Haberler:

Yeni celse yayınlandı! 25 Temmuz 2026🎉

Ana Menü

Sonsuza Adanmışlık

Başlatan Tiversonus, 23 Ocak 2010, 14:13:55

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Tiversonus

Sonsuza Adanmışlık


Kendisini sonsuza adamış insanın, sonlu bir ana akar gözyaşları. Gözyaşlarını bir kaba akıtıp, toplayarak sözcükleri elde eder. İşte edebiyat, gözyaşlarının sözcüklerle ifade edilmesidir. Sonlu olan ama yine de sonsuzu arayan insan, her eylemine bir anlam yükleyerek kendini  üzerinde yaşadığı yeryüzünde  yurtsar. Edebiyat, bu nedenle yurtsuz bir bilincin yurdudur. On da herkes kendi olmanın bir adım ötesindedir. Gözyaşlarını var eden duygular asla tam olarak aktarılabilir  değildir ve edebiyatçı hep o duyguların çevresinde dönenir durur. Duygular kapalılıklarıyla, açılmayı bekleyen birer gizdirler. O gize eşlik eden şey, aynı zamanda felsefenin de konusudur. Felsefe duyguları aşıp onları kavramlara bağlar ve açık kılmaya çalışır. Belirsiz olan yaşanımlar belli ilkelerle genellenir. Ham bir deneyiminin aktarılması ve yeniden biçimlenmesi gerektiğini düşünen felsefe, ona gereksindiği nesnel anlatımı kavramsallaştırarak verir. Felsefe soru sorarak ve bu soruları belli bir bağlam içinde düşünerek, kendini edebiyattan dizgesel olmaya yönelimiyle ayırır. Bu yönelimine karşın felsefe her zaman edebiyattan beslenmiştir. Aynı zamanda edebiyatta felsefeden. Gizli olanı açık kılmak için ne olursa olsun hep aynı yönelime iyedirler.



İnançlarının maskesi kaldırıldığında çıplak kalan insan, çıplaklığını felsefede  giyinir. Edebiyatla ise çıplak kalmayı öğrenir. Kendi yaşanımları  içerisinde insan, soluk bir imge olarak yitmeye yazgılı durur. Bir imge olarak onu sonsuza bağlayan, felsefe ve edebiyat arasındaki uyumdur. İkisi de insanın bu dünyayı yurtsaması ve kendinin kılması çabasında birer araç gibi dururlar. Oysa ikisi de bir araç olmanın ötesinde bir yerdedirler. Tam da bu yer, felsefenin edebiyatla buluştuğu metinlerde görünür olur. Felsefenin edebiyatla buluştuğu yer de,  edebi metinler  sonsuza daha yakın bir anda devinirler. Bu an, bedenin usu, duygularımızı aşındırıp, keskin bir esriklikle bilince yerleştirir. Bu an insanın gözleri kapalı görmeye devam ettiği tek andır ve  yaşanılan acılar, sevinçler, hüzünler, kaygılar, heyecanlar... uçucu varoluşlarını yenip felsefenin dokunuşuyla kavramlarda donup, sanki yeniden varolmayı bekler halde sonsuza ererler. Bu sonsuz insanın düşüncelerinde vardır, uzamsal değildir, zaman dışı ve arıdır. Yalnızca ona eşlik edecek insanlar varolduğu sürece vardır. Duygular ve  düşünceler metin yoluyla bize akıp gelir. Yapmamız gereken kitabın sayfasını açıp, metinde yitmeyi becermektir. Arı düşünce ve aynı olmayan deneyimler.



Bayağılık ancak farklı olmaktan korkmayan kişilerce aşılır. Edebi felsefeden anladığımız, evrensel insan deneyimine katılmaktan sakınmayanları ilgilendirir. Tüm insanın, acıları denli sevinçleri de sınırsızdır. Edebiyat ve felsefe bu katılımın en temel iki uğrağıdır. Edebi felsefede, bu katılımın en katıksız görünür olduğu alandır.