Haberler:

Yeni celse forumda! 25 Nisan 2026🔆

Ana Menü

-The Flow / Akış

Başlatan isiklidusler, 05 Ekim 2014, 05:56:53

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

isiklidusler


Macar asıllı Mihaly Csikszentmihalyi, bugün psikoloji alanında mutluluk ve yaratıcılık konularındaki en önemli araştırmacılardan biri olarak kabul edilmektir. Kendisi yapmış olduğu bir konuşmada, çocukluk döneminin ikinci dünya savaşı sonrasına gelmesiyle de paralel olarak, işlerini, evlerini, güvenlerini yitirmiş insanlar için hayatı yaşamaya ne değer kılar sorusu üzerinde çok düşündüğünü ve sonrasında da biraz da tesadüf eseri bu soruya yanıt ararken psikolojide karar kıldığını anlatır.

Mihaly Csikszentmihalyi'nin çalışma odağı, günlük yaşam içinde kişilerin kendilerini gerçekten mutlu hissettikleri anlar olmuştur. Yaratıcı insanlarla çalışırken, onların yaratma anlarındaki duygu durumlarını tanımlamak üzerine çalışmıştır. Flow (Akış) ve Creativity (Yaratıcılık) adlı kitaplarında bu konuları işlemiştir.

Farklı alanlarda yaratıcı olan kişilerle yapılan görüşmeler ve onların yaratıcılık anlarında neler yaşadıklarını/ yaşamadıklarını anlatmaları, Mihaly Csikszentmihalyi'nin çalışmalarının temelini oluşturmaktadır.

Her yıl, iyi görünme, zengin olma ya da özgüven geliştirme yollarını anlatan yüzlerce kitabın yayımlandığını görüyoruz. Bu kendini geliştirme kitapları, kısa vadede okura yardımcı olabilse de, büyük olasılıkla doyurucu sonuçlar vermiyor, çünkü yaşam niteliğini arttırmak için fazla bir şey yapmıyor. Peki insanların yaşamaktan zevk almaları için gereken nedir? Yaşamı değerli kılan içsel yaşantılar nelerdir?

Mihaly Csikszentmihalyi, yirmi yılı aşkın bir süredir \"üst düzey yaşantı\" durumlarını, yani insanların yoğunlaştıkları ve yaptıkları işten derin bir zevk aldıklarını bildirdikleri zamanları araştırmaktadır. Bu araştırmalar, yaşantıyı gerçek anlamda doyurucu yapan şeyin, akış adı verilen bir bilinç durumu olduğunu ortaya çıkarmıştır; akış, insanın dikkatini odakladığı bir etkinlikte kendini kaybetmesine neden olan bir yoğunlaşmadır. Herkes zaman zaman akış yaşar ve akışın özelliklerini bilir: Akış durumunda insanlar güçlüdürler, dikkatlidirler, çaba harcamaksızın durumun denetimini ellerinde tuttuklarını ve yeteneklerinin doruğunda olduklarını hissederler. Zaman duygusu da, duygusal sorunları da ortadan kalkmıştır; sanki ve nefes kesici bir aşkınlık duygusu yaşarlar.

alıntı-kaynak;http://universumcorpusnostrum.blogspot.com.tr/2012/08/the-flow-aks.html

(Akış aslında; bir zamanın olmaması fikri-durumu hali; zamanı unutmak ya da ; Hepimiz biliriz; Zamanın nasıl akıp geçtiğini anlamadım; Aa kaç saat olmuş ya da tam tersi zaman bir türlü geçmek bilmiyor; )
 

Tgur

#1
Tam bu noktada, zaman ve akış hakkındaki yorumlamanızı desteklemek maksadı ile ,şu alıntıyı kaydetmek istiyorum ,zira K.lar bizim zaman algılamamızın başka bir şekle dönüşmesi için bir çok işaretlerde bulunuyor ama biz o kahredici DNA kilitlenmemiz yüzünden lineer zaman kalıplarını kolay kolay kıramıyoruz,

Bu arada siz bir kazançsınız sitemiz için ,çok kere arada unutuyoruz ,hoş geldiniz siz de ve diğer yeni katılan kazançlarımız da..

-----------------------------------------

S: (L) Daha önce zamanın "seçici ve değişken" olduğunu söylemiştiniz. Bu tam olarak ne anlama geliyor?
C: "Seçici" derken zamanı jukebox (müzik kutusu) gibi düşünmenizi önerdik. Orada seçebileceğiniz pek çok şey var, seçtiğiniz şeyi dinleyebiliyorsunuz. Ama parçaları sırasıyla çalmanız gerekmez, eğer bildiğiniz tek çalış yöntemi bu değilse. Parçalar her zaman orada, değil mi? (ç.n.: kastedilen şeyi ben de bu açıklamayla kavradığım için "selective" kelimesinin bu bağlamdaki daha uygun karşılığının "seçici" değil de "seçimli" veya "seçmeli" olduğu sonucuna varıyorum.)

S: (L) Bu çılgınlık! Herşey öyle rastgele bir sırayla olur mu hiç?!
C: Algılayıcının bakış açısıyla rastgele.

S: (L) Zamanı ancak ardıl şekilde algılayabilmemize neden olan şey nedir?
C: Arkadaşlarımız 4'üncü yoğunluk KH'nin eseri olan DNA yeniden yapılandırması.

S: (L) Bu DNA'yı yeniden kazanma veya yeniden yapılandırma olasılığımız var mı?
C: Daha önce oradaydı, yine orada olacak (ç.n.: düzelecek). ... Sizin için, özellikle de Arkadiusz için zaman, "ekin çemberleriyle" ilgili öğrenebildiğiniz herşeyi öğrenme ve bunları doğrudan araştıranlarla yakın bağlantı kurma zamanı.


isiklidusler

#2
teşekkür ederim, alıntı için;

"Zaman senin için de (başkaları için de olduğu gibi) bir çok kez durdu" diyorlar Laura'ya;
ifade'den emin değilim ve alıntıyı bulamadım ama sanırım bi kaç yerde (ayrı ayrı) geçiyordu;

o halde şöyle yapalım;
zaman hiç başlamadı; hiç başlamadı ise hiç bitmedi; (başlamamış olan bitemez;)
nasıl bir doğuş ya da başlangıç bulacaksın ona der Parmendies varlık-varoluş için; Bunu da zamana uyarlayalım isterseniz; Nasıl bir sönüş/batış ya da bitiş bulacaksın ona; Başlamadığı ve bitmediğine göre (başlamadığı ve bitmediği için) zaman olduğu gibi olan şeydir;- olduğu yerde olan şeydir; (ileri gitmeyen-geri akmayan);Belki de zamanın içinde duruyoruz ve zaman bizim için duruyor! İçinden dışına-dışında içine çıkılamaz-girilmez;

Ama bunun/bunların dışında,  "akış" duygusu dediğimiz şeye yeniden dikkat çekmek isterim;




 

isiklidusler

#3
Avrupa'da büyüdüm ve İkinci Dünya Savaşı'na yedi ila on yaş arasında yakalandım. Ve tanıdığım yetişkinlerin ne kadar azının savaşın üzerlerinde bıraktığı trajedilere dayanabileceklerini fark ettim - ne kadar azı, savaş tüm bunları mahvetmeden önce normal, kendinden memnun, tatmin olmuş, mutlu bir hayata, işe, eve, güvenliğe sahip olduklarını anımsayabiliyorlardı. Böylece yaşamaya değer bir hayatınnasıl mümkün olduğunu anlamakla ilgilenmeye başladım. Ve çabaladım, çocukken, gençken, felsefe okumaya çalıştım ve sanat ve dinle ilgilendim ve bu soruma olası bir cevap verebileceğini düşündüğüm diğer birçok alanla. Ve sonunda şans eseri psikoloji ile karşılaştım.

Aslında İsviçre'de bir kayak merkezinde doğrusu keyfini süremeyecek kadar beş parasızdım, çünkü kar erimişti ve orada - filme gidecek param yoktu, ancak bulduğum- gazetede bir sunum olduğunu okudumdaha önce Zürih'in merkezinde görmüş olduğum bir yerde biri tarafından veriliyordu ve uçan daireler hakkında konuşacaktı. Düşündüm, peki, filme gidemediğime göre, en azından bedavaya uçan daireleri dinleyebilirim. O akşam derste konuşan adam çok ilginçti. Ve bu – aslında, küçük yeşil adamlar hakkında konuşmak yerine, Avrupalıların zihinlerinin nasıl savaş ile travmatize olduğunu ve şimdi gökteki uçan daireleri projekte ederek, bir tür - Eski Hindu dininin mandalalarının savaşın yarattığı kargaşanın ardından bir tür düzene kavuşmayı sağlamak için nasıl gökyüzüne projekte edildikleri hakkında konuşuyordu. Ve bu bana çok ilginç gelmişti. Bu dersten sonra onun kitaplarını okumaya başladım. İsmi ya da çalışmalarıyla ilgili hiçbir fikrimin olmadığı bu adam Carl Jung'du.

alıntı;kaynak; (ve yazının devamı için;) http://www.yasamamacim.com/mihaly-csikszentmihalyi-akis-mutlulugun-sirri/

(beyaz tavşanı kovalamak diyor bazıları benzer durum için ya da tesadüfler olmamasından bahsedenler var; pozitif düşünce ve durumda nfırdat çıkarmak gibi etiketler; eşzamanlılık var Jung'un deyimiyle;)