Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

Sri Nisargadatta Maharaj

Başlatan maiterya, 10 Eylül 2015, 02:06:20

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

#75
Maharaj'ın öğretisi öylesine içime işliyor ki, yanıbaşında öğrencisiymişim gibi hissediyorum. Sonsuz şükür...

bozadi

#76
Alıntı Yap
SORU: Dün, "Hasat başlamıştır. Artık uzun yaşama konusunda çaba sarf etmeye neden kalmamıştır. Artık insanın, kalbini arama yönündeki çabaları teşvik edilmelidir. Mor-ışın enerji alanında bulunan şey varlıkların hasatını tayin edecektir," dediniz. İnsanın kalbini aramasının en iyi yolunu söyleyebilir misiniz?

RA: Size bu bilgileri birçok şekilde ifade ettik. Ama şunu söyleyebiliriz ki idrake varmanız için en iyi bilgi kendinizsiniz; akıl/beden/ruh bileşimi olan sizsiniz. Şifa konusunda size bilgi verildi. Bu bilgiler de, daha genel bir açıdan bakıldığında, kendini tanıma yolları olarak görülebilirler. İşte insanın kendi kendini anlaması, yaşaması, kabul etmesi ve kendi tüm varlığıyla, başka varlıklarla ve giderek Yaratan'la karışıp birleşmesi, onu kendi kalbini bulmaya götüren yoldur. Benliğinizin en küçük parçasında bile bütün gücüyle Bir vardır. Bundan dolayı da, arama sürecini geliştirmek için önerebileceğimiz tek şey bu konuda derin düşünme (tefekkür) ya da dua yoludur. Bunu öznel/nesnel olarak çeşitli anlayış ve idrak biçimlerini birleştirmek için kullanınız. İnsan, çözümsel (analitik) süreci tersine çevirmekten ibaret böyle bir yöntem uygulamadan, bu arayış sırasında kazandığı değişik anlayış ve idrakleri birleştirip bütünleştiremez.

[/font=Arial]

Tgur

#77
" Bunu öznel/nesnel olarak çeşitli anlayış ve idrak biçimlerini birleştirmek için kullanınız. İnsan, çözümsel (analitik) süreci tersine çevirmekten ibaret böyle bir yöntem uygulamadan, bu arayış sırasında kazandığı değişik anlayış ve idrakleri birleştirip bütünleştiremez."

-------------
Bozadi müsaadenle belki okunmamıştır,bu durumu tarif eder mi,

Özüm zihnim bir ben birden görüntüyüm
Parçada değil birdedir benim bütünlüğüm
Ayrılık rüzgarına kapılmış ey rengarenk iplikler
Gelin siz de atın şu birlik kilimine okkalı bir düğüm..



bozadi

#78
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Tgur


" Bunu öznel/nesnel olarak çeşitli anlayış ve idrak biçimlerini birleştirmek için kullanınız. İnsan, çözümsel (analitik) süreci tersine çevirmekten ibaret böyle bir yöntem uygulamadan, bu arayış sırasında kazandığı değişik anlayış ve idrakleri birleştirip bütünleştiremez."

-------------
Bozadi müsaadenle belki okunmamıştır,bu durumu tarif eder mi,

Özüm zihnim bir ben birden görüntüyüm
Parçada değil birdedir benim bütünlüğüm
Ayrılık rüzgarına kapılmış ey rengarenk iplikler
Gelin siz de atın şu birlik kilimine okkalı bir düğüm..

Evet! :)

bozadi

#79
K'lar insanlığın BH'den KH'ye düşüşünü ve BH'ye geri dönüş olasılığını İncil'de geçen "Savurgan Oğul" hikayesiyle ve Oz Büyücüsü filminin konusuyla ilişkilendirmişlerdi.

Her iki hikayenin baş karakteri de evinden, yurdundan uzaklaşarak kötü/zorlu koşullara sürükleniyor ve hikayenin sonunda yuvalarına geri dönüyorlar.

Aşağıdaki Maharaj alıntısında özellikle "Savurgan Oğul" hikayesiyle önemli bir paralellik var gibi görünüyor, ki Maharaj bu örneği söz konusu İncil hikayesiyle ilişkili olarak da vermiş olabilir:

Alıntı Yap
S: Bir Guru kaçınılmaz mıdır?

M: Bu "bir anne kaçınılmaz mıdır" diye sormaya benziyor. Bir bilinç boyutundan bir diğerine geçmek için yardıma ihtiyacınız vardır. Bu yardım her zaman bir kişi şeklinde olmayabilir, o süptil bir mevcudiyet ya da bir sezgi pırıltısı da olabilir, fakat yardım mutlaka gelmelidir. Öz Varlık, oğul'un baba evine dönmesini gözleyip beklemektedir. O, her şeyi doğru zamanda, sevgiyle ve etkili bir biçimde hazır eder. Bir haberciye ya da rehbere ihtiyaç olduğunda o, gerekeni yapması için Guru'yu gönderir.


bozadi

#80
Tıpkı Maharaj gibi, Advaita (İkisizlik / Düalitesizlik) öğretisinin en ünlü temsilcilerinden olan, hatta normalde dünya genelinde Maharaj'dan daha tanınmış biri olduğu halde hakkındaki Türkçe kaynaklar çok daha sınırlı olan Ramana Maharshi'nin kitapçıklarından birinin bir Türkçe çevirisine rastladım, onun içeriğini burada paylaşmak istiyorum. Orijinal metin kaynağı: http://www.sriramanamaharshi.org/downloadbooks/whoami_all_languages/Who-am-I-Turkish.pdf




Maharaj ve Maharshi'nin öğretileri son derece benzer ama her ayrıntısında aynı değiller.

bozadi

#81

KİMİM BEN?

BHAGAVAN SRİ RAMANA MAHARSHİ'NİN ÖĞRETİLERİ

 

Kimim Ben? (Nan Yar) Bütün yaşayan varlıklar, ızdırabın olmamasını, sürekli mutluluğu arzu ederler; herkeste kendi zatı için var olan yüce sevgiyi gözlemleyebiliriz. Mutluluk kendi başına, sevgi için sebeptir. Kişinin kendi doğası olan ve zihnin olmadığı derin uyku halinde deneyimlediği bu mutluluğu kazanmak için kişi kendisini bilmelidir. Bu bilgiyi edinme yolundaki esas araç "Kimim Ben?" formundaki araştırma, sorgulamadır.


1. Kimim Ben?

Ben 7 mizaçtan (dhatus) oluşan fiziksel beden değilim; 5 duyu organı değilim; Duyma, dokunma, görme, tat alma, koklama ve bunların duyumsadığı ilgili objeleri olan ses, temas, renkler ve kokular değilim; Konuşma organı, hareket etme organları, kavrama organları, boşaltım organları, üreme organları ve bunların fonksiyonları olan konuşma, hareket etme, tutma, boşaltım ve zevk alma eylemleri değilim; 5 elzem: hava, prana vb. ve bunların fonksiyonları: nefes alma vb. değilim; Düşünen zihin bile değilim; Objelerin kalıcı izleri ile haiz olan ve içinde obje ve fonksiyon barındırmayan bilinmezlik de değilim.


2. Eğer ben bunların hiçbiri değilsem, o zaman kimim ben?

Yukarıda şu değilim, bu değilim diye reddedilen şeylerden sonra geriye kalan Farkındalık: işte bu Ben'im.


3. Farkındalığın doğası nedir?

Farkındalığın doğası varoluş-bilinç-saadettir.


4. Zat'ın farkındalığı ne zaman kazanılır?

Görülen dünya ortadan kaldırıldığında, Gören'in yani Zat'ın farkındalığı gerçekleşir. 
 

5. Dünya ortadayken (gerçek olarak kabul edildiğinde), Zat farkedilemez mi?

Hayır farkedilemez.
 

6. Neden?

"Gören"  ve  görülen  obje,  yılan  ile  urgana  benzer  (Ç.N.  Urganı  karanlıkta  uzaktan  görüp  de  yılan  sanmaktan  bahsediyor).  Urganın  yılan  olarak  algılanma  ilüzyonu  yok  olmadan urganın urgan  olduğu farkedilemeyeceği  gibi, dünyanın gerçek olduğu zannı da  yok olmadan Zat'ın farkedilmesi gerçekleşemez.   
 

7. Dünya, yani görülen obje ne zaman ortadan kaldırılır?

Bütün  eylemlerin  ve  bilişlerin  kaynağı  olan  zihin  sessiz  olduğunda  dünya  ortadan kaybolur.
 

8. Zihnin doğası nedir?

Zihin  denilen  şey,  Zat'ta  ikamet  eden  harikulâde  bir  güçtür.  Bütün  düşüncelerin  ortaya  çıkmasına  o  sebep  olur.  Düşünceler  olmadan  bir  zihin  var  olamaz.  Yani,  zihnin  doğası  düşüncedir.  Düşünceler  olmadan,  dünya  denilen  bir  varlık  da  var  olamaz.  Derin  uykuda düşünceler yoktur ve dünya da yoktur. Uyanıkken ve rüya görüyorken düşünceler  vardır  ve  dünya  da  vardır.  Aynı  bir  örümceğin  ağını  salması  ve  sonra  kendi  içine  geri  çekmesi gibi, zihin de dünyayı dışarı doğru yansıtır ve kendi içine çekerek ayrıştırır. Zihin,  Zat'tan  ayrıldığında  dünya  görünür.  Bu  nedenle,  dünya  gerçek  olarak  göründüğünde  Zat  görünmez;  Zat  göründüğünde  ise  dünya  görünmez.  Kişi  sürekli  olarak  zihnin  doğasını  sorguladıkça,  zihin  Zat'tan  ayrılmayı  bırakır  ve  Zat'ta  ikamet  etmeye  başlar.  Zat  diye  kastedilen,  Atman'dır.  Zihin  yalnız  duramaz;  sürekli  bir  şeylere  bağımlı  olarak  var  olur.  Latif beden (İng. subtle body) ya da ruh (soul - jiva) diye bilinen şey zihindir.
 

9. Zihnin doğasını anlamaya giden sorgulamanın yolu nedir?

Bu  bedende  var  olan  "Ben",  zihindir.  Eğer  kişi,  beden  içerisinde  bu  "Ben"in  ilk  nereden  ortaya  çıktığını  araştırırsa,  "Ben"in  kalpten  doğduğunu  keşfeder.  Burası,  zihnin  başlangıcının  yeridir.  Kişi  sürekli  "ben,  ben"  diye  düşünse  bile  sonunda  buraya,  kalbe  yönelir. Zihinden doğan tüm düşünceler içerisinde "Ben" düşüncesi ilk doğan düşüncedir.  Ancak  "Ben"  düşüncesi  doğduktan  sonra  diğer  düşünceler  doğabilir.  Ancak  "Ben"  ortaya  çıktıktan sonra "Sen" ve "O" ortaya çıkabilir; "Ben" olmadan "Sen" ya da "O" da olamazlar.
 

10. Zihin nasıl sessizleşir?

Kimim  Ben?  sorgulaması  ile.  "Kimim  Ben?"  düşüncesi  diğer  bütün  düşünceleri  yok  eder  ve  aynı  bir  sopa  ile  ateşin  karıştırılıp  sonunda  karıştıran  sopanın  da  yanması  gibi,  sonunda kendisi de yok olur. Böylece Zat'ın farkındalığı doğar.     
 

11. Sürekli olarak "Kimim Ben?" düşüncesine tutunmanın yolu nedir?

Diğer  düşünceler  ortaya  çıktıklarında  kişi  onların  peşinden  gitmemeli  ve  "Bu  düşünceler kime geliyor?" diye araştırmalıdır. Her düşünce için kişi tek tek ve dikkatle "Bu  düşünce kime, kimde belirdi?" diye sorgulamalıdır. Bu sorgulamadan doğacak cevap "Bana,  Bende"  olmalıdır.  Böylece,  kişi  "Kimim  Ben?"  araştırmasını  yaptığında  zihin  kendi  kaynağına  döner  ve  ortalıktaki  düşünceler  sessizleşir.  Bu  şekilde  tekrar  tekrar  çalışıldığında,  zihin  kendi  kaynağında  kalabilme  yetisini  kazanacaktır.  Süptil  olan  zihin,  duyu organları ve beyin aracılığıyla dışarı çıktığında, bütün isimler ve formlar belirir; zihin,  kalpte ikamet ettiğinde ise isimler ve formlar yok olur. Zihnin dışarı gitmesini engelleyip  kalpte  kalmasını  sağlamaya  "içedönüklük"  (antarmukha)  denir.  Zihnin  kalbin  dışına  çıkmasına  izin  vermeye  "dışsallaştırma"  (bahir-mukha)  denir.  Böylece,  zihin,  kalpte   kaldığında, bütün düşüncelerin kaynağı olan "Ben" gidecek ve ezeli olan Zat ışıldayacaktır.  Kişi  ne  yaparsa  yapsın  bunu  "Ben"  karakteri  olmadan  yapmalıdır.  Eğer  kişi  bu  şekilde  hareket ederse, her şey Şiva (Tanrı)'nın doğası olarak görünür. 
 

12. Zihni sessizleştirmenin başka yolları yok mudur?

Sorgulamanın dışında, tamamen yeterli bir yol yoktur. Eğer diğer yöntemler ile zihnin  kontrol edildiği gözlemlendiyse bile zihin tekrar dışarı çıkacaktır. Nefesin kontrolü ile de  zihin sessizleşir; fakat sadece nefes kontrol edildiği sürece sessiz kalacaktır. Nefes önceki  haline  dönünce  de  zihin  yine  hareketlenecek  ve  kalan  izlenimlerinden  devindirilerek  gezinmeye  başlayacaktır.  Zihnin  ve  nefesin  kaynağı  aynıdır.  Düşünce,  aslında,  zihnin  doğasıdır. "Ben" düşüncesi, zihnin ilk düşüncesidir ve bu kişilik(ego)'tir. Nefesin meydana  geldiği yerden kişilik de meydana gelir. Öyleyse, zihin sessizleştiğinde nefes kontrol edilir;  ve nefes kontrol edildiğinde zihin sessizleşir. Fakat derin uyku halinde zihin sessizleşmiş  olsa bile nefes yine de durmaz. Bu Tanrı'nın isteğiyle böyle olmuştur ki beden muhafaza  edilebilsin  ve  diğerleri  kişinin  öldüğünü  zannetmesinler.  Uyanıklık  ve  samadhi  (zihinsel  konsantrasyon) hallerinde, zihin sessiz olduğunda nefes de kontrol edilebilir. Nefes, zihnin  brüt  formudur.  Ölüm  zamanına  kadar  zihin,  nefesi  bedende  tutar;  beden  ölünce  zihin,  nefesi  kendisi  ile  birlikte  götürür.  Bu  nedenle,  nefes  kontrol  uygulamaları  sadece  zihni  sessizleştirmeye yardımcı olabilirler (manonigraha); zihni yok edemezler (manonasa).  Nefes  kontrolü  uygulamasının  olduğu  gibi,  Tanrı'nın  formları  üzerine  yapılan  meditasyon,  mantraların  tekrarlanması,  yemek  yemeyi  kısıtlamak  vb.  de  zihni  sessizleştirmeye yardımcı olur.

Tanrı'nın formları üzerine yapılan meditasyon ve mantraların tekrarlanması aracılığı  ile zihin odaklanır. Zihin sürekli gezinmek ister. Aynı, bir filin hortumuna tutturulmuş bir  anahtarlığın, filin diğer şeyleri hortumuyla tutmasını engellediği gibi, zihni bir isim ya da  form  ile  meşgul  etmek  de  zihni  diğer  şeylerle  ilgilenmekten  alıkoyar.  Zihin  sayısız  düşünceler halinde genişlediğinde, düşünceler zayıf olacaktır; fakat düşünceler giderildikçe  zihin güçlü ve odaklanmış olur. Böyle bir zihin için kendini araştırma daha kolay hale gelir.  Bütün kısıtlamaya yönelik uygulamalar içerisinde en iyisi, sattvic yiyeceklerin (bkz. sattvic  diet) orta miktarda (ne az ne de çok) yenmesidir. Böyle bir diyet ile zihnin sattvic nitelikleri  artar ve bu da kendini araştırmada kişiye yardımcı olur. 


13.  Okyanusta yol alan dalgalar gibi, objelere ait düşünceler de beliriyor. Bunlar ne zaman tümüyle yok olur?

Zat üzerine yapılan meditasyon git gide yükseldikçe, düşünceler de yok olacaktır.   
 

14. Zamansızlıktan gelen bu maddi dünyaya ait düşüncelerin tamamen yok olması ve kişinin katıksız olarak Zat'ta kalması mümkün müdür?

"Mümkün müdür değil midir?" şüphesine kapılmadan, kişi devamlı olarak Zat üzerine  meditasyona devam etmelidir. Kişi büyük günahlar işlemiş olsa bile "Ben bir günahkarım!  Nasıl kurtuluşa erebilirim ki?" diye kaygılanıp sızlanmamalıdır. Kişi "ben bir günahkarım"  düşüncesinden tamamen kurtulmalıdır ve heves ve istek ile Zat üzerinde meditasyonuna  konsantre olmalıdır; böyle yaparsa kesinlikle başarıya ulaşacaktır. "İyi" ve "Kötü" diye iki  çeşit zihin yoktur; zihin tek çeşittir. Hayırlı ve hayırsız diye iki kısma ayrılan şeyler zihnin  etkilenimleridir.  Zihin,  hayırlı,  kutlu  etkilerin  altında  olduğunda  iyi;  hayırsız  etkilerin  altında olduğunda ise kötü, kem diye adlandırılır.

Zihnin dünyalık objelere ve diğer kişilerin ilgilerini çeken şeylere doğru gezinmesine  izin  verilmemelidir.  Başkaları  ne  kadar  kötü  olurlarsa  olsunlar  kişi  onlara  karşı  nefret  beslememelidir.  Arzu  ve  isteklerden  kaçınılmalıdır.  Kişi  başkalarına  ne  yaparsa  kendine  yapmış  olur.  Bu  gerçek  anlaşılırsa  kim  başkalarına  vermez,  hizmet  etmez  ki?  Kişinin  karakteri ortaya çıktığında her şey ortaya çıkar; sessizleştiğinde her şey sessizleşir. Tevazu  ile  hareket  ettiğimiz  ölçüde  güzel  sonuçlar  ile  karşılaşırız.  Zihin  sessizleştirilirse  kişi  her  yerde yaşayabilir.     
 

15. Sorgulama ne kadar süreyle yapılmalıdır?

Zihinde,  objelerin  izleri  bulunduğu  sürece  "Kimim  Ben?"  sorgulaması  gereklidir.  Düşünceler  belirdiği  anda,  kendi  kaynaklarında  sorgulama  yolu  ile  yok  edilmelidir.  Eğer  kişi,  Zat'ın  tefekkürüne  kesintisizce  yerleşip  de  Zat'ı  kazanırsa,  bu  yeterli  olur.  Kalenin  içerisinde  düşmanlar  bulunduğu  sürece  bu  düşmanlar  harekete  geçeceklerdir;  eğer  düşmanlar ortaya çıktıkça yok edilirlerse kale bizim ellerimize düşecektir.


16. Zat'ın doğası nedir?

Hakikatte var olan tek şey Zat'tır. Dünya, bireysel ruh, ve Tanrı, Zat'ta var olurlar; aynı  istiridyede var olan inci gibi; bu üçü aynı anda birlikte görünür hale gelirler ve yine birlikte  yok olurlar. 

"Ben"  düşüncesinin  mutlak  olarak  yok  olduğu  yerde  Zat  bulunur.  Buna  "Sessizlik"  denilir. Zat'ın kendisi dünyadır; Zat'ın kendisi "Ben"dir; ve Zat'ın kendisi Tanrı'dır; hepsi  Şiva'dır, Zat'tır.
 

17. Her şey Tanrı'nın yaptığı şeyler değil midir?

Güneş; arzu, çözümleme ya da çaba olmadan doğar; güneşin varlığı ile güneştaşı alev  saçar,  lotus  çiçek  açar,  su  buharlaşır,  insanlar  da  çeşitli  fonksiyonlarını  yerine  getirir  ve  dinlenirler. Mıknatısın varlığı ile iğnenin hareket ettiği gibi, Tanrı'nın varlığı ile ruhlar da  kendi  karmalarına  göre  eylemlerde  bulunur  ve  sonrasında  dinlenirler.  Tanrı'ya  karma  ilişemez; aynı dünyalık işlerin güneşe ilişemeyeceği gibi.
 

18. Talebelerin (devotee, mürid) içinde en iyisi hangisidir?

Kendini Zat'a yani Tanrı'ya teslim eden talebe en iyi talebedir. Kendini Tanrı'ya teslim  etmek demek, sürekli bir şekilde Zat'ta kalmak ve herhangi bir düşüncenin yükselmesine  izin vermemek demektir. 

Tanrı'ya ne kadar yük yüklenirse yüklensin O bunları kaldırır. Tanrı'nın yüce gücü her  şeyi hareket ettiriyor; öyleyse neden sürekli olarak, ne nasıl yapılmalı ya da yapılmamalı  diye endişe ediyoruz ve niçin kendimizi O'na teslim etmiyoruz? Biliyoruz ki tren tüm yükü  taşıyor; öyleyse neden trene binince elimizdeki yükleri trene koymayıp kendi konforumuzu  kaçıralım ki?


19. Bağlanmamak nedir?

Düşünceler  doğdu  anda,  onları  doğdukları  yerde  hiç  bir  artık  bırakmadan  tümüyle  yok etmeye "bağlanmamak" denir. Nasıl bir inci avcısı bileğine taş bağlayıp derinlere dalıp  inciyi  buluyorsa,  biz  de  "bağlanmamaya"  tutunup  kendi  içimize  dalıp  Zat'ın  incisini  elde  etmeliyiz. 
 

20. Tanrı ya da Efendi (Guru, Master) için bir ruhu özgür bırakmak mümkün değil midir?

Tanrı  ve  Efendi  sadece  özgürlüğe  giden  yolu  gösterirler;  kendileri  ruhu  o  özgürlük haline taşımazlar. 

Hakikatte  Tanrı  ve  Efendi  farklı  değildir.  Tıpkı  kaplanın  ağzına  düşen  bir  avın  kaçamayacağı gibi, Efendinin inayetli bakışının sahasına giren kişi de kaçamaz ve Efendisi  tarafından  kurtuluşa  erdirilir  ve  artık  kaybolmaz.  Kişi  yine  de  kurtuluşa  kavuşmak  için,  Tanrı'nın  ya  da  Efendisinin  gösterdiği  yolu  takip  etmeye  çabalamalıdır.  Kişi  kendi  zatını  sadece  kendi  gözüyle  görebilir;  başkasınınki  ile  değil.  Rama  olan,  kendisinin  Rama  olduğunu bilmek için bir aynaya ihtiyaç duyar mı?
 

21. Özgürlüğü arzulayan kişinin, kategorilerin (tattvas) doğasını araştırması gerekli midir?

Çöpü  atmak  isteyen  kişinin  çöpü  incelemeye  ihtiyacı  olmadığı  gibi,  Zat'ı  bilmek  isteyen  kişinin  de  kategorilerin  sayısını  bilmesine  ya  da  onların  doğasını  anlamasına  ihtiyacı  yoktur. Kişinin yapması  gereken, Zat'ı perdeleyen tüm kategorileri  reddetmektir.  Dünya bir rüya olarak kabul edilmelidir.
 

22. Uyanıklık ve rüya arasında bir fark yok mudur?

Uyanıklık  uzundur,  rüya  ise  kısadır;  bunun  dışında  aralarında  bir  fark  yoktur.  Uyanıkken  gerçekleşen  şeylerin  gerçekmiş  gibi  görünmesi  gibi  rüyada  olan  şeyler  de  rüyadayken  gerçekmiş  gibi  zannedilir.  Rüya  sırasında  zihin  başka  bir  bedene  geçer.

Uyanıklık  ve  rüya  hallerinin  ikisinde  de  düşünceler,  isimler  ve  formlar  aynı  anda  ortaya
çıkar.   
 

23. Özgürlüğü arzulayanların kitaplar okumaları bir fayda sağlar mı?

Metinlerde  dediği  gibi,  özgürlüğe  kavuşmak  için  zihin  sessizleştirilmelidir.  Kitaplardan  çıkan  sonuç  zihnin  sessizleştirilmesi  gerektiğidir.  Bu  olgu  anlaşıldığında  kitapları  okuyup  durmaya  artık  gerek  kalmaz.  Zihni  sessizleştirmek  için  kişi  kendisinde  kendisini  aramalıdır;  kitap  okuyarak  bu  araştırma  nasıl  yapılabilir  ki?  Kişi  kendi  Zat'ını  ancak  kendi  bilgelik  gözünden  görebilir.  Zat,  beş  kılıfın  içindedir  ama  kitaplar  bunların  dışındadır.  Zat,  bu  beş  kılıfın  köşeye  atılması  ile  araştırılmalıdır;  Zat'ı  kitaplarda  aramak  nafiledir. Kişinin tüm öğrendiklerini unutmak zorunda olduğu bir an gelecektir. 
 

24. Mutluluk nedir?

Mutluluk,  Zat'ın  tabii  doğasıdır.  Mutluluk  ve  Zat  farklı  değillerdir.  Dünyanın  hiç  bir  objesinde mutluluk bulunmaz. Cehaletimizden dolayı, mutluluğu objelerden elde ettiğimizi  zannederiz.  Zihin  dışa  gidince  ızdırabı  deneyimler.  Gerçekte,  arzuları  tatmin  olduğunda,  zihin  kendi  kaynağına  döner  ve  burada  Zat  olan  Mutluluğu  deneyimler.  Benzer  şekilde,  uyku,  samadhi  ve  baygınlık  durumlarında  ve  arzulanan  obje  elde  edildiğinde  veya  istenmeyen obje ortadan kaldırıldığında zihin içe döner ve saf olan  Zat'ın Mutluluğu'nun  keyfini çıkarır. Böylelikle zihin durmadan bir dışarı bir içeri hareket eder. Ağacın altında  ağacın tatlı gölgesi vardır; dışarıda ise kavurucu sıcak... Güneşin altına çıkan bir kişi gölgeye  eriştiğinde  serinlemiş  hisseder.  Sürekli  güneşin  altına  çıkıp  çıkıp  gölgeye  dönen  kişi  budaladır.  Bilge  kişi  sürekli  gölgede  kalır.  Benzer  şekilde,  hakikati  bilen  kişinin  zihni,  Brahman'ı  terketmez.  Bunun  zıddı  olarak,  cahil  kişinin  zihni  dünyada  döner  durur,  sefil  hisseder  ve  kısa  bir  süreliğine  Brahman'a  döner  ve  mutlu  hisseder.  Hakikatte,  dünya  denilen  şey sadece  bir düşüncedir. Dünya  yok olduğunda, yani  hiç düşünce  olmadığında,  zihin mutluluğu deneyimler; dünya göründüğünde ise zihin acıyı deneyimler.


25. Bilgelik-seziş (jnana-drsti) nedir?

Sessiz  kalmak  bilgelik-sezmedir.  Sessiz  kalmak,  zihni  Zat'ta  eritmektir.  Telepati, geçmişte şimdide ve gelecekte olacakları bilme, kehanet bildirme bilgelik-sezme değildir.
 

26. Arzusuzluk ve bilgelik arasındaki ilişki nedir?

Arzusuzluk,  bilgeliktir.  Bu  ikisi  farklı  değillerdir;  aynı  şeydirler.  Arzusuzluk,  zihni  herhangi  bir  objeye  doğru  çevirmekten  kaçınmaktır.  Bilgelik  herhangi  bir  objenin  görünmemesi  demektir.  Başka  bir  deyişle,  Zat  dışında  herhengi  bir  şeyi  aramamak,  "bağlanmamak" ya da "arzusuzluk" demektir; Zat'ı terk etmemek ise bilgeliktir.
 

27. Sorgulama ve meditasyon arasındaki fark nedir?

Sorgulama,  zihni  Zat'ta  tutmaya  dayanır.  Meditasyon  ise  kişinin  zatını  Brahman, varlık-bilinç-saadet olarak düşünmesine dayanır. 
 

28. Özgürlük nedir?

Kişinin, esaret altında bulunan benliğini araştırması ve böylece kendi gerçek doğasını farketmesi özgürlüktür. 
 

bona fide

#82
maharaj daha anlaşılır gibi ramanadan gerçi tamamını bilmiyorum yukardaki paylaşıma göre dedim.21 yaşındayken mi almışlar o bilgileri ve konuşmaya yatkınlık hissetmediğinden önce işaretlerle anlatmış sonra yazılı vermiş çok ilginç gerçekten resim 115 yıllık o halde. böyle değerlendirincede maharajı solluyor daha doğrusu ramana önceden vermiş maharajda sadeleştirmiş gibi. saygıyla eğiliyorum 21 yaşında bu ifadeler inanılmaz muhteşem düzeyde. 

sessizlik hmm doğaya yakın ya da doğa içinde yaşadığımızda zihnin sessizleşmesi daha kolay oluyor. hafif rüzgar  kuş sesleri tonsürton bulutlar -nevra serezlinin maç yorumu gibi oldu- düşünce filan kalmıyor, sıkıntılarda öyle sanki insan kendini yokmuş gibi hissediyor o ortamın dışındaymış gibi bedensiz gibi tuhaf bişey. ve fakat öğrenmemizde lazım değil mi bu yüzden dünyadayız. forumda konulara bakarken aklıma geldi kendim senaryomu oluşturuken rehberimle eminim çocuk oyuncağı gelmiştir hatta demişimdir ona çantada keklik bu hayat filan diye işte o an rehberim bana için için gülmüştür kesin. gitte boyunun ölçüsünü al ozaman görürsün oyuncağını diye.buradan ona selamlarımı sunarım iki seksen aldım ))
teşekkürler bozadi o kadar emek veriyorsun çeviriyorsun paylaşıyorsun. tanrı-allah yaratıcı senden razı olsun.şahsen öyle dil bilsem bu konuları bilsem kimseyle paylaşmazdım ne halleri varsa görsünler ne uğraşıcam derdim. böylede bencilim hala.
 

bozadi

#83
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen bona fide

maharaj daha anlaşılır gibi ramanadan gerçi tamamını bilmiyorum yukardaki paylaşıma göre dedim.21 yaşındayken mi almışlar o bilgileri ve konuşmaya yatkınlık hissetmediğinden önce işaretlerle anlatmış sonra yazılı vermiş çok ilginç gerçekten resim 115 yıllık o halde. böyle değerlendirincede maharajı solluyor daha doğrusu ramana önceden vermiş maharajda sadeleştirmiş gibi. saygıyla eğiliyorum 21 yaşında bu ifadeler inanılmaz muhteşem düzeyde. 

sessizlik hmm doğaya yakın ya da doğa içinde yaşadığımızda zihnin sessizleşmesi daha kolay oluyor. hafif rüzgar  kuş sesleri tonsürton bulutlar -nevra serezlinin maç yorumu gibi oldu- düşünce filan kalmıyor, sıkıntılarda öyle sanki insan kendini yokmuş gibi hissediyor o ortamın dışındaymış gibi bedensiz gibi tuhaf bişey. ve fakat öğrenmemizde lazım değil mi bu yüzden dünyadayız. forumda konulara bakarken aklıma geldi kendim senaryomu oluşturuken rehberimle eminim çocuk oyuncağı gelmiştir hatta demişimdir ona çantada keklik bu hayat filan diye işte o an rehberim bana için için gülmüştür kesin. gitte boyunun ölçüsünü al ozaman görürsün oyuncağını diye.buradan ona selamlarımı sunarım iki seksen aldım ))

Ramana Maharaj'dan yaklaşık 20 yaş büyükmüş ve görüştükleri de olmuş ve iyi birer arkadaşmışlar.

Konuyla ilgili okuduğum bir kitaptaki bir alıntıya göre, Maharaj'a "Maharshi ile sizin aranızdaki fark nedir?" diye sormuşlar, Maharaj da "Aramızda kesinlikle hiçbir fark yok, benim ondan biraz daha iyi giyiniyor olmam dışında" diye mizahi bir cevap vermiş. Maharshi çıplağa yakın vaziyette yaşadığı için... :)

Daha önce de ifade etmeye çalıştığım gibi bu forumdaki faaliyetlerim öncelikle kendi iyiliğime, kendi gelişimime yönelik ama kesinlikle bununla sınırlı değil. Dayanışmak paha biçilmez birşey ve bunu giderek daha somut, daha gerçek hale getirebilmek güzel olur.

fidelista

#84
Ra bilgilerinde hasatın yaklaşık 2011 yılında gerçekleşeceğini okumuştum 1994 yılında , bu hasat gerçeleşmedi fikri olan varm.?

bozadi

#85
Bu 2011-2012 meselesi, hasat sürecinin somutlaşmasıyla ilgiliydi sanırım daha çok. Suriye Savaşı 2011'de başladı ve resmen Armagedon Savaşına dönüştü, tüm dünya devletlerinin üzerinde en çok odaklandığı ve çekiştiği mesele haline geldi. ABD-İsrail'in, yani İlüminati'nin Ortadoğu planlarında duvara tosladıkları ve çok sinirlendikleri bir gelişme oldu. Ve bunun başlıca nedenlerinden biri de Putin Rusya'sının olağanüstü şahlanışıyla sürece yıldırım gibi müdahale edip "Artık tek kutuplu dünya düzeni olmayacak" diye meydan okumasıydı. Aslında ilginç bir şekilde tarihsel apokaliptik (kıyamet) Armagedon kavramının Ortadoğuyla ve belki özellikle Suriye'yle/Şam'la bir bağlantısı olabilir gibi geliyor bana. Yıllar önce buna dair birşeyler okuduğumu hatırlıyorum ama emin değilim, tekrar bir gözatmam gerekiyor.

Mülteciler ve terör meselesi bağlamında Suriye Savaşı süreci sıcaklığını kaybetmiş değil gördüğünüz gibi ve tüm dünyanın geleceğini etkiler bir tarzda her an sıcak gelişmelere gebe bir şekilde devam ediyor. Hem sembolik, hem de gayet somut anlamlarda, Suriye Savaşı'nın resmen dünyanın kıyamet/dönüşüm sürecini şekillendirmeye devam ettiğini düşünüyorum. Armagedon savaşının İyilik ile Kötülük arasındaki nihai savaş olacağı anlatılır ve gerçekten de Suriye Savaşı, tüm dünyada daha pozitife meyleden güçlerle daha negatife meyleden güçlerin saflarının giderek netleşmesi ve restleşmesi anlamında olağanüstü bir sembolik ve reel süreç halinde gelişmeye devam ediyor görebildiğim kadarıyla.

Kasyopyalılar "Zaman asla kesin değildir" gibi bir beyanı tekrarladılar birkaç kere. Ama bu ömrümüz içinde çok ama epeyce çok şeye şahitlik edebiliriz gibi geliyor bana.

fidelista

#86
Yani birincisinde zamanın boyutumuzda değişkenliği ile ilgili bir durumdan dolayı kayma oldu yani zamanı yanlış hesapladılar ikinciside o yıl hasat başladı sürüyor,Ra bilgilerinde hasatın saatin tik takları gibi zamanı geldiğinde bir anda olacağını okumuştum hasat olayında aklıma felaketler,üç günlük karanlık vs gibi sayısız senaryolar geliyor ,yıllar önce şöyle bir şey okumuştum bir yerde dünya özel bir durumdan dolayı kurtarılmak için zaman kapsülüne alındı gibi bir şeydi.Net bir şey yok yapacak şey kalbi yani sevgi ve birliğe odaklanmak ne olursa olur.