Haberler:

Yeni celse forumda! 27 Haziran 2026🎉🌱

Ana Menü

Carl Gustav Jung

Başlatan isiklidusler, 05 Ekim 2014, 15:39:11

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

isiklidusler


"Kişi, aydınlık figürler imgeleyerek değil, karanlığın bilincine vararak aydınlanabilir. Ancak bahsi geçen ikinci yöntem tatsızdır ve bu nedenle tercih edilmez." Jung

* Günümüzde, bizi tehdit eden tehlikenin doğadan gelmediğini, insan ve kitle ruhundan kaynaklandığını apaçık görüyoruz. Tehlike insanın ruhundan kopmuş olmasında.

* Olduğumuzdan daha iyi ve yüce insanlar olarak yaşamaya çalışmak bizi aşırı derecede ikiyüzlülüğe ve sahtekarlığa götürür. Ayrıca üzerimize öylesine bir gerilim yükler ki, çok daha kötü durumlara düşer ve çöküntüye uğrarız.

* Ruhun başka hiçbir şeye indirgenemeyecek kadar kendine özgü bir doğası vardır.

* Tümüyle emin olduğum hiçbir şey yok. Tümüyle inandığım bir şey de gerçekten yok. Tek bildiğim, doğduğum ve var olduğum.

* Yaşamım bilinç dışının kendini gerçekleştirdiği öykülerden biridir.

* Yaşamımızın büyük bir bölümünü bilinçdışında geçiririz.

* Yalnızlık, insanın çevresinde insan olmaması demek değildir. İnsan kendisinin önemsediği şeyleri başkalarına ulaştıramadığı ya da başkalarının olanaksız bulduğu bazı görüşlere sahip olduğu zaman kendisini yalnız hisseder.

* Kuramları iyi öğren, ancak yaşayan ruhun mucizesine dokunduğunda onları bir yana bırak. (Jung, 1954)

* Artık elinde mitolojinin anahtarı var. Ruhun tüm kapılarını açmakta özgürsün.

* Bilimsel ruh incelemesinin (psikoloji), geleceğin bilimi olduğuna inanıyorum. Psikoloji doğa bilimlerinin en genci ve henüz emekleme evresinde bugün. Bizim için en önemli bilim dalı bu ;gerçektende, insanoğlu için en büyük tehlikenin açlık, deprem, mikroplar, kanser olmayıp, yalnızca insanın kendisi olduğu, göz kamaştırıcı bir açıklıkla ortaya çıkmaktadır. Nedeni ortada: Ruhsal yaraları saracak, etkili bir çare yok henüz, oysa bu yaralar doğanın en acımasız, en büyük yıkımlarından daha da yok edicidir ! İnsanı olduğu gibi halkları da korkutan en büyük tehlike psişik tehlikedir. Beliren genel güçsüzlüğün nedenleri, bilinçaltını hiç dikkate almaksızın tek bilinçle, ama yalnızca bilinçle ilgilenilmiş olmasıdır.

* Bilinçdışı bizi bizden daha iyi bilir.

* Duygusuz karanlığı aydınlatamayız ve bitkinliği harekete çeviremeyiz.

* Düşünmek zor bir sanattır onun için çoğunluk tek karar verir.

* Görünüşünüz,yalnızca kalpten bakabildiğinizde berraklaşır.Dışarı bakanlar düş kurar,içe bakanlar uyanış yaşar.

Çocukken kendimi yalnız hissederdim; hala da öyle hissediyorum çünkü bazı şeyleri biliyorum ve bunları hiç bilmedikleri ya da bilmek istemedikleri anlaşılan insanlara bazı ip uçları vermeye çalışıyorum.
 

isiklidusler

#1
kayıp insanlık diyenlerden biri de Jung;
ruhunu kaybetmiş ve ruhundan kopmuş insanlık; ve insanlar;

ve kişi aslında başkası ile (kendinden bir başkası ile) iletişim kuramaz, bu sözün ya da benzer sözün Jung'un olduğunu hatırlıyorum ancak kaynak bulamadım;

bunun dışında arkady'e; jung'u araştır diyor cass;

aklıma bi de filmi geldi; o neydi öyle??? aman (sakın) izlemeyin siz siz olun;

 

Thot

#2
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen isiklidusler

ve kişi aslında başkası ile (kendinden bir başkası ile) iletişim kuramaz, bu sözün ya da benzer sözün Jung'un olduğunu hatırlıyorum ancak kaynak bulamadım;


Huxley olabilir;

"Dile, sezgilere, zekaya ve sempatiye rağmen, birisi asla gerçekten başkasıyla bir şey hakkında iletişim kuramaz."
 

isiklidusler

#3
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Thot

Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen isiklidusler

ve kişi aslında başkası ile (kendinden bir başkası ile) iletişim kuramaz, bu sözün ya da benzer sözün Jung'un olduğunu hatırlıyorum ancak kaynak bulamadım;


Huxley olabilir;

"Dile, sezgilere, zekaya ve sempatiye rağmen, birisi asla gerçekten başkasıyla bir şey hakkında iletişim kuramaz."

teşekkür ederim ama sanırım bu alıntı da dilin ve ifadenin ya da iletişimin zayıflığı-etkisizliği gibi bi çağrışım var-olmalı;

Yanılmıyorsam (öyle bi söz varsa) belirttiğim ifade de kişinin aslında iletişim kurduğu kendisidir- yalnız salt kendisi benzeri çağrışım vardı;
belki iç ses ve düşünme olarak kişinin kendi ile başbabaşa olması; (kendini bilmesi-(yalın olarak)
belki bi başkası tarafından düşünce-düşünme süreçlerinin bilinmemesi; ve kişinin kendine dönü kiletişim kurması benzeri çağrışımlar kalmış aklımda; bu sözden (tabi eğer varsa; Jung olmayabilir evet ve belki de felsefe kulübü alıntısı- bilmiyorum;
ya da belki
 

beyrutkapı

#4
Nihai olarak var olan her şeyin Bir olduğu bir evrende tüm sapmalar ve illüzyon bir yana kişi hep başkası sandığı kendisi ile konuşur. Gerçek iletişim bu koşullarda zor olsa da arayış içindeki bireyler vazgeçmeyeceklerdir. 300 sözcükle tüm hayatını geçiren değil, susarak anlaşabilen bireylerin sezdiği başka bir yoldur bu.
sonsuz olasılıklarla dolu bir evrende, imkansız diye bir şey yok. Sadece henüz keşfedemediklerimiz var.
 

Ka

#5
Çok güzel sözler çok keyif aldım paylaşım için teşekkürler,
Beyrutkapı üstadın sözleri üzerine;
Herşeyin  bir olduğu evrenden ziyade birden oluşan ve gelişen evren diyerek açıklamak gerekli belkide, herşey bir olduğunda idrak biryerde tanrıya ulaşabilir diyebiliriz birle birleşir. Bana göre bu mümkün değil, sonsuz yaratımın ve sürekliliğin evreninde biz bire yaklaştığımızı sandıkça daha fazla bilgi üretilecektir. O halde biz kendi kümemizin için içi kadar biriz ve tanrıyız. kümenin dışı bizi öğrenmeye iten ruhun var olma amacı, kadiri mutlağı anlamaya çalışma süreci. Kısaca gökkuşağına yaklaşma mücadelesi gibi, birgün evren yaratabilecek düzeyede gelsek rablardan biride olsak anlama ve sınavlar o düzeydede devam edicektir diye düşünüyorum. Bu yüzden biri anlama macerasıdır belki herşey. Belkide rab düzeyinde öğrenme dış bükey değil iç bükey bir hal alır. yarattıklarımıza öğrettiklerimiz kadar öğrenicez belkide. Kuranda bahsedilende biz ve rab bu üst düzey tekte birleşmiş yüksek bellek bilinçleri bence. Birde bahsedilen "o" var... "O" da gökkuşağı imajı gibi...
 

beyrutkapı

sevgili ka,
yol uzun olmakla birlikte amac, nihai amac bire varmak; bu yolda baska evrenler yaratmak yada bizim gibi yolun cok basinda bulunmak: tum yasananlar ve olasiklar surece dahildir. tek ve sonsuz yaradanla bir olma hali disinda her sey sapmadir, sevgi bile...
ben yaradanla birlesmenin imkansiz degil, bizzat nihai amac oldugunu dusunuyorum. ancak seninde dikkatinden kacmayan bir paradoks var burada: sonsuz bir yaratim icinde bir son durak beklemek, yanlis anlamadiysam bu yuzden imkansiz buluyorsun yaradanla vuslati. ancak bu paradoksun icinde kasyopyalilarin bile belki henuz idrake calistiklari bir gizem var. bence sonsuz olan olasiklardir ve yaratimlardir. objektif realitede tek ve sonsuz yaradanla kavusma ani ise bu sureci yadsimaz. ayrica bir olma her an ve her seviyede herkese acik, icimizde: bizde olan bir seyden bahsediyoruz, aslinda oldugumuz seyden bahsediyoruz. cok derin ve ilahi manada oldugumuz seyden...
kasyopyalilar der ki; her seyin bir sonu vardir. ve iyiki vardir.bir paradoks daha...
ancak sunu eklemek gerek ki, henuz sinirli algimizla paradoks bizim bakisimiz. daha ilerde bunlarda cozulecek ve baskalari cikacak belki. biz bir ve tek seyiz, bunu ifade etmekte zorlaniyorum. hem ayri ve bambaska, hem ayni seyiz. bak bir paradoks daha. konu uzadikca uzar...
sunu eklemek isterim ki, su fikir aykiriliklari ve tartismalar bizim zenginligimiz, bana haz veriyor.
tum varolus harkulade bir cicek. kucuk bir noktadan dogan tomurcugun sonsuz bir an icin koca bir cicege donusup tekrar kapanmasi bu. varolusun harkulade nabiz atisi, kisa bir an icin atan yuregi. o sonsuz anin icini dolduran bizim hikayelerimiz, yaradan kendini deneyimliyor kendinde, tek ve bir olan hepimizle; kendisiyle.
 

isiklidusler

#7
Çağdaş psikiyatrinin babası olan Carl Gustav Jung, anlamlı rastlantıları açıklayabilmek için eşzamanlılık teorisini ortaya koymuştu. Ona göre kendisini deneyimleyen bireyler bir psikolojik sürece giriyor ve bu bağlantıları farkında olmadan fakat kendi bilinçleriyle yaratıyorlardı. Fikirlerinin vaftiz babası olarak gördüğü Schopenhauer'dan oldukça etkilenmiş olan Jung, tesadüf diye bir şeyin varlığını reddetmeye kesin kararlıydı. Eşzamanlılık bir bakıma evrensel bir yardım kurumu gibi çalışıyor, bireyin yürüyeceği yolları belirleyen olumlu işaretler veriyordu.

O zamanlarda kuantum sıçramaya henüz maruz kalmamış olan fizik, Descartes geometrisinin üç boyutlu uzayında tamamen sabit ve sarsılmaz görünüyordu. Fakat birkaç yıl içinde bilim dünyası temellerinden sarsıldı, işgal ettiğimiz uzay eğilip büküldü ve hatta 'kurtçuk delikleri' ile doldu. Kuantum fiziğinin ortaya çıkışıyla birlikte, fizikçi Wolfrang Pauli ile gerçekleştirdiği çalışmaları sonucunda Jung, eşzamanlılık adını verdiği bu rastlantıların bilinç ve maddeyi kapsayan fenomenler olduğunu açıklamaya koyuldu. Özetle aradığı, bilimin sırtını döndüğü telepati, sezgi, öngörü gibi parapsikolojik durumların mantıklı açıklamasıydı.

alıntı;hhttp://biletsiz.com/morfogenetik-alanlar-baska-evrenlere-dokunmak/
 

Ka

#8
Üstad Beyrutkapı perspektifimizin farklılıkları çok keyifli, ikimizde aynı kaynaktan farklı ilhamlar alarak biri anlamaya çalışıyoruz. Söylediklerine hem katılıyorum hemde daha farklısını düşünüyorum, belkide fazla sapıyorum. Tek birşeyi anlamak için herşeyi anlamaya çalışıyorum ve çıkardığım sonuçlarda kelimelerle düşündüğümden çok sınırlı. Sana katılıyorum ve bence sözlerinin arasında o his anı var. Birle senkron olma hissi gibi belkide. Kelimeler çok sınırlı ve paradokslar çok fazla (ki bence bu sonsuzluğun getirdiği çok doğal birşey) .
Şunu çok sevdim ve bunun üzerine düşünmek lazım: "tek ve sonsuz yaradanla bir olma hali disinda her sey sapmadir, sevgi bile..."   Sevmek seçerek başlayan bir sapma