Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü
avatar_fidelista

Ego nun ölümü

Başlatan fidelista, 23 Nisan 2017, 03:30:01

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

fidelista

EGO"nun Ölümü


EGO'nun ölümü: Kendini Silme ve Aydınlanmanın Deneyimi.

UYANMA, bildiğini sandığınızı sonsuza dek kaybetmek demektir, hiçbir şey bırakmayan bir yıkım dalgası gibi, gerçek olanın dışında, bildiğinizi sandığınız şeyleri kaybetmek  - (Unmani söylemiş).

Ölüm, insanların genellikle karanlık, yas, çürüme ve genel ürpertiyle ilişkilendirdiği bir kelimedir. Bütün hayatımızı bir gün fiziken öleceğimizi anlamayıp, inkar ederek geçiriyoruz.

Ancak, bu makalede bahsedeceğim ölüm, korktuğumuz tipik bir ölüm korkusu değil. Söz edeceğim ölüm, şimdiye kadar gidebildiğiniz en güzel, en değerli, aydınlatıcı, dehşet veren, geniş anlamlı, aydınlatıcı ve paradigma parçalayan bir deneyimdir. Bu deneyim, "ego ölümü" olarak bilinir ve her ciddi manevi arayışta olan için yaşamak zorunda olduğu en önemli süreçtir.




Ego nedir?

Ölümün ne olduğunu anlamak için önce egonun ne olduğunu anlamalıyız.

Ego, temelde kendimizi veya kendi kimliğimizi nasıl hissetiğimizdir. Ego, hepimizin ayrı ayrı "bireysel" varlıklar olduğuna dair bizlerin yarattığı biyolojik ve manevi bir araç ve savunmaktadır.

Bu yaşamda birbirimizden ve yaşamla ilgili olan her şeyden  ayrı, yanlız bireyler olduğumuza inanmamızdan dolayı hep acı çekeriz. Ego, yaşamı dualite merceğinden algılar. İkilik, gerçekliğin tam tersidir aslında - yaşamın sevgi / nefret, iyi / kötü, doğru / yanlış ve kutsal / günahkar gibi karşı güçlere bölünmesidir.

Yaşamı bölümlere ayırdığımızda acı çekeriz. İkili egonun sonucu yargı, nefret, kınama ve yabancılaşmadır. Bazı şeyleri kabul ederken, başka şeyleri reddediyoruz. Bazı insanları severken, diğer insanlardan nefret ediyoruz. Kayıtsız şartsız yaşamın bütünlüğünü kabul etmek yerine, onu "kabul edilebilir" ve "kabul edilemez" deneyimler, insanlar, inançlar, düşünce ve duygulara ayırıyoruz. Bundan dolayı acı çekiyoruz.

Ruh'tan ayrı olduğumuzu algılamamızın sonucu ve dualite objektifinden hayat boyunca gördüklerimizden dolayı kendimizi reddetmeye başlarız. Yaşadığımız herhangi bir düşünce, duygu, hissetme, deneyim veya inanç, "kötü", "kabul edilemez" veya "yanlış" olarak yargılandırılır, bastırılır, görmezden gelinip reddedilir. Bu baskının bir sonucu olarak, daha "çarpık", "kızgın" ve "sapık" hale gelen Gölge Kimliklerimizi besleriz.

Egonun içinden geçerek gelen yaşam ürünü, kendi dünyamızda çok açık bir şekilde algılanıp yaşanır. Deneyimlerimiz olan; depresyon, kaygı, zihinsel hastalık, cinayet, nefret, açgözlülük, yoksulluk, savaş ve çevreye zarar verme, iç acımızın bir yansımasıdır. İç acımız yalnızca başkalarından ve hayatın kendisinden ayrı olduğuna inanan ego ürünüdür.




Ego Ölümü Nedir?

Bu makalede "ego ölümü" terimini kullandım, çünkü böyle bir deneyim için kullanılan en popüler deyim budur. Gerçek şu ki, Ego asla gerçekten ölemez; bunun yerine, aşarak, öteye geçip artık yaşamımızı yönetenin O olmadığı Ona idrak ettirilir.

Öyleyse "ego ölümü" nü nasıl tanımlayabiliriz?

Ego ölümü, egonun veya kimliğin aşılma tecrübesidir. Bu deneyim,  görüp görebileceğiniz en aşılması güç, UYANDIRAN, dehşet verici, huzurlu ve koşulsuz sevme deneyimdir. Ego ölümü, gerçek tabiatınızı tamamen somutlaştıran (veya gerçekten kim olduğunuza dönerek) geçici bir deneyimdir.

Bununla birlikte, ego ölümü deneyimi  tarif edilemez derecede güzel olsa da, ruhsal yolu fark etmeyenlere ve gerçek tecrübeye direnenlere de tarif edilemez derecede korkunç olabilir.

Ego ölümünü dile getirenler genellikle iki gruba ayrılır: deneyimlerini aydınlatan olarak tanımlayanlar ve deneyimlerini işkence olarak tanımlayanlar. Ben hem saf heyecan hem de saf dehşet durumları yaşadım.

Halüsinojen yaratan maddeleri kullanan kişilerin oluşturduğu topluluktan haberiniz var mıdır bilmem (daha yüksek varoluş hallerine erişmek için Psikedelik maddeleri kullanan bir topluluk) biliyorsanız, birçok "ego ölüm" deneyimlerini duymuşsunuzdur. Ayahuasca (tropik üzümü), DMT ve psilocybin mantarları gibi şamanik bitkiler, ruhsal tecrübeye açılan etkili, geçiş kapılarıdır. Psikedelik kaşifler Dennis ve Terence McKenna (kendilerini "Çığlık Atan Uçurum'un Kardeşliği" olarak nitelendirdiler), ego ölümü karşısında yaşanan saf dehşet ve terör'den sıklıkla bahsettiler. Ancak, Terence McKenna'nın söylediği gibi, uçuruma cesaretle yaklaşmalıdır, çünkü ancak o zaman korkunun bir illüzyon olduğunu farkedersin:

Doğa cesareti sever. sözünü, yükümlülüklerini yerine getiriyorsanız,  doğa zor olan engelleri ortadan kaldırarak size cevap verecektir. Sen, sana düşeni yapıp imkansız rüyayı hayal et ve dünya seni yok sayıp ezip geçmeyecektir, elinden tutup kaldıracaktır. Püf nokta budur. Gerçekten de simyaya özgü Altın'a gerçekten dokunan, bilinen  tüm öğretmenler ve filozoflar, bunu böyle anlamışlardır. Şelaledeki şamanik dans da budur. Sihirbazlık ta böyle yapılır. Kendinizi uçurumlara atarak, Onun kuş tüyünden, rahat bir yatak olduğunu keşfederek.

Ego ölümü ürkütücü hissedebilir, çünkü bu ego için en büyük tehdittir: yalnızca bir dakika için bile, "ben" in tamamen kaybolması. Bir savunma mekanizması olarak ben, aşırı bir korku yaratır. Bununla birlikte, ruhsal patikalarımızda ilerletmek için, bu korkunun rolünü anlamak zorundayız, dikkatli olmalı ve bizi sınırlamasına izin vermemeli.




Ego Ölümünün 7 Basamağı

Ego ölümü aşamalar halinde gerçekleşir ve eğer cesaretle peşi  izlenirse; Nirvana, Birlik veya Aydınlanma deneyimine neden olur.

Ego ölümü, formülsel veya  öngörülebilir değildir; ancak, bir kalıp izleme eğilimindedir:

Aşama 1 - Ruhsal Uyanış

Ego ölümünün ilk aşamasında yaşamın ne olduğuna "uyanmaya" başlıyoruz. Ruhsal uyanış süreci bir yaşam krizi, trajedi, kronik bir hastalık veya yalnızca ruhsal olgunlaşmanın doğal süreci tarafından tetiklenebilir. Manevi bir uyanış yaşadığımızda hayatta daha fazla derinlik aramaya başlarız. Çoğu zaman, "amacım nedir" "hayatın anlamı nedir?" ve "ölümden sonra ne olur?" gibi büyük sorular sorarız. Ruhsal uyanışlar, hayatta eksik olan temel, çok derin bir şeyin algısıyla tetiklenir ve depresyon ve kaygı da buna eşlik eder.

2. Aşama - Ruhun Karanlık Gecesi

Ruhun karanlık olan gecesi, ruhsal uyanış sürecinde ayrılamaz bir parçadır. Karanlık Geceyi yaşarsak, kendimizden, başkalarından ve Kaynak'tan ne kadar uzakta, ayrı olduğumuzdan fazlasıyla emin oluruz. Ruhun Karanlık Gecesi, kendimizi tamamen kaybolmuş, yalnız ve başkalarından soyutlanmış hissettiğimiz bir dönemdir. Bu acımızın birikimi veya doruk noktasıdır. Düşüncemizde derinleştikçe, hayatımızda önemli değişikliklerin mutlaka olması gerektiğini anlıyoruz, ancak hala neye veya nereye bakıp ta arayabileceğimizi bilemiyoruz.

Aşama 3 - Ruhsal Arayış

Sonunda, ruhsal  uyanışı ve Ruhun Karanlık Gece'sini  yaşadıktan sonra ruhsal alana tökezleyerek düşüyoruz. Farklı manevi uygulamalarla denemelere başlıyoruz ve uygulamalardan bazılarının acılarımızı hafiflettiğini farkediyoruz. Çektiğimiz ıstırapları azaltmaya yoğunlaşıyoruz ve şifa enerjileri, zen, yoga, astroloji, mistisizm vb. gibi birçok farklı alanı keşfetmeye başlıyoruz.

4. Aşama - Satori

"Satori" kelimesi, "anlık bir aydınlanma" anlamına gelen Zen Budistlerin kullandığı bir kelimedir. Satori, Gerçek Doğa'ya ya da Bilincin kendisine küçük bir bakış açısı; Ego'dan tamamen sıyrılma anı. Bazıları için bu deneyim korkutucu ve manevi büyümede durgunluk, diğerleri için, derin yaşam-değişikliği ve ruhsal büyümedir.

5. Aşama  - Yaşlı Olan Ruh

Belirli bir süre geçtikten sonra ruhsal farkındalığı geliştirmeye başlıyoruz. Bizi gerçek amaçtan uzaklaştıran, ağrı, korku ve ayrım döngüsünde sıkıştıran hile ve ruhal-şaşırtmaca pratiklerinin farkına varıyoruz ve daha sonra bizi KAYNAK'a (Yaratıcı) açan doğru uygulamaları öğreniyoruz. Gittikçe ruhsal olgunluk deneyimlerimiz artmaya başlıyor, öz disiplin, sabır ve odaklanma erdemlerini öğreniyoruz.

6. Aşama - Çözünme ve Yıkım

Bu aşamada, olmadığımız her şeyden vazgeçmeye başlıyoruz. Bu aşama sadece yıkıcı ve sınırlayıcı inançlarımızı ve davranış kalıplarımızı tanımlamakla kalmıyor, aslında onların gitmelerine izin vererek ışığın içeri girmesini sağlıyor. Bu süreçte lütuf, disiplin, güven, cesaret, bağlılık ve sevgi,  çok  önemli  rol oynuyor.

7. Aşama - Aramanın Sonu

Sonunda, duruyoruz. Ne olduğumuzun ve ihtiyacımız olan her şeyin hemen şu anda bulunabileceğini anlıyoruz. Bir şey olmak, bir şeyi kaybetmek, bir şeyler bulmak ve bir şeyleri başarmak için verilen çaba, arama, ortadan kayboluyor. Gerçeği, sevinci, barışı ve sevgiyi kendimiz dışındaki herhangi bir yerde  aramanın  yanılma olduğunu görüyoruz. Bizlerin veya Varlık Gerçekliğinin, her varlıkta ve her şeyde yansıdığını  görüyoruz. Ego hala mevcutken, egonun yalnızca bir araç olduğunun farkına varmaya başlıyoruz; kim olduğumuzun gerçeği değil. İkilemin ve egonun kavraması ile birlikte ve bunları aşan bir farkındalıkla, her şeyin koşulsuz sevgi ve herşeyi olduğu gibi kabul etme anlayışını geliştiriyoruz. Bu aşama nihai barış, özgürlük ve insanların "aydınlanma" olarak nitelendirdikleri aşamadır, ancak bütün bunların yanı sıra, durumu yaşayanlar böyle bir deneyimi kapsayan hiçbir etiket veya zihinsel yapının bulunmadığını bilirler.

Ego ölümü, ciddi, arındırıcı, derin ve paramparça eden  bir deneyimdir. Çok derin ve bu yaşamda deneyimlediğimiz her şeyin ötesinde olan, varoluş algısını tek bir anda değiştiren bir durumdur.

Umarım bu "aşamalar" daha iyi anlamanıza yardımcı olmuştur.

Son olarak, sizi ölümün kendisi hakkında biraz daha düşünmeye sevk edecek  güzel bir alıntı ile bırakacağım:

Ölüm, siz olmayan herşeyin kazınıp alınmasıdır. Hayatın sırrı, ölmeden önce ölmektir ve ölümün gerçekten hiç olmadığını anlamaktır.  (Eckhart Tolle)
 Aletheia Luna.
Çeviren:  Naci Gülşan
https://evrenselkural.blogspot.com.tr/2017/03/egonun-olumu.html

Enginbaysan

Ego deneyimi tamamen negatiftir egodan siyrilmadikca temizlenmedikce bu yeni spirituel konularla pek ugrasmazsiniz ego insana herseyi yaptirir su an bende ego yok egoluyken kendimi harap etmisim hep ustte olma cabasi beni bitirmis yasadigim olaylar egonun olmesine sebeb oldu cok aci cektim siz siz olun egonuzu beslemeyin

bozadi

Alıntı yapılan: Enginbaysan - 01 Haziran 2025, 10:18:46 Ego deneyimi tamamen negatiftir egodan siyrilmadikca temizlenmedikce bu yeni spirituel konularla pek ugrasmazsiniz ego insana herseyi yaptirir su an bende ego yok egoluyken kendimi harap etmisim hep ustte olma cabasi beni bitirmis yasadigim olaylar egonun olmesine sebeb oldu cok aci cektim siz siz olun egonuzu beslemeyin
Ego yangınının kontrol altına alınabileceğine ve alınması gerektiğine kesinlikle inanıyorum ama mevcut şartlarda ego denen hastalıktan tamamen kurtulmamızın ya imkansız ya da çok çok zor olduğunu tahmin ediyorum. Tabi burada "ego" derken neyi kastettiğimiz önemli. Tanıma bağlı olarak, belirli bir miktarda egonun doğal ve gerekli olduğu bile iddia edilebilir sanırım ama şahsen ben egoyu tartışırken genellikle "kurtulunması gereken bir hastalık" olarak görüyorum daha ziyade. Ama kısavadede kökünden temizlenebileceğini sanmıyorum. Büyük oranda "egoca" konuşan bir dünyada toplum içindeki varlığımızı ve toplumla iletişimimizi sürdürmek için bile belirli bir miktarda egoca bilmek ve konuşabilmek gerekebiliyor gibi.

Sen "şu an bende ego yok" derken, egodan kastedilen olumsuz şeyin "baskınlığından" kurtulmuş olmayı kastettiğini tahmin ediyorum. Ve elbette böyle bir durum deneyimlemiş olmanı, yani bu konuda yeni ve çok daha olumlu bir duruma evrilmiş olmanı sevindirici buluyorum.

Çok kesin bir ego tanımı yapmak ne kadar mümkün bilmiyorum ama varlıkla birliğimizi sezme, bunun sevincini, kudretini denyimleme ve bu birliğin mutlaklığına doğru ilerleme güdüsü ve farkındalığı, "egonun tersi" denebilir belki. Ego konusunda en önemli kavramlardan biri "ikiliktir" sanırım. Yani "Evren/varlık/hayat ayrı, ben ayrı" gibi temel bir ikilik durumu var. Tüm varlığın bir olduğunu, bu birliğin sonsuz bir kudret ve bilinç olduğunu, bizim de onun bir parçası ve kendisi olduğunu algılamamız, bu bilgiye güvenmemiz, egonun üzerimizdeki egemenliğini zayıflatıcı etkiler yapıyor sanırım.


sybleman

Katılıyorum bozadi ego ölümü kolay değil. Tam olarak ölüyor da diyemeyiz. Arindirabiliriz. Arindirinca da kontrolü ruh devralabilir. Gecen gün ego yu anlatan bir grafik vardı Bengü paylaşmıştı galiba. Süper ego, ego ve id olarak. İd en ilkel benlik. Ne kadar arındırsak da yemek içmek uyumak gibi dürtüler minimumuma da inse bir seviyede gerçekleşmesi gereken şeyler.

Alt benliklerin ölümü ile egoyu sifalandirmak mümkün. Onların ölümü de hiç kolay değil. Kaç kere ölmek lazım bilmiyorum. Ama bir hafta boyunca her gün öldüm ve hala arindirabildigime inanmıyorum. Hala ölmesi gereken parçalarım var. Onları gozlemleyebiliyorumm hala cılız sesleriyle itiraz ve yönlendirmeleri ile müdahale etmeye çalışıyorlar .

İçsel çocuğa şifa yapayim derken bütün alt benliklerimi yüzeye çıkardım. daha da bitmedi. Tekrar yapacak ceseretim yok şuanda. Yüzleşmesi ayrı zor ölümünü hissetmek ayrı zor. Senelerdir seninle olan bir parçanın ölümünü hissetmek. Bedeninden bir uzvunu kesseler ancak o kadar hissettirir.

Burada yazıyor olmamız bile ego. Nerden baksan egodayiz. 

benguonat

Paylaştığım grafik tam olarak o değildi ama öyle de yorumlanabilir  ;D Ben ego ölümünün, kendimizi tanımladığımız şeylerin ölmesi diye düşünüyorum. Aslında her insan, sadece var olduğu için değerlidir ve önemlidir. Ama örneğin belirli bir okula gidinceye, meslek edininceye, şöyle böyle kişilerle bir arada oluncaya kadar çoğu insan kendini değerli görmüyor. Bir anda dünyevi bir unsurla kendilerine değer atfedince bence o zaman ego başlıyor. Ben kendimi sonsuz evrenin ayrılmaz parçası diye tanımlamıyorum, kendimi olduğum gibi sevmiyorum. Dünya hayatında yaşadığım bir aşamadan sonra "adam olmuş" hissettim diyelim. Ben şuyum buyum diye kendimi tanımladığım şey her neyse eğer, ona saldırı gelmesi benim tüm benliğime saldırılmış gibi hissetmeme sebep oluyor. Egom yüzünden acı çekiyorum.

Günlük hayatta belirli unvanlar altında tabi ki maskeler takıyoruz, kendimizi ifade ve savunma için bir miktar ego lazım. O maske özümüzün üzerine yapışıp kalırsa sorun çıkıyor. Bir türlü düşük moddan çıkamıyoruz veya bir iyi, bir kötü olarak dengemiz şaşıyor. Özümüzün ne olduğunu bilirsek de yerde sürünen duygulardan çıkmamız o kadar kolaylaşıyor.

Bir keresinde gittiğim inzivalardan birinde ustam bana meditasyonda beni o egomla yüzleştirip alnından öptürmüştü  :D Sevgiyle kabul ettirmişti. Yönteme çok şaşırmıştım ama işe yaradı. Düşündüm de hakikaten, egomla, negatifliğimle canhıraş mücadele ediyordum. Tam olarak onun silahıyla, yani negatiflikle onu yenmeye çalışmışım hep. Hiç de fark etmemişim. Aslında her şeye rağmen kabul, anlayış, onay. Aaaaa bu benim kendimle kavgamı bitirdi. O ego benimle savaşa girmiyormuş, bana bir mesajı vermeye çalışıyormuş. Anlamadığım için bağırış çağırışa geçmiş de ben savaş zannediyormuşum. Negatifliklerimi bile sevgiyle kabul edince bende çok şey değişti.

Qui-gon jinn

Alıntı yapılan: fidelista - 23 Nisan 2017, 03:30:01 Son olarak, sizi ölümün kendisi hakkında biraz daha düşünmeye sevk edecek  güzel bir alıntı ile bırakacağım:

Ölüm, siz olmayan herşeyin kazınıp alınmasıdır. Hayatın sırrı, ölmeden önce ölmektir ve ölümün gerçekten hiç olmadığını anlamaktır.  (Eckhart Tolle)

Ustanın bu sözünü çok iyi hatırlıyorum ve yanlış hatırlamıyorsam eğer "Şimdi'nin Gücü" kitabında yer alıyordu. Ne zaman "Ölüm" kavramı geçse, aklıma gelen söylevlerden biridir bu sözler. Bir diğeri de bir Osiris rahibin sözü idi; "Oğlum ölüm ancak gelişmemiş varlıkları dehşete düşürür."...

Herneyse, Ego'yu Echart Tolle "Sahte zihin ürünü bir benlik" olarak tanımlamıştı ve benzer şekilde diğer bazı üstatlar. Dolayısı ile o ve diğer ustalarda bu zihin ürünü yani gerçekte mevcut olmayan illüzyondan kurtulmanın yolunun ancak, onun zaten hiç varolmadığının farkındalığına ulaşmakla mümkün olduğunu dile getirmişlerdi diye hatırlıyorum. Onunla savamaya çalışmak, ona bir varlık kazandırmaktan başka bir işe yaramıyor. Zihnimizde ona bir varlık kazandırmaya devam edecek düşüncelere yer verdiğimiz sürece ondan kurtulamayız. Olmayan bir şeyden kurtulamayız, sadece onun gerçekte olmadığını, bu illüzyonun sürmesine kendimizin katkı sağladığını görebilmeliyiz. Bu bağlamda eğer aydınlanmak, asıl, öz, gerçek varlığımıza ulaşmayı amaç ediniyorsak, ustaların dediği gibi "herşeyi bırakarak" zihni hiçbirşeyin üzerinde sabitleyip, düşüncelerimizde dahi "ikilik" yaratmaktan vazgeçmemiz gerekiyor. Ki bu çok incelikli hali gerçekleştirebilene ne mutlu...

Şahsen ben kendi durumumda, hem bazı geçmiş bağlantılar (Uhde), hem de halihazırda mevcut bazı bağımlılıklar yüzünden maalesef bunu bir türlü yapamıyorum. Umarım bir gün başarabilirim ama bu hayatın içinde yaşarken bunu gerçekleştirebilmek çok çok zor bir durum gibi geliyor bana. Evet eskisine nazaran bu zihinsel bağlar çok çok az kalmış durumda olsa da, lakin yine de varlar. Bir kısmını değil, "herşeyi" bırakmak gerekiyor...

"Herşeyi Bırakmak"... Hatırlıyorum da bir keresinde, bir gece uykumdan uyanıp isyan ettiğim oldu bu söz karşı, artık nasıl takılmışsa aklıma, kalktım, bir süre yatakta dikilip boş boş karşı duvara bakım ve sonra "Yav! nasıl herşeyi bırak, offf..." diye bağırdım. Dert olmuş içime, neyse, hayırlısı artık...:)

Sevgiler.


Enginbaysan

Herseyi birakmaya bence su durumda cok takilma bilinc sicramasi olmadan bunu yapabilecegimizi sanmiyorum pleiades ogretilerinde bu yaziyo zamanla bilinc sicramasi denilen seyleri yasicaz bir kismimiz gecmisini hatirliycak ancak o zaman bazi seyleri birakabilirsin kendine dert etme hersey bi anda olcak degil biz su an hangi bilgilerin dogru oldugunu anlamaya calissak yeter

bozadi

"Herşeyi bırakmak" zaman zaman benim için de önemli bir kavram haline geliyor. Belki bir ruh halinden diğerine, kişiden kişiye farklı anlamlar taşıyabilir ama şu an benim için şöyle bir anlam ifade ediyor: En büyük önemi kendi varlığımda bulduğum iyiliğe, şifaya, huzura, güvene vermek. Aradığım ve ihtiyaç duyduğum en önemli, en gerekli şeyi kendi varlığımda bulmak. Hiçbir şey bundan daha önemli, daha öncelikli, daha anlamlı değil.

Qui-gon jinn

Derler ki, Buda aydınlanırken sonunda ruhunu bile geride bırakmıştı, geriye kalan tek şey ise hakikat idi. Bundan daha önce de söz etmiştim, tüm gerçek Ezoterik öğretilerin temeli "terk"e dayanır. Herşeyi bırakan bu yolla herşeye ulaşır. "Ölmeden önce ölmek" kavramının temelinde de bu var. Ve eğer hakikatte "Herşey Bir ve Aynı Şey" ise şayet, burada kastedilen "İkiliği bırakmak"tır asıl, ikiliği bırakmak ve birlik makamını tutmak. Dolayısı ile herşeyin bir ve aynı şey olduğu yerde, "Ben" diye tanımladığımız varlık herşeyden ayrı olamaz. Eğer bir ayrılık içerisinde bulunuluyor ise şayet, bu sahte, zihin ürünü bir benliktir ki, birliğe varmak isteniyorsa bu "kişi" illüzyonundan hakikate uyanmak gerekir...     

Velhasıl bunları konuşmuşken aklıma Feridüddin Attar'ın "Esrarname" adlı eserinden not ettiğim bazı sözler geldi şimdi, onları da paylaşmak isterim. Yorumlarınız için teşekkürler arkadaşlar.Sevgiler.

Ne kadar sıyrılırsan sen kendinden,
Yükselirsin kendi suretinin altından.

Kurtulmak istiyorsan, kendini bırak,
Kurtulmak için öl ölmeden önce.
Kimse aşinalık etmez ölü ile.
Kendi canından vazgeçtiğin zaman,
Bil ki kurtulursun bütün tuzaklardan.

O'nunla tanı O'nu, fani ol.
Fenanın kendisinden baki ol.
Fani olursan, baki olursun.
Hep sen kalırsın, sen sensiz kalırsan.


bozadi

Alıntı yapılan: Qui-gon jinn - 03 Haziran 2025, 03:17:50 Ve eğer hakikatte "Herşey Bir ve Aynı Şey" ise şayet, burada kastedilen "İkiliği bırakmak"tır asıl, ikiliği bırakmak ve birlik makamını tutmak. Dolayısı ile herşeyin bir ve aynı şey olduğu yerde, "Ben" diye tanımladığımız varlık herşeyden ayrı olamaz. Eğer bir ayrılık içerisinde bulunuluyor ise şayet, bu sahte, zihin ürünü bir benliktir ki, birliğe varmak isteniyorsa bu "kişi" illüzyonundan hakikate uyanmak gerekir...     
Evet, işin özünde tek bir "ben" var. Maharaj'ın "I Am" ("Ben-im", "var olanım") diye vurguladığı şey.

sybleman

Güzel dedin Qui. Hatta en son terki terk vardır.

Alıntı YapTerk-i dünya, dünyaya gönül vermemek; terk-i ukbâ, cennet arzusu ve cehennem korkusuyla ibadet etmemek; terk-i hestî, insanın varlığını terk etmesi; terk-i terk ise terk ettim demeyi bile terk etmek anlamlarına gelir