bakış açısı olduğunu düşünmüyorum. Ve altını çizmek istediğim bir başka nokta ise şu ki, sadece ezoterik literatür değil, bu konulardaki gerçek arkeolojik, paleontolojik ve jeolojik bilgilere bakıldığında, bu gezegendeki her türlü büyük geçişin kaçınılmaz olarak ve her zaman dehşet verici olduğu görülüyor. Yani, eğer bir geçiş yapacaksak, bu pek çok insanın çok tatsız bir şekilde hayatını kaybedeceği anlamına geliyor. K'lar bunu bir arınma, temizlenme olarak tanımlıyor ve aynı zamanda bununla ilgili İncil atıfları yapıyorlar. Bence pek çok insan, hatta bu konularda hiç eğitimli ya da bilinçli olmayan insanlar bile bunu hissediyor. Kesinlikle bir şeylerin gerçekten ama gerçekten yanlış olduğunu hissediyorlar. Sodom ve Gomorra gibi. Ve tabii ki hepimiz Sodom ve Gomora'ya ne olduğunu biliyoruz. Dolayısıyla, tüm dünya bu şekilde davranmaya başladığında, kötü bir şeyin geleceğini ve bunun çok uzak olmayan bir gelecekte olacağını rahatlıkla varsayabiliriz.

Jay: Evet, diğer programlardan birinde bunu konuşmuştuk. Hepimiz 10 yıldan daha uzun olamayacağı konusunda hemfikir gibiydik. Transhümanizm, insan-makine birleşmesi, karanlık tarafın istediği şeyler göz önüne alındığında... Onlar da 2030'u öngörüyor. Hatta geçenlerde izlediğim birşey, daha da erken bir zamana işaret ediyor. Açıkçası trans meselesi ve tüm bu çılgınlık... O kadar kötü ki... Hunter ve ben bugün erken saatlerde bunu konuşuyorduk. Hunter Kuzey Karolina'ya gitti geçenlerde. Kardeşi eyalet takımında futbol oynuyor ve dün bahar sezonu maçları vardı ve 20.000 seyirci gelmiş. Ve görünüşe göre gençlerin çoğu zaten trans. İnsanların fiziksel özellikleri 20 yıl önceki, 40 yıl önceki ya da 60 yıl önceki gibi değil. Genomu dönüştürüyorlar, böylece insanlar daha zayıf iradeli, daha az kararlı, daha az entelektüel oluyorlar. Tüm bunlardan bahsetmiştik zaten ama gerçekten etrafınıza baktığınızda ve işlerin nasıl değiştiğini gördüğünüzde, çok çok ilginç. Bence bu daha fazla devam edemez. İnsanlar temel bilgi ve farkındalığa bile sahip değilken bu nasıl devam edebilir?

Laura: İnsanların liseden mezun olabilmeleri için yeterli düzeyde okuma yazma bilmelerini bile zorunlu olmaktan çıkardılar. Yani, burası gerçekten Sodom ve Gomorra. Gerçekten öyle. Eski Sümer hikayelerinde tanrıların ya da tanrılardan birinin insanlık çok fazla gürültü yaptığı için nasıl çok sinirlendiğinden bahsedilir. Tanrılar ve birileri sinirlendikleri için insanlığı bir tufanla yok etmeye karar vermişler. Sodom ve Gomorra gibi başka yıkım hikayeleri de var. Ve zamanın farklı noktalarında gezegenin farklı yerlerinde başka yerel yıkımlar da oldu. Örneğin havada kuyruklu yıldız patlamaları Roma İmparatorluğu'nun sonunu getirdi. Ve tüm bu yıkımlar salgın hastalıklarla, savaşlarla ve kitlesel ölümlerle ilişkili. Savaşlar devam ediyor ve Matta 24. bölümü düşünün, savaşlar ve savaş söylentileri olacağından ve farklı yerlerde veba ve salgın hastalıklardan bahsediyor. Ve son geliyor. Ve tabii ki köktendinci dindar kesimdeki pek çok insan bunun bir son olacağı ve İsa'nın gelip yönetimi devralacağı anlamına geldiğini varsayıyor. Tahrif edilmiş, çarpıtılmış metinleri esas alıyorlar. Aslında gerçek manada dünyanın sonu gelmeyecek, ama bildiğimiz dünyanın sonu gelecek.

Jay: Bu arada, sana göre Kutsal Kitap'ın ne kadarı doğru?

Laura: %25.

Jay: Ben de %20 diyecektim. Yakın.

Hunter: Şu anda "Comets and the Horns of Moses" (Kuyruklu Yıldızlar ve Musa'nın Boynuzları) kitabındaki yorumları okuyorum. Kadim felaketleri vs. anlamakta çok iyi değilim ama sence insan bilinci toplumsal bir bileşim olarak felaketleri tetikleyebilir mi ya da bilinçaltında felaketlerin yaklaşmakta olduğunu anlayabilir ve bu yüzden garip davranabilir mi? Tam olarak nasıl söyleyeceğimi bilmiyorum ama gezegene belli bir şekilde çarpan farklı güneş ışınları ya da farklı bir güneş enerjisi ya da buna benzer bir şey olduğunda daha fazla savaş oluyor. Sence insan bilinci bu olayları hızlandırıyor mu ya da bunların önceden farkında mı? Kendi yıkımını mı getiriyor?

Laura: Aslında üyelerimizden biri, geçen Ekim ayında vefat eden Pierre, bu konuda bir kitap yazdı ve ben de kapağında ismimin yer almasına yetecek kadar yardımcı oldum. Ama kitabın adı "Earth Changes and the Human Cosmic Connection" (Dünya Değişimleri ve İnsanın Kozmik Bağlantısı). Pierre teknik detaylara giriyor çünkü temelde bir bilim adamıydı. Mühendisti ve bazı teknik detaylara giriyor ve tam olarak neden bahsettiğini gösteren pek çok harika illüstrasyon var. Bilimsel çalışmalara atıf yapıyor. Evrende olup bitenlerle gezegenimizde olup bitenler arasında etkileşimli bir ilişki olduğu gerçeğinden bahsediyor. İnsanların bireysel ve kitlesel olarak hislerinde ya da ruhlarında olan bitenler, gelen şeyin ne kadar kötü olacağını belirleyebilir. Elbette herkes kısa bir süre içinde kendine çeki düzen verip dürüst olursa, bu büyük olasılıkla sonucu değiştirebilir. Fakat şu anda gittiği hız göz önüne alındığında, hiçbir şey değişmezse, bu şekilde devam ederse, K'ların dediği gibi kitlesel bir temizlik olacak. Ruhların parçalanmasından bile bahsedildi ve bu gerçekten korkutucu bir olasılık. Ruhları parçalanacak ve bireyselleşmiş bir bilinç olarak var olmayı bırakarak ilkel maddeye döndürülecek pek çok insan var. Yani üzerimize doğru gelen gerçekten korkutucu şeyler var. Ayrıca benim bakış açımdan, Dalga'yı zaten deneyimlemekte olduğumuzu da söylemek isterim. Bu Sodom ve Gomorra gerçekliği açısından gördüğümüz ve deneyimlediğimiz her şey Dalganın bir parçası. Bilirsiniz, bir tsunami olduğunda, tsunami gelmeden önce sular çekilir.

Jay: Doğru, doğru.

Laura: Şu anda çekilme aşamasındayız. Gördüğünüz şey bu ve Sodom ve Gomora olarak algıladığınız şey de bu. Suların çekilme aşamasındayız ve sonra çok büyük bir su kitlesi gelip bastıracak.

Jay: Bunun jeopolitik meselelerle yakından ilgili olduğunu düşünüyor musun? Hangi tarafta olursak olalım, şu anda Orta Doğu'da bir soykırım yaşanıyor. Ve pek çok insan bunu bir kanlı kurban ritüeline benzetiyor ki dördüncü yoğunluk varlıklarının ezelden beri bunu yaptıklarını biliyoruz. Bir de Rusya'da yaşanan bir olay vardı, değil mi? Alışveriş merkezindeki intihar saldırısında 135 kişi öldü. Yani Hunter'ın sorusu ve senin cevabın bağlamında, olan şey bu mu? Gerçekleşiyor mu? Dalga zaten burada ama titreşimsel olarak uygun olduğu bölgelerde mi gerçekleşiyor çünkü Orta Doğu'nun kan ve şiddetle dolu olduğunu biliyoruz.

Laura: Kitlesel boyutta gerçekleşmeden önce farklı yerlerde başlangıçta daha küçük ölçekte olacak ama K'lar Semitik genlerin 4Y KH'nin hakimiyetini önleyebileceğini ve Arap halklarını ve Orta Doğu halklarını yok etmek için bu kadar çaba sarf edilmesinin sebebinin bu olduğunu söylediler çünkü Semitik genleri taşıyanlar İsrailliler değil aslında. İsrailliler tamamen başka bir şey. Ayrıca tüm bunların sonuçlarından birinin İsrail'in tamamen yok edilmesi olacağını söylediler.

Jay: Doğru, ayrıca Trump ve onun ne olabileceği ya da olamayacağı, Baron Von Trump'ın zaman yolculuğu meselesi ve akrabalık bağlantıları vs. hakkında da konuşmak istiyorum. Semitik insanlara gelince, cevabın kitaplarda olduğunu biliyorum ama kökenleri Kantek DNA'sı mı?

Laura: Bazıları, evet. Kantek DNA'sı çok uzun zaman önce bir dereceye kadar Orta Doğulularla karıştı. Kendilerine Yahudi diyenler aslında bunun bir parçası bile değillerdi. Gerçekten Sami olan halkların mümkün olduğunca çoğunu yok etmeye çalışmak için 4Y KH tarafından yürütülen büyük bir hamle var. Ve temelde İsrail'deki süreç de bu. Bu bir soykırım ve 4Y KH tarafından yönlendiriliyor. Şu anda gezegendeki insanların genel durumu nedeniyle her şey çok olumsuz. Günümüzün bazı üst düzey Yahudilerinin 4Y KH'deki güya "Evrenin Efendileri" ile çok yakın bir uyum ve birliktelik içinde olduklarını söyleyebilirim. Söylediğim ya da yaptığım herhangi bir şeyin büyük bir değişiklik yaratacağını pek düşünmüyorum ama yine de bunu yapıyorum çünkü sürekli olarak gerçeği önemsediğimin sinyalini göndermek istiyorum çünkü ilettiğim şey bu ve ileteceğim şey bana bir yanıt getirecek. Dolayısıyla, herhangi bir dönüşüm ya da herhangi bir şey yaşama olasılığım varsa, bunun tek nedeni ilkelerime sadık kalmam ve doğruyu söylemem olacaktır çünkü evrenin sona ermesi ve kimsenin doğruyu söylememesi utanç verici olur.

Jay: Kimse neler olduğunu bilmiyor. Hepiniz buna güleceksiniz ama bu podcast ya da podcast serisiyle ilgili olabilecek en iyi şey, doğru insanlarda yankı uyandırmasıdır ki öyle de olacak. YouTube ise "Hayır, bunu yapamazsın." diyor. Buna takılmama gerek yok, Kasyopya forumuna katkıda bulunmaya ve mümkün olduğunca özel şeyler yapmaya odaklanabilirim. İşin şakası bir yana, 4Y konsorsiyumu, evrenin efendileri, kim onlar? Yani, kertenkelelerin onlar arasında olduğunu biliyoruz, ama dev insansılar da var mı?

Laura: Nordik tip var. K'lar Nordik tiplerin bu işin başında olduğunu ve pek çok insanı çok heyecanlandıran Reptoidlerin aslında sadece hizmetkar, hatta evcil hayvan olduklarını söyledi.

Jay: Bir kitap vardı, Hunter. Hangi kitap olduğunu hatırlamıyorum. Sanırım üçüncü kitaptı. Ama kelimenin tam anlamıyla şöyle deniyordu: Nordiklerin köpeği sayılabilecek 2,5-3 metrelik bir timsah olduğunu hayal et. Geçmişteki devleri de biliyoruz, burada bu dev megalitik yapıları inşa eden dev insansı varlıklar vardı, bu çok açık. Belki reptoidler de onları kullanıyordu. Yani şu adam, adını hep unutuyorum. Yılanlar hakkındaki o kitabı yazan adam kimdi?

Hunter: R. A. Boulay.

Jay: 4-5 metrelik bir sürüngen ya da sürüngenimsi varlıktan bahsediyor. Adam ejderhaların üzerinde dolaşmış. Bir adam var, adını unuttum ama dünyanın farklı yerlerindeki fosilleşmiş ejderhaları gösteriyor. YouTube'da bir milyon kişi onu takip ediyor. Sence geçmişte ejderhalar da var mıydı?

Laura: Sanırım ejderha efsanelerinin en büyük kaynağı kuyruklu yıldız etkileşimleriydi. Bu, bir kuyruklu yıldızın kıvrılıp dönmesiyle falan ilgilidir. Bu da "Earth Changes and the Human Cosmic Connection" adlı kitapta ele alınan bir başka konu. Gökyüzündeki ejderhalara benzetilen kometler ve farklı türde plazma fenomenlerinin nasıl görüldüğünden bahsediyor. Bu kuyruklu yıldızlar arasında ya da dünya ile başka bir gök cismi arasında plazma akışları oluyor. Plazma fenomeni gerçekleşiyor. Bu o kadar müthiş ve tuhaf bir şey ki, insanın aklı almıyor. Ve dünyanın her yerinde plazma deneylerinde ortaya çıkan bu figürleri temsil eden petroglifler var. Kitapta bunların fotoğraflarını da bulabilirsiniz çünkü eskilerin gökyüzünde devasa boyutlarda gördükleri şeyleri göreceksiniz.

Jay: Başkalarına hizmet eden 4. yoğunluk ve kendine hizmet eden 4. yoğunluk varlıkları var. Bunlar enerjisel ya da fiziksel olabiliyorlar. Görünüşleri farklı mı yoksa benzer mi?

Laura: K'lar iyilerin Nordik olduğunu söylediler. Ama kötü adamlar da Nordik ve tabi bunların diğer çeşitlerle birlikte KH kategorisine girdiklerini varsayabilirsiniz. Yani, reptoitler, griler, böceksiler, vs.

Jay: Ben de böceksilerle ilgili bir şey soracaktım. Bazı yerli halklar karınca insanlardan bahsediyor ve kanatları olan dik yürüyen termitlere benzeyen varlıkların duvar çizimleri var. Ve açıkçası ufoloji alanında kaçırılan bir sürü insan var ve bunların perde anı olması meselesi var ama her zaman reptoidler, griler ve mantisler ya da böceksi varlıklar olarak kabul edilebilecek şeylerden bahsediyorlar. Sence bu dördüncü yoğunluk grubu arasında başka bir tür, ırk ya da cins var mı?

Laura: Evet, maalesef raporlara dayanarak bunun çok yüksek bir olasılık olduğunu söylemek zorundayım ve K'lara bu konuda sorular sorduk. Doğruladılar. İlginç bulduğum şey, bir ara sanırım birileri bir grup kaçırılanla oturmuş ve farklı ırkları ve türleri çizmeye ve onlara isimler vermeye çalışmış ve Kasyopyalılar olarak tanımlananlar böceksiler. Diğer isimlendirme neydi? Mantisler. Bunun bizim iletişim kurduğumuz Kasyopyalılarla bir ilgisi olmadığını biliyoruz ama bu da zaman yolculuğunun kullanıldığı vakalardan biri olabilir çünkü ne olacağını biliyorlardı ve insanların aklını karıştırabilmek için zamanda yolculuk yapıp müdahalelerde bulunmak istemiş olabilirler. Bu çok ciddi bir olasılık.

Hunter: Bu ırk sınıflandırmalarıyla ilgili bir şey sormak istiyorum. Hangi kitap olduğunu unuttum, ama sanırım bir yerlerde K'lar onların bize belirli bir şekilde görünen enerji varlıkları olduğunu söylemişti. Yani bir sürüngen ya da mantis gördüğümüzde, aslında ne görüyoruz? 3Y'de bir köpek bir insan ya da bir geyik gördüğünde, gerçekte ne görüyor? Biz birbirimizi olduğumuz gibi görüyoruz ama belki de bir köpek bizi maymun olarak görüyordur. Ya da onlara yemek verdiğimiz için bizi bir melek olarak görüyor olabilir mi? Bir köpek birisi ona yaklaştığında onun dost canlısı olup olmadığını anlayabilir ve dolayısıyla bu varlıkları gördüğümüzde, algılarımıza, sezgilerimize dayalı bir yorum yaparız. Sürüngen olarak algıladığımız varlıklar aslında sadece şeytani bir enerjisel yapı olabilir mi?

Laura: Felsefenin en büyük sorunlarından biri de budur çünkü bireysel olarak kesin bir şekilde bilebileceğimiz tek şey kendi kafamızın içinde olup bitenlerdir. Düşünüyorum o halde varım meselesi. Diğer her şey ikincil. Algılarımız bir filtreden falan geçiyor. Ve ben her zaman etrafımızda gördüğümüz evrenin neredeyse tamamen sembolik olduğunu düşünürüm. Her şey semboliktir, evrenin kendini ifade ediş şeklidir. Ama aslında biz dalgaları, dalga halindeki enerjileri okuyoruz. Ve belli bir şekilde okuyoruz. Yani, kırmızı renk şu kırmızı renktir dediğimde, algıladığınız şey tam olarak aynı kırmızı renktir. Ben kendimi belli bir şekilde görüyorum. Siz beni gerçekten öyle mi görüyorsunuz? Bu algıları bir başkasınınkiyle eşleştirip eşleştiremeyeceğimizden emin olmamızın neredeyse hiçbir yolu yok. Demek istediğim, bu felsefe yazı dizisinde yazacaklarımın bir kısmı da bu konuda. Ama pragmatik, pratik bir yaklaşım olarak ortak bir gerçekliğimiz olduğunu kabul etmemiz gerektiğini söyleyebilirim çünkü gerçekliğimizde başka insanların da var olduğunu görüyoruz. Ve elbette gördükleri ve deneyimledikleri her şeyin kendi zihinleri tarafından yaratıldığına inanan solipsistler var. Onlara göre, kendilerinden başka hiç kimse gerçek değildir. Onlar tüm evrendir, bu da olaylara bakmanın eğlenceli bir yolu ama muhtemelen doğru değil. Yani pratikte bizden çok sayıda olduğunu, çok sayıda bilinç birimi olduğunu ve bir gerçekliği paylaştığımızı kabul etmeliyiz. Bu gerçeklik üzerinde, hepimiz aynı bilincin parçası olsaydık buna dayalı belirli bir kontrole sahip olmamız gerekirdi ama öyle bir şey olmadığı açık, değil mi? Yani bu açıdan çözmemiz gereken bazı sorunlar var. Ve nihayetinde her şey bizim dalgaları okumamızdan ibaret ve K'lar da öyle söyledi, yani dalga okuyan bilinç birimleriyiz. Ve eğer aynı yöne gidiyorsanız, dalgaları aynı şekilde okuyorsanız, o zaman eşdoğrusalsınızdır. Herkes dalgaları tam olarak aynı şekilde okumuyor. Bunu jeopolitik alanda görüyoruz çünkü başka bir grubun ya da başka bir bireyin görebildiğini açıkça görmeyen ve göremeyen pek çok insan var. Ama hangisi daha doğru? Yapmayı umabileceğimiz en iyi şey, ortak çizgide olduğumuz, olayları benzer ya da aynı şekilde gördüğümüz bireyleri bulup onlarla ilişki kurmaktır. Reptoidleri, insektoidleri, mantisleri vs. algılamaya gelince, bir anlamda enerji okuyoruz. Onları belli bir şekilde görüyoruz çünkü enerji dalgası okuyucu bilincimiz onları yılanların, ejderhaların, timsahların enerjisiyle ilişkilendiriyor. Benzerlikler var çünkü beyin her zaman benzerlikler bulmaya çalışır. Yeni bir şeyle karşılaştığınızda beyniniz deneyimlerinize dayanarak onu tanımanız ve anlamanız için geçmiş kayıtlarda benzerlerini bulmak için tüm veri kartlarını gözden geçirir. İşte bu, ilk kez deneyimlemeye ve görmeye başladığımız bebeklik döneminden itibaren insan zihninde çok daha büyük bir ölçekte gerçekleşmeye başlıyor. Bu ılık, bu sıcak, bu soğuk, bu anneye benziyor, bu babaya benziyor, anne ya da baba arkadaş canlısı görünüyor, vs. İlişkilendirirsiniz. Çağrışımsal hafıza. Yani okuduğumuz enerjileri geçmişten bildiğimiz ve anladığımız şeylerle ilişkilendiriyoruz ve bu şekilde görüyoruz. Yani onların gerçekten sürüngen ya da timsah olup olmadıkları neredeyse önemsizdir. Biz onları bu şekilde algılıyoruz.


bozadi

#23
6. (son) bölümün çevirisinin 2. parçası:


Jay: Egzotik teknoloji kullanılarak inşa edilmiş Machu Picchu ve Göbeklitepe gibi dünyanın dev monolitlerine dönecek olursak... Teknolojiyi biliyoruz, K'lar bunun taşları kaldırmak, sıvılaştırmak ve sonra katılaştırmak şeklinde bir tür harmonik rezonansla yapıldığından bahsetti ama... Dördüncü yoğunluk Nordikleri için hem başkalarına hizmet hem de kendine hizmet diyorlar... Onlara inşa edici ırk diyelim. Onlara Anunnaki demek istemiyorum, çünkü K'lar bize Anunnaki'nin aslında sürüngen olduğunu söylediler, ama bu eski Nordik, uzun boylu, insansı varlıklar her kimse... Üçüncü yoğunluk varlıklarının arasında mı dolaşıyorlardı? Yerçekimi alanı o zamanlar Anunnaki'nin aramızda dolaşmasına izin verecek düzeydeydi. Tufan öncesi, tufan sonrası ateş ve bilgelik veren Viracocha hikayeleri var. Se ce gerçekten olan bu muydu?

Laura: Evet, bence de öyle çünkü dinozorlara bakın. Yerçekimine rağmen nasıl yürüyorlar? Yani, yaşamlarını nasıl sürdürüyorlardı? Ağızlarının büyüklüğüne bakın.

Jay: Evet.

Laura: Örneğin Brontosaurus. Boyutlarına baktığınızda muhtemelen uyanık oldukları her anı beslenerek geçirdiklerini fark ediyorsunuz. Bir fili düşünün, cüssesini korumak için günde kaç saat beslenmek zorunda? Sonra Brontosaurus'a bakıyorsunuz, nasıl oluyor da enerji ihtiyacını karşılayacak kadar yiyebiliyor?

Jay: Evet.

Laura: Daha düşük enerji ihtiyaçları olmalıydı, bu da atmosferden bir miktar besin alabilecekleri ve yerçekiminin farklı veya daha az olduğu anlamına geliyor, böylece etrafta dolaşmak vücutları için az yorucu oluyordu. Bunu pratik açıdan, filler hakkında bildiklerimiz açısından düşünün. Ve balinalar, sürekli yemek yiyerek yüzerler, böylece hacimlerini ve enerji ihtiyaçlarını korurlar.

Jay: Doğru. Zaman hatları o kadar hacklendi ki, K'ların bize reptilyanlar/dördüncü yoğunluk kendine hizmet konsorsiyumunun 70.000 yıl boyunca ileri geri giderek zamanı değiştirmeye çalıştıklarını söylediğini biliyoruz. Peki dinozorlar ne kadar eskiye dayanıyor? Tüm arkeologlarımıza yalan söylendiğini hissediyorum. Antropologlarımıza ve arkeologlarımıza zaman hattı hacklenmesi yüzünden yalan söyleniyor. Ayrıca her şeyin ne kadar geriye gittiğine dair görece ortak bir anlayış olmadığı için. Ama belli ki Michael Cremo'nun kitabı harika bir kitap.

Laura: Ben de hemen bunu düşündüm çünkü bazı arkeologlardan bahsediyor, gömülü olan şeyleri ortaya çıkaran bazı genç arkeologlardan. Yapamadılar, çünkü bunu ortaya çıkarırlarsa doktoralarını alamayacaklarını, kadrolarını alamayacaklarını biliyorlardı...

Jay: Jura (jurassic) dönemi 74 milyon yıl önce değil.

Laura: Evet. Bir sürü jeolojik, paleontolojik, arkeolojik kitapları okuyarak, hikayenin tam olarak ne olduğunu bulmaya çalışarak çok zaman harcadım. Her şey çok karışık ve çok kontrollü. Olayların nasıl olması gerektiğine dair standart bir modelleri var. ABD'de bu konu son zamanlarda önemli ölçüde saldırıya uğradı çünkü Kuzey Amerika'da insanoğlunun yaşadığı varsayılan zaman diliminden çok, çok daha eski, bazıları iki, üç kat daha eski olduğu açıkça belli olan yerler keşfedildi. Ama tabii bir de dev iskeletler var. Bu konuyla ilgili okuduğunuz bir kitap var mı bilmiyorum. Gazete yazılarının kopyalarını içeren bir kitabım var. Saygın kişiler, saygın tanıklar tarafından ilginç şeyler bulundu ama bunlar Smithsonian Enstitüsüne gönderildiklerinde bunların izine bir daha rastlanmadı. Smithsonian birdenbire "Neden bahsettiğinizi bilmiyoruz. Bizde hiç böyle bir şey olmadı." deyiverdi.

Jay: Ben de bu Smithsonian Enstitüsünün ardındakilerin kim olduğunu soracaktım. Dördüncü yoğunluk mu?

Laura: Bir tür KH kontrol sistemi gibi bir şey olmalı veya bir parçası. Ve ilginçtir ki Smithsonian'ı kuran Smithson, sanırım Percy'nin varisi ile evlendiğinde Percy adını alan Smithson'ın kardeşiydi.

Jay: İnanılmaz.

Hunter: Tüm bu garip geçmiş zaman hatlarıyla ilgili güzel bir soru geldi aklıma. Eğer bir varlık gerçek varlığını biliyorsa, o zaman kontrol altına alınma olasılığı daha düşüktür diye düşünüyorum. Tarihin belirli bir anlatıyı destekleyecek şekilde kurcalanmasının ardındaki amaç bu mu? İnsanları daha kontrol edilebilir kılmak mı yoksa onları gerçek varlıklarından ve kim olduklarından koparmak mı?

Laura: Bu konuda çok sorun yaşadım. Yani, neden? Gerçek tarihimizi bilmenin nesi yanlış? Açıkçası, eğer gerçek tarihinizi biliyorsanız, o zaman çeşitli değişimlerin gelip geçtiğini, gezegene bazı varlıkların geldiğini ve insanlarla etkileşime girdiklerini de bilirsiniz. Ve gezegenin periyodik olarak bombardımana maruz kaldığını, bir şeyler olduğunu bilirsiniz, o durumda liderlerinize daha az güvenmeye başlarsınız. Özellikle de geçmişin belirli noktalarındaki dehşet verici yıkımların kötü yönetim yüzünden meydana geldiğini düşündüğünüzde, bu yıkımların bir tür ceza olarak gökten geldiğine inanıyorsunuz. Yani, evet, bence bu kontrol meselesiyle ilgili olmalı. Birileri diyor ki, Tanrı cennetinde, artık dünyada her şey yolunda. Bizler bu Tanrı'nın aracılarıyız. Onunla doğrudan temas halindeyiz. Bize paranızı ve itaatinizi verin, biz de onun size iyi davranmasını ve başınıza daha fazla kötü şey gelmemesini sağlayalım. Ve bu defalarca yapıldı. Dinozorların tarihte var oldukları döneme gelince, bunun gerçekten çözülmesi zor bir şey olduğundan şüpheleniyorum. Güney Amerika'da küçük kil modeller veya eski dinozorlar gibi modeller bulduklarını biliyoruz. Demek ki o zamanlar dinozorlar hala yaşıyordu ve sanırım çok yakın zamanda Patagonya'da bazı devler olduğunu biliyoruz. Yani böyle bir sorun var. Ama daha büyük sorunlardan biri de tarihleme sistemleri. Bu tarihleme sistemlerine gerçekten nasıl güvenebilirsiniz? Çünkü sözde sabitlere dayanıyorlar, ama sabitler ne kadar sabit? Kocam doğanın sabitlerinin, hatta ışık hızı gibi şeylerin bile o kadar sabit olmayabileceğini öğrendi.

Jay: Bu çok sinir bozucu. Evet.

Laura: Radyokarbon tarihleme kullanılıyorsa, bir şey öldüğünde veya yeraltına gömüldüğünde atmosferde ne kadar karbon olduğuna bağlı çıkarımlar yapılıyor. Ama ya çok fazla karbon varsa, o zaman tarihlendirme yaptığınızda, gerçekte olduğundan çok daha yeni gibi görünecektir. Ve eğer tarihleme yöntemlerinizi uyguladığınız sırada çok az karbon varsa, gerçekte olduğundan çok daha eski görünecektir. Bir de ağaç halkası tarihlendirmesi var. Bunu radyokarbon ve diğer yöntemlerle kalibre edebilirseniz, muhtemelen doğru bir tarihleme sistemine yakın bir şey elde edersiniz, ancak bu sadece 5 ila 7 bin yıl civarı eskiye gidebiliyor. Eğer bir tahta parçasıyla örtüşen başka bir tahta parçası bulurlarsa, o zaman tarihlemeyi genişletebiliyorlar. Yani bu bize gerçekten yardımcı olacak kadar eskiye gidemiyor. Son beş-on bin yıl içindeki bazı daha yeni şeylerde yardımcı oluyor. Dinozorlar gibi konularda bize yardımcı olmuyor. Buluntuların bazıları toprağın üstünde bulunurken, pek çoğu da toprağın altında gömülü olarak bulundu ve toprağın üstünde bulunanlara benziyorlar, yani bu bir aldatmaca.


Jay: Dinozor olgusunun ne kadarının bir aldatmaca olduğu sorusu akla geliyor.

Laura: Dinozorların bir aldatmaca olduğunu sanmıyorum. Ben dinozorları seven bir insanım.

Jay: Ben de dinozorları severim. Yani, belirli bir yaşta olanlarımızda otomatik olarak dinozorlara karşı bir hayranlık oluştu.

Hunter: Heykelcikler falan.

Laura: Bu konuda elimde harika bir kitap var. Dinozorların tüm tarihini anlatıyor. Harika çizimleri var. Tabii ki standart modelleri esas alıyor. İlk önce bu dinozor vardı, sonra bu vardı diyor ve ben buna inanıyorum. Bu cinslere atanan spesifik yıllara inanmam gerekmiyor ama ilerleme şekline inanıyorum. Akıllı tasarıma inanıyorum. Yeterince literatür okuduğunuzda akıllı tasarımın tek çözüm olduğunu düşünüyorum. Doğal seçilim yoluyla büyük genetik değişiklikler veya tür değişiklikleri meydana gelmiyor. Ama gruplar içinde, türler içinde doğal seçilimle gerçekleşen mikro değişimler var. Ama tarihe bakarsanız, birçok yeni türün veya türlerin aniden çıktığı dönemler olduğunu görürsünüz. Bahsettiğim bu kitaptaki resimlere bakarsanız, türlerin tasarımcılarının nasıl pratik yaptıklarını görebiliyorsunuz. Bunu deniyorlardı, şunu deniyorlardı, diğerini deniyorlardı. Yani, resimlere baktığınızda bu çok açık. Sanki şöyle demişler: "Bu pek işe yaramadı. Hayır, bu iyi olmadı." Sonunda vardıkları noktaya nasıl ulaştıkları şaşırtıcı. Biz de tüm bu farklı deneylerden oluşan bir tasarım yelpazesiyiz. DNA'mızda kuş DNA'sıyla eşleşen şeyler var. Sürüngen DNA'sına uyan şeyler var. Çeşitli memelilerle eşleşen şeyler var. DNA'mızın gezegendeki herhangi bir şeyle temelde eşleşen dizileri, parçaları var. Ve tabii ki "hiçbir işe yaramayan" parçaları da var. Daha doğrusu öyle diyorlar veya öyle düşünüyorlar ama biz buna katılmıyoruz. Yani, aslında tasarımcılar pratik yapıyordu. Yaratıcılar pratik yapıyorlardı, oynuyorlardı, hatta iyi vakit geçiriyorlardı. Ve periyodik olarak her şey yok oluyordu ve sonra yeni bir parti yaratıyorlardı ve öğrendikleri her şeyle ve muhtemelen bu DNA parçalarına ve yeni şeyler yaratmak için karıştırıp eşleştirdikleri laboratuvarlara sahiplerdi. İnsanlarla yaptıkları da buydu. DNA'sı belli şekillerde düzenlenmiş olan ve bazıları birbirinden farklı insan grupları var. Ve bu bir tasarım çeşitliliği. Müthiş bir şey.

Hunter: K'ların dediğine göre büyük sır, insanlığın devasa bir deney olması. Bazı insanlar bu deneyin içindeymiş, bazıları bunun farkında değilmiş.

Laura: Yeni bir prototip getirmeye çalıştıkları söyleniyor. Evet, deneyiz. Biz bir deneyiz. Ve filozoflardan bazıları, "Evreni nasıl Tanrı yaratmış olabilir, bu kadar çok kötü şey oluyor ve insanlar acı çekiyor" falan diyor. Ve evet, acı çekmeyi sevmiyoruz, zalimliği sevmiyoruz, soykırım gibi şeyleri sevmiyoruz, vesaire vesaire. Ancak daha geniş bir çerçevede, hepimiz birer deneyiz ve bu konuda mütevazı olalım.

Jay: Doğru. Bir kitaptan bahsetmek istiyorum. Bu adamı tanıyor musun? Lou Baldin? Sanırım bu onun takma adı.

Laura: Bakayım? Dünyadışı bir varlıkla bir gün, Uranüs gezegenine bir yolculuk, Lou Baldin. Sadece başlığına bakarak, muhtemelen okumayacağım bir kitap olduğunu söyleyebilirim.

Hunter: Kurgu bir kitap.

Jay: K'ların anlattıklarıyla kelimesi kelimesine aynı olan bazı açıklamaları var. Lou Baldin. Bu adam Hollywood'da yaşıyor ve aslında İtalyan. Gerçek adını unuttum. "Above Top Secret" diye bir web sitesinde bir başlık açtı. Ve o konu çok popüler oldu. 2003'te o forum başlığı ilk açıldığında okumuştum. Ve eminim ki K'lar ya Kasyopya forum çeşitli zamanlarda ondan bahsetmiş veya onu ifşa etmiştir. Son kitabı "Eropmanop" idi. Adam sanırım altı kitap yazdı. Doğru mu Hunter? Beş veya altı kitap.

Hunter: Daha fazla da olabilir.

Jay: Evet, şimdi daha fazlası olabilir. K'ların verdiği bilgileri kullanmış gibi görünüyor. Ama her neyse, kendisinin bir temasçı olduğunu ve evrende adını unuttuğum küçük bir varlıkla seyahat ettiğini iddia ediyor. O varlığın adı neydi Hunter? Omzunda oturan varlığın?

Hunter: Hatırlamıyorum. Gri gibi bir şeydi, gri gibi bir şeydi sanırım. Evrende geziye çıkıyorlar ve onlara insanların bir deney olduğu gösteriliyor. Bazı varlıkların insanları farklı gezegenlerde tasarladığı gösteriliyor. Devam eden genetik bir manipülasyon.

Jay: Çok ilginç.

Laura: Bana linki gönder. Ark okumak isteyebilir, o bilim kurgu okumayı seviyor, ben sevmiyorum.

Jay: Ark bayılır, Ark bu kitaplara bayılır. Hunter ve ben üç yıl önce bu kitapları ilk okuduğumuzda çok şaşırmıştık. Facebook sayfası da var. Ve sürekli olarak kitaplarından büyük sembolik mesajlar içeren resimler koyuyor. Büyüleyici ama şunu söyleyeyim ve Hunter da bunu doğrulayabilir, "Eropmanop" kitabı K'ların Dalga serisinde söyledikleriyle resmen yüzde 90 aynı.

Laura: Peki, bir göz atalım.

Jay: İki kitabını aynı anda aldım. Güvendiğim, ruhsal ve kozmik olarak çok ileri düzeyde olan bir arkadaşım var. Dört yıl kadar önce bana o adamın kitaplarını okumamı söylemişti. Hunter ve ben de bir sürü kitabı sipariş ettik. Dalga'ya çok benziyorlar ama soracağım başka bir şey daha vardı, çünkü az önce dinozorlardan bahsediyordun. Ama onu unuttum. Nordikler şu anda aramızda dolaşıyor mu?

Laura: İyi adamlar mı kötü mı?

Jay: İkisi de.

Laura: Eğer dördüncü yoğunluktalarsa, muhtemelen hayır, çünkü titreşimlerini düşürmek, bizim yoğunluğumuzda olmak ve onu sürdürmek onlar için zordur. Siyah Giyen Adamlar'ın 4Y KH varlıkları gibi olduğunu biliyorsunuz. Bu frekansı korumakta çok zorlanıyorlar. Ve eğer onlarla ilgili tüm vakaları okursanız, enerjilerinin giderek tükenişine dair semptomları tanıyabilirsiniz. Taklitleri çok kusurlu. Eğer bir BH varlığıyla karşılaşma söz konusu ise, bunun olumlu bir nedenden dolayı gerçekleştiğini söyleyebilirim. Gezegende her türlü sızıntı olduğunu, her türlü şeyin olup bittiğini düşünüyoruz. Farklı gerçeklikler belirli noktalarda ve yerlerde, şurada burada kesişiyor. Şu son köprü kazası hakkında bile bunu düşündük, çünkü o geminin o uzay zaman noktasında 4Y'ye girip çıkmaları dışında hiçbir şey açıklama mantıklı gelmiyor. Bir semboloji de vardı. Francis Scott Key köprüsü, kaptan Ukraynalıydı, geminin adı Dali'ydi. Çeşitli şeyler bir 4Y manipülasyonu olduğuna işaret ediyor. Matrix filminde bir kedinin iki kez geçtiği sahne gibi. Ve Dalga'da, mükemmel bir üçgende aynı anda kendiliğinden yanan üç kişiyle ilgili en sıra dışı vakadan bahsetmiştim hatta birbirlerine benzeyen isimleri vardı ve biri bir gemideydi ve biri kargo taşıyan bir otobüste veya kamyondaydı ve sonra diğeri de bir şekilde kargoyla ilgiliydi. Yani bu gerçekten o çok tuhaf şeylerden biriydi. Ve böyle bir şey okuduğunuzda, evrenin hayal edebileceğimizden bile daha garip olduğunu söyleyen Haldane gibi düşünüyorsunuz. Bu köprü olayı da böyle bir şey. İsimler ilginç. Bu kazanın videosunu izlediğinizde, geminin hareketleri ilginç geliyor. Işıklar açılıp kapanıyor ve bu da 4Y etkileşiminin bir başka belirtisi. Elektrikler gelip gidiyor. Ne zaman UFO denen bir uzay aracı otomobillerle etkileşime girse, bu olur. Bilirsiniz, yaygın etkilerden biri arabaların elektriğinin devredışı kalmasıdır. Araç kapanır, evlerin üzerinden geçerken ışıklar yanıp söner vs. Bu da bana o olayın 4Y sızıntısı vakalarından biri olabileceğini düşündürüyor.

Jay: Bunu sana kimse söyledi mi bilmiyorum ama eminim söylemişlerdir. Obama'nın yapımcılığını üstlendiği şu film... Sanırım filmin adı "Dünyayı Ardında Bırak" idi.

Laura: Evet.

Jay: Bu aslında o filmde de oldu. Francis Scott Key Köprüsü filmde yıkıldı, bu da tuhaf.

Laura: Öyle olduğunu sanmıyorum. Kıyıya yanaşan bir mavna veya onun gibi bir şey vardı sanırım.

Jay: Oo, evet. Belki de öyleydi. Evet. Evet. Evet.

Laura: Bu da Trump meselesini akla getiriyor. Zaman yolculuğu yetenekleri ve üst boyut sızıntı olasılıkları her türlü tuhaf şeyin gerçekleşmesine neden oluyor. Obama'lar tarafından yapılmış bir film yapılması, 4Y KH'nin bu filmi yapmayı onların akıllarına koyduğu, yani 4Y KH'nin o filmdeki bir şeyin gerçekleşmesi için planları olduğu anlamına gelir. Böylece insanlar filme bakıp "Oo, arada bağlantı var" diyecekler. Aynı şey Titanik kazasından yıllar önce yazılan ve Titanik'in batışını kurgusal olarak anlatan kitap için de geçerli ve anlatılanlar birkaç yıl sonra neredeyse tam olarak kitapta anlatıldığı gibi gerçekleşti. JFK ve Lincoln suikastlarıyla ilgili garip olan şey, JFK'nin Lincoln adında bir sekreteri ve Lincoln'ün de Kennedy adında bir sekreteri olması. Bu iki suikast arasında bazı ilişkiler olduğunu gösteren ve çeşitli kişiler tarafından araştırılan çeşitli ayrıntılar var. Bu, zaman yolculuğu yaptığınızda ve 4Y ile 3Y kesiştiğinde meydana gelen bir şeydir. 11 Eylül olayını hatırlayın. Bir filmde, veya çizgi romanda ikiz kulelerin çöküşüyle ilgili bir öngörü olduğu söyleniyordu.

Jay: Simpsonlar, Simpsonlar bunu öngörmüştü.

Laura: Evet, Simpsonlar. Böyle şeyler oluyor. Bu tür şeyleri gördüğünüzde, zaman hattında bir kurcalama olduğunu anlıyorsunuz. Gerçekliğimize bir şeyler karışıyor. Gerçekten çok garip şeyler.

Jay: Dördüncü yoğunluk bunu bizimle dalga geçmek için mi yapıyor?

Laura: Bazen öyle olabilir, mizah anlayışları olduğunu sanmıyorum ama bence bunu bize işkence etmek için yapıyor olabilirler.

Jay: Evet, onu kastetmiştim.

Laura: Ama bizim başımızdan geçen bir şey de gerçekten çok garipti. Celselerden birinde ayrıntılı olarak bahsedilmişti. Fotoğraflarla birlikte forumda yayınlanmıştı ama uzun lafın kısası, yıllar önce Ark ve ben Florida'daki kan bankasına gittik çünkü kan gruplarımızı öğrenmek istiyorduk. Çünkü kan grubu diyeti kitabını okumuştuk.

Jay: Evet. Peter D'Adamo'nun kitabı, o kitaba bayılıyorum.

Laura: Kan bağışlamaya gittik ve işlemin sonunda atıştırmalıklar ve çikolata gibi bir şeyler veriyorlar, ayrıca küçük bir hediye alıyorsunuz, hediye seçme şansınız oluyor. Ark da küçük bir beyzbol şapkası seçti ve şapkanın önünde Florida Blood Services (FBS) yazıyordu. Bu şapkayı gerçekten çok sevdi çünkü hafifti, açık renkliydi ve sıcak günlerde takıp başını güneşten koruyabiliyordu. Bu şapkayı çok severdi. Bir ara Roma'ya gitmiştik ve tur otobüsündeydik, şapkası uçtu ve damadımız otobüsten atlayıp trafikte koşmaya başladı ve bir adam arabasından atlayıp şapkayı yakaladı ve ona verdi. O da geri getirdi. Bu şapka yüzünden büyük bir dram yaşandı çünkü Ark şapkasını çok seviyordu. 2019'un başlarında Paris'te bir konferansa gittik ve konferanstan kısa bir süre sonra da eve döndük. Neredeyse paranormal türde bir konferanstı, ilginçti. Oradakilerin hepsi Ark'ın orada olmasından çok mutluydu çünkü o gerçek bir fizikçiydi ve kısa bir süre sonra şapkası kayboldu. Hepimiz şapkayı aradık. Ben buradaki ofisimizde aradım, o da aradı ve hangimizin bulduğunu hatırlamıyorum, ben mi o mu, ama bunu forumda anlattık ve şapkayı bulduk. Ama sonra önceki gün onunla arabayla dışarı çıkmış olan kız kardeşi mutfağa geldi ve şapkayı buldum, arabada unutmuşsun dedi. İki şapka olmuştu. Fiziksel olarak iki şapka, halbuki bir taneydi.

Jay: Tamamen aynı mıydılar?

Laura: Evet. Bir tanesinin üzerinde bir leke olması dışında tamamen aynıydılar. Ark kafasını bir yere çarpmıştı ve sonra bir yere gitmek için şapkasını taktı ve üzerinde küçük bir kan lekesi kaldı. Yani birinde leke vardı, diğerinde yoktu.

Jay: Wau!

Laura: Bu oldu, gerçekten ürkütücü. Kısa bir süre sonra ise Ark kanser oldu.

Jay: Bu çok kötü.

Laura: Sonra tabii COVID süreci oldu. 2019 ve 2020 yılları civarındaydı. Ve Ark 2020'nin ikinci yarısını ve 2021'in bir kısmını kemoterapi alarak geçirdi. Ve kanserin küçülmeye başladığı açıklandıktan kısa bir süre sonra ve her şey yolunda giderken şapka kayboldu. Yok oldu. Her yerde aradık. Ama bulamadık.

Jay: İkisi birden mi yoksa sadece biri mi?

Laura: Biri.

Jay: Kanlı olan mıydı, kansız olan mı?

Laura: Kansız olan.

Jay: Wau!

Hunter: Bir keresinde Jay ve Monica ile plajdaydık.

Jay: O olay çok çılgın.

Hunter: Bu çılgınlık. Bunun ne kadar çılgınca olduğunu unutmuşum. İmkansız değil ama çok ilginç. Jay evlilik yüzüğünü denizde düşürüp kaybetti.

Jay: Denizde kızımla top oynuyorduk. Yüzük çıktı ve suda kayboldu. Monika'ya hemen söyledim ve o da "Yeni bir tane alırız." dedi. Hikayenin geri kalanını sen anlat Hunter.

Hunter: Ertesi sabah Monica erken bir saatte sahilde tek başına yürüyor. Suyun kumla buluştuğu yerde yürüyor. Tesadüfen yere bakıyor ve yüzük tam orada kumun içinde.

Jay: Tam önünde. Yemin ederim gerçek olay. Hatta tam o anda oraya bakma hissi geldiğini söyledi.

Laura: İşte ben de bundan bahsediyorum. Tüm bu eşzamanlılıkları, bu tuhaf sembolik bağlantıları görmeye başladığınızda, durun ve dikkatle inceleyin.


bozadi


6. (son) bölümün çevirisinin 3. parçası:


Laura: Tüm bu eşzamanlılıkları, bu garip sembolik temsilleri görmeye başladığınızda durun ve dikkatinizi verin. Ve şu tür sorular sorun: "Bu benim dışımdan gelip benimle etkileşime giren, zaman hattımı veya hayatımı etkileyen bir şey mi? Yoksa kendime bir sinyal göndermek için kendim tezahür ettirdiğim bir şey mi? Bunlar çok iyi iki seçenek. Muhtemelen başka seçenekler de vardır ama bunlar çok iyi iki seçenek çünkü zihinsel gücümle kendime sinyal göndermek için bir şeyler yaptığımı biliyorum.

Hunter: Laura, bu aslında bu hafta benim başıma geldi. Kız arkadaşımın kayınbiraderi, McKinsey soyadını taşıyor ve İskoç olduğunu iddia ediyor. Bilirsiniz, bazen insanlar aslında hiçbir bağlantıları olmadığı halde belli bir soydan geldiklerini iddia ederler ve evlerinde o milletin bayrağını bulundururlar. Her neyse, belirttiğim şahıs sürekli "Benim soyum McKinsey klanı" gibi şeyler söylüyordu. Bir gün kız arkadaşımla yemek yerken, kız arkadaşım "Evet o ve onun McKinsey klanı saçmalığı" gibi bir şey söyledi. O gece televizyonda bir dizi izleyecektik. İşin ilginç tarafı, ben zaman yolculuğuyla ilgili kurgu kitapları okumayı seviyorum ve kitapları da olan "Outlander" diye bir dizi var, zaman yolculuğu konulu. Kız arkadaşım "Hadi bunu izleyelim" dedi. İzlemeyeli uzun zaman olmuştu, ben de "Tamam, harika" dedim. Ve dizinin başlarında bir yerde İskoçya'daki bir İngiliz kadın vardı. Bir pansiyonda sekreterlik yapıyor. Ve bu şirket "McKinsey klanı" tarafından işletilen bir aile şirketi. Bu çok garipti çünkü kız arkadaşım 15 dakika önce McKinsey klanı hakkında bir şeyler söylemişti. Sonra dizide McKinsey klanı dediler. Ve dizi zaman yolculuğu hakkındaydı.  Çok etkilenmiştik.

Laura: Bu tür şeyler öncelikle evrenin bilinçli doğasının ve karmaşıklığının kanıtıdır. Kavrayışımızın çok ötesinde. kendi varlık düzeyimizin sınırlılıkları dahilinde kavrayabiliyoruz bunu. Dalga'yı yazarken yaptığım şeylerden biri de buydu. Belirli bir nokta üzerinde çalışırken, bu dünyanın ne kadar tuhaf olduğuna dikkat çekmek için çeşitli vaka alıntıları ve atıfları yapıyordum ve ilginç gözlemlerim oldu. Tabi bu örneklerin bulunabileceği gerçek hazine Charles Ford'un eserleridir. Böyle şeylere bayılıyorum, bunları hep okuyorum ve yüzyıllar boyunca dünyanın her yerinde olmuş şeyleri keşfediyorum. Dünya çok tuhaf bir yer. Koyu materyalizmi ve Darwinci evrimi, hatta neo-Darwinci evrimi veya yaşamın tesadüfen ortaya çıkışını ve benzer şeyleri savunan insanlar, belli ki bu gezegende neler olup bittiğine dikkat etmiyorlar. Belki de hayatlarında başlarına hiç garip bir şey gelmiyordur. Belki de ruhsuzdurlar ve o durumda başlarına hiçbir şey gelemez çünkü bunu göremezler. Bunu anlayamazlar. Bununla başa çıkamazlar. Onu tanıyamazlar. Bilinç dalgalarını okuyamıyorlar. Şüpheci bir grubun üyelerinden biriyle ruhsuz insanların olup olmadığı konusunda yazılı bir tartışmaya girmiştim. Tabi bu şahıs ruhlara inanmıyor.

Jay: Michael Sherman değildir sanırım?

Laura: Hayır, başka biriydi. Bu konuda bir yerlerde bir şeyler yazmış olabilirim. Epeyce tartıştık ve şahıs, "Ruhum olduğunu bana kanıtlayacak bu deneyimlerden birini yaşamayı gerçekten çok isterdim" dedi. Ben de ona cevaben şöyle yazım: "Yaşamadıysan yaşamamışsındır ama yaşayan, güvenilir, iyi gözlemci ve eğitimli pek çok insan var. Ve belli ki senin gerçekten ruhun yok." Ben bunu söyleyince sinirlendi.

Jay: Müthiş.

Laura: Sonuçta, evet, eğer bu tür sıradışı bir deneyimi hiç yaşamadıysanız, ruhunuz olmadığı içindir. Muazzam karmaşıklıkta ve şaşırtıcı olaylarla dolu bir evrendeyiz. McKinsey klanı, iki şapka, kaybettiğin bir yüzüğü hiç umulmadık biçimde bulmak veya benzer başka gizemli olaylar hepimizin veya çoğumuzun hayatında olmuştur. Hakkında hiçbir şey bilmediğimiz çok şey var. Muhtemelen daha pek çok örnek vardır ve izleyen insanların aklına bunun örnekleri gelmiştir.

Jay: K'lar dünyada bir temizlik olacağından bahsediyor. Temizlenecek olan kim? Bu kişinin titreşimine mi bağlı? Frekansına, frekans rezonans titreşimine göre mi? En temel faktör bu mu?

Laura: Asıl soru sadece kimin temizleneceği değil, temizlenenlere ne olacağı. Örneğin, yüksek frekansa sahip biri, çok düşük frekansa sahip 500 kişinin temizleneceği bir olayın içinde olabilir, ama geçişten sonra ona ne olacağı, diğer 500 kişinin yaşayacağından çok farklı olacaktır. Kafama bir göktaşı düşebilir ve bana ne olacağı frekansıma bağlıdır. Dolayısıyla, bir sürü komet parçasının Dünya'nın atmosferine girmesi ve atmosferde patlayarak yeryüzüne yağması gibi doğrusal olmayan her tür olayda olduğu gibi, ölecek olanlar arasında daha yüksek frekansta olanlar da, daha düşük frekanslarda olanlar da bulunacaktır. K'lar "Önemli olan nerede olduğunuz değil, kim olduğunuz ve ne gördüğünüzdür" diyor. Bunu bir sonraki mantıksal seviyeye taşıyıp öngörüde bulunabilirseniz, kendinizi en azından bazı şeylerden daha iyi koruyabileceğiniz bir yere geçebilirsiniz. Komet patlamalarını öngöremeyiz ama ülkelerin ne zaman savaşa gireceğini ve nükleer bombaya maruz kalacağını kesinlikle öngörebiliriz. Üzerinde az da olsa kontrol sahibi olduğumuz bazı şeyler var, ama çok fazla değil.

Jay: Bunun nihai manada bir önemi olmadığı konusunda hemfikiriz sanırım. Yani, fiziksel bir bedende daha uzun süre hayatta kalmak da önemli bir yandan, ama... Dalga farklı yerlerde farklı şekilde mi ortaya çıkıyor? Yani daha yüksek titreşimli bir yerde daha erken gerçekleşebilir mi?

Laura: Eğer daha yüksek titreşime sahip insan grupları bir bölgede toplanmışlarsa, bulundukları yerin daha erken dördüncü yoğunluğa geçmesi ve afetleri deneyimlememeleri çok olası.

Jay: Ben de bundan bahsediyordum. Dolores Cannon'un bu konudan bahseden bazı kitapları var, her ne kadar bu şahsı örnek vermeyi hiç istememiş olsam da.

Laura: Dolores Cannon'ı severim.

Jay: Onun bazı eserlerinde ciddi sapma gibi görünen şeyler var.

Laura: Evet, bu tipik bir durum çünkü insanlar yaptıkları şeyi test etmiyorlar. Bunu test etmek ve denemek için bilimsel bir yol izlemiyorlar. Ve Kasyopya celseleri de %100 doğru değil, ama yanlış bilgi içeriği küçük bir yüzde. Sapmaların kaynağının nasıl tespit edileceği önemli. Kaynakta mı sapma var, yoksa bilgilerin alan tarafta mı?

Jay: Bu iyi bir nokta. Bence bu izleyiciler için de önemli çünkü kimse okumuyor. Sizleri Dalga'yı okumanız için teşvik ediyoruz, ama ben okuyor olacağım.

Laura: Dalga'yı okumak beyninizi değiştiriyor.

Jay: Hayatınızı değiştiriyor.

Hunter: Laura, daha önce insan deneyi hakkında konuşuyorduk. Ben de din konusunu düşündüm. Hepimizin dinle ilgili kendi geçmişlerimiz var. Din bir anlamda insan davranışlarını gözlemlemek için kullanılan bir Petri kabı mıdır ve kitlesel zihin kontrolü için daha sonra yerel kesitlerden alınıp kitle üzerinde mi kullanılıyor? Örnek olarak bir tarikatı ele alalım. Üst boyutlardan, insanların nasıl etkileşime girdiğini ve onları kontrol altına almak için hangi kontrol mekanizmalarının düzenlenmesi gerektiğini mi inceliyorlar? Bu bilgiler toplanıp dördüncü yoğunluktaki bir merkeze mi iletiliyor? "Lokal örneklemde işe yaradı. Şimdi insanların zihnini kontrol etmek ve kitleleri yönlendirmek için bunu kitlesel olarak uygulayalım" falan mı diyorlar?

Laura: Dördüncü yoğunluktaki KH bireylerinin muhtemelen psikolojimizi bizden daha iyi bildiklerini öne sürebilirim. Ve eğer birileri bir konuda çalışıyor veya deney yapıyorsa, bu muhtemelen insanlar tarafından yapılıyordur, her ne kadar genellikle 4Y KH tarafından yönlendiriliyor olsalar da. Bazı durumlarda ise insanlar sadece kurmalı oyuncak gibi kurulur, bir yere bırakılır ve işlevini yerine getirir. Ve sonra Milgram deneyinde olduğu gibi büyük açıklamalar yaparlar, bunun veya şunun nasıl işlediği hakkında. Yani, hayır, bence muhtemelen 4Y KH bizi gerçekten iyi tanıyor ve bizi nasıl manipüle edeceklerini biliyorlar. Bize ne tür rüyalar göndereceklerini ve bize en fazla acıyı çektirmek için hayatımızda ne tür sorunlar yaratmaları gerektiğini biliyorlar. Ve tabi tarikat faaliyetleri yoluyla üretilen acıların hasadı da söz konusu. Ve hatta muhtemelen tarikat faaliyetlerinin oluşumu için bazı itici güçler sağlıyorlar. Daniken bu konuda bir kitap yazdı, Meryem Ana tezahürleri ve bunların dünyadışı ilhamları hakkında.

Jay: İnsanların halini görebiliyorum ve bazen adeta dehşete düşüyorum. Kelimenin tam anlamıyla geri çekilip izlemek zorunda kalıyorum

Laura: Evet, ben de öyle. İnsanların hali beni korkutuyordu. Gerçekliğin dalgalarını okumanın sonuçlarından biri buydu veya benim için K'larla etkileşime geçmenin etkilerinden biri buydu. Daha sonra Dalga'yı yazdım ki diğer insanlar da benim doğrudan etkileşimde yaşadığım deneyimleri yaşayabilsinler.

Jay: Kitapta öğrencilerden veya lise öğrencilerinden bahsettiğin bir yer vardı.

Laura: Evet, çok tuhaftı. Yani orada öylece oturuyordum ve hiçbir şey duyamıyordum. Tek yapabildiğim görmekti ve kendimi ormanda bir grup maymunu veya şempanzeyi gözlemleyen bir antropolog gibi hissediyordum. Siz de böyle hissediyorsunuz ve belli bir noktaya geliyorsunuz, süpermarkete gidiyorsunuz ve etrafınızdaki tüm bu insanları görüyorsunuz, nasıl etkileşimde bulunduklarını görüyorsunuz ve onlar için çok üzülüyorsunuz çünkü neler olup bittiği hakkında hiçbir fikirleri yok.

Jay: Sanırım şu anda bunun en iyi örneklerinden biri, toplum içinde yürürken maske takan insanları izlemek. Veya maskeli çocukları.

Laura: Evet, berbat bir şey.

Hunter: Dalga'yı okuduğumdan beri, toplum içindeyken birinin duygusal durumuna neredeyse anlık bir bakış atıyormuşum gibi garip bir his var içimde. Bu her zaman olmuyor ama birinin yanından  geçerken yaptığım gözlemlerde, "Neden böyle?" diyorum. Kıskançlık veya garip bir duygu algılıyorum. Bazen bir çift arasındaki etkileşimi görüyorum. Öyle görünmediği halde bir çiftin kavga etmekte olduğunu algılıyorum. Orada sadece öylece duruyor gibi görünüyorlar, ama garip bir enerjik etkileşim var gibi. Yani bu artık bana her zaman oluyor. Kendi yaptığım bir işe odaklanmamışsam, gevşeyip etrafı gözlemlediğim zaman bunların olup bittiğini görebiliyorum. Tuhaf bir şey.

Jay: Merhamete ihtiyaç var. Ben Hunter'dan bile daha derin algılara sahibim ve eşim de şu anda aynı. Çok sezgisel ve empatiğiz. Seslerine, tonlarına göre hissediyoruz. İnsanlarla konuşurken ses tonlarından her şeyi algılayabiliyorsun.

Laura: Beyninizde bu değişiklikler başladığında, gerçekliğinizde tuhaf şeyler olmaya başladığında ve bir şeyler görmeye başladığınızda, kelimenin tam anlamıyla farklı bir gerçekliğe geçiş halindesiniz. Tüm bu insanlarla aynı alanı paylaşıyoruz, tıpkı kedi ve köpeklerle aynı alanı paylaştığımız gibi, ama şu anda onlardan muhtemelen bir insanın köpekten farklı olduğu kadar farklısınız. Demek istediğim, onlar gezegenin flora ve faunasına benziyorlar daha çok. Siz farklı bir gerçekliktesiniz çünkü hayvanlar ikinci yoğunlukta ama onlarla aynı alanı paylaşıyoruz, onları gözlemleyebiliyoruz. Biz üçüncü yoğunluktayız. Aynı şey dördüncü yoğunluk için de geçerli. Dördüncü yoğunluğun görebildiği ve anlayabildiği şeyleri görmeye başladığımızda, zaten dördüncü yoğunluk gerçekliğinin bir parçası haline gelmeye başlıyoruz.

Jay: Şatonuzda olduğu gibi yüksek frekans rezonans titreşiminin bilincinde olan insanlarla dolu bir alanda bulunduğunuzda, bu rezonansı yansıtabiliyorsunuz. Ve bu oldukça fark edilebilir, içgüdüsel bir şey. Daha önce anlattığın örnekte olduğu gibi, insanlarla bir araya gelip ilk toplantılarınızı yaptığınızda, herkes o bilinç genişletici sohbetleri yaptığı zaman odadaki enerjiyi görebiliyordunuz. Oysa bir kiliseye veya büyük bir alışveriş merkezine gittiğinizde tüm o insanların uyumsuzluk içinde olduğu görülüyor.

Laura: Evet ve işin güzel, gerçekten benzersiz olan yanı, bunu yaparken izlediğimiz yol. Gurdjieff'in dördüncü yoluna çok benzer bir şey. Titreşimlerinizi yükseltmek için gidip keşiş olmanıza gerek yok. Yogi olmak zorunda değilsiniz. Hintli bir fakir olmak zorunda değilsiniz. Bunların hiçbirini yapmak zorunda değilsiniz. Kendinizi içinde bulduğunuz gerçeklikte, ilişkiler ağında çalışabilirsiniz, bazı durumlarda bazı ilişkileri koparmanız gerekir veya kendinizi farklı bir şekilde tezahür ettirmeye başladığınızda kopması gereken bağlar doğal olarak kopar. Ama gerçek yaşam içinde çalışıyorsunuz ve frekansınızı değiştiriyorsunuz, titreşimlerinizi değiştiriyorsunuz, bir grupla, insan gruplarıyla eşdoğrusal hale geliyorsunuz. Ve bunların hepsi iletişim ve tartışma yoluyla gerçekleşiyor. Forumumuzda sonsuz tartışmalar görüyorsunuz ve bazen çok ayrıntılı tartışmalar yapıyoruz ve bunu kendi ortamımızda fiziksel olarak da yapıyoruz. Konuşuyoruz, tartışıyoruz, analiz ediyoruz ve ilgili konular hakkında aklınıza gelebilecek her şeyi ve tüm duygu ve düşüncelerimizi ortaya koyuyoruz. Aslında K'larla yaptığımız da buydu. Seansları okursanız, bazen bazı konuları neredeyse sıkıcı ve bıktırıcı derecede tartıştığımızı görebilirsiniz, ama bu aslında beynin, beyninizdeki tüm çarkların, her şeyin gerçekten nasıl çalışacağını öğrenme yolunda ilerlemek için gerekliydi, çünkü çoğu insanın beyni çalışmıyor. Samimi bir soru soramıyorlar. Beklenti olmadan hiçbir şey yapamıyorlar. En değerli varlıkları olan beyinlerini, zihinlerini nasıl kullanacaklarını bilmiyorlar. Bunu sadece fiziksel beyin aktivitesiyle sınırlamıyorum, zihni de dahil ediyorum. Zihin elbette tamamen bilinç ve ruhla ilgilidir. Dolayısıyla, savunduğumuz şey gerçek yaşamın içinde çalışmak, gerçek yaşamda ne yapıyorsanız onu yapmaktır. İçinize kapanmak zorunda değilsiniz. İhtiyaç duyduğunuzda meditasyon yapmak iyidir ama buna mecbur değilsiniz.

Hunter: Yazarlığa hevesli olduğumu söyleyebilirim. "Bugün bir şeyler yazacağım" diye karar verdiğin zaman kullandığın belirli bir planın, uygulaman var mı? Yoksa aklına bir şeyler geldikçe mi yazıyorsun? "Bugün şu saatler arasında yazayım" gibi stratejik bir yaklaşım mı var, yoksa daha çok serbest akış mı, bilinç akışın nereye doğru gidiyorsa o mu?

Laura: Bildiğiniz gibi ben kurgu yazmıyorum. Anlatmak istediğim şeyler var ve benim için sorun şu ki, anlatacaklarım bazen o kadar karmaşık oluyor ki, A noktasından başlayıp B noktasına gitmenin bir yolunu bulmak ıstırap verici oluyor. Yazıyorum, sonra gözden geçiriyorum, okuyorum ve sonra bir bölümü alıp farklı bir yere taşımam gerektiğini görüyorum çünkü orada daha iyi. Yani metnin bir kısmının yerini değiştiriyorum ve sonra tekrar okuyorum, daha fazla şey eklemem gerekiyorsa bunu yapıyorum, başkalarına okutuyorum ve soruları varsa buna dair notlar paylaşıyorlar ve sonra tekrar gözden geçiriyorum ve biraz daha ekleme yapıyorum. Yazma süreci böyleydi. "From Paul to Mark" (Pavlus'tan Markos'a) kitabını yapmak muhtemelen hayatımda yaptığım en acı verici şeylerden biriydi çünkü konu çok karmaşıktı. Basitleştirmek ve olabildiğince kronolojik hale getirmek için elimden geleni yaptım. Bazen bir konuyu sonuna kadar götürmem gerekir. Sonra geri dönüp, biraz farklı bir yöne giden bir sonraki konuya başlayıp onu sürdürmem gerekiyor. Ama her nasılsa, sonuna kadar götürdüğüm bu iki hat, sonunda bir şekilde birbirine bağlanıyor. Ve bu bir mozaiği bir araya getirmek gibi.

Jay: Evrenin işleyişi gibi. Kitabı sonuna kadar okudum ve seni takdir etmek, yazdığın için teşekkür etmek istiyorum. Okuyup bitirmesi bile zor olan bu kitabı yazmak muhtemelen birçok farklı açıdan senin için işkenceli olmuştur. Ortalama Hıristiyanlar kitabı okuduklarında, izlenimleri muhtemelen olumsuz olacaktır, çünkü zihniyetleri Hıristiyanlık. Kitabın sonunda, yorum yapmadan ne olduğunu anlıyorsunuz. Bu podcast'in yayında kalmasını istiyorum. Çok ilham verici. Artık İncil'i gözü kapalı benimseyen insanlarla sohbet etmekte zorlanıyorum çünkü zihinsel blokajları var gibi hissediyorum.

Laura: Ama unutma, "From Paul to Mark" kitabının sonunda bir Mesih var.

Jay: Evet. Evet.

Laura: Hristiyanlık var.

Jay:Evet.

Laura: Benim için bu, olabilecek en olumlu sonuçtu. Yani evet, çok gerçek bir Hristiyanlık var ve bunun ezoterik bir Hristiyanlık olduğunu söyleyebilirim. Çok az insan bunu biliyor veya anlıyor. Ben de K'ların bizimle paylaştığı şeyin ezoterik Hristiyanlık olduğunu ve Pavlus'un da tamamen bununla ilgili olduğunu söyleyebilirim. Bu tamamen görünmeyeni görmekle ilgiliydi. Yani, bir ruh varlığı olduğunuzu ve belli bir anlamda dünya üzerinde ruhsal egemenliği kurmak için ve umarım dördüncü yoğunluk gerçekliğine geri dönmek için burada olduğunuzu bilmek.

Hunter: Kitabı okuduktan sonra artık genişlemiş bir farkındalık durumuna sahip olduğunuz için, İncil'i gerçekte olduğu gibi okuyabilirsiniz, çünkü içinde belirli bir gerçek var sonuçta. Ve bu tarihsel anlatılarla bağlantıları kurduğunuzda sahip olabileceğiniz üst boyutsal bir bakış açısından İncil çok daha anlamlı hale gelecektir. Beni yetiştiren annemdi çünkü babam kiliseye giderdi ama pek ilgilenmezdi. Annem kilisede öğrendiğim şeyleri bana genç yaşta aşıladı. Ve bir bakıma bu beni şimdiki kavrayışıma ulaştırdı, çünkü gerçeği bulma konusunda beni meraklandırdı çünkü okuyordum, araştırıyordum, anlamaya çalışıyordum. Bence pek çok insan bir metni alıp, parçalara ayırıp, tarihsel olarak nereden geldiğini anlayacak eleştirel düşünme becerilerine bile sahip değil. Kitapta sevdiğim şey de buydu çünkü bana göre tüm bu bilgileri zihninizde mantıksal biçimde düzenlemek çok büyük bir işti. Herkese tavsiye ederim. Dindar bir ailede büyüdüğüm için bana öğretilenleri anlamlı hale getirdi. Harika bir kitaptı, bayıldım.

Laura: Yazmak ıstırap vericiydi. Gerçekten. İnsanların bunu görüp anlamalarını sağlayacak şekilde nasıl aktarabileceğim konusunda çok stres yaşadım. Elimdeki bilgileri kullanmalıyım ve bunu akıllıca yapmalıyım. Büyük zorluk buydu.

Hunter: Bence Dalga'yı okumak, şahsi açıdan konforlu olana dönmek isteyen insanlar için çok dengesizleştirici olabilir. Gerçek her zaman konforlu değildir ama hayatınızda kötü giden bir şey hakkında gerçeği bilmek istediğinizde, körleşmek yerine gerçeği bilmek daha rahatlatıcıdır.

Laura: Gerçekle başa çıkabilen insanlar var. Bazılarının ise gerçekle başa çıkabilecekleri noktaya gelmeleri için 500 kez daha reenkarne olmaları gerekebilir. Bunu tekrar tekrar yapmak isterler. Bazı insanlar bundan zevk alır, bazıları zayıftır ve bazıları ilgisizdir, yeteneksizdir ve onları zorlayamazsınız.


bozadi


 6. (son) bölümün çevirisinin 4. parçası:

Jay: Birkaç soru daha var ve sonra bu konuyu kapatacağız. Trump hakkında biraz daha konuşmak istiyorum çünkü konumuzla ilgili olduğunu düşünüyorum.  T. Illion'un tasvir ettiği yeraltı Tibet'i hakkındaki makalelerinde, alçalan yol ve yükselen yoldan bahsediyorsun. Bu gerçekten de ruhsallığa bakmanın derin bir yolu. Pek çok insan, ruhsal gurular ve öğretmenler ruhsallıkta tek bir yol olduğunu söylüyor ama bu doğru değil. İki farklı yol var. Bu konuya açıklık getirmen iyi olur çünkü pek çok new-age (yeniçağ)takipçisinin bu konuda yanlış düşünceleri olduğunu gözlemliyorum.

Laura: Benim gerçeğim ve senin gerçeğin meselesine değinmiştik. Titreşimler hakkında çok konuşuluyor. Eğer falanca falanca titreşimlere sahipsen tam bir huzura sahip olacağını, kendine bol şans ve şunu veya bunu çekeceğini söylüyorlar. Bazen bir şeyleri kendimize çektiğimiz olur ama hiçbir şey kalıcı değildir. Ruhsal alemler konusuna gelecek olursak, pozitifler ve negatifler arasında, yükselen yol ile alçalan yol arasında, sağ taraf ile sol taraf arasında çatışma var. Ve bu çatışmanın kaçınılmaz olduğunu anlamak gerekiyor. Bazı gurular bir kişinin yaşamında çatışma olmasının tek nedeninin o kişinin bunu kendi kafasında yaratması falan olduğunu söyler. Ama bazen kişinin yaşamında çatışma olmasının nedeni o kişinin ışığını karanlığın üzerine tutmasıdır çünkü karanlık bundan hoşlanmaz. Karanlığa ışık tutmanız gereken durumlar vardır çünkü bilmediğiniz bir şey size zarar verebilir. Karanlığın güçlerinin kendilerine ışık tutanlarla çatışması binlerce yıldır insanları baskı altında tutuyor. Ve dünyanın haline baktığımızda şu açıkça görülüyor ki, insanlar ne kadar çok karanlık durum olduğunun ve bu karanlığın yaşamlarına nasıl sızdığının farkında değiller. Vücut parçalarını kesen çocuklar var. Bebeklerle seks yapmayı yasal hale getirmeye çalışan yetişkinler var. Doğum kontrolü için sonu gelmeyen kürtajlar yapılıyor, soykırım işleniyor ve bir yalan denizinde yüzüyoruz. Ve eğer birileri bana insanların yalan denizinde yüzüyor olmalarının nedeninin bunu kendi kendilerine çekmeleri olduğunu söylemeye kalkarsa, bunun saçmalık olduğunu söylerim. Ruhsallık bir savaştır ve bu sadece kendinize, kendi hayvani doğanıza, kendi sürüngen zihninize, kendi sürüngen beyninize karşı bir savaş değildir. Yani bu her zaman kendi kendinize karşı bir mücadele değildir. Bazen pek çok farklı şeye karşı verilen bir mücadeledir. Uzaylılar konusu da bununla yakından ilgili. Karanlık güçlerin varlığı. Mücadele etmek gerekiyor, iyi ve doğru olan için savaşmak gerekiyor. Bunu yapmak zorundayız çünkü yapmazsak iyilik galip gelemeyecek. New-age öğretilerinin çoğundaki sorun budur, çünkü insanlara yavan olmayı, iradesiz olmayı, vazgeçmeyi, teslim olmayı öğretiyorlar.

Jay: Bir tokat atana diğer yanağını çevirmeyi.

Laura: Evet. Bu şimdiye kadar verilmiş en kötü tavsiyelerden biri. Bu yüzden neler olup bittiğini anlamalı ve mücadele etmeliyiz. Dalga'yı ve "Darkness over Tibet" kitabı hakkındaki makalelerimi okumanızı öneririm. Herkesin olup biten her şeyin tam olarak farkında olması için okunması gereken binlerce kitap var. Herkesin bunu yapamayacağını biliyorum. Buna zamanları yok çünkü çalışıyorlar, bir aileye bakıyorlar, geçimlerini sağlamaya çalışıyorlar. Ya da hızlı okuyucu değiller. Ya da kitap alacak paraları yok. Kütüphaneleri yeterince yakın olmayabilir. Okumaları gereken kitaplar kütüphanede olmayabilir. Şunu anlatmaya çalışıyorum: Ben bütün o okumaları yaptım. Herkes için yaptım. Ve bunun hakkında yazdım, yazdıklarımı sundum. On binlerce kitap okudum. Abartmıyorum. Ve bunların içinden en önemli unsurları damıttım. Dalga serisi web sitemde mevcut.

Jay: Biliyorum, ücretsiz PDF'si bende var. Muhtemelen yüzlerce kişiye attım.

Laura: Evet, ücretsiz. İnsanların basılı kitapları satın almalarını da takdir ediyorum çünkü kurumsal faaliyetimize faydası olacaktır ama ücretsiz olarak da erişilebilir. Okuyabilecek durumda olan herkes okuyabilsin diye. On bin kitap okuyamasanız bile bu sekiz ciltlik seriyi okuyabilirsiniz. Ve bu sekiz kitapta 10.000 kitabın damıtılmış halini bulabilirsiniz.

Jay: Eğer o sekiz kitabı okuduysanız, Laura'nın diğer kitaplarını da okumadan edemeyeceksinizdir, çünkü çok derin kitaplar. Onları da ele aldık, bence oldukça iyiler, ama sana son bir soru sormak istiyorum. Son 10-15 dakikaya girmiş olabiliriz. Donald Trump kimdir? 2016'da iktidara geldiğinde nasıl biriydi? İyiliksever bir güç müydü? Hillary'nin temsil ettiği şeyin tam tersi miydi? Bunu sormamın nedeni, görev süresinin sonunda pek çok şaşırtıcı şey yapmış olması. Şunu da belirtmek isterim ki Hunter ve benim hapiste olan çok yakın bir arkadaşımız var, Pat Stedman. Hapisteyken ona kitaplarını gönderdim ve hepsi geri gönderildi. Kitaplarını almasına izin vermediler.

Laura: Gerçekten mi?

Jay: Kitaplarını okumayı çok istiyordu. Cezaevi yetkilileri kitapların içine bir şey konulmadığından emin olmak için kontrol ettikleri sürece kitapların mahkumlara gönderilmesine izin verildiğini söylediler ama senin kitapların reddedildi. İlk üç kitabı gönderdim ve hepsi reddedildi. Trump'a dönelim. Donald Trump da değiştirildi mi? Görev dönemi sonunda projeksiyon veya zihin kontrolü altında mıydı? Karmaşık bir soru olduğunu biliyorum.

Laura:Pekala. Bu konuya birkaç farklı açıdan yaklaşayım. Her şeyden önce, bir ağacı meyvelerinden tanırsınız. Donald Trump'a dışarıdan bakıldığında, başarılıydı. Milyarlar kazandı. Emlakçılık yaptı. Muhtemelen vergi kaçırdı, ama şunu söyleyeyim, eğer Amerika Birleşik Devletleri'nde iş yapıyorsanız ve vergi kaçırmıyorsanız...

Jay: Yükselemiyorsun. Doğru.

Laura: Boşluklar bulursunuz ve vergilerinizi öderken bu boşluklardan yararlanırsınız çünkü bazı insanlar bu boşlukları kullanmalarına yardımcı olacak iyi bir muhasebeci tutacak kadar akıllıdır. Tamam. İlk karısından üç çocuğu oldu. İkinci bir karısı oldu, ondan bir çocuğu oldu ve şimdi üçüncü bir karısı var ve ondan da bir çocuğu var. Bu bizim kültürümüzde, toplumumuzda çok da alışılmadık bir durum değil. Ben iki kez evlendim. Sen iki kez mi evlendin?

Jay: Üç kez.

Laura:Üç kez. Ve kendini iyi bir insan olarak görüyorsun. Bilirsiniz, insan ilişkilerinde bunlar oluyor. Milyarder olup olmamanız fark etmez, ilişki sorunları yaşarsınız. Seksin serbest ve kolay olduğu Amerika Birleşik Devletleri'nde sağlıklı bir erkek ilişki yaşar. Kadınlarla karşılaşırlar ve bu kadınlar kendilerini onların kucağına atarlar, özellikle de çok paraları varsa. Bu konuda mükemmel bir sicile sahip olmak için kesinlikle insanüstü biri olmak gerekir. Bunu söylüyorum, ama şimdi ailesine bakın, ailesiyle sıcak bir ilişkisi var. Destekleyiciler. İyi insanlar. Düzgün insanlar. İyi çocuklar yetiştirmiş. Jared Kushner ve onun Siyonist eğilimleri beni çıldırtmıyor. Trump'ın İsrail'i her zaman çok desteklemiş olması da beni deli etmiyor. Son zamanlarda oldukça eleştirel bazı şeyler söyledi çünkü işin içine girdiğinde bir şeyler gördü. Bence bu konuda çok saftı. Yanlış insanlara güvendi. Bazı yanlış insanları iktidar pozisyonlarına getirdi. İsrail konusunun bir tür bataklık olduğunu biliyordu. Sadece ne kadar kötü olduğunu bilmiyordu.

Jay: Ne kadar derine gittiğini.

Laura: Evet, eğer üst boyutsal gerçeklikleri anlamıyorsanız, meselenin ne kadar derin ve ne kadar kötü olduğunu anlayamazsınız.

Jay: Ama sence o bu konuyu gerçekten hiç bilmiyor mu?

Laura: Gerçekten anlamadığını düşünüyorum. Çünkü okumuyor, o bir okuyucu değil. Bu büyük bir eksiklik. Yani okumayan insanlar. John Kennedy hayatının her günü iki veya üç gazete okurdu, neler olup bittiğini doğrudan bilirdi. Eğitimliydi. Muazzam bir okuyucuydu. Vladimir Putin'in aldığı eğitime bakın.

Jay: Doğru.

Laura:Eğitimli biri. ABD'de insanları eğitimli oldukları için ödüllendiren bir meritokrasiye sahip değiliz. Eğer Donald Trump gerçekten eğitimli olsaydı, okuyan biri olsaydı, ilk döneminde şimdiye kadar başardığından çok daha fazlasını başarırdı, yanlış insanlara görev vererek gafil avlanmazdı. Bazı durumlarda birini seçiyor, sonra ondan kurtuluyor ve başka birini bulmaya çalışıyordu çünkü Washington D.C.'de içeriden çok sayıda kişi vardı ve sistemin nasıl işlediğini bilen birilerinden yardım almak istedi.

Jay: Sözünü kesmek istemem ama sence aşıyı destekledi mi? Çünkü bilim danışmanlarına, Fauci gibi moronlara güvendi.

Laura:Evet, maalesef. Ama bu konuda alternatif şeyler de söyledi. Farklı insanlardan bir şeyler duyuyordu. Bir anlamda Fauci denen adamı desteklemek zorundaydı. Yeterince okumamıştı. Eğitimli değildi. Bu yüzden bir sürü hata yaptı ama biliyor musunuz? Verdiği sözleri yerine getirmek için elinden geleni yaptı. Temelde iyi niyetli ve para kazanma konusunda belli bir yeteneği olan ortalama bir adam. İyi kalpli biri.

Jay: Kesinlikle iyi kalpli biri. Bunu biliyorum çünkü onun için çalışan insanları dinledim.

Laura:Çocukları onu seviyor.

Jay: Onun için çalışmış siyah, beyaz, sarı ırktan tüm insanlar, hepsi onun en harika bir işveren olduğunu söylüyor. Bu konuda derinlemesine bir araştırma yaptım ve seksenli, hatta yetmişli yıllarda onun için çalışan insanlarla ilgili röportajları gördüm; her zaman saygı duyulan biriydi. Kimse onun hakkında kötü konuşmuyor.

Laura: Trump kaçıklığı sendromu dedikleri bir şey var.

Jay: Evet.

Laura: Trump'tan ölesiye nefret edenler zihinsel olarak programlanmış kişiler. İtiraf etmeliyim ki Trump'ın kadınlarla gelişigüzel ilişkiye giren bir milyarder olduğu günlerde, onun soytarının teki olduğunu düşünüyordum. Ama param olsaydı, erkek olsaydım ve o konumda olsaydım, ben de aynı şeyi yapardım belki. Çok yargılayıcı değildim ama ondan hoşlanmıyordum da. Ama geldiğimiz noktada, yıllar geçti ve ailesi onun gerçek karakterinin kanıtı oldu. Ve bana göre bu çok önemli. Bir de Biden ailesine bakın.

Hunter: Ben de Biden ailesiyle karşılaştırma yapacaktım.

Laura: İğrenç.

Jay: Biden'lar hakkında çok fazla ayrıntıya girmek istemiyorum, ama biraz değinmemiz lazım. Joe Biden'ın karısının öldürüldüğü bilinen bir gerçek. Ve sonra yeni eşi, adı her neyse, Joe Biden ABD Senatörüyken üç gün içinde ortaya çıktı. Sonra o meşhur Rumble videolarını izledik. Çok inandırıcıydı. Gerçek Joe Biden'ın 2008'de ortadan kaldırıldığından eminim. Joe Biden'ın birçok dublörü, klonları var. Başkanlık yapan demans hastası olan adam şu anda başkan, ama bu oldukça büyüleyici Hunter, değil mi? Son dört yılda, Joe Biden'ı oynayan farklı kişilerin farklı videolarını çeken muhtemelen yüz bin kişi oldu ve QAnon olayı var bir de. Ama Joe Biden'ın Joe Biden olmadığı çok açık.

Laura: Buna mutlaka katılır mıyım bilmiyorum. Bir olasılık elbette. Kanıtları görmem gerekecek ve Fransa'da olduğum için Rumble'ı izleyemiyorum.

Jay: Sana gönderirim.

Laura: Videolar üzerinde oynamalar yapılabiliyor. Onu değiştirmek istemeleri için önemli bir neden göremiyorum.

Jay:K'ların bahsettikleri değiştirme olayları gibi.

Laura:Mümkün elbette. Ama o aile hakkındaki her şey zaten iğrenç.

Hunter: Benim sorum şu: Sanırım Trump sisteme dışarıdan girebilen tek kişiydi. Çünkü ben başkan olmak istesem, gerekli desteği almamın mümkünatı yok. Trump bunu başardı çünkü parası vardı, bu süreci tam olarak nasıl finanse ettiğini bilmiyorum ama en azından güvenilirlik elde edebildi. Nüfuzu vardı. Halkla ilişkiler konusunda güçlüydü, tanınırlığı yüksek. Bizden biri veya gerçekten okuyabilen herhangi biri başkanlığa aday olmak isteseydi, bunu yapabilecek finansal kaynakları elde edemezdik. İyi niyetli başka birinin sistemin içine girip yükselmesi mümkün mü?

Laura: Hayır, bunun başka biri için mümkün olduğunu sanmıyorum. Yani belki Elon Musk gibi biri olabilir ama onun bu işi istediğini sanmıyorum. Trump pek çok açıdan nadir görülen bir fenomen ve iyi niyetli biri. Gezegendeki en parlak beyin olmasa da.

Jay: Öyleyse önümüzdeki seçimi kazanacağını düşünmüyorsun?

Laura: Kazanabilir ama kazanmasını hileyle önlemek için çok uğraşacaklar. Evet, kazanması gayet mümkün. Daha önce kazandı sonuçta.

Hunter: İşte soru bu. Oy vermeye değer mi? Oylamanın artık bir önemi var mı?

Jay: Dün Amerikan siyasetinde yer alan, ismini vermeyeceğim ama oldukça üst düzey ve eski bir arkadaşım olan biriyle konuştum. Bana, Trump'ın seçime girmesi halinde kimsenin yenmesinin mümkün olmadığını söyledi. Bunu onun ağzından duymak ilginçti çünkü sanki öldürüleceğini düşünüyor gibiydi. Sistemin hileli olduğunu biliyoruz. Oylamada hile yapıldığını biliyoruz. Tüm bunları biliyoruz. Bir seçimi daha kazanması nasıl mümkün olabilir? Hala bu gerçeğin farkında olmayan bir sürü insan var ama oylama sisteminin hileli olduğunu bilen yeterince insan var.

Laura:Göreceğiz. Anladığım kadarıyla Cumhuriyetçi Parti de Demokrat Parti'nin kullandığı taktiklerden bazılarını kullanmaya başlayacak. Demokratlar sistemi tamamen kontrol ediyorlar. Eğer insanların gerçek oyları sayılırsa, Trump seçimi kazanacak. Ona oy verecek yeterince insan var, böylece tüm sahte oyları, yasadışı oyları falan iptal edebilirlerse Trump kazanacak, ama mesele şu. Joe Biden, Hillary Clinton, hiçbirinin Trump gibi kalabalıkları çekemediğini fark edebilirsiniz. Amerikalıların çoğunluğu Trump'ın arkasında.

Jay: Bu da iyiliğin, bütünlüğün ve dürüstlüğün çoğunluk için hala önemli olduğunu kanıtlıyor. Zeki olmasalar ve okuyamasalar bile.

Laura: Çoğunluk Trump'ı destekliyor. Yani eğer açıkça çalacaklarsa, ona suikast düzenleyeceklerse, onu hapse atmaya çalışacaklarsa, seve seve hapse gireceğini ve Nelson Mandela gibi olacağını söyledi bugün. Ama biliyorsunuz, yaşlanıyor, gerçekten çok fazla zamanı yok. İnsanların şu anda ona olan büyük desteği, sistemin hileli olduğunu bilmeleri, Trump'a karşı sürekli saldırılar düzenlenmesi düşünüldüğünde, Trump'a bir şey olursa, bu bir devrimi tetikleyebilir.

Jay:Ben de sana bunu soracaktım. Eğer öldürülürse, en büyük şehit olacak. Bu bardağı taşıran son tamlar olur ve ABD'nin altını üstüne getirir.

Laura: Ben şahsen Trump'a oy verdim. Yurtdışı oyumu ona gönderdim ve yine göndereceğim. Açıkçası pek umudum yok çünkü sistem çok hileli. Tavuklar tilkiye emanet. Eğer bu konuda gerçekten ne hissettiğimi söyleseydim, bu videoyu yayınlayamazdınız.

Jay: Bunu bir e-postaya sakla veya bu kaydı bitirmemizi bekle. Sanırım bitirebiliriz.

Hunter: İki saat oldu galiba.

Laura: Herkes gidip Trump'a oy versin. Oyunuzun bir fark yaratacağını düşünmeseniz bile, en azından sisteme bir sinyal gönderdiğinizi bileceksiniz ve sonunda birileri adli bir denetleme yapacak olursa oyunuz sayılacaktır.

Jay: Sanırım bu ay bir celse yapacaksınız. Belki onlardan bu konuda bazı bilgiler isteyebilirsiniz. Biliyorum, Dalga'nın burada olduğunu, gerilimin, kaosun, öngörülemezliğin tırmanmasını söylüyorlar. Ama belki daha derin bir soru sorabiliriz, mesela seçimler bu süreçten nasıl etkilenecek? O zaman bekle ve gör derler.

Laura: Evet, "yakın" ve "bekleyin ve görün" devemeyi seviyorlar. Elimizden geldiğince çok bilgi almaya çalışıyoruz.

Jay:Harika. Pekala, kapatıyoruz. Beyler ve bayanlar, her biri iki saat süren altı bölümlük bu olağanüstü yolculukta bizimle olduğunuz için teşekkür ederiz. Ben Jay Campbell, Hunter Williams ve Laura Knight Jadczyk ile birlikte bir dahaki sefere kadar kendinize iyi bakın ve öğrenmenin eğlenceli, hayatın derslerden ibaret olduğunu unutmayın.

Laura: Bilgi korur.

Jay: Bilmemek tehlike yaratır. Kendinize iyi bakın. İzlediğiniz için teşekkürler! 

bozadi

#26
Yeni bazı bölümler var ama henüz incelemedim. Önce "Ruh Çıkarma Terapisi" kitabının çevirisini tamamlayıp (yaklaşık 3'te 2'si bitti) ardından Laura'nın Jay ve Hunter'la yeni podcast bölümlerini inceleyeceğim.

bozadi

#27

7. BÖLÜM

Eğer Kaos Kötüleşirse (Ki Kötüleşecek), Nasıl Hayatta Kalınır

Düzenlenmiş Çeviri Parçası 1/4:


Jay: Bayanlar ve baylar, dünyanın neresinde olursanız olun, merhaba. Bugün burada dünyanın dört bir yanından pek çok izleyicimiz var. Ben Jay Campbell. Solumda, yani sizin sağınızda Hunter Williams var. Ve elbette, yanımızda muhteşem ve kötü şöhretli Laura Knight-Jadczyk var. Laura, neler oluyor? Nasılsın?

Laura: Sanırım hala kötü şöhretliyim. (Güler)

Jay: En çok... Özür dilerim, seste bir gecikme var sanırım. Kusura bakmayın arkadaşlar, ses yankı yaptı. Sizi görmek harika. En son bir araya geldiğimizde... Aslında yazın şahsen görüştük ama video ortamında üst boyut gerçekliği hakkında altı bölümlük bir podcast serisi yapmıştık ve dünyanın dört bir yanından pek çok kişi bunları izledi. Bunun için hepinize teşekkürler. Bugün de dünyada olup bitenleri konuşmak için yeniden bir araya geldik. Laura, sana şunu soralım; belirlediğimiz bazı konuşma başlıkları var, bugün bunlara değiniriz ya da değinmeyiz ama UAP fenomeni hakkında çok şey konuşuluyor. Netflix'te bizzat izlediğim, neler olup bittiğini tartışan bazı derin yapımlar var. Şu an bizi izleyen pek çok kişinin "Tic Tac" şekilli ufo olayına aşina olduğunu düşünüyorum ama Tucker Carlson da UAP'lerden bahsediyor. Joe Rogan ve Sean Ryan gibi büyük ana akım podcast'leri olan pek çok kişi bu konuyu, yani bu anomaliyi, UFO'ları, üst boyut unsurlarını ya da artık UAP diye adlandırdıkları her neyse onu konuşuyor. Sence tüm bunların arkasında gerçekten ne var?

Laura: Bir kitap okuyordum... "Paranormal Parasites" kitabını bana sen mi önermiştin yoksa başkası mı?

Jay: Onu sana ben önerdim.

Laura: Tamam. Nick Redfern'in kitabı.

Jay: Evet.

Laura: O kitaba biraz göz attım. Geçen gün de Ross Coulthart'ın "In Plain Sight" kitabını aldım.

Jay: Evet.

Laura: Açıkçası, gerçekten yeni veya ilginç bir şey görmüyorum; sanki hep aynı şeyler. Dürüst olmak gerekirse, bu konuyla doğrudan ilgilenmeyeli uzun yıllar oldu ve o dönemde gerçekten tiksinmiştim. Sadece araştırmacılardan, kafa karışıklığından ve çekişmelerden değil... Coulthart da kitabın başında neyin kanıt sayılması gerektiğinden bahsediyor. Beyaz Saray'ın çimlerinde bir ufonun lastiklerini tekmelemek isteyen şu katı materyalist UFO tipleri var ya, onlar Isaac Asimov ve Carl Sagan'dan gelen "olağanüstü iddialar olağanüstü kanıtlar gerektirir" mantığıyla olağanüstü kanıtlar talep ediyorlar. Coulhart daha sonra tanık ifadelerini tartışıyor; hukuk sistemimizde bir insan tanık ifadesine dayanarak idama mahkum edilebilirken, UFO ya da şimdiki adıyla UAP konusunu bilimsel yöntemle incelediğini iddia eden herkes tanık ifadelerini tamamen yok sayıyor. Bence bu isim/kısaltma değişikliği, terimin üzerindeki damgayı kaldırmak için yapılıyor. UFO deyince uçan daireler ve küçük yeşil adamlar akla geliyor. UAP'nin ise biraz daha kabul edilebilir bir terminoloji olması amaçlanıyor. Muhtemelen iki terimi birbirinin yerine kullanacağım çünkü... Yani hadi ama, ben yaşlı bir insanım, beni yormayın. Her neyse, bu konuyla doğrudan ilgilenmeyeli yirmi yıl veya daha fazla oldu. Ondan önceki yıllarda, yani otuz yıl kadar önce, uzaylılar tarafından kaçırıldığını söyleyen kişilerle çok fazla hipnoterapi... buna terapi denir mi emin değilim ama çok fazla hipnoz seansı yaptım. Tabii bu işe nasıl girdiğimin hikayesi şu kitapta var... ["Amazing Grace" kitabını gösteriyor] Bu kitabı okudunuz mu bilmiyorum.

Jay: Evet. Hı-hı.

Laura: Orada, dünyada UFO veya UAP'ler hakkında hiçbir şey bilmek istemeyen insanlar arasında listenin en başını hak ettiğimden bahsediyorum. Evet, paranormal olaylara her zaman ilgim vardı ve on üç yaşımdan beri bu konuda okumalar yapıyordum. Okumaya başlamadan önce de sonra da sıra dışı deneyimlerim olmuştu. Bunlar, yıldırım çarpan adamın yaşadığı gibi süper dramatik şeyler değildi. Ya da harika bir medyum olan Eileen Garrett gibi veya tepelere çıkıp UFO çağıran diğer insanlar gibi değildi. Öyle şeyler değil ama yine de dikkatinizi çekecek kadar olağanüstüydü. Üniversite yıllarımdan beri paranormal olayları inceliyor ve fiilen hipnoterapi yapıyordum, yani uzun yıllardır. Geçmiş yaşam regresyonu denen şeyde epey deneyimim vardı, sonra ruh çıkarma terapisi (spirit release therapy) denen alana girdim. İşte orada oldukça dramatik bazı karşılaşmalar yaşadım. Size gönderdiğim o kaydı dinlediniz mi?

Jay: Evet.

Hunter: Ben de. Evet, dinledim. Sana e-posta ile dönme şansım olmadı ama dün gece dinledim.

Jay: Ben de dinledim.

Hunter: Büyüleyici.

Jay: Evet, ben aslında ikinci kısmı da, yani deşifre edilmiş metni de okudum; dinlemekle okumak arasındaki farkı görmek istedim ve gerçekten şaşırtıcı şeyler.

Laura: Evet, yani bu tür deneyimler, ben o çizgiyi geçip UFO meselesine bakmak zorunda kalmadan önce de oluyordu. Ve bilirsiniz, her zamanki gibi evren yine benimle eşzamanlı hareket ediyordu. Tam bu konu hakkında epey bir okuma yapmayı bitirmiştim ki, karşıma ilk hipnoterapi vakam çıktı. Kadın, benim hiçbir yönlendirici sorum olmamasına rağmen (ki bu konuda çok katıyımdır, yönlendirici soru sormam) "kaçırılma" veya "kayıp zaman" diyebileceğiniz bir deneyim anlattı. Ve tabii ki, kitabımda da kronolojik olarak belirttiğim gibi, bu kadının benim o küçücük ofisimde hipnoz altında olduğu sırada, mahallemde ve hatta tam evimin üzerinde UFO'lar görülmüştü. Bunlar, bakmak istemediğiniz bir konuya oldukça dramatik girişlerdir çünkü benim dünya görüşümü paramparça etmişti.

Jay: Bu arada, oraya geri dönmek istiyorum çünkü okuduğum birşeyi hatırlıyorum... Çocukların da görmüştü, değil mi? Üzerinizde üçgen bir gemi vardı...

Laura: O başka bir olaydı, farklı bir olay.

Jay: Aa, tamam, anladım.

Laura: Bizim bizzat UFO görmemiz ayrı bir şeydi ama benim asıl tüylerimi ürperten...

Jay: Evet.

Laura: ...gazeteden öğrendiğim şeydi.

Jay: Evet.

Laura: Çünkü o lanet şey, ben kadını hipnoz ederken ve o bu travmatik deneyimi yeniden yaşarken, tam evimin üzerinde süzülüyormuş. Ve sonradan ortaya çıktı ki, kadının kocası Fort Detrick'te bir bilim insanıymış ve ölmek üzereymiş ama kadının görünüşe göre bazı gizli hükümet faaliyetleriyle bağlantıları varmış. Yani konunun içine tabiri caizse tekme tokat, çığlık çığlığa çekildim ve elime geçen her şeyi okuma konusunda takıntılı hale geldim. Yani, Bud Hopkins gibi yazarların olduğu bir market poşeti dolusu cep kitabından başlayıp, bulabildiğim ve satın alabildiğim her şeye kadar gittim. Ve kelimenin tam anlamıyla gözlerim kanayana kadar okudum. Bu yoğun okuma yüzünden berbat bir göz rahatsızlığı geçirdim.

Tüm bunların sonunda, pek çok şeyi değerlendirdim ve arkama yaslanıp duruma baktım. Kafa karışıklığına, insanların bu nesnelerin sahip olduğunu iddia ettiği özelliklere, bu varlıkların yeteneklerine baktım. Ortaya çıkıp kaybolan şeylerin hikayelerini inceledim. "Elimizde uzaylı gemisinden bir parça vardı" ya da "Uzaylı bize bir şey verdi ama birkaç gün sonra yok oldu" gibi hikayeler... İnsan soruyor: "Yok oldu ne demek?" Yani, "Öylece kayboldu." Nasıl yani?

Tüm bunlar olup biterken henüz çok gençtim, her şeyi aynı anda kafamda tutabiliyordum. Şimdi biraz yaşlandım, o yüzden beni idare etmeniz gerekecek. Ama görebildiğim şey şuydu: Bu olay, paranormal aktivitenin tüm tadını ve hissini taşıyordu; tek farkı bir adım öteye gitmesiydi çünkü "fizik ötesi" bir doğası vardı. Yani bazı büyük medyumlar görünüşe göre cisimler tezahür ettirebiliyorlar. Hani şu salgıladıkları plazma... Neydi adı?

Jay: Ektoplazma mı? Evet, ektoplazma.

Laura: Ektoplazma.

Jay: Evet.

Laura: Ektoplazmik medyumlar var. Sonra yüzyıllar boyunca tanık olunan çeşitli tekinsiz mekan olayı var. Nesnelerin havada uçuştuğu poltergeist (gürültücü hayalet) aktiviteleri var; yani görünmez bir psişik fail ile hareket eden fiziksel nesneler arasında bir tür bağlantı var. Ve Uri Geller'de olan şey de buydu ve UFO veya uzaylı gözlemleriyle eşzamanlı gerçekleşiyordu. Yani elinizde paranormal görünümlü bir fenomen var ama çok yüksek dozda.

Hunter: Evet.

Laura: Ve bunlar hayalet değil, çünkü... Fiziksel olarak tezahür edip gerçekliğimizde fiziksel bir varlık gibi dolaşan bir hayalet vakası hiç okumadım; mesela "Siyah Giyen Adamlar" (Men in Black) gibi.

Hunter: Evet.

Laura: Çünkü Siyah Giyen Adamlar, bu fenomenin kesin tezahürleri mi, değil mi, çok şüpheli. Onlarla ilgili duyduğumuz tanımlamalar, sanki gerçekliğimizde buraya ait olmayan bir şey varmış gibi hissettiriyor. Yetenekleri çok ilginç: duvarların içinden geçmek, havayı kontrol etmek ve görünüşe göre kan içmek veya insan eti yemek gibi faaliyetler. Bu, birçok araştırmacının gerektiği kadar derinlemesine incelemediği bir konu ama insan mutilasyonları, sığır mutilasyonları ve bu fenomenle etkileşime giren bireylerin yaralanmaları çok dikkat çekici.

Yani temelde elinizde... Bununla ilgili çok eskiden bir makale yazmıştım. Temelde elinizde birçok antik efsanenin iskeleti var. Ve tabii ki Jacques Vallée ve birkaç kişi daha bunu gördü; bunun peri masallarına, gulyabani (ogre) veya trol hikayelerine ne kadar benzediğini yazdılar. Tabi burada trol derken internet trollerinden değil, köprü altı gibi yerlerde görülenlerden bahsediyoruz. (Güler)

Hunter: Evet.

Laura: Ve sonra elbette vampirler. Yani o etkileyici gözleriyle vampirler... Tabii Christopher Lee bunu, koca böcek gözlü bir gri uzaylıdan biraz daha romantik gösterdi.

Hunter: Doğru.

Laura: Bilirsiniz, o vampirler harika gözlere sahipti ve [hırlıyor] gibi sesler çıkarırdı... Ve Bela Lugosi'nin o göz hareketleri, o da çok dikkat çekiciydi. Yani elinizde etkileyici gözler var, duvarların içinden geçebilen yaratıklar var... [İç çeker] Bilmiyorum, bir uzaylının veya sözde uzaylının (ki kendimizi doğru konumlandırmak için bu niteleyici sıfatları kelimelerin önüne koyuyorum çünkü burada kesin bir şey iddia etmiyoruz) Dracula'nın kurda dönüşebildiği gibi şekil değiştirebildiği bir vaka hiç okumadım...

Hunter: Evet.

Laura: ...ya da filmdeki adamın kurt adama dönüşebildiği gibi. Ama bu, bunun fenomenin bir parçası olmadığı anlamına gelmez...

Hunter: Doğru.

Laura: ...sadece modern fenomenin bir parçası değil diye öyle düşünemeyiz. Belki de bu, insanların başa çıkması çok korkutucu olacağı için arkaplanda tuttukları bir şeydir. Dediğim gibi, elinizde bir paranormal fenomenin tüm işaretleri ve özellikleri var ama buna eklenmiş bir yoğunluk veya "dokunulabilirlik" var.

Sana o ses kaydını gönderme sebebim, yirmi beş yıldan uzun süre önce yaptığım bir şeytan çıkarma (exorcism) seansı olmasıydı. Kayıt kalitesi istediğim kadar iyi değildi, duymak gerçekten zor. Ama sadece ne tür paranormal şeylerin döndüğüne dair bir fikir vermesi için... Sonra bana önerdiğin şu kitaba, "Paranormal Parasites"e bakıyorsun; işte benim orada uğraştığım şey tam olarak buydu, paranormal parazitler denebilecek bir şey. UFO, UAP/uzaylı fenomenine baktığınızda, az önce tartıştığımız tüm özelliklere dayanarak baktığınız şey, bir anlamda parazitiktir.

Hunter: Hı-hı.

Laura: Ve tabii Charles Fort, "Biz birilerinin malı, mülküyüz" (We are property) demişti.

Hunter: Evet.

Laura: Onun fikri bizim "çiftlik hayvanı gibi yetiştirildiğimiz" yönündeydi ve Nick Redfern'in de aşağı yukarı söylediği şey bu; yetiştiriliyoruz/besleniyoruz. Ama o bunu daha çok sadece paranormal fenomenlerle sınırlı tutuyor.

Hunter: Hı-hı.

Laura: Yine de, orada Vietnam'da uzaylı etkileşimlerinden bahsettiği bir vakayı fark ettim. Şöyle ki, ben de geçmiş yaşamında Vietnam'da olduğunu ve öldürüldüğünü hatırlayan bir bireye hipnoz veya hipnoterapi uygulamıştım. Ama bu kişi, uzaylıların gelip alması amacıyla içinde vücut parçaları olan büyük sandıkları taşıyan bir uçağı uçurduğunu ve bunları bir yere bıraktığını anlatıyordu. Yani bana anlattığı şey buydu. Bunun doğru olduğunu veya olmadığını iddia edemem. Sadece diyorum ki, bu bir tanık ifadesi.

Yani evet, bence uğraştığımız şey parazitik, yarı-paranormal bir şey ve bazı insanlar buna "şeytani" (demonic) demeyi tercih ederdi. Şeytani kelimesi uygun mu bilmiyorum... Aslında diğer terimler kadar iyi bir terim...

Jay: Doğru.

Laura: ...ama çok fazla dini çağrışım içeriyor. Ve eğer size gönderdiğim o şeytan çıkarma kaydına dikkat ederseniz, varlığın sonunda gitmesini sağlayan şey, bireye söylediğim herhangi bir şeyden ziyade, aslında bir irade eylemiydi; yani benim sinirlenmem...

Jay: Doğru.

Laura: ...ve gitmesini talep etmemdi. Bu yüzden, buna böyle dini bir anlam yüklemek ne kadar iyi bir fikir bilmiyorum. Ama fark edeceksiniz ki, uğraştığımız şeyin paranormal görünümlü (pseudo-paranormal) bir fenomen olduğu fikrine varan insanlar, neredeyse hemen dine dönüyorlar.

Jay: Evet. Evet.

Laura: Bilirsiniz, Tucker Carlson buna bir örnek, diğer pek çok kişi de öyle. "Tanrı'ya dönmeliyiz, İsa'ya dönmeliyiz, kiliseye gitmeliyiz" vesaire. Benim bununla bir sorunum yok ama bence insanlar bu fenomen hakkında daha fazla şey öğrenmeli. Çünkü tamam, sadece paranormal bir şeyle uğraşıyorsanız bu yaklaşım sorun değil. Ama eğer paranormal görünümlü ve bir kısmı metafiziksel veya bir anlamda fiziksel olan bir şeyle uğraşıyorsanız, o zaman bunu fiziksel bir fenomen olarak, biraz da bilimsel bir yöntemle inceleme fırsatınız, yükümlülüğünüz ve hatta hakkınız vardır.

Ama bilimsel yöntemden bahsederken, "modifiye edilmiş" bir bilimsel yöntemden bahsedelim. Bilim insanları "deneyi tekrarlayabilmeniz lazım" derler. Size bir şey söyleyeyim, kuantum fiziğiyle çalışırken hiçbir şey tekrarlanamaz.

Jay: Evet.

Laura: Hiçbir şey. Her şey istatistikseldir. Hiçbir şeyi sabitleyemezsiniz. Momentum ve konumu aynı anda bilemezsiniz. O yüzden neden sadece uğraştığımız şeyin, paranormal veya benim tercih ettiğim tabirle üst boyutsal fenomenlerin böyle bir doğası olduğunu kabul etmiyoruz? Her deneyi tekrarlayamadığınız, yer ve momentumu aynı anda sabitleyemediğiniz bir şeyle uğraşıyorsunuz. Belli bir miktarda tanıklığa ihtiyaç duyulacak. Düşünürseniz, astronomi tamamen tanıklığa dayalı bir bilimdir. Bir şeylere bakarlar ve "Şunu gördüm, bunu gördüm ve bundan şu sonucu çıkardım" derler ve hepimizin buna inanması beklenir. Bu tanık ifadesidir. Ya da Big Bang... Tamam, deneyi tekrarlayın. Big Bang'in nasıl olduğunu bana gösterin. Yapamazlar.

Yani "bilimsel olarak araştırılmalı" demeye başladıklarında iki yüzlü davranıyorlar. Bu fenomen, uğraştığımız şeye kapsamlı ve anlaşılır bir çözüm getirecek kadar açık fikirli, yetkin bireyler tarafından araştırılmalı ve incelenmeli. Çünkü bence kötücül bir şeyle karşı karşıyayız. Bu terimi biraz gevşek bir anlamda kullanıyorum.

Jay: Evet.

Laura: Belki de evet, biz bir mülküz. Belki de çiftlik hayvanı gibi yetiştiriliyoruz. Belki de Nick Redfern'in yazdığı gibi bizden beslenmeleri için paranormal türde parazitler gönderiyorlar ve belki de bizden fiziksel olarak da besleniyorlar, çünkü onlar...

Jay: O kitapta, "Paranormal Parasites" kitabında (ki onu sana ben önermiştim) bu yaz bu konuyu okurken beni çok çarpmıştı. Çünkü tabii ki senin çalışmalarına ve kitaplarına, Kasyopyalıların Siyah Giyen Adamlar hakkında söylediklerine çok aşinayım. Seninle iletişime geçtiğimde "Vay canına, demek öyle..." dediğimi hatırlıyorum. Bu arada, konuyu dağıtmak istemiyorum ama, Nick Redfern kendi içinde ilginç bir karakter...

Laura: Doğru.

Jay: ...kim ve ne olduğu açısından. Çünkü erkek kardeşim bir içerik şirketinin temsilcisiydi (hafızamı zorluyorum ama şirketin adını hatırlamıyorum ama kardeşim şirkette yöneticiydi) ve Nick'i, hani şu 20. yüzyılın başlarındaki ünlü büyü kitabının (grimoire) yazarı hakkında makaleler yazması için işe aldı... Enochian büyüsü demek istemiyorum ama... Her neyse, ondan bununla ilgili makaleler yazmasını istedi ve Nick ile ilişkisinin tuhaf olduğunu söylemişti. Bir keresinde kardeşimle bir telefon görüşmesinde Nick ile birlikte podcast'ime gelmesi hakkında konuştuk. Çok oldu, dört-beş yıl önce ve bu isteğim gerçekleşmedi. Nick çok ilginç bir adam.

Konuyu dağıtmadan asıl söylemek istediğim noktaya gelirsem; Kasyopyalıların "Siyah Giyen Adamlar aslında kılık değiştirmiş 4. Yoğunluk sürüngenleridir" açıklamasına benzer bir açıklama yaptığını bildiğim ilk kişiydi. Ve bu çok garip çünkü Hollywood'un Siyah Giyen Adamlar ile ilgili yaptığı tüm filmleri düşünürseniz; Tommy Lee Jones ve şu siyahi adam... unuttum, Fresh Prince, Will Smith... ve sonraki tüm devam filmleri... Bize gerçekten ne anlatmaya çalışıyorlardı? Siyah Giyen Adamları, Hollywood izleyicisinin (ki bu tüm dünya demek) kolektif bilinç için zararsız göstermeye mi çalışıyorlardı? Çünkü bana göre yapmaya çalıştıkları buydu; Siyah Giyen Adamlar aktivitesini yaşamış herhangi biri için çok travmatik ve korkunç olan bir şeyi alıp komik hale getirmek, onu küçümsemeye çalışmak... Çünkü bunu daha önce konuşmuştuk, Dan Aykroyd'un ziyaret edildiği röportajı... O da tüyler ürpertici. Röportajı 2003 veya 2004'te vermişti ve ben şok olmuştum. Bu benim UAP (artık UFO yerine UAP diyoruz) yolculuğumun en başlarındaydı. O videoyu izlediğimi hatırlıyorum ve beni gerçekten iliklerime kadar ürpertmişti. Çünkü "Bu adam hikaye uyduruyor gibi görünmüyor" demiştim. Ve bildiğiniz gibi, Hunter sen de biliyorsun, ziyaret tam şovu iptal edildikten sonra gerçekleşti. O gün şovunun iptal edildiği bildirilmişti ve sanırım sekiz bölüm çekmişlerdi. Şovun adını unuttum ama sonra Siyah Giyen Adamlar ortaya çıktı.

Laura: Evet.

Jay: Ve ona temel olarak şunu söylediler: "Hey dostum, buraya kadar. Bu iş senin için burada bitti. Bu konuda daha ileri gitmek istemezsin." Ve tekrar söylüyorum, bu benim onların ne olduğunu bilmemden veya Kasyopyalıların bize anlattıklarından yola çıkarak ne olduklarını bildiğimi varsaymamdan çok önceydi. Ama Charles Fort'un dediği gibi burası gerçekten bir çiftlikse ve biz de "Lanetliler Köyü" (Village of the Damned) isek, bunu kolektif bilince ne yaptıklarıyla ilişkilendirmeye çalışınca ilginç bir durum ortaya çıkıyor. (Güler)

Laura: Bir o var, bir de anekdot olarak Albert veya Alfred... Sanırım Albert Bender'dı, ziyaret edilen...

Jay: Evet, Bender. Bender. Evet, Albert.

Laura: Siyah Giyen Adamlar tarafından ziyaret edildi ve tüm bu alandan sonsuza dek çekildi.

Jay: Gerçekten mi?

Laura: Yani, anında bıraktı. Bitti. Ama evet, bu tür varlıkların insanları potansiyel kullanım alanlarını ve potansiyel güçlerini düşünürseniz...

Jay: Doğru.

Laura: ...ve tamamen paranormal türdeki varlıkları enerji iletkenleri olarak kullanabilme olasılıklarını düşünürseniz... Hipnoz seanslarından bunun böyle olduğuna dair bazı anekdotal deneyimlerim var. Bir insan varlığına bir tür frekans veya senkronizasyon yoluyla yapışıp enerjiyi aktarabiliyorlar. Bence kontrol edilebilecek, zihin kontrolüne maruz kalabilecek, manipüle edilebilecek, delirtilebilecek insan sayısının neredeyse sınırı yok. Yani şu transseksüel çılgınlığına bakarsanız, bana neredeyse doğrudan bu tür bir manipülasyonun sonucu gibi geliyor. Hükümetteki karakterlere bakıyorsunuz, bana bu tür bir manipülasyona maruz kalması çok muhtemel insanlar gibi görünüyorlar. Çünkü dürüst olalım, çoğu buna inanmıyor. Dolayısıyla...

Jay: Evet.

Laura: ...bir şeye inanmadığınız zaman, onun tarafından kontrol edilmeye son derece açık olursunuz.

Jay: Doğru. Kesinlikle.

Laura: Ve Hollywood'daki insanlar, internetteki influencer'lar... Bunu daha önce konuşmuştuk. Ben hepsinin ille de "yeraltıcılar" (undergrounders) olduğunu düşünmüyorum ama bazen Mark Zuckerberg'i merak ediyorum. (Güler)

Jay: (Güler) K'lar Zuckerberg'in onlardan biri olduğunu doğruladılar mı? (Güler)

Laura: Hatırlamıyorum. Öyle bir şeydi. Ama biraz melez gibi görünüyor.

Jay: Ne?

Laura: Ama evet, yani zihinsel olarak manipüle edilebilecek, kontrol edilebilecek insan sayısı (özellikle de belli zayıflıkları varsa) çok dehşet verici. Dünyamıza baktığımızda, yaşanan çılgınlığı, o mutlak ve tam deliliği gördüğümüzde baktığımız şeyin bu olduğunu düşünüyorum. Ve güçlü bir omurgası, içsel metaneti ve prensipleri olan iyi insanlar bile manipüle edilebilir. Bunun olduğunu gördüm. Evet, belki şeytani bir kontrol altındaki biri kadar vahim bir şekilde değil ama evet, gördüğümüz şey kesinlikle devasa bir zihin oyunu.

bozadi


7. Bölüm, Parça 2/4:

-----------------------------


Hunter: Siyah Giyen Adamlar (MIB) konusuna değinmişken, bu tarz olduğunu düşündüğümüz o hikayeyi sana hiç anlattık mı? Geçen yaz Fransa'ya sizi ziyarete gelmeden önceydi. Gelmemizden yaklaşık iki hafta önce.

Jay: Evet, tam iki hafta önce.

Hunter: Bunu sana hiç anlattık mı? Hatırlayamıyorum.

Jay: Hayır, ona hiç anlatmadık. Hiç anlatmadık.

Hunter: O zaman anlatayım. Dan Aykroyd tarzı bir deneyim olduğunu söyleyemem. Kısa bir hikaye. Jay, ben ve bir başka iş ortağımız beraberdik ve şu an ortağımız olan potansiyel bir iş ortağıyla görüşüyorduk. Sanırım Fransa'ya gelmemizden bir-iki hafta önceydi. Florida - Tampa'daydık. Ve şu çok şık, hani şu "granola" tipi, hippi tarzı, temiz ve sağlıklı yiyeceklerin olduğu restoranlardan birine gittik. Bir çarşamba günü öğleden sonra saat 3:00 civarı, yani ortalıkta kimse yok. Restoranda belki bir-iki kişi var. Oturduk, iş konuşuyoruz. Görüşmenin muhtemelen yarısında, görüştüğümüz adam tuhaf davranmaya başladı... Sanki bizimle konuşurken kulaklığından bir telefon görüşmesi yapıyor gibiydi. "Üzgünüm, meşgulüm." gibi şeyler söylüyordu. Ve aniden... Şaka yapmıyorum... İçeri iki adam girdi...

Jay: Evet, tişörtlüydüler.

Hunter: ...ve tam anlamıyla bir motosiklet çetesinin üyeleri gibi görünüyorlardı. İri kıyımlardı.

Jay: Çok tuhaftı.

Hunter: Sanki Cehennem Melekleri (Hells Angels) ya da onun gibi bir çeteden fırlamış gibilerdi. Ama adamlardan biri... Yüzünü tam hatırlayamıyorum ama boynu yoktu. Geriye taranmış, jöleli gibi duran simsiyah saçları vardı.

Jay: Yüzü bembeyazdı. Yüzü aşırı beyazdı.

Hunter: Çok soluktu, evet, boynu yoktu ve yürüyüşü de anormaldi... Çok tuhaf görünüyordu ama üzerinde durmadım. "Yemek yemeye gelen insanlar..." diye düşündüm. Restoranın köşesine gidip oturdular. Hatırlıyorum çünkü sandalyem o köşeye bakıyordu... Bize dik dik bakıp durdular.

Jay: Dik dik bakıp enerjimizi emiyorlardı adeta.

Hunter: Böyle bir durumda "Aman, takmayayım..." deyip geçiştirirsiniz ama onlar anormal şekilde bakmaya devam ettiler. Sonra görüştüğümüz adam tuvalete gitti ve gömleğini değiştirdi. (gülüyor) "Bu adam ne yapıyor?" dedik. (gülüyor) Adam bizimle konuşurken çok meşguldü, aynı anda hem telefon görüşmeleri yapıp hem bizimle konuşmaya çalışıyordu ve biz "Dostum, iyi misin?" falan diyorduk. Sonra gömleğini değiştirmek için tuvalete gitti ve biz "Neden gömleğini değiştiriyor ki? Restorandayız." dedik. (gülüyor) "Belki de sadece kötü bir gün geçiriyordur." dedik. Her neyse, diğer adamlar orada durup bize dik dik bakmaya devam ettiler. Normalde orada göreceğiniz türden insanlar değillerdi ama sonuçta herkes her yere gidebilir. Ama bunlar motosiklet çetesi gibiydi. Görünümlerinde bir anormallik vardı ve çok tuhaf yürüyorlardı. Yürürken iki yana sallanıyorlardı, sanki dik duran bir omurgaları yokmuş gibi. Sadece çok şişman olmalarıyla ilgili değildi. Bilmiyorum, "jöle" gibi sallanıyorlardı.

Jay: Evet, uzaylı gibi ya da...

Hunter: Ama o sırada iş konuştuğumuz için bunun üzerinde çok durmadım. Sonra biz çıktık ve onlar da tam bizimle aynı anda dışarı çıktılar. Bu tuhaftı. Tam aynı anda dışarı çıktık ve onlar devasa, yerden yüksek F-350 pikaba binip gittiler. Sonradan bunu konuşurken "Fark ettin mi?" dedik birbirimize.

Jay: Evet.

Hunter: Pikapla dönüp yapıp gittiler ama aslında dönülüp gidilecek bir yer yoktu orada, anlatabiliyor muyum?

Jay: Çıkacak bir yol yoktu, pikap öylece kayboldu ortadan.

Hunter: Kayboldu gitti ve sonradan konuştuğumuzda her şey çok bulanıktı. Yani şu an hafızamın elverdiği kadarıyla anlatıyorum ve normalde hafıza bulanıklığı sorunum yoktur. Çocukluğumu bile çok net hatırlarım. Ama bu gerçekten çok tuhaftı ve sonradan konuşana kadar ne kadar garip olduğunu fark etmemiştik çünkü restorandayken hepimiz bir sisin içinde gibiydik.

Jay: Eve dönerken tamamen bitkin düşmüştük, hatırlasana. Ve atladığın birkaç şey daha var, sonradan fark ettiğimiz: Ben bankamatik kartımı kaybettim ve Bobby...

Hunter: Evet.

Jay: ...ehliyetini kaybetti. Ve Laura, eve dönerken üçümüz de "Çok bitkinim." deyip duruyorduk. Üçümüz de "Kenara çekip kestirmemiz lazım." düşüncesindeydik.

Hunter: Evet.

Jay: Oysa restorandayken süper enerjiktik ve çok verimli bir tartışma yapmıştık ama sonra üçümüz de çok farklı hissettik. Ama Hunter'ın dediği gibi, şimdi sanki o zaman ne olduğunu biliyormuşuz gibi konuşuyoruz ama o sırada hiçbir fikrimiz yoktu. Bunu sonradan düşündük çünkü eve döndüğümüzde benim kartımı kaybetmemi, müstakbel ortağımızın ehliyetini kaybetmesini konuştuk, ki ehliyetini hiç bulamadı...

Hunter: Bulamadı.

Jay: Evet, kaybetti.

Hunter: Ve oradayken ehliyetini cüzdanından hiç çıkarmadı bile. Hiç.

Jay: Acayip çılgınca, garip bir şeydi bu. Evde oturuyorduk ve sonra sanki hepimizin zihnine bir anda sokulmuş gibi, o adamlar hakkında konuşmaya başladık: "Çok tuhaf tipler değiller miydi? Orada ne oldu hakikaten?" Ama beni asıl korkutan şey başka... O gün arabayı ben kullanıyordum. Otoparktan çıkmaya çalıştığımızda onlara yol verdik çünkü önümüzdeydiler ve geri geri çıkıyorlardı, tabii bize dik dik bakmaya devam ederek. Sonra gittiler... Ve Hunter'ın dediği gibi devasa, kasası yerden yüksek bir pikapları vardı. "Tamam, bırakayım şu çıksın, sonra da ben çıkarım." dedim. Çıkıp onu takip etmeye başladığımda fark ettik ki St. Petersburg'da daha önce hiç gitmediğimiz bir yerdeydik. "Burada çıkış yok" dedik. Ve üçümüz birden "Peki o araba nereye gitti?" dedik. (gülüyor) Sonra "Herhalde gözden kaçırdık." falan dedik. Ama ciddiyim, üçümüz de ciddi bir sisin içindeydik. Enerjimiz çekilmişti ki bildiğiniz gibi bu varlıklarla uğraşınca olan şey budur.

Anlatacağım başka bir şey daha var çünkü Bender konusunu açtın. Şu an Netflix'te bir belgesel var, sen veya Hunter konuşmaya başlayınca araştırıp bulacağım adını ama şu an Netflix'te ilk 15 şov arasında. Belgesel. Adını unuttum, sanırım "Phenomenon" (Fenomen) gibi bir şeydi ama İngiltere'de üçgen şekilli bir ufo gören bir adamla röportaj yapıyorlar. Bu 20 yıldan fazla önce olmuş. Ve sadece o adam değil, iki de aşçı var. Restoranda çalışıyorlarmış ve mola vermişler. Dışarı çıktıklarında o ufoyu görmüşler. Bu 20 yıldan uzun süre önce olmuş, çok bilinen bir olay ama belgesel için soruşturmayı yeniden açmışlar. Sonra o iki aşçıyla birlikte çalışan adamla röportaj yaptılar ve adam o iki aşçının Siyah Giyen Adamlar tarafından ziyaret edildiğini ve o ziyaretin hemen ardından her şeyin bittiğini söyledi. Bir daha onlardan haber alınamamış, restorana bir daha hiç gelmemişler. Mutfakta çalışan herkes aile gibiymiş ve herkesin çok korktuğunu çünkü aşçılardan bir daha asla haber alamadıklarını anlatıyor. Kayıp ilanı verilmiş. Hepiniz izleyebilin diye o belgeselin adını bulacağım. Ama röportaj yapılan kişi "Siyah Giyen Adamlar" dediğinde, "İşte yine başlıyoruz, başka bir örnek." dedim. Ve adam şunu da söyledi: Siyah Giyen Adamlar, o sırada dışarıda olan ve bu anormal UFO veya UAP'yi gören iki aşçıyla görüşmek için restorana geldiklerinde, restorandaki herkes sonradan enerjisinin çekildiğini hissetmiş. Yaşam gücü enerjilerini kaybetmiş gibi hissetmişler. Ve röportaj yapılan kişi bizim gibi biri değil, tamamen sıradan biri. Bu tür şeylerden anlayan biri değil ama söyledikleri beni anında tetikledi. "İşte Siyah Giyen Adamlar ortaya çıktığında ne yaptıklarına dair bir örnek daha..." dedim.

Laura: Evet, enerji çekilmesi gerçekten çok yaygın bir faktör gibi görünüyor. Dediğim gibi, bu varlıklar parazit ve... Kimdi o? Colin Wilson'dı sanırım, emin değilim, yazar...

Jay: "The Occult" (Okült) kitabı mı? Büyük kitap.

Laura: Hayır. Evet, o kitabı da yazdı ama sanırım... Ah, hatırlamıyorum. Yanlış atıfta bulunmak istemem ama "The Mind Parasites" (Zihin Parazitleri) diye bir kitap vardı ve üst boyut varlıklarının dinamiğine en yakın şeylerden biriydi...

Jay: Colin Wilson'mış, doğru.

Laura: Öyle mi? Baktın mı?

Jay: Evet.

Laura: Ve gerçekten çok tuhaf bir hikayeydi. Ve bugün dünyaya baktığımda, sanki bu tür olaylar almış başını gidiyor.

Jay: Evet. Evet.

Laura: X'te (Twitter) ABD Kongresi'ndeki tuhaf insanlar hakkında bazı videolar vardı; hani arka planda birileri...

Jay: Çok garipti. Sanki odayı kontrol ediyorlarmış gibi.

Laura: Gerçekten çok tuhaf. Ve ondan önce de insanların gerçekten garip şekillerde davrandığı videolar vardı... Ve uçaktaki o kadının hikayesi; "Uçaktan indim çünkü o adam gerçek değil, insan değil." diyen kadın. Böyle şeyler artık sürekli oluyor.

Jay: Evet.

Laura: Ve biliyorsunuz, yıllarca hepsi bastırıldı, üstü örtüldü, halı altına süpürüldü çünkü kabul edilebilir değildi. Coulthart'ın dediği gibi: "Haber işindeyseniz bilirsiniz ki bu tür şeyler feci bir küçümsemeyle karşılanır." Ve biliyorsunuz, bunu gerçekten tartışmak ve içine girmek kariyer bitiricidir. Ama yine de yaşanıyor ve artık insanlar böyle şeyleri fark ettiğinde X (Twitter) gibi platformlarda gündeme getiriyor, dikkat çekiyor ve videolarını paylaşıyor. Yani eskiden geniş kitlelere asla ulaşmayan pek çok şey artık halka gösteriliyor ve herkes "O da neydi öyle? Neler oluyor?" diyor. Ve tabii ki "bu insanlar deli" deyip geçiştirebilirsiniz; "hadi akıl hastaneleri tekrar açılsın" diyebilirsiniz ki paylaşılan şeylerin büyük bir kısmı paranormal olmayabilir. Ama akıl hastanelerindeki bir sürü kişi, enerjisini emen, zihnine düşünceler sokan, cinsel davranışlarını ve tercihlerini kontrol eden, uzun vadeli eşlerini seçen paranormal bir varlığın musallatına uğramıştır? Çünkü bu oldukça iyi bilinen bir şey. Biri bir varlık tarafından ele geçirilir veya musallata uğrar. O varlık belirli bir kişinin enerjisini ister. Bu yüzden musallat olduğu kişiyi, hedefteki kişiye aşık olduğunu zannettirir, böylece onunla evlenir ve böylece musallat olan varlık istediği enerjiye erişebilir.  Kasyopyalıların 25 yıl önce ve daha sonrasında bize anlattığı her şey şu an gördüğümüz şeyler. Ve eğer şu an gördüğümüz ve deneyimlediğimiz şeyler K'lar tarafından bu kadar iyi tanımlandıysa, belki de olayların neden böyle olduğuna dair açıklamalarını dikkate almalıyız çünkü oldukça rasyonel ve mantıklı açıklamalar sunuyorlar. Ve üst boyutlardan bahsediyorlar, biliyorsunuz. Ve bizim gerçekliğimizin, üst boyutlardaki bir alemin bir uzantısı, projeksiyonu veya bir alt kümesi olduğu fikrinden bahsediyorlar. Ve bu varlıkların bizi gerçekten de "çiftlik hayvanı" gibi yetiştirdiğini, kontrol ettiğini, büyüttüğünü, yarattığını, genetik olarak değiştirdiğini söylüyorlar. Ve onların bazı insanları birer "araç" olarak kullanma yeteneklerini düşünün. Ve Covid'e ve aşıya bakın. Soykırım gibi.

Jay: Kesinlikle, kesinlikle.

Laura: İnsan neden soykırım yapsın? İnsan neden "kendi kendine soykırım" anlamına gelen bir şey yapsın? Acaba bu gezegende çok da uzak olmayan bir gelecekte bir şeylerin olacağını önceden bilen bazı varlıkların talimatı doğrultusunda mı hareket ediyorlar? Ve bir dizi olay gerçekleşmeye başladığında durumun kontrolünü ellerinde tutabilmek için, büyük miktarda insanı ortadan mı kaldırıyorlar? Biliyorsunuz, Kasyopyalılar bu tür şeylerden bahsediyor.

Jay: Evet.

Laura: Bunların parazitik olduğunu düşündüğünüzde, ki kanıtlar bunu gösteriyor gibi, o zaman kendilerine hizmet ettiklerini bilirsiniz. İnsanlığa hizmet etmiyorlar. "İyi ve kötü" konusu... Evet. İyi nedir? Kötü nedir? Sanırım üzerinde durmaya çalıştığımız sorulardan biri bu.

Jay: Evet, buna girmek istiyorum ama önce senin bir konudaki yorumunu almak istiyorum. İki konu var. COVID hakkında... İlk altı bölümde tartışmıştık. Ve arkadaşlar, izleyenler için bir link koydum, şu an dünya çapında 500'den fazla kişi bizi canlı izliyor, bu harika. Bizi izlediğiniz için teşekkürler. Podcast serimizin linkini koydum. YouTube kanalımda altı bölüm var. Linki tekrar paylaşacağım ama ne konuştuğumuzla ilgileniyorsanız ve o podcast'leri henüz izlemediyseniz, kesinlikle geri dönüp izlemenizi öneririm çünkü gerçekten harikaydılar. Konuya dönecek olursam, 1918 ve 1919'da, ki tesadüf diye bir şey yoktur, yüz yıl sonra artık İspanyol Gribi'nin bir aşıyla yaratıldığını az çok biliyoruz. Rockefeller ailesinin yarattığı ve 1. Dünya Savaşı için askere alınan ve gönüllü olan erkeklere yaptıkları o aşı... Bunu bu arada Fort Detrick'te yaptılar ve bu da elbette tesadüf değil. Yani 1917, 1918 civarında aşıyı alan tüm o erkekler, İspanyol Gribi'nin itici gücü veya başlangıcıydı. Ve yine, Laura, hatırla, İspanyol Gribi döneminde nüfus şimdikinden çok daha azdı. Ama her şey göreceli çünkü sonraki beş yıl içinde dünya nüfusunun yüzde yirmi sekizini öldürdüğü tahmin ediliyor. Şimdi, yüz yıl sonra, 2020 ve 2021'de "bir sonraki aşıyı" uygulamaya başlamaları tesadüf mü? Ve yine, eğer bu Hegelci diyalektik projesiyse (sorun, tepki, çözüm) çözüm aşıydı. COVID sadece başlatıcıydı. Ama sen bu konudaki yorumunu yapmadan önce sana bir şey okumak istiyorum; bu da yine "Paranormal Parasites" adlı kitaptan ve Bob Lazar hakkında. Bob Lazar'ın zihin kontrolüne uğradığına ve doğruları yanlışlarla karışık verdiğine dair pek çok teori olduğunu biliyorum. Ve o, "Bizler birer kabız (container)." diyen adamdı ki Kasyopyalılar da aynı ifadeyi kullandı. Kitapta geçen açıklamayı size okumak istiyorum: "Lazar 51. Bölge'de çalıştığı üç ay boyunca çok şey öğrendiğini söyledi; hepsi şaşırtıcı ve hayat değiştiriciydi. Eğer güvenliği konusundaki derin endişesi nedeniyle programı bırakmasaydı, muhtemelen daha fazlasını öğrenecekti. İddiasına göre ona uzaylıların Dünya üzerindeki uzun ve karmaşık tarihi hakkında brifing verildi. Uzaylıların dünyadaki tüm büyük dinlerin yaratılmasından ve geliştirilmesinden sorumlu olduğu ve bu dünya dışı yaratıkların uzak bir yıldız sisteminden geldiği söylendi." Herhalde üst boyutlarla bağlantılı olarak almalıyız bunu. "Daha tartışmalı olanı ise, uzaylıların Neandertaller ve Cro-Magnonlar gibi çeşitli erken insan türlerini genetik olarak değiştirerek bugünkü Homo sapiens'i yarattıklarıydı. Lazar'a, din dünyası ve insan uygarlığının istikrarı üzerindeki muhtemel yıkıcı etkisi nedeniyle bunların hiçbirinin asla halkla paylaşılamayacağı söylendi." Kasyopyalılar da celselerde size hemen hemen aynı şeyi söylediler. Yüzde yüz aynı demiyorum ama büyük oranda aynı.

Laura: Yüzde doksan dokuz nokta dokuz, çok yakın. (gülüyor)

Jay: Peki, şu an neredeyiz? Çünkü bence bugün bu programı izleyen pek çok kişi, eğer uyanmış olmasaydılar, insanlığın gerçekten uyanmış ve farkında olan o küçük yüzdesi içinde olmasaydılar, bugün bu programı izliyor olmazdı. Senin yazdığın o harika kitap, "PaleoChristianity: From Paul to Mark" (Paleo-Hıristiyanlık: Pavlus'tan Markos'a) İbrahimi öğretilerdeki karakterlerin çoğunun, farklı zaman dilimlerindeki farklı kültürlerden karakterlere dayandığını gösteriyor... Eğer Paleo-Hıristiyanlık kitabını okumadıysanız, kesinlikle okumanızı öneririm. Eğer başınıza bir gerçeklik bombası düşmesini istiyorsanız, bu kitabı okumalısınız. Bence artık insanların, çocukken bize aşılanan dini düşünce ve süreçlerimizin muhtemelen bir mitin ürünü olduğu fikrini kabul etmeye başlayabileceği bir zamandayız. Ve sadece mit değil; geçmiş kültürlerden, geçmiş uygarlıklardan gelen doğru hikayeler ama Katoliklikten, Yahudilikten, İslamiyetten, hatta Doğu dinlerinden insanların inanmaya yönlendirildiği genel işleyiş, aslında çok uzun zaman öncesine ait hikayelerin bir birleşimi. Ve bunların çoğu, insanların düşündüğü gibi gerçek değil.

Laura: Şu da var ki, Mike Baillie'nin "From Exodus to Arthur" (Mısır'dan Çıkış'tan Arthur'a) kitabında sunduğu senaryoya göre, daha sonra dini mitlerin temeli haline gelen hikayelerin çoğu, aslında Dünya ile kuyruklu yıldızlar veya asteroitler gibi dünya dışı cisimler arasındaki etkileşimlerin tasvirleriydi. Astronom Victor Clube da aynı görüşte. Mike Baillie bir dendrokronolog (ağaç halkaları bilimcisi). Onunla biraz yazışmam oldu; çok bilimsel ve çok somut biridir. "From Exodus to Arthur" diye harika bir kitap yazdı, sonra da "Kara Ölüm" (Veba) hakkında bir kitap yazdı. Ve bana kalırsa, Kara Ölüm'ün kuyruklu yıldız kaynaklı bir patojen olduğuna dair çok ikna edici bir görüş sunuyor. Kara veba gezegen nüfusunun ne kadarını öldürdü? Yüzde ellisi veya o civarda. Bazı yerlerde yüzde yetmiş beş, bazı yerlerde yüzde yirmi beş, bazı yerlere ise uğramadı. Ama o ve astronom Victor Clube, adını şu an hatırlamadığım bir eş-yazarla birlikte "The Cosmic Serpent" (kozmik yılan) ve "The Cosmic Winter" (kozmik kış) kitaplarını yazdılar. Ve bu kitapların ikisi de, Mike Baillie'nin kitabıyla birlikte, gökyüzünde gerçekleşen bu olayların, bu mitlerin temeli veya dayanağı olduğunu anlatıyor. Örneğin Titanlardan bahsettiklerinde, bu parçalara ayrılmış dev bir kuyruklu yıldız olabilir ve onun farklı parçaları farklı zamanlarda Dünya'ya düşmüş olabilir. Yani, "bir baba, gezegene ölüm ve yıkım getiren birçok oğul doğurdu" gibi. Ve eğer ABD'deki Carolina Bays (Carolina Körfezleri) oluşumlarına bakarsanız, sayılarını ve kapsamlarını görürseniz, insanların bu tür havadan gelen, yukarıdan gelen patlamalar ve aşağıdaki manzarayı değiştiren olaylar hakkında ne tür hikayeler anlatabileceğini hayal edebilirsiniz. Yani, Eski Ahit'te "Rabbin ziyareti" gibi şeyleri okuduğunuzda, dikkatli okursanız, aslında bahsettikleri şeyin bir tür afet olduğunu, dünya dışı bir cisim veya cisimlerle yaşanan kataklizmik bir etkileşim olduğunu anlayabilirsiniz.

Jay: Evet.

Laura: Bazı gerçekten mükemmel akademisyenler tarafından yapılan pek çok araştırma sayesinde, ki ben akademik araştırmaları okumaya çok önem veririm çünkü ne yaptıklarını bilirler... Yani, eğer yalan söylemiyorlarsa, ne yaptıklarını bilirler. Bazen ne yaptıklarını bilirler ama yine de yalan söylerler. Özellikle "Kopenhag Okulu" denen grup gerçekten çok iyi. Eski Ahit metnini büyük ölçüde analiz ettiler ve Tevrat'taki, yani ilk beş kitap ve belki daha fazlasında geçen neredeyse her şeyin Yunan mitlerinden ve Mezopotamya mitlerinden türetildiğini gösterdiler. Ve eğer daha da geriye giderseniz, Yunan mitleri ile Mezopotamya mitleri arasında bir geçiş olduğunu bulabilirsiniz. Örneğin Gılgamış Destanı ile Homeros'un Odysseia'sı arasında kelimesi kelimesine bile uyuşan bazı karşılıklar vardır. Yani aynı şeylerden bahsediyorlardı. Dolayısıyla, eğer Eski Ahit, dini ve tarihi bir belge olarak bir sahtekarlıksa... ve Nasıralı İsa'nın hikayesinin kökeninin de büyük ölçüde... ...aslında buna tam olarak sahtekarlık demek istemiyorum çünkü bu hikayede pek çok doğru unsur bulunduğunu ve bu hikayenin yazılmasının kesin bir nedeni olduğunu çok özenli bir şekilde açıkladım. Aslında bu neden bir bakıma iyi niyetliydi ama yine de günümüze sanki Tanrı'nın mutlak gerçeğiymiş gibi ulaşan sahte bir hikaye yaratılmasıyla sonuçlandı. Ve tabii ki bu, hikayenin yaratılması sonrası, Eski Ahit'in sahteliğine dayalı olarak çarpıtılmasıyla oldu. Sonra daha ileri bir tarihte İslam geliyor ki o da büyük ölçüde Eski Ahit ve Yeni Ahit'e dayanıyor; ve biliyorsunuz, bunların her ikisi de bazı açılardan çok sahtedir. Yani elinizde üçüncü bir seviye var. Buna "türevsel sahtelik" denebilir belki.  Bundan emin olabilmemizin nedeni... Bunu "From Paul to Mark" (Pavlus'tan Markos'a) kitabında en ince ayrıntısına kadar açıkladım.

Biliyorsunuz; yapılan araştırma türleri, bunları nasıl yaptıkları, ne aradıkları gibi konular... Kitabın içinden ilgili metinleri sunup ardından analizlere ve diğer aşamalara geçiyorum. Böylece anlatılanların aslında tamamen güvenilir kabul edeceğimiz şeyler olmadığını anlıyorsunuz. Yapay zeka (YZ) ortaya çıkıp popüler olmaya başladığında bir fikrim vardı, dedim ki, eğer YZ en derin gerçekleri aramak üzere programlanırsa ve kaynakları tartma yeteneğine sahipse... Çünkü biliyorsunuz, "From Paul to Mark" kitabındakileri yazabilmek için bile binlerce akademik makale ve yüzlerce akademik kitap okumam gerekti. Ve her birini tartmanız gerekiyor. Bir kaynağı tartmak benim için şu anlama gelir: Eğer bir kaynaktan alıntı yapılıyorsa, bir iddiada bulunuluyorsa, bunun kökenine inerim. Eğer "Yahudi Çölü'nde çanak çömlek bulundu" ve uzmanlar bunlar hakkında şunları söyledi denip bazı iddialarda bulunuluyorsa, bunu söyleyenin sözüne güvenmekle yetinmem. Dönüp o çanak çömlekle ilgili esas tartışmayı bulurum, bir fotoğrafını görmeye çalışırım ve onu benim için tercüme edebilecek birini bulurum. Daha sonra geçmişlerine bakmanız gerekir; bağlı oldukları kurumlar hangileri? Daha önce hiç sahtekarlıkla suçlanmışlar mı? Yazılarında hiç çarpıtma yapmışlar mı? Gizli bir amaçları var mı? Bir kaynağı işte böyle tartarım; derinlemesine incelerim. Eğer yapay zeka kaynakları bu şekilde tartabilseydi, dünyadaki tüm akademik makaleleri tarayabilir ve... Diyelim ki bir konu seçtik, örneğin din. Dünyadaki tüm akademik makaleleri inceleyip kaynakları tartar, karşılaştırmalar yapar ve bize öğretilen bu dinlerin hangi kısımlarının geçerli olduğuna dair bir sonuca varabilir. Ve tabii ki bu inceleme sürecine Erich von Däniken gibi isimleri de dahil etmesi gerekir. Medjugorje ve İspanya'daki Fatima gibi birçok dini görümün/olayın, insanları tekrar inançları yoluyla beyin yıkama sürecine sokmak için 'dünya dışı' varlıklar tarafından tasarlandığına dair oldukça makul bir iddia ortaya koyuyor Däniken. İnsanlar bu fenomene bilimsel olarak bakmasınlar, rasyonel, makul bir şekilde anlamaya çalışmasınlar diye bu dünyadışı tasarım. Bununla başa çıkabilmemizin bir yolu var mı? Gezegenimizde karşı karşıya kalabileceğimiz şeyle, yani yerimize başkalarının konması durumuyla başa çıkabilmek için insanlığın birleşmesi gerekiyor.


bozadi

7. Bölüm, Parça 3/4:

-----------------------------



Hunter: Laura, bir soru sorabilir miyim? Bir benzetme yapacağım. Az önce Tucker Carlson'dan, günümüz dünyasında Evanjelik Hristiyanlığın yükselişinden bahsettik. Ben de öyle bir evde büyüdüm; o zamanlar bu durum popüler kültürün bir parçası değildi ama şimdi sanki popüler kültür haline gelmiş gibi görünüyor. Aklıma gelen benzetmeyi söyleyeceğim ve doğru mu yanlış mı, yoksa üzerinde düzeltme yapılması gerekir mi sen söyle: Üçüncü yoğunluğun ikinci yoğunlukla olan ilişkisini, dördüncü yoğunluğun üçüncüyle olan ilişkisine benzetiyorum hep. Diyelim ki ikinci yoğunlukta, gıda için çiftlikte yetiştirdiğimiz, enerji için fiziksel olarak yediğimiz inek gibi hayvanlarımız var. Ve bu inekler neler olup bittiğini anlamaya başlasalar, "Bir saniye, biz buradayız ve bizi samanla besliyorlar. Sonra bizi şuraya götürecekler, doğrayıp yiyecekler." deseler, bunu kendi aralarında konuşup "Belki de bu durumdan kurtulmanın bir yolu vardır." diye düşünürlerdi. Konunun çok yönlü olduğunu biliyorum ama din de bir bakıma sığırların dikkatini dağıtmak için uydurulmuş bir hikaye örgüsü olabilir mi? Bir üst yoğunlukta, yani bir sonraki yoğunlukta gerçekte neler olup bittiğini gizlemek için "Sizin anladığınızı sandığınız şeyin açıklaması budur." diyerek insanların gerçekte ne olup bittiğini anlama çabasını saptıran bir yol mu? Yani şu anki Evanjelik akımları duyduğumda aklıma şu geliyor: Bu üst boyut meselesinin daha fazla farkına varmaya başlayan insanları, hakikate en yakın kaynağı bulamayacakları farklı bir yola saptırıp orada tutmanın bir yolu mu din?

Laura: Oldukça iyi bir benzetme olduğunu söyleyebilirim. Karl Marx'ı bir tür psikopat olduğu için pek sevmem ama hani şu "Din, halkın afyonudur." diyen adam o değil miydi?

Jay: "Kitlelerin afyonu." evet.

Hunter: Evet.

Laura: Evet. Bir bakıma bu doğru; ama sadece bu organize, kitle tüketimine yönelik dinler bağlamında doğru. Yani bir din eğer gerçekten derinse, erken dönem Katoliklikten veya Protestanlıktan gelip de bugün mabetlerinde LGBTQ-bayrakları dalgalandırıyorsa o dinde pek bir derinlik kalmamış demektir. Bugün kiliselerde olup bitenlerin bazıları gerçekten çirkin.

Jay: Çılgınlık. Kelimenin tam anlamıyla delilik.

Laura: İnanılır gibi değil. Biliyorsun, ben aslında belirli bir anlamda dine gerçekten inanan biriyim. Din (religion) kelimesi Latince "religare", yani "birbirine bağlamak" anlamında bir kökten geliyor.

Jay: Evet.

Laura: Kelimenin anlamı bu; insanları birbirine bağlayan şeyler. Normal şartlar altında kiliseye giden, birlikte dua eden, çocuklarını düzgün ve saygın bir şekilde yetiştiren, onlara ahlak ve ilkeleri öğreten, omurgalı bireyler olmalarına yardımcı olan bir aile mükemmeldir. Katolik, Baptist, Episkopal, Presbiteryen ve hatta Mormon olsunlar, fark etmez; bu iyidir. Sorun şu ki, "normal şartlar" dediğimiz şeyin çok daha ötesinde, çok daha büyük bir şeyle karşı karşıyayız.

Jay: Evet.

Laura: Çünkü şartlar eşit değil ve biz bunların eşit olmadığını, hiçbir zaman da olmadığını öğreniyoruz. Şartlar o kadar adaletsiz ki; duvarların içinden geçebilen, zihninizi kontrol edebilen, havayı kontrol edebilen, hayvanları kontrol edebilen varlıklara karşı ciddi ve ağır bir dezavantajdayız. Ruhsal özünüzü bedeninizden çıkarıp bir uzay aracına kaçırabilen, hatta fiziksel bedeninizi bile alıp götüren ve o araçtayken size işlemler yapan varlıklardan bahsediyoruz. Bunlara uzay aracı bile demek istemiyorum, bunlar üst boyut araçları. Sonra sizi bedeninize geri koyuyorlar ve bu değişiklikler sizde tezahür ediyor; bu kaçırılma nedeniyle hayatınızın geri kalanında size zihin kontrolü yoluyla erişebiliyorlar. Üstelik bunun harika ve faydalı olduğunu, sizi sevdiklerini ve bizi kendi kötülüğümüzden kurtarmaya geldiklerini düşünmenizi sağlıyorlar.

Oysa gezegendeki tüm bu çatışma ve kargaşaya sebep olanlar onlar; çünkü zihinsel ve fiziksel frekansınıza yapışan, enerjinizi emip başka yere kanalize eden tüm bu zihin parazitlerine, paranormal varlıklara ve yaratıklara sahipler. Berbat bir durumdayız! Şartlar eşit değil. Ve sadece o eski rutinle devam etmek veya iyiden, kutsaldan bugünkü kiliselerde gördüğüm o kutsal olmayan karmaşaya dönüşebilen bir dinle yetinmek... Öyle ki, Papa bile çıkıp "Ülkeler tüm yasadışı göçmenleri veya mültecileri kabul etmeli." diyor. Bu sırada ABD hükümeti, İsrail ve diğer bazı ortakları o mültecileri bizzat yaratıyor. Geriye, en geriye gidip ilk dominonun nerede devrildiğine bakmak lazım. Şu an bir sürü dominonun devrildiği bir durumdayız. Peki ilk domino taşı nereden geldi? Evet, dine ihtiyacımız var ve birbirimize bağlanmaya ihtiyacımız var ama daha rasyonel bir şeye ihtiyacımız var. Ve sanırım bunu "From Paul to Mark" (Pavlus'tan Markos'a) kitabımda anlattım; insanlara yardım ve destek sağlayabilecek rasyonel bir varlık olduğunu ve iyicil doğaya sahip daha yüksek varlıkların da yardımı dokunabileceğini anlattım.

Jay: Evet.

Laura: Bize yardım edebilecek atalarımız var. Negatif bir yörüngede olan bunca paranormal yaratığın olması, pozitif yörüngede olan paranormal bireylerin veya varlıkların olmadığı anlamına gelmez. İsterseniz onlara melekler ve başmelekler deyin, isterseniz atalar deyin. Onlara ne dediğiniz gerçekten önemli değil. Tabii herkesin onlara ne diyeceği ve ne yapacağı konusunda bir tür anlaşmaya, bir uzlaşıya varması hoş olurdu. Ama sonuçta ruhsal bir dünya var, üst boyut bir alem var ve biz bu fenomenin realitemize her sızışını sürekli örtbas etmeye çalışsak bile, bu şeylerin üzerimizde muazzam bir etkisi var. Ama bu konunun üzeri örtülüyor. Bununla nasıl yaşayabilirsiniz? Ben bu olayları yaşıyorum ve bu beni neredeyse delirtiyordu. Son 20 yıldır bir münzevi olarak yaşıyorum. Çünkü bu tür bir düşünceyi, bu tür bilgileri henüz bugünkü kadar bariz değilken sunmaya başladığımda (ki, o zaman da bazı kanıtlar vardı ama bugünkü kadar çok değildi) beni tamamen yok etmek için büyük bir karalama kampanyası başlatıldı. Trump'a karşı çalışmaya başladıklarında o programı tanıdım, çünkü aynısı bana yapılmıştı. Trump'ın topluma etkisi çok daha büyüktü ve ona karşı çok daha ağır silahlar çıkarıldı. Ama aynı "liberal" tipli solcu güruh aynı yöntemlerle bana da saldırdı.

Jay: Bizi izleyen herkes için söyleyeyim, takip eden epeyce kişi var. Muhtemelen dünyanın her yerinden canlı izleyen yaklaşık 750 kişiyiz. Tekrar teşekkürler arkadaşlar. Eğer bu bilgiler size büyüleyici geliyorsa, YouTube sohbetine bir link bıraktım... Aslında StreamYard sohbetinde, hepiniz görmelisiniz; Laura'nın Amazon'daki "The Wave" (Dalga) adlı kitap serisi. Bu seri mutlaka okunmalı. Tekrar ediyorum, eğer bu konuşmayı ilgi çekici buluyorsanız, o kitaplar zorunlu okuma listenizde olmalı. Benim için, Hunter için ve dünyadaki yüz binlerce başka insan için ufuk açıcı kitaplar bunlar. Bu programda din ve dinin insanlara neler yaptığı hakkında saatlerce konuşabiliriz. Şuna katılıyorum; hepimizin, her şeyin yaratıcısı olan o kaynak bilincin (ne derseniz deyin) holografik fraktalları olduğumuzu ve o seviyede birbirimize bağlı olduğumuzu düşünüyorum. Sadece hepimiz neler olup bittiğinin aynı derecede farkında değiliz. Sanırım pek çok insan, hayatındaki her şey için dışsal bir kurtarıcı olsun istiyor; din, liderler, politikacılar... Ama bu "içeriden" halledilmesi gereken bir iş ve kendi kurtarıcınız kendiniz olmalısınız. Hunter ile sağlık optimizasyonu alanında konuştuğumuz gibi; kendi sağlığınızın proaktif bilimcisi olmalısınız çünkü kimse sizi kurtarmaya gelmeyecek. Doktorunuz tıbbi kayıtlarınızı inceleyip yaşlandıkça hangi hastalıklara yakalanabileceğinizi öngörmeye çalışmıyor; bu kontrolü kendi elinize almalısınız ve herkes bunu yapabilir. Ama senin kitaplarında söylediğin ve çalışmalarında vurguladığın gibi; bilgiyi aramalısın. Bilmelisiniz ki "düşman" için en büyük tehdit, düşmanın farkında olunmamasıdır. (ç.n.: "olunmasıdır" demek istedi sanırım)

Laura: Müsaadenle, tam burada bir şey eklemek istiyorum. İnsanlar kitaplarımı satın aldığında çok minnettar oluyorum ama şunu bilmelerini isterim ki; çok yüksek olduğunu düşündüğüm önemleri nedeniyle tüm bu bilgilere internette tamamen ücretsiz olarak da erişilebiliyor.

Jay: Evet.

Laura: Kitaplarımın her biri cassiopaea.org web sitesinde yayınlanmış durumda ve oradan okuyabilirsiniz. "From Paul to Mark" da Academia.edu'da yüklü. Kitapları satın almaya gücü yetmeyenler okuyabilir. Eğer durumunuz varsa, satın aldığınız için çok teşekkür ederim; ama yoksa yine de okumanızı istiyorum. Bunları ulaşılabilir kılmak istiyorum. Tamamı web'de mevcut.

Jay: Evet, ben de linkini paylaşacağım.

Hunter: Artık kitap okuyamayan insanlar için ben de bir şey eklemek istiyorum çünkü çoğu insan artık metinleri dinlemek zorunda kalıyor, buna yönelik uygulamalar aracılığıyla. Speechify bunlardan biri; ben bazen kardiyo yaparken kullanıyorum. Laura'nın kitaplarını Kindle üzerinden alıp bu uygulamayla bir yapay zeka sesinin size metni okumasını sağlayabilirsiniz; sanki birisi kitabı size sesli okuyormuş gibi oluyor. Yani yazılı metin okumayan veya "Sesli kitabı var mı?" diye merak eden insanlar için (çünkü şu an sesli kitap versiyonları yok) bu uygulamayla dinleyebilirsiniz. Bunu da dinleyiciler için eklemiş olayım.

Laura: Evet, umarım gücü yeten mümkün olduğunca çok kişi satın alır çünkü faaliyetlerimizi sürdürmemize yardımcı oluyor. Ama gücü yetmeyen birinin bu bilgiye ulaşmasının onu satın almasına bağlı olmasını istemedim hiçbir zaman.

Jay: Bu kitapları henüz okumamış olanlar için şunu söylemeliyim: Bu eserler gerçekten hayat değiştirici. Laura'nın yazım tarzı çok özel; pek çok farklı alanda uzmanlaşmış biri. İnsanlık tarihinin en zeki insanlarının benzer konularda yazdığı çalışmaları sentezleme ve bunları muazzam bir biçimde özetleme yeteneğine sahip. Serideki sekiz kitabın her biri son derece derin; benim, Hunter'ın ve şu an bizi izleyen pek çok kişinin hayatını değiştirdi.

Ancak şimdi, eğer mümkünse biraz geleceğe, nereye doğru gittiğimize odaklanmak istiyorum. Pazartesi günü Trump göreve başlıyor ve MAHA (Amerika'yı Yeniden Sağlıklı Yap) hareketi oldukça büyük bir ivme kazandı. Üzerimde şu an yok ama "Amerika'yı Yeniden Sağlıklı Yap " veya "Dünyayı Yeniden Sağlıklı Yap" tişörtlerimden birini giymeliydim. RFK Jr. çok önemli şeyler söylüyor; gerçi adaylığının onaylanıp onaylanmayacağı belirsiz, önündeki engeller nedeniyle. Ama bizim işimiz ve hayatımız; peptitler, biyokimyasal tıbbi buluşlar ve geliştirmeler konusunda FDA'nın ve hantal hükümet mekanizmalarının daha az kısıtlayıcı olduğu bir düzene bağlı. Bu alanda adeta bir altın çağın eşiğindeyiz, peki ama ne olacak, Laura? Şöyle bir argüman sunabilirim: Eğer üst boyuttan varlıklar devletimizi kontrol ediyorsa, ki Kasyopyalılar bize durumun bu olduğunu söylediler; 2000'lerin başında bir celsede "Aslında seçim yok mu?" diye sorduğunda, seçimlerin sadece görüntüden ibaret olduğunu söylemişlerdi, o halde Trump'ın geri dönüşü hakkında ne düşünmeliyiz? Dört yıl önce yerden yere vurulan, seçimleri bariz şekilde çalınan bir adamın şimdi geri dönmesi... 2021'de İtalya'daki bir özel ajansın oyların değiştirildiğine dair yaptığı analizler her şeyi ortaya koymuştu. Derin devletin, "karanlık taraf"ın veya dördüncü yoğunluktaki güçlerin bu mekanizmayı bu denli kontrol edebildiğini ve hile yapabildiğini biliyorsak, Trump'ın iktidara gelişinin de aslında kurgulanmış bir senaryo olmadığını nasıl anlayabiliriz? İnsanların "trans" meselesine ve olan biten tüm o çılgınlıklara tepki gösterip taraf değiştirdiğini biliyoruz ama Musk'ın, Bezos ve Zuckerberg ile Trump'ın yanında saf tutması potansiyel bir psikolojik harp (psyop) olabilir mi?

Laura: Bu bir ihtimal. Ama öncelikle şunu unutmamalıyız ki; uyanan çok büyük bir kitle var. Biden başkanlığının dört yılı o kadar korkunçtu ve Trump'a karşı yürütülen "hukuk savaşı" (lawfare) o kadar barizdi ki insanlar gerçeği görmeye başladı. Örneğin WikiLeaks meselesinde, Julian Assange'ın Donald Trump hakkında bir ifşaat yayınlamamasının sebebinin, aslında açıklanacak kirli bir dosyasının bulunmaması olduğu söylenir. Evet, hayatının bazı noktalarında uygunsuz şeyler söylemiş veya yapmış olabilir (kim yapmadı ki?) ama Trump para derdinde değil. Zaten parası var. Halbuki politika yapan hemen herkesin temel motivasyonu paradır.

Dolayısıyla seçtiği ekiple (ki seçimlerinin hepsinden memnun değilim) bir şeylerin düzelme veya en azından oyun alanının dengelenme ihtimali var. Fakat aynı zamanda "karanlık taraftan" muazzam bir tepki geleceğini ve işlerin çok hızlı bir şekilde kaosa sürüklenebileceğini de bilmelisiniz. Hatırlarsınız, James Clapper veya John Brennan'dı sanırım, Trump'a "CIA'e bulaşırsan pişman olursun " demişti.

Jay: Evet, James Clapper söylemişti. Ya o ya da Brennan, ikisinden biri.

Laura: Bu doğruydu. Trump, JFK'in niyetlendiği gibi CIA'i dağıtmaya karar verse bile, bunu yapıp yapamayacağını bilmiyoruz. Çünkü bu kurumlar ABD hükümetinin ve Kongre'nin denetimi dışında, kendi finansmanlarını sağlayan devasa ağlar kurdular. Kongre'den para almalarına gerek yok; milyonlarca dolarları var ve yeraltına çekilip faaliyetlerine devam edebilirler. Bu durumun yaratacağı kaosun yanı sıra, sahip oldukları MKUltra gibi zihin kontrol operasyonları da var. "Mançurya Deneyi" (Manchurian Candidate) tarzı programlanmış kişiler ellerinde mevcut.

Hipnoterapi yaptığım dönemlerde bu türden çok ürkütücü vakalarla karşılaştım. New Age topluluğunda aktif olan, aura fotoğrafları çeken ve konuşmalar yapan bir kadınla yaptığım seans hayatımın en korkunç deneyimlerinden biriydi. Kadının zihinsel olarak tamamen programlandığı ortaya çıkmıştı. Babası bir deniz komandosu idi; bu tür insanların babaları genelde asker kökenli olur. Bu kadında "Greenbaum" denen bir programlama vardı ve gerçekten dehşet vericiydi. Toplumun her yerine bu şekilde programlanmış ve patlatılmaya hazır bomba gibi bekleyen kişiler yerleştirilmiş olabilir. Bu da devrim ya da iç savaş gibi riskleri beraberinde getiriyor. Trump'ın işi gerçekten çok zor.

Bir süre önce, Paleohristiyanlık kuruluşumuzun (ki bu dini bir oluşumdur ama tam olarak bir "din" değildir) üyeleriyle yaptığımız haftalık toplantılarda bir deney yaptık. Bu arada IRS formlarını doldururken bile "Tapındığınız bir insan temsilciniz var mı?" sorusuna dürüstçe "Hayır" cevabını verdim. Neyse, haftalık toplantılarda hipnoterapi yeteneğimi kullanarak katılımcıları derin trans hallerine sokuyorum. Bunu ilk kez burada açıklıyorum: Dünyanın dört bir yanından yüzlerce üyemizle Zoom üzerinden bu rehberli meditasyonları yaparken, üst boyut gerçekliğinde bir şeyler yaratmayı deniyoruz. Şifa veya koruma gibi alanlarda deneyler yapıyoruz. Örneğin birkaç yıldır Vladimir Putin'i korumaya odaklanmıştık ve görünüşe göre işe yaradı.

Trump'a yönelik suikast girişiminden yaklaşık iki hafta önce, "Trump için bir şeyler yapmalıyız," dedim. Bu sadece kuru bir dua değil; odaklanmış, eşzamanlı bir çalışma. Trump zaten halktan dua istiyordu, bu yüzden onun özgür iradesini ihlal etmeden kendi yöntemimizle koruma kalkanı oluşturmaya karar verdik. Dünyanın yüzlerce farklı noktasından aynı anda, odaklanmış ve uyumlu bir toplu görsel imgeleme gerçekleştirdik. Bu olaydan iki hafta sonra o suikast girişimi yaşandı. Tam o saniyede başını çevirmesi hayatını kurtardı; aksi halde ölmüş olacaktı. Tabii ki pek çok kişi onun için dua ediyordu ama ben yaptığımız bu odaklanmış deneyin etkili olduğuna inanıyorum. Bunu sadece dua isteyen, talep eden kişiler için yapmaya devam edeceğiz; çünkü talep etmeyen biri için yapmak özgür irade ihlalidir. Gelecek çok "ilginç" gelişmelere gebe.

Jay: "İlginç" kelimesi sanırım hafif kalır.

Laura: Kasyopyalılar bana "Neden tekrar kometlerden (kuyruklu yıldızlardan) bahsetmiyorsun?" diye sordular. Pencerenin dışında bir patlama daha yaşanmasını istiyorlardı herhalde ama ben "Asla kometlerden bahsetmeyeceğim." dedim.

Jay: Önceki podcast bölümlerimizi izlemeyenler için konuyu açıklayayım. Beşinci bölümü çekerken Laura'nın penceresinin dışında büyük bir patlama sesi duyulmuştu. Hunter ve bana tüfek patlaması gibi gelmişti. Laura, eşi Ark'ı çağırıp ne olduğunu sormuştu. Önce bir kuşun cama çarptığını düşündüler ama sonra bunun bir "üst boyut müdahalesi" olduğu anlaşıldı.

Laura: Evet, tam olarak "Komet mi olacak, savaş mı olacak, ya biri ya diğeri." dediğim anda o patlama gerçekleşmişti. Belki de her ikisinin de olacağı anlamına geliyordu bu.

Jay: Az önce, pek çok konuyu yakından takip eden bir arkadaşımdan ilginç bir mesaj aldım. Trump'a yapılan ilk suikast girişimini doğru tahmin etmesiyle tanınan Brandon Biggs, pazartesi günü yapılacak olan göreve başlama töreni sırasında büyük bir bombalı saldırı vizyonu gördüğünü iddia ediyormuş. 50 galonluk variller taşıyan büyük kamyonlar ve gübre dolu bir damperli kamyon gördüğünü, bunun bir "kirli bomba" saldırısı olabileceğini söylüyor.

Neler olacağını kimse bilemez ama hepimiz beklenmeyeni bekliyoruz. Yönetimin Biden'dan (ya da Joe Biden rolünü oynayan her kimse ondan) Trump'a geçişinin bu kadar "barışçıl" görünmesi çok tuhaf. Trump kazandıktan hemen sonra bir anda geri çekilip "barışçıl geçiş" ve "tüm kaynakları seferber edeceğiz" demeye başladılar. Derin devletle olan savaşı bilen herkes, "Bir dakika, daha dün bu adamı öldürmeye çalışıyorlardı, üç kez denediler, itibarını yok etmek, hapse atmak istediler; bu olanlar mantıklı değil," diye düşünür. Sun Tzu'nun Savaş Sanatı'ndaki gibi; "Dostlarını kendine yakın tut, düşmanlarını daha da yakın tut." Sanki başka bir şeylerin olması bekleniyor Laura.

Laura: Evet ve son 30 yıldır yaşanan her şeye bakarsak, Kasyopyalılar bize neler olacağını zaten söylemişti. Ama biz konuştuğumuz meselelerin A noktasından B noktasına nasıl gelebileceğini görmek için yeterli hayal gücüne sahip değildik. 20-30 yıl önce bu konularda yazılmış pek çok kitap vardı. Bunlardan biri de "The Hidden Dangers of the Rainbow" (gökkuşağının gizli tehlikeleri) adlı kitaptı. Bu kitabı hiç duydunuz mu veya okudunuz mu bilmiyorum ama Hristiyan bir kadın tarafından yazılmıştı. Kitapta, kolejlerde ve üniversitelerde gençleri ele geçiren seküler hümanizmden bahsediyordu. Kadın hemen her konuda haklı çıktı.

Ama bugün bulunduğumuz noktaya nasıl gelindiği gerçekten inanılmaz. Mesela sahte bir pandemi sürecine sürüklenmemiz... O pandemi sahteydi, en başından beri sahte olduğunu biliyordum.

Jay: Evet, kesinlikle.

Laura: Eğer gerçek bir pandemi olsaydı, sokaklarda ölen insanlar görürdünüz, değil mi? Ama her şey normaldi; hastaneler boştu.

Jay: Evet.

Laura: Yani sanırım bizi heyecan ve korku dolu bir süreç bekliyor; rollercoaster (lunapark hız treni) yolculuğu gibi bir şeye hazır olmalıyız.