Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

Sri Nisargadatta Maharaj

Başlatan maiterya, 10 Eylül 2015, 02:06:20

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

#45

Laura ve ekibinin K'lar aracılığıyla Sezar'la konuştuğu 12 Temmuz 2014 celsesinde Sezar'a sorulan bir soru ve Sezar'ın verdiği cevap (tabi ki o celsede Sezar'la gerçekten bu iletişimin kurulup kurulmadığı bir inanç meselesi):

Alıntı YapS: (Atriedes) Eğer dünyaya 3 tavsiyede bulunacak olsaydın, bunlar ne olurdu?

C: Örnek teşkil ederek kitleleri değiştirebileceğimi düşünmekle hata ettim. İnsanlar çoğunlukla değişken ve ben-merkezli. Bu yüzden, eğer gerçekten birşeyleri değiştirmek istiyorsanız, bu ancak erken eğitimle yapılabilir ama o zaman bile durum hassastır ve devam etmeyecektir. Nihayetinde, kendi gerçek doğanıza sadık olmalı ve hiçbir şeyden korkmamalısınız. Eğer bunu yaparsanız, gittikten sonra fark yaratabilirsiniz. Bu tam olarak senin sorduğun şey değil ama tüm amaçlara hizmet edecek 3 parça tavsiye de mevcut değil.

Burada "gittikten sonra" derken, öldükten sonra anlamında olmalı. "Ölümden sonra etki etmek" kavramıyla ilgili Maharaj'ın ilginç bir açıklaması var:

Alıntı YapS: Peki, tüm dünyaya nasıl yardım ediyorsunuz? 

M: Gandi öldü, ama onun ruhu dünyayı kaplıyor. Bir gnaninin düşüncesi insanlığı kaplar ve durmaksızın hayır için çalışır. Anonim (ismi meçhul) olması, içten kaynaklanması onu daha da güçlü ve zorlayıcı kılar. Dünya işte böyle hayra doğru değişir - içteki dıştakine yardım ederek ve hayırlar ileterek. Bir gnani öldüğünde, bir nehrin denize karışması gibi yok olur; isim, şekil artık yoktur fakat su kalır ve okyanusla bir olur. Bir gnani evrensel zihne katıldığında onun bütün iyiliği ve bilgeliği insanlığın mirası haline gelir ve her insanı yükseltir.

Maharaj'ın ruhunun, mesajının da dünyaya gizemli şekillerde çok yardımcı olduğuna inanıyorum.

Bu arada, Sezar'ın "Nihayetinde, kendi gerçek doğanıza sadık olmalı ve hiçbir şeyden korkmamalısınız" mesajının Maharaj'ın yüzlerce sayfa boyunca verdiği mesajla son derece özdeş olduğunu düşünüyorum ve özellikle aşağıdaki beyanların Sezar'ın mesajıyla özdeşliğine dikkat çekmek istiyorum:

Alıntı YapM: Bir gnani kendini gnani  olarak ilan  etme eğilimi göstermez. O kendini tamamen normal kabul eder, gerçek doğasına sadık olarak.

S: Doğru bir yanıtı nasıl alabilirim?
M: Doğru bir soru sorarak - sözcüklerle değil fakat ışığınıza sadık bir biçimde yaşamaya cesaret ederek. Gerçek uğruna ölmeye gönüllü olan bir insan onu alacaktır.

M: Kişilik, gerçek olanın bir yansımasından ibarettir. Neden yansıma orijinale otomatik olarak sadık kalmasın?

M: Kendi öz varlığınıza sadık olun, özünüzü mutlak şekilde sevin. Başkalarını kendiniz gibi sevdiğiniz yapmacığına girmeyin. Siz onların sizinle bir olduklarını idrak edinceye kadar onları sevemezsiniz.

M: Zihin karanlık ya da çalkantılıyken, kaynak fark edilmez. Zihin berrak ve aydınlıkken ise o kaynağın sadık bir yansıması haline gelir.

Cesaret ve korku konusunda:

Alıntı YapM: Tek derdiniz korkudur. Bağımsız olduğunuzu bilin, o zaman korkudan ve onun gölgelerinden kurtulursunuz.

M: Cesaret üzere yaşıyorum. Cesaret benim özümdür, ki o hayat sevgisidir.

M:  Cesareti ve cüreti olmayan, kendisine sunulduğunda dahi hakiki olanı kabul etmeyecektir. Korkudan doğan isteksizlik, işte tek engel odur. 

M: Bağımlılık cesareti yok eder.

M: Bütün ihtiyacınız, içinizde bulacağınız cesarettir.

M: Arzusuzluk ve korkusuzluk sizi oraya götürecektir.

S: Sevmemi ne sağlayabilir?
M: Siz aslında sevgisiniz - korkmadığınız zaman.

Maharaj'ın cesaretle ilgili şu cümlesini ise özel olarak vurgulamak istiyorum:

Alıntı YapM: Sizin, değişimi kendi gidişine bırakma cesaretine sahip olmanız gerekir.
Maharaj tıpkı K'lar gibi ısrarla ve ısrarla "beklentisizliği" savunduğu için, kendimizdeki veya toplumdaki değişimler konusunda da beklentiye girmenin nafile olduğunu anlatmaya çalışıyor sanırım burada. Bizim tüm ihtiyacımız olan ve diğerlerine yardımcı olmak için de yapabileceğimiz şey kendi gerçek doğamızı bulmaktır, gerisi kendiliğinden gelecektir.

Alıntı YapM: Sizi mutlu ya da mutsuz eden sadece kendinizi zihninizle özdeşleştirişinizdir. Zihninizin kölesi oluşunuza başkaldırın, tutsaklığınızı kendiniz yaratmış olduğunuzu görerek bağımlılık ve nefret zincirlerini kopartın. Özgürlük amacınızı zihninizde sürekli tutun, ta ki zaten özgür olduğunuz, özgürlüğün uzak bir gelecekte ve acı verici çabalarla kazanılacak bir şey olmadığı fakat onun her zaman sizin için, kullanmanız için hazır olduğu gerçeği içinize doğuncaya dek! Özgürleşme bir elde ediş, bir kazanma meselesi değil, bir cesaret meselesidir; zaten özgür olduğunuza inanma ve ona göre davranma cesaretidir.

Öyle görünüyor ki ne kendi adımıza, ne de toplum adına ulaşmamız, başarmamız gereken birşey yok, gerçek doğamızla ilgili gafletimizden kurtulmak dışında. Şu anda içinde bulunduğumuz haldeyken kendimize yapabileceğimiz tek iyilik gerçek doğamızı bulmak, hatırlamak, onunla kalmak gibi geliyor bana. Ve bu başkalarına da yapabileceğimiz tek gerçek iyilik gibi görünüyor. İçinde bulundukları gafleti sorgulayan, bundan kurtulmak isteyenlere yardımcı veya ilham olarak. Bu "suya sabuna dokunmayalım" anlamına gelmiyor. Ne yapacaksak kendimizi bilerek yapalım, başarı-başarısızlık kompleksi duymayalım, kendimizi lüzumsuz hayalkırıklığına uğratacak aşırı kasıntılara, beklenti ve kızgınlık hallerine sokmayalım anlamına geliyor.

Ben solcu bir çevreden/kökenden geliyorum ve solcuların toplumsal adaletsizliklere karşı gösterdikleri mücadeleleri gerçekten çok takdir ediyorum ve dikkatimi çekenleri destekliyorum da ama değişim/devrim mücadelesini hayat felsefesi haline getiren solcuların/solculuğun da aslında çok ciddi özeleştiriye ihtiyacı olduğunu düşünüyorum ve Maharaj'ın yukarıda anlattıkları da bununla yakından ilgili. Mesele sadece solculuk meselesi değil ve değişim/devrim isteği ve çabası solculuğa mahsus da değil, bu sadece örnek içindi.

Esas değiştirilmesi gereken şey "düzen" değil, bireylerin/ruhların kendisi. Bireylerin çoğunluğu kendi özlerine/gerçeklerine ilişkin bir gaflet hali içinde oldukları için böyle berbat bir düzenin egemen olmasına engel olamadılar. Tüm mücadele edilmesi gereken gaflet ve yalanlardır. Ve öncelikle kendi gafletimizle, kendi inanmakta olduğumuz yalanlarla mücadele etmemiz gerekiyor gibi görünüyor. Bunun için de bizim Maharaj'ın mesajı üzerinde çalışmamızın (tabi diğer kaynakların bilgilerinden de yararlanarak), başta kendimiz olmak üzere, birbirimiz ve diğerleri için yapabileceğimiz en büyük iyilik olduğuna inanıyorum. Mesele bir şahıs (Maharaj) değil, mesele tamamen mesajla ilgili. O mesajın her ayrıntısının mutlak doğru olduğunu düşünmesem de, ana konusu veya konuları itibariyle hepimiz için hayati derecede önemli bir mesaj olduğuna inanıyorum.

Grupsal/toplumsal faaliyetlere, çabaya, sosyal sorumluluğa, vicdani girişimlere kesinlikle karşı değilim, forumdaki çok sayıda haber alıntısı ve yorumda da görülebileceği gibi. Ama esas mesele bu değil gibi geliyor bana Maharaj'ı okuyunca. Tekrarlamaktan sıkılmam: "Suya sabuna dokunmayalım" demiyorum, demedim, demem. Ama meselenin adını koymamız gerekiyor. Mesele öncelikle biziz, kendimiziz. Önce kendimizi kurtarmamız gerekiyor, Maharaj'ın kastettiği manada. "Önce" derken de, aslında diğer mevcut ve olası faaliyetlerimizle "eşzamanlı" birşeyi kastediyorum. Sadece, ruhsal/bilinçsel önem anlamında bir önceliği kastettim.


bona fide

#46
merhaba bozadi, sevgili bozadi paraf paraf alıntılama yapmayı bilemediğimden sırayla yorumuna cevap vereceğim elimden geldiğince. bh olmuş bireylerin 4. boyuta geçmesi için hasat bireyselmi oluyor ben bunu toplu olacak diye algılayıp öyle bir kanıya sahiptim şu cümleni okuaya kadar;
"Ve muhtemelen, belki istisnai bazı durumlar dışında, %51 BH eğilimine ulaşan biri de artık herhangi biri gibi aramızda yaşayamaz. 4BH alemine gitmesi / mezun olması icap eder."
ra yı tekrar kontrol etmem gerek.

bh varlığı değiliz diyorsun bunu ben hiç bilemem. zaten bh den anladığım özünde onu yaşayabilmek surekli bh olmam gerek beklentisiyle yaşamak yıldırıcı olacaktır. ha ne olur öyküyü bildiği için o milvalde yaşama gayret eder. tefekkür bi yerde belki kendisiyle içsel hesaplaşması için gereklidir. benim asıl anlatamadığımı gördüğüm olay, gerçeği bilen ve perdeyi aralayanların göksel yaşama dair yönelişle başkasına hizmette dünyaya dair faaliyetlerden kendisini izole etmesi. başkalarına hizmet bu kelime burada yeryüzünde asıl amaçta bu. birey kh olan benim gibi dengesiz olan ruh taşıyan herkese ama herkese yaratıcı gözüyle bakmalı diyorum bunu bu yolda bilgi olarak yol almış olanlarda yaratıcıyı oynamayı hiyerarşi varmışçasına bireyide kul durmuna düşürmelerini kastediyorum. bu bilenle bilmeyen bir olurmu diyeceksiniz. ra'da dahi hep mütevazi elçiler öğreten /öğrenen olarak hizmette bulunuyorlar. ve yine göksel aleme dalan varlık ve onun derslerini almak isteyen kullar diyeceğim çunki kişiyi yüceltip ona kutsalık bahşediyorlar, bu hata diyorum bu yeryüzünde en bilgilide olsa birey ayrıcalık olmamalı bireylerin hepsinde yaratıcıyı görmeye çalışılmalı, öncelik olarak bunu içselleştirmeliyiz. buda mevlana osho gibi kişileri bu yüzden eleştiriyorum. bu dediğim şey yüzünden kendileri istemese dahi buna izin verdikleri müsamaha gösterdikleri bireyler kendine hizmet yolunda onlara kul köle olmuşlar. sürekli bu şekilde devam ediyor. hayatımızın içinde güncel yaşamımızda bu sürekli. ye kürküm ye durumuna benziyor. bilgisi varlığı konumu yüzünden itibar bir yasa sanki. devlet denilen sistem kh için var adeta. ilkokulda başlıyor. bireysel ayrıcalık muameleleri. azcık bilen herkes durum olay davranış karşısında hemen egoyu devreye sokuyor. zengin fakire yaşlı gence etiketli etiketsize. bunu aşabilirsek diyorum büyük bir rahatlama sağlayacaktır ruhsal huzur anlamında bireyler. mücadelesi ne uğruna olursa olsun hesabının karşısında duran birey/yaratıcıyla olduğunun bilinciyle daha naif olacaktır. gibi diyip saçmalama hakkımdan kredilerimi kullanırım. ve öncülük ediyorsundur diyen sana teessüflerimi sunuyorum. ama haklısın ben gizli ajan mi'yim. ra'dan sonra  durum düzelmeyince biraz dürtmeye geldim son bir şans bakın son diyorum. başka yok finito.

cinselliğin savunulması iyiliği kötülüğü değil yeryüzünde khnin en büyük silahlarından biride bu cinsellik. birincisi güzel yaşam ikincisi cinsellik. tek eşlilikten kastım birey ölene kadar tek insana tabi olmalı değildi. öyle bir egoyla şişirilmekte ve beyinleri yıkanmaktaki, erkek ne kadar performans o kadar erkek saplantısında kadın ne kadar güzel o kadar kadın saplantısında burdaki para kaynağını düşünün yıkanan beyinlerin bu amaca yönelik hatta bu uğurda hayat yaşamalarını düşünün. ruh eşini bulur bulmaz o ayrı ama ego tatmini için daldan dala gezen kadın erkek beğenilmek uğruna kh yolunda hümzanizm adı altında yozlaşmışlığın dibinde. kadın meta olmuş erkek her anlamda maddi ve fiziksel gücüyle onu istediği gibi kullanabilir. kişiliksiz süs köpeği olma gayretinde görselliği sayesinde toplumda yer edineceğini düşünmekle meşgul olan kadın yaratıcı olarak bireyselliğini unutmuş değersizleştirilmiş. kadın ve erkekte özgüven konusunu cinsellikle denetimleri altına almışlar ve kişi ne kadar yetersiz hissederse o kadar onlara bağımlı olacak hastalıklar  bakış açıları geliştirmişler.tabiki bunu forumda amaç olacak diye yazmadımdı düşünüyordum içimden böyleyken böyle sanki ilkkez ben bulmuşum edasıyla. neyin ne olduğunu benden önce bildiğinizden tebessümle geçiştirmenizi isterim.

dayatmak filan değildi benim düşüncem kendimce olumsuz bir durumu dile getirdim beni rahatsız eden itibar kavgasını hayatın her alanında ailede sokakta her yerde bunu aşmalıyız diye düşündüm.
bir gün marketten çıktım eve gitmek için market servisinin dolmasını bekliyoruz. bi adam geldi nasıl sefil üstü başı yaşıda 60 var gibiydi ama dökülüyor dedim içimden ne hayatlar yaşıyordur kimbilir. neyse servis hareket etti ufacık kango tipi bi araç. adamın telefonu çalıdı o dökülen o sefil o yürümeye hali olmayan adam fransızca konuşmaya başladı. kapadı telefonu. şöför hayırdır dedi. adam fransadan arkadaşım aradı avrupa turuna çıkacazda buluşma tarihimizi konuştuk dedi. orda 20 yıldan fazla çalışmış emekli olmuş. kimsesi kalmamış. evi bulunduğumuz bölgede şehrin en tepesinde ordan sonra başka ev yok iki odalı virane görünümünde, evde dökülüyor.diyeceğim adam servise binerken dokunmamaya çalışan oldu ben dahi adamın hayatındaki yoksulluğu düşündüm. halbuki adam huzurlu o minibusteki 5 kişiden daha fazla deneyime sahip  ama bir o kadar mütevazi duran biriydi. öyle olmasaydıda gerçekten sefil olsaydı hiç ona acıyarak aslında küçümsediğimizin farkında olmayacaktım. yani yaşamın her alanında itibar gösterişe. bilge ve benim gibilerden çok fazla öte alemin farkında olanlarında çoğu yine etrafına teba toplayıp kendine hizmet ettirmede. bireysel bilge olup uyanışa emek vermeyenler kendini beğenmekte bilmiyorum dayanışma sıfır. bunları forum dışı düşünceler diyorum. katiyyen foruma atıf değil forumda bana gösterilen musamahayı anlayışı naifliğe minnettarım kendimi birey sanmamı sağlayan aktarımlarınız ve kaynakları önermeniz varlığınızla hayatımdaki 3. mucizesiniz. sizleri gerçekten seviyorum. keşke zamanınız daha fazla olsada katılımlarınız yoğun olsa. düzeltme yapmadan gönderiyorum metin )) yazdıklarımın genel adı metin ama benim yazdığıma metin demek metinlere küfür gibi gelecek neyse yayınlanınca okuyup düzeltebileceğim kadar düzeltirim. hepinizin yolu bahtı açık, hayatı huzurlu olsun.
 

bona fide

#47
mesajını şimdi okudum bozadi evet maharaj ve sezarında dediği gibi özgür beklentisiz cesur olmak ne olduğunun bilincinde cesur olmak. kazanmak kaybetmek beklenti olmayacaktır. sen güzel ifade ediyorsun. debelendiğim şeyi toparlayıp anlaşılır cümlelerle. teşekkür ederim sana.beklentisizliği herkese ve herşeye karşı geniş bir yelpazeyle örneklemek verimli olur. açlım olmadığında bu sefer kişi ya da ben yine yaşamı boşver algısına düşebiliriz. bu açılımıda en güzel sizler yaparsınız. ve lütfen yapın.

"Kendi öz varlığınıza sadık olun, özünüzü mutlak şekilde sevin. Başkalarını kendiniz gibi sevdiğiniz yapmacığına girmeyin. Siz onların sizinle bir olduklarını idrak edinceye kadar onları sevemezsiniz."

teşekkür ederim bozadi. özetin özeti gibi. maharaja minnettarlık ve sevgiler.
 

bozadi

#48
Maharaj'dan öncelikle ve en çok kendime ve dileyen herkese yönelik bir mesaj:

Alıntı YapM: Kendinize bakmadan neden dünya için kaygılanıyorsunuz? Siz dünyayı kurtarmak istiyorsunuz, öyle değil mi? Kendinizi kurtarmadan dünyayı kurtarabilir misiniz? Ve kurtarılmak ne demektir? Hangi şeyden kurtarmak? İllüzyondan. Kurtarma, kurtuluş, her şeyi olduğu gibi görmektir.

Daha önce alıntıladığım mesajlardan biriyle yakından bağlantılı görünüyor:

Alıntı YapM: Sizi mutlu ya da mutsuz eden sadece kendinizi zihninizle özdeşleştirişinizdir. Zihninizin kölesi oluşunuza başkaldırın, tutsaklığınızı kendiniz yaratmış olduğunuzu görerek bağımlılık ve nefret zincirlerini kopartın. Özgürlük amacınızı zihninizde sürekli tutun, ta ki zaten özgür olduğunuz, özgürlüğün uzak bir gelecekte ve acı verici çabalarla kazanılacak bir şey olmadığı fakat onun her zaman sizin için, kullanmanız için hazır olduğu gerçeği içinize doğuncaya dek! Özgürleşme bir elde ediş, bir kazanma meselesi değil, bir cesaret meselesidir; zaten özgür olduğunuza inanma ve ona göre davranma cesaretidir.

Offf yaaa... Bu beyanların "dop-doğru" olduğunu neredeyse tüm kalbimle hissediyorum ama bu doğrunun hakkını vermeye, tüm varlığımla kabul edip ona göre yaşamaya karşı olağanüstü bir direncim olduğunu ve dolayısıyla da o direnci ısrarla ortadan kaldırmam gerektiğini hissediyorum.

bozadi

#49
Biraz Maharaj okuduktan sonra okuduklarıma dair meditasyon yapmaya çalışırken edindiğim izlenimler...

Daha önce de üzerinde odaklanmaya çalıştığım "saf varlıkla özdeşleşme" niyetine tekrar odaklandım. Yani, "ben saf varlığın ta kendisiyim" farkındalığına odaklanmaya çalıştım. Bireyselliğim ve/veya egom nedeniyle, tüm varlıkların kökeni, temeli, imkanlandırıcısı olan saf varlıkla özdeşleşmenin, kendini ona tamamen bırakmanın, o olmayı kabullenmenin zorluğunu gözlemledim biraz. Ama bunun üzerinde düşünmeye devam ederken, bu zorluğu, direnci aşıp kendimi saf varlığın kendisi olarak hayal etmekte bir miktar da olsa başarılı oldum. O anda aldığım temel ilham/sezgi şuydu: Herşeyin kaynağı ve kökeni benim. Herşeye imkan ve varlık veren benim. Ve hepsi bir, varlık olarak. Herşeyin ama herşeyin tek bir mutlak ortak paydası var: Var olmak, varlık. İşte ben oyum. Varolan herşeyin ortak paydasıyım, varolan herşeyin kaynağı, kökeni ve ta kendisiyim.

Maharaj'ın bütün anlatmaya çalıştığı şey de bu. Kitapta tekrarlı bir şekilde geçen "ben-im" ("I am") ifadeleri, zaman zaman özel olarak açıklandığı gibi "varım, var olanım" (tüm varlık benim) anlamına geliyor, ki bu da yukarıdaki paragrafta ifade etmeye çalıştığım şey.

Tabi ki buna inanabilmek, güvenebilmek, saf varlıkla özdeşleşmeyi hayal etmek, onu anlamak ve onunla özdeşleşmek, birleşmek böyle yazıldığı kadar kolay olmuyor. Ama insan bu inanca veya farkındalığa bir şekilde ulaşınca (veya "hatırlayınca" veya "uyanınca"), zamanın durmasının, zamanın olmamasının ne anlama geldiğini hatırlıyor. Farklı zamanların, farklı mekanların ve hatta farklı boyutların hiçbir önemi kalmıyor. Hepsi, herşey birleşiyor. Tüm mutluluğun, huzurun, dinginliğin, aklın ve sevginin, yani herşeyin merkezine geliyorsunuz. Olup olabileceğiniz tek mutlak yerde, yuvanızda, varlıktasınız. Her ne kadar burada mutlaklıktan söz etsem de, saf varlıkla olan bu özdeşleşme kesinlikle %100 saflık düzeyinde gerçekleşemez, çünkü bizler 3 KH düzlemindeyiz. Tüm varlıkla mutlak özdeşleşme/birleşme ancak 7y'de gerçekleşebilecek birşey. Dolayısıyla benim kastettiğim şey tabi ki sadece o mutlaklığın farkına varılmasından, onaylanmasından, güvenilmesinden ibaret. Bunu deneyimlediğinizde anlıyorsunuz, hatırlıyorsunuz ki, tekrar tekrar o farkındalığa dönmeniz, o bilinci, inancı, güvenci beslemeniz gerekiyor, tıpkı bir ibadet gibi. O zaman hayatınızda, çevrenizde gördüğünüz herşeyle ilgili olarak olup olabileceğiniz, yapıp yapabileceğiniz en ideal koşullara doğru ilerliyor olacağınızı anlıyorsunuz.

İmkan oldukça, hatırladıkça, o farkındalığa ulaştıkça, konuyla ilgili izlenimlerimi paylaşmaya devam etmek istiyorum.

gerçek tosun paşa

#50
Bozadi insanlar artık bu felsefeleri anlayabilecek veya üstünde durabilecek hiç bir algı ve merak emaresi gösterecek durumlar değiller. Tamamen vakit kaybı olarak görülen felsefelerin derlemesi olarak görülüyor bu içerikler. Çünkü materyalist çekim çok fazla. Ben hepimizi nitekim daha şanslı görüyorum en azından şu kh düzeninde anlasakta anlamasakta göreceli olarak kafa yoruyor içselleştirmek için uğraş veriyoruz. Açıkçası bu bile beni tatmin etmeye başladı ve hoşuma gidiyor. Sanırım dengemi yavaş yavaş bulabilmek adına adımlar atıyorum ama yine de farklı bakış açılarını ve dikkati hepimiz için bırakmamak hayati önem taşıyor. Çok fazla konsantrasyon problemi yaşamakta oldukça olası sıkça üstünde durduğun gibi zihni dağıtmaya istekliyiz ve zihni dağıtacak etmen sayısı çok fazla.

İncelediğim meditasyonların hemen hemen hepsinin ana fikri varlığın içinde olana ulaşmasıyla ilgili. Farkındalığa sahip olup algılayabilme amaçları güdüyor. Genel olarak haftada iki gün 1-1.5 saat kadar ayırmanın yeterli olduğu kanaatine sahip oldum. Sistemi alışkanlığa döküp bu çalışmaları süregelen bir hale getirebilsek 1-2 ay gibi sürede ne arıyorsak daha yaklaşabileceğimizi düşünüyorum :)

Bence güzel bir çalışma olmuş meraklısı arkadaşlara başlangıç noktası olarak ilham verebilir.

bozadi

#51
Yorumlarını, görüşlerini, deneyimlerini paylaştığın için teşekkür ederim gtp :)

Valla açıkçası, biraz da Maharaj'ın mesajının etkisiyle, insanların genelinin neye ilgi duyup neye duymadıklarını pek umursamıyorum. Ve bu başlıkta veya forum genelinde paylaştığım çoğu görüş, başkalarından önce kendime hizmete yönelik. Yani temelde kendi farkındalığımı geliştirmeye, netleştirmeye, birleştirmeye çalışıyorum ve bu süreci paylaşıyorum, eleştiriye, yorumlara, alternatif görüşlere, katkılara açıyorum. Aslında herkesin durumunun da aşağı yukarı aynı olduğunu tahmin ediyorum. Ama ortak paydaları tespit etmeyi, işbirliği olasılıkları geliştirmeyi de gerçekten önemsiyorum.

Meditasyon genel olarak önemli bir uygulama tabi ki ama şekli, şemali, mutlak kuralları olan birşey değil sanırım. Bazen sadece "hatırlamak" suretiyle bize çok faydalı olacağını bildiğimiz ilhamlar, fikirler, inançlar, farkındalıklar vardır. İşte, yukarıda betimlemeye çalıştığım "saf varlıkla özdeşleşme" konusu da benim için öyle birşey. Bize en güçlü, en temel, en önemli ilhamları veren fikir ve inançları hatırlama çabası bazen yoğun veya çok disiplinli bir meditasyon çabasından ziyade saniyeler içinde gerçekleşen bir bilinç yoklama veya dikkat odaklanma çabasıyla da hatırlanıp kullanılabilir. Ama bu da meditasyonun faydasını küçümsemek anlamında değil, meditasyon genel olarak her zaman iyidir diye düşünüyorum. Bu arada, Maharaj'ın meditasyonla ilgili fikirlerinden de alıntı yapmış olayım:

Alıntı Yap S: Bütün üstatlar meditasyon yapmayı öğütlerler. Şimdi meditasyonun amacı nedir?

M: Biz duyuların ve eylemlerin dış dünyasını biliyoruz, fakat duyguların ve düşüncelerin iç dünyası hakkında bildiklerimiz çok az. Meditasyonun başta gelen amacı içsel yaşamımızın farkına varıp, onunla yakınlık kurmamızdır. Nihai amaç, hayatın ve bilincin kaynağına ulaşmaktır. Sırası gelmişken, meditasyon uygulaması karakterinizi derin biçimde etkiler. Bizler bilmediklerimizin esiriyiz; bildiklerimizin ise efendisi. İçimizde her ne kusur ya da zayıflık keşfedersek ve onun nedenlerini ve işleyiş biçimini anlarsak, sadece bu bilme onu yenmemiz demektir; bilinçaltında olan, bilinç düzeyine çıkarıldığı zaman eriyip gider. Bilinçaltının çözülüşü enerjiyi serbest bırakır; zihin kendini yeterli hisseder ve sakinleşir.

S: Sakin, dingin bir zihnin yararı nedir?

M: Zihin sükûnet bulduğunda kendimizi saf tanık halimizle görüp tanırız. Kendimizi deneyimden ve deneyimleyenden geri çeker, her ikisi arasında ve her ikisinin de ötesinde olan saf farkındalık halimizle onlardan ayrı, bağımsız dururuz. Kişinin kendini özdeşleştirdiği "ben şuyum", "ben buyum" sanılarına dayanan kişilik yine devam eder fakat, sadece nesnel dünyanın bir parçası olarak. Ama tanık ile özdeşleştirilmesi bitmiş olur.

***

S: Meditasyonun amacı nedir?

M: Asılsız, sahte olanın sahteliğini görmek meditasyondur. Bu her zaman devam etmelidir.

S: Bize düzenli olarak meditasyon yapmamız söylendi.

M: Gerçek ile sahteyi ayırt edebilme ve sahte olanı terk etme yolunda derin düşünülerek yapılan gündelik alıştırmalar meditasyondur. Başlangıç için birçok meditasyon şekli vardır ama onlar birbirlerine karışarak sonunda bir olurlar.

S: Lütfen bana söyleyin, kendini-idrake götüren en kısa yol hangisidir?

M: Hiçbir yol daha kısa ya da daha uzun değildir; fakat bazı kimseler daha ciddi, içten ve isteklidirler, bazıları daha az. Size kendimden söz edebilirim. Ben basit bir insandım ama Guru'ma güvendim. O bana neyi yapmamı söylediyse yaptım. O bana, "Ben-im" düşünce ve duygusu üzerinde konsantre olmamı söyledi, ben de öyle yaptım. O bana bütün algılanabilir ve kavranabilir olanların ötesinde olduğumu söyledi - ben inandım. Ona kalbimi, ruhumu, tüm dikkatimi ve bütün boş vaktimi verdim (aileme bakmak için çalışmak zorundaydım). İnanç ve sadakatle uygulama sonucu olarak üç yıl içinde kendimi buldum. Siz size uygun olan herhangi bir yolu seçebilirsiniz; içtenliğinizin derecesi ilerleyiş hızınızı tayin edecektir.

***

S: Meditasyon sizin durumunuza ulaşmamda bana yardımcı olacak mı?

M: Meditasyon sizi tutsak eden bağları bulmanıza, onları çözmenize ve o tutsaklık limanından ayrılmanıza yardımcı olacaktır. Siz herhangi bir şeye karşı artık bağımlı olmadığınızda, payınıza düşeni yapmışsınız demektir. Üst tarafı sizin için yerine getirilecektir.

S: Kim tarafından?

M: Sizi buralara kadar getirmiş olan, kalbinizi gerçeği arzulamaya, aklınızı da onu aramaya teşvik eden aynı güç tarafından. Bu sizi canlı tutan aynı güçtür. Siz ona Hayat ya da En Yüce diyebilirsiniz.

***

M: "Ben beden'im" virüsüne bulaşmışsanız, tüm bir evren varlık haline geçer. Fakat artık bu halden bıktığınızda, özgürleşme hakkında bir takım hayalperestçe fikirler beslemeye ve tümüyle boşuna olan bazı eylem çizgileri izlemeye başlarsınız. Konsantre olursunuz, meditasyon yaparsınız, zihninize ve bedeninize işkence yaparsınız, bir sürü gereksiz şey yaparsınız, fakat esas olanı, yani kişinin bertaraf edilmesini gözden kaçırırsınız.

S: Başlangıçta, kendini-sorgulamaya hazır olmadan önce bir süre dua etmeye, meditasyon yapmaya ihtiyacımız olabilir.

M: Eğer buna inanıyorsanız, devam edin. Bana göre tüm erteleme bir zaman kaybıdır. Tüm hazırlığı atlayıp geçerek, direkt olarak içinizdeki nihai araştırmaya yönelebilirsiniz. Tüm Yogalar'ın içinde bu en basit ve en kısa olanıdır.

***

S: Meditasyonda meditasyonu yapan kim, kişi mi, tanık mı?

M: Meditasyon, bilincin daha üstün hallerine girmek ve sonunda onun ötesine geçmek için yapılan istemli bir uğraştır. Meditasyon sanatı, dikkat odağını daha üstün düzeylere çevirirken, geride bırakılan düzeyleri sıkıca tutmaya devam etmektir. Bu bir bakıma, ölümün kontrol altına alınışıdır. Önce alt düzeylerden başlanır; sosyal durumlar, adetler ve alışkanlıklar; fiziksel çevre, bedenin duruşu ve solunumu; duyular ve onların duyum ve algıları; zihin ve onun düşünce ve duyguları; ta ki tüm kişilik mekanizması kavranıp sıkıca tutuluncaya kadar. Kimlik duygusu, sırası ile "Ben şöyleyim"in ötesine, "Ben-im"in ötesine, "Ben-yalnızca-tanığım"ın ötesine, "vardır"ın ötesine ve bütün fikirlerin ötesine, kişisel olmayan, kişisel saf varoluşa ulaştığında, meditasyonun son aşamasına ulaşılmış olur. Fakat meditasyon yaparken enerjik olmalısınız. O kesinlikle bir part-time uğraş değildir. İlgi alanınızı ve faaliyetlerinizi sizin ve size bağımlı kimselerin asgari ihtiyaçlarıyla sınırlamalısınız. Bütün enerjinizi ve zamanınızı, zihninizin sizin çevrenizde örmüş olduğu duvarı yıkmak için saklamalısınız. İnanın pişman olmayacaksınız.

S: Deneyimimin evrensel olduğunu nasıl anlayacağım?

M: Meditasyonunuzun sonunda her şey direkt olarak bilinir, herhangi bir kanıta gerek kalmaz. Nasıl, okyanusun her bir damlası okyanusun tuzunu taşırsa, öylece her an da ebediyetin lezzetini taşır. Tanımlamalar ve tarifler daha sonraki araştırmalar için teşvik edici, yararlı dürtü işlevi görürler, fakat siz onların ötesine, negatif terimler dışında tanımlanamaz, tarif edilemez olanın içine dalmaksınız. Ne de olsa, evrensellik ve ebedilik yalnızca kavramlardır. Yer ve zaman ile bağımlılığın karşıtıdırlar. Gerçek ise bir kavram değildir, bir kavramın tezahürü de değildir. Zihninizle meşgul olun, onun çarpıklıklarını, saflığını bozan şeyleri giderin. Öz varlığınızın tadını bir kez alırsanız, onu her yerde ve her zaman bulacaksınız. Bu nedenle, ona varmanız öylesine önemlidir. Onu bir defa bilirseniz, asla kaybetmeyeceksiniz. Fakat yoğun, hatta çetin bir meditasyonla kendinize o fırsatı vermelisiniz.

***

M: Zihninizin içeriğine bakın. Siz nasıl düşünüyorsanız, öylesiniz. Siz zamanın büyük bölümünde kendi küçük kişiliğinizle ve onun gündelik ihtiyaçlarıyla meşgul değil misiniz? Düzenli meditasyonun değeri, sizi günlük rutinin hayhuyundan uzaklaştırıp, size sizin zannettiğiniz şey olmadığınızı hatırlatmasıdır. Fakat hatırlamak dahi yeterli değildir - kanınızı eylem izlemelidir. Ayrıntılı bir vasiyetname hazırlayan ama ondan sonra da ölmeyi reddeden zengin adam gibi olmayın.

***

M: Tekrarlama soluğunuza istikrar kazandırır. Derin ve sakin şekilde solunum ile canlılık artar, o da beyni etkiler ve zihnin arınmasına ve istikrar bulmasına ve meditasyona elverişli hale gelmesine yardım eder. Canlılık (hayatiyet) olmazsa pek az şey yapılabilir, onun korunması ve artırılmasının önemi de bundandır. Duruşlar ve solunum Yoga'nın bir parçasıdır çünkü beden sağlıklı ve iyi kontrol altında olmalıdır; fakat beden üzerinde aşırı konsantrasyon kendi maksadına ters düşer ve aksi sonuç verir, çünkü başlangıçta önde gelenin zihin olması gerekir. Zihin yatıştırıldığında ve artık iç âlemi rahatsız etmediğinde, beden yeni bir anlam kazanır ve onun değişimi hem gerekli hem mümkün hale gelir.

***

S: Bu, ayrı bir varoluş duygusu nedir?

M: O bir olan gerçeğin ayrı bir bedendeki yansımasıdır. Bu yansıma içinde, sınırsız olan ile sınırlı olan yanılgı sonucu bir birine karıştırılır ve aynı şey zannedilir. Bu karışıklığı gidermek Yoga'nın amacıdır.

***

M: ...Ve emin olabileceğiniz tek şey "Ben-im"dir. Bununla kalın, diğer her şeyi reddedin. Yoga budur.

***

S: Guru değiştirmek doğru mudur?

M: Neden değiştirmeyesiniz? Gurular kilometre taşları gibidirler. Birinden diğerine ilerlemek doğaldır. Her biri size yönü ve mesafeyi bildirir. Sadguru, yani ebedi Guru ise yolun kendisidir. Hedefin yol olduğunu ve sizin de her zaman yolda olduğunuzu, hedefe varmak için değil, fakat onun güzelliğinin ve bilgeliğinin tadına varmak için yolda olduğunuzu bir kez idrak ederseniz; hayat bir görev, bitirilmesi gereken bir iş olmaktan çıkar, doğal ve sade bir hal alır, başlı başına bir vecit hali olur.

S: Öyleyse, dua, ibadet ve Yoga uygulamalarına ihtiyaç yok.

M: Gündelik küçük süpürmelerin, yıkama ve yıkanmaların bir zararı yoktur. Öz-farkındalık size her adımda ne yapılması gerektiğini bildirir. Her şey yapıldığında zihin sessiz kalır. Şimdi siz, ismi ve şekli olan, sevinçleri ve kederleri ile, uyanıklık halinde bir kişisiniz. Siz doğmadan önce kişi yoktu ve siz öldükten sonra da olmayacak. Kişiye olmadığı şeyi oldurmak için didinip duracağınıza? Niçin uyanıklık halinin ötesine geçerek kişisel hayatı tümüyle terk etmemeli? Bu kişinin sönüp bitmesi değil, sadece onu doğru görüş açısından görmek anlamına gelir.

***

M: ...Yoga, sürekli mutluluğu içte arayıştan başka nedir ki?

***

S: Siz sadece Doğu için konuşabilirsiniz. Batı'da koşullar farklıdır ve söyledikleriniz orada geçerli olmaz.

M: Keder ve korku söz konusu olduğunda onun Doğu'su veya Batı'sı olmaz. Sorun evrenseldir - ıstırap ve ıstırabın son bulması. Istırabın nedeni bağımlılık; çaresi, bağımsızlıktır. Yoga, kendini-anlama yoluyla kendini özgürleştirme bilimi ve sanatıdır.

S: Kendimi Yoga için uygun görmüyorum.

M: Başka ne için uygunsunuz? Bütün gelip gidişleriniz, zevk arayışlarınız, sevmeniz, nefret etmeniz - bütün bunlar sizin gerek kendi koyduğunuz, gerekse kabul ettiğiniz kısıtlamalara karşı savaştığınızı gösteriyor. Cahilliğiniz içinde hatalar işliyor ve hem kendinize hem başkalarına acı veriyorsunuz, fakat o dürtüyü hisseder ve onu yadsıyamazsınız. Doğumu, mutluluğu ve ölümü aratan aynı dürtü, anlayışı ve özgürlüğü de aratacaktır. O bir gemi pamuk yükü içindeki bir kıvılcım gibidir. Onu bilmeyebilirsiniz, fakat er ya da geç gemi alevler içinde kalacaktır. Özgürleşme doğal bir süreçtir ve sonuçta, kaçınılmazdır. Fakat onu şimdi'ye getirmek sizin gücünüz dahilindedir.

S: Öyleyse dünyada niçin bu kadar az sayıda özgürleşmiş insan var?

M: Bir ormanda, belli bir zamanda, ağaçlardan ancak bazıları tam çiçek açmış olurlar, ama hepsinin sırası gelecektir. Er ya da geç, sizin fiziksel ve zihinsel kaynaklarınız tükenecekler. O zaman ne yapacaksınız? Umutsuzluğa mı düşeceksiniz? Pekâlâ, umutsuzluğa dalın. Umutsuzluktan bıkıp, soru sormaya başlayacaksınız. İşte o anda bilinçli Yoga için hazırsınız demektir.

S: Bütün bu arayışları tefekkürleri hiç doğal bulmuyorum.

M: Sizinkisi, doğuştan kötürüm olan birinin doğallığıdır. Farkında olmayabilirsiniz, fakat bu sizi normal yapmıyor. Doğal ve normal olmak ne demektir, bilmiyorsunuz, bunu bilmediğinizi de bilmiyorsunuz. Şimdiki halde rastgele sürükleniyorsunuz, bu nedenle tehlikedesiniz, çünkü böyle sürüklenip gitmekte olanların başına her an her şey gelebilir. Uyanıp durumunuzu görmeniz daha iyi olurdu. Var olduğunuzu biliyorsunuz. Ne olduğunuzu ise bilmiyorsunuz. Ne olduğunuzu bulun.

S: Dünyada niçin bu kadar çok ıstırap var?

M: Bencillik ıstırabın nedenidir. Başka bir neden yoktur.

S: Anladığıma göre ıstırap sınırlılığın doğasında var.

M: Kederin nedeni, farklılıklar ve ayrımlar değildir. Çeşitlilik içinde birlik doğaldır ve iyidir. Ancak ayrılıkçılık ve çıkarcılık dünyada gerçek ıstırabın ortaya çıkmasına neden olur.

***

M: ...hayata sevgi ve güven duyulmuyor, onun akışına şevkle ve zevkle uyulmuyorsa, bilinçli hareket, farkındalık içinde eylem demek olan Yoga'dan söz etmek bir fantezi olur.

bona fide

#52
nasıl yapmalı bu işi imgeleme olmadan yalın kolay başlangıç için bir tarif verin lütfen. o kadar çok anlatım ve şekil var. ben en basit uygulamayla nasıl başlayabilrim.
 

gerçek tosun paşa

#53
bona fide meditasyon hakkında bilgi almak ve öğrenmek istiyorsan zaten forumda bu bilgiler mevcut
http://www.baskalarinahizmet.com/forum.asp?FORUM_ID=36

Buradan online olarak eğitim dvd lerini izleyebilirsin.
Başka meditasyonlara da bakabilirsin ama kafanın karışmaması için bu linkten başlamanı ve öğrenmeni tavsiye ederim.

bozadi

#54
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen gerçek tosun paşa

bona fide meditasyon hakkında bilgi almak ve öğrenmek istiyorsan zaten forumda bu bilgiler mevcut
http://www.baskalarinahizmet.com/forum.asp?FORUM_ID=36

Buradan online olarak eğitim dvd lerini izleyebilirsin.
Başka meditasyonlara da bakabilirsin ama kafanın karışmaması için bu linkten başlamanı ve öğrenmeni tavsiye ederim.
Faydalı bir öneri, teşekkürler gtp.

Doğrusu ben pek düzenli/nitelikli meditasyon yapmadığım, bunun için gerekli disiplini, sabrı göstermediğim için, meditasyonun nasıl yapılması gerektiği konusunda da pek tavsiyede bulunabilecek bir konumda değilim sanırım.

Yoga, meditasyonu da kapsayan, bireysel ruh ile evrensel ruh arasındaki birliğin farkına varma ve deneyimlemeye yönelik fiziksel ve zihinsel çeşitli tekniklerin bir toplamına verilen isimmiş bu arada.

Çeşitli kaynaklardan meditasyona ve yogaya dair çeşitli tanımlar, öneriler bulunabilir yalnız yine de dayanamayıp meditasyonun anlam ve önemiyle ilgili bazı algılarımı paylaşmak istiyorum.

Maho'nun da dikkat çektiği gibi, gündelik yaşamın hayhuyu, özellikle de bizlerin şu an içinde bulunduğu koşullardaki dış yaşam koşulları insanın zihnini resmen bombardıman gibi çok çeşitli ve çoğunluğu negatif nitelikli tesirlere maruz bırakıyor. Bu resmen bilinci sersemletici, sığlaştırıcı, zayıflatıcı, ucubeleştirici bir etki. Varlığımızın derinlerinden gelen bilinç akımlarını bloke eden bir etki. İçsel/evrensel varlığımızın dışsal/bireysel varlığımızla olan aktif temasını engelleyen, zayıflatan, zorlaştıran birşey bu. Sonuç olarak dışsal/kişisel benliğimizde zaman içinde ciddi bir tatminsizlik, boşluk, anlamsızlık ve zombileşme etkisi gerçekleşiyor. Ve bu sorunun doğru dürüst farkında bile değiliz. Strese, egoya, çatışmaya, kesintisiz bir şekilde koşturmaya, gerilime, gürültüye, çatışmaya o kadar alıştırıldık...

İşte, meditasyon deyince, bence temel/öncelikli amaç, özellikle yukarıda belirttiğim sorunun bilincinde olarak, olağan gündelik zihin yapımızı bir süre askıya alma çabası göstermektir. Meditasyon yapsak da yapmasak da kendimiz olduğumuzu, yani olduğumuz gibi olduğumuzu sanıyoruz ama yukarıda belirttiğim nedenlerle bu yeterince doğru değil ve durumun/tehlikenin farkında da değiliz.

Meditasyona egosal nitelikte, gündelik yaşamın içeriğine dair hırslı bir amaç için oturmamak gerek. Çünkü bu zaten meditasyonun amacıyla çelişir. Bu, meditasyonda hiçbir zaman hiçbir amaç duygusu/düşüncesi olmayacağı anlamına gelmiyor. Ama özellikle başlangıçta amaç güdülmemesi gerekir bence. Zihnimizin ne kadar kirlendiğinin, yozlaştığının farkında değiliz ve zihnimiz aşırı derecede kesintisiz ve sorunlu koşullarda çalışıyor. İşte o yüzden meditasyonun temel amacı olağan/gündelik zihin sürecini "askıya almaktır". Zihnimizi, yani dışsal/bireysel varlığımızı susturalım ki içsel/evrensel varlığımızdan gelen bilinç akışına duyarlılığımız tekrar artabilsin. Her an tüm varlığımızın, tüm sezgilerimizin zaten farkında olduğumuzu sanma eğilimindeyizdir fakat bu doğru değildir, kendimizi kandırmaktayızdır.

Meditasyonda amaç bilinçsizlik değildir, sadece kişiliğimizi/zihnimizi, yani dışsal varlığımızı bir süre susturma sabrını göstermek gerekir. Başlangıçta, oturup gözlerinizi kapatıp sessiz sakin beklerken zihninizi kullanmamak çok zor, hatta anlamsız gelecektir. İnsan ille de "birşey" düşünmesi gerektiğini sanır. Zihnimiz kesintisiz, endişeli veya hırslı bir şekilde koşturmaya alışkın, hatta bağımlı olduğundan, özellikle ilk zamanlarda zihninizi istikrarlı bir şekilde susturmak zaten mümkün olmayacaktır, elinizden geldiğince susturmaya çalışın tabi ama bunu da bir hırs haline getirmeyin. Eğer imgelerin, fikirlerin, planların, duyguların zihin ekranınızda belirmesini engellemek çok zor geliyorsa, sadece elinizden geldiğince onlara duyarsız kalmaya çalışın. Yani onlara "takılmayın", onlarla ilgilenmeyin, üzerlerinde çalışmayın, bırakın gelsinler, geçsinler. Tekrar tekrar, meditasyon yapmanın amacını hatırlatın kendinize. Zihninizi susturmaktan büyük fayda bulacaksınız ama zihninizi susturmadıkça o fayda gecikecektir.

Ve yine ilk zamanlarda, zihni susturmak bir güvensizlik ve tehlikeye açıklık hissine neden olabilir. Sanki birşey düşünmezseniz kendinizi koruyamazmışsınız gibi bir his. Aslında bu bizzat zihnimizin egosallığa alışmışlığının bir sonucudur. Esas alışkın olduğumuz düşünüş şekli bize zarar veren şey olduğu halde (hatta belki bu yüzden), birşey düşünmemek tehlikeli gibi görünebilir.

Spesifik hayat deneyimlerinize dair belirli birşey düşünmezken de farkındalığınızın açık olduğunun farkına varın. Birşey düşünmeyen kendinizi "görebilirsiniz".

Ha bu arada, meditasyondan önce (veya belki bir tür ön-meditasyon olarak), gevşeme egzersizi yapmanız önemle tavsiye olunur. İstediğiniz sırayla, vücudunuzu bir uçtan bir uca, bölge bölge, bilinçli bir şekilde gevşetin. Yani bir kas grubuna odaklanın ve onu elinizden geldiğince gevşetin ve bunun huzurunun, rahatlığının farkına varın, diğer çeşitli kas gruplarıyla devam edin.

Ve esas meditasyonda zihninizi büyük ölçüde askıya aldığınızda, bunun başınızda ve tüm vücudunuzda sağladığı rahatlamanın, gevşemenin, sakinleşmenin, huzurun farkına varın. Yaşam koşullarımız nedeniyle olağan zihin yapımız o kadar stresli, gergin ve alttan alta korku-endişe bazlı hareket eder ki, düşünce sürecini askıya almak, aslında farkına bile varmadan beslemekte olduğumuz stresi, endişeyi, gerginliği de durdurma etkisi yapacaktır. Elbette duyulabilecek huzur ve dinginlik kısmen fiziksel/kimyasal kaynaklı olacaktır ama ruhsal bir yönü de olduğuna dikkat edin. Ruhsal huzur ve güven dışsal/bireysel olmayan, içsel/evrensel varlığınızın özelliğidir. Olağan hayatınıza dair belirli birşey düşünmediğiniz halde açık olan bilincinizle, sessizlik ve dinginlik halinde içsel/evrensel varlığınızla birleşme (yoga) farkındalığını deneyimleyebilir, bunu zamanla iyice pekiştirebilirsiniz.

Buradaki betimlemelerim konunun bütününe dair eksiksiz bir tanım değildir ve muhtemelen hatasız da değildir ama bu konu giderek öne çıkmaya başladığı için hem sizlere hem de kendime yönelik bir odaklanma artışım oldu ve bu algılarımı paylaşmak istedim. Birlikte netleştirmemiz, geliştirmemiz ümidiyle.

bona fide

#55
maharaja soru soran kişi gibi ruh halim oda sabırsız bende. meditasyonu senin önerdiğin şekliyle amaçsız nefes tekniği ve hislerimi sınırlamadan engellemeden başlamayı umuyorum bozadi anlatım için teşekkürler ihtiyacım olan buydu çunki foruma başladığımdan beri yada bana mı öyle geldi bilmiyorum hayal gücü sıfır yok boş boş bakıyorum zihnimde hiçbir şey yok yattığım zaman insanın kafasında duası hayalleri ne bileyim bişeyler olur bende tık yok gördüğüm rüyalarıda hatırlamıyorum. kütük gibi uyuyorum. devreler gerçekten yandı sanırım. bu gün nefes tekniği yaptım ve evet beklentisizdim ama gözüm kapalıyken o koyu eflatun ama canlı ve sanki çiçek açar gibi açılıp kapanan sonra yine açan ışık dansı vardı ona odaklandım,onları izledim hep,gözlerim açık mı yapsam dikkatim dağılıyor kapalıyken yarın yazını yeniden okuyarak başlayıp deneyeceğim. durumum vahim değildir umarım. emeklerinize minnettarım hele tahammul eşiğinize. var olun.

bu arada vucudu esnetmeyi ve bu nefes tekniğini kabızlık sorunu olan yaşlılara önerirdik. faydası oluyordu.
 

gerçek tosun paşa

#56
nefes teknikleri herşeydir. sporculardan, oyunculara, sahne sanatlarının her alanına kadar başarının anahtarı olduğu gibi gündelik yaşam, sağlık ve huzur içinde aynı şekilde anahtar.

bozadi

#57
K'ların ve Maharaj'ın aşağıdaki beyanlarındaki özdeşliğe ve ayrıca Maharaj'ın söylediği şeyin K'ların söylediklerinin daha ayrıntılı bir açıklaması olduğuna çekmek istiyorum:

Alıntı YapC: Hepimizin gidecek çok uzun bir yolu var ama oraya varmak eğlencenin yarısı.

M:...Hedefin yol olduğunu ve sizin de her zaman yolda olduğunuzu, hedefe varmak için değil, fakat onun güzelliğinin ve bilgeliğinin tadına varmak için yolda olduğunuzu bir kez idrak ederseniz; hayat bir görev, bitirilmesi gereken bir iş olmaktan çıkar, doğal ve sade bir hal alır, başlı başına bir vecit hali olur.

Ayrıca, Maharaj'ın aşağıdaki beyanı da K'ların hem nefes konusunda, hem de beden ve ruh konusunda yaptıkları açıklamalarla son derece uyumlu:
Alıntı YapM: Tekrarlama soluğunuza istikrar kazandırır. Derin ve sakin şekilde solunum ile canlılık artar, o da beyni etkiler ve zihnin arınmasına ve istikrar bulmasına ve meditasyona elverişli hale gelmesine yardım eder. Canlılık (hayatiyet) olmazsa pek az şey yapılabilir, onun korunması ve artırılmasının önemi de bundandır. Duruşlar ve solunum Yoga'nın bir parçasıdır çünkü beden sağlıklı ve iyi kontrol altında olmalıdır; fakat beden üzerinde aşırı konsantrasyon kendi maksadına ters düşer ve aksi sonuç verir, çünkü başlangıçta önde gelenin zihin olması gerekir. Zihin yatıştırıldığında ve artık iç âlemi rahatsız etmediğinde, beden yeni bir anlam kazanır ve onun değişimi hem gerekli hem mümkün hale gelir.
Hatırlarsanız ilk celselerden birinde fiziksel sağlık konusundaki bir soruya K'lar "Önemli olan ruh, önce ruhu iyileştir" gibisinden bir cevap vermişlerdi. Ruhsal bazı meseleler oturtulduktan sonra, çok daha ileriki celselerde ise fiziksel sağlıkla ilgili çok daha ayrıntılı bilgi ve öneriler verilmeye başlandı. Maharaj'ın açıklamalarıyla son derece uyumlu buluyorum.

bozadi

#58
Alıntı YapM: ...Küçük şeyler üzerinde her ne kadar tartışsak da her şey bir'dir. Ve her şey, bütün arzuların tek kaynağı ve hedefini -ki  onu hepimiz "Ben-im" olarak biliyoruz- hoşnut etmek için yapılır.

S: Arzunun kökeninde olan ıstıraptır. Temel dürtü ıstıraptan kaçmaktır.

M: Istırabın kökeni nedir? Kendinizle ilgili cehaletiniz, yani kendini-bilmemek. Arzunuzun kökeni nedir? Kendinizi bulma dürtüsü. Tüm yaradılış, aslını bulmak için uğraşıp didiniyor ve aslına dönünceye kadar da rahat etmeyecek.

S: Ne zaman dönecek?

M: Siz istediğiniz zaman dönebilir.

S: Peki, dünya?

M: Onu da yanınızda götürebilirsiniz.

S: Mükemmelliğe erişinceye kadar dünyaya yardım ederek beklemek zorunda mıyım?

M: Elbette dünyaya yardım edin. Fazla yardımınız olmayacak fakat bu çaba sizi geliştirecek. Dünyaya yardım etmeye çalışmanın yanlış bir yanı yok.

S: Kuşkusuz, insanlar oldu, büyük yardımlarda bulunan sıradan insanlar.

M: Dünyaya yardım edilmesi gereken zaman geldiğinde, bazı insanlara, büyük değişikliklere neden olacak irade, bilgelik ve güç verilir.

bozadi

#59
Maharaj'ın öğretisinde "Ben-im" ("I am") ifadesi "varım", "var olanım", "tüm varlığım", "tek olan varlığım" anlamlarında kullanılıyor.