Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

İŞARETLERE DİKKAT

Başlatan yucelulu, 02 Haziran 2010, 14:51:48

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

yucelulu


İsrail amansız bir tutkuyla kendisine vaad edilen feci akibete doğru hızla yuvarlanıyor.

Demek ki yazgı böyle bir şey! Vakti gelince kendi ayaklarınla ölüm vadisine koşuyorsun...

Zaten ilahi bir yasadır, bir kavim helak edilmeyi hak ettiğinde, Allah mücrimlerden ve fasık sefihlerden basiretsiz idareciler verir. O idareciler onları yavaş yavaş helake götürür:

"Biz bir memleketi helâk etmek istediğimizde, onun refah içinde yaşayan şımarık elebaşlarına (itaati) emrederiz de onlar orada kötülük işlerler. Böylece o memleket hakkındaki hükmümüz gerçekleşir de oranın altını üstüne getiririz" (İsra, 16)

Maalesef çok geniş dünyevi imkanlara ve teknolojik bir üstünlüğü sahip olmalarından dolayı İsrailoğulları şımarmış durumdalar. Daha doğrusu onlar adına hareket eden siyonistler... Kimsenin gücü kendilerine yetmez sanıyorlar. Ve sanıyorlar ki, kendilerini denizden geçiren Rableri hala onlarla beraberdir. Oysa o gün onlar mazlum bir halk idiler. Bugün ise İsrail, Firavunlar Mısır'ı, Filistinliler ise o yurdun mazlum 'İsrail oğulları' olmuşlar...

Filistinlileri selamet sahiline çıkaracak 'deniz yarılması'nın gerçekleşmesi de an meselesi... Onlar da tıpkı huyunu kaptıkları ve suyuna gittikleri Firavun (zaten Firavn güç ve kudret sahibi olmak demektir ki, bugün İsrail dünyanın bir numaralı güç ve kudrete sahibi ülkesidir)  ve ordusu gibi ilahi hışma doğru sürüklenip gidiyorlar.

Onları bekleyen 'akıbet', Tevrat'ın da belirttiği gibi topyekûn bir imhadır. 'Gargat ağacı' –ki mağaraların yani yerin altına saklanmış gizli ve acayip güçler demektir (bir tür manyetik yelektir ki giyene kurşun isabet etmiyor ve onu dijital taramalardan ve gözlerden saklıyor) inşallah ilerde onu biraz açacağım- bile onları kurtaramayacak...

* * *

Koştukları akıbet nasıl bir akıbet mi? İşte Tevrat'tan bir paragraf:

"Yehuda'da (Telaviv) bildirin ve Yeruşelim'de (Kudüs) işittirin ve deyin; Memlekette boru çalın; yüksek sesle bağırın. Ve deyin: Toplanın da duvarlı şehirlere girelim. Siyona doğru bayrak kaldırın; kaçıp sığının, durmayın; çünkü ben Şimalden (Kuzeyden) üzerinize büyük bela ve kırgın (katliam) getireceğim. İşte aslan sık ormanından çıktı. Ve 'milletleri helak eden' (cengâver) yola düştü; şehirlerin harap olsun ve onlarda oturan kalmasın diye senin diyarını viran etmek için yerinden çıktı"  (Yeremye Bab 4, Pargraf 3)

Şimdi de şu hadis-i şerife bakın:

"Öyle ki Yahudiler taşların ve ağaçların arkasına saklanacak ama ağaç ve taş dile gelerek \'Ya Müslim! Ey Allah (c.c.) kulu! Gel, bak benim arkamda Yahudi var, buraya gizlendi, benim arkamda, gel onu cezalandır, diyecek. Sadece \'gargat\' ağacı bunu söylemeyecek çünkü o Yahudi ağacıdır" buyruluyor. (Sahih-i Müslim, Kitab-ul Fiten H. 2239).

İşte hiçbir ikazı dinlemeyen, dünyayı takmayan İsrail'in akıbeti bu!

Peki bu akıbetin başlarına geleceğini kabul etsek bile, bunun şimdi olacağının garantisi ne?

Tevrat'ın şifresindeki açılımlar!

* * *

İsrail oğullarının, kıyamet kopmadan önce, kendilerine son defa verilen 'iktidarı' (devlet olma) şansını kötüye kullanacakları, bölgede fesat ve bozgunculuk çıkaracakları, sonuçta da tüm insanlığın onayı ile kozmik bir imhaya uğratılacakları haber veriliyor. Adeta, insanlığın, beşerin bünyesini sarmış kanserli hücrelerin temizlenmesi gibi insanlık vücudunun bu habis hücrelerden temizleneceği haber veriliyor.

Bu hem Tevrat, hem Kur'an, hem de hadis-i şeriflerce onaylanıyor. Onun ne zaman olacağını ise Tevrat'ın şifresi belirliyor.

Kur'an'ın ifadesiyle 'ahiret vadi' geldiğinde (İza cae va'dü'l-ahireti), İsrail oğullarının bir kere daha Nebukadnazar dönemindeki gibi topyekûn bir katliama uğrayacaklarını İsra Suresi'nde net ve açık bir şekilde haber veriyor.

Tabii ki burada asıl mesele, 'ahretin va'di' tabirinin, bir tarihle ilintilendirilmesidir. Yani onun bu dönemde ve bu zamanda olup olmadığını nereden bileceğiz?

Bu noktada da Tevrat'ın Şifresi adlı kitaptan net işaretler bulabiliyoruz:

Tevrat'ın şifrelerini çözmek için iki Rus matematik profesörü tarafından yapılmış bir hesaplama programına 'günlerin sonu' ifadesi verildiğinde (5756) 1996, 'armageddon' (insanlığın son büyük savaşı) kelimesi verildiğinde 2000, nihayet  'Kudüs eksenli atomik savaş' ifadesi verildiğinde ise (5766) 2006 tarihine denk gelen rakamlar çıkmaktadır. İsrail'i helak edecek hadiselerin başlangıcı olarak 1996 yılı verilir. Sonra bu sürecin 2006'ya kadar değişik süreçlerde tırmanarak devam edeceğini ve 2012 yılı itibarıyla da düğmeye basılacağı zaman olarak ortaya çıkar...

Esasında bu akıbeti onlar bizden daha iyi biliyorlar. O yüzden de o büyük hadisenin (hadislerde geçen yevmü'l-melhame) öncesindeki olayların dizilişine müdahale ederek sonucu kendi lehlerine çevirmeye çalışıyorlar.

O büyük imha hareketi, üç sembolik şahsın (Muhammed (asv), -yani Müslüman Araplar – Musa (as), (yani Yahudiler), Nuh'un çocukları (yani Türkler) kavgası gibi aktarılmış. Hz. Muhammed (asv) ayette ismen değil 'abd' (=kul )olarak geçer. Çünkü o hadiselerin cereyan edeceği zamanda Araplar –bugün olduğu gibi- kendi adlarına konuşabilecek dirayette ve kabiliyette olmayacaklar. Musa (as) bir kere kendi adıyla, bir kere de Beni İsrail olarak geçer... Bu demektir ki Yahudiler kendi haklarını savunabilecekleri durumda oldukları halde ayrıca da yeryüzüne dağılmış çocuklarından yardım ve destek alacaklar.

Hz. Nuh ise kendisi olarak değil, zürriyetinden gelenlerle anılır. Nuh'un çocukları, şükretmeye çağırılırlar... Bu da demektir ki, Türkiye o hadiseye bulaşmamak için azami gayret sarf edecek ve etmeli. Ama neticenin belirlenmesinde asıl görevin ona verileceği ve şereften dolayı da şükür etmesi gerektiği vurgulanır. Sonra da o akıbetin nasıl gerçekleşeceği anlatılır.

Denilir ki size iki kere iktidar (devlet olma şansı) verdik. Bunların bikinicisi gerçekleşip de siz bozgunculukta haddi aşınca ( haddi aşmak; kendilerinden olan peygamber ve liderleri ve farklı inanan din kardeşlerini öldürmek demektir) biz de üzerinize acımasız kullarımız gönderdik. Güney Irak'ta kurulu Babil krallığı kuzeydeki İsrail devletini ve Kudüs'teki Süleyman mabedini yıktı, kuzey Irak'ta kurulu Ninova krallığı da Yehuda'yı yıkıp yok etti.

Ayet, İsrail oğullarına hitaben, diyor ki, "biz daha sonra sizi oğullar ve mal mülk ile destekleyeceğiz, sizi o bölgede nefer olarak çoğaltacağız ve siz, sizin devletinizi yıkanlardan intikam alacaksınız." İşte bugünkü Irak'ın hali de o rövanşın alındığını gösteriyor.

Sonra diyor ki "ahiret vadi geldiğinde biz yine üzerinize acımasız kullar göndereceğiz. Yine mescide (Kudus yahut belki de yeniden inşa etmek için çabaladıkları Süleyman Mabedi'ne) girecekler ve bu kere öncekinden de beter cezalandırılacaksınız...." (İsra, 1-8)

Bu cezalandırmanın nasıl bir şey olacağının ipuçlarını da yine Tevrat veriyor.  Nitekim Tevrat'ın herhangi bir yerinde 'atomik soykırım' veya 'dünya savaşı' ifadesi geçiyorsa mutlaka Kudüs ile birlikte anılmaktadır. Çünkü Kudüs, 'lanetli' İsrail oğullarına haram kılınmıştır. Onları helak edecek ilahi gazap, onların Kudüs'ü yeniden ele geçirmeleri üzerine vaki olacak. İşaya'da Kudüs'ün adı Ariel diye isimlendirilmiş ve Ariel adı lanetlenmiştir. Şöyle ifade edilir: 'Lanet olsun sana Ariel! Ey Davud'un yerleştiği şehir Ariel!"

Yeremya ise, Kudüs\'ü, İsrail\'in 'boşadığı kadın' diye tarif eder ve ona yeniden dönmesi kesinlikle haram kılar. Şöyle der Yeremya Bab 3, parağraf 1'de:

"Bir adam karısını boşar ve yanından gidip başka birisinin karısı olursa (Yani sizin elinizden çıkıp Müslümanların şehri olursa) adam olan o kadına bir daha döner mi? O diyar onlar için murdar ve haram olmaz mı?"

İşte İsrail Kudüs'ü işgal edip onu başkent haline getirmesiyle fitili ateşledi. Takdir edileni mukadder kıldı. Halbu ki bir daha oraya dönmeyecek yahut en azından Kudüs'ü istemeyecekti. Ve tabi bir de kendine 'vekil' edinmeyecekti.

O Kudüs'ü alıp başkent yapmakla boşadığı kadına döndü ve sırtını Amerika'ya dayamakla da Allah'tan başka vekil edinmiş oldu. Ardından da 1996'ya iki ay kala kendinden olan lideri öldürdü... bunlar sembolik işaretlerdir. Diğer tüm dünyevi olaylar ve hadiseler ise o takdirin tezahüründen ibaret...  Tabii sivil geminin Aşdod limanına çekilmesi de büyük bir işarettir ki 'Kuzey'den gelecek 'Arslan'ın yerinden kalkıp harekete geçtiğini haber veriyor. 'Tartan'ın Aşdod'a geliği yıl Aşur kralı (Anadolu'nun kralı) Sargon'un harekete geçtiği zaman olacaktır. İşaya, 20, 1)

Evet bugün artık, Tartan'ın (geminin) Aşdod'a (aşdod limanına) geldiği gündür. Bu, artık sonun başlangıcıdır.

Her bir hadisenin bir başlangıcı  vardır. Gayeleri çaresiz insanlara yardım etmek olan ve dünyanın tüm halklarından temsilcilerin bulunduğu bir topluluğu taşıyan sivil bir geminin vurulup sonra da Aşdod limanına çekilmesi,  bir işaret fişeğidir... Artık hüküm İsrail'in aleyhine olacaktır!

* * *

Biz Türkiye'nin sabırlı  ve kararlı hareket etmesi gerektiğine inanıyoruz. Esasında bu o geminin yola çıkarılmasında ve İsrail'in o gemiyi -hem de kendi kara sularına bile girmeden- vurmasında ciddi planlar var. Bana gör ebu operasyon, Türkiye'nin yükselmekte ve parıldamakta olan yıldızını söndürmek amacı taşıyan çok katılımlı ve çok aktörlü bir planın eseridir. Türkiye'nin önünü çevirme planı... Bunun içinde İran dahil, hiç beklenmeyecek kadar çok faktörler ve aktörler bulunuyor olabilir...

Türkiye bütün bu ihtimalleri göz önünde bulundurmalı. Madem ki Türkiye'nin maksadı gerçek bir barış ortamı tesis etmektir, dikkatli hareket etmeli. Türkiye'nin bölgede barış ortamını sağlama planları içinde elbette İsrail de vardır ve olmalıdır. Yani komşuları ile sıfır problem diplomasisi yürüten Türkiye'nin İsrail ile kavgalı olması beklenmez!

Ama İsrail, sürekli Türkiye'nin dostane ve barışçı duruşunu bozmaya çalışıyor. Doğal olarak da bir gün muhatabının patlayacağını bilmesi lazım. Nitekim Yeremya, kuzeyden gelecek 'kırgın'ı (yok edici yıkımı) izah ederken, Aşur kralı ve öfkeli Aslan tabirini kullanıyor. Bu her iki işaret de Anadolu'ya bakıyor...

Mehmet Ali Bulut
 

Tiversonus

#1
Gelecek, geçmiş ve şimdi...Durağan, önceden belirlenmiş bir gelecek beklentisini, aklım ve sezgim almıyor. En azından, "bilimsel" bulmuyorum, özellikle kuantun belirsizliği ilkesi nedeniyle...

Bir tarafta da "retti inançsızlık eşitliği" nde sunulan ve garip şekilde de sadece kendi içinde bile onlarca, hatta yüzlerce fraksiyona neden olmuş dinler...Tartışmak yerine doğrusunu ortaya koymak ve belki de doğrudan dokunmamak gibi bir duygusal tuzağa düşmemek çabası...Yani "Herkes İle Bir Hissedebilmek ve Kalbinden Hissedebilmek" için; duygusal tuzağa düşmeyen kişinin karakteristik özelliği Bir'leştriciliktir...Sonra kafam takılıyor, yani oradaki "Biz" kim?..

Kısaca Sonsuz ve Tek Yaratan fikri ile uyuşmayan bilgiler diye düşünüyorum...

Şunu da samimice düşündüm ve hemen Hayyam'ı duyumsadım, yani bunu bir mantık vurgusu içinde, herşeyin önceden belirlenmiş olduğunun edilgenliğine ince bir zerafet ile yazmış olmalı diye düşündüm, şu şiiri:


Ben şarap içiyorum, doğrudur;
Aklı olan da beni haklı bulur:
İçeceğimi biliyordu Tanrı,
İçmezsem Tanrı yanılmış olur.

yucelulu

#2
Sevgili Tiversonus,
Sana katılıyorum. Fakat dinler mevzubahis olunca gizem ve kehanetler olmazsa olmaz biliyorsun.
Ortadoğu tektanrıcılığı eski Babil'de çıkmıştır.
Sümer tanrılarından Enki'nin oğlu Marduk uzun mücadelelerden sonra diğer tanrılardan tanrılık vasıflarını üstüne alarak tek tanrı olduğunu ilan etmiştir.
Diğer tanrılar bu vasıflarını tanrı Marduk'a devretmiş ve dünyadan çekilmişlerdir. Tanrı Marduk'un halkla iletişimini sağlayan oğlu Nabu'dur. Nebi (peygamber) buradan türemiştir. İlk orijinal Tanrı oğlu Nabu'dur.
Marduk'un alameti farikası devamlı yanında resmedilen küçük ejderhasıdır. Babası Enki de yılan tanrı diye anılır. Hatta insanın cennetten kovulmasına sebep olan yılanın o olduğu rivayet olunur.Yani
işin içinde yine kertişler var. Yabancımız değiller.
Üç büyük ortadoğu dininin aslı astarı bence budur. Tanrılar tek tanrıya inince işler düzelmiş mi? Ne gezer belki daha berbat olmuş.
Dinlerle ilgili 3KH olarak 309 bin yıldır birlikte yaşadığımız tanrılarımız veya tanrımız aynıdır.
Gündelik hayat da insanı zaptü rapt altına almak için kurgulanmış illüzyondur.
Onun için insanoğlu uykudadır.4 üncü yoğunlukta büyük bir ihtmalle uyanacaktır. Şartlar eşitlenirse, pabucu tekrar kaptırmazsak.
Ümidimiz gelecek olan dalgadadır

[:)]
 

Tiversonus

#3
[:)]Yok zaten benimde şarap içtiğim filan yok...Geçen hesapladım yılda 5-6 şişe çeşitli türleri geçmiyor, yayla da veya işte açık alanda filan:))


Şimdi burada yatan şey derinde aslında. Açıkça bunu kendi öz-eleştirimde derin derin düşündüm ve de düşünüyorum bu aralar.


Bu tür şeyler ne kadar çok bireysel bilinçlerde bir inanç ile karşılık bulur ise; "bilinçli" olmayan bir yaratımın olasılığını artırabilir. Bu böyle olacak beklentisi kadar kısıtlayıcı, bilinçte hapsedici bir tuzağı düşünemiyorum. Öte yandan dögüler içinde döngüler gerçeği de var. Kısaca, Dünya ve Güneş kitlesel bilinçlere yanıt veriyor.

Ve önemli olanda şu: Bu tür edilgen şeyler bilinçaltında derinden iş yaparlar: Kişi Bilinçli yaratım gücünü kullanamaz.

Kısaca zararı direk bana dokunmayabilir ancak bu tür bakış açısı ile Zihinsel Ret Egzersizi yapamayan ya da yapmayı bir şekilde başaramayanlar için, ellerinden bir şey alınıyor.

El Arabi ve Mevlana'lar var neyse ki: El-Arabi Yaratan'ın her bir sıfatının Peygamberde olduğunu ve her İnsan'da olduğunu söylemek ister.

Ve ilginçtir Peygamberin anarahmine düştüğü gün diye yapılan TRT programına tesadüf denk gelerek bir kaç dakikalığına baktım: Ve müthiş şekilde sipikerin, soru soran sipikerin şaşırdığını duyumsadım, gözlemledim. Diyanet işleri başkanı bir cümle söyledi: Peygamberi tanımak, Yaratan'ı tanımak, Yaratan'ı tanımak İnsanı tanımak...Sadece bu cümlenin olası tüm sonuçlarını düşünebilmek gerekir. Ve işte bu cümle doğru ise; bununla çelişmeyecek bir berraklık içinde diğer belki de binlerce cümlenin söylenmemesi gerekir. Sonuçta gördüğüm şu ki; bu saflık yakalanamıyor ve kişi hep bir gel-git içerisinde bocalıyor...Evet, Zihinsel temizlik gerekiyor. Birde derinde işin içine korku konuluyor ise, "bağırsakların" misali, evet o derinden iş yapacak. Ve sonra bir cümle de Bir'iz demek pek bir şey ifade etmeyebilecek.

Gerçekte tek bir cümlenin, mantığını tüm frekanslarımızda hissedene kadar, Evrensel enerji çalışacaktır.

Hayatımdaki tüm bedenlerimin tek bir kavram ile titreşip, buna dayalı zihin, beden, duygu ve her türlü frekans ifadem içinde yüzbinlerce cümle kuracak olsam; seçeceğin tek cümle: Sonsuz ve Tek Yaratan olurdu ya da Yaratan İle Bir'iz.

Tiversonus

#4
Bir çok farklı kanal bilgisinde şu vurgulandı: Gerçekten Dünya'nın olasılıkları içinde gezegensel Yükselişin olamaması vardı denilir ANCAK bu değişti, değiştirildi, eşik aşıldı. The Gorup, B.Mikail, B.Metatron, Kryon, Pleiades ve Kasyopya ve hatta Ra Bilgileri...Dünya'da bir çok eski medyumun öngörüleri değiştirilmiştir, bu çok açık...Düşünün hiç bir savaş olmadan kutupluluğun ifadesi olan bir blok kendiliğinden şekil değiştirmişti...Bunu kim yaptı? İnsanlar...

Ve benimde kişisel görüşüm; artık Dünya 4/5. boyuta Yükselecek kritik eşiği çoktan geçmiştir. Elbette bir bir akımda pozitif ve negatif birlikte varolurlar. Biri olmadan diğeri olmaz ya da tek bir dalga bile hem pozitif hem de negatif etkiye sahiptir. Buna karar verecek olan ise Bilinçlerdir.

Nostradamu, E.Cayge, bulgar medyum kadın, dinsel kitaplar sadece OLASILIK içinde bir şeyi görmüş olabilirler ve bunun artık olasılık dışına geldiği çok açık...İşte şu kadar kehaneti tuttu deniliyor Nostradamus için ama bu son on yıllarda 80 lerden sonra aşıldı, benim düşüncem ve sezgim ve bir çok Kanal bilgisi bu yönde...

Kısaca Dünya yokolmayacak, 4/5. Yoğunluk gezegeni olacak. Ve burada bu yeni paradigma için bir uyumlanma yapmayı ya da  yapmamayı seçmek gerekiyor. Kuantum sıçrama gerçekleşmiş ve Dünya gezegeni bir üst yoğunluk gezegeni olacaktır. Benim görüşüm ve inancım bu şekilde. Ve aslında asıl soru şu kanımca: Zerafetli Geçiş için ne yapılabilir?

Belli ki gelen tek bir Dalga ve birisi özgür iradesi ile dalganın üzerinde sörf yapabilmek için hazırlanmıyor, işte bu kişi iyi durumda olacak demek zaten mümkün değil. Bu biraz abartı olabilir. Ancak ne kadar çok kişi kendi Merkezinde kalabilirse, çok Zerafetli bir geçişte olasılık içindedir...Kasyopya Celselerinde uzaya fırlatılan modülün, biliminsanlarının düşünceleriyle nasıl etkilendiğini düşündüğümüzde, her şey bence birazda insanların seçimiyle çok daha güzel olabilir.

İnandığım başka bir şey ise, üst yoğunluğun devrimsel bir boyut olacağı yönünde, yani farklı ama çok farklı. Bence sevinilecek bir Dalga bu. Yani, tekamül için büyük bir fırsat.

yucelulu

#5
Yukarıda tek tanrılığa yol açan Eski Babil tanrısı Marduktan bahsederken aklıma Büyük İskender geldi.
Biliyorsunuz İskender Makedonya kralı Filip'in oğludur. Fakat İskender'in Filip'in oğlu olmadığına dair toplumda dedikodular vardı.  Filip, yetenekli bir yönetici ve usta bir askerdi. Fakat sarayında dönen entrikalara engel olamamıştı. Eşi Olimpia'yı saraydan uzaklaştırmış, Kleopatra adında Makedonyalı bir kızla evlenmişti. Düğün sırasında, gelinin amcası Attalos içkiyi fazla kaçırıp sarhoş olunca, soyluları, tahta 'meşru bir veliaht' kazandırmaları için tanrılara dua etmeye çağırdı. İskender, bunun üzerine annesine hakaret eden adamın suratına öfkeyle şarap kadehini atmış, kendisini kaybeden Filip de oğluna hançer çekmişti. Ancak sendeleyip düştü ve bir şey yapamadı.

Babasının öldürülmesinde İskender'in parmağı olduğunu ileri süren tarihçi ve yazarlar da vardır; fakat bu suçlamayı doğrulayacak sağlam ipuçları yoktur. Annesinin komploya karışmış olması daha akla yakın gelmektedir. Ayrıca Olempia'nın, Kleopatra'ya, intihar etmesi için emir verdiği bilinmektedir. Kleopatra'nın dünyaya getirdiği çocuk da tanrılara kurban edilmişti
Şimdi bu hikayede İskender'in babası Filip olmadığına göre kimdi?
Yılan tanrı Enki. Enki rivayete göre oralarda dolaşırken bir gece Olempia ile birlikte olmuş.
Ve Olempia İskender'e hamile kalmıştı.
Şimdi Büyük İskender Tanrı Enki'nin oğluysa, Babil Tanrısı Marduk'un da elbette kardeşi oluyor.
Buna İskender de inanıyordu ki fethettiği bir çok şehir devletinde kendisinin tanrı kabul edilmesini istemiştir.
Büyük İskender, M.Ö. 323'te, büyük bir şölenden sonra Babil'de hastalandı. Ve burada şehrin tanrısı
ve kardeşi saydığı Marduk'un rahiplerinden kendisini iyileştirmesi için yardım istediği söylenir.
Fakat bir yanıt alamamış olacak ki o sene Babil sarayında ölmüştür.
Böylece sevgili kertişlerimizin insanlık tarihimizde oynadıkları kabul edilen rollerden bir tanesini böylece anlatmış olduk.
 

Tiversonus

#6
Küçük yaşlarda iken, antik Yunan efsanelerindeki tanrı figürlerine karşı bir şaşkınlık duyardım: Bir yanda aklıbaşında düşünce eserlerini insanlığa vermişler diye düşünürdüm ve diğer yanda da bu adamların ne kadar çok tanrı heykelleri var diye düşünürdüm...Örneğin Devlet, Meclis, Atom, diyalektik konularını kazandırmışlar ama çok tanrıları da tasvir etmişlerdi...Şimdi resim daha netleşiyor, elbette tam net olmasa bile sanırım bir süre galaktik atalar ile birlikte yaşanmış şifresi tam çözülmemiş bir dönem var.

yucelulu

#7
Kasyopya celselerinde Laura, Tanrı Enki ve Tanrı Enlil'i (Enki ile rakip kardeştirler) soruyor. Onlar için büyük öğretmenlerdi diyor kasyopyalılar. Sümer mitolojisinde zaten insanı ilk yaratan tanrı Enki olarak geçer. Bir parça kil ile bir tanrının kanı karıştırılarak elde edilen tohum, yine dişi bir tanrının rahmine yerlaştirilerek insan yaratılmıştır. (kil: insanın çamurdan yaratılması miti) Hatta dişi tanrıçanın ismi de vardır metinlerde.
Yine kasyopya celselerinde kreatör olarak Orionluları söylüyor Kasyopyalılar. Belki de bu dünyadışı eski atalar oralardandı.
 

Tiversonus

#8
İki kanal (Pleiades ve Kasyopya) 4.Yoğunluğa geçilince; kendi genetiğinizin İlahi İrade doğrultusunda bir nevi çiftçileri olacaksınız benzeri bir fikri söylüyorlar...Dün ise okuduğum Ra Bilgileri 4. kitabında, Don Elkins şunu soruyordu: Galakside pozitif(BH) yönelimli 3. yoğunluk varlıkları var mı gibi ve ilginçtir Sirius ta böyle bir gezegensel varlığın ya da gezegenin olduğu söyleniyordu. Ve orada ilginçtir, Elkins bunlar bir tür ağaçtan tekamül eden varlıklar mı diye soruyordu ve cevap da olumluyor gözüküyordu. Ayrıca galakside insana benzeyen tür oranının % 5 olduğu söyleniyordu. Buradan da anlaşılacağı gibi, çok farklı dış görünüşlü varlıklar olmalı gibi bir sonuç çıkıyordu...


Yani şu gözyüzüne bakıldığında bile, bu kadar çabanın yani bu kadar gezegen ve güneş sistemlerinin bir amacı olmalı, çünkü hepsi yüksek matematik sahibi Zihin ürünleri olmalı...

Evet, sistemde bir hiyerarşi olduğu ve hepsinin bir şekilde Kaynağın ve/veya Evren'in İradesi doğrultusunda Yaşam için çalıştıkları çok mantıklı geliyor. Herşey yaşama katkı ile müthiş bir macera diyede bakılabilinir.

Ve Pleiadesten bir onaylama cümlesi: Niyetim, beni yaratıcı maceralara götürecek yeni enerjiyi ve sağlığı deneyimlemek!


yucelulu

#9
İşin acıklı tarafı Büyük İskenderi doktorları ( o zamanki tıp anlayışına göre) kan alarak tedavi etmeye kalkışmışlar. Yani hacamat ederek kan kaybından öldürmüşler adamı.