Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

Madde ve Ruh

Başlatan Moderator, 09 Temmuz 2010, 09:41:20

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Moderator

Hafızamızla neden iletişime geçemiyoruz?


Bazı ruhsal tebligatlarda meksefe olarakta geçer.  Hafıza olgusu varlığın yapmış olduğu bilgi tatbikatları sonucu elde ettiği bilgiyi bir mekanda depolayıp, daha sonra bu bilgiyi ihtiyacı olduğu zaman diliminde çekip kullanmasına olanak sağlar. Bu durumda hafıza bile güncellenen sürekli sabit kalan bir olgu değildir.  Öncelikle  varlığın çok katmanlı bedenlerinin her biri holografik yapıdan dolayı kendi hafızasına sahiptir. Burada varlığın bu çok katmanlı beden yapısının, enkarnasyon (bilgiyi düşünce hareketi ile bedenleme, idrak etme) ortamında yaşadığı tıkanmalardan dolayı, meydana gelen süreçlerden bir kaçına değinmeye çalışacağız.



Yani varlık, her vakit, kendi şuur alanından kendisine ait bilgiyi çekememektedir. Siz kendi kendinize cep telefonlarınızda sıkça duyduğunuz \"can not reach at this moment please try again later\" mesajını gönderirsiniz. Kısaca ulaşılamazsınız.  Unutmamak gerekir ki şuur alanımız bizim bizim bilgi kaynağımız olup, aynı zamanda hafızamızı göstermektedir.  Bu da başlığımızın konusu neden hafızamızla - şuur alanınızla- iletişime geçemediğimiz sorusunu doğurmaktadır.  Bu ortak veya kendi şuur alanından bilgiyi çekememe nedeni varlığın enkarnasyon sürecini tam anlamıyla tamamlayamamış, bitirememiş olmasından kaynaklanmaktadır. Enkarnasyonu tamamlayamayınca yani kendi şuurundaki bilgiyi bedenleyemeyince -idrak edemeyince- bulunduğu ortama, hafızalara sığmayacak büyüklükteki varlığını, bulunduğu ortama yansıtamıyor demektir. Amiyane tabirle iş yok demektir. Kısaca orada o varlığın kendisinden bahsetmek zordur. Bedenimi alabilirsin ama ruhumu asla :)



Bu durumun günlük hayatta biraz sulandırılmış benzerini arkadaşınızla konuşurken sizi dinlemediğini farkettiğinizde görebilirsiniz. Bedeni oradadır ama kendisi başka yere enkarne olmuştur. Fizik bedeni ordadır ama asıl kendisi başka yerdedir. Sen beni dinlemiyor musun dersiniz cevabı pardon ben başka bir şey düşünüyordum veya dalmışım, yorgunum benzeri kelimeler işitirsiniz. Aslında kendimi başka bir yere götürdüm dese daha doğru olacak.



Varlık tatbikat ortamına geldikten sonra çeşitli tesir alanlarının etkisine girer, burada varlık ister farkında olsun ister olmasın girdiği alanların bazı yüklerini de beraberinde taşır. Bu durum dünya alanına yeni gelen varlıktan kaynaklanmasa da girilen alanın durumundan dolayı varlığa dahil olur. Adeta ataç ile bu haller varlığa tutturulur. Bu noktada kendini fark edemeyen bazı varlıklar bu yük denebilecek halleri kendileri ile özdeşleştirip kendilerine sıkıntı yaratmaktadırlar. Bu sıkıntı ister istemez sizin kendinizle olan iletişim yollarınızı fazlasıyla tıkamaktadır. Bu noktada bu durumdan soyutlanmak için varlığın girmiş olduğu alanı yakından tanıması gerekir. Aksi halde kendi sıkıntılarını, göreceli doğrularını yaymaya çalışacaktır.



Şimdi bir üst paragrafta bahsettiğimiz yük tabirini kullandığımız haller içinde korkular, genetik yükler, güncellenmemiş bilgi yumakları ve benzeri şeyleri bulabiliriz. Bu noktada bu etkileşim ister istemez varlığın kendi kendisine sınır getirmesine, bu da çok katlı beden yapısındaki iletişimi bozmaktadır. İletişim tıkalıyken varlığın yeni bilgi alması zorlaşır bu yüzden değişim zordur, Varlık bilgi yuvalarını boşaltmadığı/temizlemediği/güncellemediği sürece yeni olana yer açamaz. Mesela böyle bir haldeki varlık, tarih gelişimi gösteren bir olgu diyeceğine, tarih tekerrürden ibarettir der. Bu bilgi yuvalarınızı işlemediğiniz sürece  siz kendi kendinize bulunduğunuz alana yeniden doğamazsınız. Bu anlamda doğum ile ölümü bile varlığın kendisi belirliyor. Bu da demektir ki iletişimin darlığı veya genişliği enkarnasyon sürecini doğrudan etkiliyor.
 

Moderator

#1
Erime ve çoklu veçheler


Tesir alanlarının içinde kendi olabilme, varlığını var etme savaşı veren bizler, çeşitli tesirlerin üzerimizdeki etkilerini görmezden gelemeyiz. Bu tesirler bizim seçimlerimiz ile karşılaştığımız sonuçlardır. Başka bir açıdan besin kaynağımızdırlar, işte biz bu tesirlerle besleniyoruz. Aynı zamanda bu tesirler için bir mekanız. Onların büyümesine ve bizim üzerimizden, başkaları üzerinde sürgün vermesini sağlıyoruz. Etrafta konduğu çiçeğin polenlerine aracılık yapan bir arı yok. Arıda biz oluyoruz. Birbirimize taşıdığımız tesirler biz de tıpkı kimyasal bir fenomen gibi etkileşime giriyor. Bunun sonucunda kendimizi bazen iyi bazen kötü diye adlandırdığımız haller içinde buluyoruz. Aslında iyi veya kötü diye bir şey yoktur. Varlığın etkileşimde bulunduğu obje ile ilişkisinde ki tesir alışverişi sırasında oluşan tepkimenin yarattığı hal vardır. Biz içinde bulunduğumuz bu hale daha önce bizde meydana gelen izlenimler doğrultusunda bazı sıfatlar yükleriz.


Kendini arayan varlık ruhsal gelişimini arttırmak için, gün içinde, etkileşim içinde kaldığı tesir odakları ile ilişkilerinde, alışverişlerini gözlemlemelidir. İlk önce gözlem yapmak şart, olayların üzerimizde yarattığı hissiyat çok dikkatlice gözlenmelidir. Bu ilişkilerin içine çevremizdeki her türlü objeyi, hali, durumu sokabiliriz. Yediğiniz yemeğin sizde bıraktığı hissiyattan tutunda dışınızda gelişen olayların gönderdiği tesirleri yediğinizde, bıraktığı hissiyata kadar geniş bir skalada incelenebilir.
Gözlem yapmadığınız taktirde, size etki eden tesirleri fark etmediğiniz için onların sizin üzerinizdeki etkilerini bilmiyorsunuz demektir. Bu etkileşim hali, varlığın kendini ifade edemeyen bir başka garip bir yaratığa dönüştürerek erimesine yol açacaktır.


Artık


kendisi gibi olmayacaktır..


kendisi olmayacaktır...


kendisi gibi olmayan gerçekte aslında zannettiğiniz kişi değildir...


o "gollum" misali sürekli kendi iç dünyasında savaştadır.


o "gollum" birden fazla kişilik/veçhe taşır içsel bölünmesi ona zarar vermesi kaçınılmazdır.. çünkü bölünen kişilik farklı sözler vereceği için devamlı yalan halindedir..


Yalan halindedir çünkü gollum'un kişilikleri -veçheleri- söz vermiş olduğu şeyleri kendilerinin farkında olmadan aynı zamana çakıştırırlar. Burada zamanda burulmuştur. Bir seçim diğer seçimle çakıştığı için birinin elenmesi gerekir. Elenen seçim dışarıya sizi yalancı, güvenilmez, itibarsız bir duruma düşürerek size başka tesirlerin hücum etmesine neden olacaktır. Tıpkı suyu boşaltılan şişenin içine havanın dolması kadar normal.... Hücum eden tesirler giderek başka bir karaktere dönüştürerek sizi zamanla eritecektir.
Hatırlayalım tesirleri enerjimiz ile besleyen biziz...O yüzden neyi beslediğimizi sorgulamalıyız.


Alıntı:
http://www.maddeveruh.org/ruh-ve-madde/1/855/erime-ve-coklu-vecheler.aspx
 

Moderator

#2
Yeni milenyum için yeni astroloji - 2


Birlik tabanlı hakikat ve Astroloji


Her yükselen -genişleyen, derinleşen- insan, yükselmiş üstat olma yolunda ilerlerken yeni astrolojinin 18 yeni burcunun tesirlerini, çevrelerine  hareketlerinde doğruluk -vicdan- olarak yansıtacaklar. Hareketlerdeki her doğruluk ışık dili skalasının ilk on halinin, üç haline dayanır.  DNA'da ilk 3000 iplikçik  aktif hale geldiğinde birinci hal bedenlenilip idrak edilir.  5000 dna iplikçiğinde ikinci hal bedenlenilir. 7500 dna iplikçiğinde üçüncü hal veya bodisatva hali deneyimlenilir. 15000 dna iplikçiği halinde ilk üç hal eşit bir şekilde varlığın alanı içine yayılır Böylece hareketlerde doğruluk - vicdan kanalı- iyice günlük eylemlere yansıtılır. Artık bu hal Mahavishnu -Makul vicdan- düzeyindeki bir varlığın halidir. Bu üç hal varlığın alanında bulunurken ilk halde eski astroloji olarak temsil edilir. Varlık yeni birlik astrolojisine tamamiyle girince  artık 12 boyutlu merkezi güneşin çevresindeki 18 li güneş sisteminin tesir kuşağı ile çevrili hale gelir.


Bilgimizi hatırlamak için size  ışığın dilinin 10 tabanlı hali hakkında kısa bir önbilgi vereceğiz. Işığın dili, varlığın yapmış olduğu eylemlerdeki doğruluktan türer. (Editörün notu: Varlığın günlük yaşamında vicdan kanalını bastırmaması) Bu haller yeni birlik tabanlı düşünce formunun temelini oluştururlar. Bu hallerin çekenler yeni evrensel astrolojinin tesir kuşağı altına girerler ve böylece varlık yükseliş yoluna devam eder. Bodisatva yolculuğuna çıkan yükseliş yolculuğ adayı bu 10'lu halden hangi üçünü idrak edip etmediğini test etmek isteyecektir. Şunu biliniz ki varlık Bodisatva -Vicdan planı adamı- haline yaklaştıkça içine girmiş olduğu hallerde, halden hale geçecektir.  Buna bağlı olarak varlığın titreşim düzeyi değiştiği için biyolojik kalıtımı kısaca dna yapısı otomatik olarak değişecektir.


(Çevirmenin notu: Bugünlerde bu bilgiye dna aktivitasyonu deniyor. Dna'yı yeniden programlama deniyor. Kimisi bu hali olumlu düşünce veya kuantum düşünce tekniklerine bağlıyor. Ancak bu çeviride fark ettiğiniz üzere eğer hayatınızı vicdanlı yaşayabilirseniz dna'nız otomatik olarak değişecektir. Bu durumda hissetmediğiniz otomatik mantraları, söz dizilerini tekrar edip enerjinizi boşa harcamayın. Çünkü dna bu şekilde aktif olmaz. Paranızı bu tarz yerlerede harcamayın. Yapacağınız şey sorular sorarak bilginizi arttırıp hatırlamak ve vicdanlı yaşamak. Olaylarda kendinizi bastırmadan, içinizden geleni yaşamanız yeterli olacaktır. Gerisi otomatik olarak tezahür edecektir.)





 1. AFFETMEK (PEMBE)

Affetme hali varlığın karmalarını salarken, karmasının ötesine geçip yeni bir hali deneyimleme tabanını oluşturacaktır. Affetme halinin yükseliş yolunda, varlığa sağladığı en büyük hediye diğer varlıklarında yükseliş yolunda hareket etmelerini tetikleyecektir.

 
 2. YAPI (Eflatun)

Yapı hali istenilen bir durumdur varlık bu sayede hayatın içindeki birbirinden ayrı gözüken durumlarını yeniden yapılandırarak birlik tabanlı bir ilişki kurar. Bu halin varlığa hediyesi, kendi hayatını düzenlerken başka varlıklarında düzenlemesi için model teşkil etmesidir. Böyle bir hali yaşayan varlık kendisiyle iletişim halindeki diğer varlıkların halinede etki edip dokunabilecektir. Bu hali yaşayan varlık, beşeriyet içindeki eski yapıların sallanıp yıkılması için bir enstrüman haline gelecektir. Böylece koşulsuz sevgi ve birlik tabanlı yeni bir yapı kurulacaktır.


 3. GÜÇ (Şeftali)

Güç hali varlığın doğruluk yasanın tekrardan içinde bulunulan düzende hakim olmasını sağlar. Doğruluk yasası ruh varlığının karmada verdiği sözlerle ilişkilidir. Güç halini elinde tutanlar, varlığın önündeki perdeleri tetikleyerek, diğer varlıkların üzerinden bu perdelerin kaldırılmasını sağlarlar. Bu sayede varlıklar kendi sirkülasyonlarını istedikleri gibi yönlendirirler. Bu sayede gücü kullanan varlıklar diğerlerinin kendi özgün benliklerinin ortaya çıkmasına destek olurlar. Buradaki en büyük hediye varlığın özgün benliğinin içinde bulunulan düzlemde tezahür etmesidir. Beşeriyetin büyük dansında gücü taşıyanlar doğruluğun hakikat olarak tezahür etmesini sağlayarak varlıklara kendi egemenliklerini tezahür ettirme imkanını defalarca sunmuşlardır.


 4. MERHAMET (Turkuaz)

Merhamet hali, kişinin kendisi ve diğerleri ile denge halinde olmasını sağlar. Merhamet halini kullananlar doğal şifacılardır. Bu kişiler hangi hallerin, dengesiz halleri dengeye getirdiğini bilirler. Bu halle çalışan kişiler hediye olarak tüm düzeylerinde dengeyle yürüme imkanı verilmiştir. Merhamet sayesinde beşeriyet içindeki ayrılık inancından birlik inancına geçilirken oluşan dengesiz durumlar dengelenir. Merhamet ederek yürümek hem kendi dengenizi hemde diğerlerinin dengesini sağlar.

 
 5. HAYATIN NEFESİ (Altın Sarısı)

Hayatın nefesi hali varlığın kendi deneyimini bulunduğu düzeylerde ifade etmesini sağlar.Bu halle çalışan biri varlıkta doğuştan gelen yaratıcılık yetenekleri olur. Bu kişileri sanatın her türlü dalında ve ders veren kişilerde görebilirsiniz. Bu hal ile doğruluk serbest hale gelir böylece ifade edilen daha estetik bir görünüm kazanır. Beşeriyetin dansında gizli tutulan sırlar bu sayede bilinir hale gelir. Yükseliş yolunda varlık bu hal ile çalıştığında gizli karması ve saklı desenleri yüzeye çıkarak temizlenir.


 6. KOŞULSUZ SEVGİ (Gümüş)

Koşulsuz sevgi hali varlığın diğer varlıkları kucaklamasına ve diğer varlıkların kendi gelişimleri doğrultusunda hareket etmelerine olanak sağlar. Koşulsuz sevgi aynı zamanda pasifize olmuş düşünce formlarının - bağımlıklıktan dolayı gereksiz yere kendini feda etme, bir başka varlığın gelişimini engelleme - üzerindeki perdenin kalkmasını sağlar. Bu hal ile çalışanlar doğal bir danışman olurlar. Bağımlılıktan kaynaklanan ilişkilerin çözülmesini sağlarlar. Böylece daha bağımsız, birlik tabanlı bir ilişkinin tezahür etmesi mümkün olur. Geniş açıdan olaya bakacak olursak bu çalışma sayesinde beşeriyetin içinde her düzeyde bulunan bağımlılık ilişkileri kolaylıkla salınıma bırakılır.


 7. ÖZGÜRLÜK (Soluk Sarı)

Özgürlük hali varlığa kendisinin yapmış olduğu seçimlerden dolayı taşıdığı bağları veya girmiş olduğu alanın üzerine eklemiş olduğu yüklerden/bağlardan kurtulmasını sağlar. Özgürlüğün varlığa etkisi affetme veya yükseliş yolunu tetikleme şeklinde olmaz bilakis varlığı direkt yükseliş yolundaki bir sonraki adıma taşır.


Öncelikle varlık affetmelidir böylece karmasını salar. Daha sonra üzerindeki yükleri salmalıdır. Böylece fiziksel düzlemde köle olduğu döngüden kendisini özgürleştirebilir.


(Çevirmenin notu: burada affetmek varlığın içinde bulunduğu hali koşulsuzca onaylamasıdır, -diğer bir deyişle teslimiyet- Teslim olduktan sonra böylece olayı sınırlamayıp karşılaştığı olaydan bilgiyi çıkararak gelen tesire hakim olacaktır -tesiri tanıyıp, bilecektir-. Doğal olarak tesir bir sonraki gelişinde varlığa etki etmeyecektir. Çünkü varlık bilgiyi almıştır. Aksi halde varlık bilgiyi almazsa yani affetmezse, dindeki karşılığı şirke düşecektir. Yani asıl tesir varlığın kendi filtrelerinden dolayı yerine ulaşmayacaktır. Yaratıma/Vicdana engel olma sözkonusu)Özgürlük hali varlığın yükselişi, fiziksel düzlemde bedenlemesini, idrak etmesini mümkün kılar. Böylelikle özgürlük haliyle yükseliş süreci varlığın fiziksel düzeyinde de devam eder. Adeta varlık kendi bilgisini içinde bulunduğu düzleme kolaylıkla yansıtır. Bu hal yayıldığında varlık için işler daha kolaylaşır.)


 8. İLAHİ BİRLİK (Soluk Eflatun)

İlahi birlik ile çalışmak ruhların madde -dünya- ile hemhal olmalarını sağlarken enerjilerin değişimini sağlayarak yükseliş yolunu ortaya çıkarır. İlahi birlik ile çalışmak iki kişi arasında veya daha fazla sayıdan oluşan bir gruptaki harmoniyi sağlar. Bu hal ile çalışmak birlik tabanlı yeni bir ilişki tipini getirmek için varlığı enstrüman yapar. Daha geniş bir ölçekte ilahi birliği idrak etmek insan ilişkisinin yeni formunu ortaya çıkarırken kurulacak olan ilişki birliğe, eşitliğe, koşulsuz sevgi ve neşeye dayanır.

 
 9. BİRLİK (Soluk Pembe)

Birlik hali ile çalışmak birlik ilişkilerini ortaya çıkaracaktır. Birlik ilişkisi bütünün yüksek iyiliğinin, bütünü oluşturan bireysel olan parçanın ihtiyaçlarının önüne geçeceği ilkesine dayanır. Yaşayan bilinç olarak tüm dünya, tüm beşeriyet ve dünya üzerinde yaşayan diğer tüm türler için bu kavram sadece bütüne hizmet etmek olarak çevrilmiştir. Yükseliş yolunda, bir bütün olarak beşeriyet,dünya ve diğer türler için birlik kavramı yükselişe olanak verecek şekilde hareket etmek olarak ifade edilmiştir.


Varlığın birlik hali ile çalışması farkındalık kavramını öncelikle kendi hayatında idrak etmesini sağlayacak daha sonra bu oluşan hal ilişkilerine yansıyacaktır. Geniş ölçekte böyle bir çalışma yapan varlık birliğin yeni bir paradigmasını idrak ederek beşeriyet içinde bunu yayarak tezahür ettirecektir.


 10. KOŞULSUZ YÖNETİM (fildişi)

Koşulsuz yönetim hali ile çalışmak, adeta çeşitli gruplardan oluşan bir orkestrayı yönetircesine diğer hallerin deneyimlenilmesine izin verir. Bu hal ile çalışan bir varlık hediye olarak kendisine liderlik potansiyelini verir böylece birlik olmanın konseptini diğer varlıklar üzerine yansıtır.Yaşamın içinde bu varlıkları bir şeyleri orkestra yönetircesine olayları organize ederken, bir şeyleri biraraya getirmeye çalışırken görebilirsiniz. Geniş ölçekte bu hal ile çalışanlar birlik tabanlı yeni bir yönetim şeklini tezahür ettirirken beşeriyete liderlik ederler.




Alıntı:
http://maddeveruh.org/ruh-ve-madde/1/861/yeni-milenyum-icin-yeni-astroloji---2.aspx
 

Moderator

#3
Varlığın yolculuğunda holografik özgürlük


Varlığın yolcuğundaki holografik özgürlük her bireye kendi yolculuğunu istediği gibi deneyimleme imkanı verir. Böylece varlığın rüyası gerçekleşir.  Holografik yolculuğun kendi içindeki kısıtı, varlığın birleşik realite ile olan ilişkisinde kendini gösterir. Varlık yapmış olduğu birliklere uyum göstermek zorundadır.



 

Moderator

#4
2010 Ağustos Dünya Durum Raporu

Ruhsal Plan: Ağustos ayı yüksek şiddette fırtınaların dünya çapında devam ettiğini göreceğiniz bir ay olacak. Yüksek frekanstaki enerjileri atmosferde ve gezegenin iç çekirdeğinde dağılacaklar. Buzullardan eriyen sular normal su akışını arttıracağı için, sellere, özellikle şehir ve tarım arazilerinde kayıplara yol açacak. Bu durumu sadece mevsimin en düşük derecelerinde gezinen hava sonlandıracak.

Volkanik patlamalara belirli bir potansiyel düzeyden bakacak olursak Rusya'nın Kamchatka bölgesi, İzlanda, Pasifik adaları ve Sicilya'daki Etna dağında bazı aktiviteler görülecek. Bunun dışında dünya çapında eski yanardağlarda düşük derecede depremler ve dünya üzerinde yeni çatlaklar görülecektir. Kuzey Amerika ve Kanada sahillerindeki volkanlar büyük ölçüde sessiz kalırken ay sonunda sadece ikisinden kül bulutu yükseldiğini göreceksiniz.

Diğer tarafta depremlerin tekrar arttığını göreceksiniz. Gezegenin kendi manyetik alanında meydana gelen değişimler devam etmekte. Depremler Kaliforiya, İngiliz Kolombiyası, Yeni Madrid Sırası, Orta Amerika, Kuzey Güney Amerika ve Şili bölgesinde hissedilecektir. Haiti'deki hareketler belli bir süre daha devam edecektir.

Amerika ve Kanada'da Eylül'ün ilk haftasında yüksek sıcaklıklar devam edecektir. Sabit fırtınalar kıta boyunca kendini gösterecektir. Kuru sahil alanlarında yangınlar tekrardan bir problem olarak karşınıza çıkacaktır.

Kış havası dünyanın diğer yarım küresinde daha hafif geçiyor, Avustralya soğuk fırtınaları ve bazı bölgelerde sellerin olacağı bir döneme giriyor.
 
**    Antartikadan kopan buzullar sudaki sıcaklığın değişimine sebep olup, gemilerin rota takvimlerinde değişikliğe neden oluyor.

**  Olanları tümü, dışarıda değişimi meydana getiriyor. Düşünce yollarınızda değişimi bekleyin. Bu sıkıntılı zamanlarda daha fazla öğrenmeye ve deneyime ihtiyaç var hatta mutluluk veren günlerde bile.



http://www.maddeveruh.org/ruh-ve-madde/1/871/2010-agustos-dunya-durum-raporu.aspx
 

Moderator

#5
Holografik Birlik Realitesi

Holografik birlik realitesi diğer birlik realiteleri ile kalp atımı şeklinde bir konsensus oluştururlar. Bu konsensus bütüncül ve birlik için yolculuk yapar. Herşeyin bu bütünlük içinde bir yeri vardır ve her parça bütün için gerekli bir ögedir. Büyük merkezi güneş'in holografik fikir birliği realitesi kendisine aittir. BÜyük merkezi güneş'in alanına dünyanın girebilmesi için bu bütün içinde kendine yer bulması gerekir. Doğal olarak bu süreç dünya üzerindeki türleri ve dünya üzerindeki beşeriyetin bu yeni konsensusta kendi yerlerini bulması ile mümkün olacaktır.


(Çevirmenin notu: Kısaca sistemin nefes alışına, varlığın kendi ritmini uydurması gerekir. Burada varlığını var edecek olan varlığın bizatihi kendisidir. Bu hal sistemin umurunda değildir çünkü sistemin yapıcıları sistemi ilerletmektedir. Sisteme dahil olmak isteyen kendisini göstermelidir.)





http://www.maddeveruh.org/ruh-ve-madde/1/872/holografik-birlik-realitesi.aspx



 

Tiversonus

#6
Anlam sizsiniz


Karmik devreler için, hayatın içinde anlam aramak sebeptir. Bu süreç esnasında size eklenmiş yüklü duygularınız (Çevirmenin notu:Kastedilen insanın çok katlı beden yapısından duygu bedenine ilişik olan haller) arasında deneyimlerinizi çözümlemeye çalışırsınız. Kendinize soru sormak için, izin verirseniz yolculuğunuz hakikatte size ne öğretti? Bu deneyimlere yaklaşımınız, cevaplarınız genelde iki şekilde olmaktadır. İlki olgunun sizin için ya bir anlamı yok  ya da ikinci hal, affedicilik kanalı ile var olan olguyu çözümlemektesiniz. Affettiğiniz zaman size bağlı tüm yükleri serbest bir şekilde salınıma bırakıyorsunuz böylece o halin anlamı sizin için kabul verme şekline dönüşüyor. Bu duruma ruhsal düzeyden bakacak olursak, ruhun yükseliş yolundaki bir kontratının tamamlanması olarak bakabiliriz. Daire tamamlanmıştır. Ancak ego için olgunun bir anlamı ve geçerli bir sebebe dayanması gerekiyor. Hal bu ki bu korkunun yeridir. Öyleyse yapmanız gereken ruhun barışı ile ego'nun kendine beslenme kaynağı olarak tanımladığı anlam/zihinselleşirme arasında bir seçim yapmanız gerekiyor.



İçinde bulunduğunuz alemin ilizyonundan, anlam yaratan egodur. Bu durumun ruh için, bir anlamı yoktur çünkü ruhun mekanı güven ve geliştirici bilgilerdir. Ego her zaman yapılan işin geçerliliğini/onaylanmasını ister ve o yaratılan drama ve yüklü duygulardan ilham alır. İlham almasının nedeni bu mekanlardan enerjisini besler adeta o hallerle nişanlıdır. Ego aslında yapılan işin bir enstrümanı, bir aletidir. (Çevirmenin notu: Varlık kendini unutunca alet araç olmaktan çıkıp amaç haline geliyor) Hal bu ki ego bir anlam ister, aksi halde sıkıntılıdır. Anlamı bulduğunda/zihinselleştirdiğinde hadiseyi kolaylıkla kendi hafızasının neden ve sonuç ilişkilerine ekleyecektir. İlizyonun bir anlamı olabilir mi? Hayat, anlamlandır(ıl)ma endişesi olmadan nasıl bir yer olurdu? Hiçbirşey olmazdı, o halde anlamlandırmanın ötesinde kısaca biliş, idrak edilmiş olan vardır.



Yaşadığınız her hal size bir tesir gönderir, burada maksat varlığın kendi asıl ihtiyacı olan ile karşılaşmasını, yüzleşmesini sağlamaktır. Varlık kendi ihtiyacı olan bilgiyi çekip alarak anlamın ötesine geçerek içinde bulunduğu hali idrak edecektir.  Bu seyahat varlığın etrafında dönen olgularla ilgilidir. Varlık bu makamda, yeterince iyi diyebilir, arzulayıp hakkı olduğunu düşünebilir, sevebilir ve sevilebilir. Peki o halde burada yaşanılan her bir deneyimin anlamı nedir? Değeri nedir? Bu hallerde, siz kendi kendinizi mi onaylıyorsunuz - sizi haklı/geçerli mi kılıyor - yoksa bu haller, size kendinize ait kısayolları mı hatırlatıyor.  Egonuzun inancına göre, kabul vererek bir hali değerlendirirseniz sonuç her zaman gerçekleşmeyecektir. (Bkz: An'da olamamak, beklentiler) O halde bir değer oluşmamasından dolayı bu hal anlamsızdır. Öyleyse egoya göre deneyimi tekrar yaşayıp anlamlı olacağını ummalıyız.  Anlamanın ötesine geçmek için, ego ilizyonun sahteliğini kabul edip onun her şeyi anlamlandırma taleplerini salınıma bırakmalıdır. Akla şu soru gelebilir, Ego o halde çok boyutlu hale mi geliyor? Bu yükseliş yolculuğunun var olan hale -egoya- meydan okumasıdır.




Zihinselleştirme/anlamlandırma olmadan hayat neye benzer?  O zaman yolculuğunuz genişleyen bir hal olurken size sadece kendinize izin verip / kabul verip olmaya başlarsınız. Böylece kendi potansiyellerinin limitine gelmiş olan her biriniz, çevrenizdeki herkese deneyimi için izin vermeye başlarsınız.  Bu haldeyken, olgu anlamlandırıp onaylatma ihtiyacı olmadan hareket ederek düşük titreşimli duygu enerjilerine ihtiyacınız kalmaz. Bu halde kutupluluk bittiği için, korku eklentisi varlık üzerinde son bulur. Bu hal aynı zamanda sevginin varlığınızın çok katmanlı bedenlerinde genişlemesine olanak verir. Bu hal aynı zamanda anlamlandırma için arayışın bittiği bir haldir. Egonuzun ihtiyaçları olan niçinleri bırakıp herşeyi zaten bilen yüksek veçhelerinize doğru hareket edebilir misiniz? (Çevirmenin notu: Eskiler boşuna dememişler bir olayla karşılaştıklarında zat-ı Ali'niz bilir diye yani yüksek şuurunuz bilir. ama bu kavram bile dejenerasyondan dolayı yanlış kullanılabiliyor.) Böylece kutupluluk salınıma bırakılırken hayatın içinde ego ve duygular vasıtasıyla deneyimlenen hayattan, deneyime izin verilen koşulsuz sevginin ışığında anlamın siz ve yolun barış ve neşe olduğu bir yolculuğa dönüşür.




Kaynak: www.urielheals.com
Çeviri:(www.maddeveruh.org)


http://www.maddeveruh.org/ruh-ve-madde/1/876/uriel---anlam-sizsiniz.aspx

Moderator

#7
Şefkat ve Acıma

Diğerleri ile ilişki içindeyken  iki türlü empatik cevap veriyorsunuz. Ya Şefkat(Merhamet) duyuyorsunuz ya da Acıma(Ne yazık, eksiklik içinde) hissediyorsunuz. Bu cevaplardan biri varlığı güçlendirirken diğeri bütün gücünü elinden alıyor. Bu cevaplardan biri enerjiyi sınırlarken diğeri enerjiyi genişletiyor. Biri varlığa yardımcı olurken diğeri olmuyor. Biriyle hem kendinizi hem o varlığı güçsüzleştiriyorsunuz, böylece bunu yaparak hali hazırda kapatmış olduğunuz karmik döngülerin tekrar açılması için risk alıyorsunuz.



Varlıklara şefkat duyarak ya da acıma seçimini yaparak, anında ya onların varolan diğer dramalarından biri haline geliyorsunuz ya da kenara çekilerek kendi sunmuş olduğunuz ışıktan onların kendi mumlarını yakmalarına olanak sağlamış oluyorsunuz.



Bu iki cevaptan duruma daha az yardımcı olanı acıma duygusu içinde bulunmaktır. Acıma hissederek o varlığı savunmasız, inançsız, güçsüz, keşmekeş ve kuşku içinde  olduğunu onaylamış oluyorsunuz. Böylece siz onlara kendi yaralanmışlığınızdan bağlanarak, gözlemlediğiniz bu hal size kendi acılarınızı hatırlatmaktadır. Bu acıma hali içindeyken onların acılarını onaylayarak, kendinizinde o şekilde acı çektiğini onlara hatırlatarak, bu acı konusunda yalnız olmadıklarını onlara gösteriyorsunuz. Bazen diğerleri güçsüz bir mekan içindeyken kurtarılmak isterler. Gerçekten onların kurtarıcısı olmaya gönülden istekli misiniz?



Şefkat(Merhamet) aslında daha fazla efor ister çünkü şefkatle çalışırken diğerleri için bir şey yapmak için, bazı şeylerin salınmaya ihtiyacı vardır.



Şefkat size  diğerlerinin yüksek hayrı için, neyin nasıl olması gerektiği konusunda soru sormaz. Hatta onların acıları size kendi acılarınızı hatırlatsa bile soru sormaz. Sizler kendi acılarınızı hatırlamak yerine, kendi şifalanmış merkezinizden durumu cevaplandırırsınız. Sizler diğerlerine güçlü olmak konusunda örnek teşkil edebilirsiniz ama onlar için güçlü olamazsınız.(Herkes kendi gücüne kendisi sahip çıkmak zorundadır)



Kendisine acınmasını isteyen her kimse, bilin ki kendi acı çekmelerinin onaylanmasını talep ediyordur. Sizin şefkat ile yaklaşımınıza karşılık onların vereceği cevap öfke olacaktır çünkü siz onlara acı çekmenin bir seçim olduğunu hatırlatıyorsunuz. Güçlü bir varlık için bu seçimdir. Onlar gibi bir zamanlar acı çekmişken bunu hatırlatmaya ihtiyacınız var mı? veya Kendi gücünüzü bulduğunuz için minnetar mısınız? ve diğerlerine bu gücü kendilerinde bulabileceklerini göstermek istermisiniz?



Bu dönüşüm zamanlarında şefkati kullanarak herhangi bir yarayı iyileştirme yeteneğinin herkeste olduğunu diğerlerine hatırlatın Böylece onlar kendi ışıldayan ışıklarını bulacaklardır ve acımaya gerek kalmayacaktır. Onlar kendi acılarını sonlandıracak yolu bulacaklardır. Tabi bu yol öncelikle kendini hatırlamaktan geçiyor. Kendini hatırlamak kendi iç ışığına sahiplenerek başka tesir alanları içindeyken ödün vermemekten geçiyor.



www.urielheals.com
Çeviri(www.maddeveruh.org)

http://www.maddeveruh.org/ruh-ve-madde/1/879/uriel---sefkat-ve-acima.aspx
 

Moderator

#8
Kosmosun kardeşliği adına


Kosmosda bizden başka düşünen var mı
var
bize benzer mi
bilmiyorum
belki bizden güzeldir
bizona benzer mesela ama çayırdan nazik
belki de akarsuyun şavkına benzer
belki çirkindir bizden
karıncaya benzer mesala ama tıraktörden iri
belki de kapı gıcırtısına benzer
belki ne güzeldir bizden ne de çirkin
belki tıpatıp bize benzer
ve yıldızlardan birinde
           hangisinde bilmiyorum
yıldızlardan birinde konuşacak elçimiz
           hangi dilde bilmiyorum
yıldızlardan birinde konuşacak elçimiz onunla
Tovariş* diyecek
söze bu sözle başlayacak biliyorum
Tovariş diyecek
ne üs kurmağa geldim yıldızına
          ne petrol ne yemiş imtiyazı istemeğe
Kola-kola satacak da değilim
selamlamaya geldim seni yeryüzü umutları adına,
bedava ekmek ve bedava karanfil adına
mutlu emeklerle mutlu dinlenmeler adına
"Yarin yanağından gayrı her yerde her şeyde hep beraber"
                                    diyebilmek adına
evlerin
      yurtların
              dünyaların
                        ve kosmosun kardeşliği adına




                        Nazım Hikmet / 13 Nisan 1961 / Paris...


*Tovariş: Rusça yoldaş demektir.



http://www.maddeveruh.org/ruh-ve-madde/1/894/kosmosun-kardesligi-adina.aspx
 

Moderator

#9
Uriel - Kişisel Şifalanma Şuurlanma Dönüşüm


Her hayat devresi kişisel şifalanma/şuurlanma yolculuğudur. Dünya, şifalanmanın/şuurlanmanın sizde ne düzeyde olduğunun aynasıdır. Dünya'nın sizin şifalanma/şuurlanma deneyim ihtiyacı kadar şifalanma/şuurlanmaya ihtiyacı yoktur. O daha sonra yüksek düzeydeki titreşimleri deneyimlerken şifanın potansiyeline hareket edecektir. Hayatınızda ki her insan kendi şifa/şuur/farkındalık sürecinizin birer aynasıdır.  Size şifalanmak/şuurlanmak için gelenler aslında sizin kendi şifa/şuur sürecininize ayna olarak o düzeyde kendinizi tamamlamak için yaptığınız akitlerdir. O varlıklarla bu süreci yaşayarak kendi kendinize onay verirsiniz. Eğer onlar bu süreçte şifalanır/şuurlanırsa onları aslında siz şifalandırmış/şuurlandırmış olmuyorsunuz. Ancak eğer siz kendi kendinizi şifalandırırsanız/şuurlandırırsanız onlar sizin şifanızın/şuurunuzun bir aynası haline gelirler.


-Pratik yaşamdan oluşan haller-


Siz dünyayı şifalandırabileceğinize inanıyorsunuz ve daha sonra hayal kırıklığı yaşıyorsunuz çünkü dünya sizi onurlandırmayı/onaylamayı reddediyor. (Çevirmenin notu:Beklenti içindesiniz, ki beklenti içindeyken sınırlama sözkonusudur. Hatta anlaşılmamaktan çevrenize dert yanarsınız :)) Her baktığınız yerde  acı, ızdırap kaos görüyorsunuz. Kendi hayat devrenizde çok az yol aldığınızı hissedip düşünüyorsunuz, çünkü dünya hala göreceli olarak değişiminin yavaşlığından dolayı size aynı geliyor.(Çevirmenin notu: Çocukken hikayelerde anlatılır ya karakterimiz dere tepe düz gittim bir de baktım arkama bir arpacık yol gittim, kendinizi çok iş yaptığınızı düşünürken, aslında o kadar da yol almamışsınız, bkz spatyoma geçenlerin hikayelerine) Fakat gerçekte öyle mi? Dünya basitçe kollektif olanın enerjisini yansıtır. Halihazırda varolan realitede, biten şifanın/şuurlanmanın aynasıdır.Aynı zamanda dikkat ettiğiniz enerjinin sizinle şifalanmış halidir.


Her biriniz enerji spektrumunda belli bir titreşim ile rezone olup titreşiyorsunuz ve o titreşimde korkudan sevgiye doğru hareket ediyorsunuz. Bu enerji titreşimleri çekilen bir tür ızdırabın siz de yarattığı farkındalıkla ruhsal onaylamalarınızın parçalarıdır. Bazılarınız açların karnını doyurmak ister, bazıları hastaları iyileştirmek ister, bazıları zayıf, güçsüz olanlara yardım etmek ister, bazılarınız çocukları egemen kılmak istersiniz. Şimdi bu dünya da, her ne tip enerji ile şifalanma/şuurlanma için çalışmayı seçtiyseniz, önce o olguya kendinizden başlamalısınız Çünkü bu durum aynı zamanda sizin karmik yolculuğunuzun , ruhunuz ile olan bağlantısızlığınızın göstergesidir. Bu durum bir nevi sizin ruhsal yaranızı göstermektedir.


Her türlü deneyiminizde ve etkileşiminizde hatırlamanız icab eden bu yolculuk bir tür kişisel şuurlanma/şifalanmadır. Bu yolculuk bütüne doğru yapılırken ilahi olanla bağlantı sağlanır. Hocalarınız şifalanmanız için ihtiyaçlarınıza  ayna olurlar. Dünya sizin şifalanmış/şuurlanmış kısmınızın yansımasına cevap verir ve böylece bütünde şifa/şuurlanma tezahür eder. Etrafınızdaki kişilerle beraberken onlara sorunuz şu olmalı " Benim varlığıma ne yansıtıyorsun ve bununla kendimi nasıl şifalandırıp şuurlandırabilirim" Daha sonra size bilgiler ve gerekli araçlar verilecek ve siz bu şifalanma sürecini o düzeyde tamamlayacaksınız. Siz şifalanarak güçlenmiş veçhenizle, dünya önünde tutunarak, o kendi şifasına cevap verecektir. (Çevirmenin notu: Siz kendi kendinizin dayanağı olarak, dünya adı altında sembolize edilen çevrenizdeki dostlarınıza,ailelerinize birer rol-model oluşturuyorsunuz. Ve onlar sizi kendilerine referans alarak kendi çözümlerini yaratıyorlar)


Kaynak:www.urielheals.com
Çeviri:(www.maddeveruh.org)



http://www.maddeveruh.org/ruh-ve-madde/1/895/uriel---kisisel-sifalanma-suurlanma-donusum.aspx
 

Moderator

#10
Mantık ve Vicdansızlık


Mantık

1.Kare: Yıldız kayar ve arkadaşlar dilek tutar.
2.Kare: - Billy için ne dilek tuttun?
           - Senin dileğinin gerçekleşmemesini diledim :)
3.Kare: - Ben senin dileğinin gerçekleşmesini diledim
4.Kare: İçinde bulunduğumuz dünya parçalanmış ve dağılmış





Vicdansızlık




http://www.maddeveruh.org/ruh-ve-madde/1/898/mantik-ve-vicdansizlik.aspx

 

Moderator

#11
Holografik merkez noktası


Holografik merkez noktası alanın dengelenmiş yörüngesini manyetik bir eksende tutar. Eğer kişi bu eksenin merkezinde durursa, kişi kesin bir dengeye gelecektir. Denge içindeyken alan sallanmaz ve kişi  yükselişine kolaylıkla devam edebilir. Merkezde büyük bir barış vardır ve bu hal içindeyken hem dünyadasınızdır hem dünyada değilsinizdir. Başka bir tabirle çevreniz her türlü hengamenin içindeyken siz kendi dengenizde sessizliğinizde kalırsınız.




http://www.maddeveruh.org/ruh-ve-madde/1/899/holografik-merkez-noktasi.aspx
 

Moderator

#12
Hayatın içindeki tebliğleri okurken yaklaşım tarzımız ne olmalı

Ruhsal/Hayatsal Tebliğleri okurken dikkat edilecek noktalar, kriterler nedir diye bir soru sorsak cevabımız çok çeşitli düzeylerden olabilir. Genelleme yaparsak şu cevabı görebiliriz. "Her varlık kendi görgüsü,bilgisi, deneyimi doğrultusunda cevaplar verecektir." Görecelilik kaçınılmazdır.  Varlık, dünya ortamına enkarne olduktan sonra asıl beni ile enkarne beni arasına bir çok örtücü katman girer. Varlığın tatbikat bilgisi çok katlı mendile sarılmış gibidir. Mendiller örtücü katmanlardır. Varlıktan istenen asıl geliş amacını bir an önce fark edip, bilgisini işleme koyup, uygulamaya başlamasıdır. Varlık bu bapta adeta zamanda geriye yolculuk yapar. Önce asıl beni seçimi yapmıştır ardından madde alemine enkarne olan ben, asıl benin seçimine uygun olarak deneyimini yaşar. Burada deneyimin genel hatları asıl ben tarafından, detayları ve işlenmesi enkarne ben tarafından oluşturulacaktır. Olguyu örneklendirmek gerekirse, sabah kalktınız ve dediniz ki şimdi işe gidecem. Bu bir seçimdir ve işlem o an bitmiştir. Artık zamanda geriye yolculuk yaparak o işi nasıl deneyimleyeceğinizi doğal akışta yaşarsınız. Bu doğal akışı enkarne beniniz deneyimler yani işe giderken o süreçte başınıza bir sürü olay gelir. İşte size zamanda geriye yolculuk.


Şimdi yolculuk esnasında örtücü katmanları açmak istersek bunlara her türlü tesir yayan alanları sayabiliriz. Zihnimiz sürekli bombardıman altındadır. Varlığın önceki deneyimleri sonucu elde etmiş olduğu bilgiler, din,aile,dil,arkadaşlar, içinde bulunduğunuz çeşitli alanlar ve bu alanların taşımış olduğu sınırlılıklar, önyargılarımız, hatırlayın Einstein ne demişti, Önyargıyı parçalamak, atomu parçalamaktan zordu. Bu bilgi belli bir hal için geçerli olmakla beraber eksik bir bilgidir. Sonuçta zaman içinde önyargılarda parçalanır. Kuantum sıçrayışı gerçekleşir. Varlık o an için, geçici direnç göstersede, değişim kaçınılmazdır.


Burada hatırlamız gereken prensip şudur, varlıkların bilgiyi okuyuş tarzları, tebliğlere yaklaşım tarzlar, kendi üzerlerindeki örtüleri fark edip ve bu örtüleri kendi üzerlerinden kaldırdıkça, sınırlamaları olabildiğince azalttıkça, varlığa elindeki bilgiler başka anlamlar ifade etmeye başlayacaktır. Başka anlamlar bize varlığın kendi içine yaptığı yolculukta derinleştiğini aynı zamanda bu örtücü katmanları aşarak, biraz daha asıl kendine yaklaştığını gösterecektir. Örtücü katmanlardan sıyrılmak varlığın biraz daha kendisiyle direkt bağlantı kurmasını sağlayacaktır. Varlık ne kadar kendine yaklaşırsa, o kadar kendi kendinin medyumu, bilgi alıcısı haline gelecektir. Varlık dışarda ki örtülerden beslenmeyi kesip, kendi kendinden beslenecektir.


Ancak genel olgu şudur ki, ruhsal/hayatsal tebliğleri okuyan bazı arkadaşları kendi görgüleri doğrultusunda ifade edilmek istenenleri genelde sınırlama eğilimine gitmektedirler. Sınırlamanın nedeni varlığın enkarne beninin, asıl ben ile olan bağlantıyı koparmasından kaynaklanmaktadır. Bağlantı kopukluğunun bir diğer nedeni, içinde bulunduğu örtücü katmanlarla özdeşleşerek o katmanı putperest bir yaklaşımla  beslemesinden kaynaklanmaktadır. Bu durum açılamayan bilginin, eksik anlayışlarla okunmasına sebebiyet vermektedir. Eğer varlık kendi bünyesinde, soracağı sorularla, elde edeceği bilgilerle olayları ve ilişkileri birbirine bağlayacak olursa sadeleşmiş bir senteze gidebilir. Bu sentez sizin asıl ihtiyacınızı size hatırlatır. Ne demişler, şeriat denizin yanına gelmektir. tarikat denizdeki gemiye binmektir. marifet denize dalmaktır hakikat denizdeki inciyi çıkarmaktır. hakikatin ötesinde inciyi şartlar ne olursa olsun kaybetmemek vardır.


maddeveruh



http://www.maddeveruh.org/ruh-ve-madde/1/906/hayatin-icindeki-tebligleri-okurken-yaklasim-tarzimiz-ne-olmali.aspx
 

Moderator

#13
Beklenti


Sizlere ara ara bugüne kadar gelişiminiz için iş görmüş, sizlerin olgunlaşmasında fayda sağlamış, ancak artık sizin ve Bütün'ün geldiği yerde ayak bağı olan bazı kalıplardan -ki her biri birer yüksek araçlardır- söz edeceğiz. Bunlar modern (!) psikolojinizin ve felsefenizin de işlediği ve işledikçe de daha da içinden çıkılmaz bir hale getirdiği kalıplar, onlara göreyse kavramlardır.

Sizlere BEKLENTİ hakkında sade bir açılım sunmak istiyoruz. BEKLENTİ, sizi üçüncü boyut dünyanızın düşük, baskılı ve flu düzleminde, bir kayığı denizin ortasında tutan bir çapa gibi tutan araçtır. Sizler özü itibarıyla hep bir şeylerin eksikliğini hisseden, hiçbir zaman tatmin olmayan varlıklarsınız. Elbette ki özleminiz bizlere ve buralaradır. Ancak sizin işinizse o dünyadadır. Siz hem dünyanızda kalmak hem de içinde kendinizi bulduğunuz koordinatlarda yaşamak durumundaydınız. Bunu sağlamanın en önemli yollarından biri de BEKLENTİLER yaratmaktı.

Bu hem fiziksel olarak böyleydi;

Çocuğun tokluk, oyun, sevilme beklentileri.

Ergenin, anlaşılma, kendini keşfetme ve ifade etme, sevilme, beğenilme beklentileri.

Gencin, iş kurma, ayakları üzerinde durma, kendini gösterme beklentileri.

Orta yaşlının, aile kurma, soyunu sürdürme, toplumsal kabul görme beklentileri.

Yaşlının, saygı görme, deneyimlerini (!) başkalarına aktarma beklentileri.

Nihayetinde herkesin sağlıklı, mutlu, uzun bir yaşam sürme beklentileri.

Elbette hepiniz BEKLENTİLERİNİZİ kendi ve çevresel gerçekliğinize (!) göre şekillendirdiniz, renklendirdiniz, karmaşıklaştırdınız.

Ama beklentinin, gelin, doğasının ortak niteliklerine bir bakalım.


BEKLENTİ;

1- Her zaman odak dıştadır. Beklenen her ne ise dışarıdan talep edilmektedir. Özünde içsel gelişim ile ilgili çabalar dahi dışarıda güçlü bir konum elde etme beklentisi ile ilgilidir.
 
2- Güç her zaman dışarıdadır. Beklenti ile arzu edilen şey dışardan edinilecek olanla elde edilecek olan güçtür.

3- Gerçekleşip gerçekleşmemesi her zaman asıl olarak sizin dışınızdaki etkenlere tabidir. Güç teslimi.

4- Her ne ise, her zaman ona göre şekillenmenize kendinizden uzaklaşmanıza yol açmaktadır. Beklenti bir kap, siz ise onun şeklini alan bir su.

5- Her zaman yüzeyiniz ile ilgilidir. Asla özünüze ilişkin değildir. Bu nedenle her beklenti ister tatmin edilsin, ister edilmesin, hep yeni beklentilerle son bulmaktadır. Rüzgârın her esişinde deniz yüzeyinin dalgalanışı gibi

6- Bir fasit daire yaratarak sizi bir oyun topu gibi sağdan sola, soldan sağa yuvarlamaktadır. Sizi tesadüfi ve pasif bir hale sokmaktadır.


BEKLENTİ, bir dönem, sizin bulunduğunuz ve size üçüncü boyut diye ifade ettiğimiz dünyanın, sizin için yaşanılabilir bir yer olabilmesi ve tabağınıza koyulan her lokmayı yemeniz ve böylelikle orada bulunmakla murat ettiğinizi yapabilmeniz için bizzat sizlerin burada tasarladığınız bir mekanizmadır -Mekanik algılamayın- Bugüne dek BEKLENTİLERİNİZLE gerekli dramları yarattınız, o dramların içinde yuvarlana, yuvarlana kar topu gibi büyüdünüz. Ancak bugün artık geldiğiniz ve eşiğinde olduğunuz kapıdan BEKLENTİLERLE geçemezsiniz. Ya onları kapıda bırakacaksınız ya da siz kapıda kalacaksınız.

Aslında sizler hayat okulunda esas olarak her şeye maruz kalanlarsınız. Bu sizin iradesiz ve seçim gücünden yoksun olduğunuz anlamına gelmez. Her şeye maruz kalanlar olarak iki türlü davranma olanağına sahipsiniz. (1) Direnmek; direnç beraberinde çatışma, çelişki ve kaçınılmaz olarak yıkım getirir. Bu maruz kalınanı yıkıcı olarak deneyimlemektir. Geliştirir ama acılı ve yavaş. (2) Teslim olmak; bu maruz kalınanla birlikte akmaktır. Bu durumda, MARUZ KALINAN NE OLURSA OLSUN uyum, denge ve yaratıcılık vardır. Bu maruz kalınanı yapıcı olarak deneyimlemektir. Bu durumda, sadece bu durumda maruz kalınanın ötesine geçmek olanaklıdır. MARUZ KALINANI DEĞİŞTİRMEK, YOK ETMEK DEĞİL, ONUN, O HALEN ORDA OLDUĞU HALDE ÖTESİNE GEÇMEK. Bu yol insanı hızlı ve neşeli bir biçimde geliştirir.

Birinci yol bugüne kadar deneyimlenen ve deneyimlenmesi de sizlerce ve bizlerce murat edilen yatay-lineer tekâmül yoludur. Sizler için artık hükmü yoktur. Yeter ki siz de onu hükümsüz kılın.

İkinci yol ise dikey-dairesel-kuantum tekâmül yoludur. İşte sizlerin tekâmül yolu artık budur. BU YOL OLMUŞLARIN VE ZATEN HEP OLAGELMİŞLERİN YOLUDUR. SİZLERİN YOLUDUR.

Sizin bugün için yapmanız gereken tek şey TÜM BEKLENTİLERİNİZİ özünüzün ateşinde yakmaktır. ÇÜNKÜ SİZ ZATEN BEKLEDİĞİNİZ HERŞEYİN ÇOK ÖTESİNDE OLANSINIZ. SİZ SONSUZLUKSUNUZ, HAYATIN KAYNAĞISINIZ, CANLILIĞIN İFADELERİSİNİZ, KOZMOSUN ÖZÜSÜNÜZ, ÖLÜMSÜZLÜKSÜNÜZ. Sizin mutlak bir güçken dışarıda güç arayışınız kadar trajikomik bir şey olamaz. TÜM BEKLENTİLERİNİZE bugüne değin sizlere hizmetleri için teşekkür edip onları onurlandırarak ÖZÜNÜZÜN ATEŞİNDE YAKIN. Unutmayın beklentiler sizlerin zihinsel yaratımlarıdır. Onların da kendi bir enerji düzeyleri vardır, ama aynı zamanda size de bağlıdırlar. Onları onurlandırarak öz ateşinizde yakın ki size tekrar yüksek düzlemlerde hizmet etsinler.

BEKLENTİLER, sizin yarattığınız zihinsel tasarımlardı, amaçları da sizlerin bugünlere gelmenize diğer tasarımlarınızla birlikte hizmet etmekti. Artık onların devri çoktan bitti. Sizde gereğini yapın dostlarımız. Kendiniz için, bizim için ve sizi bekleyen YILDIZ MEDENİYETLERİ için. IŞIK, BİLİNÇ VE SEVGİYLE KALIN.

ONLAR (O'ndan gelenler)
1/6 -  4.6.2005



Biz, hem "Fiziksel olarak böyledir," dediğimizde hem de ardından ayrı bir mesajda "Kozmik olarak da böyledir," demek istedik.

Sizler bugüne değin dünyanızda çok hayatlar yaşadınız. Hem "geçmişte" hem de " gelecekte." Bu nedenle şimdiki hayatınız ne İLK'TİR ne de SON. Bunun anlaşılması kavranılması anahtar bir öneme sahiptir. Aksi halde bizim aktardıklarımızı anlamanız olası değildir.

BEKLENTİLER bahsinde, SİZİ bekleyen asıl tuzak, KOZMİK beklentilerdir.

Aydınlanma. Yükseliş. Işık Varlık Olmak  vs, vs, vs.

Bugün dünya insanı dünya beklentilerinin girdabında boğulası bir yaşam sürerken SİZLERİN de üzülerek KOZMİK beklentiler içinde adeta boğulmakta olduğunuzu görüyoruz.

BEKLENTİ BEKLENTİ'DİR. Alçak olanı ya da yükseği, dünyasal ya da kozmik olanı yoktur. Dostlarımız, her türlü beklentilerinizden kurtulamadığınız takdirde, O KAPI'DAN geçemezsiniz. O KAPIDAN GEÇMEK BEKLENTİSİ dahil.

Dostlarımız, aslında geçilecek bir kapı yok. Kozmik beklentilerinizi de bırakabilmenin anahtarı da burada gizli zaten. GEÇİLECEK BİR KAPI, AÇILACAK BİR ENERJİ VORTEKSİ, YÜKSELECEĞİNİZ BİR BOYUT, UYANACAK BİR VARLIK YOK.

DÜNYANIZDA VE EVRENİNİZDE ZATEN KAPI DA SİZSİNİZ, ENERJİ VORTEKSİ DE. YÜKSELİŞ DE SİZSİNİZ. YÜKSELECEĞİNİZ YER DE. UYANACAK BİR VARLIK DA YOK, ZATEN SİZ HEP UYANIK OLANSINIZ.

Bunların üzerinde durun lütfen. Düşünmeyin, hissedin. Hisleri de aşın, içinizde yaşayın.

Sizin hiçbir şey olmaya, yapmaya, çabalamaya, telaşa kapılmanıza gerek yok. EĞER KENDİNİZİ KOZMİK BEKLENTİLERİNİZDEN DE KURTARIRSANIZ, KENDİNİZLE VE HAYATLA VE EVRENLE ASIL UYUM VE DENGE İÇİNDE O ZAMAN AKACAKSINIZ. ZATEN BAŞKA ŞANSINIZ DA YOK. ÇÜNKÜ SADECE AKIŞ VAR VE SİZ O AKIŞ OLANSINIZ. IŞIK, BİLİNÇ VE SEVGİYLE KALIN.


ONLAR ( O'ndan gelenler - ON ON gelenler)
1/7 – 4.6.2005



http://www.maddeveruh.org/ruh-ve-madde/1/915/Beklenti.aspx
 

sirera

#14
Yazar:Ergün Arıkdal
Ruh ve Madde Yayınları

Bütün dünya, bir çok yıldızdan beri, sadece insanlar vasıtasıyla, taşıyla toprağı ile bitkisi ile hayvanı ile her türlü canlısıyla, yaratılmış olan herşeyiyle beraber, böyle bir ışık bilgisinin kendilerine ulaşabilmesini sağlayabilecek bir niteliği kazanmak hususunda çaba harcamaktadır. Yani yer, gök gelecek olan çok yüce, çok seyyal, çok suptil, çok ışıklı, çok latif, bütün yüce iyilikleri kendi içerisine almış ve bununla hemhal olmuş olan bir sözün, bir kelamın, bir bilginin kendilerine ulaşabilmesini sağlayacak bir zemin hazırlamakla meşgul...

İnsanlar herşeyden önce zihinlerini temiz tutmayı öğrenecekler, öğrenmek zorundalari yani birbirleriyle olan ilişkilerini gayet bağlantılı ve gayet açık seçik hale getirmek zorundalar. Yüksek bir enerjiye dayanabilecek şekilde...

--0-- Referans Bilgi

Gelecek, dünya üzerindeki beşeri faaliyetin iniş ve çıkışları ile doludur. Gelecek, muzdarip ruhların çığlıklarıyla doludur. Gelecek, elinizdeki bilgilerin yetersiz kalıp, kendi uzerinize hücum etmesiyle doludur. Gelecek, pek ince bir perde arkasında, hakikatle batılın yanyana bulunduğu sahnelerle doludur. Gelecek, beşer şuur ve vicdanının yükseleceği ve şaha kalkacağı zamanlarla doludur. Muhakkak ki, gelecek, spiritüel kudretin çok bariz olarak, bütün şu beşeriyeti, belirli bir şekilde ele geçirmesiyle dolu bulunmaktadır. Bunlar birer kehanet değildir. Varlıklarınızı ince duygularla ve temiz düşüncelerle yıkamaya alışmaniz için, her ne olursa olsun, vakit geçmiş değildir.

Sadıklar Planı

--0-- Dejenerasyon

Dünyadaki karmaşanın nedenleri hususunda, kendisinin yüksek bir otorite olduğunu zannedenler tarafından ifade edilen birçok bilgiler vardır. Bunların birçoğu bilindiğı gibi tamamen maddesel unsurlara ve kavramlara dayanan, maddesel birtakım etkilere veya sebeplere dayanan hususlar olarak karşımıza çıkarılır. Dünyadaki karmaşanın sebebi acaba nüfus artışı mıdır? Acaba fert başına düşen doların azlığı veya çokluğu mudur veya insanların kendilerine ait birtakım kimlikler araması mıdır veya bir toplumun diğer toplumlar üzerinde hakimiyet kurma sevdası mıdır, patronluk sevdası mıdır? Hatta daha değişik bir açıdan baktığımız vakit, bu kargaşanın nedenleri arasında inançların birbirleriyle mücadelelerinden doğan tatsız olayları da işin içine katmamız mümkündür. Halbuki bu inançların temelinde yatan unsurlar birlik beraberlik ve kardeşliktir. Böyle olmasına rağmen kargaşaya, karmaşaya sebebiyet veren en önemli hususlardan bir tanesi de inançlar meselesidir.

Oysa spiritüel planların, yüce yönetici planların inançlarla olan ilişkileri gayet azdır. Yani inşanların dünya yaşamında neye inanıp neye inanmadıkları, inandıklarıyla nasıl muamele ettikleri, hayatlarını onlarla paralel şekilde götürüp götürmedikleri hiç önemli değildir. Bütün mesele insanın kendi özü ile özü olmayanlar arasındaki bağlantılar karşısında varlığın nasıl hareket ettiğidir. Tabii bunlar üzerinde oldukça uzun düşünülmesi, anlaşılması ve birtakım ön bilgilere ihtiyaç duyulan konulardır. Şimdi biz bu meseleyi bir kenara bırakalım ve dünyadaki kargaşanın nedenleri üzerinde dururken önümüze çıkan ilk meselenin de dejenerasyon olduğunu tespit edelim.

Dejenerasyon Fransızca bir kelimedir. Türkçede bozulma veya yozlaşma, kendi asıl değerlerini yitirerek daha suni değerler içerisinde bulunmak manasma gelmektedir. Aynı kelimeden türemiş birçok kavramlar vardır. Mesela rejenerasyon vardır, ve yozlaştıktan sonra düzelme, yenileşme manasma gelir.

Dünyadaki karmaşanın nedenleri temelde dejenerasyona dayanır. Her yönden; maddi ve manevi dejenerasyon alabildiğine yayılmıştır. Neden alabildiğine dejenerasyon vardır? Bu hepimizin gözüne çarpan bir husus, müşanede edebiliyoruz, anlayabiliyoruz, hatta zaman zaman kendi varlığımızda bile birtakım dejeneratif durumları gözleyebiliyoruz. Eğer kendimizi gözlemeyi alışkanlık haline getirebilmişsek, duygularımızda, düşüncelerimiz de zaman zaman bazı dejeneratif hareketleri tespit etmemiz mümkündür. Bunu hiç kimsenin inkar etmemesi gerekir. Kim ki kendisiyle uğraşabilir, kendisini denetlemeye, kendisini kontrol altına almaya çalışırsa, kendisinde bir takım dejenerasyon belirtilerinin olduğunu fark edecektir.

Bütün kurumlarıyla yozlaşma alanları oluşturan beşeri uygarlık büyük değişimin eşiğinde bulunuyor, temelde bu var. Demek ki dejenerasyonları böyle ayrı ayrı ele almamak gerekiyor. Herhangi bir toplum veya varlık içerisinde yayılma gösterdiği vakit, tek tek ağaçlar tarzında veya tek tek otlar tarzında, bitkiler tarzında değil de, bir bitki tarlası gibi, bir ot mahalli veya bir ağaç bahçesi gibi ele almak lazım. Bunu daha somut bir şekilde ifade etmek gerekirse, adeta bir sinek sürüsü gibi, bir oğul veren arıların hareket edişi gibi, yani bir alanmış gibi, eni boyu derinliği olan bir sistem halinde ortalığa yayılıyor. Artık tek tek orada bir anın istilasından bahsedilemez, anların istilasından bahsedilir. Dolayısıyla dejenerasyon dediğimiz zaman bunu tek tek değil, bir dejenerasyon alanı, bir tesir alanı tarzında ele almak lazım. Bu tesir alanı içerisine girmiş olan varlıklar da bu dejenerasyonun konusunu teşkil ediyor.

Bütün yozlaşmış kurumlarıyla birlikte dünya, şimdiye kadar geçip. geldiği zaman ve mekanlarda hiç görmediği, hiç işitmediği ve hiç konuşmadığı gerçeklerle karşılaşma kaderinin icaplarını yaşıyor ve yaşamaya da devam edecek. Çünki beşeri uygarlığımız büyük bir değişimin eşiğinde bulunmaktadır. Bu değişimin gerçekleşebilmesi için önce değişime konu olan her şeyin değer yargılarını yitirmiş olması, yani yozlaşmış olması lazım. Dejenere olmadıktan sonra, rejenerasyon, yani yenilenme meydana gelmez. Durduğu yerde hiçbir şeyin yenilenmesi mümkün değildir, muhakkak yenilenmesini gerektiren bir vaziyet içerisinde, yani burada olduğu gibi bir dejenerasyon içerisinde bulunması gereklidir.

--0-- Değişimin Eşiğinde

Hepimizin gözlediği gibi, dünyanın her yerinde insanların sahip oldukları çeşitli kalınlıktaki kabukların çatlatılması ve açılması, açılan kabukların altından çıkan kirliliğin giderilmesi için son derece yoğun bir çalışma var. Gün geçmiyor ki bu tip bir çalışmayı ve yoğunluğu kendi televizyonlarımızdan seyretmeyelim. Seyredilen insanları öyle uzun boylu kınamaya, ayıplamaya gerek yoktur çünki bu tip varlıkların, bu tip davranışların ortaya çıkmasının ihtiyacında olan bizleriz esasında; onlar bizim bu ihtiyaçlarımızı karşılamak durumundadır.

--0-- Olayların Amacı

Toplumsal, fiziksel ve jeolojik düzlemdeki olayların ana hedefi, dünya üzerindeki, insanlığın kendi şuur ve vicdanlarında meydana getirdikleri kabuklaşma sonucunda oluşan yozlaşma alanlarının içinden sıyrılabilme çabasını hızlandırmaktır. Bu kabuklaşma meselesi çok önemli bir husustur. Her birimizin kendimize göre, kalınlı inceli, ışık geçiren veya geçirmeyecek derecede bir durumu olan bir kabuğa sahibiz. Bu kabuklaşmalar bizim isteğimizle meydana gelmemiş, hayat dediğimiz bu geniş ve şuurlu faaliyet içerisinde meydana gelmiş birtakım dirençlerdir. Bu kabuklaşmaların altında kala kala, yani hakikat ışığını alamaya alamaya, kabuk altında bulunan varlığımızın bazı yörelerinde birtakım yozlaşmalar, dejenerasyonlar, bozulmalar meydana gelmeye başlamıştır. Eğer inançlarımızı kabuklaştırmışsak, inancımızın altında bulunan iman hususunda, Evrenle kendimiz, Yaradan'la kendimiz, varlıklarla kendimiz arasındaki münasebet hususunda bir yozlaşmaya gitmişizdir ve muhakkak bir yozlaşma olmuştur. Bunu tatbikat içerisinde, yaşam içerisinde gözlemek gayet kolay bir husus; herkes bunu gözleyebilir.

Eğer bu kabuklaşmalar ahlaki değerlerimiz üzerinde olmuşsa, bakıp görüyoruz ki: bu kabuklaşmanın altında bulunan bizim bir çeşit ahlaksal bünyemiz dejenere olmuş vaziyettedir. İşte son zamanlarda bütün medyanın şişire şişire ortaya koymaya çalıştığı husus da budur. Ahlaksal bir dejenerasyon nasıl ve hangi sebeplerle vuku bulmaktadır? Bunu hepimiz biliyoruz. Ayrıca isimlendirmenin bir gereği yok.

--0-- Yozlaşma Alanı

Demek ki her yozlaşma alanı, içine aldığı her şeyin kendi iç yozlaşmasını sağlıyor, içeride olanlar da kendi iç realitelerini pekiştirecek şekilde yozlaşmanın bütün etkinliklerini hissetmeye devam ediyor. Bunu şöyle de açabiliriz: Adeta yozlaşma alanı dediğimiz hususu özel bir tesir alanı olarak kabul edin. Özel bir manyetik veya özel bir radyasyon alanı gibi kabul edin. Bu radyasyon alanı içerisine giren her varlık bu radyasyon alanının taşımış olduğu imkanları, tesirleri kendi bünyesinde de aynı şekilde yaşamaya çalışır. Ve radyasyona çarpılmanın 'veya radyasyon zehirlenmesine uğramanın temelinde aşağı yukarı bu radyasyon alanına benzemek var gibidir. Şimdi bu yozlaşma alanını da bir radyasyqn alanı gibi düşünelim. Çernobil olayında meydana gelen hadiseleri şöyle bir anımsayalım. Orada görünmeyen bir alan vardı, hatta hiç farkında olmadan, uzaklara kadar rüzgarlarla, yağmurlarla taşınan bir radyasyon afeti yaşandı; kendi ülkemizde de yaşadık.

Tonlarca maddeyi denize dökmek zorunda kaldık. Halbuki gözle hiçbir şey görmedik, hatta parmaklarımızın ucunda da hiçbir şey hissetmedik ama vücudumuz bu alandan korkunç derecede etkilendi. İşte yozlaşma alanı da aynen buna benzer. Yozlaşma alanının içerisine girdiğimiz vakit, bu bize bazen yukarıdan, bazen de yatay vaziyette kendi yaptığımız işlerden ötürü bir sonuç olarak ortaya çıkabilir, her şey kendi iç yozlaşmasını da meydana getirebilir.

Diyelim ki bir yozlaşma alanı A tipidir. Bunun içerisinde bulunan Ahmet, Mehmet, Ayşe de kendi varlığında A tipi yozlaşmayı meydana getirir: derhal onun tesiri altında kalarak, ona benzemeye başlar. O yozlaşma alanının niteliklerini kendisinde temsil etmeye başlar ve dejenerasyon gayet kolay bir tarzda hiçbir başka araca gerek kalmadan, etkileşme yoluyla, bir çeşit indüksiyon yoluyla kendine benzetmeye devam eder. Böylece dejenerasyona uğramış varlık onu kendi realitesi zannederek, onu pekiştirecek, yani kendi realitesini güçlendirecek şekilde yozlaşmanın bütün etkilerini hissetmeye ve yaşamaya devam eder.

Bu yüzden denebilir ki, dejenerasyonun sebeplerinden bir tanesi, insanların dünyada niçin yaşadıklarının farkında olmayışlarıdır, Neden yeryüzündeler, bunun cevabını hiçbir şekilde veremiyorlar. Bu soruya cevap verebilmek için çeşitli tesir alanları yaratılmış durumdadır. Her varlık, "Niçin dünyadayız?" sorusunun cevabını veremediği için, şuurdışından, bağlı olduğu vazife planının sürekli telkini altında kalmaktadır. Bu yoğun telkinler dünya üzerinde çok farklı realitelere sebep olur,

Herkes kendine has vazifeyi gerçekleştirmede şuur dışının etkisi altında kaldığı için, karşı iradeler karşılıklı olarak bir yıpratma politikası içine girer. Kimse kimseyi ortadan kaldırmaya çalışmıyor ama realitelerin mücadelesi başlıyor. Bunların bir kısmı da insanların meydana getirmiş olduğu ortak alanların içine çekilme şekliyle olur. Her plan, başka insanlardan da yararlanma peşindedir.

Alanlar şeklinde realitelerin mücadelesi başlayınca dejenerasyon da başlar. Bir ana tesir alanı var, bir varlık geliyor, belli yoğunluktaki o alanın adeta titreşimini düşürüyor, bozuyor. Yani bütünlüğü bozuyor. Çünki kendi vazifesini, kendi realitesini, planının yoğun itilimiyle yapmaya çalışıyor. Farkında olmadan, şuurdışından kendisine tecrübeler yaşatılıyor. Çünki artık dünya çok hızlandırılmış bir tempo içindedir. Global hareketlerin eşiğindedir.


--0-- Basınçlar

Beşeri kabukların çatlatılması, çizilerek açılması işlemi yukarıdan aşağıya inen etkiler sayesinde sürüp gidiyor. Çatlatılma ve çizilme işleminden sonraki aşama, yani bireysel ve toplumsal çaba harcayarak kabukları itmek, iç basıncı artırarak kabukları özden uzaklaştırmak biz insanlara düşüyor. İç basıncın artırılarak kabukların açılmasına devam etmeliyiz; bu çabayı hiçbir zaman elden bırakmamak gerekiyor. Kuşkusuz bu kabuklardan tam olarak kurtulmamız dünya yasalarının zorunlu bir gereği olarak mümkün olmamakla beraber, onları kendimizden belli bir mesafede tutmamız mümkündür.

Yani her tarafta bir dejenerasyon alanı mevcuttur. Bu dejenerasyon alanlarının şu veya bu kısmı içerisine girmemiz de adeta kaçınılmaz bir durumdur ama bunun meydana getirmiş olduğu etkilerin üzerimizdeki ağırlığını da mümkün olduğu kadar azaltmak da bizim elimizdedir. Realitelerle olan aramizdaki mesafeyi belli bir aralıkta tutmamız mümkündür. Öyle yapılıyor, öyle deniyor, öyle yeniyor, şimdi böyle oluyor, şimdi böyle olması lazım, beli de onlar gibi olmalıyım şeklindeki ifadeler dejenerasyonun kendi bünyemizde kolaylıkla gelişmesine sebep olur .

Bu kabuklardan tamamen kurtulmamız çok mümkün değildir, hatta pek mümkün de değildir. Çünki bazı etkilerden kendimizi kurtarmak için bir takım dirençlere ihtiyacımız vardır. Bu dirençler o etkilerin süresine bağlı olduğuna göre, nerede ne vakit neyin biteceğini, bu etkinin ortadan kalkacağını veya bu etkiye karşı ne kadar dayanabileceğimizi kestiremeyiz. Bu yüzden bu dirençler belli bir zaman sonra artık bizimle özdeşleşmeye başlar. Bizim karakterimizin veya psişik yapımızın birer temel unsuru olmaya başlar. Mizaçlar, istidatlar ve mahiyetler haline dönüşür. Ancak bu tarzdaki sürekli dirençler vasıtasıyla toplum içerisinde, hayat içerisinde kendimizi daha fazla yozlaştırmadan belli bir zaman aşımını, yani belli bir ömrü tamamlamaya çalışırız.

--0-- İnanç Kabukları

Tabii ki bu konularda inançların dirençleşmesinin çok önemi vardır. İnançlardaki dirençler çoğunlukla değişmeyen inançlar ve bilgiler tarzında ortaya çıkar. Yani hiçbir esnekliği olmayan bir durumla karşılaşırız. İnanç kabukları dediğimiz bu kabuklar çeşitli niteliklerde bulunabilirler. Bireysel ve toplumsal, maddi ve manevi kabukların içerisinde en önemli olanı elbette yüzyıllardan beri bize kadar gelmiş olan inanç kabuklarıdır. Bunları biliyoruz. Yıpranmış, eskimiş, içindeki özü tamamen kaybolmaya yüz tutmuş inanç kabuklarım inceltmek, eski özüne kavuşturmak artık imkansız hale gelmiştir. Bu durumu iyi anlayarak, yakıtı bitmiş ocağı yeniden canlandırıp alevlendirmek gayretlerinin hiçbir neticeye ulaşamayacağını da son kez tespit etmek gerekiyor.

Bu ifadeler birçok okurumuz için sarsıcı olabilir ama bu bir gerçektir, bir realitedir: buna da alışmak zorundayız. Nitekim asırlardan beri konuşulamayan inanç konuları tartışılabiliyor artık. Bunlar, inanç kabuklarının karşılıklı olarak birbirlerini çatlatması, o kabukların altında bulunan yozlaşmış kanaat ve düşüncelerin yavaş yavaş ortadan silinmesi, bünyenin temizliğe ve iyi işlere götürülmesi için yapılan çalışmalardan ibarettir.

Yıpranmış, eskimiş ve içindeki özü tamamen kaybolmaya yüz tutmuş her türlü inanç kabuklarını inceltmekte gösterilen tolerans iyilik ve sağlık durumlarının işaretidir.

Örneğin, Karadeniz yöresinde bulunan bir belediye reisinin o yörede bulunan eski bir Rum kilisesinin çanlarının çalınmasına, çalışmasına müsaade etmesi de gene bu inanç kabuklarının incelmesine, çatlamasına çok güzel bir örnektir. Türkiye'miz daha pek çok inanç kabuklarını, siyasi inanç kabuklarını, dinsel inanç kabuklarını, ideolojik inanç kabuklarını, ahlaksal inanç kabuklarını da çatlatıp, içine hakikat ışığınin girmesini sağlayacaktır ve bunlar çok kısa bir zamanda olacak gibi görünüyor. Buna da büyük ihtiyacımız var.

Hepimiz, her tekamül yolcusu, içinde yürümeye çalıştığı yolun kabuklaşmış inançlarından kurtulma gayreti içinde olarak, o inançlarla kendi tözü, yani cevheri arasındaki mesafeyi giderek açmak zorundadır. Her inancını ayrıntılı olarak incelemeye almalı, giderek iç basıncını artırarak bu kabuklaşmış inançlarından uzaklaşmalı ve yukarıdan gelmekte olan ışısı içeri alabilmelidir. Kabuklar bizim kendi kabuklarımız, başkalarının değil. Bu kabukları bir an evvel ortadan kaldırmanın, en azından ışık geçirecek kadar inceltmenin yollarını aramak lazım, zarlaştırmak lazım. Kalın bir kabuktan ziyade, incelmiş bir zar haline getirilmiş bir kabuk çokdaha evladır.


--0-- Yeni Çağa Hazırlık

İnsanlık olarak sahip olduğumuz bütün inançların her birinin özümüzle olan bağlantısını azami derecede gevşetmek Yeni Çağ'a hazırlanmanın en emin ve etkili yoludur. Bizim düşüncemiz böyledir. Her türlü bağlantıyla alakamızı sıkı olmaktan ziyade, gevşeterek yürümekten başka çaremiz yok. Çünki çok büyük değişiklikler çok sıkı bağlantılarla bağlı olanlar için büyük ıstırap kaynağı teşkil edecektir ve teşkil etmektedir de, bu daima' böyledir.

Kendimizi, kendi varlığımızı en öndebirinci derecede tutmak zorundayız. Kendimizden, kendi varlığımızdan daha önemli, kendi ruhumuzdan. kendi metafizik güçlerimizden ve hayatımızdan önemli hiçbir şey yoktur. Dolayısıyla etrafımızda meydana getirilmiş olan; ister yukarıdan, ister yatay, yani dünyanın kendi tesirleriyle meydana getirilmiş olsun her türlü bağlantı ve kabuk, varlığın hürriyetine bir engel teşkil eder. Ve hür olmayan varlık değişemez. Ancak zorla bir değişime tabi tutarsınız ama o da zulümden ibarettir, başka hiçbir şeyden değil. O bir değişim değil, zulmün bir çeşit tezahür şeklidir. .

Yeni çağ' a uyabileceksek, 2000 yıllarını uyumlu olarak aşıp ona geçebileceksek, özellikle genç arkadaşlar, 2000'li yıllardan sonraki hayatlar asıl sizlerin hayatlarıdır. Oraya uygun bir şekilde adapte olabilmeniz için, kendinizi belli bir bağlantı gevşekliğinde tutmanız gereklidir. "Bu budur, bu kesinlikle böyledir, bunun dışında başka hiçbir şey yoktur." sözü çok yanlış bir ifadedir; bizi çok uğraştırır sonunda. Onun öyle olmadığını anlamak için kendi varlığımızda çok büyük zaman harcamaları ve büyük meşakkatlere maruz kalırız. Bu şu andaki hayatımızda da, zaman zaman geçirmiş olduğunuz olaylar içinde de bellidir. Onar yıllık ideolojik safhalardan geçe geçe bu zamana kadar gelmiş olan birçok insanın ne gibi zorluklar içinde kaldığını ve hala ne gibi bağlantılar ve zorluklar içinde kalmakta olduğunu, hür olmadığını görmekteyiz ..


--0-- Kabuklar ve Dejenerasyon

Her inancın çok daha farklı bir şekilde anlaşılabilmesi için, katılaşmış anlayış ve inançları yumuşatmak ve onlarla olan bağları gevşetmekten başka yol yoktur. Kabuk değiştirmek, daha fazla ışığı geçirebilecek saydam kabuklara sahip olmak için esneklik gösterebilmek şarttır. Dünya kabuğunu değiştirme hedefine pek çok yaklaştık. Dünya da kendi kabuğunu değiştirmek hususunda yapmış olduğu faaliyetleraracılığıyla, göz önüne almış olduğu hedefe oldukça yakınlaşmış bir durumdadır. Dünya bir değişimin tam arifesinde bulunmaktadır. Değişimin maddi ve manevi sarsıntılarını bu şekilde yaşıyoruz.

Dünyadaki kargaşanın nedenleri arasında en büyük sebeplerden bir tanesi de budur. İnsanların kendi kabukları içerisinde sımsıkı kalmaları, onların bir dejenerasyona maruz kalmalarına sebep oluyor. O kabuklarından kendi iradeleriyle. kendi istekleriyle, kendi vicdanlarıyla sıyrılamadıkları için, dejenerasyon yoluyla bu kabuklardan sıyrılmanın veya sıyrıltılmanın imkanları aranmaktadır. Çok sevdiğimiz bir eşyanın, bir nesnenin kokuşmuş olduğunu görmek gibidir bu durum. Nitekim çoğu kez olmuştur. Çok sevdiğimiz bir yemek yapmışızdır veya bir gıda maddesi gelmiştir, onu alır buzdolabına koyarız. Ama unuturuz onu oradan çıkartmayı. Sonra hatırımıza gelir o yemek, "Ben bunu unutttum, alayım bakayım." deriz ve alırız. Ama elimize ilk geçtiği zamanki manzaranın yerine, içini açtığımız zaman kurtlanmış bir şeyle karşılaşırsak ne hale geliriz? İşte yozlaşma da aşağı yukarı buna benzer. Yani zihnimizde, bize göre, o değer yargılarına göre ,verdiğimiz hükümlere göre o çok tertemiz bir nesne idi, bir et parçasıydı fakat belli bir zaman sonra, yani belli bir kapta, belli bir yerde tuttuğumuz için, hiçbir esneklik göstermeden sıkı sıkıya onu muhafaza ettiğimiz için, bir bakıyoruz ki, içinden kurtlanmış bir gıda çıkıyor. Bu onun yozlaşmasından ibarettir, o gıdanın dejenerasyonudur.

Her şey zamanında ve zemininde; kendine en uygun tarzda hareket halinde bulunmasıyla mumkündür. Nitekim onun kapağının üstünün açılması, daha soğuk bir yerde muhafaza edilmesi, arada sırada belki karıştırılması alt üst edilmesi gerekirdi, yani kendisiyle meşgul olunması gerekirdi. İnsan da kendisiyle meşgul olmazsa, kendini tanımak ve bilmek için kendisini mevzu edinmezse, kendisiyle karşılıklı diyalog haline gelmezse, sonunda olacak iş, kokuşmuş bir gıda gibi, kendisinin de giderek dejenere olmasıdır.

--0-- Dünyaya Bağlanmak

Dejenerasyonun çok biçimleri vardır. Dünyada asıl dejenerasyon, dünyanın bütün değerlerine bağlanmaktan ibarettir. Dünyada en değerli olanlar neler ise onlardır. Bugün için görüyoruz işte; paradır puldur buna benzer birtakım şeyler edinmektir. Dünya maddesini edinmek üst üste düğüm atmaya benzer. Bu düğümleri çözmenin yollarını, en azından bu düğümleri gevşek tutmanın yollarını bilmek lazım. Belki bazı hususlarda bazı şeylere düğüm atmamız gerekebilir ama bunları gevşek düğümle yaparsak, bunun da şuuruna varırsak dejenere olmamamız veya dejenerasyonun dalgaları altında fazla ezilmeden kurtulmamız mümkündür. Çünki dejenerasyon dalgasına uğramamak, o dalganın altında kalmamak mümkün değil. Çünki dünyanın kendisi, kendisini değiştirmek zorunda. Dünya kendi kendini değiştirecektir çünki dünyamız gerçekten dejenere olmaya başlamış bir dünyadır ..

Dünyanın kendi endişesi onun üzerinde yaşamakta olan parazitlerine de sinmiştir, insanlara da sinmiştir ve insanların bugün en büyük korkuları dünyanın giderek daha fazla dejenerasyona uğramasıdır. İşte Yeşiller hareketi vs. tarzında, doğayı dejenere olmaktan kurtaralım, pislenmekten kurtaralım tarzında yapılan hareketler aslında bir bakıma bize göre dünyanın kendi endişelerini bize nakletmesinden ibarettir. Dünya zaten değişrnek üzeredir çünki bir şeyin değişmesi için iki nokta arasında farklı seviyeler olması gerekir. Bu seviyelere, altta olana dejeneras�yon seviyeleri, üstte olana da rejenerasyon seviyeleri diyoruz. Yani rejenere olması için önce dejenere olması lazım, yozlaşmış olması lazım ki, sonradan yozlaşmışlıktan çıkmak, yani yenileşmek tarzında bir olay olsun.

Dünya hayatının şimdilerde nasıl bir dururnda olduğunu görüyoruz. Toz duman arasında fark edilen ikiyüzlülükten ibaret olduğunu görmemek ne mümkün. İnsanlığın birbirinin gözlerine bakacak hali kalmamış. Yüzler dümdüz anlamsız, derinliğini kaybetmiş, yüzeysel. İki yana bakan iki sima bir kafaya yerleşmiş. Biri konuşurken öteki susuyor, öteki konuşurken diğeri susuyor. Kimse kimseyi anlamıyor, anlamaya da. çalışmıyor. Herkes şuursuz bir şekilde koşum takımlarıyla bağlı olduğu duygu arabasını çekmenin, bir yerlere ulaşabilmenin telaşı içinde.

--0-- Duyguların Hamalı Olmayalım

Evet duygular, şu meşhur duygularımız; en çok önem verdiğimiz nesneler. Duyguların geliştirilip deneysel doygunluğa ulaştırılabilmesi için biz insanlar bütün hareketleri türlü kalıplara sokarak yapıyoruz. Kimisi için vicdani olurken, kimisi için de nefsani oluyor bu tür hareketler. Duygularıyla birleşmeyen insan var mıdır acaba? Duygularının hamalı olmayan, ilerleyeceği yolu unutmayan, neden sonra sağduyusunun önden ilerleyerek bıraktığı izleri takip etmek zorunda kalmayan insan acaba nerede? Bu soruları sormak gerekiyor.

Hepimiz duygularımızla özdeşleşiyoruz, Baştan aşağı öfke oluyoruz; baştan aşağı sevgi oluyoruz. Baştan aşağı kin garez içerisinde olmakla, baştan aşağı merhamet ve acıma duygusu içerisinde olmak arasında bir fark yoktur. Bunlar duygularla özdeşleşmek demektir . Bizim için en büyük zorluk bu özdeşleşmenin sınırlarını takip edememekten ileri geliyor. Her şeyimizde en uç noktalara kadar gitmek, her şeyi marjinal hale getirmek bizim en büyük zaafımızdır. Bu yüzden de duygularıyla birleşmeyen hiçbir İnsan yoktur. Çünki insan duygularıyla ancak varlığını sürdürmektedir. Onun bütün tecrübesi beden içerisinde enkamasyon kanunlarına uygun bir şekilde yerleşmiş olduğu için, beden içerisindeki bütün bağlantıları duyguları vasıtası ile olduğu için, çevresiyle ve kendisiyle, yani madde ile olan bağlantıları duyguları ile kurulduğu için, duyguları ile birleşmeyen insan hemen hemen yoktur. Buradaki birleşmeden maksat işbirliği manasında değil, özdeşleşme, duygularının esiri olmak manasındadır.

Duyguların hamalı olmamak lazım. Hamal olmak başka, bir şeyi taşımak başkadır. Yani hiç durmadan ne olursa olsun, hiç dinlenmeden, hiçbir amacı olmadan başkalarının gayesine hizmet ederek mütemadiyen bir şeyi taşımak hamallıktır. Yani iradi ve vicdani olmayan, gerçek bir hedefe bağlı olmadan yapılan işlerin çoğu da böyledir. "Bütün bu işin hamallığını da ben yapıyorum" diye de şikayet ederiz. Yükler ağırdır, hafiftir, olabilir, olmayabilir, yani hedeflerimize ulaşmak jçin yapacağımız hareketlere uygun düşer veya düşmez; her şeyi bizim yapmamız manasına geliyor gibidir ama buradaki hamallık bütün yüküyle, bütün baskısıyla taşımak manasma.

Örneğin, küfelerle veya sırtlarına koydukları taşıma cihazlarıyla, büyük yüksek çuvalları veya balyaları taşıyan hamallar vardır. Onlar bütün güçleriyle, bütün ağırlıklarıyla, yani bellerineve ayaklarına verilen büyük basınçla yükü taşırlar.

Dikkat edersek burada bir basınç, fizik bir güç var. Manevi bir yük taşımak hamallık değildir; bu işin fiziki yükünü taşıyoruz, yani duyguların en taşınmaması gereken hususlarını da taşıyarak, duyguları bütün adiliğiyle veya bütün yüceliğiyle veya bütün eksikliği veya bütün fazlalığıyla sırtımızda taşıma hamallığından bahsediyoruz. Zararlı olan duygusallık budur. Duyguya haddinden fazla yer vermektir.

Demek ki duyularımızın hamalı olduğumuz vakit ilerleyeceğimiz esas yolu unutmamız yüzde yüz, kesin bir şey. Yani yaşayışımızdaki maksat nedir? Yeryüzünde yapacağımız vazifeler, hizmetler nelerdir? Duygularımızın aşırı derecede esiri, onlarla aşırı derecede yüklü olarak yaşamak suretiyle asıl dünyaki hedefimizi de şaşırırız. Nereye gideceğimizi bilemeyiz çünki duygularımızı taşımaktan başka şeyimiz kalmamıştır. Vazifemiz ve hedefimiz kalmamıştır, hakiki hedefimizi kaybetmişizdir. Bu husus bir yerde inanç kabuklarıyla kapalı olan bütün insanlarda da vardır. Onlar dünyaya neden geldiklerini bilmeden, sadece  inançlarının verdiği duygularının hamalı olmak suretiyle, onların ağırlığı altında ezilmiş kalmış, hedeflerini şaşırmış, yoldan çıkmış, yani kendi yollarında ilerlerken o yolun oyuncağı haline gelmiş kimselerdir. O yolun duygularının hamalı olduğumuz vakit, o yolun da oyuncağı oluruz. O zaman kendi hedefimize asla ulaşamayız. O yol bize hiçbir zaman faydalı olmamış olur.

Tabi burada bizim duygularımızın hamalı olmadan, hedefimizi kaybetmeden ilerleyebilmemiz için her şeyden evvel sağduyumuzu önden ilerletmek zorundayız. Her şeyde sağduyumuz bizden önce hareket etmelidir, bizden, önce ilerlemeli ve bize bıraktığı ışıklı izleri takip etme imkanı sağlamalıdır. Sağduyumuz varsa belki bu duygu hamallığmı kısmen boşaltmamız ve kendi gerçek hedefimize doğru ilerlememiz mümkündür. Böylece yozlaşmanın üzerimizdeki etkilerini azaltmamız, hatta kaldırmamız mümkün olabilir.

--0-- Duyguların Hedefi

Yukarıda ele alıp sormaya çalıştığımız sorular hemen hemen her çağda cevapsız kalmıştır. Çünki dünya insanı duyguları yönünden yük almıştır. Bu yüzden elde ettiği duygusal deneyimlerle maddenin belirli yoğunluğunu yaşamaktadır. Kısaca duygularımızı, maddeyi tanımakta nasıl maşa olarak kullanabileceğimizi öğreniyor veya öğrenmeye çalışıyoruz. Bunun eğitimini görmeye çalışıyoruz.

Maddeye olan yaklaşımı duygularımızla yapabiliyoruz. Duyguların hedefi bu durumda insanı maddeye bağımlı hale getirmektir. Netice buna dönüyor. Bütün duygular İnsanı maddeye bağımlı hale getiriyor. Bazıları, "Duygular maddeyi araştırmak için kullanılmaz, madde ötesini, bir metafizik araştirmayı. bir ilahiliği, bir transandantal durumu da araştırmaya yarayabilir." diye İtiraz edebilir. Biz bu duygularla da oraya gidebiliriz diyebiliyorsanız belki bazılarımız için mümkündür. Ama o transandantal olan yerin maddesini, onun yapısını bu duygularla araştırmaya çalışmamız, sonunda yozlaşmaya kadar götürebilir, bazılarında bu vuku bulmuştur. O duyguları vasıtasıyla ulaştıkları seviyenin etkisini kendi varlıklarında hissederek derhal bir özdeşleşme kurmuşlar ve kendilerini uluhiyetle birleştirdiklerini veya ilahlık mertebesine ulaştıklarını zannetmişlerdir ki, hemen dejenerasyon orada başlamıştır. Bu bir dejenerasyon ifadesidir. Öyle çok yüksek seviyeli tasavvufi bir anlamı da yoktur. Çünki gerçek tasavvufi manasında böyle bir durumun ifade edilmesi mümkün değildir.

Duyularımız vasıtasıyla herhangi bir ulühiyete dokunamayız, yaklaşamayız. Duyular, madde kainatına ait bir araştırma aracının yayın yaptığı tesirlerine benzer, radar gibidir. Radar dalgaları gibidir duyularımız. Bu radar dalgalarını madde ötesi yüksek alemlere yönlendirdiğimiz vakit elde edeceğimiz şey, gene radar dalgasının çarpıp geleceği maddesel unsurlardır. Kaba seviyeli etki alanlarından bilgi almamız mümkündür, ulaştığımız şeyler de o şekildedir.

--0-- Duyguların Kontrolü

Hem bağımlı olmak hem de duyguları kontrol edebilmek ancak tek hedefe bağlanmakla olur. Bu tek hedef de esasında kendimizi fark etmemiz, kendimizi tanımamız, kendimizi bilmemiz meselesidir. Fark etmekten maksat nedir? Fark etmek her türlü özdeşleşmeyi, putlaştırnayı, putperestliği ortadan kaldırmak demektir. Bunu kaldırdığımız zaman artık kendimizi fark etmeye başlariz. Çünki kendimizi biz salt kendimiz olarak algılayamıyoruz. Daima bir şeylerle beraber. Sosyologları insanı hep ekonomik, kültürel, biyolojik olarak tarif etmeye çalışıyorlar. Yani daima kendi olmayan başka hususlarla yapılan bir tarif. Varlığın, insanın kendisi yok ancak kendisini başka bir şeylerle kıyaslamak suretiyle bir gölge fenomen ortaya çıkarır gibi bir hadise meydana getiriyorlar. Tabii sonunda da hiçbir şeyelde edilmiyor. Yani kendini fark etmek, bütün kıyas unsurlarını ortadan kaldırmakla mümkündür. İnsanın kendini tanıması kadar zor ve önemli bir amaç da yoktur.

"Kendini bilen Rab'bini bilir" ifadesi de İslam tasavvufunda, hatta Yunan ve Mısır tasavvufunda, ezoterizminde en önemli bir ifade tarzıdır. Kendimizi fark etmek, duyulara olan bağımlılıktan kurtulup onları bir maşa gibi kullanabilmenin esaslı başlangıcını oluşturmaktadır. İnsanın kendini fark etmesi, duyuları maşa gibi kullanabilmesi, yani kendine tam hakimiyet önemli bir husustur. Bu amaçla şöyle bir karara varmalıyız: Ben duyularımı maddeyi tanımak hususunda maşa olarak kullanabilecek bir beceriye ulaştım; böyle bir liyakatim var. Ben ancak duyularımla tanırım, fakat onları maşa olarak kullanırım. Duyularım ne bendir, ne de benden ayrıdır, burada tutarım onu. Benden olmayan bir şeydir, bana verilmiş olan bir araç tarzında kullanmak lazım. Duyularımızı maşa olarak kullanma liyakatine ulaştığımız zaman duyulara esir olmamak; iyi olmak, doğru almak, yalan söylememek, merhametli olmak, sevgi göstermek, sevgi almak, sevgi vermek, toleranslı olmak, herkesi bir gözle görebilmek, yani insanların büyük özlem içerisinde olduğu ama bir türlü yakalamak imkanını bulamayıp, sadece gevezeliğini yaptığı manevi kıymetleri ancak biz bu şekilde ele geçirebiliriz.

İnsanlar duygularının esiri olurken, esasında kendilerini tanımamakta sabitlik gösterdiklerini ifade etmektedirler. Kendi varlığımızı yüceltmek yerine, maddenin varlığını yüceltmek için çalışıyoruz. Sonra geriye dönüp, bakın yarattığımız şu irfana, şu uygarlığa diyerek caka satıyoruz. Böylece maddeye hükmettiğimizi de sanıyoruz. Halbuki işler başka türlü çalışıyor. Madde, duyguları kendine mal etmeye, onları kendi düzeyinde tutmaya çabalıyor. Bundan dolayı, hiç durmadan duyguları yükseklere çıkartmak için yarışılıyor. Maddenin aracılığı ile salt düşünce planına yükseleceğimizi sanıyoruz. Ama neyse ki böyle olmadığını, habis bir hücre çoğalması gibi her yerimizi kuşatmaya devam eden yozlaşma alanları ile görebiliyoruz. Eğer maddenin aracılığı ile salt düşünce planına yükselmemiz mümkün olsaydı, bu yozlaşma hareketleri olmazdı. Bu ikisinin arasındaki bağlantıyı kurmamız gerekiyor.

Yozlaşan her şeyin yerini sonunda bereketli alanlar almaktadır. Yozlaşmanın hızına direnç göstererek, gayet dikkatli bir şekilde maddenin bizden istediğini ona vermek, ondan da istediğimizi almak, gerçek bir yaşam sanatı olmaktadır, Varlıksal şuur ve hedefimizi kaybetmeden, maddenin imkanlarından yararlanmak, ona ve kendimize en faydalı yükseltici tesirleri almak ve vermek, marifetin ta kendisidir. Yani ariflik dedikleri, eskilerin böyle kasıla kasıla gerilerek söyledikleri sözün temelinde bu vardır.

--0-- Karmaşa - Teşevvüş Devrindeyiz

Bugün tüm dünyada bir karmaşa devri yaşanıyor, bunu hepimiz bilmekteyiz. Kendi mahallenizden, evimizden, topluluklarımızdan, partilerimizden, medyamızdan, gazetelerimizden, sokaklarımızdan, gidişimizden, gelişimizden, bankalarımızdan, siyasilerimizden ve millet meclisimize kadar her şeyde memleket olarak büyük bir kargaşa devri yaşıyoruz. Bundan korkmamak lazım. Bu sadece bir dejenerasyon içinde bulunmamızın bir sonucudur. Bunun sonu da bir rejenerasyondur. Muhakkak ki bütün bu olaylar yaşanacak, bütün bu. olaylar bitecek ve maddeyi maşa ile tutmayı öğrendiğimiz andan itibaren de bir yenileşmeye doğru gideceğiz. Maddeyi elimizle değil, maşalarla tutmayı, onu şuradan şuraya koymayı veya onu şu şekilde yeniden düzenlemeyi öğrendiğimiz vakit rejenerasyon, yani yenileşme olayı tekrar başlayacaktır. Çünki dünya da aynı nizam üzerinde ilerlemektedir. Bu dünyanın dışında herhangi bir şey yapmak imkanına sahip değiliz.

Bu kargaşa devrine, yerleşik spiritüel deyimimizle teşevvüş diyoruz. Teşevvüş hali içerisinde; bir karışıklık, bir bulanıklık, bir seçemezlik, A'yı B'ye, B'yi A'ya karıştırmak, altını üstüne getirmek manasında bir bulanıklık hayatı yaşanıyor. Teşevvüş hayatı bir çeşit sis altında bulanık bir görüştür. Zihnin teşevvüşü, yani kafanızı bir yere çarptığınız zaman başınızın dönmesi, nerede olduğunuzu tefrik edememeniz ve dengenizi bulamayıp yere düşmeniz manasma gelir. Ve bir beyin travmasında, beyinde bir teşevvüş meydana gelmiştir ifadesi kullanılırdı, Yani isimleri, yerleri hatırlayamamak gibi birtakım unutkanlıklar vs.'nin olduğu durumlardır.

Biz, dünyamız ve aynı zamanda kendi ülkemiz ağır bir teşevvüş devri içerisinde ve bu teşevvüşün, bu memleketin yüksek vazifedarlık niteliğinin bir sonucu olarak daha fazla derinleşmeden, letarjik bir durum içine düşmeden atlatılması en büyük temennimizdir. Yani bir komaya geçmeden, çünki teşevvüşten komaya da geçmek mümkündür. Bunun için de uyanık olmak, kendimizi araştırmak, anlamak zorundayız. Maddenin önümüze sunmuş olduğu bir yığın cazip seçenekleri, ancak maddenin bir türü olan duyularımızın, duygularımızın bir maşa olarak kullanılmasıyla mağlup edebiliriz ve kendimizi bu şekilde kurtarabiliriz.


--0-- Karmaşa Plansaldır

Kargaşanın altında yatan öğe, bireylerin ve onların bağlı olduğu planların kapasitelerine bağlı olan çabalardır. Burada ferdi çabalarımızın çok önemi var. Atalet içerisinde bulunmamız, kargaşayı ve kargaşa devrini iyice körükleyen hususlardan biridir. Yani tembellik, iradesizlik vs. tarzında. Zaten tembelliğin adı şimdi ekonomik yan gelir arama tarzında kendini gösteriyor. Bir sürü faiz oyunları, bir sürü kağıt aldım verdim oyunları esasında bu milletin başındaki parazit bir tembelliğin sonuçlarını göstermektedir. En az eforla en çok hayat standardına ulaşma yolunda çalışılıyor.

Dünya, rahatını aramakla meşgul. Dünyada herkes rahatını arar ama bunun belli bir şekli ve özelliği olması gerekir. Liyakatini kazanmak lazım, bu rahatlığa layık olmak lazım. Liyakatin de en güzel yolu çalışmak ve gayretle olur. İyiliğe rahatlığa vesile aramakla olur; girişmek lazım. Çalışmanın kendisi girişmektir zaten. Zannetmeyelim ki çalıştığımız için birçok şeylere erişiyoruz, toparlanıyoruz, şu parayı alıyoruz veya şu evimiz oluyor, şu arabamız oluyor, Tanrı bize şu çocukları veriyor vs. Çalışmamızın sonucu olduğunu zannetmeyin, bizim yaptığımız çaba çok az çabadır, çok az bir gayrettir, o gayretlerle bu işler olmaz. Bu kadar kıymeti ve enerjiyi biraraya getirmemiz mümkün değiL.Bu nimetin külfetini yaşamak lazım. Hiç kimse külfete katlanmak istemiyor. Bir ücret istiyorsak, bir çaba göstermek lazım. Bir çabaya karşılık bir ücret vardır. Bir çalışmaya karşılık bir bedel vardır.
Kargaşanın altında yatan öğe dedik, bu da bireylerin ve onların bağlı olduğu planların kapasitelerine bağlı olan çabalardır.

Yukarıdan, ruhsal dünyadan gelen her türlü yardıma rağmen, daha önceden çizilmiş sınırlar içinde kalan çabalar, bu sınırları aşabilecek kabiliyette bulunmamaktadır. Bizlere düşen en iyi vazife, fertlerin sınırlarını en iyi şekilde belirlemek ve sınırlar içindeki kapasiteden azami şekilde yararlanmaktır. Kargaşa döneminde varlıkların meydana getirdikleri olaylar zaman zaman kendi inisiyatifleri ile ilgili olsa da zaman zaman çeşitli tesirlerle de olabilmektedir. Yukarıdan gelen baskılı etkilerin yanı sıra yataydan, yani fizik plandan gelen etkiler de vardır. Birey yukarıdan aldığı tesirle yatay plandaki diğer varlıklara yönlenebilir. Bu sırada şuur alanlarında farklı iletişimler meydana gelir.

Metapsişik Derneği ve onun yıllarca süren çalışmasının meydana getirdiği topluluklar bir ortak alana sahiptir. Bu büyük topluluğun bireyleri kendi kişisel etki alanlarına sahiptirler. Bu 'alanlarda işbirliği içinde oldukları bireylerin etkilerini sürekli olarak görmek mümkündür. Dıştan gelen bu etkilerin nitelikleri bireye de geçer. Duyguların devreye girmesi ile ani sarsıntılar da ortaya çıkar. Karmaşayla da teşevvüş devrinin alanlar ile yakından ilgisi vardır. Bireylerin yeni tesir alanlarına kendilerini adapte edememelerinden dolayı ortaya çıkan komplikasyonlar neticesinde, uyumsuzluk göstermeleri ve yolun ağırlığından dolayı gidişe ayak uyduramayıp son bir çaba ile' diğer varlıkların alanlarına etki edebilmek şeklinde yönlendirmeye tabi tutulmaları ve sonuç olarak ise güçlü alanlara etki edemeyip, ancak girebildikleri alanlara girerek o etki alanları içindeki bulanıklığa sebebiyet vermeleri çok doğaldır.

Yani bu hem bizler için, hem de bütün dünya için ve kendi milletimiz için geçerli olan bir ifadedir. 2000 yıllarına doğru büyük sancılar içinde ilerlerken, en ağır liyakat imtihanlarından geçirilmek suretiyle, bütün esneklik ve uyum süreçlerinin eğitimini gören insanlık tam bir genel teşevvüş devrinin varlıkları olarak rollerini yerine getiriyor. Bu ağır ve genel teşevvüşün zeminini duygulara bağlı içgüdüsel hayatın hakimiyeti oluşturur. Vicdan ve sevgiden giderek yoksunlaşan bilgisiz bir insanlığın, sınavcı tesirlerin karşısında gösterdiği davranış tutarsızlığı, şuurlardaki perdelerin iyice yoğunlaşmasına, kalınlaşmasına, insanı kendi kendisinin içine hapsetmesine neden olmaktadır. Bütün tekamül seviyelerinde, insanları teşevvüşe sokan sınav etkilerinin harekete geçirdiği mekanizma duygulardır. Duygular ister şuurlu, ister şuurdışı olsun dünya hayatının gerçekleşmesinde en büyük rolü üstlenmiştir. Dünya hayatına bizi bağlayan, ona hizmet etmemizi kolaylaştıran, ama genede ona galip gelerek gelişmemizin bu aşamasını sağlamamıza yardım eden, duygulardır.


--0-- Üstün Tesirin Hakimiyeti

Dejenerasyonun bir diğer sebebi de yükseltici, geliştirici, hızlandırıcı bir alanın durağan, ağır hareket eden, yükselme ihtiyacında olan, artık işlevini giderek kaybetmiş, hedefini şaşırmış olan bir alanı kontrol altına almasıdır. Daha alt seviyede bulunan alanın değerleri yavaş yavaş kendi içinde azalmaya, yok olmaya başlar. Değer kayıplarına uğramaya başlar, çünki kendisinden çok daha değerli olan bir realite onun üzerine gelmiş, ona baskı yapmaktadır. Oradan kendisine gelen bir tesir vardır, bu tesire dayanamaz. Yani buzun sıcağa dayanamayışı gibi başlar erimeye; buzun erimesi ne demek? Buzun dejenere olması demektir. Suya tahvil olunuyor, eriyor, yani kendindeki o form, o biçim, o soğukluk, o nitelik artık yavaş yavaş ortadan kalkıyor; dejenerasyon budur. Bizim de dejenere olmamız, içinde bulunduğumuz dünyanın dejenere olması demek, dünya üstü çok yüksek seviyeli bir etki alanının dünyayı değiştirmek, başkalaştırmak istemesinden ve daha üst seviyelere çekme arzusundan meydana gelen umumi bir değiştirme, bir transformasyondur.

Dünyanın her varlığı üzerinde, iğnesinden ipliğine varıncaya kadar, madeninden, ağacından, kuşundan, itinden, aslanından, insanından, siyasetçisinden, askerinden, öğretmeninden, hatırınıza ne gelirse, toplumun her kesimi, kısacası öyle söylemek lazım, tabiatın her kesiminde bir dejenerasyon vardır. Ama bu aynen bir ısı karşısında buzun erimesine benzeyen bir dejenerasyondur. Yani kalıplarının dışına çıkması, kalıplarını yok etmesi, kalıplarını kırması, kalıpsızlaşmak, kalıbını meydana getiren neler varsa, onu kalıp içerisinde, dört duvar içerisinde tutan neler varsa, bütün bunların yavaş yavaş çözülme meylinde olması demektir. İnançlar, felsefelerı iktisadi düşünceler, hukuk meseleleri, aile ilişkileri, insan anlayışı, sanat, fen, bilim, herkes bu dejenerasyondan nasibini almaktadır.

Çözülmesi, kabuğunu kırması, dirençlerin ortadan kalkması gereken durum varsa, bu yüce tesir bütün bunları sağlar. Bütündirençleri eritir, kırar. Yani onun karşısında herhangi bir güç sağlam kalamaz; ne kadar soğuk olursa olsun, o ısı onu yavaş yavaş eritmeye, çökertmeye, başka hale geçirmeye, tahvil etmeye muktedirdir.

Demek ki aslında dejenerasyonlan korkulu şeyler olarak değil, büyük bir hikmet içerisinde, büyük bir sabır ve dayanıklılıkla Allah'ın bir lütfu olarak kabul etmek lazım. Dejenere olmadan biz yenileşemeyiz. Yani içinde bulunduğumuz hal ve şeriatten, kanaatlerimizden, düşüncelerimizden. fikirlerimizden. inançlarrmızdan, saçma sapan şeylerimizden, birikmiş kendi yanlış anlayışlarımızdan, yanlış yorumlanmızdan meydana getirmiş olduğumuz yapay dünyamızdan başka türlü kurtulamayız. Bu kalıplaşmış dünyanın, bu sunileştirilmiş dünyanın dışına ancak taşabildiğimiz kadar hakikatlerle, değişmeyen, sabit gerçeklerle karşılaşmamız mümkündür; onun için sakın korkmayalım. Bütün mesele bu dejenerasyonun dışına çıkmak değil, eğer fark edebiliyorsanız, bu dejenerasyondan yararlanmayı öğrenmeye çalışmaktır. Dejenerasyonun hedefi nedir, neler daha çabuk dejenere oluyor, neler daha az dejenere oluyor ve o dejenere edici, o bozucu, o çözücü tesir, zaman akımı, zaman enerjisinin hedefi nedir, bunu anlamaya çalışın. Yani sizde ne gibi değişiklikler meydana getirmeye çalışıyorsa, siz daha evvel yapmaya çalışın o değişikliği veya şimdiden zihninizde o değişiklik için bir yer ayırın. "Bu saf hakikattir, bundan daha ala altın, bundan daha ala gümüş olmaz. Benim altınım en saf altındır, benim gümüşüm en saf gümüştür. benim elmasım en parlak, en temiz elmastır." dememenin yollarını aramak lazım.

İyinin de iyisi, üstünün de bir üstünü, hakikatin de hakikati vardır. Bunlar hep iç içe devam eder gider. Hiçbir yerde kalmamanın, statükoyu muhafaza etmemenin yollarını aramak lazım. Eğer böyle bir mizacı kendinizde geliştiriyorsanız, sizin çekinecek, korkacak hiçbir şeyiniz olmaz, çünki statükoyu muhafaza etmeme, her türlü statükoya uyum sağlama kabiliyetinizi artırmışsanız sizin için hiçbir problem yok. Hangisi olursa olsun, siz o duruma uyum sağlamak zorundasınız, çünki netice itibarı ile insanların uyum sağlayarnama katılığının karşılığında dejenerasyon başlıyor.

Eğer insanlık uyum sağlamayı bilmiş olsaydı tam manasıyla, bunca zamandır kendisine gelen hadiseleri anlayıp, olan bitenin farkımfvarıp da onlara uyum sağlayabilmiş olsaydı, bu derecede yoğun bir dejenerasyon olmazdı. Bunları fark etmediği için, hep statüyü muhafaza ettiği için, "Aman kımıldamasın, aman o öyle olmasın, aman bozulmasın, aman kırılmasın, aman yıkılmasın, bu daha iyi, bu daha faydalı, hep böyle kalalım" şeklinde denildiği için zaten ülkemiz dahil, dünyanın her yerinde yoğunbir dejenerasyon yaşanıyor.


--0-- İmtihanlar ve Uyum Alanları

Bu bölüme kadarki yazılarla, dejenerasyon, dejenerasyon alanlarından ve dejenerasyonu meydana getiren sebeplerden bahsetmeye çalıştık. Her türlüsüyle inanç kabuklarının çatlatılması, kendi varlığımızdan dışarıya atılması, diğer bir ifadesi ile özdeşleştiğimiz, aynileştiğimiz hususlardan kendimizi sıyırmamız gerektiğini belirttik. Bunları da esneklik ve uyum konusuna bağlamaya çalıştık.

Esneklik ve uyum hepimizin çok iyi şekilde uygulamasını yapmak zorunda olduğu ve her an bu uygulamanın içerisinde bulunduğumuz bir durumdur. Esneklik gösterebilmek, sonra da uyum sağlayabilmek problemidir. Günlük hayat içerisinde her an, hem kendi bedenimizden, hem de dış çevreden kendi varlığımıza karşı gelen bir yığın sayısız etki vardır. Etki ederiz ya da etkiye maruz kalırız. Pasif şekliyle edilgen hale geliriz veya etken halde bulunuruz. Her iki halde de, daima bir esneklik ve uyum problemi ile karşı karşıyayızdır.

Bütün insanlık, kendisine aşağıdan ve yukarıdan yapılan her türlü baskı etkisine karşı esneklik göstererek, ortak anlayış alanları, uyum sağlayan alanlar, modern tabiri ile konsensüs dedikleri mutabakat alanları meydana getirebilmenin çeşitli imtihanlarından geçmektedir. Bunu hepimiz biliyoruz; evli olanlar, çalışanlar, tahsil görenler, birşey öğretmeye çalışan kişiler, yolda araç kullananlar vs. hepsi hayatın akışı içerisinde, o günün kendi üzerine getirmiş olduğu her türlü baskıya karşı esnek olmaya, uysal olmaya, yani bir bakıma sabırlı olmaya, sabır göstermeye mecburdur. mecbur bırakılmıştır.

Her imtihan yeni bir uyum alanının oluşmasına yarayan işaretlerle dolu hadiselerden ibarettir. Hadiseleri bu şekilde görmek lazım. Bu iş benim başıma niçin geliyor, falan insan niçin böyle hadise ile karşılaştı, şimdi sokakta olan bu nedir? Millet Meclisi'nde olan iş nedir? Mahallede olan iş nedir? Camide olan iş nedir? Bakkalla aramızda veya park yeri zorunluluğu içerisinde kalırsak. arabamızla diğer kişiler arasındaki olaylar vs. aklımıza ne geliyorsa, ayakkabımızın ayağımızı sıkması dahi, nasırımızın ayağımıza vurması dahi gene bir esneklik ve uyum problemi ile alakalıdır. Yani bunların her biri, kendi çapında ve ihtiyacımıza göre ayarlanmış olan birer imtihandan ibarettir.

İmtihanların yelpazesi çok geniştir. İmtihanları biz sadece, çok belirgin şartlar içerisinde meydana getirilen usuller olarak veya bir etkileşme olarak ele almayalım. İmtihan her andır. Dişimizin ağrısı da imtihandır. Bir şeye çok sevinmemiz de bir imtihandır, çok üzülrnemiz de bir imtihandır. Yani ister aktif, ister pasif olsun, ister acı veren, isterse huzur ve mutluluk veren bir mesel e olsun, bütün hadiselerin temelinde uyum alanlarırun oluşmasına yarayan işaretler vardır. Nasıl nitelersek niteleyelim, maddi ve manevi bütün hadiselerı olguları temel amaç olarak içlerinde taşıdıkları zorlayıcı güç sayesinde insanları uyuma zorlar. Sabahleyin kalktığımız vakit, benzine veya ekmeğe yapılan zammı duyduğumuz anda zihnimizde "Eh ne yapalım, elle gelen düğün bayram" gibi bir telafi cümleciği ile bir meseleye uyum sağlamaya çalıştığımızı hiç unutmayalım. Aslında biz zaten ona uyacağız, uymak istediğimizi ifade ediyoruz. Bir uyum sağlama kabiliyeti bizde var; kıpırdanmış, harekete geçmiş. Bunu hiç olmazsa tek başımıza değil de, birçok insanla dayanışma halinde göğüslersek, karşılarsak belki sonuçta ortaya çıkacak olan bazı istenmeyen ruhsal durumların ortadan kalkmasını sağlamaya çalışmış oluruz gibi bir izlenim var. Yani biraz daha mutlu kalabilmek meselesi. Her olay temelinde insanlığı uyuma zorlar. Bütün yasalar, anayasa en baştaolmak üzere ya da kutsal kitapların kendi şeriatleri en başta olmak üzere, daima bizim içimizdeki esneklik ve uyum yetisini geliştirmeyi hedeflemiştir.

Bu şekilde biz kainatla olan münasebetimizi, dünyada karşılaştığımız bu olaylarla kainatın çok yönlü etkilerine karşı esneklik ve uyum sağlama yeteneğimizi de geliştirmiş oluruz.

--0-- Istırap ve Sabır

Uyumun süresini sabırlı olmakla ifade ediyoruz. Sabret, dayan, tahammül et, yani onu taşımayı öğren şekliyle. Uyum süresini mümkün olduğu kadar uzun tutabilmek, katılımlarla genişleyen ortak alanlar için yeni uyum durumları oluşturmak, yeni organizasyonlara da gitmek gerekiyor. Bu işlemlerdeki aksaklıklar eninde sonunda insanlığın ağır imtihanlara maruz kalmasına sebep olacaktır. Genellikle toptan karşılaştığımız ağır imtihanların temelinde yatan iş, insana zulmetmek veya insanın kafasına vura vura, sen bana karşı gelir misin, benim yasalarımı dinlemez misin vs. der gibi intikam besleyen terbiyeci bir davranış değildir. Hayatın herıstıraph noktası, bizim esnekliğimizi ve uyumumuzu sağlamak bakımından bir hayırlı yoldur. Eskilerin sabretmesini bilmek yahut sabırlı olmak ifadesiyle ortaya koyduğu şey, hayatın hertürlü etkisine karşı esnek olabilmektir. O bizi itiyorsa kopmayacak şekilde yaylanmak, o itiş istikametinde gerilmek. Geriye doğru gerilmek; tepemizden bastırıyorsa mümkün olduğu kadar onunla beraber aşağı doğru yassılabilmek ve sonra tekrar çıkabilmek.

Rüzgarın önünde kırılmamak için yana yatan kamış hikayesinde bunu görebiliriz. Bu tarzda kamış, kendi bünyesinde bulunan esneklik sayesinde, kendisine yapılan baskılara karşı büyük bir sabır, direnç gösteriyor, yatıyor, toprağa kadar eğiliyor ve o rüzgar, büyük fırtına geçtikten sonra tekrar doğrulabiliyor, yani kendi varlığını muhafaza edebiliyor. Böylece o kamış, bu tarzdaki esnekligini direncini, gücünü artırabiliyor. Artık değme rüzgara karşı, değme itmeye karşı öyle kırılacak. kırılıp dökülüp parçalanacak bir duruma gelmiyor, varlık bütünlüğünü muhafaza edebiliyor. O kamışı eğer'insan olarak alırsanız, aynı özelliği burada da görebiliriz.

--0-- Şuurlu Uyum ve Esneklik

Sadece insan varlığı olarak değil, varlık olarak ele alalım. Varlığın çeşitli tezahürleri var, insan olarak, bitki olarak, taşı toprak olarak zuhur edebilir, o bir tezahür biçimidir. Varlıktır bütün burada tezahür eden. Taşı kaya da olsa, kurt, kedi de olsa, ağaç, çiçek de olsa, insan da olsa hepsi varlıktır. Dıştan ve içerden, yani kendi bulunduğu muhitten ve kendi bulunduğu muhitin dışında, yani yukarıdan semavi ve rabbani etkiler karşısında da, insani etkiler karşısındada esneklik göstermek ve o itişe, o çekişe uyum sağlamak lazım. İtiyorsa itilmek, çekiyorsa çekilmek tarzında.

Ama bu demek değildir ki her söylenen kabul edilecek, ensemize her tokat atana hiç sesimizi bile çıkartmayacağız. O manada değiL. Bunlar gayet şuurlu ve anlayışlı bir şekilde, hayatın size yöneltmiş olduğu birtakım zorluklar, itici, sıkıştırıcı basınçlar karşısında içinizle, iç direncinizle o dıştan gelen direnci karşılayabilmeyi öğretiyor. Çünki etkiler, genellikle yenileştirici etkiler, zorlayıcı bir güç karşısında kendini ortaya koyuyor. Zorlayıcı etkiler, yenileştirici etkilerle karşılaşabiliyor.

Bizde mevcut olan zorlayıcı etkiler ise kabuklarmuzdır. Kabuklar birtakım alışkanlıklardan, kabullerden, inançlardan meydana gelmiş dirençlerimizdir. Direnç mekanizması kuruyoruz, varlığımızın her tarafında. Onlar da kaplumbağa kabuğu gibi vücudumuzun her tarafını, varlığımızın her tarafını kaplayan bir sistem gibi. Her bir kabuk vaktiyle bizi herhangi bir şeye karşı korumuştu. Dış bir etkiye karşı kendi varlığımızda bir denge kurmak üzere böylebir kabuktan yararlanmış olabiliriz. Fakat belli bir zaman içerisinde bu kabuğun kalınlaşması ağır bir direnç meydana getiriyor ve dışarıdaki ışığa, bilgiye, bizi yenileştirecek olan tesirlere karşı kendimizi tamamen kapalı bir şekle sokuyoruz. O tesirlere karşı kapalı bir hale geliyoruz. Artık onlar bize nüfuz edemiyorlar. Nüfuz edemedikleri için bizim tekamülümüz başlıyor yavaşlamaya, hızmuz yavaşlıyor, gelişme, rejenerasyonumuz azalmaya başlıyor ve böylece biz giderek gerileyen, körelen ve yozlaşan bir varlık veya varlık alanı içerisinde kalmaya mecbur oluyoruz.

--0-- Kabuklar Dirençlerimizdir

Kabukların dirençlerimizdir. Bu dirençlerle biz kolay kolay esneyemeyiz. Bir lastiğin etrafına alüminyum bir şerit sarıldığında o lastikte esneme kalmaz. Çok az bir esneme kalır, çok zorlanmamız lazım, hiçbir işe yaramaz, belki de kopar. Mesele zaten kopmak değildir. Ama bu esneklik olmazsa, bizim manevi esnekliğimiz. sabrımız, her şeye uyum sağlayabilmemiz. şuurumuzun başka şuur alanlarıyla birleşmesi ve onlarla alışveriş yapması, diğer bir tabirle insanlarla sempatik ilişkilere girebilmemiz, onlara sevgi tesiri aktarabilmemiz, onlardan gelen sevgi tesirini alabilmemiz. bu enerji alışverişleri mümkün değildir. Ancak esneklik vasıtasıyla ulaşabilmek mümkündür.

Uzun yıllardır ülkemizde birlik ve beraberlik ruhundan bahsediliyor. Mütemadiyen bunu anlatmaya çalışıyorlar fakat birlik ve beraberliğin meydana gelebilmesi için de, umumiyetle çok büyük nutuk atanlarda. apaçık görülüyor ki, o birlik ve beraberliği meydana getirecek esneklik ve uyum hali mevcut değiL. Birlik ve beraberlik derken, aynı zamanda, esneklik içerisinde olmadan gayet sert konuşmalar, sert fikir ifadeleri ye tabii o fikirlerle beraber gayet kaba bir zihni ayrım, düşünce ayrımı da ortaya çıkıyor.

Esneklik ve uyum lafla değil, tamamen fiille olacak bir iştir. Örneğin, evliliği bu bakış açısından ele alırsanız, evliler çok daha mutlu, çok daha başarılı olurlar. Evliliğin temel esası, kasti bir şekilde esneklik ve uyum yasalarını uygulamak için bir irade beyanından ibarettir. Yoksa materyalist bilimcilerin veya şu veya bu bilimci olduğunu iddia edenlerin gözleriyle gördükleri şeyleri ifade etmek tarzında değil. İşte aile birliği, neslin çoğalması. beşeri problemler, terbiyeler. çocukların yetiştirilmesi vs. tarzında değiL. Yani bir tarla var ortada, bir de tarlayı ekip biçen bir rençber var, bu ikisinin münasebeti gibi değildir. Evlilikler esasında esneklik ve uyum gösterme egzersizlerinin çok derinden, çok materyal bir şekilde uygulandığı müesseselerdir, Boşanmalar birbirinden ayrılmalar. veya birbirine küsmelerin temelinde de bu yardır. Birbirlerinin isteklerine, birbirlerinin etki alanlarına karşı esneklik gösterememek ve birbirlerine karşı da uyum sağlayamamak. Çok derin bir uyumsuzluk içerisinde olduğu için boşanmalar meydana gelebiliyor. Maddi ve manevi uyumsuzluk içerisinde bulunabiliyorlar, yaşam imkansızlaşıyor. Bu ifade bile, medeni kanunda, aile hukukunda boşanma sebeplerinden birini teşkil ediyor, kuvvetli bir boşanma sebebidir.

--0-- Disiplin ve Uyum

Asker ocağı deyip geçmeyelim, asker ocağı sadece oraya gelen kişilerin şahsi gelişmeleriyle uğraşmaz. Yani onlara harp sanatını öğretmek, nefsine hakim olmayı ôğretmek veya 'vücudunun birtakım yeni nitelikler almasını sağlamak değildir; gerçi onlar da işin içindedir. Asker ocağı, birbiriyle tekamül farkları olan, çok ayrı sosyal çevrelerden, gelmiş, değişik kültürlere sahip olan insanların çok mühim bir etki altında kalarak esneklik gösterip uyum sağladıkları yerdir. Bu nedenle askerlik sadece insan öldürmek için değildir, yani askerliğe karşı gelmeye çalışan insanlar yanlış düşünüyorlar.

Askerlik, askerlik ocağı bilhassa bizim gibi dünyanın doğu veya ortadoğusunda yaşamış olan varlıklar için, karmaşık bir toplum yapısına sahip insanlar için esneklik ve uyum yönünden en önemli bir noktadır. Ve askerlik, toptan bir şekilde, gayet önemli bir şekilde' insanların birbirleriyle kaynaşmalarına, birbirlerine tahammül edebilmelerine, birbirlerine hayat haklarını tanıyabilmelerine, birbirlerinin esneklik ve uyum alanları içerisinde ortak uyum alanları yaratabilmelerine vesile olan çok önemli müessesedir. Spiritüel açıdan meseleyi böyle görmekteyiz.

Ayrıca orada pek çok şey de öğrenebilirsiniz, okuma yazmadan tutun yemek yemeyi dahi öğrenebilirsiniz. Kaşık nasıl tutulur, çatal nasıl tutulur, nasıl yatılır, nasıl kalkılır. yatak nasıl düzeltilir. ..


--0-- Dirençler

Dirençler de türlü türlüdür. Eskilerin nefs ifadesi ve bundan türemiş nefsaniyet de dirençlerin anlatımı için zamanın ihtiyaçlarına cevap veren bir kavram olarak kullanılmıştır. Sevgi enerjisinin hareketinde dirençler büyük rol oynamaktadır. Sevgi ve nefret direncin niteliğine bağlı iki ters uç gibi gözükür. Oysa dirençler, uyum sağlama iradesinin etkisi ile fonksiyon değişmelerine her zaman uğramışlardır, yani nefretler sevgilere, sevgiler nefretlere her zaman dönüşebilir. Dünya hayatının ruh varlığına karşı gösterdiği doğal bir etki de, işte bu direnç konularıdır. Maddenin her türlü etkisine ve direncine karşı,enkarne olan varlıkların da etkileri ve dirençleri vardır şüphesiz. Realiteler arasında ilerlerken, ihtiyaç ve gerçekiere uygun olarak çeşitli esnek hareketler göstermek ve her esnek hareketin beraberinde getirdiği uyum alanlarında yeterince alıştırmalar yaparak, rıza ve sabır haleti içerisinde bilgi, görgü ve tecrübeyi artırmak artık esas fonksiyonumuz olmuştur.

Realiteler yerlerini daha kapsamlı realitelere terk etmek zorundalar daima. Yani bugünkü durumumuz giderek yarınki durumumuz içinde eriyecektir. Bugünkü anlayışımız yarın elde edeceğimiz daha kapsamlı bir anlayışın içerisinde, bugünkü küçük sevgimiz yarınki çok daha büyük bir sevginin içerisinde eriyecektir. Çünki tekarntil daima ileriye doğrudur. Enine ve boyuna nasıl düşünürsek düşünelim; hem düzlemini genişletir hem yüksekliğini genişletir: alan olarak düzlemini genişletirken, ufuk olarak da yüksekliğini genişletir. Dolayısıyla realitelerin daha kapsamlı realitelere terk edilmesi bir zaruret haline geliyor.

Bazı insanlarımız esnekliklerini kaybettiği, esneme güçleri kalmadığı için, adına nostalji dedikleri tersine dönüş, tersine akış içerisine girmişlerdir. Onlaresnekliklerini kaybetmiş insanlardır. Uyum sağlama kapasiteleri zayıfla�mış insanlardır. Halbuki daha ileriye bakmak, daima öte�deki ufku, o ufkun arkasındaki öteki ufku takip etmek, ebediyetin arkasındaki ebediyeti isternek bizim en büyük görevimizdir. Olduğumuz yerde kalmamak zorundayız çünki realiteler daha kapsamlı realitelere kendi yerlerini terk etmek zorundadır. Tekamülün genel kuralı budur ve bu zaten hep de böyle olmuştur. İstediğiniz kadar tahkik edin, bakın. Dolayısıyla nostaljik hareketler, geriye dönüş hareketleri hiçbir zaman birduygusal tavırlanmadan öteye geçemez. "Efendim, eskiden işler 'şu kadar daha güzeldi de, şöyle olurdu da, şu saygısı vardı da, şu sevgisi vardı da, Beyoğlu'na çıkarken, pantolonlar ütülenir, kravat takılır, traş olunurdu da, şimdi şöyle yapılıyor da" vs. Bunlar kendi icaplarına göre, kendi realitelerinin, kendi devirlerinin ihtiyaçlarına göre meydana getirilmiş olaylardır.

Eğer birtakım alışkanlıklarımızı hep sürdürmeye kalksaydık. biz bugün ülkemizin içinde bulunduğu gerçekten büyük değişiklikleri yaşama imkanına kavuşamazdık. Mesela en azından, 105.6 FM kanalından radyoyla size hitap edemezdik açıkçası, kesinlikle. Ömrü hayatımız hep Ankara radyosu, uzun dalgayı dinlemekle geçti. Ondan nice sonra bir orta dalga, nice sonra bir kısa dalga, daha çok çok yenilerde de bir FM dalgası var. Biz hep nostaljik olarak kalsaydık. dijital bir radyonun hassasiyetine asla kavuşamazdık. Eğer hala taş plaktaki gramofonu çevirerek elimizle onu dinletmeye kalkmış olsak, bugün size hiçbir müzik iletilemezdi. Dünyanın hiçbir yerindeki radyolar gramofonla çalışamaz.


--0-- Duygular ve Uyum

Demek ki her realite kendinden sonra gelecek olan realitenin içerisinde erimek zorundadır. İnançlarımız da o şekilde, kabuklarımız da o şekilde. Kabuklarımız daha güçlü etkiler altında yavaş yavaş eriyecektir ve erimek zorundadır. Her kabuk eritmemiz bizim biraz esneklik kazanmamız ve uyum sağlamamız demektir. Bunda korkulacak, kaçılacak hiçbir şey yok. Hayatımızın bütün mücadelesi, esneklik ve uyum sağlama hususunda bize türlü ıstıraplar getiren dirençlerimizin içinde geçer.

Sevgi, hoşgörü, merhamet, dostluk, sempati ve bunların karşıtları dirençlerin gücüne bağlıdır. Sevgi gösterebilirsiniz, sevgi enerjinizi başkasına aktarmak istersiniz, büyük bir samimiyet ve istekle ama karşınızdaki insanın bu sevgi enerjisine tahammülü yoksa, bu esnemeyi gösteremiyorsa, sizinle uyum sağlayamayıp direnç gösteriyorsa, siz o sevgi enerjisini karşı tarafa aktaramazsınız, o enerji vasıtasıyla o insan varlığında birtakım yeni hareketlere, yeni düşüncelere, yeni hamlelerede başlangıç teşkil edemezsiniz.

Sevgi yoluyla insanları bu şekilde geliştirmeniz mümkün olamaz. Demek ki her şeyden önce, sevgi enerjisini başka varlıklara bağlamadan evvel, onlara bunu intikal ettirmeden evvel o varlıkların sevgi enerjisine karşı olan dirençlerinin ortadan kaldırılması gerekir, yani uyum sağlamaları, esneklik göstermeleri gerekir. İnsanların önce birbirlerine tahammül etmeleri lazım. Her insan ayrı realiteye sahiptir, o realiteler karşılıklı olarak birbirlerini çelebilirler, birbirlerine direnç gösterebilirler. Bu nedenle önce bu uyumu sağlamamız lazım. Sende sen, bende ben olmaz. Biz haline gelmemiz gerekir. Biz demek ortak bir alan meydana getirmiş olmak demektir. Ben yok, sen yok, biz varız diye birtakım sloganlar yapılır. Anlatılmaya çalışılır, ama birlik ve beraberlik için bu tarzdaki dirençlerin ortadan kalkması ve herkesin birbirine tahammül etmesi lazım. Bu tahammülü, bu sabrı gösteremiyorsak, bunu sırtımıza alip taşıyamıyorsak, hiçbir zaman o istediğimiz sevgili dostluklar kurulamaz, hepsi sahtedostluklar altında olan egoistik bir alan meydana getirmiş oluruz, gene kendimizi soyutlarız insanlardan.

Uyum ve esneklik süreçlerinin her an hakim olduğu madde dünyasında her an ayakta kalabilmenin yolu, duygularımızı kontrol edebilmekle başlar. Çünki dirençlerimizin uyum ve uyumsuzluklarımızın temelinde duyularımızın rolü çok büyüktür. Uyum ve esneklik bütün benliğimizde, sonsuz enkarnasyonlar sürecinde ulaşılması gerekli olan bir hedeftir. Her merhalenin, her yeni ufkun, ulaşıldıkça genişleyen varlıksal mekanların zaman ve mekan icaplarına uyum sağlamak ve bunun için de her yönüyle esneklik gösterebilmek, gerçek bir yok oluştur. Gerçek kendini tanımak nedir, kimdir ya da ne ve kim sorularının aşılmasından sonra gelen varlık şuurunun içerisinde, bir bütünün bütünleyicisi olduğunun farkına varmadan bir bütünleyici olmaktır. Birlik şuurunun içinde erirnektir. Birlik şuuru' içinde erimenin birinci şartı da hiçbir şekilde uyumsuzluk göstermemek, bütün dirençleri, bütün kabukları ortadan kaldırmaktır.       .

Nice sufiler ve nice mutasavvıf olduğunu söyleyen insanlarla karşılaşılmıştır ama hiç birinde uyum sağlama kabiliyeti yoktu. Hep birlikten, erimekten bahsetmişlerdi fakat etraflarından kendilerini soyutlamışlar, hiç insanlarla ilgileri yok, bütün benliklerinin kabukları kendi üzerlerinde kalmış durumda. Halbuki insan kendini tecrit etmemek zorunda. Sufilikte çok bilinen bir durum vardır. "Sen bir hedefe ulaşmış olsan bile, bir menzilden geçip bir hedefe ulaşmış, bir şeye kavuşmuş olsan bile tekrar şeriate dönmen gerekir" denir. O senin kavuştuğun bir iştir. Kavuşmak sana ait bir meseledir. Hangi hedefe, hangi amaca ulaşırsan ulaşırsın. Fakat şeriatten ayrılamazsın, şeriat de ne demek, temelinde hayatı yaşamak zorundasın. Hayatı her noktasıyla, sana verilmiş olan kurallar dahilinde tekrar yaşamak zorundasın.

Hayatı yaşamak demek, hayatla uyum sağlamak, insanlarla uyum sağlamak, insanlarla birarada olmak demektir. Yoksa kendini tecrit edip, bir köşeye çekilerek, "Ben insanların kirinden pasından kendimi arındırdım, kalbimi temizledim. Ruhum temizlendi, ben yüce bir yerle artık bağlantı halindeyim. aman bunu kaybetmeyeyim" tarzındaki hareketlerle hiçbir şey yapılamaz, hiçbir noktaya da varılamaz. Bu tamamen nefsani inceltilmiş nefsani, bir kabuklaşmadan ibarettir. Kabuk yer değiştirmiştir, şekil değiştirmiştir.


--0-- Birlik Şuur Alanı

Birlik şuuruna varılmakta herhangi bir şuurlu hareket yoktur. Ben birlik şuuruna varıyorum, birlik şuuruna varmak için şöyle olmak lazım demekle, bir olunuz demekle hiçbir şekilde birlik meydana gelmez. Bu kendiliğinden, hiçbir şeyin farkına varmadan olan bir husustur. Doğal bir hayat gibidir, birlik halinde yaşamak Kendini bir hissetmek, bir görmek, hiçbir zaman tefrike gitmemek, ayırmamak meselesidir.

Ülkemizde de özellikle kendilerini manevi hayata adamış olduklarını zanneden insanlar var, ama insanlar arasında ayrılık yaratmaktan başka da hiçbir marifetleri yok Bütün konuşmaları, bütün sözleri, bütün nasihatleri. bütün bilgileri insanlar arasında tefrika yaratmaktan ibaret, ayrılık yaratıyorlar. Birlik ruhuna katiyen yanaşmayan birtakım varlıklar biraradalar. Onların da devri geçecektir elbette. Geçmek üzere zaten, onun telaşı içinde oluyor bütün bu işler.
 
--0-- Gerilimler Zorunludur

Çünki dünyanın enerjileri yeni bir hız kazanmıştır. Bu durumu bazı insanlar fark etmektedir. Değişimin farkına varmak, kendi varlığımızda ve toplum hayatındaki hızlı değişimin meydana getirdiği gerilime dayanmak, yani güçlü titreşimlere tahammül etmek son hedefimiz ile ilgilidir. Birey, toplum ve insanlık olarak değişim etkilerine, titreşimlerine karşı. Bir esneklik sağlamak, yani tahammül göstererek uyum sağlamak için, önceden gerilime muhtacız. Gerilmeliyiz, bizim üzerimizde birtakım baskıların olması lazım. Hayat bizi birtakım şeylere zorlamalıdır. Geçim sıkıntısı çekmeliyiz, sel altında kalmalıyız, depremde bilmem ne olmalı, yangınlar olmalı ve oldu da. Kendi çoluğumuzdan çocuğumuzdan birtakım zorluklar görmeliyiz, aile bağlarımız şöyle olmalı vs. İşte bu gerilim, bu şekilde olaylarla meydana geliyor, biz bunu böyle görüyoruz. Yani herhangi bir yönetimsizlik, herhangi bir terslik değil, o varlık kendi ihtiyacına göre, yani germek ve gerilmek konusunda vazife edinmiş.

Biz nelere çok bağlıysak, hangi şeyler hususunda kabuklaşmışsak, nelere çok fazla kıymet vermişsek o noktadan bizim bir darbe yememiz gerekiyor. Paraya çok önem veriyorsak, avantaya çok önem veriyorsak, o noktadan devamlı bir şekilde bastırılıyoruz. Aynen bir yayın kafasına bastırır gibi; içeriye doğru itiliyoruz veya lastiğin iki el tarafından gerilmesi gibi. Sporcular kol kaslarını, omuz kaslarını geliştirmek için yay çekerler ve o yay adaleleri yorulduğu vakit giderek sertleşmeye başlar, mukavemeti giderek artar. Bu tarzda bizim de tahammül gücümüzün artması gerekir. Burada herhangi bir kaderiyecilik, herhangi bir başa ne gelirse çekicilik söz konusu değil; elimizden geldiği kadar, bu tahammül meselesini daha yumuşak bir şekilde esnemek suretiyle atlatabiliriz. Dirençlerimizi ortadan kaldırarak iradi bir şekilde, biz o olayların diline vakıf olarak, ne demek istediğini anlayarak o işi halletmemiz mümkündür.

--0-- Olayların Oluşundaki Asıl Unsurlar

Pek çok tabiat hadiseleri televizyonda gösteriliyor. Fransa'da şöyle oluyor, Almanya'da böyle oluyor, Çin'de oluyor, bizde oluyor, ormanlar yamyor vs. Bunları sadece böyle dikkatsizlikten doğan birtakım beşeri kusurlar tarzında ele alıyorlar. Tabiatın icabı, mevsim böyle gelmiş, çok yağmur yağmış, taşırmış kanalları, köprüyü yıktı, falan yeri aldı götürdü, bataklık oldu, çöktü otomobiller, insanlar kayboldu tarzında, üzerinde hiç durulmadan. Bu da olur, ellerne tarzında birtakım düşünceler içinde kalarak insanlar bunları savuşturmaya çalışıyor. Ama bu bir uyum meselesi değil, esneklik gösterme meselesi değil, tamamen bir anlayışsızlıktır. Bu olayların üzerinde ince ince analizler halinde durmak zarureti vardır.

Bunlardan alınabilecek çok büyük dersler ve bunların sonuçlarından elde edilebilecek çok önemli bilgiler vardır. Tabiat hadiseleri genellikle insanoğlunun elinde olmayan, insanoğlunun üstünde, hiyerarşik bir varlık sistemine ait birtakım çalışmalardan ibarettir. Bu çalışmaların amacı da gene insanların esnekliği öğrenmeleri. uyum sağlamalarım daha becerikli bir halde meydana getirmeleri için kendilerine verilen derslerdir. İsimlerine epröv diyoruz ama her epröv, açılmış bir ders sayfasıdır, bir kitap sayfasıdır. O kitap okunur ve o ders geçilir. Ama bunun imtihanı nasıl olacaktır, yani okunmuş olan bu sayfa, insanlar veya varlıklar tarafından nasıl anlaşılmıştır ve nasıl uygulanacaktır, bunu da görmek herhalde enteresan bir durum olur.

--0-- Esneklik Yasası

Esneklik yasasının özünü anlayabilmek için, kopma ve tahrip olmadan, sürekli denemeler yapmamız gerekir. Dünyaya geliş her türlü görünümüyle maddenin etkisine karşı tahammül gösterebilmek ve esneklik yasasını deneysel olarak öğrenmektir. Kainatın her türlü şartlarına ve yasalarına uyum sağlayıp ve onlardan yararlanarak bilgi ve görgüsünü çoğaltan ruh varlığının gelişimi bu yolla olmaktadır. Çeşitli hayatlar, çeşitli esneklik eğitim ve uygulamaları demektir.

Bu konu çok işlenmesi gereken, çok çeşitli, çok canlı örnekler verilmesi mümkün olan bir husustur. Her türlü baskıya karşı uyum gösterebilmeliyiz. Bütün aksilikler başımıza gelebilir. Evimizin içinde, yolda yürürken, hayatta her türlü şeyle karşılaşabiliriz. Çoğunlukla olay karşısında bir dirençsizlik haline düştükten sonra ona uyum sağlamaya çalışırız. Bir bakıyorsunuz bir hanımın göğsünde bir ağrı veya bir bey, midesinde garip bir ağrıhissetmeye başlıyor. Belli bir süre bunu geçiştirmeye çalışıyor. Ondan sonra doktora gidiyor. Esaslı bir muayeneden sonra diyorlar ki: "Sizde bir ur teşekkül etmek üzere veya etmiştir, kanserojen bir durum var." Bu ilk darbedir insana.

Hayatta kalmak, ölüm korkusu, ölmek, şu olmak, bu olmak gibi maddeye olan bağlılıklarımızın artık yavaş yavaş ortadan kaybolduğunu görür gibi oluruz. Çünki kanser çıktığı zaman, "Eyvah, inşallah habis olmaz da selim bir kanser, iyi bir kanser olur, çoğalmaz. tedaviyle geçer de, büyümez. İşte çoluğum var, çocuğum var, büyüteceğim, daha oğlanı evlendirmedik, kızı gelin etmedik, bilmem şunu yapmadık, bunu yapmadık, hiç olmazsa bu vazifemi göreyim." tarzında hemen bir telafi diyaloğu kurulur kendi içimizde. Birinci baskı bu, böyle geliyor. Fakat muayene sonunda "Tedaviye devam edilmesi gerekiyor." deniyor. Başlıyor birtakım tedavi şekilleri, tıbbın öngördüğü, istediği haller. Bunların verdiği büyük sıkıntılara, dirençlere dayanmak gerekiyor. İşte esneklik meselesi. Sonunda bakıyorsunuz adamın saçları dôkiilüyor veya hanımsa iç organlarından bir kısmı veya göğsü alınıyor, midesinin yarısı kesiliyor, bu sefer ona uyum sağlamak zorundadır. Tek göğüsle, rahimsiz gezmeye veya midesinin yarısı olmayan veya belli gıdalarla beslerırnek zorunda olan veya belli şekillerde yaşamak zorundarolan bir insan tarzında geliyor. Veya biz bunu bir organ eksikliği tarzında görebiliriz. Ayak kesilmesi, kol kesilmesi, parmağın uçması vs. tarzında görebiliriz. O topallığa alışıyer ve uyumsağlıyor, hayatı hep böyle geçiyor. Demek ki esneklik yasasının ilkesi de uyumdur. Esnekliği kullanıyor, bu çok önemli bir nokta.

--0-- Duyguların Kontrolü

Temelde bilinmesi gereken de şudur: Gerilimi artıran esasında duygularımızdır. Yani işte orada rahatsızlıktan doğan heyecan hali, ölüm korkusu, kıymet verip bağlanmış olduğumuz maddi hareketler veya maddi fikirler, her ne olursa olsun artık peşine düşmeyeceğiniz, yapmayacağınız, kullanmayacağınız şeyin verdiği sıkıntılar, hepsi" bunlar duygusalolaylardır.

Duyguları kontrol etmek, esneklik demektir. Zemberek gibi boşalan ve tekrar kurulan duygular vardır. Zembereğin boşalmaması duyuların kontrolü ile mümkündür. Duyular yay gibidir. Yukarıdan ve aşağıdan gelen etkilerle körüklenirler. Duyularda esneklik elde edilmeden, doğru karar, doğru uyum elde edilemez. Bu da, pratik hayatımızda yapmamız gereken birşeydir. Herhangi bir şeye karar verdikten sonra o kararı tatbik edeceksek, yani uyum sağlayacaksak, muhakkak ve muhakkak duyularımızı çok iyi bir şekilde ölçüp biçmek ve kontrol etmek zorundayız. İşin içine duyular girdiği zaman iyi olmaz.

Duyuları kullanabilmek için her duyguyu tek başına gözleyebilmek, onu tecrit edebilmek gerekir. Esneklik elde ettikten sonra duyuların kontrolü mümkündür. Demek ki uyum sağlamadan evvel esneklik, duyuların kontrolü mekanizmasını kullanarak da bir ortak alan, uyum alanları meydana getirilmeye çalışılıyor. Esneklikle uyum meydana gelmesinden evvelortada bulunan bir tampon bölge var ki, işte bunu biz duyuların kontrolü meselesi olarak ele alıyoruz.

Maddi yüklerden kurtulmanın en kullanışlı yolu, esneklik kazanmaktır. Yüklerden teker teker kurtulmak gerekir. Yani tekrar enkarnasyona tabi tutulmamak, enkarnasyon yoluyla birtakım eprövler içerisinde kalmamak iradesi bizde var ise, bunu arzu ediyor, bunu istiyorsak, her şeyden evvel duyularımızı tam manasıyla kontrol etmek zorundayız.

Duyularımızı kontrol altına aldıktan sonra, esaslı ve kalıcı bir esneklik kazanmak, her şeye uyabilmek, intibak edebilmek, onunla bir olabilmek, ortaklaşa bir hale gelebilmek mümkündür. Aynen Anadolu'nun asırlardan beri yapmış olduğu bir dans çeşidi,halay çeker gibi, horon çeker gibi, kol kola, omuz omuza, birbirine bağlı olmuş varlıklar halinde uyum içinde. Kendi alanlarını diğer ferdi alanlarla birleştirebilecek, hiç olmazsa belli bir noktada bir araya gelebilecek durumu gösterebilmiş varlıklar gibi bizim de hayatın bütün eprövlerine karşı esneklik kazanmamız sonucunda, tekrar bu kaba maddeye enkarne olmamak, en azından dünya şeriati içerisindeki, dünya şartları, mekanı içerisindeki bu kabalığa maruz kalmamak imkanımız elimizdedir.

--0-- Temel İlkeler

Esnekliğin temel ilkeleri vardır. Mesela bunu şöylece size sıralayabiliriz: Esnekliğin temel ilkeleri arasında birincisi, olmadan olanı anlayabilmektir. Bu ancak esnemekle olur. Ağzımızı açarak değil, olaylara karşı kendi varlığımızın içerisinde bir yaylanma yapmak suretiyle, şuursal ve idrak bakımından bir yaylanma, bir yer değiştirme.

İkinci temel ilke, olmadan olana uyum sağlayabilmek. Her genç kızın rüyası evlenmektir. Evli olmadan sanki evlenmiş gibi, evliliğin sorumluluklarını, vecibelerini zihnen yaşaması, ona tam adapte olması, artık adeta o insanın evlenmeye hazır olması manasma gelir. "Daha hazır değilim" demek evlenmeye hazır değilim demektir. Demek ki mantalite olarak kendinizi uyumlandırmak zorundasınız. "Hele bir gidelim bakalım, uyum sağlarız." O olmaz. Bir öğrencı için de, bir memur için de, askere gidecek olan genç bir delikanlı için de, ticarete başlayacak herhangi bir kimse için de önce zihinde, mantalitede bu uyumun sağlanması gerekir.

Üçüncü ilke de, önceden, sonrasının sonrasını hissetmek var, ki bu çok yüksek bir seviyede uyum sağlamak demektir. Artık orada çok ileri görüşlü manasının da üstünde olan bir durum. Hissetmek, yani sonsuzluk manasına getiriliyor. Şu olaylar olabilir, bu olaylar olduktan sonra şu şekilde bir durum çıkar. Bu durum şu, şu hususları doğurur, işte o hususlara ben şimdiden uyum sağlayayım, diye çok uzak bir plan yapılır, ki bu insanın yapacağı iş değil. Bunlar doğrudan doğruya yüce varlıkların ruhsal yönetimleriyle alakalı olan bir çalışma nizamıdır. Onlar beşeri sistem içerisinde, dünya içerisinde vazifelerini yürütürken önceden, sonranın sonrasını bilerek, anlayarak iş yaparlar. Bu yüzden hiçbir hata olmaz. Her şey ta başından kontrol edilmiştir ve her şey mükemmel bir şekilde yerine gelir.

http://www.maddeveruh.org/ruh-ve-madde/1/1044/Haftanin-Kitabi-Degisime-Dogru.aspx
Beton ağır, çelik serttir ama çimenler her zaman galip gelir. (Yabanıl'dan)