Haberler:

Yayınlanan son celse forumda! 26 Eylül 2026🎉

Ana Menü

Yaratım Sancısı (C.Karahan)

Başlatan Tiversonus, 27 Ocak 2010, 13:07:15

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Tiversonus

Beni yerlerde süründüren sancılarım olmuştur bu konuda...


Üretmek oldukça geniş bir kavram. Bunun içerisine onlarca eylem ya da sıfat sığdırılabilir. Fakat hepsinin ortak bir yönü var. Fikir. Her sanatta/zanaatte esas olan, o sanatın icra edilmesindeki teknik beceriden ziyade, teknik becerinin araç edildiği fikirdir. Ve gayri ihtiyari olarak, üretimin/yaratımın azalmasındaki sebep, \"tükenen icraat\" değil, \"tükenen fikir\" olacaktır. İcraatin azalması, fikir tükenmesinin yan etkisidir o kadar.


Yani, dolaylı bir düşünceyle, yaratımın omurgası fikirdir. Sanatın kendisi ve eylemi yalnızca bir araçtır.


O zaman, yaratım sürecindeki sancıların dindirilmesi yönündeki merhemin ana maddesi kişinin kendi hayatı olmalıdır. Kısaca, bence asıl sorulacak soru, \"Fikir üretmemi sağlayan tecrübeler/sebepler nelerdi?\" olmalıdır. Eğer bu düşüncemi, sanatı kullanarak anlatmam gerekirse, daha önceden yayınladığım bir hikayede kullandığım, şu cümleyi kurabilirim;


\"Bir sanateseri, kendinle kolkola çıktığın bir yolculukta yaptığın sohbetlerle şekillenir. Bir nevi can sıkınıtsıdır. Canın sıkıldıkça kendinle konuşursun o yolculukta. Kızdıkça, ağladıkça, sevindikçe... Başkalarına veremediklerini verirsin kendine. Ve karşılığında birşeyler yaratırsın. Aslında sanat, sanatçının can sıkıntısından başka bir şey değildir. Ya da hayata bastığı küfürden başka birşey değildir...\"


Evet farkında olsak ta, olmasak ta sanat, sanatçının monolog mekanıdır. Bazen dile bile getirmediği, hatta dile getiremediklerini, bir sanat türü aracılığıyla ortaya koyduğu alandır sanat, sanatçı için. Daha doğru bir örnekle, \"En sevdiği rengin hangisi olduğu sorulduğunda cevap veremeyen bir ressam, portakal rengini sevdiğini, o rengi resimlerinde sık kullanmasından keşfedebilir\" Konuşamaz... Ama resmedebilir. Çünkü sanat, kişinin bilinçaltına ulaşabildiği noktada doğar. İşte o nokta da, tuval'in, kağıdın, çamurun ta kendisidir.


Yaratım sancısının sebebi fikir'in tükenmesidir demiştim. O zaman fikirin de tükenmesine sebep, sanatçının bilinçaltına, artık yalnızken de ulaşamıyor olması demektir.


Bütün bunları birleştirirsek, bence çözüm; \"Kişinin bilinçaltına ulaşması\"dır. Kendi benliğiyle kurduğu ilişkiyi artırmasında, benliğiyle; kendi kendiyle kurduğu iletişimin arasına girenlerden kurtulması demektir.


Peki nasıl? Bilmem... Neden bu kadar uzun yazdım? Çünkü ben de bilmiyorum. Bir cevap çok uzunsa, ya kişi birşeyi saklıyordur, ya da hiçbirşey bilmiyordur.


Şimdi düşündüm de, galiba sanatçı üretmek için doğru sebeplere ihtiyaç duyar. Belki de, doğru sebepler, bahsettiğim şekilde kişinin kendi bilinçaltına ulaşmasına olanak tanır. Az önce dediğim gibi, \"Ressam düşünerek değil, resmederken en sevdiği rengi bulur\"


Evet... Galiba, sanatta düşünmek sonra gelir. Hani fikir esastır öncedir demiştim!? Fikir esastır ama, bu önemliliğinden dolayı biraz nazlıdır da! Eh, en ağır toplar partiye sonradan katılır ama değil mi? Aynı, benim o çok sevdiğim film'de değinildiği gibi;


J: Yazamıyorum!
W: Yazamıyormusun, yoksa ne yazacağını mı bulamıyorsun?
J: Ne!?
W: Yazmak; yazmakla başlar. Düşünmek sonradan gelir.

(Finding Forrester)


Bu diyalogdan sonra, usta edebiyatçı, genç yazarın önüne kendi metinlerinden birini veriyor. Kendi eserini kopyalamasını ve bunları geçirirken kendi kelimelerini hissetmeye başladığı anda konuyu devam ettirmesini öğütlüyor.


Yazar Mirza TURGUT'un bir makalesinde bahsettiği gibi \"Sanat, yaşamın algılanması ve yorumlanarak, yeniden yaratılmasıdır\".


Bütün bunları yazmadan önce, sırasında ve sonrasında edindiğim fikirlere göre, yaratım süreci sancılarından kurtulmanın en asıl yolu, \"Kişinin bilinçaltına bir yöntemle, fikir üretmek için yeniden ulaşmaya başlaması ve hayatın talep ettikleriyle fikirleri arasındaki farkları kullanarak, dünyayı yeniden yorumlaması ve protestosudur\"'dır. Evet. Kimi zaman sanat, sanatçının hayata basatığı küfür, alaydır.


Fakat bundan da önce... Daha hepsinden önce, inandığım bir fikir var. Filmin diyaloglarında da anlatılmak istendiği gibi; \"Bir sanatçı için, fikir yaratmasını kolaylaştırmaktaki en önemli yol, onu düşünmeye sevk etmektir\" Aynı, o metni kopyalarken kendi metnini oluşturmayı başaran genç yazar gibi...


Evet, yazmak değildir önemli olan. O yalnızca fikirlerin aktarılmasındaki araçtır. Aslolan fikirdir. Öğrenilebilen yazmak, öğrenilemeyen fikiri üretmesidir. Ve virtüözitenin, üretimle ilişkisi düşünüldüğünden de azdır.


Ses tonunuz çok güzel olabilir... Peki ne anlatacaksınız?


Bütün yazım ve öyküleme tekniklerini biliyor olabilirsiniz... Peki neyi yazacaksınız?


Teknik açıdan üstün bir fotograf makinesi; kötü seçilmiş bir sahnenin kötülüğünü keskinleştirir sadece. Kuvvetli bir anlatım; berbat bir öyküyü belirgin kılar sadece...


Evet, yazmak değildir birincil olan. O yalnızca fikirlerin aktarılmasındaki araçtır. Aslolan fikirdir. Öğrenilebilen yazmaksa, öğrenilemeyen fikiri üretmesidir.


Dedim... Kahvem de tükenmiş ayrıca.



Cem Karahan