Haberler:

Yeni celse yayınlandı! 25 Temmuz 2026🎉

Ana Menü

ATLANTİS'İN İZİNDE

Başlatan Alemtac, 07 Temmuz 2011, 12:45:45

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Alemtac

ÇOĞU ARAŞTIRMACIYA GÖRE, günümüzden yaklasık 11.000 yıl önce, Kuzey Afrika, Mısır'ın batısı ve İspanya'dan Kuzey İtalya'ya kadar Avrupa, Atlantis'in egemenliğindeydi. Bu büyük kıta, Herakles Sütunları'nın batısına (Cebelitarık Boğazı) kadar olan bir bölgeyi kapsıyordu. Atlantisliler Deniz Tanrısı Poseidon'un soyundandı. Bu Tanrı, ölümlü bir kadınla birleşmişti. Bir kıta kadar büyük olan ada, adını mitoloji kahramanı Atlas'tan almıştı. Atlas Poseidon'un oğullarından biriydi.

Tarihi

Atlantis'in bir zamanlar var olduğunu kabul eden araştırmacılara bakılırsa, bu kıtanın tarihi şöyle: Atlantis binlerce yıl bolluk ve zenginlik içinde yaşadı. İçlerindeki Tanrısal özellik kuşaklar boyu sürdü. Erdemden başka her şeyi küçümsediler. Fakat zamanla o Tanrısal özellik yavaş yavaş kaybolmaya başladı. İşte o zaman hırs ve güç tüm benliklerini kapladı.

Komşularla savaş

Atlantisliler Avrupa ve Asya'da bulunan komşularına savaş açtılar. Saldırıya uğrayanlar, özellikle Yunanlıların önderliğinde karşı

koydular. Bunların başında eski Atinalılar geliyordu. İşte bunun içindir ki, Atlantis konusunu ilk kez ortaya atan kişinin bir Atinalı olan İ'.ö. 4. yüzyılda yaşamış Eflatun olması hiç şaşırtıcı değildir.

O zamanlar eski Atina, cesareti ve askerlikteki ustalığıyla ünlüydü. Helenlerin de önderiydi. Bazıları bu birlikten ayrılırlar. Kalanlar ise yalnız başlarına savunmayı üstlendiler. Atina çok büyük tehlikeler geçirdi. Ama sonunda istilacıları yendi. Bir müddet sonra da Atlantis'te büyük depremler ve sel felaketleri oldu. Atlantis adası da denizin derinliklerinde kayboldu ...

Binlerce yıllık arşivler

Eflatun, Atlantis efsanesinin asıl kaynağının yurttaşı devlet adamı, bilge Solon olduğunu belirtir. İ.Ö. 600 yıllarında Solon, aşağı Mısır'ın başkenti Sais'i ziyaret etmişti. Burası o zamanlar uygar dünyanın kültür merkeziydi. Binlerce yıl geriye giden eski Mısır arşivleri de bu kentteydi. Mısır'ın yüksek rahibi olan Sonchis bu kayıtları Solon'a göstermişti. Atlantis'in tarihi de işte oradaydı.

Güçlü ve dejenere bir uygarlık

Fakat Atlantis'i yazılı olarak duyuran ilk kişi Eflatun'dur. O da, Atlantis'i güçlü, zengin fakat dejenere olmuş bir toplum olarak tanımladı. Atlantis'in yaşadığı dram korkutucu boyutlardaydı. Doğal bir afet sonunda ortadan yok olmuştu. İşte o günden beri de özellikle batılıların, üzerinde' düşünmek zorunda oldukları bir konu haline geldi.

Aristo karşı çıkıyor

Atlantis'ten eski Atina'da övgüyle söz edilmesine rağmen, Eflatun'un çağdaşları bile bu efsanenin tarihsel gerçekliğinden kuşku duydular. Hatta bunların arasında Eflatun'un öğrencisi olan Aristo bile vardı. Tüm bunlara rağmen, Atlantis'in gerçekliği yüzyıllar boyunca kabul edildi.

 

 

Girit'te Knossos'taki Kraliyet Sarayı'nın bir bölümü. Bu ada doğu Akdeniz'dedir. 1900 yılında Sır Arthur Evans kazı yapana kadar orada eski bir deniz uygarlığının bulunabileceği düşünülmüyordu. Birçok tutucu arkeolog, Atlantis efsanesinin aslında Minos uygarlığı olduğunu Ileri sürüyor. O zamanlar Saray, 20.000 metrekarelik bir alanı kaplardı. Ayrıca çok gelişmiş bir su dağıtım sistemi vardı. Fotoğrafta görülen, aşağı doğru incelen sütun Minos mimarisinin tipik bir örneğidir. Yine duvar resimlerinde görülen sürahi taşıyan hizmetçilerin etekleri de tümüyle Minos'a özgüdür. Bunun yanı sıra, Mısır'daki duvar resimlerindeki elçilerin de aynı biçimde giyinmiş olması Atlantis efsanesinın kaynağını ortaya koyuyor

 

 

(Üstte) Atlantis'in varlığını ilk kez açıklayan Eflatun ve ona bu konuda karşı çıkan öğrencisi Aristo

(Altta) Ignatius Donnelly'nin 1882 yılında ortaya koyduğu teoriye göre Atlantis'in yeri. Donnely, açık renkli

yerlerin Atlantis'in kolonlleri olduğunu belirtiyor. Eflatun'un düşündüğü Atlantls'in yeri daha farklıydı. Eflatun'a göre Dünya, Atlantik'le çevrelenmişti. Onun içinde büyük bır kıta vardı

Yeri nerede?

Ortaçağın deniz haritalarında bu efsanevi adalar Atlantik Okyanusu'nda gösterilir. Genellikle çok güzel bir iklimi ve yaşama koşulları olduğu düşünülür.

16. yüzyılda Portekiz'de çizilen haritalarda, Antillia adı verilen bir ada vardır. Bu ada, adını Atlantis'ten alan efsanevi bir ada olabilir. İspanya ve Portekiz, Cezayirlilerin istilası altındayken, o adada ideal bir Hıristiyan toplumun yaşadığı kabul ediliyor.

Sonraki yüzyıllarda bilim adamları Atlantis'in gerçekliğinden hep kuşku duydular. Atlantis'in yeniden güncel hale gelmesi 1882 yıllarına dayanır. O tarihte, Amerikalı yazar Ignatius Donnely, "Atlantis: Tufandan Önceki Dünya" adlı bir kitap yayınladı. Ona göre Atlantis, Atlantik'in ortasında, Azor Adaları'ndaydı.

Mitolojllerdeki cennet mi?

Donnely'e göre mitolojiler ile insanbilim arasında tarihsel bir kopukluk var. İşte Atlantis, bu eksikliği giderici bir köprü işlevi görüyor. Donnely, ayrıca Atlantis kültürünün, Avrupa uygarlığı üzerinde olduğu gibi Amerika'da da oldukça geniş bir etkinliği olduğu görüşünü savunuyor. Ona göre mitolojilerde sözü edilen cennet Atlantis'in ta kendisi!

 

 

Ünlü Atinalı devlet adamı Solon (İ.Ö 639-559), İ.Ö. 600 yıllarında Mısır'da, Atlantis'ten söz ediyordu.

Eflatun'un yaptığı ayrıntılı tanımlamalara göre Atlantis'in başkenti. Tanrı Poseidon yuvarlak üç kanal kazmıştı. Bunlar ortada bulunan tepeyi hendek gibi çevreliyordu. Kanalları geçmek olanaksızdı. Çünkü o zamanlar gemi yoktu ve suda nasıl gidileceği bilinmiyordu. Kuşaklar sonra kanalların üzerine köprüler yapıldı. Birbirlerine tünellerle bağlandı. Her biri bir kadırgayı alacak kadar büyüktü. Madeni levhalarla kaplanmış duvarlar daire biçimindeki toprağı çevrelemekteydi. Sayısız tapınak vardı. Ada, Poseidon'un Cleito'dan olan 10 oğlunun soyundan gelen 10 kral arasında bölünmüştü. Kral sarayında bir görkem göze çarpardı. Sıcak ve soğuk su hamamları vardı

Gerçek bilginin kaynağı

Atlantis'in çeşitli gizemciler tarafından da önemle ele alındığı görülüyor. Sözgelimi, Teozofi Cemiyeti'nin kurucusu olan Madam Blavatsky,"Gizli Öğreti" adlı yapıtında,"gerçek bilginin"ilk kezAtlantis'teyazıldığını ileri sürüyor. Blavatsky bu yapıtında Lemurya ile birlikte diğer bazı kayıp kıtaların varlığından da söz ediyor. Daha sonraları Lemurya, Ön-Atlantis Dönemi olarak kabul edildi.

Yaşam gücüne hükmediyorlardı

Kayıp uygarlıklara ilişkin değişik görüşleriyle tanınan bir diğer gizemci de Avusturyalı Rudolf Steiner'dır. O aynı zamanda kayıp kıtaların öykülerini daha da geliştirdi. Lemuryalıların zihin gücü ile çok ağır cisimleri kaldırabilme yeteneğine sahip olduklarını belirtiyor. Steiner'a göre Atlantisliler de yaşam gücüne hükmedip, kendilerine özgü hava ulaşım araçlarını yönetebiliyorlardı.

Bir başka kayıp kıta: Mu

Yüzyılımızın başlarında efsane uygarlıklara bir yenisi eklendi: Mu, Bu kayıp uygarlık ile ilgili ilk bilgileri, James Churchvvard adında bir araştırmacı Hindistan'da edindi. Churchward bir tapınakta bul

duğu eski tabletlerde, çok eskiden Pasifik Okyanusu'nda Mu adında bir kıtanın var olduğunu öğrendi. Bu konuyla ilgili kitaplar da yayımlandı.

Atlantis Girit'te mi?

Atlantis ile ilgili öne sürülen çeşitli görüşler arkeologları harekete geçirdi. 1909 yılında K.T. Frost, The Times'ta yayımlanan, bir makalesinde Atlantis'in aslında Minos uygarlığı olduğunu ileri sürdü. Merkezi de Akdeniz' in doğusunda bulunan Girit adaşıydı. Bilim dünyası bu teoriye çok ilgi gösterdi.

Bahamalarda olduğu söyleniyor

1968 yılında ise, kayıp kıtanın yeri ile ilgili olduğu sanılan bazı arkeolojik kanıtlar elde edildi. Burası, Atlantik'te hiç umulmadık bir yerdi: Bahama Adaları. Yapılan araştırmalarda, denizaltında birbirleriyle kusursuz bir şekilde birleştirilmiş sayısız taş parçası bulundu. Bunların Atlantis'in kalıntıları olduğu görüşü, hemen herkes tarafından benimsendi.

Yine de kanıt yok

Sonunda, bu eski gizem çözülmüş müydü? Atlantis bulunmuş muydu? Tüm basın, özellikle Amerikan basını ortaya çıkarılan bilgi ve kanıtları benimsedi. Oysa yüzyıllar boyu süren araştırmalara, tartışmalara ve yapılan yatırımlara rağmen bu konuda pek elle tutulur bilgi yok! Denilebilir ki, Atlantis'in varlığı hâlâ kanıtlanamadı. Öte yandan, var olmadığı da kanıtlanmadı! Fakat kanıt bulunmaması aksi kanıt olmasından çok farklıdır. Tarih, efsanevi kent ve uygarlıklarla doludur. Arkeoloji zamanla bunların gerçekliğini bulup ortaya çıkarabiliyor.

Tıpkı Layard'ın Ninova'yı, Schliemann' ın Truva'yı ve Evans'ın da Minos uygarlığını ortaya çıkarması gibi. Bu kentlerdeki uygarlıklara da bir zamanlar efsanevi ve hayali gözüyle bakılıyordu.

Atlantis efsanesine yönelik olarak yeni görüşlerin ortaya atılmasına neden olan bilim adamı ve yazar Ignatius Donnely

Medyumluk yoluyla Atlantis'e ilişkin çeşitli bilgiler edindiği belirten Rudolf

Stelner

Üç yaklaşım

Eğer Atlantis bulunursa, belki de insanın kökeni ile ilgili yapılagelen büyük araştırmalar çözümlenecektir. Bu konu zamanla, düşüncelerde üç yönlü bir ayrıma yol açtı. Bunlar "akılcılar", "gizemciler" (okültistler) ve "aşırıcı bilim adamları" olarak adlandırılabilirler.

Kanıt istiyorlar

Akılcılara göre, Atlantis'in bir zamanlar var olduğunun kanıtlanması için bilimsel ölçülere uygun veriler gerekli. Aşırıcılar da böyle düşünüyorlar. Ama kanıt olarak neyi kabul edecekleri konusunda farklı görüşleri var. Ayrıca, kanıtın neyi belirleyeceği konusunda da anlaşamıyorlar.

Hollandalı ressam Hieronymus Bosch'a (1450-1516) göre, cennetin zevkleri. Birçok kimse gerçek cennetin Atlantis'te olduğu inancında

"ATLANTİS: Gerçek mi, efsane mi?" 1975 Nisan'ında Indiana Üniversitesi Klasik Bilimler Bölümü tarafından düzenlenen sempozyum bu adı taşıyordu. Bu sempozyumda çeşitli bilim adamları ve uzmanlar, Atlantis konusunu kesin bir sonuca ulaştırmak üzere bir araya geldiler. Çoğu kimseye göre bunu başardılar da.

Henüz çözülemedi

Oysa, sempozyumdan sonra yayınlanan kitabın editörü olan, Profesör Edwin Ramage'ın sözleri, hiç de bir sonuca varılmadığını gösteriyordu. O, şöyle diyordu: "Hiç kimse ama hiç kimse henüz bu soruna kesin bir çözüm getirmiş değildir. Ama hâlâ ortaya yeni teoriler atıldığı gibi, yeni kitaplar da yazılıyor."

Atlantis'e ne oldu?

Eğer Atlantis bir mitse, hiçbir zaman yok olmayacak. Bunun sorumlusu da Ignatius Donnelly'nin en çok satan kitaplar arasına da giren "Atlantis: Tufandan Önceki Dünya" (1882) adlı kitabıdır. Bu kitap, 1950#8242;ye kadar 50 kez basıldı. Donnelly, bu kitabının başında olağanüstü tezini kanıtladı. Düşüncelerini "belirli ve yeni öneriler" adı altında topladı:

1. Bir zamanlar Atlantik Okyanusu'nda, Akdeniz'in girişinde büyük bir ada vardı. Atlantik kıtasının bir kalıntısı olan bu ada Avrupa'da Atlantis olarak bilinirdi.

2. Eflatun tarafından bu ada ayrıntılı olarak tanımlanmıştı. Anlatılanlar masal değil, gerçek tarihti.

3. Atlantis insanoğlunun ilkellikten uygarlığa geçtiği bölgeydi.

4.Çağlar geçtikçe, tanınmış ve güçlü bir ülke haline geldi. Buradan başlayan göçler ile Mexico Körfezi'nin kıyıları, Mississippi Nehri, Amazon, Güney Amerika'nın Pasifik kıyıları, Akdeniz, Avrupa ve Afrika'nın batı kıyıları, Baltık, Karadeniz ve Hazar Denizi kıyılarında uygar toplumlar oluştu.

5.Tufandan önceki dünyada insanlar çağlar boyu barış ve mutluluk içinde yaşadılar. Cennet Bahçeleri, Hesperides'in Cenneti, Alkinous'un Bahçeleri, Mezomfalos, Yunanlıların Olimpos Dağı, Eddalar'da (İzlanda' nın Ortaçağ şiirleri) sözü geçen Asgard veya Avalon hep Atlantis'i anlatır. Bunlar büyük bir uygarlığın anılarını simgeler.

6.Eski Yunanlıların, Fenikelilerin, Hintlilerin, İskandinavyalıların Tanrı ve Tanrıçaları, aslında Atlantis'in kralları, kraliçeleri ve kahramanlarıydı. Mitolojide anlatılan öyküler Atlantis'in gerçek tarihinin karmaşık bir biçimde hatırlanmasından başka bir şey değildir.

7.Mısır ve Peru mitolojilerinin kökeni de Atlantis'in tek Tanrılı dinine dayanır.

8.Atlantisliler tarafından kurulan en eski koloni belki de Mısır'da idi. Bu uygarlık Atlantik adalarında kurulan bu dev uygarlığın bir örneği idi.

9.Avrupa'da tunç çağının başlaması Atlantis'ten kaynaklandı. Aynı zamanda ilk kez çelik üretenler de Atlantisliler idi.

10.Bütün Avrupa alfabelerinin kaynağı olan Fenike alfabesi Atlantis alfabesinden alındı. Aynı alfabe Mayalar tarafından da Güney Amerika'ya götürüldü.

11.Atlantis, Ari ırkın yani Hint-Avrupa ırkından olan ulusların anavatanıydı. Semitik ırkların ve Turan ırkından gelenlerin de vatanı olabilirdi.

12.Atlantis doğal bir afet sonucu ortadan yok oldu. Ada, insanlarla birlikte okyanusa gömüldü.

13.Atlantis'in batışı sırasında çok az insan gemi veya sallarla kaçabildi. Bu insanlar doğu ve batıya dağıldılar. Bu öykü Amerika'daki ve Avrupa'daki ulusların mitolojilerinde, tufan olarak anlatılırÜnlü Yunan arkeolog Profesör Spyridon Marinatos Yunanistan'daki Cyclades Adaları'ndan biri olan Thera'da eski volkan kalıntılarını inceliyor. O da buranın Atlantis olduğuna inanıyordu

Ignatius Donnely'nin klasik incelemesi, Atlantis: Tufandan Önceki Dünya adlı kitabında, insanlığın ilk uygarlığının Atlantis olduğunu savunuyor, örnek olarak da Nazca düzlüklerinde bulunan gizemli çizgileri ve eski Mısır'da Güneş Tanrısı olan Ra'yı veriyor

Habeşistan'da bulunan el yazması Kopt kitaplarında anlatılan Hıristiyanların tufan öyküsü, Atlantis'in batışının karmaşık bir şekilde hatırlanması olarak yorumlanıyor

Sayısız kitabın kaynağı

Donnelly, bu kitabında Eflatun'un "Kritias" adlı, Atlantis'i anlatan kitabını ele alıp yeniden işledi. İnsanoğlunun tarih öncesi çağlarını yeni bir yaklaşımla anlattı. Aynı zamanda da insanoğlunun şimdi kafasını kurcalayan birçok sorunu da çözümledi. Donnelly'nin bu cesur girişimi sonradan Atlantis üzerinde yazılan sayısız kitaba temel oluşturdu. Konuları doğaüstü güçlerden, bilimsel başkaldırıya kadar değişen bu kitapların yüzlercesi hâlâ basılıyor.

Bilinmeyen gerçek

Donnelly'nin iddialarının çoğunun yanlış veya eksik bilgilere dayandığı iddia ediliyor. Özellikle bazı bilim adamları bunu sanki büyük bir zevkle belirtiyorlar. Fakat onların iddiaları da zaman zaman şüphe çekicidir

Atlantis efsanesinin gerçekliğini dürüst bir şekilde araştırmak isteyecek bir kişinin yapacağı en doğru iş, tüm bu düşünceleri bir kenara bırakıp, Eflatun'un kitabını temel olarak ele almaktır.

Bazı eleştirmenler bu kitabın propaganda veya öğreti amacıyla saptırılmış ya da edebi süslemeler ile doldurulmuş olduğu görüşündeler. Öyle olsa bile, kitabın bir yerinde mutlaka bilinemeyen bir gerçek gizli olabilir.

Bulundu iddiaları

Ölçü olarak bu bakış açısı ele alındığında, son zamanlarda ortaya atılan, Atlantis'in bulunduğu şeklindeki iddialar pek inandırıcı değil. Bu iddialardan birine göre Atlantis, Doğu Akdeniz'de Girit veya Thera adasındaydı. Diğerine göre de İskandinavya da dahil olmak üzere Kuzey Avrupa'da idi.

"Atlantis'e Yolculuk"

Dr. James Mavor'un "Atlantis'e Yolculuk" adlı kitabı 1969#8242;da yayınlandığında oldukça heyecan yarattı. Dr. Mavor, ilk kez Yunanlı bilim adamları Dr. Angelos Galanopoulos ve Profesör Spyridon Marinatos tarafından ortaya atılan bir görüşü savunuyordu. Onlara göre Atlantis Minos uygarlığıydı. MÖ 1500 yılında Thera yanardağının patlaması sonucu ortadan yok olmuştu.

Mitolojilerin kökeni

Minos adı, eski Girit uygarlığına İngiliz Arkeolog Sir Arthur Evans, tarafından verildi. Evans kazılara 1900 yılında başladı. Bu uygarlığın Yunan mitolojisindeki Zeus ve Girit kralının oğlu olan Minos'un öyküsünü biraz hatırlattığına inanıyordu.

Minos, boğa başlı canavar Minotaur'u hapsetmişti. Evans, Knossos'ta boğalar için bir arenası olan muhteşem bir sarayın kalıntılarını ortaya çıkardı. Sarayın duvarlarını süsleyen kabartmalar ve duvar resimlerinde boğa avcılığı ve boğa dövüşleri tasvir edilmişti. Bu oyunlar ellerinde yalnızca sopa veya ilmekli ip olan gençler tarafından yönetiliyordu. Aynı resimlere çok sayıda seramik vazo üzerinde de rastlandı. Eflatun'a göre, Atlantis'te de bir boğa kültürü vardı. Her dört beş yılda bir, adanın 10 kralı boğalarla dövüşmek üzere bir araya gelirdi. Silahsız olarak bir boğa yakalamak ve onu kurban etmek zorundaydılar.

Girit'in sonu

MÖ 1500 yıllarında Girit, denizciliğin merkezi olan güçlü bir imparatorluktu. Çok kısa bir zamanda gücünü yitirdi. Tüm Girit'te tapınakların ve diğer binaların çoğu tahrip oldu. Minos'un denizaşırı kolonileri ve ticaret merkezleri de ya terk edildi veya tahrip edildi. Sanat üsluplarında da ani bir değişiklik görüldü. Yapılan seramik eser sayısı da oldukça düştü. Girit halkının büyük bir kısmı adanın batısına göç etti. Kısa biı süre sonra da Ege'nin politik gücü Miken uygarlığına yani Yunanistan'a geçti.

Thera yanardağının patlaması

MÖ 1500 yılında Thera yanardağının patladığı biliniyor. Prof. Marinatos ve Dr. Galanopoulos'a göre bu gerilemenin nedeni bu patlama olabilir. Sonuç olarak denizde oluşan dalgalar en azından 1883 yılında Kra-katoa yanardağı patladığında oluşan dalgalar kadar büyük olmalıydı.

Ege kıyılarında yaşayan halkın büyük bir çoğunluğu bu dalgalarda boğuldu. 50 cm kadar kalınlıkta bir tabaka oluşturan lavlar ve toz, yıllar boyu tarım yapılmasına olanak vermedi. Prof. Marinatos ve Dr. Galanopoulos'a göre, Thera, herkesin düşündüğü gibi Minos uygarlığının bir sınır boyu kenti değil, merkeziydi.

Minos, Atlantis miydi?

Minos uygarlığı, Solon'un Atlantis'e ilişkin bilgileri Mısırlı rahiplerden aldığı yıldan 900 yıl önce yıkıldı. Oysa Eflatun Atlantis'in 9000 yıl önce yıkıldığını yazdı. Büyük bir ihtimalle Girit, Mısırlıların Keftiu diye bildikleri ülkeydi. Burası da Mısırlıların sürekli ve düzenli ticari, politik ilişkileri olan bir yerdi. Mısırlılara göre, bu ülke çok uzakta, batıdaydı. Aynı zamanda Eflatun'un da Kritias' ta anlattığı gibi, diğer adalara ve kıtaya ulaşmak için bir yoldu.

Minos uygarlığının Atlantis olduğu iddiasını çoğu kişi benimsiyor. Bazı bilim adamları da en çok bu teoriye ilgi gösteriyorlar. Girit veya Thera teorisine şiddetle karşı çıkanlardan biri de Alman bilim adamı Dr. Jurgen Spanuth'tur. Bu fikri destekleyenlerin büyük bir mantık hatası yaptıklarını belirtiyor. Çünkü ne Thera ne de Girit, Atlantik'te değildir. Her iki ada da büyük bir nehrin ağzında bulunmamaktadır. Her ikisi de denize gömülüp batmamıştır. Dr. Spanuth bu durumu, arkeolojide bir çatlak, ya da sönen bir balon olarak kabul ediyor.

 

 

Mayalara ait bu elyazması kitapta çok eski uygarlıkların nasıl mahvolduğu anlatılıyor. 1869 yılında ünlü bir etnografyacı olan Fransız Brasseur de Bourbourg bu belgeyi çözdüğünü belirtti. Bulgulanna göre, binlerce yıl önce iki ülkenin nasıl yok olduğu anlatılıyor. Bunlar şiddetli depremlerle sarsılmış ve 64 milyon insanla birlikte bir gecede yok olmuş

Bimini Yolu diye adlandırılan sualtı yapısının J harfi şeklinde yapay olduğu iddia ediliyor. Su üstünde olduğu zamanlarda, deniz kıyısındaki bir duvann alçak kısmı olduğu iddia edildi

Atlantis'in genetik izi

Bu arada Atlantis gizemi, insanoğlunun aklını karıştırmaya ve onu şaşırtmaya devam ediyor. Atlantis konusu niçin bu kadar çekici? Yalnızca insanoğlunun bu tür gizemlere ihtiyacı olmasından mı ileri geliyor? Yoksa hepimizin hafızasında, bir zamanların o şanslı ülkesinin altın çağıyla ilgili, genetik anılar mı gizli?

 

Kaynak:
Bilinmeyen, Sayı 22,24,29