Dunya'nin Ekolojik Dengesi ve Pollusyon

Başlatan Alemtac, 07 Nisan 2009, 17:54:10

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Alemtac

Ekoloji hakkinda genel bilgi:

Cevre sorunlari son 25-30 yildir dunya kamuoyunu etkilerken, gelisen endustri, hizli nufus artisi ve kentlesme dogal kaynaklar, tehdit etmektedir. Bunlarin sonucu olarak 120 yilden fazla gecmise sahip olan ekoloji bilimi ile !970 li yillardan sonra cevre bilimiyle butunleserek gelismis ve tum canlilarla birlikte insan doga iliskilerini de kapsamina almistir.

Ekoloji terimi ilk kez 1858 yilinda Henry Thoreau tarafindan bir mektupta kullanilmis ancak tanimlamasi yapilmamistir. 1869 y,l,nda da Ernst Haeckel Yunanca Oikos (ev) ve Logos (bilim) kelimelerini kullanarak Oekoloji terimini kullanmistir. Cesitli bilim adamlari tarafindan degisik sekillerde tanimlanan Ekoloji; Organizmalarin kendi aralarinda oldugu kadar, cevreleri ile de olan iliskilerini inceleyen bilim dalidir. Ekoloji; Cevre Biyolojisi, Insan Ekolojisi, ve Cevre Bilimleri cogu kez birbirleriyle karistirilmaktadir.

Pollusyon tipleri

Pollusyonun sozluk anlami kirletme olup, ortamin kirlenmesi anlamina gelir. Kirlenmeyi sagliyan maddelere pollutant veya polluant denir.

Dogada rastlanan pollusyon tiplari evsel, endustriyel, terimsal, gemicilik g,b, cesitli aktiviteler sonucunda olusur. Bunlarin disinde termik pollusyona sadece karasal ortamda fabrikalarin civarinda rastlanir. Akuatik artamda ise, elektrik enerjisi saglayan turibinlerin kondansatorlerini sogutmalari icin aldiklari soguk sulari, isinmis olarak denize terketmeleri sonucu olusmaktadir. Bunlardan baska konsevatif metaryeller besin zincirine kolaylikla dahil olarak biyolojik akumulasyona tabi olurlar. Bilerek vaya bilmeyerek atilan kimyasal maddeler neticesinde meydana gelen kirlenme ise kimyasal pollusyonu olusturur. Fabrikalar karbondioksit, klorur, azot, kukurtun cesitli bilesikleri olan gazlari atmosfere birakirlar. Sahilleri cevreleyen sahalarda kurulu olan fabrikalar ozellikle su sirkilasyonu zayif olan koy ve korfezlerde kimyasal pollusyonu olusturmakta ve buralar olu deniz haline donmektedir. Sentetik deterjanlar ozellikle su ile kullanildigi icin akuatik ortamda etkili olmaktadir. Pollusyon bu maddeler nedeniyle hizla yay,lmaktadir. Insektisit, hebisit ve fungisit iceren pestisidlere biosidde denilir. Bunlara ornek DDT yi verebiliriz. Radyoaktif veya nukleer pollusyonu olusturanatiklarla kirsal alnda neden olduklari erozyon/agacsizlanma ve collesme sonucunda, hassas bir dengesi olan ekolojiyi olumsuz yonde etkiledikleri gorulmektedir.
 

Alemtac

#1
Pollutantlarin basinda agir metaller gelmektedir. Krom, bakir, civa, nikel, kusun ve cinko gibi agir metaller belli bir doza kadar dogada luzumlu, yuksek dozlarda zararlidir. Deniz hayvanlari ozellikle midye insanlar icin tehlikeli olan bu agir metalleri akumule eder ve bu organizmalari tuketen insanlarda cesitli hastaliklar gorulur. Atmosforik pollusyon ozellikle buyuk fabrikalarin civarinda veya hava sirkulasyonu zayif buyuk sehirlerin uzerinde gorulur. Buyuk fabrikalarin bacalarindan cikan toksik gazlar ekosistemde kendini gosterip, bu sahalarin hayatiyetini yok etmektedir.

Tabiki pollusyon deyince anlasilmasi gereken sadece atmosferik, akuatik vs. olmamalidir, bunun icerisine gurultu kirliligi ve enerji kayıplarida girmelidir.

Yirminci yuzyilin 2. yarisinin en belirgin ozelligi giderek cercevesi genisleyen bir globellesme hareketi ve bunun getirdigi ezici rekabettir. Bir taraftan teknolojik imkanlarin olaganustu gelismesi, diger taraftan uluslararasi iliskilerin artmasi, bir yandan da dogal kaynaklarin giderek azalmasi ve kirlenmesi bir mal ya da  hizmetin degerlendirilmesinde ekonomik, ekolojik butunlugunun saglanmasini gerektirmektedir.Ayakta kalmak ve rekabet etmek isteyen firmalar bu unsurlari goz onune almak zorundadirlar.

Dunya'nin bircok ulkesinde oldugu gibi Turkiye'de de enerji konusu, cevre kirliligine paralel olarak artmaktadir. Daha once degindigim termik pollusyon ornegi gibi enerji uretirken bile cevre kirletildigine gore, israf etmemeyi ogrenmemiz gerekiyor. Burada onemli olan enerjinin nasil kullanildigi ve cevreye/atmsofere sacilan kirlilige karsi ne tur onlem alindigi ile uretimde ulasilmis olan teknoloji duzeyidir.

Son yillarda tuketicilerde giderek artan allerji sorunu ve ekosistemlerin mumkun oldugunca korunmasi gerektigi sonucunda olusturulan kamuoyu mukun oldugunca dogal urunlerin kullanimini gundeme getirmistir. Bunun sonucunda da dogala olan ilgi giderek artmistir.

Gunumuzda giderek artan cevresel sorunlarin cozumunde ekolojik hareket baslamistir. Bu hareket sosyoloji, antropoloji, psikoloji, cografya, siyasal bilimler ve ekonomi gibi temel bilimlerde oldugu gibi muhendislik, mimarilik, tip, cevresel kaynaklari koruma gibi uygulamali bilimlerde de baslamis durumdadir. Bu hareketin amaci dogal ekolojik dengeyi bozmadan insanin dogadan cok yonlu yararlanmasini saglayacak planlarin yapilmasi ve bunlarin uygulanmaya konulmasi uzerinedir. Diger bir degisle surdurulebilir bir Dunya'dir.

Insanin diger canlilardan farkli olarak cevresel kosullari kontrolu altina alabilmesi sonucu doganin tahribati artmis ve Dunya'nin hastaligi olan "uc P" olusmustur. Bunlar Populasyon ( nufus artisi ), Pollusyon ( cevre kirlilgi ) ve Poverty ( Yasam duzeyinin yukselisiyle gereksinimlerin artisi ) dir. Nufus artisi ve yasam duzeyinin yukselisi sonucu insanlarin gereksinimleri artmis, buna bagli olarak da gelismis teknoloji ile dogal kaynaklar zorlanmis ve cevreye olumsuz etkileri de hizlanmistir.
 

Alemtac

#2
"Çevreyi kirletmek kendi varlığımızı yok etmeye çalışmaktır" denilebilir. Dunya'nin bu hastaliga yakalanmasina sebeb olan biz, insanlar ne careler bulmayi dusunuyoruz, buluyor/bulabiliyor muyuz?

Nil'de Olum isimli bir kitap okumustum bir zamanlar. 4200 yil once Misir'da bas gosteren kuraklik ve kitliktan, sonra da tum Dunya'nin bundan nasil etkilendiginden bahsediyordu. Bu konuya cozum bulamiyoruz bizi nsanlar. Çözüm bulunamamasının sebebi insanın bitmez tükenmez bencilliği ve zengin olma hırsı...

Oysa faydalanabilecegimiz, hemde ekolojik dengeyi bozmadan enerji uretebilecegimiz okadar cok dogal olan kaynaklarimiz var ki:

  Güneş Enerjisi
  Hidrojen Enerjisi
  Rüzgar Enerjisi
  Jeotermal Enerji
  Dalga Enerjisi
  Gel-Git Enerjisi

 

Alemtac

#3
Guneş Enerjisi

Güneşin yaydığı ve dünyamıza da ulaşan enerji, güneşin çekirdeğinde yer alan füzyon süreci ile açığa çıkan ışıma enerjisidir, güneşteki hidrojen gazının helyuma dönüşmesi şeklindeki füzyon sürecinden kaynaklanır. Dünya atmosferinin dışında güneş ışınımının şiddeti, aşağı yukarı sabit ve 1370 W/m2 değerindedir, ancak yeryüzünde 0-1100 W/m2 değerleri arasında değişim gösterir. Bu enerjinin dünyaya gelen küçük bir bölümü dahi, insanlığın mevcut enerji tüketiminden kat kat fazladır.

Düzlemsel Güneş kollektörleri: Ülkemizde de çok yaygın olarak kullanılan, evlerde sıcak su elde etmede kullanılan sistemlerdir.

Yoğunlaştırıcılı Güneş Enerjisi Santrallari: Bunlarda, doğrusal, çanak şeklinde ya da merkezi bir odağa yönlendirilmiş dev aynalar kullanılarak, odak noktasında çok yüksek sıcaklıkta ısı elde edilir. Genellikle elektrik üretiminde kullanılır. Ancak henüz bir yaygınlık kazanamamışlardır.
 
Vakum Tüplü Güneş Enerjisi Sistemleri: Vakum tüplü güneş enerjisi kolektörleri: iç içe geçmiş 2 adet silindirik cam tüpün ısı yolu ile birbirine bağlanması ve bu işlem sırasında arasındaki havanın alınması ile üretilir. Dış silindirik tüpün yüzeyine düşen Güneş ışınları aradaki havasız ortamdan geçerek iç kısımdaki silindirik tüpün yüzeyinde absorbe edilmesi ile çalışır. Arada madde olmadığından dolayı sadece ışıma ile ısınan sistem suyu dış hava sıcaklığından bağımsızdır.
 
Güneş Ocakları:Çanak şeklinde ya da kutu şeklinde güneş ısısını toplayan yapılardır. Gelişmekte olan ülkelerde daha yaygın kullanılır.
 
Trombe Duvarı: Sandviç şeklinde cam ve hava kanalları ile paketlenmiş bir pasif güneş enerjisi sitemidir. Güneş ışınları gün boyunca, duvarın altında ve üstünde yer alan hava geçiş boşluklarını tahrik ederek, doğal çevirim ile termal kütleyi ısıtırlar. Gece ise trombe duvarı biriktirdiği enerjiyi ışıma yolu ile yayar.
 
Geçişli Hava Paneli: Aktif güneş enerjili ısıtma ve havalandırma sistemidir. Termal güneş paneli gibi davranan, güneşe bakan delikli (perfore) bir duvardan oluşur. Panel, binanın havalandırma sistemine ön ısıtma uygular. Ucuz bir yöntemdir. %70'e kadar verime ulaşılabilir.Araştırmaya konu olmuş, ancak yaygınlaşamamış bazı ısıl güneş enerjisi teknolojieri:
 
Güneş Havuzları: Havuza atılan tuzların yardımı ile dip tarafta sıcaklık elde edilir. Bunlar daha çok deneysel sistemler olarak kalmışlar, bir yaygınlık gösterememişlerdir.
 
Güneş Bacaları: Bir binanın zemininde toplanan ısı, yüksek ve dar bir bacaya yönlendiğinde, bacada kurulu türbini çalıştırır. Bu da, deneysel aşamada kalmış güneş enerjisi türlerinden biridir.
 
Su Arıtma Sistemleri: Bunlar da bir çeşit havuz sistemidir. Havuzun üstüne eğimli cam kapak yerleştirilir, buharlaşan su tuzdan arınarak bu kapakta yoğunlaşır.
 
Ürün kurutma sistemleri

Güneş Pilleri
Güneş pilleri ya da fotovoltaik piller diye anılan cihazlar, yarıiletkenlerin fotovoltaik etki özelliğini kullanarak, güneş ışığından elektrik enerjisi üretirler. Güneş pilleri, kurulan sisteme bağlı olarak birkaç mW'dan birkaç MW'a kadar elektrik üretebilir. Yüksek üretim maliyetleri nedeniyle, yakın zamana kadar oldukça az kullanılmıştır.
 

Alemtac

#4
Hidrojen Enerjisi

Kömür, doğalgaz gibi fosil kaynakların yanı sıra sudan ve biokütleden de elde edilen hidrojen, enerji kaynağından çok bir enerji taşıyıcısı olarak düşünülmektedir. Hidrojen yerel olarak üretimi mümkün, kolayca ve güvenli olarak her yere taşınabilen, taşınması sırasında az enerji kaybı olan, ulaşım araçlarından ısınmaya, sanayiden mutfaklarımıza kadar her alanda yararlanacağımız bir enerji sistemidir. Hidrojen içten yanmalı motorlarda doğrudan kullanımının yanı sıra katalitik yüzeylerde alevsiz yanmaya da uygun bir yakıttır.

Hidrojen Üretimi
   
Hidrojen enerji sisteminin yeni olmasına karşın hidrojen üretimi yeni değildir. Şu anda dünyada her yıl 500 milyar m3 hidrojen üretilmekte, depolanmakta, taşınmakta ve kullanılmaktadır. En büyük kullanıcı payına kimya sanayi, özellikle petrokimya sanayi sahiptir. Ülkemizde Suni Gübre Sanayi (25.000m3), bitkisel yağ (margarin) üretimi (16.000m3), petrol arıtım evleri (rafineri) (1.200m3), petrokimya endüstrisi (30.000m3), hidrojene hayvansal yağ üretimi (200-300m3) ve çeşitli yerlerde kullanılmak üzere basınçlı silindirlerde gaz veya sıvı hidrojen üretimi (6.000m3) sadece sanayide kullanılmak üzere yapılmaktadır. Enerji üretimi amacıyla ticari boyutlu hidrojen üretimi mevcut değildir. Hidrojenin üretim kaynakları bol ve çeşitlidir. Fosil yakıtlardan elde edilebildiği gibi güneş, rüzgâr, hidrolik enerji gibi yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanılması ile suyun elektrolizi yolu ile üretimi, biokütleden üretimi ve biyolojik süreçlerle üretimi mümkündür. Günümüzde hidrojen ağırlıklı olarak doğal gazdan buhar reformasyonu sonucu elde edilmektedir. Suyun elektrolizi bilinen bir yöntem olmakla beraber ekonomik hale getirilmesi konusunda çalışmalar, gene benzer şekilde güneş enerjisinden biyoteknolojik yöntemlerle hidrojen üretimi konusunda araştırma-geliştirme çalışmaları devam etmektedir.

Hidrojen Depolanması

Hidrojenin belki de en önemli özelliği, depolanabilir olmasıdır. Bilindiği gibi, günümüzde büyük tutarlarda enerji depolamak için hala uygun bir yöntem bulunmuş değildir. Eğer bugün hidroelektrik santrallerinden elde edilen enerjinin depolanması mümkün olsaydı, enerji sorununu bir ölçüde çözmek mümkün olabilirdi. Ancak, elektrik enerjisi için bilinen en iyi depolama yöntemi hala asitli akümülatörlerden başka bir şey değildir. Hidrojen gaz veya sıvı olarak saf halde tanklarda depolanabileceği gibi, fiziksel olarak karbon nanotüplerde veya kimyasal olarak hidrür şeklinde depolanabilmektedir. Hidrojen uygun nitelikli çelik tanklarda gaz veya sıvı olarak depolanabilir. Ancak gaz olarak depolamada yüksek basınç nedeniyle tank ağırlıkları problem yaratmaktadır. Hidrojen gazını depolamanın belki de en ucuz yöntemi, doğal gaza benzer şekilde yer altında, tükenmiş petrol veya doğal gaz rezervuarlarında depolamaktır. Maliyeti biraz yüksek olan bir depolama şekli ise, maden ocaklarındaki mağaralarda saklamaktır. Hidrojen petrole göre 4 kat fazla hacim kaplar; hidrojenin kapladığı hacmi küçültmek için hidrojeni sıvı halde depolamak gereklidir. Bunun için de yüksek basınç ve soğutma işlemine ihtiyaç vardır. Sıvılaştırılmış hidrojen yüksek basınç altında çelik tüpler içinde depolanabilir. Bu yöntem orta veya küçük ölçekte depolama için en çok kullanılan yöntemdir. Ancak büyük miktarlar için oldukça pahalı bir yöntemdir. Çünkü hidrojen enerjisinin yaklaşık ¼'ü sıvılaştırma işlemi için harcanmalıdır. Bir diğer pratik çözüm ise, sıvı hidrojenin düşük sıcaklıktaki tanklarda saklanmasıdır. Uzay programlarında, roket yakıtı olarak sürekli şekilde kullanılan sıvı hidrojen bu yöntemle depolanmaktadır. Dünyadaki en büyük sıvı hidrojen tankı, Kennedy Uzay Merkezinde olup 3400 m3 sıvı hidrojen alabilmektedir. Bu miktar hidrojenin yakıt olarak değeri 29 milyon Mega Jule veya 8 milyon kW-saat'e karşılık gelmektedir. Son yıllarda yapılan çalışmalar sonucu hidrojen karbon nanotüplerde de depolanabilmektedir. Karbon nanotüpler kısaca grafit tabakaların tüp şekline dönüşmüş halidir. Çapları birkaç nanometre veya 10-20 nanometre mertebesinde, boyları ise mikron seviyesindedir. Hidrojen kimyasal olarak metallerde, alaşımlarda ve ara metallerde hidrür olarak depolanabilmektedir. Metal hidrürler hidrojen depolamak için çok uygun bir yöntem olmasına karşın, kendi ağırlıkları ciddi sorun olarak ortaya çıkmaktadır. Özellikle son 10 yıldır yüksek depolama kapasiteleri nedeniyle alüminyum ve bor içeren karmaşık hidrürler yoğun olarak çalışılmaktadır. Bor içeren karmaşık hidrürler sıvı koşullarda kullanılması nedeni ile de önem taşımaktadır. Bor esaslı sistemler ana olarak sodyum bor hidrürü esas almaktadır. NaBH4, katı halde ağırlıkça %10,5 hidrojen içermektedir. Çözelti halinde, sodyum bor hidrür, aşağıdaki reaksiyona göre hidrojenini vermekte ve sodyum metaborata dönüşmektedir.(katalizor)
NaBH4(s)+H2O—>4H2 + NaBO2
H2O ve NaOH ilavesi ile sodyum bor hidrürün sıvı içerisindeki miktarı ağırlıkça %20-35 arasında olabilmekte, bu da sistemde ağırlıkça % 4.4-7.7 arasında hidrojenin depolanmasına olanak vermektedir. Sodyum bor hidrürde hidrojen depolamanın en önemli üstünlüğü depolanan hidrojenin oda sıcaklığında geri alınabilmesi ve geri alımın katalizör yardımı ile kolaylıkla kontrol edilebilmesidir. Sodyum bor hidrürün hidrojen amaçlı kullanımında en önemli darboğaz, oluşan metaboratın tekrar NaBH4 dönüştürülmesidir.

Hidrojenin Taşınması
   
Hidrojen gazı, doğal gaz veya hava gazına benzer olarak borular aracılıyla her yere kolaylıkla ve güvenli olarak taşınabilmektedir. Hidrojen boru ile taşınmasına, Texas'da petrol sanayi tarafından kullanılmakta olan ve 80 km uzunluğuna sahip boru şebekesi ile Almanya'da Ruhr havzasında 1938 yılında işletmeye açılan ve bugün 15 atmosfer basınç altında hidrojen taşımaya devam eden 204 km'lik boru hattı örnek olarak gösterilebilir. Basınçlı hidrojenin, çelik tüpler içine yerleştirerek taşınması, bu güne kadar geliştiren bir çok deneme amaçlı hidrojenle çalışan taşıtta kullanılan yöntem olmuştur. Burada görülen en büyük sorun çelik tüplerin kendi ağırlıklarıdır. Benzinli bir otomobil ortalama olarak 65 litre (47kg) benzin almakta olup, bu da enerji olarak 17 kg hidrojene karşılık gelmektedir. Hidrojeni sıvı olarak depolamak ağırlık sorununu çözmekle birlikte, tank hacmi ve maliyet artmaktadır. Diğer bir sorun ise, hidrojenin gaz haline geçmesi ile oluşan kayıplar ve yakıt ikmali zorluğudur.


Yakıt Pilleri
 
Yakıt pilleri, temiz, çevreye zarar vermeyen ve yüksek verime sahip enerji dönüşüm teknolojileridir. Bir buhar kazanı veya türbin kullanılmadan, sadece kimyasal reaksiyon ile elektrik enerjisi üretilir. Hidrojen (H2) ve oksijen (O2) arasındaki elektrokimyasal reaksiyon ile elde edilen ve toplam verimlilikleri % 80'lere kadar ulaşabilen yakıt pilleri, sürekli çalışan piller veya elektrokimyasal makinalar olarak da bilinir. Yakıt pilleri, bünyesinde kullanılan elektrolitin cinsine göre çeşitli isimler alır:
-Fosforik asit yakıt pili
-Katı oksit yakıt pili
-Erimiş karbonat yakıt pili
-Polimer elektrolit yakıt pili(PEM)
-Alkali yakıt pili
Her nekadar çalışma prensipleri benzer olsa da, çalışma koşulları ve uygulama alanları farklılık göstermektedir. Atık olarak su ve ısı elde edilmesi ve özellikle minimum seviyedeki emisyonları yakıt pillerini avantajlı kılar. İçten yanmalı motorlarda, toplam kontrol edilemeyen emisyonlar 2370 ppm, gaz türbinli sistemlerde 120 ppm olduğu halde, yakıt hücreli sistemlerde sadece 5 ppm'dir. Yakıt pilleri, boyutlarının küçük olması, yüksek verimle çalışmaları ve atık ısılarının kullanılabilir olmasının yanısıra aşağıdaki özellikleri nedeniyle de diğer güç sistemlerine göre daha üstündürler:
-Modüler olmaları
-Kullanıcıya yakın inşaa edilebilmeleri
-Yakıt olarak saf hidrojenin yanısıra doğal gaz, metanol veya kömür gazlarının kullanılabilmesi
-Sessiz çalışmaları
-Minimum seviyede kükürt oksit ve azot oksit emisyonları->İnşa edilecek alanda çok az çevre kısıtlamaları gerektirmeleri ve kısa sürede inşaa edilebilmeleri
-Katı atık problemlerinin olmaması
1839'da keşfedilmiş, 1932'de üzerinde gelişmeler sağlanmış ve 1952 yılında NASA tarafından uzay çalışmalarında enerji sağlayıcı olarak kullanılan yakıt pilleri, 1960'lı yıllarda ilk yakıt hücreli traktör yapımı ile kara ulaşımında kullanıma sunulmuş 1980'li yıllarda yakıt hücreli tren, 1990'lı yıllarda yakıt hücreli denizaltı ve uçak ile gelişim göstermiş son yıllarda kara araçlarında ve güç santrallarında yaygın araştırma ve uygulama konusudur.
 

Alemtac

#5
Neden Rüzgâr Enerjisi?

-Rüzgâr enerjisi temizdir.Rüzgâr türbinlerinden herhangi bir çevre kirliliği olmaz.
-Rüzgâr enerjisi yoğundur.Rüzgârdaki enerji gerçekten de sürdürülebilir bir kaynaktır. Rüzgâr hiç bitmeyen bir şeydir.
-Rüzgâr enerjisi, rüzgârı oluşturan hava akımının sahip olduğu hareket (kinetik) enerjisidir. Bu enerjinin bir bölümü yararlı olan mekanik veya elektrik enerjisine dönüştürülebilir.
-Fosil, nükleer ve diğer yöntemlerde atmosfere zararlı gazlar salınmakta, bu gazlar havayı ve suyu kirletmektedir. Rüzgârdan enerji elde edilmesi sırasında ise bu zararlı gazların hiçbiri atmosfere salınmaz, dolayısıyla rüzgâr enerjisi temiz bir enerjidir, yarattığı tek kirlilik gürültüdür. Pervanelerin dönerken çıkardığı sesler günümüzde büyük ölçüde azaltılmıştır.

Günümüzde dünyadaki kullanım oranının çok düşük olmasına karşılık, 2020 yılında dünya elektrik talebinin %12'sinin rüzgâr enerjisinden karşılanması için çalışmalar yapılmaktadır.

Jeotermal Enerji

Türkiye gibi jeotermal enerji açısından şanslı ülkeler için bir özkaynak teşkil etmesi; temiz ve çevre dostu olması; yanma teknolojisi kullanılmadığı için sıfıra yakın emisyona sebebiyet vermesi; konutlarda, tarımda, endüstride, sera ısıtmasında ve benzeri alanlarda çok amaçlı ısıtma uygulamaları için ideal şartlar sunması; rüzgar, yağmur, güneş gibi meteoroloji şartlarından bağımsız olması; kullanıma hazır niteliği; fosil enerji veya diğer enerji kaynaklarına göre çok daha ucuz olması; arama kuyularının doğrudan üretim tesislerine ve bazen de reenjeksiyon alanlarına dönüştürülebilmesi; yangın, patlana, zehirleme gibi risk faktörleri taşımadığından güvenilir olması; % 95'in üzerinde verimlilik sağlaması; diğer enerji türleri üretiminin (hidroelektrik, güneş, rüzgar, fosil enerji) aksine tesis alanı ihtiyacının asgari düzeylerde kalması; yerel niteliği nedeniyle ithalinin ve ihracının uluslararası konjonktür, krizler, savaşlar gibi faktörlerden etkilenmemesi; konutlara fuel-oil, mazot, kömür, odun taşınması gibi problematikler içermediği için yerleşim alanlarında kullanımının rahatlığı; gibi nedenlerle büyük avantajlar sağlamaktadır.

Uygulama ve Değerlendirme Alanları
  I. Elektrik enerjisi üretimi
  II. Merkezi ısıtma, merkezi soğutma, sera ısıtması ve benzeri ısıtma/soğutma uygulamaları
  III. Proses ısısı temini, kurutma işlemleri gibi endüstriyel amaçlı kullanımlar
  IV. Karbondioksit, gübre, lityum, ağır su, hidrojen gibi kimyasal maddelerin ve minerallerin üretimi
  V. Termal turizm'de kaplıca amaçlı kullanım
  VI. Düşük sıcaklıklarda (30 °C'ye kadar) kültür balıkçılığı
  VII. Mineraller içeren içme suyu üretimi
 
 

Alemtac

#6
DALGA ENERJİSİ 
 
Okyanus veya denizler gibi büyük su kütlelerinde meydana gelen dalgaların enerjisinden yararlanabilmektir.   

Üretilmesindeki zorluklar:
  *Dalgaların yüksek gücüne karşın düşük hızlarda ve farklı yönlerde hareket etmesi
  *En güçlü fırtınalara ve tuzlu suyun neden olacağı paslanmaya dayanabilecek yapıların yüksek maliyeti
  *Kurulum ve bakım giderlerinin yüksekliğidir.

Dalga enerjisinin toplam enerji potansiyeli, toplam enerji büyüklüğü 2.5 terawat olarak hesaplanan gel-git enerjisinden çok daha fazladır. Sahilleri güçlü rüzgarlara maruz kalan ülkeler, enerji ihtiyaçlarının %5 veya daha fazlasını dalga enerjisinden karşılayabilirler.

GELGİT ENERJİSİ 
 
Gel-git veya okyanus akıntısı nedeniyle yer değiştiren su kütlelerinin sahip olduğu kinetik veya potansiyel enerjinin elektrik enerjisine dönüştürülmesidir. Gel-git enerjisini elektriğe dönüştürmek için yaygın olarak, uygun bulunan koyların ağzının bir barajla kapatılarak, gelen suyun tutulması, çekilme sonrasında da yükseklik farkından yararlanılarak türbinler aracılığı ile elektrik üretilmesi hedeflenir. 24.8 Saate bir tekrarlanan gel-git hareketleri, düzenli bir enerji kaynağı olması açısından ilginç olmakla birlikte, enerji üretim süresinin 6-12 saatle kısıtlı olması bir dezavantaj yaratmaktadır. Suyun potansiyel enerjisinin %80'ini elektrik enerjisine dönüştürebilen gel-git enerjisi, güneş enerjisi gibi diğer alternatif enerji kaynaklarına göre daha yüksek bir verimliliğe sahiptir. Deniz ve okyanuslardaki düzenli akıntıların kinetik enerjisinin, deniz tabanına yerleştirilen türbinler aracılığı ile elektrik enerjisine dönüştürülmesi akıntı enerjisi olarak anılır. 
 

Alemtac

#7
Simdi Sevgili Dostlarim; elinizde varsa okuyun derim: Kryon Yuvadan Mektuplar 5'in 270. sayfasindan 280.sayfasina kadar "Yerkure ve Siz"

Dunya bir canlidir ve bizi tasimaktan da mutludur. Bu fiziksel evrende kendi bilinci ve niyetiyle kendi sprituel yeteneklerini yukseltme yetenegine sahip ondan baska hicbir gezegen/yasam formu yoktur. Baska hicbir gezegen bu yetenege sahip degildir.

Sevgiler :)