Éiriú Eolas

Başlatan 4BH, 31 Ağustos 2009, 19:54:38

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

4BH

bu başlık altında, kasyopya sitesindeki Éiriú Eolas programı (http://www.cassiopaea.org/Eiriu-Eolas) çevirilerimizi başlatıyoruz.

nefes ve meditasyon yoluyla gevşeme, stresten, fiziksel ve psikolojik toksinlerden arınma ve ruhumuzla, yüksek benliğimizle bağlantımızı güçlendirmeye yönelik bir yöntem.

aşağıdaki makale, belirtilen sayfada, laura knight jadczyk tarafından hazırlanmış ilk ses dosyasının dökümünden yapılmış kısmi bir çeviridir. devamı olacak, eklenecektir.




Kasyopya Forumu ve Signs-of-the-Times.org sayfasının tüm okuyucularına, Kasyopya deneyinin 14 yıllık zorlu süreci boyunca bizi duygusal, psikolojik, finansal olarak desteklemeye devam eden tüm dostlarımıza sıcak bir merhaba.

Yıllarca kesilmeyen desteğiniz için hepinize kalbimin en derininden teşekkür ediyorum.

Kasyopya celselerine aşina olanlarınız, bu sesli-görüntülü programın hazırlanma nedeni konusunda bir açıklamaya ihtiyaç duymayacaktır. Kasyopya celselerine aşina olmayanlar, lütfen www.cassiopaea.org web sitemizi ziyaret edin.

Ana sayfadan foruma erişebilirsiniz ve forumda "Kasyopya Deneyi" (Cassiopaean Experiment) adlı bir bölüm var. O bölümde son celselerin tümünü bulabilirsiniz ve eğer bu celseleri okursanız, insanlık tarihinin bu noktasında çok önemli olan bu sesli-görüntülü programın arkaplanını, nedenlerini, mantığını tamamen anlayacaksınız.

Bir uyarıyı yapalım. Epilepsi, bi-polar bozukluk ve gebelikte, biyo-enerjitik nefes egzersizleri önerilmiyor.

P.D. Ouspensky'nin George Gurdjieff'le olan deneyimlerinin bir kaydı olan "In Search of the Miraculous – Fragments of an Unknown Teaching" (Olağanüstünü Arayış – Bilinmeyen Bir Öğretinin Parçaları) adlı kitaptan bir alıntı ile başlamak istiyorum.

Gurdjieff diyor ki: "Organizma ve onun bilinçli ve bilinçdışı işlevlerini iradeye uydurmada ustalaşma amacına yönelik doğru egzersizler nefes egzersizleriyle başlar. Nefeste ustalaşmadan, hiçbir şeyde ustalaşılamaz. Nefeste ustalaşmak o kadar kolay değildir."

Gurdjieff nefesle ilgili başka bazı yorumlarda da bulunmuştur. Gelişkinlik bakımından farklı iki insanın soludukları havanın özelliklerini karşılaştırmış ve arada farklılıklar olacağını söylemiştir. Diğer bir deyişle, ezoterik bir anlamda daha gelişkin olan bir birey, daha az gelişkin olanla karşılaştırıldığında, aynı havadan daha fazla şey alabilmektedir.

Bunlar çok ilginç yorumlar. Gurdjieff ayrıca bir insanın soluyuşunu değiştirebilecek ve nefeste ustalaşmalarına yardımcı olabilecek bazı hareket egzersizlerinin olduğunu söylemiş fakat bununla ilgili çok fazla ayrıntılı bilgi vermemiştir.

Nefes egzersizleri yüzlerce yıldır yoga eğitiminin ayrılmaz bir parçası olmuştur. Nefes kontrolünün bir bireyin fizyolojisinde neredeyse anında değişiklikler meydana getirebileceği iddia edilmektedir. Olağanüstü direnç, dayanıklılık ve levitasyon (havalanma) gösterileri yapabilen yogilerle ilgili pek çok olay örneği vardır.

Fakat Gurdjieff'in "yoginin yolu" yorumunda belirttiği gibi, yogiler, nefeslerini kontrol ederek ve benzer bazı yöntemlerle fizyolojileri hakkında çok derin bilgi sahibi olup bedenlerinde belirli bazı maddeler üretebiliyor olmalarına rağmen, yeterli irade ve iman geliştirmemişlerdir. Gurjieff'e göre irade "fakir"in, iman ise "keşiş"in alanıdır. (ç.n.: fakir: "Hindistan\'da yokluğa, eziyete kendini alıştırmış derviş." tdk sözlüğü).

Gurdjieff'in yolu dördüncü yol olarak tanımlanmaktadır ve her üç yol üzerinde eşzamanlı olarak çalışma ve gelişme, böylece sürekli ya da kristalize ruh veya astral bedenin veya her ikisinin geliştirilmesi esasına dayalıdır. Fakat az önceki Gurdjieff alıntısına dönelim: "Organizma üzerinde ustalaşma amacına yönelik doğru egzersizler nefes egzersizleriyle başlar. Nefeste ustalaşmadan, hiçbir şeyde ustalaşılamaz. Nefeste ustalaşmak o kadar kolay değildir." Bu anlamda, nefes egzersizleriyle ilgili kendi deneyimlerimi sizinle paylaşmak istiyorum.

1980'lerin başı ve ortasındaki bir zamana dönelim. Dört çocuk annesiydim ve üç tanesi henüz bebek bezi içindeydi. Son çocuğun doğumu sırasında ciddi bir sakatlanma yaşadım ve 6 ay boyunca yürüyemedim. Yatağa bağlı kalmam, hayatımın son derece stresli olan koşullarına bir eklenti oldu. Artık basım dışı olan "Amazing Grace" adlı kitapta hikayemi okumuş olanlar, bahsettiğim koşulları hatırlayacaktır. Bir ara "Amazing Grace"i tekrar internete koymayı ümit ediyorum. Böylece kitabı alamamış olanlar, ilk bazı deneyimlerimi öğrenebilir. Okuyuculardan aldığım çok sayıda mektup, başka herkesin de yaptığı tüm hataları yapmış, aynı deneyimlerin pek çoğunu yaşamış olan birinin deneyimlerini ve bunlarla nasıl baş ettiğimi okumanın, insanlar için faydalı olduğunu düşünmeye sevk etti beni.

Nefes egzersizleri ve meditasyonla ilgili ilk deneyimlerimi ve size bu sesli-görüntülü programda öğreteceğim basit birkaç egzersiz dizisini yaparak çok hızlı bir şekilde aldığım olağanüstü sonuçları anlattım o kitapta.

Ama programda önce, ne yapacağınızı ve nasıl yapacağınızı açıklamaya başladığım yere geçelim. Bunu yapmamızın neden faydalı olduğundan bahsetmek istiyorum biraz. Dr. Richard Bran adlı biri, 2005 Şubat'ında stres hakkında bir seminer verdi. Stresin dünya çapında bir salgın olduğunu söyledi. Yetişkinlerin dünyasındaki bir numaralı hastalık depresyon. Depresyon stresin en şiddetli biçimi. Ayrıca, eğer önemli oranda bir anksiyeteniz (kaygı) varsa, kalp krizi geçirme ihtimaliniz iki katına çıkıyormuş. Eğer uzun süren güçlü bir depresyonunuz varsa, ihtimal dört katına çıkıyor. Stresin aynı zamanda erken yaşta kanser riskini de arttırabildiğini söyledi. Stresli bir dünyada yaşadığımızı hepimiz biliyoruz. Ama hatırlanması gereken birşey var: stres tepkisi, tehlike zamanlarında hayatta kalmak için çok önemli. Sorun yalnızca stres çok fazla, çok güçlü ve çok sık olduğunda meydana geliyor.

Stres, sempatik sinir sisteminin, yani 'ya savaş ya sıvış' sisteminin çok fazla, çok güçlü ve çok sık harekete geçirilmesinin neticesi. Stres, sitokin denen tehlikeli enflamatuvar (ateş) faktörlerini arttırıyor. Sitokinler hipokampusa zarar veriyor. Hafıza kaybına neden oluyor. Stres ruh hali bozukluklarına neden olabilir. Beynin kendini onarma yeteneğini azaltabilir. Karın yağını arttırabilir ve tiroit işleyişine engel olabilir. Kanın katılığını da arttırır ve bu da kan pıhtılarını ve kalp krizlerine neden olabilir.

Tüm bu şeyler, stresle ilgili olumsuz şeyler ama şimdi stresin, tehlike zamanlarında hayatta kalabilmek için hayati öneme sahip olduğu fikrine dönelim. İçinde yaşadığımız dünyayı ve karşılaştığımız tehlikeleri düşünmemiz gerekir. Elbette stres tepkilerimiz bize bireysel olarak, sosyal olarak ve küresel olarak birşey söylüyor. Dünyada tehlike var, her yerde tehlike var ve hepimizin neden dünyada tehlike olduğunu ve bedenlerimizin neden stresten etkilendiğini anlaması gerekiyor.

Hayatımızdaki strese katkıda bulunan çeşitli faktörler var. Örneğin atalarımız bizim günlük çevremizde karşılaştığımız zehir türlerine rutin bir şekilde maruz kalmıyordu. Bu toksinleri parçalayacak uygun fizyolojik mekanizmayı geliştirmedik.

Bugün insanlar, bu gezegenin evrimi boyunca var olandan daha toksik kimyasallara maruz kalıyor. Fakat medeniyetimizin zehirlenmesi ilerleyişin sonucu değil. Başka insanları düşünme eksikliğinden kaynaklanıyor. İlerleyebiliriz, sanayileşebiliriz ama bunu çevremizde bu kadar zehir yaratmadan da yapabiliriz. Büyük şirketlerin yöneticileri genellikle, yarattıkları pislikleri temizlemenin karlarını düşürdüğünü söylüyor.

İnsan toksik bir psikolojik ortamda da evrimleşmedi. Çoğu insanın psikopatolojiye karşı savunması çok zayıf. Ama bu başlı başına bir konu ve bunu websitemizdeki pek çok yazıda derinlemesine ve ayrıntılı olarak işledik ve pek çok Kasyopya celsesinde de konu edildi. Bu yüzden burada bunun derinine inmeyeceğiz.

Bu yüzyılın başında, daha doğrusu geçen yüzyılda, çünkü artık yeni bir yüzyıldayız, çiftçiler herhangi bir bölgedeki böceklerin tümünü öldürmeye çalışmıyordu ve böceklerin bazen daha çok, bazense daha az olan mevcudiyetini kabullenmişlerdi. Kötü yıllarda böcekler için zehirli ama insanlar için çok ölümcül olmayan bazı ilaçlar sıkıyorlardı ama 1940'larda, sıtma mikrobu taşıyan sivri sinekleri öldürmek için DDT spreyleri ve ilişkili diğer petro-kimyasallar geliştirildi. Bu yeni böcek ilaçları çok etkiliydi, çok miktarda sivrisinek yanında faydalı böcekleri ve diğer türleür de yok ediyordu. DDT tipi böcek ilaçları ucuzdu ve bol miktarda mevcut olan ham petrol ürünlerinden üretilebiliyordu. Bu durum çiftçiler, şirketler ve tüketicileri heyecanlandırdı.

Artık tüm böcekleri öldürebilir, tüm ekinleri kurtarabilir ve çok para kazanabilirlerdi. İnsanlar şehirlerde DDT'yi her yere sıkıyordu. Eğer ilk spreyleme işe yaramazsa tekrar sıkıp daha da çok böcek öldürebiliyordunuz. Bu insanlar böceklerin olağanüstü bir üreme yetenekleri olduğunun farkında değildi. Bazı böcekler her zaman hayatta kalıyordu ve hayatta kalanlar, zehirlerden etkilenmeyen milyonlarca yavru üretiyordu. Petrokimyasal toksinler yağda çözünür olduğu için zehirli bir ortama battık. Bu toksinler, insan derisi, mevve-sebze kabukları dahil tüm biyolojik zarlara işleyebilmektedir. Toksik kimyasallar besinlerimize nüfuz etmektedir. Okuduğunuz ve ellerinizle tuttuğunuz gazetelere nüfuz etmektedir. Sürdüğünüz arabalar havayı toksik kimyasallarla dolduruyor. Ofis makinelerini çalıştıran bilgisayar çipleri de öyle. Bir bilgisayarı veya televizyonu kutusundan çıkarıp, kurup çalıştırdığınızda, haftalar boyunca cihazdan çıkan toksik çözüntülerin kokusunu alabilirsiniz.

Zehirler her yerde. Yediğiniz sebzelerde, çalıştığınız ofiste, gittiğiniz okullarda, hatta evinizde. Nietzsche bir keresinde, öldürmeyen şeyin insanı güçlendireceğini söylemiş ama başka bir deyiş daha vardır: bardağı taşıran son damla... Fizyolojik stres herkesi bunaltabilir. Bu, ortamımızdaki streslere katkıda bulunan unsurlardan biridir. Dediğim gibi, insan varlıkları ne fiziksel ne de psikolojik olarak toksik bir ortamda evrimleşmemiştir.

Psikolojik stres kaynakları var, korku tepkileri var ve bir de maruz kaldığımız psikolojik strese dayanma gücümüzü azaltan fizyolojik stres kaynakları var etrafımızda. Dolayısıyla her geçen gün daha stresli hale geliyoruz.

Web sitelerimizde bedeni toksinlerden arındırma (detoks) hakkında çok şey anlattık ve tabi çalışmamız zihni ve duyguları detokslama, çocukluktan, toplumdan, dinden kaynaklanan sağlıksız programlamayı düzeltme üzerinde odaklanıyor. İnsanların dengeli bir şekilde yaratıcılıklarını serbest bırakması ve gerçeklikle yüzleşmesi üzerinde odaklanıyor.

Ama dünyamızdaki zehir fırtınası o kadar arttı ki, giderek daha güçlü yöntem ve tekniklere ihtiyacımız oluyor ve bugün bahsedeceğimiz şey de bu. Çünkü stresin etkilerini hafifletmek için yapabileceğiniz çok basit birşey var. Basit demek tam olarak doğru değil çünkü uygulama gerektiriyor ama bir anlamda da basit. Vagus sinirinizi canlandırabilirsiniz. Şu an sigara kullanımı ve sigara karşıtlığı konusunu tartışmanın yeri ve zamanı değil. Sadece nikotinin bedendeki nörolojik yapıları uyararak daha fazla pseudokolin reseptörü üretilmesini sağladığını ve bu reseptörlerin de stresin azaltılmasına büyük katkıda bulunduğunu söyleyeceğim. Tabii insan ciddi bir şekilde şunu sorabilir: "Hiç insanların gerçekten lehine birşey yapmamış olan bir devlet nasıl oluyor da sigara kullanımı hakkında bir korkutma kampanyasını destekleyerek iyi birşey yapıyor olabilir acaba? Devlet yıllar boyunca oldukça faydalı olduğu kanıtlanmış birşeyle ilgili olarak insanları gaddarca yasaları izlemeye sevk ediyor. Stresin yatıştırılmasında oldukça faydalı olan tütün kullanımını toplumdaki bütün hastalıkların nedeni olarak gösteriyor. Hele ki o hastalıklar herhangi bir anda oturmakta olduğunuz herhangi bir odadaki hemen herşeyde bulunan sanayi toksinleri ve zehirlerinden kaynaklanıyorken?

Bilgisayarınızda, telefonunuzda, televizyonunuzda, halılarınızda, duvarlarınızdaki boyada, evinizin inşa edildiği maddelerde, giydiğiniz giysilerde, sebzelerinizin kabuğunda ve yüzeyinde, etinizde. Baktığınız hemen her yerde, tüm çevreniz, kansere neden olan korkunç toksinlerle dolu. Ama insanlar eğer sigarayı bırakırlarsa, herşeyin daha iyi olacağını düşünmeye sevk ediliyor ve endüstriyel kirleticiler de kazandıkları paralarla sevine sevine bankaya gidiyorlar, çünkü insanlar için toksik ve zehirli olmayan ürünler ve hizmetler üretmek zorunda değiller.

Bu nedenle kendinize şu soruyu sorun: her tür kirliliğin meydana gelmesine izin veren, ecza şirketlerinin bebek aşılarına koydukları toksik kimyasallarla çocuklarınızı zehirlemesine izin veren, kullanılma amacı olan sağlık sorunlarından daha yıkıcı olduğu kanıtlanmış ilaçların insanlara verilmesine izin veren bir devlet, sigarayı bırakmanızı söylerken, sigara karşıtı yasalar çıkarırken, sigara kullananları suçlu durumuna düşürürken gerçekten sizin en yüksek çıkarlarınızı düşünüyor olabilir mi? Sanmıyorum.

[devam edecek]
 

4BH

#1
Vagus siniri, pseudokolin aktarıcısı yoluyla gevşeme tepkisini yönetir. Göğse yerleştirilen ve kalp ritmini ayarlayan cihaza benzer bir cihaz kullanılarak uygulanan vagus siniri uyarma tedavisi, epilepsi hastalarındaki krizleri kontrol etmek için 1997'den beri kullanılan bir tedavidir. Evet, epilepsi hastalarında krizleri kontrol etmek üzere vagus sinirini uyarmak için cerrahi yolla göğse yerleştirilen bir cihaz kullanıyorlar. Bu küçük aletin, ilaçların kar etmediği klinik depresyonu tedavi ettiği onaylanmıştır. Ama diğer yandan da sigara içmemenizi söylüyorlar!

Her 2 ila 5 dakikada bir bu küçük makine vagal siniri uyarıyor ve diyaframınızın kasılmasına neden oluyor. Depresyon tedavisi için yakın bir zamanda ABD'de onaylandı. Anti-depresanlar kadar iyi etki ediyor. Fakat bu küçük cihaz yaklaşık 25.000 dolarınıza mal oluyor, yalnızca sol vagus sinirini uyarıyor ve vagus sinirinin de küçük bir bölümünü etkiliyor. Vagus siniri uyarımı vagus hareketleri denen şeyle de gerçekleştirilebilir. Bu vagal hareketlerden biri, nefesinizi birkaç saniye tutmaktan ibaret. Bir diğeri, yüzünüzü soğuk suya batırmak. Sert bir şekilde öksürmek. Dışkılamada olduğu gibi karın kaslarınızı kasmak. Ventriküler taşikardili, atriyal fibrilasyonlu ve diğer hastalar, kalp vuruşlarını düzende tutmak için, bu vagal hareketleri yapma eğitimi almaktadır.

Elektronik vagal uyarımın etkileri üzerinde çalışmalar yapılmıştır ve bu küçük aletin, prolaktin, vazopresin ve oksitosin gibi hormonların üretilmesini sağladığı kanıtlanmıştır. Oksitosin "sokulma/kucaklaşma hormonu" olarak bilinir. Bir grup hayvan sosyal bir bağlamda yanyana geldiklerinde çok miktarda oksitosin salgılarlar. Bu hormon aynı zamanda çocuk doğumu, cinsel faaliyet ve süt emzirme sırasında da salgılanır.

Serotonin geri-emilim engelleyicileri, yani antidepresanlar, oksitosin salgısını etkinleştirir. Şimdi bu vagus siniri hakkında biraz düşünelim. Eğer vagus sinirinin uyarılması stresinizi dengelemenizin anahtarıysa, sanırım bu sinirin nereden geldiği ve ne yaptığı hakkında birşeyler bilmemiz gerekir. Vagus beyin sapından beyne uzanır. Sonra, bir üst ve bir alt uzantıya bölünür. Üst uzantı talamusu uyarır. Talamus, beyninizin düşünen kısmı olan korteksi uyarır. Alt uzantı ise lenf sistemine, yani duygusal beyne girer. Yani düşünüşünüzü, mantık yürütme yeteneğinizi, aynı zamanda duygu ve hislerinizi etkileyebilir.

Lenf sistemi çeşitli anatomik işlev bölgelerini yönetir. Hipotalamus beslenme, 'savaş ya da sıvış' ve çiftleşme davranışlarını yönetir. Amigdala, neşe, mizah ve kızgınlıkla ilişkilidir ve memelilerde türe özgü programlanmış davranışların kaynağıdır. Dolayısıyla hayatta kalma için çok önemlidir. Bir kez daha, stresin, çevredeki tehlikeye verilen bir tepki olduğu fikrine dönmek istiyorum. Bu, türe özgü olarak programlanmış bir eylemdir. Hepimiz, çevremizde bizi çok korkutan birşeye karşı bir tür reaksiyon gösteririz ve bu insanların çoğunluğu için geçerli olan, türe özgü bir tepkidir fakat görünüşe göre dünyaya karşı bu türe özgü reaksiyonu hissetmeyen küçük bir azınlık vardır. Hatta onlar bu dünyanın yaratımına katkıda bulunur. Bunu biraz düşünmenizi tavsiye ediyorum.

Travma sonrası stres bozukluğunda, amigdalanın faaliyeti ciddi bir şekilde değişir. Psikopatlardaki amigdalanın bozuk veya çok farklı olduğunu gösteren çalışmaları getirdi bu aklıma. Hatta, bir psikopatın normal bir insan üzerindeki etkisinin travma sonrası stres bozukluğuna neden olduğunu gösteren bazı çalışmalar vardır. Yani amigdalası bozuk olan, kurbanlarının amigdalasını da etkileyen bireyler olabilir. Bunu çok ilginç buluyorum.

Vagus sinirine dönelim. Hem sağ hem de sol vagus siniri, beyinden, karotid arterine paralel karotid kılıfı içinde gelir. Karotid arteri, bildiğiniz gibi, boynunuzun yanındaki, parmak uçlarınızı koyup kalp atışlarını hissedebildiğiniz arterdir. Boyna, göğse ve karna iner. Karında iç organların, bağırsakların inervasyonuna katkıda bulunur. Sol ve sağ vagus sinirleri boyundan, soluk ve yemek borusu arasından geçer.

Vagus sinirini uyararak, talamus ile korteks arasındaki üst uzantıyı etkileyebilirsiniz. Bu şekilde korteksi etkilediğinizde, duyusal motor ritmi denen şeyi meydana getirirsiniz. Bu, parietal kortekste etkinleşen, gevşemiş uyanıklık durumuyla ilişkili kalıptır. Yani sizi çok uyanık ve farkında yapar ama aynı zamanda gevşemiş ve stressiz bir durumdasınızdır. Bu duyusal motor ritmini sergileyen hayvanlar veya insanların, uykusu, sindirimi, düşünüşü, hafızası gelişmeler göstermektedir. Aynı zamanda beyinleri krizlere karşı çok daha dirençli hale gelir. İlaçlara ve aşırı yemeye karşı olan düşkünlüğü de önlediği söylenmektedir.

Kontrollü nefes egzersizleri yoluyla kendi kendinize vagus sinirini uyararak tüm bu faydaları gerçekleştirmeniz mümkün görünüyor. Sol ve sağ vagus sinirlerinin soluk ve yemek boruları arasından geçtiğini hatırlayın. Vagus sinirlerini uyaran nefes egzersizleri, sempatik sinir sistemindeki aşırı hareketlenmeyi azaltır. Para-sempatik sinir sistem faaliyetini arttırır, sistemi gevşetir, dinlendirir, iyileştirir. Ve bu da sizi sakinleştirir. Kontrollü solumanın vagus siniri üzerindeki faydalı etkileri özellikle soluk veriş sırasında meydana gelir.

Soluk veriş sırasında, kalp atış oranının düştüğü kabul edilir ve bu yavaşlama sırasında vagus etkinleşir. Sığ, hızlı nefes kalıpları vagusu engeller, çünkü vagal faaliyet çok kısadır. Soluyuşunuzu yavaşlatarak daha fazla vagal faaliyet yaratabilir ve vagusun gevşetici, dinlendirici etkilerini arttırabilirsiniz.

Yanlış solumadan kaynaklanabilecek başka ciddi sorunlar da vardır ve bunlar, internette bu sorunlar hakkında kapsamlı yazıları bulunan bir masaj terapisti olan Paul Ingraham tarafından tanımlanmıştır. Makalelerini okumak isteyebilirsiniz. Paul bize insanların doğuşta her zaman derin ve diaframatik bir şekilde, yani diyaframlarını kullanarak, doğal bir şekilde nefes aldığını, ama zamanla kendi kendilerine empoze ettikleri sınırlandırmaların nefesi daralttığını söylemektedir. Tıpkı şarkı söylemekten utandığımız gibi nefesimizi tutuyoruz çünkü derin solumanın ne kadar tehlikeli bir şekilde kendimizi ifade edici ve canlandırıcı etki yaptığını biliyoruz. Şarkı söylemenin organizma için çok faydalı oluşunun nedenlerinden biri, çok fazla nefesle ilişkili oluşudur. Bunu çok etkileyici buluyorum, çünkü pek çok seminerlerimizde yaptığımız şeylerden biri, seminer katılımcılarımızı biraz gevşetmek, eğlendirmek ve aralarındaki bağları geliştirmek için karaoke seansları düzenlemektir.

Dört-beş mikrofounu destekleyen bir makinemiz ve şarkı sözlerini ekranda gösteren karaoke CD'lerimiz var. Bu mikrofonlarla şarkılara eşlik eden gruplar oluşturuyoruz. Çok eğlenceli. Herkesin içinde gizli bir yıldız var. İnsanların bir araya gelip şarkı söylediklerinde çok farklı biçimde soluduklarını ve çok rahatladıklarını gözlemledik. Şarkı söylemek onları duygusal olarak çok rahatlatıyordu. Siz de evinizde, yitirdiğiniz aşkınızla ilgili o eski, hüzünlü şarkıları söyleyebilir, hayatınızdaki bir tür kalp kırılma deneyimiyle ilgili tüm duyguları yeniden deneyimleyebilir, belki biraz ağlayabilirsiniz de. Ve bu gerçekten çok arındırıcı. Çok rahatlatıcı. Nefes sadece çıkardığımız seslerin motoru olmakla kalmaz. Derin soluk ve verişler, duygusallıkla ve çeşitli hallerle ayrılmaz bir şekilde ilişkilidir. Çinliler bizim kana verdiğimiz metaforik anlamı nefese verirler. Onlara göre nefes hayattır. Solumak var olmaktır ve derin solumak, ruhunuzun, veya ruhunuzun enerjisi olan çi'nin harekete geçirilmesidir.

[devamı var]
 

4BH

#2
Ingraham bize ayrıca, özellikle boyun, baş ve omuzlar civarındaki yaygın ağrı ve acıların, verimsiz solumadan kaynaklanıyor olabileceğini söylemektedir. Verimsiz soluma ile ağrı arasındaki ilişki prensip olarak barizdir. Eğer diyafram işini yapmıyorsa, üst göğüsteki kaslar onun işini yapmaya çalışır. Ne yazık ki bu kaslar rutin soluma için tasarlanmamıştır ve diyaframın işini aldıktan sonra yorulup sonunda kendilerini yıpratırlar.

Diyafram birincil soluma kasınızdır. Göğüs boşluğunuzu alt karın boşluğunuzdan ayıran ince, geniş kas örtüsüdür. kubbeli bir şekli vardır. Nefes alırken daraldığında düzleşir. Yani bir pompa gibidir. Bir tuvalet pompası gibi. Yüksek tepeli plastik birşey gibidir ve siz onu düzleştirdiğinizde basınç yaratır. Karın boşluğunuzun alt kısmına basınç uygulamakla kalmaz, üst göğüs boşluğunda da bir boşluk yaratarak ciğerlerinizin genişlemesine neden olur ve nefes alırsınız. Solumanın temel olarak bu şekilde meydana gelmesi gerekiyor. Yani diyaframla yapılması gerekiyor. Diyafram kasıldığı zaman kubbesi düzleşir, kubbesi düzleştikçe hidrolik bir pompa gibi karın-içi organları aşağı iter. Sıvıyla kaplı iç organlar, bağırsaklarınız vs sıkışıp çekilemeyeceklerine göre nereye doğru hareket ederler? Dışarı doğru. Diyaframınızla nefes aldığınızda, karın organlarına doğru yapılan basınç, göbeğinizi şişirir. İyi soluma genel olarak karından soluma olarak tanımlanır.

Bizim kültürümüzdeki herkes, şişirilen göbek fikrinden rahatsız olur. Onu küçültmek, düzleştirmek için vaktimizi harcarız ve insanlar, sosyal ve kültürel programlanmanın bir sonucu olarak, karınlarıyla solumak istemezler. Bu yüzden de göbeklerini hareket ettirmeyecek şekilde çok sığ solurlar. Bu çok kötü birşeydir. İnsanlar iyi solumadıklarında tersine solurlar. Yani soluma sırasında karınlarının hareketi, normal ve sağlıklı olanın zıddıdır. Nefes alırken karınlarının ileri doğru hareket etmesine izin vermek yerine onu içeri çekmeye çalışırlar ve nefes verirken de göbeklerinin şişip onları kötü gösterme tehlikesi bulunmadığından göbekleri ancak o zaman dinlenir. Yani herkes tersine soluyor. Diğer bir deyişle, çoğu insan, nefes alırken diyaframını kullanmıyor.

Nefes verirken diyaframı kullanmamak sorun değil, ama nefes alırken kullanmamak sorun. Diyaframsız nefes almak çok zor bir iştir çünkü bir şekilde ciğerlerinizin havayla dolmasını sağlayacak vakumu yaratmak için göğüs kafesinizi genişletmek zorunda kalırsınız. Kaburgaları önemli oranda kaldırmak üzere tasarlanmış tek kas interkostallardır (kaburgalar arası kaslar) ve onlar da bunu çok verimli bir şekilde yapamazlar. Ve insanlar giderek pektoralis minor (yan göğüs) kaslarını, sternokleidomastoyid kaslarını ve skalen kaslarını kullanmaya başlarlar. Bu mutlaka kötü birşey değildir ama bunu sürekli yaparsanız sorun meydana gelir. Kalem boyutunda bir avuç kasın göğüs kafesinizi kaldırmaya çalıştığını düşünün. Dakikalar, günler, haftalar, yıllar boyunca... diyaframınızı kullanmamanın meydana getirdiği sorun budur. 

Skalen kasları, boynunuzun yanlarındaki kaslardır. Üçgen oluştururlar. Elinizi kulağınızın hemen altına götürüp başınızı hafifçe yanlara çevirdiğinizde, kulağınızın altından ileri doğru giden bir kas hissedeceksiniz. Genellikle çok belirgin bir kastır, aşağı doğru ilerler, boynun hemen hemen ortasında köprücük kemiği ile birleşir. Skalen kaslarından biri budur. Diğer bir skalen kası da omuzların arkasına doğru gider. Bu iki kas bir üçgen meydana getirir.

Bu kaslar boylarına göre çok güçlüdür ama günde birkaç bin defa göğüs kafesinizi kaldırmak için tasarlanmamışlardır. Yıpranabilir, hassaslaşabilir ve katılaşabilirler. Ingraham skalenlerin duygusal bir kas grubu olduğunu söylemektedir. Bu kasların duygusal durumlara karşı olağanüstü bir duyarlılığı olduğunu ve kontrollü duygusal durumlar meydana getirmede sıradışı yetenekleri olduğunu söylemektedir. Diğer boğaz kaslarıyla birlikte skalenler, kafa gövde bağlantısının esnekliğini ve sesinizin canlılığını belirler. Özel konumları ve önemleri düşünüldüğünde, skalenler, duygusal durum değişikliklerinde oldukça etkilidir. Bu kaslar boynu kontrol etmektedir ve vagus siniri de boyundan, soluk borusu ile yemek borusu arasından geçer.

Çoğu insanın yaptığı, göğüsle ve boğaz kaslarıyla solumayı bırakmak için, diyaframınızla solumayı öğrenmeniz gerekir. Bu biraz zordur çünkü diyafram göremediğiniz ve doğrudan hissedemediğiniz bir kastır. Göğsünüzü karın boşluğundan ayıran kas katmanıdır. Diyaframınızı kullanmayı öğrenmek için, sonuçları görünür hale getirmeniz gerekir. Ingraham şöyle bir yöntem öneriyor: ağır bir kitap bulun, yere sırt üstü uzanıp dizlerinizi geri çekin. Kitabı göbeğinize koyun. Derin bir nefes alın. Burada amaç, karın kaslarınızı kasıp bu kitabı hareket ettirmek değildir. Amaç, karın-içi organlara baskı yapmak ve onların da kitabı yukarı kaldırmasını sağlamak. Göbeğinizi dışarı çıkarmadan diyaframınızı kasmak kesinlikle imkansızdır. Yani eğer bunu doğru yapıyorsanız, solumanız sırasında kitabın yukarı ve aşağı hareket etmesi gerekir. Başlangıçta kitabı yaklaşık 5 santim oynatabilirsiniz. Pratiğe devam ettikçe, diyaframınızı kasıp nefes aldığınızda kitabı en az 10 santim hareket ettirebileceksiniz. Amaç kitabı karın kaslarını kasarak zorla hareket ettirmek değil, nefesle hareket ettirmek. Pratik yapmanız gerekir. Kitap yoluyla diyaframsal solumayı hissettikten sonra, Ingraham diyafram solumasını bir yüzme havuzunda yapmanızı tavsiye ediyor. Suyun vücudunuz üzerindeki basıncı nedeniyle, suda diyaframsal soluma yapmak, diyaframınızla ağırlık kaldırmak gibidir ve çok faydalı bir egzersizdir. Bu şekilde diyaframınızı güçlendirebilirsiniz.

Şimdi Ingraham'in "biyo-enerjitik" yuvarlak soluma dediği konuya geliyoruz. Bir sosyopat olmadığınız sürece, herkesin duygusal olarak kabız olduğunu söylüyor. Patolojilerden bahsetmiştik, o yüzden şimdi o konuda ayrıntıya girmeyeceğiz. Çoğu insan gerçekten hissettiklerinin ve düşündüklerinin çoğunu bastırır ve bu bebekliğin erken bir aşamasında başlar. Düşünün, erken çocuklukta, ne zaman başınızın dertte olduğunu, birşeyin yanlış gittiğini, baskı gördüğünüzü, cezalandırıldığınızı hissetseniz ya da bir nahoşluk veya rahatsızlık hissetseniz, muhtemelen nefesinizi tutuyordunuz. Büyüdükçe ve düz bir karna sahip olmayla ilgili sosyo-kültürel normların farkına vardıkça da nefesinizi tuttunuz. Yani hayatınız boyunca yanlış şekilde solumayı öğrendiniz.

Herhangi bir olayda, sığ nefes ve duygusal kabızlık elele gider ve yine ancak birlikte düzeltilebilir. Sığ solumanın en iyi tedavisi, derin solumayı öğrenmektir. Ingraham, "yuvarlak" nefes dediği ve psikoterapötik bağlamda Carl Jung'un öncülüğünü yaptığı ve öğrencisi Alexander Lowen'in popülerleştirdiği solumayı tavsiye etmektedir. Biyo-enerjitik soluma adı yaygınlaştı. Bu, Çinlilerin yuvarlak nefes dediği şeye de benzemektedir.

Size biraz yuvarlak solumadan bahsedeyim. Kısa bir süre önce harika bir insan gelip, bir Hindu guru tarafından tüm dünyada öğretilen ve yaygınlaştırılan bir soluma tekniğini öğretti bize. Sonra bu soluma şekli üzerine küçük bir araştırma yaptık çünkü bu bize ilginç gelmişti. Başka soluma teknikleri ve benzer şeyler de varken neden bu teknik? Bu guru bu tekniğin ona bir meditasyon sırasında verildiğini ve bunu dünyaya öğretmesinin istendiğini söylüyor. Bu soluma biçimi duygusal bir rahatlama/iyileşme sağlamaktadır ve stresi azaltıp duygusal dengeye ulaşmada çok hızlı sonuçlar üreterek insanlara yardımcı olmaktadır.

Bu soluyuş, yoga yapanların iyi bildiği birkaç teknikten oluşuyor. Grup üyelerimizden biri bu tekniği birkaç yıl önce yoga derslerinde öğrenmiş. Hatta bu gurunun ders veya seminer dizilerine göre ileri düzey olarak kabul edilen teknikleri öğrenmişti. İlk seminer dizisinde belirli iki-üç teknik öğretiyorlar ve sonra ikinci seminer dizisinde daha ileri teknikler öğretiyorlar. Bizim grup üyemizin yoga dersinde öğrendiği teknikler, bize bu guru tarafından yayıldığı söylenen tekniklerle aynıydı. Bu konuda kesinlikle herhangi negatif birşey söylemek istemiyorum ama bu tekniklerden bazılarıyla ilgili bazı sorunlar vardı.

Öncelikle, bu tekniğin belirli bir şahıs tarafından ortaya koyulduğu ve dolayısıyla patentli veya telif hakkı olan bir teknik olduğu, en azından isminin öyle olduğu iddiası ortaya çıktı. İkincisi, soluma teknikleri arasında hipervantilasyon, yani çok çok hızlı soluklar içeren bir bölüm vardı. Biz hipervantilasyonun doğru bir teknik olduğunu düşünmüyoruz ve şimdi biraz bunun nedeninden bahsedeceğim.

Hızlı solumayla ilgili olarak öncelikle şunu söyleyeyim. Egzersiz yaptığınızda yoğun solumaya yönelik güçlü bir metabolik gereksinim ortaya çıkar. Bedeniniz oksijene ihtiyaç duyar ve karbondioksit ve diğer hücresel solunum yan ürünlerinden kurtulması gerekir. Bu anlamda, hızlı ve sert soluma fizyolojik olarak anlamlı görünmektedir. Fakat sert soluma yaptığınızda çok farklı birşey olmaktadır. Bu guruya ve hipervantilasyon sistemini savunan diğer bazı kişilere göre, hipervantilasyon yaptığınızda canlı bir bedensel farkındalık hissetmeye başlayabilirsiniz. Yani onlara göre hızlı soluma, duyguların canlandığı farklı bir durum meydana getirmektedir ve konfor bölgenizin katı sınırları içinde kalmak çok zorlaşmaktadır. Dolayısıyla sert ve hızlı bir şekilde nefes almak, konfor bölgenizden çıkarak onu genişletmenizi sağlar. Bu kulağa çok iyi geliyor.

Ama daha önce öğrendiğimiz birşeyi hatırlayalım; hızlı soluma yaptığınızda, vagus siniri uyarılmaz. Kontrollü solumanın vagus siniri üzerindeki faydalı etkileri esas olarak soluk veriş sırasında meydana gelir. Sığ, hızlı soluk kalıpları vagus uyarımını engellemektedir çünkü vagal faaliyeti süresi çok kısadır. Soluyuşunuzu yavaşlatarak daha fazla vagal faaliyet meydana getirirsiniz ve vagusun sakinleştirici, canlandırıcı etkilerini arttırırsınız.

Hipervantilasyon yaptığınızda ne olduğuna bakalım. Hipervantilasyon tipi soluma genellikle görünüşte zararsız olan ama kesinlikle yüksek riskli bazı yan etkilere neden olmaktadır; para-seizure, tetanoz ve titreme. Hipervantilasyon aşamasını ve yuvarlak solumayı kapsayan bu sistemin savunucuları, bu deneyimlerin zararsız olduğunu ve pratikle giderildiğini söylemektedir. "Para-seizure", değişen duyumsama anlamına gelir. Genellikle ağız, el parmak uçları ve sonra ayak parmaklarında başlayan bir sızlama biçimindedir. İlerleyip tüm vücuda yayılır ve tetanoza çok benzeyen, kasların hafif ve sürekli bir kasılması şeklinde bir etki meydana getirir. Eller ve ayaklar pençe şeklinde kasılabilir ve dudaklarınızı, dişçide bir novakain iğnesi yaptırdıktan sonra olduğu gibi hissedebilirsiniz. Bunun, hızlı solumayı keser kesmez hızla geçtiğini söylüyorlar ve bu doğru. Bunu deneyimledim. Ayrıca vücudun şu veya bu kısmında titremelerin meydana gelebileceğini ve bunun da hızla geçtiğini söylüyorlar.

İddialarına göre bu semptomlar, değişen bir akıl-beden durumunun meydana getirdiği yan etkiler. Ben bundan emin değilim. Bence bu tamamen fizyolojik. Tetanozun, kan kimyasında meydana gelen değişikliklerin sonucu olduğunu düşünüyorum. Kendini çok belli eden bir duyum yaratıyor. Duygusal boşalımlar sağlıyor gibi görünebilir ama asıl sorun, bu rahatlamaların sürekli ve uzun süreli mi, yoksa sadece geçici bir etki mi olduğu ve bu değişen bilinç durumunu deneyimler deneyimlemez, bunun sizin üzerinizde gerçekten bir etki yaptığı şeklindeki propagandayı ikna edici bulup bulmadığınız. Söylemesi zor. Benim söyleyebileceğim tek şey, bizim soluma programımızın herhangi türde bir hipervantilasyon veya aşırı hızlı yuvarlak solumalara dayalı olmadığıdır. Daha hızlı solumanın kullanıldığı bazı bölümleri var ama bu çok belirli bir şekilde kullanılacak, çok derin olacak ve vagus sinirinin gerekli şekilde uyarılacağı yeterli soluk verişler olacak.

Meditatif bir halde derin nefes egzersizleri uygulayarak deneyimlediğim şeylere dair anlattıklarımı okuduysanız, neyi kastettiğimi anlayacaksınız. Ama bu hipervantilasyon uygulamalarına yönelmenin gereği yok. Ben bunu tercih etmedim ve benim deneyimlediğim duygusal boşalım ve faydalar, hipervantilasyonun duygusal, zihinsel veya fizyolojik olarak faydalı olduğunu iddia edenlerin tanımladığı faydaların çok ötesindeydi. Hipervantilasyonun gerekli olduğunu düşünmüyorum kesinlikle. Benim deneyimime ve birlikte çalıştığım diğer insanların deneyimlerine göre, derin soluma, düzenli soluma, uzun nefes veriş, ciğerleri tamamen ve dikkatli bir şekilde boşaltma yoluyla ve uygun meditasyon tekniklerini kullanarak çok daha hızlı ve çok daha iyi sonuçlar alabilirsiniz.

Yuvarlak nefese dönecek olursak, Ingraham'a göre yuvarlak soluma, hızlı, derin, sürekli başınızı döndüren ve duygusal olarak hassas bir hale gelmenize neden olan bir solumadır. Biz bunu yapmayacağız. Hipervantilasyon içermeyen bir yuvarlak nefes türünden bahsedeceğiz. Size öğreteceğim düzenli, derin soluma egzersizlerini yaptığınızda, bir noktada kesinlikle çok duygusallaşacaksınız. İlk egzersizde değil belki ama egzersizleriniz sırasında bir noktada derin duygusal boşalımlar yaşayacaksınız. Pek çok insan ağlamaklı olur. Üzgünlük, kızgınlık veya hayal kırıklıkları da yaygın reaksiyonlardır. Bazı insanlar birşeylere vurma, birşeyler kırma ihtiyacı hissedebilir. Çoğumuzun içinde üzüntü okyanusları vardır. Deneyimlediğimiz incinmişliklerimiz ve incitmişliklerimizden kaynaklanan acı okyanusları. Düzenli olarak kontrollü soluma yaparsanız, kendinizi bunlardan derin bir şekilde arındırabilirsiniz.

Pekala, şimdi, video programına geçmeden önce öğrenmiş olacağınız temel bazı vagal uyarım tekniklerinden birini açıklayacağım. Buna boru soluyuşu deniyor. Boru soluyuşu esas olarak, boğazınızı daraltarak yaptığınız bir solumadır. Bu, özellikle çok soğuk birşey yuttuktan sonra meydana gelen etkiye çok benzer. Örneğin sıcak bir günde soğuk bir içecek içersiniz ve "haaaaaaa" yaparsınız. (ç.n.: orijinal ses dosyasında laura'nın çıkardığı sesi kesip bir siteye yükledim: http://p.ly/LXS6C)  "Haaaaaaaa" sesi çıkarırken, üst boğaz geçidini daraltıyorsunuz. Bu sesi çıkarın ve boğazınızın arka üst kısmının biraz aşağı doğru olan hareketini fark edin.

Eğer bunu yapabiliyorsanız nefes alıp verirken bunu yapmaya devam edin. Mutlaka "haaaaa"" demenize gerek yok ama bunu birkaç dakika deneyip yarattığı hissi görmek isteyebilirsiniz:

http://p.ly/tMY6a

Şimdi, ağzımız kapalı olarak, boğazımız biraz kısılmış halde, yani üst boğaz geçidini biraz kısarak, burnumuzdan solumaya çalışalım. Şimdi bunu deneyelim. Dikkatlice dinlemenizi ve sonra aynı sesi çıkarmaya çalışmanızı istiyorum.

http://p.ly/Qsz5L

Bu, boğaz kısılmış olarak, burundan soluk alırken çıkan ses. Şimdi burundan soluk vermeyi yapalım.

http://p.ly/EOvJf


Al, http://p.ly/UZ8kP
Ver, http://p.ly/tkyuK

Biraz Darth Vader'ın soluyuşuna benzemiş olabilir tabii. Uykuya dalmak üzereyken çıkarmaya başladığımız seslere de benziyor. Hafif bir horlama gibi. Şimdi tekrar deneyelim. Üst boğazı kısarak nefes alıyoruz. Benimle birlikte nefes alın.

Al, http://p.ly/76fzb

Ver, http://p.ly/eAgeo

Her ikisi de, hem soluk alış hem de soluk veriş burundan yapıldı. Şimdi burundan alıp ağızdan vermeyi deneyelim.

Burundan al, http://p.ly/XzBF0
Ağızdan ver, http://p.ly/kDgBu

Soluk verişin ne kadar yavaş olduğunu duydunuz mu? Şimdi tekrar deneyelim. Burundan alıyoruz, ağızdan veriyoruz.

http://p.ly/9eVvC

Şimdi yine burundan soluk alıp ağızdan veriyoruz ama bu sefer nefes verirken "haaaa" diyeceğiz. Tamam mı?

http://p.ly/W4nY1

http://p.ly/ZQLfN

Buna boru soluyuşu deniyor. Video kısmına geçtiğimizde, çeşitli pozisyonlarda boru soluyuşunu kullanacağız. Çeşitli faaliyetleri yaparken, sayarak boru soluyuşu yapacaksınız. Belirli bir sayıya kadar nefes almanız ve belirli bir sayıya kadar nefes vermeniz istenecek. Benim için hem sayıp hem de solumak biraz zor. Bunu sizin için yaparken aklımdan sayacağım sonra size sayıyı söyleyeceğim.

http://p.ly/orySK

Buradaki sayış şöyleydi; al, 2, 3, 4, 5, 6, tut, 2, 3, ver, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, tut 2, 3.

Al, 2, 3, 4, 5, 6, tut, 2, 3, ver, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, tut 2, 3.

Nefes verişin nefes alıştan daha uzun olduğunu fark ettiniz mi? Vagus siniri nefes verirken uyarılıyor ve eğer "hhhhhhh" sesini çıkarırsanız çok daha iyi uyarılıyor.

Temel nefes tekniği bu ve bunun pratiğini elinizden geldiği kadar yapmanız gerekiyor. Masanızın başında, arabanızda vs otururken eğer kendinizi stresli hissediyorsanız, çok yorgun hissediyorsanız, esnediğinizi veya derin iç çekişli soluklar verdiğinizi fark ediyorsanız, bunun nedeni yeterli oksijen almamanızdır. O zaman hemen bu nefes tekniğini kullanabilir ve vagus sinirinizi uyarmaya başlayabilirsiniz. Vagus siniri de sizi dikkatli bir dinleniş durumuna sokar. Hem dikkatli ve farkında, hem de gevşemiş ve dinlendirici. Unutmayın, bunu yaparken diyaframınızdan solumanız gerekiyor. Dolayısıyla, hemen uygulayabileceğiniz iki egzersiziniz var şu anda. Diyafram soluyuşu ile başlayabilirsiniz. Sırt üstü yatın, dizleriniz çekilmiş halde kitabı göbeğinize koyun, sadece nefes yoluyla o kitabı 9-10 santim kaldırmayı öğrenein ve sonra boru soluyuşu pratiği yapın. Boru soluyuşu vagus sinirinizi uyarır ve bu son derece önemlidir. Boru soluyuşunu isterseniz hiç ses çıkarmadan da yapabilirsiniz, böylece iş yerinizde masanızın başında bile uygulayabilirsiniz. Eğer patronunuz gelip önünüze belirli bir tarihe kadar yetişmesi gereken bir iş koyarsa, çok geç saate kadar çalışmak zorunda kalırsanız veya patron maaşınızın %20'sinin kesileceğini ya da izninizin iptal edildiğini söylerse, hemen boru soluyuşunu yapmaya başlayıp stresinizi azaltabilirsiniz.

Eğer boru soluması yaparsanız, bunu 12'li olarak yapın. Yani 12 kere yapın, sonra normal soluyuşunuza geçin. Bunu günde birkaç kez tekrarlayabilirsiniz. Bu teknik, istediğiniz zaman veya ihtiyaç duyduğunuz her defasında stresinizi kontrol altına alabileceğiniz bir noktaya ulaşmanızı sağlayacak.

Tamam, sanırım bu sesli-görüntülü programın giriş kısmında bilmeniz gereken herşeyi anlattım. Video bölümünde size bazı egzersizler yaptıracağız. Size az önce açıkladığım soluma tekniğini nasıl kullanabileceğinizle ilgili bazı egzersizler. Video kısmına geçmeden önce boru soluyuşunun birkaç pratiğini yapmış olmanız gerekiyor. Video bölümünde ayrıca, kendim kullandığım ve olağanüstü sonuçlar aldığım, süper güçlü bir nefes ve meditasyon tekniğini göstereceğiz. Kasyopya aktarımlarının, bu süper güçlü nefes tekniğini geliştirmiş ve uygulamış olmamın bir neticesi olduğu söylenebilir.

Dinlediğiniz için teşekkürler, video kısmında görüşmek üzere.