Buda'nın Doğası (Wes Nisker)

Başlatan sirera, 08 Kasım 2009, 03:17:53

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

sirera

-Farkındalığın Dördüncü Temeli-

Zihnin Maddesi

Düşünce -beynin bir salgısı olduğu halde- bir maddenin özelliği olarak niçin yerçekiminden daha harikadır? Çünkü, bizim kibrimizdir bu, kendimizi beğenmemizdir.
CHARLES DARWIN, ÖZEL NOTLARINDAN


Sinirbilimi alanındaki güncel görüş, zihnin yaratıcısının beyin olduğudur. Alanın uzmanları zihnin ve bilincin beyin fonksiyonlarının yan ürünlerinden daha fazlası olmadıklanrını söylüyorlar, tıpkı yürümenin bacaklarımızın hareketinin bir ürünü olması gibi.

Anlatılmak istenen, zihnin çok özel olmadığıdır; harika bir evrimsel tasarım olduğu kesindir ama bütünüyle açıklanabilir ve diğer varkalımsal adaptasyonlardan çok da farklı değildir. Massachusetts Institute of Technology'den bilim profesörü Marvin Minsky'nin yazdığı gibi, "Zihinler, basitçe, beyinlerin yaptıkları şeylerdir." Başka bir şekilde ifade edilirse, nörolog Richard M. Restak'ın söylediği gibi, "Beyin, kendisine ait bir zihne sahiptir."
Sinirbilimciler; biyoloji, fizik, kimya ve psikolojideki en son bilgileri kullanarak, insan beyninin dünyayı nasıl anladığı ve ona nasıl tepki verdiği ile ilgili öncü, yeni bir anlayışı kesin ve açık olarak belirtiyorlar. Araştırmacılar, beynimizi, manyetik rezonans görüntüleme (MRI); yüksek çözünürlüklü elektroensefalografi (EEG); devam eden beyin aktivitesinin renk kodlu resimlerini çeken pozitron emisyon tomografi (PET) taraması; beyin hücrelerinin elektrik akımı tarafından oluşturulan manyetik alanını ölçen süperiletken kuvantum girişim aygıtı (SQU1D) gibi yeni, güçlü bilgisayar teknolojileri ile inceliyorlar. Araştırmalarda giderek netleşen şey, olduğumuzu düşündüğümüz kişi olmadığımız ve aynca belki de düşünme işini bile yapamadığımızdır.

Öncelikle, sinirbilimcilere göre, beynimiz gerçeklik açıklamalarını bize danışmadan yapar. Düşüncelerimiz ve imgelerimiz, bilim felsefecisi Daniel Denett'in "kişilik altı düzey" dediği, bilinçli farkındalığın altında meydana gelen zihinsel süreçler tarafından oluşturuluyor. Bildiğimiz -beynin bize sunduğu gibi- tek dünya, daima rötuşlu bir fotoğraf, ikinci el bir öykü, orijinalinin gözden geçirilip düzeltilmiş ve kurgulanmış bir versiyonu.

Çoğu sinirbilimcisi, bizim, sürecin şaşırtıcı hızı ve karmaşıklığı nedeniyle gerçekliğimizin nasıl oluştuğunu bilinçli olarak deneyim-leyemeyeceğimize inanır. Güncel tahminler, kafatasınızın içindeki şaşırtıcı organın 100 milyardan fazla beyin hücresini (nöron'u) içerdiği ve hepsinin bir diğerine bir trilyon sinaptîk bağlantıyla bağlandığıdır. Olası kombinezonların toplanması, bilinen evrendeki pozitif yüklü partiküllerden daha çok sayıda olan ve beyninizdeki bilişsel olasılıkları oluşturan milyonlarca sıfırın eklendiği bir on sayısını verir. Bu karmaşıklık, sizin bu karmaşıklığı tasavvur etmenizi sağlayan şeydir.

Bu, sadece karmaşıklığın başlangıcıdır. Kavranılamaz sayıdaki beyin hücresi, bir diğeriyle, beynin her tarafındaki hücreden hücreye saniyede milyonlarcası oluşan ateşlemelerle, hem kimyasalları hem de elektriği kullanarak iletişim kurar. Sonuç öylesine hızlı ve adapte olabilen türden kendini düzenleyici bir ağdır ki, insan beyninin -en azından kendisi için- bütün dünyadaki en büyük harika olarak düşünülmesi gerekir. Bilişsel sürecin karmaşıklığının bir nedeni de, deneyimlerimizin farklı parçalarının beynin ayn etmenleri tarafından idare ediliyor olması gerçeğidir. Örneğin, birisinin yüzü görüş alanınızdaysa, beynin farklı etmenleri kendilerini bu imgeye tepki vermek için düzenlerler. Retinal ganglion hücreleri, yüzün kaba bir tanımını oluşturmak için aydınlık ve karanlık kontrastlarını toplarlar. Diğer bir grup nöron ise imgenin hareketini alırken ve daha başkaları da yüzün özelliklerine, tanıdık olup olmadığına tepki verirken, ilksel görsel korteks'teki nöronlar imgedeki çizgilere ya da kenarlara tepki verirler ve aynı zamanda bir grup nöron da imgeyle ilgili hareketi ya da konuşmayı başlatmak için hazırlanırlar. Beyin sizin için pek çok belirleyiciyi oluşturduktan ve kararlar verdikten sonra, yüzün tam olarak bilincinde olacaksınız ve gülümsemenizin ya da yol vermenizin bir beyin-refleks tepkisinden biraz daha fazlası olduğu ortaya çıkabilir.

Biliminsanları Francisco Varela, Evan Thompson ve Eleanor Rosch, The Embodied Mind adlı kitaplarında, beynin her ayrı etmeninin ya da altsisteminin kendine özgü görevine dikkat ederek, sadece "sınırlı alanında işlediğini" açıklarlar. Yeni görüntüleme teknolojisi, beyin fonksiyonlarının yüksek ve alçak seslerin farklı altsektörlerde yönetildiği, kırmızı ve yeşil rengi görsel korteksin farklı bölgelerindeki uyaranları kışkırtacak kadar bölümlere ayrıldığını açıklar. Beynin konuşma bölgeleri, adları fiillerden farklı nöron topluluklarıyla işlemleyecek kadar uzmanlaşmıştır.Dahası, bir grup 'kurallı' fiilleri işlemlerken, bir başkası da 'kuraldışı' fiilleri işlemden geçirir.

Beyin resimleri, gerçekliğimizin, her birinin uyaran-tepki temel prensiplerine göre işler gibi göründüğü pek çok farklı işlem tarafından oluşturulduğunu açığa çıkarır. Kendimizle ilgili çok özel olduğunu düşündüğümüz (kavramsallaştırma yeteneği, mantık, anlam bulma, farklılıkları ve çeşitli tepkileri görme gibi) şeylerin en basit doğa yasalanna dayandığı görülür. Beyne sanki büyülü gibi görünen yeteneklerini veren şey, bu basit yasaların böyle muazzam bir karmaşıklık sisteminde hareket ediyor olduğu gerçeğidir.

Beynin içindeki milyarlarca hücre, belki de şu ünlü "beyinlerin vızıltısı" lafını açıklayarak, bir diğeriyle sürekli yankılanan bir iletişim içindedir. Beynin bütün parçaları, bir konferans görüşmesi yapıyormusçasına, bütün grupla karşılıklı anlaşmaya varana dek, her deneyim anını pek çok inceleme ve değiştirmeden geçirirler. Bazı aşamalar için modüler ve ardışık bir biçimde çalışır gibi görünse de, beyin de paralel bir işlem sistemidir.

Şimdiye kadar, biliminsanları beyinde emirler veren özel bir beyin bölgesi bulamadılar. Beynin her bölümü, diğer bölümlerin yaptıklarını bilir ve her bölüm diğerlerinin hepsini bir çeşit "bağımlı birlikte ortaya çıkma" aracılığıyla etkiler. The Embodied Mind'ın yazarlarına göre, "Bütün sistemin davranışı, komuta zincirinden çok, kokteyl partisindeki bir sohbeti andırır."

Aslında, sinirbilimciler, gerçekliğinizin temel olarak, kendisiyle konuşan beynin bir yaratısı olduğunu söylerler. Nobel ödüllü Gerald M. Edelman, beyin hücrelerinin çoğunluğunun sadece doğrudan dış dünyayla etkileşime girmekle kalmayıp, aynı zamanda diğer beyin hücreleriyle de etkileşime girdiğini söyler. Örneğin, görme eyleminde, bilginin sadece yüzde 20'si retinadan gelerek işlenir, yüzde 80'i ise beynin diğer bölümlerinden gelir. Bu, algımızın beşte dördünün bir yansıtılma olgusundan oluştuğu anlamına gelir! Gördüğünüz şey, aldığınız şey değildir. Gözlerinizle gördüğünüz şey, yaşamdaki geçmiş deneyimlerinizin tümüne dair anıların ve hayatta kalmaya ilişkan düşüncelerin milyonlarca yıllık birikimi içinden getirilmiştir; edindiğiniz şey de işte tam budur.

Genellikle, sinirbilimsel araştırmalar, zihinsel yaşamımızın, bizim dışımızda devam eden, kendini ayarlayan, organik bir süreç olduğunu gösterir. Beyin, evrim tarafından, varlığımıza bile gerek duymadan çok iyi çalışması için tasarlanmış gibi görünür. "Benim" zihnim dediğimiz şeyin esas olarak Doğa Ana tarafından işletildiğini keşfediyoruz. Galiba O da bizim için en iyisini yapmakta.

Beynin bilişsel sürecinin öncü keşifleri, meditasyon uygulayanlar için şok edici haberler değildir. Bazı biliminsanlanna inanılmaz
gelse de, meditasyon yolu, bilişin ve bilincin en temel niteliklerini, MRI ya da CAT taramasını kullanmadan da açıklayabilir. Meditasyoncuların anlayışının kanıtı, kadim Budist metinlerde yer alır ve tarih boyunca pek çok farklı kültürdeki milyonlarca insan tarafından da doğrulanmıştır. Bu, meditasyoncularm alışılmamış şekilde bilge oldukları ya da özellikle bunu görmek için seçildikleri anlamına gelmez. Onlar sadece, basitçe nasıl göreceklerini öğrenmişlerdir.

Budizm'de zihni sakinleştirmenin amacı, zihnin içinde kaybolmak değil de, onu, kendi doğası ve fonksiyonu hakkında içgörü kazanmasına yetecek kadar uzun bir süre boyunca kendisiyle birlikte olabilecek bir hale getirmektir.
FRANCİSCO VARELA, The Embodied Mind


Basit bir deney olarak, gözlerinizi birkaç dakikalığına kapatın ve basitçe beyninizin ve sinir sisteminizin faaliyetlerini gözlemleyin. Bilerek herhangi bir düşünce ya da sezgi üretmeyin, onun yerine sadece kendinizin ne olduğuna karşı nötr olan, karışmayan bir tanık olmanıza izin verin. Çevreden bilincinizde onaylanan tesadüfi sesler duyabilirsiniz ya da zihninizin gerisinde oluşan düşünce ıslıkları duyabilirsiniz ya da bedeninizde farklı duyumlar hissedebilirsiniz veya aniden parlayan zihinsel imgeler görebilirsiniz.
Sadece bilincinizden geçen sezgilerin farkına varın ve zihninizin olup bitenlere nasıl tepki verdiğine dikkat edin. Düşünceyi tetikleyen nedir? Zihniniz duyulan tesadüfi sesleri (otomobil motoru, köpek havlaması, uzak bir radyo) otomatik olarak tanımlıyor ve adlandırıyor mu? Dikkatinizi bir yerden bir başka yere -düşünceden sese, fiziksel duyuma- hareketlendiren nedir? Bir dakika içinde kaç tane farklı bilinçli sezgi olduğunu sayabilir misiniz? Zihin, siz öyle yapmak istemediğiniz halde niçin çalışmaya devam ediyor?

En basit düzeydeki beyin hücresi faaliyetini deneyimleyemiyor olsanız da, bunun gibi sade bir egzersizle, gerçekliğinizi oluşturan ve kendi kendini düzenleyen süreçleri tanımaya başlayacaksınız. Sizinle ya da siz olmadan devam eden sürekli gözetlemeye, adlandırmaya yorumlamaya, uydurmaya ve tepki göstermeye dikkat etmeye başlayabilirsiniz. Pek çok insan için, zihinlerine ilk kez (ilgili bir katılımcı ya da aktif bir düşünür olmaktan çok nötr bir tanık olarak) dikkatle bakmak büyük bir keşif olabilir.
Tıpkı düşünmeden yürümek gibi, düşünmeden düşünürüz!
MARVIN MINSKY, The Society of Mind
Beton ağır, çelik serttir ama çimenler her zaman galip gelir. (Yabanıl'dan)