Başkalarına Hizmet Forumu
Başkalarına Hizmet Forumu
Ana Sayfa | Bilgilerim | Kayıt Yaptır | Aktif Konular | Forum Üyeleri | Site içi Arama
Kullanıcı Adı:
Şifre:
Beni Hatırla
Şifre hatırlatma servisi

  Forum
 Kanal Bilgileri
 Sorguluyoruz
 Dengeleme
 Yeni Konu Aç  Konuya Cevap Ver
Yazar Önceki Konu Mesaj Sonraki Konu  

Scyth
Angel

429 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 14/01/2012 :  05:23:50  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Sevgili keder yoldaşları; böyle sesleniyorum çünkü Ra Bilgileri içinde gördüğüm bu tabir çok hoşuma gitti. Ki içinde bulunduğumuz durum analiz edilirse bunun hiç de yersiz bir sesleniş olmadığı görülebilir. Forumumuzda son bir kaç gündür yaşanan tartışmalardan sonra gerek yeni denilebilecek akımlar gerekse eski akımlar (Kutsal Kitaplar) üstüne etraflı bir çalışma yapmanın faydalı olacağını düşünüyorum. Aslında bu bir anlamda bilgiyi ayıklama durumudur. Burada sağlanacak fayda bu kaynakların sağlamasını yapmak bir kenara (ki yapılacak olan bir açıdan budur) bu tip bilgilerin bilinçaltımızdaki etkilerini ayıklamak olacağını umuyorum. Bir diğer açıdan faydası ise dezenformasyona uğramış kaynaklar arasında çaprazlama bağlantı kurma fırsatı vermesidir. Bunu yaparken yargılamaktan çok analiz etmenin daha doğru bir yol olduğu kanaatindeyim.

Bizlere çocukluğumuzdan bu yana peşinen doğruluğu kabul ettirilmiş bu tip bilgilerin etkileri öyle kolayca geçmemektedir. Bende bu tip sıkıntıları zaman zaman yaşıyorum. Her ne kadar bu bir kişisel ihtiyaç olsada bu tip bir çalışmanın sadece benden çok daha fazla varlığın işine yarayabileceğini düşünüyorum. Zaten bir süredir böyle bir çalışma yapmak niyetindeydim. Tevrat iyi bir başlangıç gibi duruyor. Hem kronolojik sıralamayada uygun.


Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

Scyth
Angel

429 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 24/01/2012 :  12:56:32  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Tevratı'ı okumaya devam ediyorum ve notlar alıyorum. Şimdiye kadar bir kaç ilginç noktaya rastladım; fakat bitmesi zaman alacak gibi duruyor. İnternnette mercanköşk(bir tür kekik) bitkisi ile ilgili bir şeyler bakınırken Batı Anadolu'da bu bitkiye Sepsu denildiğini okudum hatta Türk kahvesinin içine piştikten sonra koyuyorlarmış. Rahatlatıcı bir etkisinin olduğu söyleniyor. Bu kelime bana tanıdık geldi bir yerlerden duymuş gibiydim. Google'da arattıktan sonra çok farklı bir kaç siteye yöneldim. Sepsu, Sümerce bir kelimeymiş ve anlamı da "güçlü". Aslında ne alakası var diyeceksiniz, kutsal kitaplarla bu konunun oraya geliyorum. Altta Sümer, rumuzlu kullanıcının; http://www.network54.com/Forum/163534/thread/1035640840/1252309653/S%FCmerlerin+Tanr%FDlar%FD+%21%21%21 sitesinde bulunan on yıl öncesine ait, dinlerin karşılaştırılması adlı bir kaç mesajı olmuş.


"DİNLERİN KARŞILAŞTIRILMASI
October 28 2002, 1:16 PM

Yahudi, Hıristiyan ve Müslüman dinleriyle Sumer dini arasındaki ortak noktalar şunlardır: Tanrının yaratıcı ve yok edici gücü; Tanrı korkusu; Tanrı yargılaması; kurbanlar, törenler, ilahiler, dualar ve tütsülerle Tanrıyı memnun etmek; iyi ahlaklı, dürüst ve haktanır olmak; büyüklere ve küçüklere saygı göstermek; sosyal adalet; temizlik.

Temizlik Sumerlilerde çok önemli idi. Tapınağa gidenlerin, dua edenlerin, kurban kestirenlerin vücutça temiz olmaları gerekti. Düşmanların yıktıkları şehirler için onların yazdıkları ağıtta:

"Artık karabaşlı (Sumerliler) halk tören için yıkanamıyor, kirliyi beğenmek onların kaderi oldu, görünüşleri değişti" denmektedir (11). Yeni yapılan binalar, içine girmeden önce dinsel bir temizlikten geçirilirdi. Temizlik, atasözlerine bile, "Yıkanmamış elle yemek yeme!" olarak girmiş.

Sumer Tanrıları, insanlara ne istediklerini bildirmez; fakat hoşlarına gitmeyecek bir işi yapan insanları cezalandırırlar. Buna karşılık diğer dinlerde Tanrı bazı kimselere ne istediğini bildirir. İnsanlar da ona göre hareket ederler. Tanrı bildirilerini alan kimselere Farsçada "peygamber", Arapçada "resul" denir. İlginç olan, peygamberlik olayı, Yahudilerden Asurlulara geçmiş. Çivi yazıli metinlere göre bu düşünce Asur ve Filistin'de politik ve ekonomik krizlerle başlamış. Asur'da Tanrıdan bir insan (peygamber) yoluyla alınan haberler tabletlere yazılmış. Onlara göre Tanrı ile iletişime giren insanlar çeşitli şekilde trans haline giriyorlar. Bu kimseler aslinda aşağı tabaka sayılıyor ve büyücülükle bağlanıyor. Konuşan Tanrıça ise, onun ağzından söyleyen de kadın oluyor. Özellikle Aşk Tanrıçası İştar'dan haber getirenler. Bunlar ya Tanrılardan üçüncü şahıs olarak buyruğunu alır veya birinci şahıs olarak kendisini, konuşan Tanrı ile bir yapar. (A. Leo Oppenheim, Ancient Mesopotamia, Chicago, 1964, s.221.)

Kur'an'da da aynı ifadeyi buluyoruz. Allah bazen üçüncü şahıs olur, bazen doğrudan konuşur (12).

Sumerlilere göre Tanrılar, şehirleri ve bütün kültür varlıklarını meydana getirmiş ve insanlara vermiştir.

Aynı düşünceyi Kur'an'da da buluyoruz.

A'râf Suresi, ayet 26:

"Ey Ademoğullan! Size çirkin yerlerinizi örtecek giysi, süslenecek elbise indirdik. Tekva (iman) elbisesi daha hayırlıdır."

Nahl Suresi, ayet 81:

"Allah yarattıklarından sizin için gölgeler yaptı, dağlarda sizin için barınaklar yarattı ve sizi sıcaktan koruyacak elbiseler, savaşta koruyacak zırhlar yarattı."

Yâsîn Suresi, ayet 42:

"Gemilerin benzerlerinden, binmekte olduklan ve ileride binecekleri şeyleri onlar için biz yarattık."

Bu üç ayette Allah hem birinci şahıs olarak konuşuyor, hem de ondan üçüncü şahıs olarak söz ediliyor.

Yâsîn Suresi, ayet 82:

"Onun işi, bir şeyi yaratmak istediği vakit 'ol' demektir, o şey hemen olur."

Sumer'de de Tanrılar "Ol" der ve her şey oluverir.

Her üç dinde de Tanrıların var edici güçleri yanında yok edici güçleri de var. Sumer'de Tanrı Enlil, Tanrılar meclisinde Ur şehrinin yıkılmasma karar vermiştir. Şehrin Tanrısı buna ne kadar üzülse elinden bir şey gelmez. Gelen ordular Tanrının dünyadaki araçlarıdır. Aynı deyimi Kur ân da da buluyoruz:

Enfâl Suresi, ayet 17:

"Savaşta siz onlan öldürmediniz, Allah öldürdü. Attığın zaman sen atmadın, Allah attı."

Sumer'de Tanrı kızmaya görsün, kendi ülkesi bile olsa yakıp yıktırır. Sumer Tanrılarının babası Tanrı Enlil, Akad krallarının yaptıklarına kızarak gözlerini dağlara çeviriyor ve oradan barbar ve vahşi Gutileri çekirge sürüleri gibi getirterek Agade'yi ve hemen hemen bütün Sumer'i kırıp geçirtiyor. (S.N. Kramer, The Sumerians, s.66.)

Tevrat'tada birçok kez Yahve'nin (Yehova) insanlara kızarak onlara yok edici felaketler verdiği, seçtiği , komşu milletleri İsrail'in üzerine saldırttığı bildirilmektedir.

Ayni olayı Kurân'da da görüyoruz. Birçok sure içindeki ayetlerde Allah'ın çeşitli milletleri nasıl yok ettiği yazıliyor. Bunlardan bazıları:

Hacc Suresi, ayet 44:

"Ey Muhammed! Seni yalancı sayıyorlarsa bil ki, onlardan önce Nuh milleti, Âd milleti, Semûd, İbrahim milleti, Lut milleti ve Medyen halkı da peygamberlerini yalancı saymış, Musa da yalanlamıştı. Ama ben, kâfirlere önce mehil verdim, sonra onları yakalayıverdim, beni tanımamak nasılmış görsünler!"

Furkan Suresi, ayet 38:

"Âd, Semûd ile Ress'lileri ve bunların arasında birçok milleti de yerle bir ettik."

Ankebût Suresi, ayet 38:

"Âd ve Semûd milletlerini de yok ettik."

Fussilet Suresi, ayet 13:

"İşte sizi, Âd ve Semûd'un başına gelen kasırgaya benzer bir kasırga ile uyardım."

Fussilet Suresi, ayet 16:

"Rezillik azabını onlara dünyada tattırmak için üzerlerine dondurucu rüzgâr gönderdik." (Âd milleti hakkında bkz. Sadi Bayram, Kaynaklara Göre Güneydoğu Anadolu'da Proto Türk İzleri, Ankara, 1980, s.54.)

Muhammed Suresi, ayet 13:

"Biz halkı seni yurdundan çıkaran nice şehirleri yok ettik. Fakat onlara bir yardım eden çıkmadı."

Ahkaf Suresi, ayet 27:

"Ant olsun biz çevrenizdeki memleketleri de yok ettik."

İsrâ Suresi, ayet 15, 16:

"Bir ülkeyi yok etmek istediğimizde, o beldenin şımarmış olanlarına önce emrimizi ulaştırınız. Yine kötülük ederlerse biz de orayı yerle bir ederiz."

Sumer'de kralların nasıl sarayları varsa Tanrıların da öyle evleri olmaliydı. Bunun için "Tanrı evi" adı altında görkemli tapınaklar, yanlarında Tanrılarla insanlan yaklaştırdığı düşünülen basamaklı kuleler yapılmıştı. Daha sonra bu Tanrı evleri sinagoglara, kiliselere, camilere dönüştü (l3). Camilerin ve minarelerin üstündeki yarım ay, Sumer Ay Tanrısının sembolüdür (l4)

Sumer kralları, Tanrıların yeryüzündeki vekili sayılıyordu. Bu inanç Hıristiyanlıkta papaya, Müslümanlıkta halifeye geçerek sürmüştür.

Bakara Suresi, ayet 30:

"Rabbin meleklere, 'ben yeryüzünde bir halife yaratacağım' dedi. Onlar da, 'biz hamdinle sana tesbih eder ve seni takdis edip dururken, yeryüzünde fesat çıkaracak, kan dökecek insanı mı halife kılıyorsun' dediler."

Sumer kanunu, Babil Kralı Hammurabi'nin yaptığı kanuna temel olmuş, ondan Musa'nın ve Yahudi kanunu, ondan da İslam kanunu etkilenmiştir. Hammurabi nin (İÖ 1750) Güneş Tanrısından kanunu alışı, Musa'nın Tanrıdan kanunu alışına örnek olmuştur. İlginç olanı İslam'da hukukun, ancak, Arapların Irak topraklarını ele geçirdikten sonra kurallaşmasıdır. Sumer, Babil hukuksal geleneklerinden çıkan sözler, İbrani kanunu Talmud'da bulunuyor. Ortodoks Yahudi'deki boşanma terimi Sumerce bir kelime. Sinagogda Tevrat okunurken dinleyenler şallarının saçakları ile onu izlerler. Bu, Sumer'de hukuksal bir belgenin onaylandığını göstermek için tablete elbise kenarıyla basılmasını yansıtmaktadır. (Samuel Noah Kramer, Cradle of Civilization, New York, 1967, s.160.)

Musa'nın kanununda bulunan anaya babaya saygı, kimseyi öldürmeyeceksin, zina yapmayacaksın, çalmayacaksın, yalan tanıklık etmeyeceksin, komşunun karısına ve malına göz dikmeyeceksin gibi kurallar Sumer kanununda da aynı. Yalnız Sumer Kanunu daha insancıl; göze göz, dişe diş yok cezalarda. Ne yazık ki, Sumer kanunlarının yazılı olduğu tabletler çok kırıklı, belki de toprak altından daha çıkarılamayanlar da var. Bu yüzden tam karşılaştırma yapılamıyor. Buna karşın daha sonra Samiler tarafından yapılan kanunların, Sumer kanunlarına dayandığı kuşku götürmez. Buna açık bir örnek olarak, İbrahim Peygamber'in karısı ile cariyesi arasındaki olayı gösterebiliriz. Sumer kanununa göre kısır bir kadının kocasına verdiği cariyesi çocuk doğurunca, hanımına karşı büyüklük taslayamaz, öyle yapmaya kalkarsa cezalandırılır.. Tevrat ve Kur ân da yazıldığına göre İbrahim Peygamber'in kısır olan karısı Sara, cariyesi Haceri çocuk yapmak üzere kocasına veriyor. Cariye, çocuk doğurup kendisini üstün görmeye başlayınca, oğlu İsmail ile çöle götürülüp atılıyor kocası tarafından (15).

Tevrat'a göre büyük erkek çocuğa mirastan özel bir pay verilir. Çocuklar isterse babanın sağlığında bu payı alabilirler. Tekvin bap 25: 32- 34'te Yakup büyük kardeşi Esav'a isteği üzerine payını veriyor. Aynı kural Sumer'de de var. Sumerce yazılmış Lipit-İştar kanununda bu madde, tabletin kırıklığı yüzünden tam değil (Sumer, Sabil, Asur Kanunlan, s.69, madde 2). Fakat Hammurabi kanununda bunun tümünü buluyoruz: Madde 165: Eğer bir adam büyük oğluna tarla, bahçe ve ev hediye eder, ona bir belge yazarsa, baba öldüğünde o payını ayrıca alır ve baba malının diğer kısmını kardeşleriyle eşit bölüşecektir.

Araplarda zina yapan kadınların taşlanması, Tevrat'ta olmasına karşın (Tesniye 13-23), Kur'an'da böyle bir ceza yok. Zina cezası ile ilgili dört ayet bulunuyor. Bunlar:

Nisâ Suresi, ayet 15-16:

"Kadınlarınızdan zina yapanlara karşı içinizden dört şahit getirin. Eğer şahitlik ederlerse, o kadınları ölüm alıp götürünceye kadar, yahut Allah onlara bir yol açıncaya kadar evinizde tutun. İçinizden zina yapan her iki tarafa ceza verin! Eğer tövbe edip uslanırsa artık onlara ceza verip eziyet etmekten vazgeçin. Çünkü Allah tövbeleri çok kabul eden ve çok esirgeyendir."

Nûr Suresi, ayet 2:

"Zina eden kadın ve erkekten her birine yüz sopa vurun. Müminlerden bir grup da onlara şahit olsun!"

Nûr Suresi, ayet 3:

"Zina eden erkek ancak zina eden veya putperest olan kadınla, zina eden kadın da zina eden veya putperest olan erkekle evlenebilir."

Taşlanma cezası Sumerlilerin eski çağlarında varmış. Fakat değişik bir nedenden İÖ 2200'lerde Lagaş Kralı Urukagina tarafından yapılmış sosyal reform metninde, geçmiş zamanlarda olduğu gibi iki koca almaya kalkan kadınlar ve hırsızların; bu fena hareketleri yazılı taşlarla taşlanacakları bildirilmektedir (l6). Daha sonra yazılan kanunlarda bu taşlanma konusu bulunmuyor.

Sumer kanunlannda zina ile ilgili maddeler, kırıklıkları dolayısıyla (olsa gerek), yok. Buna karşın Hammurabi kanununda bulunuyor.

Sumer, Babil, Asur Kanunları, s.198:

" 129. Eğer bir adamın kansı bir başka bir erkekle yatarken yakalanırsa onları bağlayıp suya atacaklar. Eğer kadını kocası yaşatırsa, kral da yaşatacak.

"130. Eğer bir adam başka bir adamın babasının evinde oturan karısını zor kullanıp koynunda yatırırken yakalanırsa, o adam öldürülecek, kadın özgür."

Sumer'de bekâret konusu önemli görünüyor. Sumer kanunlarının yazılı olduğu tabletler kırık ve okunamayan yerleri çok. Okunabilen iki madde bunu kanıtlıyor: Bunlardan birinde, bir kölenin zorla bekaretini bozan 5 şekel (tahminen 40 gram) gümüş vermek zorunda. Diğerinde dul olarak evlenen bir kadın, kocasından boşandığında kız olarak evlenen kadının alacağı tazminatın yarısını alabiliyor (l7)

Tevrat'ta kural daha katı. Bir kız evlendiğinde bakir olmadığı kanıtlanırsa taşla öldürülüyor (Tesniye 22:13-21). Buna karşın, Kurân'da bekâret konusu ele alınmamış.

Sumer'de tecavüz de fena sayılmış. "Hür bir adamın kızı yolda tecavüze uğrarsa; anne, babası onun sokakta olduğunu bilmemişlerse, kız onlara 'tecavüze uğradım' derse, anne, baba onu zorla erkeğe karı olarak verecekler." (The Ancient Near East, Supplementary Texts and pictures Relating to old Testament, Editted by James B. Pritchard, Princton, 1969, s.89, 90.)

Tecavüz, Sumer efsanesine bile konu olmuş. Tanrı Enlil, Tanrılann başı olduğu halde, evlenmeden önce karısını aldatarak zorla tecavüz ettiği için Tanrılar meclisince yeraltı dünyasına sürülmüş (18).

Aynı olay Tevrat'ta (Tesniye, 22:28, 29) şöyle:

"Eğer bir adam kız olan nişanlanmamış bir genç kadınla yatarsa ve onları bulurlarsa, adam genç kadının babasına 50 şekel (şekel Sumerlilerden Akadcaya geçen bir ağırlık ölçüsü birimi) gümüş verecek ve kadın onun karısı olacak."

Eğer adam, nişanlı bir kızla şehirde yatarsa her ikisi de taşlanarak öldürülüyor.

Kur'an'da bu konu yok.

Sumer'de sosyal adaleti koruyan Tanrıça, senede bir kere insanları iyi veya fena hareketlerinden dolayı yargılar, kötüleri cezalandırır. Bu inanış İslam dinine, Şaban ayının on beşinde Berat Kandili olarak girmiştir (l9).

Sumer Tanrılarının esas adlarından başka, niteliklerine göre diğer adları da vardı. Babilliler bu adlardan 50'sini yeni yarattıkları Tanrı Marduk'a vererek tek Tanrı düşüncesine doğru bir adım atmışlardı.

İslam dininde Allah'a verilen 99 ad, aynı geleneğin bir devamı gibi görünüyor."





"DİNLERİN KARŞILAŞTIRILMASI - 2
October 28 2002, 1:27 PM

Sumerlilere göre ölüler, "kur" adlı karanlık, dönüşü olmayan bir yeraltı dünyasına gidiyorlar. Tevrat'ta bu; Şeol, Yunan'da Hades, İncil'de cehennem, İslam'da ahiret olarak devam etmektedir. Sumerlilere göre burada tekrar dirilme yok. Fakat yeraltı dünyası, Tanrıları, rahipleri, ölenlerin gölgeleriyle oldukça hareketli bir yer. Buradan bazı özel durumlarda gölgeler yeryüzüne çıkabiliyor. Gılgamış'ın çağrısı üzerine arkadaşı Enkidu'nun gölgesi çıkarak iki arkadaş konuşuyorlar. Tevrat Samuel I:28'de Kral Saul'un isteği üzerine Samuel'in gölgesi yeraltından çıkıyor.

Sumer dininde yeraltındaki ölülerin ruhları için yiyecek ve kurbanlar sunulmazsa, onlar yeryüzüne çıkarak insanlara rahatsızlık veriyorlar. Ölenlerin arkasından çok fazla ağlayıp sızlanmak onları sıkıyor. İslamiyette de ölüler için yapılan dualar, kurbanlar bu inanışın bir devamı. Türkiye'de de "çok ağlayıp ölünün ruhunu rahatsız etmeyin" sözü vardır.

Yahudilere, Babil tutsaklığından sonra Perslerin etkisiyle, Zerdüşt dininden; ölülerin tekrar dirileceği, cennet, cehennem ve Sırat Köprüsü girmiştir. (Hayrullah Örs, Musa ve Yahudilik, İstanbul, 1966, s.361.)(20) Kurân'da Sırat Köprüsü yok. (Ama, müslümanlar nedense inanırlar)..

Sumerliler, kendilerinin, Tanrılar tarafindan seçilmiş üstün bir halk olduğunu yazmışlar. Tevrat'ta Yahve, Kur'an'da Allah, İsrailoğullarını üstün bir kavim yapmıştı. Tevrat Tesniye 14:6; Kur'an Câsiye Suresi, ayet 16; Bakara Suresi, ayet 27.

Sumerliler kadınları bir tarlaya benzetmişler. Aynı deyim hem Tevrat, hem Kur ân da var. Kur'an da "kadınlarınız sizin için bir tarladır, tarlanıza nasıl dilerseniz öyle varın" yazılı (Bakara Suresi, ayet 223).

Sumerliler, dünyadaki bütün olayların ve Tanrıların isteklerinin gökte yıldızlarla yazılı olduğuna inanırlardı. Kurân'da aynı inanış "Levh-i Mahfuz" olarak sürüyor. (Dipnot 23'e bakımz.)

Neml Suresi, ayet 75

"Gökte ve yerde göze görünmeyen hiçbir şey yoktur ki, apaçık bir kitapta da (Levh-i Mahfuz) bulunmasın."

Bürûc Suresi, ayet 17, 18:

"Orduların haberi geldi mi sana? Onlar Firavun ve Semûd orduları idi (nasıl helak oldular?).. Bilakis inkârcılar bir başka çeşit yalanlamanın içine düştüler. Allah onları arkasından kuşatmıştı. Hakikatte onların yalanladıkları Levh-i Mahfuz'da bulunan şerefli Kur'an'dır."

Bu ayete göre Kurân bile gökte yazılı bulunuyor. Sumer'den kaynaklanan bir inanç!

Sumerlilerde 7 sayısı çok önemlidir. 7 gün geçmek, 7 dağ aşmak, 7 ışık, 7 ağaç, 7 kapı gibi. Aynı şekilde Tevrat ve Kur'an'da da 7 sayısı bolca bulunmaktadır. İslam'a göre cennetin 7 kapısı vardır; Sumer yeraltı dünyasının da 7 kapısı bulunuyor.

Yahudi dinsel törenleri Babil'den alınmıştır. Onların bu törenlerde söyledikleri şarkılar, Mezopotamya'da yeni yıl bayramlarında söylenen şarkılara benzemektedir. Cinlerin yok edilmesi duaları da Babil kökenlidir.

Sumerliler, Tanrılarını sevindirmek, onlardan bir istekte bulunmak, hastalıklardan kurtulmak için veya yaptıkları adaklara karşılık kurban kestirirlerdi. Bu kurbanlar sakatsız ve hastalıksız olmalı ve kurban sahibi vücutça temizlenmeliydi. Kurbanlar, rahipler tarafindan özel dualarla kesilirdi. Kurbanın sağ kalçası ve iç organlan Tanrıya takdim edilir, gerisi etrafta olanlara dağıtılırdı. İslamiyet'te de kurbanlar aynı koşullarda kesiliyor. Yalnız hocanın kesmesi zorunlu değil. Kurbanın sağ kalçası ile iç organlan Tanrı yerine kurban sahibine bırakılır, gerisi dağıtılır.

Sumer'de Er hanedan devrinde Ur Kral mezarlarına göre, Kral ve Kraliçeler askerleri ve etrafındakilerle birlikte gömülürdü. Fakat metinlerde her türlü kurban yazılmasına karşı insan kurbanı yok. Buna mukabil İsrail'de, Yunan'da insan kurbanı yapılmış. (Cyrus Gordon, The Common Background of Greek and Hebrew Civilization, New York, 1966, s.225.) İbranilerde ölü veya dirileri kıvandırmak veya şahısların sağlığını korumak için Tanrı ile bir tür anlaşma olarak insan kurbanı yapılmış. (Tevrat, Sauel N 21: 6-9; Hayrullah Örs, Musa ve Yahudilik, İstanbul, 1966, s.142.)

Sumerlilerde, okul tabletlerine göre 6 gün çalışma, 7. gün dinlenme var. Bu Yahudilere Sabbat olarak geçmiş. On emirde "Sabbat'ı düşün, onu kutsal gün olarak gör!" deniyor. 6 gün çalıştıktan sonra, yedinci gün Tanrıya adanmış bir dinlenme günü oluyor. Yahudilere ve Kur'an'a (dipnot 28'e bkz.) göre Tanrı 6 günde dünyayı yaratıp yedinci gün dinlenmiş. Bu günün cumartesi olması da Babillilerden geçmiş. Babilliler her ayın 7. gününde (Şapatu) bir kutlama yaparlardı. Bu üzgünlüğü ve nefis terbiyesini ifade eden ve Satürn gezegenine adanmış bir gündü (İngilizce'de Saturday, Satürn gezegeninden gelen bir gün adı, yani Cumartesi). Satürn kötü güçlerin temsilcisi idi. Yahudiler bu günün anlamını değiştirerek onu neşeli bir hale koymuşlardır. Onlar Cumartesi gününü Tanrı'ya dua ederek, kitaplar okuyarak çeşitli eğlencelerle geçirirler ve en ufak bir işe el sürmezler. İslamiyete bu gün Cuma'ya dönüştürülerek daha hafıfletilmiş kurala alınmıştır.

Sumer yazarlarına ve ilahiyatçılanna göre her insanın ve ailenin bir şahsi Tanrı'sı veya Tanrısal baba yerine geçen iyi bir meleği vardı. Bu, bir fal, bir rüya veya görünen Tanrı ile bir anlaşma yapılarak belirlenirdi. Bunun görevi, Baştanrılardan, ait olduğu kimse için sağlıklı ve uzun ömür dilemek ve onun isteklerini Tanrılar meclisine iletmek. Tevrat'ta (Tekvin 31:53), "İbrahim'in, Nahor'un Allah'ı, babaların Allah'ı aramızda hükmetsin!" deniyor. Bu da Sumerlilerin şahsi Tanrısının bir yansıması. İbrahim'in Allah'ı, İbrahim ile; onu tanıyacağına, kendine Allah yapacağına dair bir ahit yapıyor, onu da sünnet yapılmak suretiyle pekiştiriyor.

Kur'an'da(Kaf Suresi, ayet 17, 18). "Hiç kimse yoktur ki, onun üzerinde bir koruyucusu ve denetleyicisi bulunmasın" denmektedir ki, bu da Sumerlilerdeki bireylerin özel Tanrılarını yansıtıyor.

Sumer Tanrılarının gökte toplandıkları Duku adında bir yerleri var. İslam inanışına göre de Allah yedi kat göğün üzerinde Arş'ta oturuyor. (Hûd Suresi, ayet 7; Furkan Suresi, ayet 59; Secde Suresi; ayet 4.)

Kur'an'a göre (Şûrâ Suresi, ayet 51) Allah, bir insana ancak vahiy yoluyla, perde arkasından veya bir elçi gönderip emirlerini ona bildirir.

Tevrat'ta Tanrı ile şahıslar (peygamberler dışında Musa'nın kardeşi, kölesi İbrahim'in karısı gibi) karşılıklı konuşuyorlar veya insan şekline girmiş melekler Tanrı'dan haber getiriyor veya Tanrı istediğini rüyada bildiriyor.

Sumer'de Tanrı sadece bir kez duvar arkasından konuşuyor (Bilgelik Tanrısı Enki, Tufanın olacağını, Nuh'un karşılığı olan Ziusudra'ya duvar arkasından söylemiş). Tanrılar insanlara yapacakları işleri rüyalarda bildiriyor. Bunlardan başka fal ve kehanet yoluyla insanlar, Tanrılann isteğini öğreniyorlar.

Tevrat'daki ilahiler, atasözleri ve deyimlerin Sumerlilerden kaynaklandığı anlaşılmaktadır (21). Sumer atasözleri Tufan kahramanı Ziusudra'ya babası Şuruppak tarafından, Tevrat'ta Süleyman'a babası Davud tarafından söyleniyor. Kur'anda ise Lokman tarafından adı verilmeyen oğluna öğüt veriliyor. Lokman'ın kimliği hakkında çok çalışılmış; bazıları onun peygamber olduğunu, bazıları da çok dindar olduğundan Tanrı tarafından uzun ömür verildiğini, yaşamı boyunca bilgisinin arttığını söylüyor. O, 560 yıl yaşamış ve bir adı da Sumerce Ziusudra gibi ölümsüz anlamına gelen Lubad imiş. Arami edebiyatında Ahiqar, Bizans'ta Planudes olarak ortaya çıkıyor. Bunların hepsi Sumer'deki Ziusudra'ya dayanmaktadır (Paul Lunde, Aesop of the Arabe, Aramco, 1974, March-April, s.2).

Sumer'de rüyalar Tanrı bildirisi olarak yorumlanıyor. Bu rüyalardan bazılarının etkisi Tevrat ve Kur'an'da görülmektedir. Bunlardan en ilginci Yakub'un oğlu Yusufun rüyasıdır. Yusuf "Rüyamda tarlanın ortasında demetler bağlıyorduk. Benim demetim kalktı dikildi. Sizin demetiniz onun etrafını kuşatıp benim demetime eğildiler" deyince, kardeşleri "Bu bizim üzerimize kral mı olacak?" dediler. Yusufun ikinci rüyasında güneş, ay ve 11 yıldızın kendisine eğildiklerini söylemesi üzerine, kardeşleri onu öldürmeye karar veriyorlar. (Tekvin 97:7,9.)(22)

Aynı şekilde Sumer Kralı Urzababa'nın yanında çalışan Sargon, gördüğü rüyayı Krala söyleyince, Kral "Benim yerime kral olacak" korkusuyla Sargon'u öldürmek istiyor. (Jerrold S. Cooper, Sargon and Joseph, Dream Come True, Biblical and Related Studies, Presented to Samuel Iwry, Indiana, s.33-35.)

Sumer mabet ve saraylarının yapılışında izlenen yol, bunlar hakkında yazılan ilahilerde belirtilmiş.Yapıya başlamak için önce Tanrının önermesi gerek. Bu da genellikle rüyada bildiriliyor. Bundan sonra yapı malzemesi ve sanatkârlar toplanıyor. Yapıya başlamadan ve bittikten sonra temizlik törenleri yapılıyor. Bu yapıların görkemliliği övülüyor, adanma hikâyesi anlatılıyor. Bazı ilahilerde yapıyı yaptıran Tanrı tarafindan kutsanmak suretiyle ödüllendiriliyor(23). Tevrat'ta da aynı yol izleniyor.

Sumer Tanrı evleri hangi Tanrı için yapılmış ise o Tanrının ve ailesinin heykelleri içine konurdu. Kiliselerdeki İsa ve Meryem'in heykel ve resimleri bu âdetin bir uzantısı.

Sumerlilerde rahibeler tapınaklara Tanrının gelini olarak çeyizleriyle girerlerdi. Bu, Hıristiyanlikta devam etmektedir. Törenlerde Meryem'in heykelinin taşınması, Sumer törenlerinde Tanrı heykellerinin gezdirilmesini yansıtıyor..

Hıristiyanlıkta olduğu gibi Sumer'de de günah çıkaran rahipler vardı, bunlar kırmızı elbise giyerlerdi.

Görülüyor ki; gerek Musevilik, gerek Hristiyanlık, gerekse de İslamiyet'te bulunan çeşitli uygulama ve inançların kökeni Sumer dininden kaynaklanmaktadır. Tüm peygamberler, kendilerinden önce gelen ve kendilerini Tanrı elçisi olarak tanıtan ve böylece saygı ve güvenirlik uyandırmak isteyen peygamberlerin uydurdukları dinlerden şu ya da bu şekilde esinlenerek yeni bir din uydurmuşlardır. "





REFERANSLAR
October 28 2002, 1:39 PM

Referanslar:

1. Muazzez Çığ, "Atatürk and the Beginning of Cuneiform Studies in Turkey", JCS 40/2 s.213, 214, (Atarürk ve Türkiye'de Çiviyazıları Biliminin Başlaması), Erdem, c.6, sa- yı 16, s.286, 287.)

2. Samuel Noah Kramer, Sumerians, Their History, Culture and Character, Chicago, 1965, s.306. Diane Wolkstein ve Samuel Noah Kramer, Inanna queen of Heaven and Earth, Her Stories and Hymns from Sumer, Philadelphia, 1983, s.115. Cyrus Gordon, The Coınnıen Background of Creek and Hebrew Civilization, New York, 1965, s.48.

3. Mebrure Tosun, Sumer Dili ile Türk Dili Arasında Karşılaştırma, Atatürk Konferanslan IV, Ankara, 1973, s.147, 168. Osman Nedim Tuna, Sumer Dili i1e Türk Dillerinin Tarihi İlgisi ve Türk Dilinin Yaşı Meselesi, Ankara, 1989.

4. Hartmut Schmökel, Das Land Sumer, Stuttgart, 1962, s.169.

5. Samuel Noah Kruner, Tarih Sumer de Başlar (History Begins at Sumer ), çev. Muazzez İlmiye Çığ, Ankara, 1990, s.148.

6. Samuel Noah Kruner, Tarih Sumer de Başlar (History Begins at Sumer ), çev. Muazzez İlmiye Çığ, Ankara, 1990, s.225.

7. Samuel Noah Kruner, Tarih Sumer de Başlar (History Begins at Sumer ), çev. Muazzez İlmiye Çığ, Ankara, 1990, s.317-322.

8. Sumerde Astnonomi, Matematik ve Tıp hakkında daha geniş bilgi için: Ord. Pcof. Dr. Aydın Sayıh, Mısırlılarda ve Mezopotamyalılarda Matematik, Astronomi ve Tıp, Ankara 1991.

9. Kazılardan çıkarılan Sumer edebiyatına ait tabletlerin hemen hemen üçte biri İstanbul Arkeoloji müzelerinin zengin Çiviyazılı Belgeler Arşivi'nde bulunmaktadır. Bu yüzyılın özellikle ikinci yarısından sonra, S.N. Kramer, Hatice Kızılyay ve Muazzez Çığ tarafindan yayımlanan bu tabletlerle, Sumer edebiyatına ait yeni konular ortaya çıkmış ve birçok konu da tamamlanabilmiştir. Bunlar hakkında bilgi için, Muazzez İlmiye Çığ, İstanbul Arkeoloji Müzeleri Çiviyazılı Belgeler Arşivinin Sümer Edebiyatına Katkıları, X. Türk Tarih Kongresi, Ankara 1930, s.481-497. Sumer edebiyah hakkında daha geniş bilgi için S.N. Kramer, History Begins at Sumer, (Tarih Sumer'de Başlar), çeviren Muazzez İlmiye Çığ, Ankara, 1990.

10. Bu konuda daha geniş bilgi için, Prof. Dr. B. Landsberger, Sumerlilerin Kültür Sahasındaki Başarıları (Dil ve Tanh Coğrafya Fakültesi dergisi , c.3, s.137)

11. SN. Kramer, The Sumerians, Their History, Cultur and Character, Chigago, 1965, s.143. Sabunu da Sumerliler yapmış ilk kez.

12. Asur'da Tanrı bildirilen genellikle saraya bağlı olanlara geliyor. Böyle bir bildiriyi Asur Kralı Sanharip'in katlinden sonra (İÖ 681) taht kavgaları arasında, onun yerine geçen Asarhiadon (İÖ 680-669) alıyor. Aşk Tanrıçası İştar, bir kadın peygamber yoluyla ona şöyle sesleniyor: "Ben Arbela İştar'ıyım. Ey Asarhadon! Asur Kralı! Asurda, Ninive'da, Kalah ve Arbela'da uzım zamanlara, sonsuz yıllara kadar benim Kralım Asarhadon'u kutsayacağım uzun zamanlara, sonsuz yıllara kadar tahtını göğün altında kurdum. Onu altın bir çivi ile göğe bağladım. Elmasların ışığı ile Asur Kralı Asarhadon'u ışıklandırdım." (Meissner, Babylonien und Assyrien I, Heidelberg, 1925, s.281.)

13. Sumer'deki "Tanrı evi" deyimi, Kur'an'da "Allah'ın mescitleri" (Tevbe Suresi, ayet 17, 18) şeklinde bulunmaktadır. Sumer'de mabet veya saray anlamına gelen "e.gal" kelimesi Tevrat'ta "hegal" olmuştur. Max I. Dimont, Jews, God and History, New York, 1962, s.65'te; "Babil toprağında Yahudiler iki yeni düşünce geliştirdiler, bunlar o zamandan beri insanlığın malı oldu. Kurban için Tanrı evi yerine, dinsel toplantı için sinagoglar yaptılar. Buralarda Tanrı'ya kurban yapmak yerine dua etmeyi koydular. Sinagoglar Hıristiyanlıkta kiliselere, Müslümanlıkta camilere dönüştü. Dua, bu insanlar arasında Tanrı'ya adanan bir sembol haline geldi" şeklinde yazılmaktadır.

14. Sumer dininde Ay kültünün önemli bir yeri vardır. Ayın ilk göründüğü gün, 15 günlük olduğu ve görünmediği günlerde törenler yapılır, hatta bazı yiyecekler yenilmezdi. İslamiyette de oruç ve bayramlar Ayın görünüşüne göre düzenlenmiştir.

15. C.L. Woolley, The Sumerians, New York, 1965, s.102; Hammurabi 146; Tevrat Tekvin bap 21: 8-21; Kur'an'da çeşitli sureler içinde.

16.S.N. Kramer, The Sumerians, s.322. İslamiyetten önce bazı Arap kabileleri anaerkil olup kadınlar birkaç koca alabiliyorlarmış. (Hayrullah Örs, Hazreti Muhammed, İstanbul 1963, s.160, 161.) İslamiyetten sonra da bazı kabileler arasında anaerkil âdetin sürdüğünü oldukça eski bir tarihte Stern mecmuasında, bir Alman kadın yazarın, Arabistan kabileleri arasında yaptığı araştırma hakkındaki yazısında bulunmaktadır. Sumerce metinde taşlanma olarak çevrilen kelime tablette pek belirli olmadığından, yeni araştırmada, anlamsız bırakıldı.

17. Prof. Dr. Mebrure Tosun, Doç. Dr. Kadriye Yavaç, Sumer, Babil ve Asur Kanunları ve Ammi Saduqa Fermanı, Ankara, 1975, s.40, madde 5-7.

18. Bu efsaneye ait bazı satırlar şöyle: Nippur'un güzel kızı Tanrıça Ninlil annesinin önerisi üzerine kendisini Tanrı Enlil'e göstermek üzere suya giriyor.

Saf suda kız yıkandı/Ninlil Nunbirdu kanalının kenannda yürüdü./Büyük dağ baba Enlil gördü onu/Bey kıza "gel yatalım" dedi, kız istemedi/"Benim dölyolum çok ufak birleşmeyi bilemez /Dudaklanm çok küçük öpmeyi bilemez."

Bunun üzenne Enlil, vezirine bir tekne getirtir. Kızla teknede gezerken ona tecavüz.eder. Bu olaya kızan Tanrılar meclisi Enlil'i yakalayarak şöyle derler: "Enlil ahlaksızın biri, defol şehirden."

Böylece Enlil yeraltı dünyasına gönderilir. Ninlil de arkasından gider. O arada Ay Tanrısına gebe kalır. Birçok olaydan sonra ancak yeryüzüne çıkarlar. (Tarih Sumer'de Başlar, s.70-72.)

19. Tarih Sumer'de Başlar, s.87-89.

Sosyal adaletin Tanrıçası Nanşe nin nasıl bir Tanrıça olduğunu ve insanlarda beğenmediği hareketler nelerdir; aşağıdaki dizeler anlatıyor:

Öksüzleri bilen, dulları bilen, /İnsanın insana yaptığı zulmü bilen, /Öksüzlerin annesidir O. /Nanşe dullan koruyan,/Fakirlere haktanır olan,/Sığınanlara kucak açan,/Güçsüzlere barınak bulan kraliçedir o.

Beğenmedikleri:

Kanunsuz yolda gezen,/Geçerli olan gelenekleri aşan, anlaşmalan bozan, /Fena yerlere beğenerek bakan,/Büyük ağırlık ölçüsü yerine küçüğünü koyan,/Uzun ölçü yerine kısasını kullanan,/Kendine ait olmayanı yiyip de "yedim" demeyen/İçip de "içtim" demeyen/Insanlar fena kimseler Tanrıça Nanşe için.

20. Zerdüşt dinindeki cennet cehennem hakkındaki geniş bilgi, Samuel Noah Kramer, Mythologies of Ancient World'de(America, 1961, s.358-360) bulunuyor. Buraya göre, ölünün ruhu üç gün durduktan sonra korkunç Sinvat Köprüsü'nden (Sırat) geçiyor. Adam dünyada iyi işler yapmışsa güzel bir kız onu karşılıyor. İlk adımda cennetin iyi düşüncesine, ikinci adımda iyi sözüne, üçüncüde iyi olaylarına, dördüncüde parlak sonsuz bir ışığa girer. Eğer insan iyi değilse, cesedi bırakmayan ruhu, bir cin Sırat Köprüsü'nden geçirir. Onu fena bir kadın alır; fena söz, fena düşünce, fena olaylardan geçerek fena cinlerle karşılaşır. Diğer bir anlatıya göre de ölüler canlanıp ruhlarıyla birleşiyorlar. Hepsi, içinde kurşun kaynayan bir kazana atılıyor. İyi olanlara bu ılık süt gibi geliyor. Üç gün sonra hepsi oradan çıkarılıyor. Ölümsüzlük içkisi venliyor ve ölümsüz oluyorlar.

21. Robert Coopet, The Inquirer's Text-Book, Being Substance of Thirteen Lectures on the Bible, Boston, Londra, 1846, s.l l l. Bu kitap, Tevrat ve İncil'i kısım kısım eleştiren 13 konferansı kapsıyor. Daha çiviyazıları yeni çözülmeye başladığı ve tabletlerden, hele Sumer'den kimsenin haberi olmadığı bir zamanda yazılmış. Bugün Sumerlilerden geldiğini kanıtladığımız Tevra'taki birçok konunun, lsrailliler tarafından yazılmış olamayacağının ve bunların başka bir dille yazılmış metinlerden alındığının öne sürülmesi çok ilginç ve ileri görüşlülük örneğidir.

Burada, "Tevrat'taki ilk beş kitap Musa tarafından yazılmış olamaz, çünkü o zaman henüz papirüs kullanılmıyor, ancak taşlar üzsrine yazılıyordu" deniyor. Ünlü Yahudi filozofu Spinoza'ya (16. yüzyıl) göre, Yahudiler'in Babil dönüşünden en az yüz yıl sonra bunlar yazılmış olmalıymış. Sayfa 111'de Tevrat'ta bulunan Atasözleri kitabının Kral Süleyman'ın olamayacağı, bunların Yahudilerden başka bir kavme ait deyimler koleksiyonu olduğu, Süleyman'ın adının ona eklendiğini yazıyor R. Cooper. Çünkü "Süleyman ın Meselleri" bölümünde, bap 25'nı ilk satırlarında, "Bunlar Süleyman'ın meselleridir, bunları Yahuda Kralı Hizkia toplayıp yazdırmış" denmektedir. Halbuki bu kral, Süleyman dan 250 yıl sonra yaşamış. Bu kadar aradan sonra, yayım olmadığı halde nasıl bilmişler bunların Süleyman'a ait olduğunu, diyor yazar.

Ayrıca bkz. Hayrullah Örs, Musa ve Yahudilik, İstanbul, 1966, s.241; S.N. Kramer, In the World of Sumer, An Autobiography, Detroit, 1986, s.225.

22. Kur'an'da Yusufun ikinci rüyası yazılı, birincisi yok. (Yusuf Suresi, ayet 4.)

23. Lagaş Kralı Gudea (İÖ 2250) Eninnu mabedinin yapılmasıyla ilgili 1400 satırı kapsayan iki silindir kitabe yazdırtmış. Bunda: Gudea mabedi yapmadan önce bir rüya görüyor. Rüyada, şahsi Tanrısı Ningişzida ufukta güneş gibi doğuyor. Yazı ve okulların koruyucusu Tanrıça Nidaba elinde gökte yazılanları kapsayan bir tablet tutuyor (Levh-i Mahfuz). Mimarlık Tanrısı Nindub da üzerinde yapılacak mabedin planı bulunan mavi taştan bir tableti gösteriyor. (The Sumerians, s.138.) Tevrat Hezekiel 4:1-2'de mabet planına paralel, "Sen de Ademoğlu, kendine bir tuğla al ve onu önüne koy ve üzerine bir şehir çiz, Yeruşalim'i çiz!" deniyor.

28. Kur'an'da yaratılış ile ilgili diğer ayetler:

Tevbe Suresi, ayet 3:

"Şüphesiz ki, sizin Rabbiniz gökleri ve yeri 6 günde yaratan, sonra da işleri idare ederek arşa yerleştirendir."

Hûd Suresi, ayet 7:

"O, arşı su üzerinde iken gökleri ve yeri 6 günde yaratandır."

Furkan Suresi, ayet 59; Secde Suresi, ayet 4: (iki ayet de aynı)

"Gökleri ve yeri ve ikisinin arasındakileri 6 günde yaratan, sonra arşa yerleşen Rahmandır."

Sâffât Suresi, ayet 11:

"Ey Muhammed! Allaha eş koşanlara sor! Kendilerini yaratmak mı daha zordur, yoksa bizim yarattığımız gökleri yaratmak mı? Aslında biz kendilerini özlü çamurdan yaratmışızdır."

Fussilet Sııresi, ayet 9, 11-12:

"Ey Muhammed! Size yeri iki günde yaratanı mı inkâr ediyorsunuz ve ona eş koşuyorsunuz?

"Sonra duman halinde bulunan göğe yöneldi ve ona ve yeryüzüne 'isteyerek veya istemeyerek buyruğuma gelin' dedi . İkisi de 'isteyerek geldik' dediler. Allah bunun üzerine 2 gün içinde 7 gök yarattı ve her göğün işini kendisine bildirdi. Yakın göğü ışıklarla donattık ve bozulmaktan koruduk." (Burada hem Allah, hem üçüncü şahıs konuşuyor!)

Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

Edited by - Scyth on 24/01/2012 13:23:41
Go to Top of Page

Scyth
Angel

429 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 24/01/2012 :  13:01:08  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Bu da oldukca ilginç etimolojik bir açıklama. Gene Sümer rumuzlu kişinin mesajı.


"Yanıtlar !!!!
October 30 2002, 6:56 PM

10. Arz kelimesinin anlamı ve etimolojik kökeni nedir??

Yanıt :Almancada Erde olarak geçer. Eski Yüksek Almancadaki Erda'dan gelir ; İzlanda dilinde Jördh, Dancada Jord. Orta İngilizcede Erthe, Got dilinde(*) Airtha ; ve coğrafi açıdan doğuya ve zamanda geriye doğru gidersek, arami dilinde Ereds veya Aratha , İbranicede Eretz.

Basra Körfezi ağzında yer alan ve günümüzde Umman Denizi dediğimiz deniz, antik çağlarda "Eritre Denizi" denizi diye bilinirdi ve ordu kelimesi bugün bile Farsçada kamp kurma ve yerleşme anlamına gelir Niçin?

Cevap, ilk Anunnaki / Nefilim grubunun Dünya'ya gelişini anlatan Sümer metinlerinde bulunmaktadır. Onlar, Niburu'nun hükümdarı ANU'nun ilkdoğan oğlu ve büyük bilimci olan E.A 'nın ("Evi Su Olan") önderliğinde elli kişiydiler. Umman Denizi'ne indiler ve iklim ılıman hale geldikten sonra Basra Körfezi haline gelecek olan bataklıkların kenarına dek geldiler. Ve bataklıkların başında yeni bir gezegendeki ilk yerleşimlerini kurdular ; adına E.Rİ.DU - "Çok Uzaktaki Ev" - dediler. En uygun isimdi.

Ve böylece, zamanla tamamına yerleşilecek gezegen, bu ilk yerleşimin adıyla bilinir oldu: Erde, Erthe, Earth, Arz. Bugüne dek, gezegenimizin adını her anışımızda, Dünya üstündeki o ilk yerleşimin hatırasını canlandırmış oluruz ; bilmeden, Eridu'yu hatırlar ve onu kuran ilk Anunnaki grubunu ifade ederiz.

(*) Got dili : Doğu Germen (Germanic) dil grubundan Piskopos Wulfila tarafından 4.cü yüzyılda yapılmış bir İncil tercümesiyle tanınan kaybolmuş bir dil.

Bir başka kelime olan "Adem" isminin manasını biliyormusunuz?
"Adem" ismi "Adam" isminden gelir. Bu, Adam aslında bir kişi değildir, harfiyen "Arzlı" demektir, çünki "Adam" kelimesi ; Adamah, "Toprak" ile aynı kökten geldiğinden bu anlama gelir ; yani "Dünyalı" . Ama terim bir kelime oyunudur çünki "kan" anlamına gelen dam, adamın "üretilme" tarzınıda yansıtır.

"İnsan" anlamına gelen Sümer terimi LU'dur. Ama kökü "insan varlığı" değil ; daha ziyade " işçi, hizmetkar" anlamındadır ve "evcilleştirilmiş" olduğu ima edilen hayvan isimlerinin bir parçasıdır. Atra Hasis metininin yazldığı (ve tüm Sami dillerinin dallandığı) dil olan Akkadca, bu yeni yaratılan varlığa LULU terimini atfeder ; Sümercede olduğu gibi "insan" anlamına gelir ama karışım kavramını da aktarmaktadır. LULU kelimesi daha derin manada "karışmış olan" anlamına gelir. Bu durum , Adamın (Adem'in) - hem "Dünyalı" hem de "kandan olan" - yaratılma tarzını da yansıtır."

Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

Edited by - Scyth on 24/01/2012 13:02:37
Go to Top of Page

bozadi
Angel

2346 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 24/01/2012 :  16:01:59  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Sümerler konusu ilginç gerçekten. Kertişlerle doğrudan bağlantıları olmuş gibi görünüyor. Gökten gelen sürüngenimsi tanrılarla ilgili beyanlar var Sümerlerde. Ve her üç büyük dinin Sümer kültürüyle bazı bağlantıları olması da bu bağlamda çok ilginç. Bunu birlikte araştırmak, tartışmak çok güzel olur sevgili Scyth.
Go to Top of Page

Scyth
Angel

429 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 24/01/2012 :  18:37:31  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Hepsini birden incelemektense parça parça gitmek daha iyi olur. Bütüne bakınca gözümde büyüyordu zaten. Üzerine düşünebileceğimiz zaman aralıklarıda yaratmış oluruz; hem.

Tevrat-Yaratılış 5. Bölüm




BÖLÜM 5

Yar.5: 1 Adem soyunun öyküsü: Tanrı insanı yarattığında onu kendine benzer kıldı.

Yar.5: 2 Onları erkek ve dişi olarak yarattı ve kutsadı. Yaratıldıkları gün onlara "İnsan" adını verdi.

Yar.5: 3 Adem 130 yaşındayken kendi suretinde, kendisine benzer bir oğlu oldu. Ona Şit adını verdi.

Yar.5: 4 Şit'in doğumundan sonra Adem 800 yıl daha yaşadı. Başka oğulları, kızları oldu.

Yar.5: 5 Adem toplam 930 yıl yaşadıktan sonra öldü.

Yar.5: 6 Şit 105 yaşındayken oğlu Enoş doğdu.

Yar.5: 7 Enoş'un doğumundan sonra Şit 807 yıl daha yaşadı. Başka oğulları, kızları oldu.

Yar.5: 8 Şit toplam 912 yıl yaşadıktan sonra öldü.

Yar.5: 9 Enoş 90 yaşındayken oğlu Kenan doğdu.

Yar.5: 10 Kenan'ın doğumundan sonra Enoş 815 yıl daha yaşadı. Başka oğulları, kızları oldu.

Yar.5: 11 Enoş toplam 905 yıl yaşadıktan sonra öldü.

Yar.5: 12 Kenan 70 yaşındayken oğlu Mahalalel doğdu.

Yar.5: 13 Mahalalel'in doğumundan sonra Kenan 840 yıl daha yaşadı. Başka oğulları, kızları oldu.

Yar.5: 14 Kenan toplam 910 yıl yaşadıktan sonra öldü.

Yar.5: 15 Mahalalel 65 yaşındayken oğlu Yeret doğdu.

Yar.5: 16 Yeret'in doğumundan sonra Mahalalel 830 yıl daha yaşadı. Başka oğulları, kızları oldu.

Yar.5: 17 Mahalalel toplam 895 yıl yaşadıktan sonra öldü.

Yar.5: 18 Yeret 162 yaşındayken oğlu Hanok doğdu.

Yar.5: 19 Hanok'un doğumundan sonra Yeret 800 yıl daha yaşadı. Başka oğulları, kızları oldu.

Yar.5: 20 Yeret toplam 962 yıl yaşadıktan sonra öldü.

Yar.5: 21 Hanok 65 yaşındayken oğlu Metuşelah doğdu.

Yar.5: 22 Metuşelah'ın doğumundan sonra Hanok 300 yıl Tanrı yolunda yürüdü. Başka oğulları, kızları oldu.

Yar.5: 23 Hanok toplam 365 yıl yaşadı.

Yar.5: 24 Tanrı yolunda yürüdü, sonra ortadan kayboldu; çünkü Tanrı onu yanına almıştı.
(Burası aklımda soru işaretleri oluşturuyor.)
Yar.5: 25 Metuşelah 187 yaşındayken oğlu Lemek doğdu.

Yar.5: 26 Lemek'in doğumundan sonra Metuşelah 782 yıl daha yaşadı. Başka oğulları, kızları oldu.

Yar.5: 27 Metuşelah toplam 969 yıl yaşadıktan sonra öldü.

Yar.5: 28 Lemek 182 yaşındayken bir oğlu oldu.

Yar.5: 29 "RAB'bin lanetlediği bu toprak yüzünden çektiğimiz eziyeti, harcadığımız emeği bu çocuk hafifletip bizi rahatlatacak" diyerek çocuğa Nuh*fh* adını verdi. D Not 5:29 "Nuh": "Rahatlık" anlamına gelir.

Yar.5: 30 Nuh'un doğumundan sonra Lemek 595 yıl daha yaşadı. Başka oğulları, kızları oldu.

Yar.5: 31 Lemek toplam 777 yıl yaşadıktan sonra öldü.

Yar.5: 32 Nuh 500 yıl yaşadıktan sonra Sam, Ham, Yafet adlı oğulları doğdu.

......

Yaratılış 9. Bölümden

Yar.9: 28 Nuh tufandan sonra üç yüz elli yıl daha yaşadı.

Yar.9: 29 Toplam dokuz yüz elli yıl yaşadıktan sonra öldü.




Eğer yukarıda ki bilgileri doğru kabul edersek; Ra Bilgilerinde paralellik gösteren bölümlerle eşleşmelere bakabiliriz.


"SORU: Teşekkür ederim. 75.000 yıl önce üçüncü yoğunluk
derecesi yeni başladığında ve varlıklar ilk kez üçüncü yoğunluk
derecesi varlıkları olarak enkarne olduklarında ortalama
insan ömrü ne kadardı?

RA: Sizin uzay/zaman sürekliliğinizin bu belli bölümünde ortalama
insan ömrü yaklaşık olarak dokuz yüz yıldı.

SORU: Üçüncü yoğunluk derecesi deneyimimizde ilerledikçe,
bu ortalama insan ömrü uzadı mı, kısaldı mı?

RA: Bu yoğunluk derecesinde insan ömrü uzunluğunun özel
bir yeri ve görevi vardır. Bu yoğunluğun dersleriyle uyumlu
bir şekilde geliştikleri takdirde, varlıkların ortalama ömrü
devre boyunca aynı kalacaktı. Ama sizin gezegen küreniz,
ikinci ana devre sırasında, insan ömrünü dramatik bir şekilde
kısaltan bazı titreşimler geliştirdi.

SORU: Bir ana devrenin 25.000 yıl olduğunu kabul edersek,
ilk ana devrenin sonunda ortalama insan ömrü ne kadardı?

RA: İlk ana devrenin sonunda insan ömrü yaklaşık olarak
yedi yüz yıldı."

(Ra Bilgileri 1. Kitap Sayfa. 261,262)



Tevratta ki bilgiler eğer doğruysa. Ademin yaratılışı ve soyunun hikayesi birinci 25.000 yıllık devreye denk geliyor. İlk izlenimim Adem'in ilk insandan ziyade genetiği değiştirilmiş bir tür insan olduğuna yönelik. Yani kendi türünün ilki olabilir.

Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.
Go to Top of Page

Scyth
Angel

429 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 26/01/2012 :  01:16:00  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
"RA: ................................

Sizin "Yehova" dediğiniz Konfederasyonlu bir varlık,
bundan binlerce yıl önce Mu kıtasının batmasından sonra
her tarafa dağılıp Mısır'a ve diğer birçok yere yerleşen bazı
varlıklar arasında genetik "klon yöntemi" yoluyla belirli eğilimleri
başlatmıştı. İşte burada Orion grubu, negatiflik tohumlarını atacak verimli toprağı buldu. Bu tohumlar, her
zaman olduğu gibi seçkin sınıf (elitizm), farklı olanlar, başkalarını
kullanan, yönlendiren ya da köleleştiren kişilerdi.
Yehova adıyla bilinen, bu varlıklara karşı kendini son
derece sorumlu hissediyordu. Ama Orion grubu, insanlarda,
bu elitizmin yaratıcısının Yehova olduğu izlenimini uyandırmayı
başarmıştı. Yehova o zaman oturdu ve sizin deyiminizle
titreşimsel düzenlerinin bir envanterini çıkardı ve sonuçta
daha etkileyici bir ses titreşim bileşimi haline dönüştü.

Bu bileşimde eski Yehova, şimdi adsız bir varlık olarak
ama "O geliyor" anlamını üzerinde taşıyarak, pozitif eğilimli
felsefe üretip göndermeye başladı. Bu yaklaşık olarak bundan
3300 yıl öncesine rastlıyordu. Böylece Mahşer diye bilinen
şeyin en kuvvetli kısmı meydana getirilmiş oldu.

...................


SORU: Demek ki Yehova, hata diyeceğimiz bir olayı (sizin
öyle demediğinizi biliyorum) düzeltmek için, bundan 3300 yıl
önce pozitif bir felsefeyi başlattı. Orion ve Yehova felsefeleri
insanları telepati yoluyla mı etkiliyorlardı, yoksa başka teknikler
mi kullanılıyordu?

RA: İki ayrı teknik daha vardı. Birisini, artık adına Yehova
denmeyen varlık kullanıyordu. Yehova hâlâ, negatif güçlerden
üstün olan bazı varlıkları yetiştirip ortaya çıkarabileceğine
ve bu üstün varlıkların Bir'in Yasası^nı yayabileceklerine
inanıyordu. Onun için de bu varlık, yani, "Yod-Heh-Shin-
Vau-Heh" enkarne olarak insanların arasına geldi. Fiziksel
bedenler vasıtasıyla yapılan normal eşleşme yöntemiyle üreyerek
dünyaya çok daha iri yapıda varlıklar gelmesine neden
oldu. Bunlara Anak'lar deniyordu.

Diğer yöntem ise sizin deyiminizle senaryonun daha
sonraki aşamalarında daha çok kullanılan ve şimdi de sizler
üzerinde çok kullandığımız bir yöntemdir. Bu da düşünce
formları yoluyla, gizemli ya da yüce kavramları telkin etmektir.
Bu görüntülerin bazıları size yabancı gelmeyebilir."

Ra Bilgileri 1. Kitap Sayfa.300,301,302)



Şimdi, http://www.3sutun.com/say2/sumersayfa1.html sayfasından alınan; Nadir Elibol'un hazırladığı bölüme bir gözatalım.


"II
Ve şimdi Profesör Samuel Nauh Kramer ‘in ünlü eseri “Tarih Sümer ‘de Başlar”ı dilimize kazandıran büyük sümerolog Muazzez İlmiye Çığ Hanımefendinin düşüncelerinden ve çevirdiği tabletlerinden bazı özetler sunmaya çalışalım.
Önce Sümerlerin insanlığın ilk yaradılışı ve evren hakkında bilgilerine göz atalım;
Kimin bu evreni yarattığı, nasıl geliştiği araştırılmaksızın “en eski bir ulu deniz ” “Kaos ” olduğunu, ondan öncesine bakmadan ve “ilk neden” ve “hareket eden güç” olarak başlangıcı düşündüklerini, evrenin sonsuzluğunu, bugünkü sayısı ile güneş sistemimizi gözlediklerini, gezegenlerin ilişkilerini, hareketlerini, uzaklıklarını net ve doğru olarak bildiklerini görüyoruz.
Onlar; herhangi bir kanıtlamaya dayanmadan insan gibi, fakat insan üstü ve ölümsüz, bununla beraber ölümlülerin gözüne görünmeyen, çok iyi düzenlenmiş planlara ve evvelce yazılmış kanunlara göre evreni yöneten ve kontrol eden bir gurup Gök‘ten gelmiş canlı yaratıklardan oluşan bir tanrılar âleminin varlığını kabul etmişlerdi. Bu insanlaşmış fakat insanüstü varlıklara, evrenin belirli bir bölümü önceden konulmuş kaide ve kurallara göre idare edilmek üzere bırakılmıştı. Bu yaratıkların her biri ayrı ayrı gök, yer, hava, su, rüzgar, dağlar, tarlalar şehirlerden sorumlu idi ve oraları kontrol ediyordu. Hepsinin başında da onları yöneten tek bir görünmez tanrı vardı, onlara göre.
Böyle düşünüyorlardı, böyle yazıyorlardı. Muhakkak insan gibi olan bu varlıkları bazılarını kendi gözleriyle görmüş olmalılardı ki; bunları tabletlere çizip, yazıyorlardı.
Bu yaratıkların gözetlediğine, nezaret ettiğine, denetlediğine, önderlik ettiklerine inanıyorlardı. Bu insanın yaşam süresine göre ölümsüz gözüken (daha uzun yaşayan) bu yaratıkların en önemlileri yani “kaderleri tayin eden”ler, onlara göre YARATICI YEDİ TANRI idi, diğerleri 50 büyük tanrı ise yaratıcı olmayan idiler. "


Yukarıdaki linkin altıncı bölümünden bir alıntı.




"VI
Enki yine birgün kendi ekmeklerini temin etmekte güçlük çeken dişi tanrıların yakarışları üzerine; ( Bu tablette Louvre Müzesi ndedir)
“Ey oğlum, yatağından kalk. . . bilgini kullan,
Tanrılara iş yapacak yaratıklara şekil ver
Onlar kendilerini iki misli çoğaltsınlar” deyişleriyle Enki;
“Ey annem, ismini vereceğim yaratık oldu,
Onun üzerine tanrıların görüntüsünü koy.
Dipsiz suyun çamurunun özünü karıştır.
O bir insan. . . ”
Enki tekrar çamura şekil verdi, bu kez;
“Elinin yarattığının kaderini kararladım. Ona, yemesi için ekmek verdim,
Benim elimin şekil verdiğinin kaderini kararla ve ona yemek için ekmek ver”
Dedi ve insana soluk verildi.

Bunlar bize bir şeyler hatırlatıyor mu? Ademin çamurdan yapıldığına dair kutsal kitaplardaki sözleri ?
Çamurdan yapılan Adem ile Sümerce ‘de “Tİ ” kaburga anlamına gelen kaburga kemiğinden yapılan dişi Havva ‘nın hikayesine de benziyor değil mi?
TEVRAT YARADILIŞ
2 Bab/7 ‘de “Rab Tanrı Adem ‘i topraktan yarattı ve burnuna yaşam soluğunu üfledi. Böylece Adem yaşayan varlık oldu. ”
2/21 “Rab Tanrı Adem ‘e derin bir uyku verdi, Adem uyurken, Rab tanrı onun kaburga kemiklerinden birini alıp yerini etle kapadı. ”
2/22 “Adem ‘den aldığı kaburga kemiğinden bir kadın yaratarak onu Adem ‘e getirdi. ”
2/23 “Adem , “İşte bu benim kemiklerimden alınmış kemik, etimden alınmış ettir” dedi. O ‘na kadın denilecek, çünkü o adamdan alındı”
3. Bölüm 20 ‘de “Adem karısına Havva adını verdi, çünkü o bütün insanların annesiydi”

Tevrat ‘taki bu “bütün yaşayanların annesi ” Havva ile Adem ‘in konusu, yoksa, Ana Tanrıça Ninhursag ile Enki ‘nin ilişkisinden mi doğdu?
Enki ‘nin hasta organı kaburgasının adı Sümerce ‘de “Tİ” idi. Ninhursag ‘ın kaburgayı iyileştirmesi sırasında;
“Kardeşim neren ağrıyor?
Kaburgam ağrıyor”
Tanrıca Ninti ‘yi (kaburganın hanımı/yaşatan hanım) doğurdum senin için ”
Demesindeki Sümer dilinde, “kaburganın hanımı ” anlamına da gelen, “yaşatan hanım ” anlamından mı gelişmişti.
Yoksa; Tevrat ‘ta “Hayat veren kadın” Havva ‘nın Adem ‘in kaburgasından yaratılmış olması, Kuran ‘da Adem ‘in yaratılıp sonra ona eş olsun diye Havva ‘nın Adem ‘in kaburga kemiğinden yaratılmış olduğu söylemine benzemiyor mu?
NİSA SURESİ 4/1;
“Ey insanlar, sizi bir tek candan Adem ‘den yaratan, o candan da eşini Havva ‘yı yaratan ve ikisinden bir çok erkek ile kadınlar türeten Rabbinizden korkun”
Derken, NİSA yani kadın kelimesini kullanır, aynı kelime NİSA bu kez Tevrat ‘ın Tekvin Bölümü 2 Bab 22. ayetinde;
“ve Rab Allah adamdan aldığı kaburga kemiğinden bir kadın yaptı ve onu adama getirdi . ”
2/23 ‘de; “ve adam dedi, şimdi bu benim kemiklerimden kemik ve etimden ettir; buna NİSA denilecek çünkü o insandan alındı. ” "





"SORU: Benim anladığıma göre, bu 75.000 yıllık devrenin
başlangıcında, burada karmaşık bir varlıklar topluluğu bulunuyordu.
Bir taraftan Dünyada ikinci yoğunluk derecesinde
bulunurken üçüncü yoğunluk derecesine geçen varlıklar, diğer
taraftan da, üçüncü yoğunluk derecesine burada devam
etmek üzere Mars gezegeninden buraya nakledilen başka
varlıklar vardı. Değil mi?

RA: Doğrudur. Unutmayınız ki, bu küreye nakledilmiş olanlar
kendi üçüncü yoğunluk derecelerinin ortalarında bulunuyorlardı.
Onlar için buradaki üçüncü yoğunluk derecesi bir
başlangıçtan çok, kendilerini uydurmaları gereken bir yenilikti.

SORU: O devirde bu yoğunluk derecesinde bulunan varlıkların
yüzde kaçı Mars'tan gelmişti, yüzde kaçı Dünya'nın ikinci
yoğunluk derecesinden hasat edilmişti?

RA: Üçüncü yoğunluk derecesi nüfusunun yaklaşık yarısı Kızıl Gezegen'den gelmişti. Belki dörtte bir kadarı da Dünya'nın
ikinci yoğunluk derecesinden hasat edilmişti. Yaklaşık
olarak dörtte biri de diğer kaynaklardan, üçüncü yoğunluk
çalışmalarını tamamlamak için bu küreyi seçmiş olan
başka gezegenlere ait varlıklardan meydana geliyordu.

SORU: Burada enkarne oldukları zaman, bu üç tip varlık
kaynaşıp toplumlar ya da gruplar oluşturdular mı, yoksa her
biri kendi arasında bir toplum veya grup mu meydana getirdi?

RA: Genellikle birbirlerine karışmadılar."

(Ra Bilgileri 1. Kitap Sayfa.263,264)



"SORU: Yehova'nın Dünya'daki insanlarla nasıl iletişim kurduğunu
söyleyebilir misiniz?

RA: Bu biraz karmaşık bir soru.
İlk iletişim, sizin genetik diyeceğiniz türdendi. İkinci
iletişim, insanların arasına inerek, bilinçte daha ileri genetik
değişiklikler meydana getirilerek yapıldı. Üçüncü iletişim
ise seçilmiş medyumlar aracılığıyla yapılan konuşmalardı.
SORU: Bu genetik değişikliklerin neler olduğunu ve nasıl
meydana getirildiklerini söyleyebilir misiniz?

RA: Bu genetik değişikliklerin bazıları, sizin klon yöntemi*
adını verdiğiniz sürece benzer süreçlerdi. Böylece, bazı varlıklar
Yehova görünümünde enkarne oldular, ikincisi, cinsel
ilişki adını verdiğiniz türde temaslarla, sizin madde aleminizde
zeki enerjinin kullandığı bu doğal üreme yöntemiyle
varlıkların değişikliğe uğratılmalarıydı.

SORU: Bana bu olayda ne yapıldığını daha ayrıntılı olarak
anlatabilir misiniz?

RA: Bu soruya yanıt verdik. Lütfen daha gelişmiş bilgi almak
için yeniden sorunuz.

SORU: Bana Yehova'nın müdahalesinden önceki ve sonraki
cinsel programlama arasındaki farkı anlatabilir misiniz?

RA: Bu soruyu ancak, bu değişikliğin kaynağı ne olursa olsun,
genetik yöntemlerle müdahalenin aynı olduğunu bildirerek
yanıtlayabiliriz.

SORU: Yehova'nın genetik değişiklik yapmakla neyi amaçladığını
söyleyebilir misiniz?

RA: Sizin ölçülerinizle 75.000 yıl önce yapılan bu değişikliğin
tek amacı vardı: Akıl/beden/bileşimine ruhsal bileşimin daha
hızlı olarak gelişip tekâmül etmesini sağlayacak özellikler
katmak.


SORU: Bu özellikler nasıl olup da ruhsal tekâmüle götürüyorlardı?

RA: Yerleştirilen özellikler, tüm fiziksel duyuların gelişmesini,
daha duyarlık kazanmasını içeriyordu. Böylece, yaşanan
deneyimler daha belirginleşip keskinleşecekti. Ayrıca, bu deneyimleri
analiz edebilme yeteneğini geliştirebilmek için zihinsel
bileşim de güçlendirilmişti.

SORU: Yehova bu genetik değişiklikleri ne zaman uyguladı?

RA: Yehova grubu, bundan 75.000 yıl önce sizin Mars adını
verdiğiniz gezegenin varlıklarıyla klon yöntemi çalışmalarını
yaptı. Bazı farklar var, ama bunlar sizin zaman/uzay sürekliliğinizin
geleceğinde bulunuyorlar; dolayısıyla, Karışıklık
Yasası'nın özgür iradesini bozamayacağımız için bunları söyleyemeyiz.

İkinci kez, yaklaşık 3600 yıl önce -bu da Orion grubunun
bu uygarlıkta ortaya çıkıp çalışması ile aynı zamana
rastlıyor- bir dizi temas yapıldı ve ilişki kuruldu; bu arada
Anak adı verilen varlıklara, sizin madde bileşiminizde kullanılan
yöntemlerle yeni genetik kodlar yerleştirildi, böylece
organizmaları daha iri ve daha güçlü olacaktı.

SORU: Neden daha iri ve daha güçlü organizmalara gerek
duydular?

RA: Yehova varlıkları (Yehova görünümündekiler) Bir'in Yasası'nm
idraki için uğraşıyorlardı; bunun için de Bir'in Yasası'nı
anlayabilecek akıl/beden/ruh bileşimleri geliştirmeye
çalıştılar. Bu deney açık bir biçimde başarısızlıkla sonuçlandı,
çünkü istenen sapmalar yaratılamadı. Bunun nedeni de,
Bir'in Yasası'nı özümsemek ve hazmetmek yerine, ortaya çıkmış olan bu toplumsal bileşimi -kendine hizmetin tekniklerinden
biri olan- seçkin sınıf ya da başkalarından farklı ve
üstün olarak kabul etmek eğiliminin çok çekici ve güçlü olmasıydı.


SORU: O halde, bundan sonra Orion grubu bu daha iri beden
bileşimini bir seçkin sınıfı yaratmak ve Bir'in Yasası'nı negatif
anlamda uygulamak için kullandı, öyle mi?

RA: Söylediğiniz tam doğru değil. Yehova varlıkları, ancak
tek tük vakada, bu işlemi Orion grubu ile savaşabilmek amacıyla
uyguladılar.

Ancak Orion grubu bu akıl/beden bileşimini, "bir"liğin
öğrenilmesi/öğretilmesi üzerinde yoğunlaşmak yerine, bir
seçkin sınıf kavramını aşılamak için kullanabildi.

SORU: O halde Yehova bir Konfederasyon üyesi miydi?

RA: Yehova Konfederasyon üyesiydi, ancak yardım çabalarında
yanlışlık yaptı.


SORU: Yani, Yehova'nın iletişimlerinin yardımı olmadı ya da
onun istediği gelişmeyi sağlayamadı, öyle mi?

RA: Bu karşılıklı ilişkinin sonuçlan çok karışıktır. Varlıkların
"birliği kucaklayan titreşimsel özelliklere sahip oldukları
hallerde Yehova'nın yönlendirmeleri çok yararlı oldu.
Ama, varlıkların özgür iradeleriyle seçmiş oldukları titreşim
bileşimleri daha az pozitif bir eğilim taşıdığı hallerde, Orion
grubu ilk kez olarak bu gezegensel bileşimin bilincine ciddi
biçimde saldırma fırsatını bulabildi.

SORU: Orion grubunun bu ciddi saldırıyı yapmasına nasıl
olanak verildiğini anlatabilir misiniz?

RA: Bu son uzun sorunuz olacaktır.
Özellikle güçlü, zeki v.s. olan varlıklar, daha az zeki ve
daha güçsüz olanlardan kendilerini farklı hissetmek gibi negatif
bir eğilime sahiptirler. Bu, başkalarıyla olan "bir"liğin
algılanmasındaki bir çarpıklıktır. Bu çarpıklık da Orion grubunun,
sizin deyiminizle kutsal savaş kavramını yerleştirmesine
olanak sağlamıştır. Bu ciddi biçimde çarpıtılmış bir
algı ve anlayıştır. Bu özellikleri taşıyan ve yok edici, mahvedici
sonuçlar veren pek çok savaş yapıldı."

Ra Bilgileri 1. Kitap Sayfa.242-246)



Bir de Kasyopya Celselerinde konuyla ilgili mesajlara göz atalım.

"30 Eylül 1994. F___ ve Laura
S: (L) Sümer hikayelerindeki Enlil ve Enki, ve Anunaki kimlerdi?
C: Büyük öğretmenler.

S: (L) Bunlar insan mıydı yoksa dünyadışı mıydılar?
C: Dünyadışı.
S: (L) Nereden gelmişlerdi??
C: Kasyopya.

S: (L) İnsan ırkı, kölelik yapmak üzere genetik olarak düzenlendi mi?
C: Evet.
S: (L) Peki bu köleliliğin genetik mühendisleri kimlerdi?
C: Kertenkele varlıkları."



"30 Eylül 1994(Sonradan Eklenmiştir)
S:(L) Anunaki'ler kimdi?
C: Uzaylılar.
S:(L) Nereden geliyorlardı?
C: Zeta Retikuli."



"7 Ekim 1994. F___ ve Laura

S:(L) Yehova kimdi?
C: Kurgu varlık"



"18 Ekim 1994 F___ ve Laura

S: (L) Adem ve Havva, bilgi ağacının meyvelerini yerken kendilerini esaretten kurtaracak bilgiyi elde etmeye mi çalışıyorlardı?
C: Adem ve Havva sembolik.

S: (L) Peki esaret altındalar mıydı ve iyi bir "yılanın" yardımıyla kendilerini özgür kılmaya mı çalışıyorlardı?
C: İyi değil.

S: (L) Kertenkeleler geldiğinde Adem ve Havva birine esir miydiler?
C: Hayır. Özgürdüler. Adem ve Havva'nın sembolik hikkayesi yanlış bilgiye cezbolma hikayesidir. İyi ve kötünün bilgisinin ağacı, odaklanmış, sınırlandırılmış bilgiydi

..............


S: (L) İnsanlar arasında Yılan Kardeşliği'yle işbirliğini başlatan kimdi?
C: Adem ve Havva.

S: (L) Adem ve Havva gerçek insanlar mıydı?
C: Hayır.


S: (L) Bir insan grubu muydu?
C: Cazibeye kapılma değildi, bir düşünce kalıbı değişimiydi.

S: (L) Peki esaret altındalar mıydı ve iyi bir "yılanın" yardımıyla kendilerini özgür kılmaya mı çalışıyorlardı?
C: İyi değil.

S: (L) Kertenkeleler geldiğinde Adem ve Havva birine esir miydiler?
C: Hayır. Özgürdüler. Adem ve Havva'nın sembolik hikkayesi yanlış bilgiye cezbolma hikayesidir. İyi ve kötünün bilgisinin ağacı, odaklanmış, sınırlandırılmış bilgiydi."



"20 Ekim 1994, F___, Laura ve V__
.........

S: Nefilim konusuna geri dönmek istiyorum. Nefilim'in dünayaya asker gücü olarak getirilmiş bir grup hümanoit varlık olduğunu söylemiştiniz, bu doğru mu?
C: Evet.


S: Buraya ne zaman getirildiler?
C: MÖ 9046, referanslardan biri.

S: Bize göre birer devdiler, doğru mu?
C: Evet.

S: İnsanlara Tanrı'nın temsilcileri veya "Oğulları" olarak sunuldular, bu doğru mu?
C: Evet.


S: Bu devlerin boylarının 3.30 m ile 4.20 m arasında olduğunu söylüyorsunuz...
C: Evet.

S: Siz ve eski literatür, bu tanrı oğullarının dünya kadınlarıyla evlendiğini söylüyor, bu doğru mu?
C: Evet.

S: Bunu günümüzdekiyle aynı şekilde, yani cinsel ilişki yoluyla mı yaptılar?
C: Hayır.

S: Nasıl yapıldı?
C: Bir çeşit dölleme.

S: Yani yapay dölleme mi?
C: Yakın.



...........


S: Yahova kimdi?
C: Kertenkele projeksiyonu."






Ra Bilgilerin'de Yehova için konfederasyonlu bir varlık olarak sözedilsede; Kasyopyalılar onun Kertişler tarafından kurgulanmış bir projeksiyon olduğunu söylüyor. Diğer açıdan dikkat çeken nokta ise Yehova'nın adını "Yod-Heh-Shin-
Vau-Heh" olarak neden değiştirme ihtiyacı duyduğudur. Yani Yehova ses bileşimine karşılık gelen varlık ya da varlıklar ile ilgili algılar; Orion ve ya Kertiş etkisi ile yukarıda belirtildiği gibi negatif yönde bir sapmaya ugramıştır. Elitizm ve tanrı-kul kavramlarının insanlara kabul ettirilmesi bunun örnekleridir. Öyle ki hem Yehova'ya karşılık gelen bir Kertiş projeksiyonu hali hazırda mevcut oldığu gibi; bununla beraber "Yod-Heh-Shin-
Vau-Heh" adlı varlıkta söz konusudur.

Metinde ki Kutsal Kitaplara ait olan alıntıların benzerlikleri azımsanayamacak kadar çoktur . Bir zincir halkaları gibi görünen Tevrat,İncil ve Kuran aslında aynı köke, Sümer inancına dayanır. Ta başından beri Orion-Kertiş etkisi altında ki kaynakların içinde korku,kıyamet tellalığı,elitizm ve tahakküm etkisi ziyadesiyle fazladır. Her bir kitabın içinde ki bilgiler bütünüyle böyledir denemez; fakat bu miktar azımsanamayacak kadar fazladır. Konunun daha derinine nüfuz ettikçe ve farklı kitaplarda ki ayetleri ele aldıkça bu gerçeğin daha fazla anlaşılır bir temele sahip olduğunu görebileceğimizi umut ediyorum.

Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

Edited by - Scyth on 30/01/2012 05:53:19
Go to Top of Page
  Önceki Konu Mesaj Sonraki Konu  
 Yeni Konu Aç  Konuya Cevap Ver
Forum Seç:
Başkalarına Hizmet Forumu © Kasyopya celselerini ve diğer mesajları farklı ortamlara kopyalamadan önce lütfen izin isteyin: baskalarinahizmet@gmail.com Yukarıya git
Snitz Forums 2000

Design by Sizinsayfaniz.com

This page was generated in 0,28 seconds.